31 Aralık 2011 Cumartesi

Ay yarışına Çin de katılıyor!

Cnnturk.com'un haberine göre, bundan 40 yıl önce o soğuk, gri toprağa bir insan ayak basmış ve "Bu benim için küçük, insanlık için büyük bir adım" demişti. Aradan geçen bunca yılın ardından şimdi de Çin, Ay yüzeyine adımını atmaya hazırlanıyor.

Çin Ulusal Uzay Ajansı'nın en büyük amacı ve umudu bu. 1972'nin Aralık ayında Apollo 17'den inip toprağa ayak basan Eugene Cernan'dan bu yana Dünya'nın uydusu Ay'a ayak basan olmadı. Soğuk Savaş'ın da etkisiyle ABD'li ve Rus uzay araçları tarafından özel muamele gören Ay'a olan ilgi 1976'da gönderilen Luna 24'ün ardından azaldı. Çin bu hedefini 5 yıl içinde gerçekleştirmeyi planlıyor.

Üstelik amaç sadece Ay'a gitmek değil, Ay'a insan göndermek. Ancak Çinliler bu işin 5 yıl içinde yapılamayacağının da farkındalar. Açıklanan plan bu olsa da Çin Ulusal Uzay Yönetimi'ne göre bu hedef 2025 yılında gerçekleştirilebilir. Modern iletişim teknolojileriyle artık Ay'a gitmeden de Ay'ın yüzeyini görebiliyor, hatta gezebiliyorken Çin'in Ay'a gitme hevesinin ne kadar faydalı olabileceğini ise zaman gösterecek.

 Ay seyahatleri 
 Sovyetler Birliği'nin Luna programı Ay yüzüne insansız uzay araçları ile ulaşmayı başaran ilk program olmuştur. Yerçekimini yenip Ay'ın yanından geçmeyi başarabilen ilk insan yapımı nesne Luna 1 uzay sondası olmuştur. 1959 yılında Ay yüzüne çarpan ilk insan yapımı nesne Luna 2, ve Ay'ın öteki yüzünün fotoğraflarını çeken ilk uydu da Luna 3 olmuştur.

 1966 yılında Ay yüzeyine başarılı bir yumuşak iniş yapan ilk uzay aracı Luna 9 ve Ay yörüngesine giren ilk uzay aracı da Luna 10 olmuştur. Ay yüzeyinden örnekler üç Luna uçuşu (Luna 16, Luna 20, ve Luna 24) ile Apollo 11'den Apollo 17'ye kadar (Apollo 13 hariç) Apollo görevleri ile Dünya'ya getirilmiştir. Ay yüzeyine 1969 yılında ilk insanların inmesi, uzay yarışının doruk noktasını oluşturmuştur. Neil Armstrong, ABD uçuşu Apollo 11'in komutanı olarak Ay'da yürüyen ilk insan oldu. Ay'da ilk adımını 21 Temmuz 1969 tarihinde saat 02:56'da (UTC) attı. 1960'ların başında özellikle yüzel erime kimyası ve atmosfere yeniden giriş konularında olduğu gibi önemli teknolojik gelişmeler; Ay yüzeyine iniş ve geri dönüşü mümkün kılmıştır.

Apollo uçuşlarının tamamında bilimsel ölçüm aletleri, Ay yüzeyine yerleştirildi. Uzun süreli ALSEP (İngilizce: Apollo lunar surface experiment package - Apollo ay yüzeyi deney paketi) istasyonları Apollo 12, 14, 15, 16, ve 17 iniş sahalarına yerleştirildi. Apollo 11 uçuşuyla EASEP (İngilizce: Early Apollo Scientific Experiments Package - Erken Apollo bilimsel deney paketi) adı verilen geçici istasyon yerleştirilmiştir. ALSEP istasyonlarında ısı akış sondaları, sismometreler, manyetometreler, ve küp köşeli retroreflektörler bulunmaktaydı. Bütçe sorunları sebebiyle 30 Eylül 1977'de Dünya'ya bilgi iletimi kesilmiştir.

14 Aralık 1972'de Apollo 17 uçuşunun bir parçası olarak Ay üzerinde yürüyen Eugene Cernan'dan beri başka bir insan Ay üzerinde yürümemiştir. 1960'ların ortasından 1970'lerin ortasına kadar Ay yüzüne ulaşan yaklaşık 65 farklı uçuş görevi yapılmıştır. Bunların sonuncusu, 1976 yılındaki Luna 24'tür. Bunları yalnızca 18'i kontrollü olarak Ay yüzeyine inmiş, dokuzu geriye dönerek ay taşı örnekleri getirmiştir. Daha sonra ise Sovyetler Birliği, Venüs ve uzay istasyonlarına ilgisini çevirirken ABD, Mars ve ötesi ile ilgilenmeye başladı.

'Deniz Feneri'nde bir hırsıza daha tahliye

Almanya’da devam eden “Deniz Feneri e.V.” davasından "şartlı tahliye" haberi geldi. Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre; davanın bir numaralı sanığı Mehmet Gürhan serbest bırakıldı. 29 Aralık’ta Frankfurt’taki evine giden Gürhan’ın daha önce de Noel tatili nedeniyle üç gün izinli olduğu öğrenildi. Mehmet Gürhan, Deniz Feneri için toplanan 41 milyon 423 bin Euro’yu amaç dışı kullanmak ve dolandırıcılık yapmak suçuyla Frankfurt Bölge Mahkemesi tarafından 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

BirGün gazetesinde Stalin tartışması

BirGün gazetesinde Pazar günleri keyifle okunacak ve bakılacak bir yazı dizisi yayınlanıyor: “Pullarla Sosyalizm Tarihi.”

Yazı dizisi Lenin ile başladı Stalin ile devam etti. Lenin gibi Stalin’in de fotoğrafı bulunan pullardan örnekler verildi.(18.12.2011/BirGün)

Ve bu arada Stalin’in özgeçmişinden de kısaca bahsedildi. Bu değerli çalışmayı/ yazı dizisini yapan Hasan Gürelliler’e eleştiri aynı gazeteden geldi. Tarık Günersel aynen şöyle diyordu: “Stalin ile ilgili yazıyı okuyunca dehşete kapıldım. Milyonlarca insanın ölümünden birinci derece sorumlu oluşuna değinilmiyordu. Benim için şaşırtıcı bir aklama ve güzelleme yazısıydı. Stalin’in cinayetleri suskunlukla geçiştirilemez.

O tür bir özetlemeyi vahim buluyor ve kınıyorum.”(21.12.2011/BirGün) Günersel herhalde “köşedaşı” Gürelliler’in ya da BirGün’ün özeleştiri yapmasını bekliyordur! Ortodoks kilise pratiğinden sosyalistlere de siyaret eden özeleştiri mekanizmasından çok mutlu oluyoruz. “Özeleştiri yapsın, özeleştiri yapsın...” Niye ise? Kuşkusuz Stalin bir dünyalıdır ve her dünyalı gibi hatasız değildir. Eleştirilmelidir de. Ve fakat bu her Stalin adı geçtiği bir olayda (örneğin pullarda Stalin) bile ayakları yere vurup zıplayarak “bu aklamadır, bu güzellemedir” demenin mantığı nedir?

Ne yani, biz de mi soğuk savaş dönemindeki CIA ağzıyla yazıp-konuşmalıyız! Geçmişi tarih olarak yazabilmek için yazıcının anın tüm etkilerinden baskısından kurtulması şarttır.

“Robespierre terörist; Stalin tarihin tanıdığı en acımasız cani” öyle mi? Kimin ağzı bu? Devrimlerin günah keçileri hep olur. Her başarısızlığı hata ya da mahkum görme eğilimi hep vardır! Kansız bir devrimi kim istemez; keşke. Ve sonra “şiddet” kavramını/olgusunu da tartışmamız gerekmez mi?

Yoksa biri çıkıp, “Dev-Yol’un da elinde silah vardı” demez mi? O silah niye vardı, bunu analiz etmeyecek miyiz? Dev-Yol’cu “koybolculuk” için eline silah almadı herhalde. Böylesine kolaycılıklar insanı çok rahatlatıyor sanıyorum. Biz Stalin’i; Svetlana Alliluyeva’nın yazdıklarından öğrenecek değiliz, bu çok yüzeysel olmaz mı?

Ya da S.Courtois, N.Werth, J. L. Panne, A. Paczkowski, K.Bartosek, J.L. Margolin gibi CIA güdümlü isimlerden öğrenecek değiliz. Hâlâ mı Soljenitsin demogojileri, “Gulag Takım Adaları” mı? Tamam anladık. Ama: her daim geçmişimizi yerin dibine sokan, insanın başını kaldıramayacak kadar onursuzlaştıran kabalıklardan bıktık. Nerede bir “devrim” adı geçse, hemen saldırıya uğramaktan yorulduk.

“Pullarla Sosyalizm Tarihi” dizisinde minik bir Stalin portresine bile bu derece öfkeyi anlamak zor. Aslında anlıyoruz: Tarık Günersel aynı yazısında Vzclau Havel’e methiyeler düzüyor! Günersel “kadife devrim” taraftarı... Stalin cani, Soljenitsin, Kundera, Havel kahraman!!! Herhalde Ufuk Uras giderken arkasında bazı arkadaşlarını unutmuş görünüyor...

Camila bir bakanı daha devirdi

Şili’de Camila Vallejo isimli öğrencinin liderliğini yaptığı protesto eylemleri nedeniyle beş ayda ikinci eğitim bakanı istifa etti. Hükümet sözcüsü Andres Chadwick, eğitim bakanı Felipe Bulnes'in "kişisel nedenlerden ötürü" istifasını sunduğunu söyledi. Atanmayan öğretmenlere Bakan’dan uyarı: Kaşımayın!

Chadwick, tarım bakanı Jose Antonio Galilea'nın da aynı nedenlerle görevinden istifa ettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Sebastian Pinera da istifaları kabul etti ve eski bakanlarına "gösterdikleri üstün çalışma gayreti" için teşekkür etti.

 Bulnes'ten önceki eğitim bakanı Joaquin Lavin de reform taleplerinin merkezindeki eğitim sektöründe, özel bir üniversite ile mali ilişkilerinden dolayı öğrenci hareketi tarafından meşruiyetinin sorgulanması üzerine temmuz ayında istifa etmişti. Şili'de eğitim bakanları, mayıs ayından beri iki aşamalı sistemin ve özel sektör ile devlet arasındaki büyük uçurumun ortadan kalkması için derin bir eğitim reformu isteyen üniversite öğrencileri, eğitimciler ve lise öğrencilerinin yoğun mücadelesiyle karşı karşıya kalmıştı.

 Ülkede, her seferinde 100 bin kişiyi bulan 40'dan fazla gösteride, ekonomik büyümeye rağmen orta sınıfın sosyal memnuniyetsizliği 1990'da demokrasinin dönüşünden beri görülmeyen bir şekilde dile getirildi. İstifa eden Bulnes, ekim ayında ölü doğan diyalogda öğrenci liderlerinin muhatabıydı.

Bu temaslarda, öğrencilerin istediği eğitim bütçesindeki artış, parlamentoda da onaylandı. Ancak Şilili uzmanlar, Bulnes'in öğrencilerle görüşmek ve pazarlık yapmak için hükümetin kendisine yeterli manevra alanı bırakmadığından dolayı istifa ettiğini belirtiyor. Coğrafya okuyan kız öğrenci Camila Vallejo, ülkede öğrenci eylemlerinin simgesi haline geldi.

25 Aralık 2011 Pazar

Sosyalist basın susturulamaz!


20 Aralık 2011 Salı

Gazete baskınlarına tepki

Bu sabah saatlerinde DİHA ve Özgür Gündem’e yapılan baskınlar ve BirGün, Evrensel, ETHA, AFP ve Vatan gazetesi muhabirlerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda gazetecinin gözaltına alınmasının ardından Özgür Gündem önünde gazetecilerden bir destek açıklaması yapıldı.
Dicle Haber Ajansı ve Özgür Gündem’e yapılan baskınların gazetecilerden Özgür Gündem önünde destek açıklaması yapıldı. Gazeteciler bu akşam saat 19.30’da Taksim Tramvay durağında bir araya gelecek ve operasyonlara tepkilerini dile getirecek.
“İşareti Beşir Atalay verdi”
Özgür Gündem’in önünde yapılan basın açıklamasını okuyan ETHA muhabiri Derya Okatan, Başbakan yardımcısı Beşir Atalay’ın ‘KCK operasyonları koordinasyon içinde tartışılmış, kararlaştırılmış, planlanmış ve yürütülüyor’ açıklamasının yapılan baskınların siyasi iktidar eliyle olduğunun kanıtı olduğunu söyledi.
Atalay’ın sözlerinin ardından sabah saatlerinde Dicle Haber Ajansı’nın 8 bürosu, ajans çalışanlarının evleri, Özgür Gündem Gazetesi, Etik Ajans ve Gün Matbaası ile Etkin Haber Ajansı editörünün evi polis tarafından basıldığını belirten Okatan, AKP hükümetinin Türkiye’de cezaevlerinde bulunan 66 gazeteci ile yetinmediğini dile getirdi. Özgür basına yönelik operasyonların son bulmasını isteyen Okatan, gözaltına alınan ve tutuklu bulunan gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep etti.
“Özgür Gündem’in başına gelmeyen kalmadı”
Özgür Gündem gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Avukat Eren Keskin, Özgür Gündem’in ilk çıktığı günden bu yana çok fazla baskıyla karşılaştığını dile getirdi. 90’lı yıllarda gazetenin avukatlığını yaptığını belirten Keskin, 20 yıldır gazetenin başına gelmeyenin kalmadığını, gazetenin bombalandığını, kapatıldığını, yazarlarının katledildiğini, küçücük dağıtımcılarının öldürüldüğünü ifade etti. KCK adıyla yapılan baskınların en açık göstergesinin bu operasyon olduğunu belirten Keskin, kimi basın kurumlarının KCK operasyonu şeklinde haber yapmasını protesto ederek, operasyonun basına yönelik olarak planlandığını dile getirdi. Hepimiz KCK’liyiz diyen Keskin, operasyonun Kürt halkını hedef aldığını ancak gazetenin yayınına devam edeceğini söyledi.
“AKP kendine dikensi gül bahçesi yaratmak istiyor”
Keskin’in ardından destek açıklaması yapan Alper Taş, sözün bittiği bir evrede olunduğunu söyledi. Operasyonun haber alma hakkına dönük olduğunu belirten Taş, AKP hükümetinin bu terörist saldırılara son vermesi gerektiğini dile getirdi. AKP’nin kendisi için dikensiz gül bahçesi istediğini belirten Taş, Özgür Gündem’in halkların bir arada yaşamını savunduğunu, demokratik çözüm istediğini bununla sınırlı kalmayarak işçilerin ve emekçilerin eylemlerini diğer birçok basın kuruluşundan farklı olarak sayfalarına taşıdığını ve baskın nedenin de bunlar olduğunu söyledi.
"Süpriz olmadı"
BDP Eşbaşkan Yardımcısı Filiz Koçali ise, operasyonun kendisi için sürpriz olmadığını dile getirdi. KCK adıyla yapılan operasyonları 2007 yılından beri takip ettiğini belirten Koçali, 2007 yılında savcılığın dışarı bir haber sızdırarak sıra Belediye Başkanlarında dediğini, daha sonra dışarıya yine haber sızdırılarak sıra avukatlarda denildiğini ve avukatların davaları sırasında yine dışarıya haber sızdırılarak sıra gazetecilerde denildiğini söyledi. Bu adımların hepsinin teker teker atıldığını vurgulayan Koçali, operasyonların AKP ve Başbakan tarafından organize edildiğini bunun da yetkililer tarafından saklanmadan açık açık söylendiğini dile getirdi.
Türkali’nin ardından DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün ve Atılım Gazetesi yazarı İbrahim Çiçek de operasyonlara tepkilerini ifade ettiler.
Birçok gazeteden destek geldi
DİHA ve Özgür Gündem’e yapılan baskınlar ve BirGün, Evrensel, ETHA ve Vatan gazetesi muhabirlerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda gazetecinin gözaltına alınmasının ardından Özgür Gündem önünde yapılan açıklamaya birçok basın kurumundan da destek geldi. Basın açıklamasına sendika.org, ETHA, Evrensel, BirGün, Atılım ve Bianet gibi basın kurumları destek sunarken, soL Haber Portalı adına Yayın Kurulu üyeleri Yiğit Günay, Emre Deveci ve soL çalışanları da açıklamada yer aldı.
Bu akşam eylem var
Bu arada ‘Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları’ grubu adına basın açıklamasına katılan gazeteci Gülşah Karadağ, bu akşam saat 19.30’da çok sayıda gazetecinin katılacağı büyük bir eylem yapılacağını duyurdu. Buna göre gazeteciler bu akşam saat 19.30’da Taksim Tramvay durağı önünde bir araya gelecek ve yapılan operasyonu protesto edecek.

KCK'da bu defa basına operasyon

Sabaha karşı KCK adı altında yürütülen operasyonlar kapsamında Özgür Gündem, DİHA, ANF, BirGün, Evrensel, Vatan ve AFP'den gazeteciler gözaltına alındı. Çok sayıda noktada baskın ve arama yapılıyor.
Sabaha karşı yapılan operasyonlarda Dicle Haber Ajansı ve Özgür Gündem büroları basıldı. İstanbul başta olmak üzere 7 ayrı ilde düzenlenen operasyonda 35 kişi gözaltına alındı. Operasyon kapsamında sabaha karşı 5.45’de evler basıldı. Çoğunluğu DİHA muhabirleri olmak üzere, ETHA, Özgür Gündem, BirGün ve Evrensel gazetesi çalışanları arasında da gözaltına alınanlar var.
DİHA'ya baskın
Yapılan operasyonda Etha editörü Arzu Demir gözaltına alınırken DİHA büroları ve muhabirlerinin evleri basıldı.
DİHA İstanbul Haber Müdürü Fatma Koçak ve DİHA muhabiri Çağdaş Kaplan gözaltına alındı. DİHA muhabiri Çağdaş Kaplan, aynı zamanda BDP Milletvekili Hasip Kaplan'ın da yeğeni.
Polisin avukatları beklemeden başlattığı Arzu Demir'in evindeki arama halen devam ediyor. Aramada, özellikle Kürtlerle ilgili kitaplar, bilgisayar sabit disk ve fotoğraf makinası hafıza kartlarına el konulduğu öğrenildi.
BirGün muhabiri gözaltında, DİHA muhabiri Van'daki çadırından alındı
Bu arada BirGün ve ANF muhabiri Zeynep Kuray ve BirGün'ün kadrolu çalışanı Ömer Çelik'de gözaltına alındı.
DİHA Urfa muhabiri Sadık Topaloğlu da gözaltına alınarak İstanbul'a getirildi.
Dicle Haber Ajansı'nın Van, Diyarbakır, İstanbul, Ankara, Adana ve İzmir'deki büroları ve çalışanlarının kaldığı evleri de bastı. Van'da DİHA muhabiri Evrim Kepenek gözaltında alındı.
AFP fotomuhabiri ve Vatan ve Evrensel muhabirleri de gözaltına alınanlar arasında
AFP'nin deneyimli fotomuhabiri Mustafa Özer'in de evinin basıldığı iddia ediliyor. Vatan gazetesinden Çağdaş Ulus'un da gözaltında olduğu belirtiliyor.
Bu arada Evrensel gazetesi muhabiri ve yazarı Hüseyin Deniz'de gözaltına alındı.
ÇGD operasyonu kınadı
Çağdaş Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu baskınların ardından yaptığı açıklamada, Dicle Haber Ajansı’nın bürolarının basılmasını, Ankara Büro Temsilcisi ve ÇGD üyesi Kenan Kırkaya’nın gözaltına alınmasını kınadı. Gazeteciler ve basın kuruluşlarının üzerindeki baskıların ve saldırıların, korku ve ağır oto sansür iklimini arttırdığının belirtildiği açıklamada şöyle denildi: "ÇGD olarak medya kuruluşuları ve gazeteciler üzerindeki bu baskı ve gözaltıların sona erdirilmesini gazeteci arkadaşımız Kenan Kırkaya ve gözaltına alınan tüm meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Özellikle basın kuruluşlarını ve yazarları bu haksızlığa ve baskılara karşı tepki vermeye davet ediyoruz.”
Adana Bürosunda bütün basın araçlarına el konuldu
DİHA'nın bütün bürolarına yapılan baskınlardan biri de Adana bürosuna gerçekleştirildi. Adana'da yapılan baskında ajansın haber yapabileceği bütün araçlara el konuldu. Büroda bulunan bilgisayarların hard disklerine, fotoğraf makinesi ve kameraların hafıza kartlarına ve haber görüntülerinin yer aldığı 60 adet kamera kasetini polis tarafından alınırken büroda gözaltı yaşanmadı.
"Türkiye utanç ülkesiydi ortaçağ ülkesi oldu"
Birçok basın bürosuna ve gazeteye baskın yapılmasının ardından görüşlerini aldığımız Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi şunları dile getirdi: "Operasyonların sorumlusu siyasi iktidardır. Türkiye bu utanç tablosundan kurtulsun. Türkiye utanç ülkesiydi, karanlık ortaçağ ülkesine döndü. Arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Kanunlarda acil olarak değişiklikler yapılmalı, TMK kaldırılmalıdır. Dünyanın hiçbir yerinde gazeteler, televizyonlar, ajanslar terör örgütü yuvası olarak değerlendirilmez. Bu terör örgütü denen topluluklar nasıl bir örgütlermiş ki, sadece gazetecilik mesleği içerisine elemanlarını yerleştirmişler! Yargılanan tümüyle gazetecilik faaliyetidir. Arkadaşlarımız herhangi bir örgüt eylemi sırasında karargahta yakalanan kişiler de değildir. İşyerlerinde, evlerinde terör örgütü faaliyeti değil gazetecilik faaliyeti yapılır. Oralardan toplananların delil olması Türkiye’ye mahsus bir durumdur, kabul edilemez. Arkadaşlarımıza şahidiz, kefiliz meslek faaliyetlerinden ötürü yargılandıklarına tanıklık ediyoruz. Konuyu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun gündemine aldık. Yakın zamanda kitlesel bir eylem gerçekleştireceğiz."
Gözaltına alınan gazeteci sayısı artıyor
Şu ana kadar gözaltına alınan gazetecilerin isimleri şöyle: Diyarbakır DİHA Haber Müdürü Ramazan Tekgöz, DİHA Yazıişleri Müdürü Fatma Koçak, DİHA muhabirleri Kenan Kırkaya, Sadık Topaloğlu, Semiha Alankuş, Evrim Kepenek, Çağdaş Kaplan, Ömer Çelik, DİHA'nın muhasebecisi Zuhal Tekiner, gazeteci Zeynep Kuray, Özgür Halk ve Demokratik Modernite dergisinin yayın kurulu üyesi Nahide Ermiş, derginin çalışanı Berxwedan Yaruk, Çiğdem Aslan, Cihan Albay ve Gün Matbaası çalışanları Hamza Sümeli, Fırat Dağıtım çalışanı Ertuş Bozkurt, Fırat Dağıtımın eski çalışanı Şeref Sümeli, Evrensel gazetesi yazarı ve muhabiri Hüseyin Deniz, Vatan gazetesi istihbarat muhabiri Çağdaş Ulus, gazeteciler İsmail Yıldız, Sevinç Tuncelli, Dilek Demirel.
Polis baskınlarının İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı'nın talimatıyla gerçekleştiği öğrenildi.

Rus komünistleri Putin karşısında en güçlü rakip

Rusya Federasyonu Komünist Partisi lideri Gennadi Züganov, Mart'ta düzenlenecek devlet başkanlığı seçimlerinde aday olacağını açıkladı. Anketler, Züganov ile Putin arasında büyük oy farkı olmadığını gösteriyor.
Rusya'da hileli geçtiği iddia edilen seçimlerin ardından Putin'in partisinin beklenenin altında oy almasıyla birlikte devlet başkanlığı seçimleri, tartışmaların odağına oturdu. Pazar günü Moskova'da Kremlin'in önündeki meydanda düzenlenen mitingde Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) lideri Gennadi Züganov, başkanlık için adaylığını açıkladı.
Devlet başkanlığı seçimleri Mart ayında yapılacak. Oylamada adaylardan biri oyların yüzde 50'sinden fazlasını alamaması durumunda seçimler ikinci tura kalacak.
VTsIOM tarafından yapılan son anket, Putin'in oylarını yüzde 42 civarında gösteriyor. Bu oran, Putin ile Züganov arasında yakın bir rekabet olabileceğine işaret ediyor. Putin 2000 yılındaki seçimde yüzde 53 oy almıştı.
Züganov, mitingde yaptığı konuşmada adaylığını açıklayarak, devlet başkanı olarak seçilmesi durumunda bu ay düzenlenen genel seçimleri iptal edeceğini ve ülkeyi yeniden seçimlere götüreceğini ilan etti. Hemen her kesim, seçimlerin hileli geçtiğinde hemfikir. Başbakan Vladimir Putin'in sözcüsü Dimitriy Peskov dahi, konuyla ilgili açıklamasında hile olmadığını savunmadı, hilenin "binde 5'i geçmeyeceği, yani sonuçları etkilemeyeceği" tahmininde bulundu. soL'un Rusya uzmanı yazarı Kıvılcım Çağla, Putin'in partisi Birleşik Rusya'nın yüzde 50'ye yakın, RFKP'nin ise yüzde 20 civarında oy aldığı seçimlerde gerçekte iki partinin de yüzde 30 civarında oy aldığı tahmininde bulunmuştu.
Tartışmalı çıkışlarıyla tanınan Züganov, Cumartesi günü düzenlenen RFKP kongresinde delegelerin kendisinin adaylığını onaylamasının ardından yaptığı konuşmada "Karmaşık ve zorlu kişiliğim nedeniyle bazı kongre katılımcılarının bana oy vermelerinin zor olmasını anlıyorum. Durumu anladığınız için sizlere teşekkür ediyorum. Ekibimiz, partimiz, programımız ve sevgili Rusyamız için oyunuzu verdiğinize inanıyorum" dedi.
67 yaşındaki Züganov, dördüncü defa başkanlık için yarışacak. 1996, 2000 ve 2008'deki seçimlerde Züganov sandıktan ikinci çıkmıştı. Züganov'un partisi devrimci bir komünist partisi niteliğini pek taşımasa da, uluslararası komünist hareketle sağlıklı ilişkiler yürütmeyi ve küresel meselelerde anti-emperyalist tavır almayı sürdürüyor.
Liberallerin adayının ilk hedefi kapitalist baronu hapisten çıkarmak
Liberal parti Yabloko'nun kurucusu Grigori Yavlinskiy de seçimlerde aday olacağını açıkladı. Yavlinskiy'in seçim programında, başka vaatlerin yanı sıra, Soros'çu kimliği ve tam bir batı işbirlikçisi olmasıyla tanınan ve hapiste bulunan Mihail Kodorovskiy'i hapisten çıkarmak da bulunuyor.
Seçimlerde aday olabilmek için, temsil edilen partinin kongresinden onay almak ve Rusya genelinde 2 milyon imza toplamak gerekiyor. Bu kurallar gereği aşırı milliyetçi Diğer Rusya partisi lideri Edvard Limonov'un adaylığı, Merkezi Seçim Komisyonu tarafından kabul görmüyor. Limonov, bu kararın meşru olmadığını savunuyor.

Dünyanın en büyüğü TRT!


Elektrik faturalarından TRT'ye sadece 2011 yılında 551 milyon TL aktarıldığı dün Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından açıklanmıştı. Dünyanın her yerinde yayın yapan ve hemen her ülkede muhabirleri olan BBC'ye bile kamudan ayrılan kaynak 225 milyon dolar.
Vatan gazetesinde Dünyanın en büyük televizyonu! başlığıyla yer alan haber şöyle:
TRT'nin 2010 yılında elektrik faturalarından aldığı para tam 551 milyon lira oldu. Bu rakam, elektrik faturalarını belki de en çok ilgilendiren bakanlık olan Enerji Bakanlığı'nın 2011 yılı bütçesinden daha fazla.
Cumhurbaşkanlığı, Danıştay, Sayıştay, RTÜK gibi kurumların toplam bütçeleri dahi TRT'nin gelirine yetişemiyor. TRT'nin gelirini elde eden özel televizyon kanalı yok. Rakam dünyanın dört bir yanında yayın yapan BBC'nin dahi üzerinde.
2012 yılı bütçe görüşmeleri sırasında sorular soruya yanıt veren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2010 yılında TRT'nin elektrik faturalarından elde ettiği gelirin 550 milyon lira olduğunu açıkladı. 2010 yılının kuruyla ortalama 366 milyon dolara denk gelen bu rakam, dünyanın en büyük yayın bütçelerinden birini oluşturdu.
Aynı dönemde İngiltere'nin bütün dünyada yayın yapan ünlü kuruluşu BBC'nin kamu bütçesinden aldığı pay sadece 225 milyon dolar oldu.
Gazeteport'un haberine göre, TRT'nin aldığı paranın büyüklüğünü değerlendirmek için 2011 yılı Merkezi Bütçe rakamlarına bakmak da yeterli. TRT'nin elektrik faturalarından yapılan kesintilerden dolayı 2010 yılında aldığı 551 milyon liralık pay (2011 rakamı henüz netleşmedi), elektriği sağlayan Enerji Bakanlığı'nın kendi bütçesinin dahi üzerinde. 2011 Merkezi Bütçe rakamlarına göre, bütçeden Enerji Bakanlığı'na ayrılan pay 451 milyon 760 lira. Yani TRT'nin elektrik faturalarından tahsil ettiği rakamın tam 100 milyon lira altında.
Hepsi TRT etmiyor
TRT'nin elde ettiği gelir, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay'ın elde edeceği ödeneklerin toplamından daha fazla. Ayrıca, TRT'ye ayrılan pay, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ayrılan toplam ödeneğin de üzerinde.
Türkiye'de hiçbir özel televizyon reklam pastasından böyle bir gelir elde etmiyor. 3 milyar liralık reklam pastasının yüzde 59'u, yani 1.7 milyar lirası televizyonlara gidiyor. Bunun yüzde 80'lik bölümü ise 5 büyük kanal arasında dağıtılıyor.
Dağılımın eşit olduğu varsayımı altında dahi 5 büyük özel televizyonun ortalama reklam gelirinin yıllık ortalaması 354 milyon liraya denk geliyor. Bunların arasında bir tek Kanal D'nin reklam geliri, TRT'nin elektrik faturalarından elde ettiği gelire yaklaşabiliyor.
Bütçeden alınan gelirler
Cumhurbaşkanlığı 116.900
TBMM 512.935
Yargıtay 76.418
Danıştay 101.172
Sayıştay 128.835
RTÜK 115.000
SPK 88.168
BDDK 140.000
EPDK 103.595
Kamu İhale Kurumu 76.120
Rekabet Kurumu 45.750
TAPDK 50.592

19 Aralık 2011 Pazartesi

KDHC lideri Kim Jong-il yaşamını yitirdi

Kore Demokratik Halk Cumhuriyet lideri Kim Jong-il yaşamını yitirdi.
Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC) devlet televizyonu, ülkenin komünist lideri Kim Jong-il'in, zihinsel ve bedensel yorgunluğun tetiklediği bir kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdiğini duyurdu. 1994'ten bu yana devlet başkanı olan Kim Jong-il, 69 yaşındaydı.
2008 yılında kalp krizi geçiren Kim Jong-il, uzun süre siyasetten uzak kalmıştı.
Jong-il'in yerine bir süredir oğlu Kim Jong-un lider olarak hazırlanıyordu. Kim Jong-il'in ölümünün duyurulduğu televizyon haberinde, halka Kim Jong-un'un önderliğinde birleşmesi çağrısı yapıldı.
Kim Jong-il, 28 Aralık'ta defnedilecek. O tarihe kadar ülkede yas ilan edildi.

Şener'den AKP'ye 'Yezid' benzetmesi

İZMİR - Türkiye Partisi İzmir İl Başkanlığı tarafından Fuar Anemon Otel’de düzenlenen söyleşiye katılan Genel Başkan Abdüllatif Şener, iktidar partisine İzmir’den yüklendi. Geçmiş dönemde Başbakan Yardımcılığı ve Maliye Bakanlığı yaptığı eski partisine yönelik özellikle dış politika, ekonomi ve demokrasi konusunda sert eleştiriler yönelten Şener, AKP’nin bugünkü gücüne ve kendisinin bu partiden ayrıldığına işaret edilmesi üzerine çarpıcı yanıtlar verdi.

 DOĞRUNUN ÖLÇÜSÜ İKTİDAR DEĞİLDİR 
 "Bu eskimiş bir hikaye" diyen Şener, kendisine pek çok kez "Böylesine bir güç merkezini niye bıraktın? Pişman mısın?" sorularının sık sık sorulduğunu belirtti ve bu soruları soranların "istikametin ve pozisyonun doğru olup olmadığını" sormadığını üzülerek gördüğünü ifade etti. Şener, sözlerini şöyle sürdürdü: "Siz de ‘İyi yaptım diyor musunuz’ diye sordunuz. Elbette iyi yaptım. Bulunduğum nokta, ülkem adına da kendi adıma da doğru noktadır. Bir yerin doğru veya yanlış olduğunu gücüyle ölçemezsiniz. Doğrunun ölçüsü güç değildir. Doğrunun ölçüsü iktidara ulaşmış olmak da değildir. Seçim sonuçları da değildir. Seçim sonuçları sadece ülkedeki erklerin hangi organizasyon tarafından kullanılacağını belirler. Yoksa haklıyı haksızı belirlemez. Çünkü seçimler bir mahkeme değildir. Eğer ayakta kalmak, güç sahibi olmak haklılığı; zayıf düşmek veya yok olmak haksızlığı gösteriyor olsaydı Yezid’i haklı, Hazreti Hüseyin’i haksız görmemiz gerekirdi. Ama kamu vicdanı da yeryüzündeki 1.5 milyar Müslümanın duyguları, düşünceleri, vicdanı der ki; Hz. Hüseyin doğruyu temsil ediyordu, Yezid’in çizgisi yanlıştır."

 HİTLER İLE GÖNDERME YAPTI 
 Son günlerde dini kaynaklardan referans kullanılmasına da göndermede bulunan Şener, "Şimdi dini kaynaklardan referans kullanan pek çok kişi, aydın, kuruluş, siyasiler nerdeyse doğrunun ölçüsünü güç olarak göstermeye çaba harcıyorlar. ‘Biz iktidardayız" Hayır. Saddam Hüseyin de bir zamanlar çok güçlüydü ama Irak’ın başına en büyük felaketi de o getirdi. Hitler, Almanya’da oyla iktidara gelmiştir. Hitler’in ulaştığı oy desteğine kolay kolay kimse ulaşamamıştır. Ama, Alman milletinin başına Hitler’den daha büyük bela hiç gelmemiştir. ‘Oy herşeydir, hakkı da belirler, doğruyu da eğriyi de belirler’ diyenler gerçeklerden haberdar değillerdir" dedi.

 "DİNLEYENİ DİNLERLER" 
 Türkiye’deki telefon dinleme olaylarının hukuk devleti ilkelerini ihlal ettiğini de vurgulayan Şener, "Türkiye’de dinlemekten daha meşru sanki hiçbir şey kalmadı. Bu kadar çok dinlemenin var olduğu bir ülkede hiç piyasaya çıkmamakla birlikte iktidarın, başbakanın da birileri görüntülerini kaydetmedi diye mi düşüneceğiz. Dinleyeni dinlerler. Şunu herkes bilsin ki dinlemeler ve görüntü tespitleri birileri üzerinde hep şantaj ve siyasi maksatlarla kullanılıyorsa; en fazla şantaj yapılabilecek, üzerinden siyaset yapılabilecek görüntüler ve dinlemeler iktidara ait görüntü ve dinlemeler olur. Bakanlara, başbakanlara ait görüntüler olur. Teorik olarak bu böyledir. Bunu biryerlerde birilerinin arşivlemediğini düşünebilir misiniz?" diye sordu.

"BİRİLERİ BİRŞEYLERİ BLOKE Mİ EDİYOR?" 
 Buna yönelik örnekler de veren Şener, "Libya Lideri’nden ödül alacaksınız. Kardeşim diyeceksiniz. Bir hafta geçmeden Başbakan’ın teskeresi Meclis’e gidecek, oylanacak. Libya’yı vuran silah gücü NATO’nun içinde Türkiye de olacak. Bunda bir gariplik yok mu? Birileri birşeyleri bloke mi ediyor. Suriye konusu da aynı. Sıfır sorun deniyordu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez ortak bakanlar kurulu toplantısı yapılan ülke Suriye. Aradan bir ay geçmeden Türkiye, Suriyeli muhalifleri örgütlemeye, barındırmaya, komşusunu rahatsız etmeye başlamıştır" dedi.

 İZMİR ’AYRIŞTIRMADAN’ PAYINI ALIYOR
 İktidarın vatandaşları kutuplaştırdığını, bunun İzmir’de de yaşandığını dile getiren Şener, etnik farkların yanı sıra zaman zaman kentlere yönelik ayrıştırmaya da rastlandığını anlattı. Şener, "Böyle olunca İzmir bundan nasibini alıyor mu almıyor mu, diye sormaya gerek yok. Zaten var olan bir hadise bu" dedi ve bu tablodan son derece rahatsız olduklarını da sözlerine ekledi. (Burcu Taner, DHA)

Tarhan'dan demokrasi dersi: Akıllı olun

TBMM Genel Kurulunda 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın maddelerinin görüşülmesine devam edildi. Görüşmeler sırasında söz alan CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan konuşmasına, "Öncelikle size demokrasi dersi vermek istiyorum" diyerek başladı. Demokrasinin sandıktan ibaret olmadığını, demokrasinin; seçimle gelen seçimle giden geçici iktidarlar anlamına geldiğini ifade eden Tarhan, "Ancak dünyadaki olumsuz örnekleri vardır ki bu geçici iktidarlar mutlak iktidarlara dönüşebilir. Bunun yolları da nasıl açılır bilmiyor musunuz? Önce özgür basın susturulur, sonra bağımsız yargı, yargıç ve savcıların yerine iktidara biat eden militanlar doldurulur. Ardından o demokrasiyi nasıl bir mutlak iktidara dönüşür, bunun kitabı yazılır. Bunun kitabını daha önce Hitler de yazmış, Mussolini de yazmış" dedi. Tarhan, iktidarı uyarmanın, denetlemenin ve doğru yola sevk etmenin görevleri olduğunu belirterek, "Bu yoldaki uyarılarımızı dinleyin ve akıllı olun rica ediyorum" diye konuştu.

EMEP 6. Kongresi toplandı

Emek Partisi'nin 6. Büyük Kongresi Ankara'da Anadolu Gösteri Merkezi'nde toplandı. 

Emek Partisi’nin 6. Büyük Kongresi, iki günlük konferansın ardından Ankara'da Anadolu Gösteri Merkezi'nde toplandı.

 Kongreye yurt dışından Tunus İşçileri Komünist Partisi'den bir temsilci katıldı. Evrensel gazetesinde yer alan habere göre, Kongre'nin düzenlendiği salonda “Bağımsız, demokratik Türkiye için işçilerin birliği, halkların kardeşliği”, “Halk için ekonomi, halk için demokrasi”, “işsizliğe, yoksulluğa, sendikasız, sigorasız, kuralsız çalışmaya son”, Savaşa, ırkçılığa, şiddete, yoksulluğa karşı birleşelim”, “Yaşanabilir bir dünya ve çevre için kapitalizme karşı mücadeleye”, “emperyalizme ve sermaye iktidarına karşı Türk, Kürt kardeşliğini güçlendirelim”, “Yaşasın iş, eğitim, barış mücadelemiz”, “İş, ekmek, özgürlük” pankartları yer aldı, “İş, barış, özgürlük,”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm” sloganları atıldı.

16 Aralık 2011 Cuma

Tutuklu gazetecilerin sayısı uluslararası çarpıtma konusu oldu

Gazeteleri Koruma Komitesi (CPJ) tarafından hazırlanan raporda Türkiye'deki tutuklu gazeteci sayısının 8 olarak gösterilmesi tepkilere neden oldu. Komite'nin oldukça keyfi bir kıstas kullanarak hazırladığı rapor, yandaşlara malzeme oldu.
Uluslararası Gazeteceleri Koruma Komitesi (CPJ) tarafından dünyada tutuklu gazetecilerin durumu ile ilgili hazırlanan rapor tartışma yarattı. Geçtiğimiz hafta yayınlanan raporda Türkiye’de gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklu gazeteci sayısının 8 olarak gösterilmesi, başta Gazetecilere Özgürlük Platformu olmak üzere geniş bir kesiminin tepkisine neden oldu. Türkiye’de 60’ın üzerinde gazetecinin ismi tutuklu gazeteciler listesinde yer alırken, Gazetecileri Koruma Komitesi’nin hazırladığı raporda yer verilen 8 rakamına nasıl ulaşıldığı anlaşılamazken, AKP’ye yakınlığı ile bilinen ve hükümetle paralel biçimde “Türkiye’de kimse gazetecilik faaliyeti nedeniyle içeride değil” tezini dillendire gelmiş olan yazarlar Komite’nin hazırladığı rapor üzerine 'heyecanlandı'. Tepkilere neden olan rapora göre bile Türkiye 8 tutuklu gazeteci ve gazeteciler üzerinde süreklileşmiş baskı ile bu açıdan dünyadaki en kötü ülkeler arasında yer alırken, yandaşların 8 rakamından heyecanlanması aslında bir açıdan durumun vehametini de gösterdi.
CPJ’nin raporunda neler yer alıyor?
CPJ’nin geçtiğimiz hafta hazırladığı rapora göre, 1 Aralık 2011 tarihi itibariyle dünyada toplam 179 tutuklu gazeteci bulunuyor. Bu rakam 2010 yılındaki rakamın 34 fazlası ve 1996 yılından bu yana ulaşılan en yüksek rakam.
Rapora göre, tutuklu gazeteciler özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri ile Uzak Asya ülkelerinde yoğunlaşıyor. İran 42 tutuklu gazeteci ile zirvede yer alırken, Eritre’de 28, Çin’de 27 gazetecinin tutuklu olduğu belirtiliyor. Raporda üzerinde durulan ve gazetecilere dönük ciddi baskı olduğu belirtilen Suriye’deki tutuklu gazeteci sayısı ise Türkiye’deki ile aynı: 8. Rapora göre, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve Avrupa ülkelerinde tutuklu gazeteci bulunmuyor.
Yandaş yazarları ‘heyecanlandıran’ raporda Türkiye de son dönemdeki tutuklamalarla adından söz ettiriyor. Raporda Türkiye ile ilgili olarak “Kürt gazeteciler dışında ana akım gazeteciler de tutuklanıyor” ifadeleri yer alıyor. Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi hükümeti eleştiren araştırmacı gazetecilerin tutuklanmalarının tüm gazeteciler için durumu daha tehdit edici boyuta getirdiği belirtiliyor.
Rapora göre Türkiye’deki tutuklu 8 gazetecinin isimleri şöyle:
Vedat Kurşun (Azadiya Welat), Ozan Kılınç (Azadiya Welat), Barış Açıkel (Devrim Yolunda İşçi Köylü), Ahmet Birsin (Gün TV), Bedri Adanır (Hawar ve Adanır), Hamdiye Çiftçi (Dicle Haber Ajansı), Ahmet Şık (Serbest gazeteci – yazar), Nedim Şener (Posta gazetesi yazarı, Milliyet muhabiri)
8 rakamına nasıl ulaşıldı?
Raporda Türkiye’deki tutuklu gazeteci sayısı olarak belirtilen 8 rakamına hangi kıstasa göre ulaşıldığı konusunda net bir açıklama bulunmuyor. Örneğin raporda Azadiya Welat gazetesinden iki isim bulunuyor. Ancak şu an cezaevlerinde bulunan Azadiya Welat gazetesi çalışanı sayısı ise 13. CPJ’nin Azadiya Welat çalışanlarını neye göre ayırdığı ise meçhul.
Ergenekon soruşturması ile de birleştirilmiş olan Oda Tv soruşturması kapsamında tutuklanan Ahmet Şık ile Nedim Şener listede yer alırken, örneğin Barış Terkoğlu ya da Soner Yalçın’ın neden listede yer almadığı belli değil. Bu durumda CPJ kendini mahkeme yerine koyarak aynı davadan yargılanan gazetecileri birbirinden ayırıyor.
Tutuklu gazeteciler konusunda hükümetin ve hükümete yakın yazarların tezi “onlar gazetecilik faaliyetinden dolayı içerde değil” şeklinde özetlenebilir. Bu durumda listede 8 kişinin hepsi Türkiye’de “terör” suçlaması ile yargılandığına göre CPJ’nin listesi tamamen keyfi bir sınıflandırma içeriyor.
Türkiye’den gelen tepkiler üzerine açıklama yapmak zorunda kalan CPJ yetkilileri, Türkiye’deki durumun ciddiyetinin farkında olduklarını ancak Türkiye’de bulunarak yaptıkları araştırmada “gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklu olup olmadıkları konusunda karar veremedikleri” isimleri listeye dahil etmediklerini belirtti.
Dünyada gazetecilerin çoğunlukla “vatan hainliği” “bölücü ve yıkıcı faaliyet” suçlaması ya da “sansür yasalarına aykırı davrandıkları” gerekçesiyle tutuklandıkları belirtilen raporda dikkat çeken diğer bir unsur, İran ve Çin gibi ABD’nin “insan hakları ve demokrasi” bahanesi ile müdahale etmeye çalıştığı ülkelere yoğunlaşılması. CPJ'nin geleneksel olarak hedef aldığı Küba'da ise, 2011 yılı itibariyle tutuklu gazeteci bulunmadığı raporda belirtiliyor.
Gazetecilere Özgürlük Platformu’ndan tepki
CPJ’nin yayınladığı rapora Türkiye’deki yerel ve ulusal toplam 94 gazeteci örgütünün katılımı ile oluşturulan Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) sert tepki gösterdi ve kınama açıklaması yaptı. “Türkiye’de tutuklu gazeteci sayısı kaç” başlıklı GÖP açıklamasında CPJ’nin ciddi bir hata yaptığı belirtilerek düzeltme yapılması çağrısında bulunuldu.
“Uluslararası bir meslek örgütünün, Türkiye’deki durumun ciddiyetini hafifletmek için sayılar ile oynamaya kalkması ise, dünya basın özgürlüğü mücadelesi üzerine kara bir gölge gibi düşer” ifadesine yer verilen açıklamada CPJ’nin kendini mahkeme yerine koyduğu ve tutuklu gazetecilere özgürlük mücadelesine zarar verdiği vurgulandı:
“Biz, Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak, CPJ'nin Türkiye'de sadece sekiz gazetecinin, mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklu bulunduğunu açıklayan raporunu kınıyoruz.
Çünkü buna göre bu gün cezaevlerinde tutuklu bulunan ve bir kısmının davası henüz başlamamış bile olan diğer 56 gazeteciye yöneltilen 'terörist' iddialarını kabul etmiş sayılırız. Bu tutum, tutuklu gazetecilere ve onlarla ilgili yasal sürece zarar verir.
Biz, Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak, medyada sansür iklimini besleyen, Türkiye’de özgür düşünce ve özgür ifade zeminini ortadan kaldıran bu antidemokratik politikaları kabul etmiyoruz.
Ve Amerikan Gazetecileri Koruma Komitesinin kendisini mahkeme yerine koymasını anlayamıyoruz.
Anlayamadığımız bir şey daha var.
O da, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) nin, İran'da tutuklu bulunan gazeteci sayısını 42 olarak gösterirken kullandığı kriterleri, Türkiye'deki gazeteciler için neden kullanmadığıdır.”
Yandaşlar raporu referans gösterdi
Star gazetesinden Ahmet Kekeç, dünkü “Uçma Serdar” başlıklı yazısında Akşam gazetesinden Serdar Akinan’ın Türkiye’de 70 gazetecinin tutuklu bulunduğu yönündeki iddiasına verdiği yanıtta CPJ’nin raporunu referans gösterdi.
Today's Zaman yazarı Yavuz Baydar da ABD gazetesi Huffington Post'ta çıkan ve Türkiye'de tutuklu bulunan gazetecilerin gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklu olmadıkları yönündeki hükümet tezini tekrarladığı yazısında CPJ'nin raporuna göndermede bulundu.
Son günlerdeki gazeteci tutuklamaları
CPJ’nin raporu son bir haftadır tartışılıyor. Sadece son bir haftada bile Türkiye’de birçok gazeteci hakkında birbirinden hukuksuz gerekçelerle tutuklama ya da hapis cezası kararı verildi.
Daha dün BirGün gazetesi muhabiri İlkem Ezgi Aşam’a "Mutki kazılarında 'cemaat generali'" başlıklı haberi nedeniyle 1 yıl hapis cezası verildi. Aşam’ın suçu, İHD Bitlis temsilcisinden bilgi ve görüş alarak haber yapması.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Türkiye Gerçeği Dergisi Yazarı Mehmet Güneş ve Odak Dergisi Yazarı Doğan Can Baran tutuklandı. Güneş, Devrimci Karargah üyesi olduğu iddiası ile tutuklanırken, Baran, olmayan bir örgütün, THKP-C’nin üyesi olmakla suçlanıyor.
Gerçek rakam ne?
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun hazırladığı listeye göre Türkiye’de tam 66 gazeteci tutuklu. Alttaki listede yer alan Atılım gazetesinden Hasan Coşar geçtiğimiz günlerde serbest bırakıldı. Yerlerine ise Mehmet Güneş ve Doğan Can Baran eklendi.
İşte Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun hazırladığı liste:
1- Abdulcabbar Karabeğ, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Temsilcisi, Hatay Kapalı Cezaevi
2- Ahmet Akyol, DİHA Adana Muhabiri, Ceyhan M Tipi Kapalı Cezaevi, Adana
3- Ahmet Birsin, Gün TV Genel Yayın Koordinatörü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
4- Ahmet Şık, Gazeteci-Yazar, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi
5- Ali Buluş, DİHA Mersin Muhabiri, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
6- Ali Çat, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Çalışanı, Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi
7- Ali Konar, Azadiya Welat Gazetesi Elazığ Temsilcisi, Malatya E Tipi Cezaevi
8- Aydın Yıldız, DİHA Mersin Muhabiri, Gaziantep H Tipi Cezaevi
9- Baha Okar, Bilim ve Gelecek Dergisi Editörü, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi
10- Barış Açıkel, İşçi-Köylü Gazetesi Eski Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi, KOCAELİ
11- Barış Pehlivan, Odatv İnternet Sitesi Genel Yayın Yönetmeni, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi
12- Barış Terkoğlu, Odatv İnternet Sitesi Haber Müdürü, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi
13- Bayram Namaz, Atılım Gazetesi Yazarı, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
14- Bayram Parlak, Gündem Gazetesi Mersin Temsilcisi, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
15- Bedri Adanır, Aram Yayınları Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni, Kürtçe Hawar Gazetesi Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
16- Behdin Tunç, DİHA Şırnak Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
17- Cengiz Kapmaz, Özgür Gündem Gazetesi Yazarı, Kandıra F Tipi Cezaevi
18- Cihan Deniz Zarakolu, Belge Yayınları Editörü ve Çevirmeni, Edirne F Tipi Cezaevi
19- Cihan Gün, Yürüyüş Dergisi çalışanı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
20- Coşkun Musluk, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi
21- Deniz Kılıç, Azadiya Welat Gazetesi Batman Temsilcisi, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi
22- Dılşa Ercan, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Çalışanı, Adana Karataş Kadın Kapalı Cezaevi
23- Dilek Keskin, Atılım Gazetesi Muhabiri, Karataş Kadın Kapalı Cezaevi, ADANA
24- Doğan Yurdakul, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi
25- Erdal Süsem, Eylül Dergisi Editörü, Edirne F Tipi Cezaevi
26- Erdoğan Altan, DİHA Batman Muhabiri, Batman M Tipi Cezaevi
27- Erol Zavar, Odak Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Şair, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
28- Faysal Tunç, DİHA Şırnak Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
29- Feyyaz Deniz, DİHA Ankara Muhabiri, Bolu Cezaevi
30- Füsun Erdoğan, Özgür Radyo Eski Genel Yayın Koordinatörü, Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi, KOCAELİ
31- Hakan Soytemiz, Red ve Enternasyonal Dergilerinin Yazarı, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi
32- Halit Güdenoğlu, Yürüyüş Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
33- Hamdiye Çiftçi, DİHA Hakkari Muhabiri, Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi
34- Hasan Coşar, Atılım Gazetesi Yazarı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
35- Hatice Duman, Atılım Gazetesi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Gebze M Tipi Cezaevi, Gebze/KOCAELİ
36- İhsan Sinmiş, Azadiya Welat Gazetesi Çalışanı, Adana F Tipi Cezaevi
37- Kaan Ünsal, Yürüyüş Dergisi çalışanı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
38- Kadri Kaya, DİHA Diyarbakır Bölge Bürosu Temsilcisi, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi
39- Kazım Şeker, Özgür Gündem Gazetesi Editörü, Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi
40- Kenan Karavil, Radyo Dünya Yayın Yönetmeni, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi
41- Mehmet Karaaslan, DİHA Mersin Muhabiri, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi
42- Mehmet Karabaş, haberdiyarbakir.org Yayın Yönetmeni Yardımcısı, Batman Postası Yazarı, Batman M Tipi Kapalı Cezaevi
43- Mehmet Yeşiltepe, Devrimci Hareket Dergisi Çalışanı, Gazeteci-Yazar, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi
44- Miktat Algül, Mezitli FM Genel Yayın Yönetmeni, Kürkçüler F Tipi Cezaevi, Adana
45- Murat İlhan, Azadiya Welat Gazetesi Diyarbakır Çalışanı, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
46- Musa Kurt, Kamu Emekçileri Cephesi Dergisi Yazı İşleri Müdürü, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
47- Mustafa Gök, Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara Temsilcisi, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA
48- Müyesser Yıldız, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi
49- Naciye Yavuz, Yürüyüş Dergisi Muhabiri, Ankara Kadın Kapalı Cezaevi
50- Nedim Şener, Milliyet Gazetesi Muhabiri, Silivri 2 Nolu Kapalı L Tipi Cezaevi
51- Nuri Yeşil, Azadiya Welat Gazetesi Tunceli Çalışanı, Malatya E Tipi Cezaevi
52- Ozan Kılınç, Azadiya Welat Gazetesi Eski İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
53- Ragıp Zarakolu, Gazeteci-Yazar, Belge Yayınları Sahibi ve Yayın Yönetmeni, Türkiye Yayıncılar Birliği Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı, Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi
54- Rohat Emekçi, Diyarbakır Gün Radyo Spikeri, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi
55- Ruken Ergün, Azadiya Welat Gazetesi Eski İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Adana-Karataş Kadın Kapalı Cezaevi
56- Sait Çakır, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi
57- Sedat Şenoğlu, Atılım Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve Gazeteci- Yazar, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi
58- Seyithan Akyüz, Azadiya Welat Gazetesi Adana Temsilcisi, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi
59- Sinan Aygül, DİHA Bitlis Muhabiri, Van F Tipi Cezaevi
60- Soner Yalçın, Odatv İnternet Sitesi İmtiyaz Sahibi, Gazeteci-Yazar, Silivri 1 Nolu L Tipi Cezaevi
61- Songül Karatagna, Özgür Gündem Gazetesi Çalışanı, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi, İstanbul
62- Tayyip Temel, Azadiya Welat Gazetesi Eski Genel Yayın Yönetmeni ve Yazarı, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
63- Turan Özlü, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi
64- Vedat Kurşun, Azadiya Welat Gazetesi Eski Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi
65- Yalçın Küçük, Gazeteci-Yazar, Silivri 2 Nolu L Tipi Cezaevi

Cihan Kırmızıgül'e üniversite arkadaşları sahip çıktı

Galatasaray Üniversitesi'nde arkadaşları, "puşi" tutuklusu öğrenci Cihan Kırmızıgül'e destek için forum düzenledi. Forumda öğrenciler, Cihan'ın içerde olmasına sebep olan siyasal durumu tartıştılar.
Galatasaray Üniversitesi öğrencileri 15 Aralık günü saat 13.00’te Cihan Kırmızıgül’ün 22 aydır hakkındaki suçlamalara dayanak olarak gösterilen tek “delil” taktığı puşi olmasına rağmen F tipi cezaevinde tutuklu yargılanmasını protesto etmek için bir forum düzenlediler. “Cihan Kırmızıgül niye tutuklu?” başlıklı forumda TKP’li Öğrenciler ve Öğrenci Kolektifleri adına yapılan konuşmalar yapıldı. Etkinliğe katılan öğrenciler de söz alarak görüşlerini dile getirdi. Öğrenciler birlikte sürecin dünü, bugünü, geleceği ve bundan sonraki somut adımların neler olabileceği ve artık hukukun hukukla açıklanamayacak hale geldiği Türkiye'de bu hukuksuzluğa karşı yürütülecek olan adalet mücadelesinin içeriğini tartıştılar. Forumun ardından ilk eylem kararını alan GSÜ öğrencileri yere spreyle “Cihan’a özgürlük” yazdılar.
sany0023.jpg
"Davanın gerekçesini iddianamede aramayın"
TKP’li öğrenciler adına yapılan konuşmada “Cihan Kırmızıgül niye tutuklu?” sorusunun cevabının savcının hazırladığı iddianamede ya da doğru veya yanlış, işleyen veya işlemeyen hukuksal süreçlerde aranmaması gerektiğinin, bu sorunun cevabının Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal süreçlerde bulunabileceğinin altı çizildi. “Bugün Türkiye’de gazeteciler; muhalefet partilerinin üyeleri, yöneticileri, milletvekilleri, belediye başkanları; akademisyenler neden tutukluysa Cihan da bu yüzden tutuklu” dendi. Faşizm yolunda ilerleyen AKP’nin muhalefete Hopa davasında Lenin kitaplarını “delil” olarak göstermek üzerinden yapıldığı gibi bu davada da “puşi” üzerinden topluma mesaj verdiği söylendi.
“Burada biraz tarihten örneklerle devam edeceğim. Ancak bu konuyla ilgili AKP iktidarı altında moda haline gelen bir söylem var. Ne zaman iktidarın muhalefete uyguladığı baskıdan söz edilse, radikal karakteri oynayan biri çıkıp 'eskiden de böyleydi, değişen bir şey yok' der. Şimdi söyleyeceklerimin bu tepkiyle karıştırılmaması gerekir: Her zaman siyasal süreçler, hukuksal süreçleri belirler. 12 Eylül darbesinde Erdal Eren’in mahkeme kararıyla yaşı büyütüldü ve bu sayede 'beslenmedi', asıldı. 12 Mart’tan sonra Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edildi. Süleyman Demirel bir konuşmasında bunun hakkında “dönemin koşulları bunu gerektiriyordu, bugün olsa asılmazlar” demişti. Peki bu dönemin koşulları nasıl? Bugün faşizm yolunda emin adımlarla ilerleyen, Ortadoğu’da savaşa hazırlanan, gerici bir iktidar var. Ve Cihan’ın davası bu koşulların bir ürünüdür. Cihan’a haksızlığa maruz kaldığı için sahip çıkıyoruz ama daha çok faşizme karşı olduğumuz için sahip çıkıyoruz. 23 Mart’taki duruşmada da vereceğimiz siyasal ve örgütlü mücadeleyle Hopa davasında olduğu gibi Cihan’ı içerden çıkaracağız.”
sany0032.jpg
"AKP faşizmi altında Türkiye bir baskılar ülkesine dönüştü"
Öğrenci Kolektifleri adına yapılan konuşmada puşi takan, Lenin okuyan, evinde meyve bıçağı bulunduran herkesin terör örgütü üyeliğinden yargılanabileceği; Türkiye’nin AKP faşizmi altında böyle bir baskı ülkesine dönüştüğü vurgulandı. Öğrencilere yönelik baskıların bir ucunun da AKP’nin üniversitelere yönelik piyasalaştırma ve kadrolaşma operasyonlarında aranması gerektiği belirtildi.
Söz alıp konuşma yapan öğrenciler AKP’nin baskılarına karşı daha duyarlı olunmasının ve buna karşı mücadelenin örgütlenmesinin gerektiğini ifade eden konuşmalar yaptılar. Yapılan konuşmalarda örgütsüz tutuklu öğrencilerin durumunun kendilerine arka çıkacak bir örgütlü güç olmadığı için daha zor olduğu ve Cihan’a üniversitesinin sahip çıkması gerektiği belirtildi. Forumda 21 Aralık’taki greve ses verme ve mücadeleyi büyütme kararı alındı.
Pek çok öğrencinin katıldığı forumun ardından öğrenciler alkışlar eşliğinde kampusa sprey boyalarla “Cihan’a Özgürlük!” yazdılar.

Devrimci Karargah operasyonu yine skandallarla dolu

14 kişinin tutuklandığı Devrimci Karargâh operasyonunda yine hukuksuzluklar yaşandı. Türkiye Gerçeği dergisi editörünün avukat eşinin dava belgelerine dahi el konuldu, 80 yaşındaki annesinin evi basıldı. Mehmet Güneş'in kitap satın aldığı kitapçı dahi tutuklandı.
Devrimci Karargâh Davası kapsamında İstanbul ve Antalya’da yapılan operasyonlarda gözaltına alınan 19 kişiden 14’ü geçtiğimiz Cuma gecesi tutuklanmıştı. Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'nde, soruşturmayı yürüten Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı İsmail Tandoğan tarafından ifadelerinin alınmasının ardından tutuklanmaları istemiyle İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen 19 kişiden, "terör örgütü üyesi olmak" suçlamasıyla tutuklanan 14 kişi arasında Türkiye Gerçeği Dergisi editörü Mehmet Güneş de yer alıyor. Güneş’in tutuklanmasına gerekçe gösterilen, dinlenen telefon görüşmeleri, gönderilen mektuplar ve el konulan kitaplar. Dün Güneş’in avukatları tutuklama kararı hakkında itiraz dilekçelerini mahkemeye sundular.
"Niye mektup gönderiyor?"
Devrimci Karargah davasında tutuklu yargılanacak olan Mehmet Güneş’in savcılık sorgusunda tuhaf detaylar yer aldı. Soruşturmada Devrimci Karargah davasından tutuklu yargılanan Cemal Bozkurt’un Mehmet Güneş’e, “Van depremi dolayısıyla destek olmak isteriz” şeklinde gönderdiği mektup suç unsuru olarak değerlendirildi. Savcılık Güneş’e "Sana niye mektup gönderiyor?" diye sordu.

Telefon numarası istemek suç

Cezaevinden gönderilen mektubun "örgüt üyeliği" için yeterli suç olduğu görülen savcılık sorgusunda "tutuklu yakınının telefonunu istemek" de suç sayıldı. Cemal Özgür isimli bir şahsın Güneş’i arayarak Devrimci Karargâh davasından tutuklu bulunan Özgür Dinçer’in ailesinin telefon numarasını istemesi üzerine yapılan telefon görüşmesi de suç delili olarak sayıldı.
Kitap satın aldığı kitapçıyı da tutukladılar!
Mehmet Güneş’e Kartal’daki bir kitapçıdan, "Neden kitap aldın" diye de soran savcının genel olarak Güneş’in dinlenen telefon görüşmelerinden ve el konulan kitaplarından yola çıkarak sorgulama yaptığı anlaşılıyor. Öte yandan Güneş’in kitap aldığı iddia edilen kitapçının sahibi de tutuklananlar arasında bulunuyor. Ancak soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunduğu için henüz suçlamaya konu olan gerekçeler yeterince ayrıntılı olarak bilinmiyor.
"5 kez cezaevine girdim"
Geçmişte Dev-Genç, THKP, TBKP örgütleri hakkında suçlamalarla yargılanmış olan Mehmet Güneş, şimdi de Devrimci Karargâh üyeliğiyle yargılanıyor. Güneş, Devrimci Karargah soruşturmasında gözaltına alınmasına ilişkin ifadesinde, 5 kez cezaevine girdiğini, kendisinin devrimci olduğunu her zaman söylediğini ancak "Devrimci Karargah" diye bir örgüt bilmediğini belirtti.

Avukat eşinin dava dosyalarına el koydular

Şüpheli kişilerle telefon görüşmeleri yaptığı suçlamasıyla sorgulanan Güneş’in tutuklanmasına gerekçe gösterilen diğer deliller ise ev baskınında el konulan gereçler oldu. Kitaplar, dergiler, harici diskler, el yazısı notlarına el konulan Güneş’in eşi avukat Gülizar Tuncel’in de şahsi eşyaları "suç delili" olarak el konulanlar arasında yer aldı. Hakkında arama ve el koyma kararı bulunmayan Avukat Gülizar Tuncel’in de şahsiliği ve mesleği göz ardı edilerek bilgisayarının sabit diskine de el konuldu. Baskının yapıldığı saatlerde şehir dışında bulunan Tuncel’in kendisine ait olduğu belli olan bilgisayarının içerisinde dava dosyaları ve mesleki dosyalar bulunduğu halde bilgisayarın imajı yerine sabit diskine el konuldu. Mevzuata göre baskınlarda polisin, sabit disklerin imajını alması, bu imajın bir kopyasını kendisi götürürken, bir kopyasını ve sabit diskin kendisini kişiye vermesi gerekiyor. Sabah 7’de başlayan aramada Tuncel’in sadece bilgisayarının sabit diski değil, dava dosyalarına ait CD’ler, müvekkillerinin gönderdiği mektuplar ve içerisinde şahsi fotoğraflarının bulunduğu fotoğraf makinesine de el konuldu.
Savcı aramaya telefonla katıldı
Öte yandan kanunlara göre avukatların evlerinde ya da bürolarında yapılan aramalarda olay yerinde bulunması gereken savcı orada değildi. Gerekçe olarak "aramaya savcının telefonla izin verdiği" gösterildi. Aramada bulunması gereken barodan görevli avukatın da duruma müdahale etmediği iddia ediliyor.
Sadece Öcalan’ın kitaplarını geri verdiler
El konulan kitaplar arasında Fethullah Gülen, Marksist klasikler, Mahir Çayan ile Deniz Gezmiş kitapları ve Abdullah Öcalan’ın kitapları yer alırken arama sonrası sadece Öcalan’ın kitapları geri verildi. Gülen'inkiler dahil diğer kitaplara ise el konuldu.

"Kapıyı açmayınca annenize gittik"

Güneş’in evine sabah 6’da gelen emniyet ekipleri daha sonra Tuncel’in 80 yaşındaki annesinin de evine gittiler ve oradan arama yaptılar. Tuncel’in üç yıl önce kaldığı, tansiyon rahatsızlığı bulunan annesinin Cihangir'deki evine neden baskın yaptıkları sorulan polisler, "Önce size geldik, kapıyı çaldık. Açan olmayınca oraya gittik" şeklinde yanıt verdiler.

Tutuklanan isimlerden üçü üniversite öğrencisi

Devrimci Karargâh soruşturması kapsamında Mehmet Güneş ile birlikte tutuklanan diğer isimler şu şekilde: Murat Şahin, Bayram Akdoğdu, Volkan Karakuş, Deniz Küçükbumin, Şeyma Özcan, Gülseren Poyraz, Emrol Pamuk, Mehmet Güneş, Onur Erkut, Benay Can, Umur Suyadal, Vedat Yıldız, Ersin Sarıçam ve Tamer Taş. Deniz Küçükbumin İstanbul Üniversitesi, Benay Can İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Şeyma Özcan ise Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi.
Şeyma gazetecilik stajı yapacaktı, tutuklandı
Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümü 2. Sınıf öğrencisi Şeyma Özcan’ın da tutuklanarak Bakırköy Cezaevi’ne gönderildiği süreçte Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciler destek eylemi düzenledi. Şeyma Özcan için düzenlenen eyleme annesi Sultan Özcan ve babası Ruşen Özcan da katıldı. Annesi Sultan Özcan, Şeyma’nın bir avukatla gazetecilik stajı ayarlaması konusunda yaptığı telefon görüşmesinin “suç delili” olarak kullanıldığını belirtti.
Baskına gelenler Bostancı'daki çatışmayı hatırlattı
Tutuklananlar arasında bulunan İstanbul Üniversitesi Tarih bölümü 3. Sınıf öğrencisi Deniz Küçükbumin’in annesi Emine Küçükbumin, hem kendi evlerine hem de Deniz’in ayrı yaşadığı eve eşzamanlı olarak sabah 5.30’da baskın yapıldığını söyledi. Evlerine girilmesine tepki gösterdiklerinde kendilerine Bostancı çatışmasının hatırlatıldığını söyleyen anne Küçükbumin, evde gazete kuponlarıyla alınan devrim ansiklopedilerine ve sabit disklere el konulduğunu ifade etti.

DHKP-C operasyonunda gözaltına alınanlar adliyeye sevk edildi

İstanbul ve Samsun'da DHKP-C üyesi oldukları iddiasıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında bulunan 14 kişi Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne sevk edildi.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından 13 Aralık'ta "DHKP-C operasyonu" adı altında Temel Haklar Derneği ile TAYAD binalarınında aralarında bulunduğu çeşitli adreslere baskın yapılmış ve 23 kişi gözaltına alınmıştı.
Sabah saatlerinde eş zamanlı olarak düzenlenen operasyonlarda kapıların kırılarak yapıldığı ev ve dernek baskınlarında, Temel Haklar Derneği üyelerinin karşı koymasıyla gelişen olaylarda bir kişinin kolunun, bir kişinin de bacağı kırıldı. Nurtepe Mahallesi'nde operasyonlara tepki gösteren halka, bir ilköğretim okulunun bahçesine de gelen gaz bombasıyla müdahale edildi. Arama kararı olmayan bir evin baskınına gerekli izin çıkması için polis ekipleri gün boyunca Nurtepe Mahallesi'nde panzerler ve tomalarla mahalleyi abluka altına aldı.
Gözaltına alınan 23 kişiden yaşları 18'den küçük olan 5'i serbest bırakılmış, dün 4 kişi de adliyeye sevk edilmişti. Halk Cephesi'nin İstanbul Emniyet Müdürlüğü önündeki oturma eylemi ise operasyonun sürdüğü dört gün boyunca devam etti. Bugün ise Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne 14 kişi sevkedildi.

14 Aralık 2011 Çarşamba

İstanbul Üniversitesi'nde bu defa Abdullah Gül işgali

Bugün Abdullah Gül İstanbul Üniversitesi'nde. Okula yine öğrenciler, hatta öğretim üyeleri keyfi biçimde alınmıyor. 11 öğrenci şimdiden gözaltına alındı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İÜ İktisat Fakültesi’nin 75. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri kapsamında bugün üniversitede. Okulun içinde ve etrafında ufak bir ordu var. Gül'ün katılacağı toplantının yer aldığı binanın içinde çevik kuvvetten özel harekata çok sayıda kolluk kuvveti bulunuyor. Asıl ağırlığı ise sivil polisler oluşturuyor.
Okula girişler, sabahtan beri keyfi biçimde engelleniyor. Abdullah Gül'le birlikte okula girmek isteyen Öğrenci Kolektifleri üyesi öğrenciler girişte engellendi, çıkan tartışmada 3 öğrenci karga tulumba gözaltına alındı. İlerleyen saatlerde gözaltına alınan öğrenci sayısı 11'e yükseldi.
img_0800.jpg
Daha ilginci ise, bir öğretim üyesinin girişinin engellenmesi oldu. İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Seymen, binaya sokulmadı. Seymen'in girişinin Yunus Söylet tarafından engellenmiş olabileceği düşünülüyor. Zira Melih Aşık, Milliyet gazetesinde 9 Aralık'ta şu olayı yazmıştı:
İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet, üniversitede okuyan öğrencilerin kayıt ve not gibi bilgilerinin takip edilmesini öngören yazılım işini ihaleyle bir firmaya vermiş... Firmaya bu iş için 500 bin dolar ödenmiş... Sistem çalışmamasına rağmen ödenen para firmadan geri alınmamış... Böylece üniversite zarara sokulmuş... Aynı üniversiteden Prof. Recep Seymen, konuyu bir mektupla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ileterek şikâyetçi olmuş... Yunus Söylet bunun üzerine akli melekelerinin yerinde olup olmadığının tespiti için Recep Seymen’i zorla emrindeki Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anabilim Dalı’nda muayene ettirmek istemiş. Neyse ki isteği kabul edilmemiş.
CHP Milletvekili Kamer Genç konunun doğruluğunu Başbakan Tayyip Erdoğan’a bir soru önergesiyle sordu. Bakalım Söylet bey ne söyleyecek?
Şarabı Abdullah Gül'e yaklaştırmadılar!
Bir okurumuz ise sabah saatlerinde soL'a şu mesajı yolladı:
Az önce okulum olan İstanbul Üniversite İletişim Fakültesi'ne gitmek için Süleymaniye yönünden geçmek istediğimde, polis barikatları beni karşıladı, malum, "Sadrazam"ın gelişi nedeniyle arama vardı, sonra geçilebiliyordu.
Polis çantamı aradı, içinde yarısına kadar dolu olan şarap dolu şişe vardı. Bunu aldılar, ne olduğunu sormadan ben söyledim. İçeri bu şişeyle giremeyeceğimi söylediler. Önce içindekinin şarap olduğundan emin olmak istediler. Emin olduktan sonra kararsız kalıp, amirlerine sordular. Yanıt olumsuzdu: "İçtiğiniz şey bizi bağlamaz tabi ki ama bugün bu tür materyallerle giremezsiniz" minvalinde sözler ettiler. Şarap tamam ama şişe sakıncalı idi. Hasılı, almadılar, "burada kalsın, çıkarken alırsınız" dediler dalga geçercesine.
Ben de "peki size armağan ediyorum şarabı öyleyse, afiyet olsun" diyerek barikatı geçtim, arkamdan "biz bunu çöpe atarız" dediler.
"Misyon ortada: Üniversiteleri AKP'nin arka bahçesine çevirmek"
Üniversitenin ana kapısı önünde Öğrenci Kolektifleri ve Türkiye Gençlik Birliği ayrı ayrı basın açıklaması düzenledi.
img_0799.jpgÖğrenci Kolektifleri basın açıklamasında Abdullah Gül’ün üniversiteye gelişi nedeniyle, eğitim haklarının ellerinden alındığını dile
getirdi. Cumhurbaşkanı Gül’ün üniversiteleri AKP’nin arka bahçesine çevirme misyonuyla bu ziyareti gerçekleştirdiği ifade edildi:
"Bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül İstanbul Üniversitesi'ne geldi. Gül'ün gelişiyle üniversitemiz ablukaya alındı. Toplantı İktisat Fakültesi'nde gerçekleştiği için iktisat dersleri iptal edildi, Gül için üniversitelilerin eğitim hakları ellerinden alındı. Üniversitenin kapıları bugün, AKP'li Abdullah Gül gelebilsin diye üniversitenin gerçek sahipleri biz öğrencilere kapatıldı. Bugün biz üniversitelilerin giremediği o salona elini kolunu sallayarak giren Gül'ün üniversitemize gelmekteki amacı ve üniversiteler açısından misyonu ortadadır: Üniversiteleri AKP'nin arka bahçesine çevirmek."
Türkiye Gençlik Birliği (TGB) açıklamasında “gençliğin nefesi ensenizde” dedi. “Geldiğin yer Turan Emeksizlerin, Deniz Gezmişlerin üniversitesidir. 70’lerde seni okuluna sokmayan gençler, bugün de buradadır! Nefesimiz ensendedir!” diyen TGB, “yıldönümünü kutladığınız fakülte iktisat fakültesi, ortada iktisat fakültesi öğrencisi yok” sözleriyle de bugün üniversitede yaşanan tuhaflığa ve Gül’ün öğrencilerden kaçtığına dikkat çekti.

Milli gazete şeriat istedi!


Bugün "Tek Yol İslam" manşetiyle çıkan Milli Gazete, mollaların Diyanet'te istihdamı ile ilgili projenin "manevi kalkınma hamlesi"ne dönüşmesi gerektiğini yazdı. Gazete medreselerin yeniden canlandırılmasını istedi!
Milli Gazete bugün şeriat talebiyle yayınlandı. 1000 kadar mollanın Diyanet'te istihdam edileceği haberlerinden heyecana kapıldığı anlaşılan gazete, manşetine "Tek Yol İslam" sloganını taşıdı.
Kapağında, Şuurlu Öğretmenler Derneği (ÖĞDER) ve Diyanet-Sen'in açıklamalarına da yer veren islamcı gazete, imam hatip liselerinin kapatılan orta kısımlarının yeniden açılmasını, cumhuriyetin ilanıyla kapatılan medreselerin yeniden hayata geçirilmesini ve okullara Kuran ve İslam derslerinin konulmasını talep etti.
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın 1000 mollanın, sözleşmeli personel olarak Diyanet'e alınacağını açıklamasının ardından, islamcı kesimlerin heyecana kapıldığı anlaşılıyor. Necmettin Erbakan'ın Milli Görüş Hareketi'ne yakınlığıyla bilinen Milli Gazete de heyecana kapılan kesimler arasında. Gazete bugün, manşetinden şeriat talep etti! "Tek yol İslam" manşetiyle yayınlanan gazeteye göre "terör ve manevi yıkım"la baş etmenin tek yolu şeriat!
Milli Gazete'de, Şuurlu Öğretmenler Derneği Genel Başkanı Hakkı Akkiraz'ın da açıklamaları var. Akkiraz'ın gazetenin kapağında yer alan açıklamaları şu şekilde: "Ülkemizde bir terör belası var. Bunun ana sebebi İslam'dan uzaklaşmaktır. Eğer bölgenin huzura kavuşturulması isteniyorsa, imam hatip okullarının orta kısımları tekrar açılmalıdır. Bütün okullara seçmeli Kur'ân-ı Kerim ve İslam dersi konmalıdır. Ayrıca kapatılmış yerel medreselerin ihyası bakımından, onlara bir statü kazandırılması, tekrar faaliyete geçirilmesi yönündeki engellerin kaldırılması gerekir, en köklü çözüm bu olur."
Gazetede Diyanet-Sen Genel Başkanı Bayraktutar'ın da açıklamaları bulunuyor. İmam hatip liselerinin kapatılan orta kısımlarının tekrar açılmasını savunan Bayraktutar'ın açıklamalarıysa şöyle: "Zorunlu eğitim olsun, 11 yıl olsun ama kesintili olsun. İlkokuldan sonra hekes tercihte bulunabilsin. İsteyen imam hatipe, isteyen meslek lisesine gidebilsin. Medreselerle ilgili kanuni yasaklar ve engellemeler sözkonusu. Yasal değişiklikler yapılırsa Devlet'in ve Diyanet'in kontrolünde başta dini ilimler olmak üzere her sahada en üst seviyede neden eğitim verilmesinin önü açılmasın? Bunda niye bir sakınca olsun"
Milli Gazete'nin önümüzdeki günlerde üniversitelerin kapatılmasını ve karma eğitime son verilmesini talep edip etmeyeceği ise merak ediliyor.

Akademisyenler yeni YÖK Başkanını değerlendirdi

Yeni YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya'nın, Şehir Üniversitesi Rektörlüğünden, YÖK Başkanlığına getirilişini ÜKD Genel Başkanı Prof. Dr. Nurettin Abacıoğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İzge Günal ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr Erhan Nalçacı’ya sorduk.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından YÖK Başkanlığına atanan Gökhan Çetinsaya’yı akademisyenlere sorduk. Akademisyenlerin ortak görüşü; Çetinsaya’nın üniversitelerdeki dönüşüm sürecinde Yusuf Ziya Özcan’dan devraldığı görevi sürdürmek isteyeceği ve akademiye saldırıların devam edeceği yönünde.
“Yeni başkan AKP’ye daha yakın bir isim”
Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. İzge Günal, YÖK başkanlığına atanan Çetinsaya’nın tanımadıkları bir insan olmadığını, dini vakıflarla ilişkisi açık olan bir akademisyen olduğunu söyledi. Kuruluşunda Ahmet Davutoğlu’nun çok büyük etkisinin olduğu bir üniversitenin rektörü olan Çetinsaya’nın, dolayısıyla gerici ve özelleştirmeden yana biri olduğunu belirten Günal, AKP’den bundan başka bir atama beklemenin de hata olacağını ifade etti. Önceki YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın üniversiteye giriş sınavında katsayıyı kaldırarak imam hatiplerin önünü açtığını, üniversitelere türban serbestisi getirdiğini ve özelleştirmelere hız verdiğini hatırlatan Günal, yeni YÖK Başkanı’nın AKP’ye çok daha yakın bir kişi olarak bu uygulamalara hız verebileceğini söyledi.
YÖK’te başkanlık değişimlerine iki açıdan bakılabileceğini belirten ÜKD Genel Başkanı ve soL yazarı Prof. Dr. Nurettin Abacıoğlu ise şöyle konuştu: “YÖK’te başkanlık değişimlerine iki açıdan bakılabilir. İlki, kurumsal olarak YÖK’ün yapısı ve ideolojik dönüşüm aygıtı olarak içerdiği işlevlerinin bütünlüğüdür. İkinci ayırım olan başkanlığa getirilenlerin değerlendirmesini bu bütünlük üzerinden okumak ve kurumun kimliğiyle uyumlu gelişimini nasıl etkileyebileceğini bunun üzerinden değerlendirmek doğru olacaktır.”
“YÖK üniversiteleri cemaatleşmeye açan en önemli kurum”
“YÖK, kimilerinin 'neoliberal küreselleşme' olarak okuduğu, emperyalist kapitalizmin restorasyon çağının türdeş kurumlarından birisidir” diyen Abacıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütünüyle tüm eğitim hizmetleri faaliyetlerinin içinde yüksek öğretimin ideolojik kurguya uygun olarak yeniden yapılandırıldığı 'çağdaş' bir ürün olarak gündeme sokulmuştur. Anglo-Sakson üniversite paradigmasına uygun olarak, akademinin piyasacılıkla içselleşmesi, YÖK’teki ideolojik dönüşümün esas momentini oluşturmaktadır. İşin ayrıntılarından soyutlayarak söylenecek olursa, üniversitenin dönüştürülme hamleleri içinde, şimdiye değin bireyi piyasaya hazırlayan, mikro ölçekli, post modern ideoloji salgılatıcı bir YÖK paradigması öncelenmiş ve kurumsallaştırılmıştır. YÖK, bilimsel ve toplumsal aydınlanmacılığa karşı, dinci/gericilik eksenli tartışmaların sürdürüldüğü bir zemin olmuştur. Bu noktada bilinçli bir türban/laiklik; yaratılış/evrim karşıtlığı türettiren YÖK yönetici elitleri, sonuçta, iktidar işbirlikçiği ile üniversiteyi cemaatleşmeye açan politikaların benimsendiği en önemli kamu kurumları haline getirilmiş bulunmaktadır.”
“Cemaat üniversiteleri projesi tutmuş görünüyor”
Piyasalaşmayı vakıf-özel üniversite furyasından besleyen YÖK’ün cemaat üniversiteleri projesinin de tutmuş göründüğünü belirten Abacıoğlu, “Kamu üniversitelerindeki YÖK piyasacılığının ana kodu 'mali özerklik' olup, kendine kaynak yaratma ve piyasada markalaşan rekabetçi üniversite dönüşümü en belirgin ve karakteristik yansımalar olarak görülmektedir. Piyasa projesi bazlı çalışmalar akademinin yegâne çalışma belirlenimi haline gelmiştir. Temel bilim araştırmaları yerine teknoloji geliştirme çalışmaları asal teşvik gören faaliyet alanıdır. Buralardan bakıldığında YÖK’ün üst yapı olarak ana kurgusunun piyasa ideolojisi ile bezenmiş toplum kitleleri yetiştirme ve böylece sistemin kendini yeniden inşaasını sürekli ve olanaklı tutmaktır” dedi.
“Yusuf Ziya Özcan’ın yolunu izleyecektir”
Abacıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Gelen geçen başkanlar bu süreçlerin yönetilmesi, geliştirilmesi ve üniversite algısının hem akademi içinde ve hem de toplumda yerleşmesinin bekçiliğini yapmışlardır. Yeni başkan kuşkusuz bu paradigmadan bağımsız görünmemektedir. Bu anlamda, YÖK iktidarına tırmanışında, siyasi iktidar ve cemaat kanallarının teşvik ve kollamasının olabileceği de yadırganacak bir görüntü değildir. Esasen vizyonu, yukarıda tanımlanmaya çalışan manzaranın daha da ilerlemesini sağlayacak bir derinliğe sahip görünmektedir. Devir teslim töreni sırasında Yusuf Ziya Özcan’dan bayrak devri yaptığını ve yolu izleyeceğini açıklayan başkan, geleceğinin profilini ve üniversiteleri neler beklediğinin altını şimdiden çizmiştir."
“Arasalar daha iyisini bulamazlardı”
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr Erhan Nalçacı ise şöyle konuştu: “İkinci Cumhuriyet’in üniversitesini oluşturmak, olanı geliştirmek için herhalde YÖK başkanlığı için arasalar Gökhan Çetinsaya’dan daha iyisini bulamazlardı. Çetinsaya patronlar tarafından kurulan ve yönetim kurulunda patronların bulunduğu vakıf adı altında işleyen özel bir üniversitenin rektörüydü. Ayrıca bu özel üniversite bir tarikat üniversitesi niteliği gösterirken, aynı zamanda İkinci Cumhuriyet’in gereksinim duyduğu 'Yeni-Osmanlıcılık', emperyalist taşeronluk, piyasa ve gericiliğin nasıl harmanlanacağı ve bu köleleştirici bulamacın yurt dışına nasıl transfer edileceğine ilişkin ideoloji ve kadro üretme misyonuyla yüklüydü. TEKEL arazisini binalarıyla birlikte ele geçirecek iş bitiriciliğini ve yeni devletin koşulsuz hizmetinde olma özelliklerini taşıyordu.”
“Tahmin edemeyeceği kadar zorlukla karşılaşacaktır”
Şimdi tüm üniversitelerin bu şekilde oluşturulmaya çalışılacağını belirten Nalçacı, “Üniversiteler patronlar tarafından doğrudan yönetilen şirketler olmalı, İkinci Cumhuriyet’e ideolojik bağlılığa göre kadro politikası güdülmeli, sermayeye ve emperyalizme hizmet üniversitenin temel misyonunu oluşturmalı ve bir medrese niteliği ile söz konusu hizmet misyonu uyumlaştırılabilmeli” dedi.
Çetinsaya’nın arkasındaki güce güvenerek bu işe başladığını belirten Nalçacı, “Meşru olmayan görevler ve tarihsel olarak gericiliği temsil etmek kolay iş değildir. Şimdiden önceden tahmin edemeyeceği kadar zorluklarla karşılaşacağını söyleyebiliriz” diye konuştu.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers