31 Ekim 2011 Pazartesi

İran ABD'ye nota verdi

İran, Suudi Arabistan'ın Washington Büyükelçisine yönelik suikast planlarıyla ilişkisi olduğunu iddia eden ABD yönetimine nota verdi.

ABD'nin ve Suudi Arabistan'ın propaganda ettiği "İran Suudi elçisine suikast hazırlığı içerisindeydi" iddiasına İran, ABD'ye nota vererek tepki gösterdi. İran'ın verdiği diplomatik notanın, Cuma günü Washington'a ulaştığı ve Tahran'ın suikast planına ilişkin suçlamalar karşısında hoşnutsuzluğunu içerdiği bildirildi. İran daha önce de suçlamaları reddetmişti.

İran ile ABD arasında diplomatik ilişki bulunmuyor. İran'ın notası, Tahran'da ABD'yi temsil eden İsviçre Büyükelçiliği aracılığıyla iletildi. İranlı bir diplomat, Washington yönetimine gönderilen mektubun ABD'nin iddialarının "yalanlar üzerine" kurulu olduğunu kanıtlayacak savlar içerdiğini söyledi.

İran'ın notasında Suudi Arabistan'ın Washington'daki büyükelçisine yönelik düzenlenecek suikastla İranlı ajanların da ilişkisi olduğunu savunan ABD yönetiminden özür talep ediliyor. İran ayrıca "temelsiz suçlamaların yol açtığı maddi ve manevi zararlar" için tazminat talep ediyor.

“Siyaset hukuku tasmasından sürüklüyor”

Deniz Feneri davasında tutuklular ‘tedbirin cezaya dönüşmesi’ ve ‘kaçma şüphesine yer olmadığı’ gerekçesiyle serbest bırakılırken, dünyada en çok tutuklu gazeteciye sahip Türkiye’de habercilik faaliyetleri dolayısıyla tutuklanan gazetecilerin tutuksuz yargılanma talebi ise sürekli geri çevriliyor.

Tutuklu gazetecileriyle dünya birincisi konumunda olan Türkiye’de habercilik faaliyetleri suç sayılırken, gazetecilerin serbest bırakılma taleplerinde ne cezaya dönüşen uzun tutukluluk süresi göz önüne alınıyor ne de kaçma şüphesi olmadığı gerekçesiyle tahliye talepleri dikkate alınıyor. Buna karşın adı büyük bir dolandırıcılık suçlamasıyla anılan Deniz Feneri davası sanıkları değişen savcıların ardından bu uygulama kapsamına alınarak salıverildi. Yine domuz bağı ile öldürülen ve gömülen onlarca insan hala hafızlarda yer alsa da Hizbullah sanıkları da birer birer serbest bırakıldı. soL olarak konuyla ilgili Oda Tv Avukatı Serkan Günel ve Avukat Can Atalay ile görüştük.

“Adalet kavramı her şeyden önce eşitliği içermeli”
Adalet kavramının her şeyden önce eşitliği içermesi gerektiğini belirten Avukat Serkan Günel, Türkiye’de adaletin siyaset elinde yönetilen bir oyuncak haline getirildiğini söyledi. Türkiye’de hemen her dönem adaletin siyasete müdahale ettiğini vurgulayan Günel, içinde bulunulan dönemin farkının ise, artık bu durumun herkes tarafından bilinir ve kanıksanır hale gelmesi olduğuna dikkat çekti.

“Referandumun meyvelerini topluyoruz”
Türkiye’nin hukuk alanında referandumun meyvelerini topladığını belirten Günel, KCK, Ergenekon, Oda Tv gibi davalarda uygulanmayan tutuksuz yargılamanın Deniz Feneri ve Hizbullah davası gibi davalarda uygulanmasının referandumun sonucu olduğunu ifade etti.

“Deniz Feneri’ne uygulanan milletvekillerine dahi uygulanmadı”
Deniz Feneri davasında yaşanan tahliyelerin, tutuksuz yargılama için yeni bir uygulamaya ihtiyaç olmadığının kanıtı olduğunu belirten Günel, buna karşın uygulamanın sadece hükümetin işine gelen durumlarda yapıldığını söyledi. Türkiye’de milletvekili seçilenlerin dahi Ergenekon ve KCK davası kapsamında tutuklu bulunduğunu ve tahliye edilmediğini hatırlatan Günel, Deniz Feneri davasındaki uygulamanın mimarının hukuka müdahale sonucu değişen savcılar olduğunu dile getirdi.

“Gazetecilik faaliyetleri suç delili sayıldı”
Oda Tv davasında tutuklanan gazetecilerin suç delillerinin isimsiz, imzasız elektronik kayıtlar olduğunu ya da habercilik faaliyeti olduğunu belirten Günel, 1990’ların sonlarında domuz bağı ile insan öldürenlerin delillerinin dahi dikkate alınmadığını söyledi. ‘Türkiye’de hukuk, siyasetin tasmasından sürüklediği bir köpek haline geldi’ diyen Günel, içinde bulunulan durumun ancak böyle açıklanabileceğini dile getirdi.

“Şaşırmaya devam etmeliyiz”
Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız Avukat Can Atalay ise, şaşırmayı sürdürmeleri gerektiğini eğer şaşırmamaya başlarlarsa herkesin yaşananları iyice kanıksayacağını söyledi. Deniz Feneri davasında sanıkların serbest bırakılması ile ilgili davayı incelemediği için görüş belirtmek istemediğini belirten Atalay, tutuksuz yargılamanın her zaman için esas alınması gerektiğini söyledi. Bu durumun eşitlik gereği herkes için uygulanması gerektiğini dile getiren Atalay, ancak ne Sincan’da ne Edirne F Tipi'nde ne Tekirdağ F Tipi'nde ne Silivri’de ne de Diyarbakır’da Deniz Feneri davasındaki gibi bir uygulama yapılmadığını söyledi.

ÜKD Büşra Ersanlı'nın serbest bırakılmasını talep etti

Üniversite Konseyleri Derneği (ÜKD), akademisyen ve BDP Parti Meclisi Üyesi Büşra Ersanlı'nın gözaltına alınması ile ilgili bir açıklama yayımladı. Açıklamada "Büşra Ersanlı da dahil olmak üzere tutuklu tüm akademisyenlerin serbest bırakılmasını acil olarak talep ediyoruz" denildi.

Üniversite Konseyleri Derneği'nin açıklaması şu şekilde:

Basına ve Kamuoyuna,

Değerli bir bilim insanı olan Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın gözaltına alınmasını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. BDP’nin Parti Meclisi Üyesi olan Büşra Hoca, siyasi partiler kanunun her öğretim üyesine hak olarak tanıdığı gibi bir siyasi partinin merkez kurulunda sorumluluk almıştır. Bundan dolayı cezalandırılması, evinin basılması, evraklarına el konulması kabul edilemez.

AKP iktidarı boyunca, özellikle 2008’den bu yana çok sayıda akademisyen neyle suçlandıkları belli olmaksızın, bir yıldırma kampanyasının parçası olarak uzun süre tutuklu bırakılmakta, yaşamları parçalanmakta, akademiden zorunlu olarak uzaklaştırılmaktadır.

Çok bilinçli bir biçimde planlanan, evrensel hukuk ve adaletten uzak, akademisyenlere dönük bu yıldırma kampanyasını ÜKD olarak şiddetle kınıyor, Büşra Ersanlı da dahil olmak üzere tutuklu tüm akademisyenlerin serbest bırakılmasını acil olarak talep ediyor, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz.

'2023 Türkiyesi'nden bir haber...

Erzurum'da bir lisede düzenlenen konferansa dair haber, "AKP amacına ulaşırsa 2023'te bu haberleri hep göreceğiz" dedirtiyor.

İHA'nın haberi şöyle:

Erzurumlu din alimlerinden Seyyid H. Ahmet Baba ile Seyyid H. Mevlüt Baba, düzenlenen konferansla anıldı. Konferansta konuşan Erzurumlu din adamı Veli Velioğlu Hocaefendi, keramet ve Peygamber efendimizin mucizeleri konusunda konferans verdi.

Erzurumlu din alimlerinden Seyyid H. Ahmet Baba ile Seyyid H. Mevlüt Baba, düzenlenen konferansla anıldı. Erzurum Lisesi konferans salonunda Seyyid H. Ahmet Baba ile Seyyid H. Mevlüt Baba Yaşatma Yardımlaşma ve Kültür Derneği’nce düzenlenen konferansa yaklaşık 250 kişi katıldı. Semazen gösteriyle başlayan programda Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden İhsan Tetikçi, tasavvuf üzerine bir konuşma yaptı. Konferansta konuşan Erzurumlu din adamı Veli Velioğlu, keramet ve Peygamber efendimizin mucizelerini anlattı. Konferans, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Psikolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Öznur Özdoğan ve H. Mevlüt Baba’nın torunu A. Baki Çınar’ın dedesinin hayatını anlatmasıyla sona erdi.

Gerillalar uğurlanıyor

Hakkâri'nin Çukurca İlçesi'nde çıkan ve kimyasal silah kullanılan çatışmada yaşamını yitiren HPG gerillası Ebru Muhikancı'nın (Eylem Ararat) cenazesi İstanbul'da törenle defnedildi. Yüzlerce kişinin katıldığı törende Muhikancı'nın cenazesi kadınlar tarafından omuzlarda taşındı.

Hakkâri'nin Çukurca İlçesi'nde 22-24 Ekim tarihlerinde kimyasal silah kullanılan saldırıda hayatını kaybeden 24 HPG gerillasından biri olan Kars nüfusuna kayıtlı Ebru Muhikancı'nın (Eylem Ararat) cenazesi Malatya'dan ailesi tarafından alındıktan sonra İstanbul'a getirildi. Ailesi tarafından dün akşam uçakla getirilmek istenen cenaze, "yer yok" gerekçesiyle uçağa alınmaması üzerine, ambulansa konularak karayoluyla İstanbul'a getirilmek zorunda kalındı. Öğlen saatlerinde İstanbul'a ulaşan Muhikancı'nın cenazesi, ailesinin yaşadığı Başakşehir'in Şahintepe Mahallesi'ne getirildi.

Cenaze törenine BDP Eş Genel Başkanı Gülten Kışınak, BDP İstanbul milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Sebahat Tuncel de katıldı.

Dini vecibeler yerine getirildikten sonra ikindi namazına müteakiben Muhikancı'nın cenaze namazı kılındı. Cenaze namazının ardından ise Muhikancı'nın tabutu, cenaze arabasına konularak onlarca araçlı konvoyla Sultangazi İlçesinde bulunan Habipler Yayla Mahallesi Mezarlığı'na götürüldü.

Mezarlık girişinde Muhikancı'nın tabutu kadınlar tarafından omuzlara alınarak defnedileceği mezara doğru götürüldü. Tabutun arkasında yürüyen kitle ise Muhukancı'nın posterlerinin yanısıra PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın posterleri ile Demokratik Konfederalizm bayrakları taşıdı. Yürüyüş esnasında "Şehîd namirin" sloganı atıldı. Yürüyüşün ardından cenaze dualar eşliğinde defnedildi. Ardından ise Gülten Kışanak bir konuşma yaptı.

Herkesin kendine, "Ebru daha gencecikken, neden dağın yolunu tuttu?" sorusunu sorması gerektiğini söyleyen Kışanak, "30 bin gencimizi yitirdik, kimse niye dağın yolu tutuluyor diye sormuyor. Kürt halkının diğer halklardan eksik bir yanı mı var? Niye hala dilini konuşamıyor. Bu gençlerin ölümüne sebep olan inkârcı zihniyet mahkum olmak zorundadır. Artık kendisine insanım diyen herkesin intikam laflarını bir kenara bırakarak, düşünmesi gerekir" dedi.

Kışanak'ın ardından Muhikancı'nın annesi Birgül Muhikancı da kızının mezarı başında kısa bir konuşma yaptı. Anne Muhikancı, duygularının, "Bu ülke kirli savaşta binlerce gencini kaybetti. İsrail bir tutsak için bin Filistinli tutsağı veriyor. Bu ülkede ise hala kan ve gözyaşı devam ediyor. Benim yüreğin yandı, ama başka anaların yüreği yanmasın. Acımız çok büyük" sözleri ile dile getirebildi. Konuşmaların ardından "Şehît namirin" sloganı atan kitle mezarlıktan ayrıldı.

BDP'liler adliyede

28 ve 29 Ekim tarihlerinde İstanbul, Muğla, Mersin, Yalova'da yapılan eşzamanlı polis baskınlarında gözaltına alınan BDP'liler bugün savcılık sorgusu için Beşiktaş Adliyesi'ne sevk edildi.

Sermaye devletinin “KCK operasyonları” adı altında BDP'lilere yönelik devreye soktuğu gözaltı terörünün son halkası 28-29 Ekim tarihlerinde gerçekleşmişti. Aralarında BDP'nin Anayasa Komisyonu'nda yer alan Parti Meclisi Üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı, yazar Ragıp Zarakolu, MKM’li sanatçılar, BDP’li yöneticiler ve öğrencilerin de bulunduğu 50 kişi, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Adnan Çimen tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “KCK yöneticisi ve üyesi olmakla” iddilarıyla gözaltına alınmıştı.

Düzmece iddialarla gözaltı terörü
BDP Siyaset Akademisi’ni hedef alınarak gerçekleştirilen oparesyonlarda gözaltına alınan ilerici güçler, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ndeki işlemlerinin ardından bu sabah Beşiktaş Adliyesi'ne sevk edildi.

Avukatlar müvekkilleriyle “dosyaya kısıtlılık kararı konduğu” gerekçesiyle ancak iki gün sonra görüşebildiler. Avukatların göremediği dosyada yer aldığı ve BDP Siyaset Akademisi’nde yapılan ortam dinlemelerinden elde edildiği iddia edilen konuşma kayıtları ve bazı telefon görüşmeleri AKP'ye yakın gazeteler tarafından çeşitli haberlere konu edildi.

Gözaltındakilerin tamamının “KCK Türkiye Meclisi İstanbul Yürütmesi’nde yer almak, üye olmak, kadro yetiştirmek ya da yöneticisi olmak” iddialarayla gözaltına alındığı belirtiliyor. Ersanlı ve Zarakolu'nun da aralarında bulunduğu isimlere polis tarafından yapılan suçlamada ise “KCK’ye kadro yetiştiren BDP Siyaset Akademisi’nde eğitim vermek” ifadeleri yer alıyor.

Urfa'da 19 tutuklama
Öte yandan, 28 Ekim günü Urfa ve ilçelerinde gerçekleştirilen polis operasyonlarıdna gözaltın alınan 24 kişiden 19'u tutuklandı. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan'da Urfa'nın Halfeti ilçesinde toplanarak Amara Köyü'ne giderek ziyarette bulunanlara yönelik Urfa, Siverek, Birecik, Halfeti, Viranşehir, Ceylanpınar ve Suruç'ta yapılan operasyonlarda 19 kişi gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınanların tümü dün akşam çıkarıldıkları mahkeme tarafından “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklanarak Şanlıurfa Cezaevi'ne gönderildiler. 4 Nisan'daki eyleme ilişkin yaklaşık 100 kişi hakkında da arama kararı bulunduğu belirtiliyor.

Karayılan: Gerilla ile peşmerge arasında savaş olmaz

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, gerilla ile peşmerge arasında artık savaş olmayacağını belirterek, bir kez daha Kürtler arası çatışmaların yaşanmasının zemininin ortadan kalktığını söyledi. Karayılan, ETA’nın silah bırakma kararını da selamlarken, Kürtlere de kendini yönetme hakkı tanınması halinde gerillanın silah bırakabileceğini belirtti.

Rudaw gazetesine mülakat veren KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “Peşmerge gerilla arasında hiçbir zaman savaş olmaz. Kürtlerin bir birine karşı bir kez daha savaşmasının zemini kalmadı. Bu konuda Kürt siyasetçileri ve sözlerine inancım var” dedi.

BARZANİ’NİN ÇABALARI ÖNEMLİ
Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani’nin Kuzey Kürdistan’daki sorunun barışçıl çözümü için çaba içerisinde olduğuna dikkat çeken Karayılan, “Kürdistan Bölge Başkanı Sayın Mesut Barzani, Kürt sorununun siyasi çözümü için bir çözüm çabası içerisindedir. Biz bu çabaları önemli buluyoruz. Biz sorunun siyasi ve diyalog yoluyla köklü çözümünü istiyoruz” diye belirtti.

SON ÜÇ YILDA DEVLETLE DOĞRUDAN GÖRÜŞMELER OLDU
Türk devleti ile PKK arasındaki görüşmelere de değinen Karayılan, “Geçen beş yıl içinde Türk devleti ile bazı ilişkilerimiz oldu. İlk iki yılda bu ilişki bazı dostlar aracılığıyla yürütüldü, son üç yılda ise doğrudan görüşmeler yapıldı” şeklinde konuştu.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın sunduğu protokollere işaret eden Karayılan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın protokolleri reddettiğini söyledi. Şimdi bazı tarafların siyasi sürecin yeniden başlamasını istediğine dikkat çeken Karayılan, “Bu konuda Sayın Barzani ile bazı tarafların çabaları var” dedi.

İRAN-PJAK ATEŞKESİ SÜRÜYOR
Karayılan, İran ile PJAK arasında ateşkes olduğunu ve halen devam ettiğini de söyle: “İran ile PJAK arasında bir ateşkes var, ateşkese her iki tarafta uymaya devam ediyor. Bu iyi bir durum ve tarafımızca memnuniyetle karşılanıyor.”

BASK MODELİ OLURSA SİLAH BIRAKABİLİRİZ
Karayılan son olarak nihai olarak silahlara veda eden ETA örgütünün kararını değerlendirerek, “doğru ve olumlu bir karar” dedi. İspanya hükümetinin de bu konuda tavrının olumlu olduğunu söyleyen Karayılan, Türkiye’de de Kürtleri kendi kendini yönetme hakkı tanınması halinde “silah bırakacaklarını” söyledi.

Dev Sağlık-İş 'insanca yaşam' için yürüdü

Asgari ücretin insanca yaşayacak bir seviyeye çıkarılması talebiyle 30 Ekim Pazar günü İstanbul Beşiktaş'ta yürüyüş gerçekleştiren Dev Sağlık-İş Sendikası, Van halkıyla dayanışma içerisinde olduğunu da belirtti.

Yıldız’da buluşan sağlık işçileri Beşiktaş Meydanı’na kadar sloganlar atarak yürüdü. Eylemde “Bu zamlarla yaşanmaz, insanca yaşayacak asgari ücret istiyoruz” ve “Bir yanımız enkaz altında. Kardeşlik ve dayanışma için yan yanayız” yazılı iki pankart taşınırken; en önde de elektrik, su, kira, doğalgaz, mutfak ve ulaşım masraflarının ve hemen altında ‘Güncellendi’ yazan kartonlar taşındı. “Tayyip sen yaşa 660 liraya” sloganlarının sık sık atıldığı yürüyüşün ardından basın açıklaması gerçekleştirilmek üzere Beşiktaş Meydanı’nda toplanıldı. Açıklamadan önce söz alan Dev Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, öncelikli amaçlarının Van’daki depremzedelerle dayanışma gerçekleştirmek olduğunu söyledi. Hükümetin her şeye zam yaptığını belirten Çerkezoğlu asgari ücretin insanca yaşayacak bir miktar olmadığını belirtti. Asgari ücretin Türkiye’de yaklaşık 40 milyon insanı ilgilendirdiğini belirten Çerkezoğlu, Aralık ayında başlayacak olan Asgari Ücret görüşmelerinde taşeron işçilerin de müdahil olacağını ifade etti ve şunları söyledi: “Bu meydana ‘zamları geri alın’, ‘aman zam yapmayın’, ‘asgari ücrete şu kadar zam yapın’ demeye gelmedik. Bu meydana, insanca yaşayacak bir asgari ücret için mücadele edeceğimizi haykırmak için geldik”.

Çerkezoğlu’nun ardından Taksim’deki BEDAŞ’ın önünde 21 gündür, işlerine dönmek için direnişte olan Enerji-Sen üyesi bir enerji işçisi söz aldı. Direnişlerinin devam edeceğini söyleyen enerji işçisi, taşeron sisteminin kaldırılması gerektiğini belirtti.

Açlık sınırı 934, yoksulluk sınırı 2.950 lira; asgari ücret 660 lira
Enerji işçisinin konuşmasın ardından DİSK Örgütlenme Daire Başkanı ve Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu söz aldı. Küçükosmanoğlu, Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre açlık sınırının 934, yoksulluk sınırının 2.950 lira olduğunu belirterek asgari ücretin 599 lira olduğunu ve asgari geçim indirimleriyle 660 lira ettiğini söyledi. Küçükosmanoğlu, asgari ücret belirleme sürecinin orta oyununa döndüğünü dile getirdi ve bölgesel asgari ücret uygulamasına işaret etti. Kıdem tazminatının fona devredilerek gasp edilmesi, bölgesel asgari ücret, gibi uygulamaların işçi sınıfına yönelik saldırı anlamına geldiğini belirten Küçükosmanoğlu işçi sınıfının bu saldırılar karşısında duracağını ifade etti.

Van ve Erciş halkı yalnız değildir
Basın açıklamasını ise Dev Sağlık-İş üyesi iki işçi birlikte okudu. Basın açıklamasına, işyerlerinde topladıkları yardımları yakın zamanda Van’a göndereceklerini duyurarak başlayan işçiler asgari ücrete gelen zamların yüzde 2 - 3 civarında kaldığını ancak elektriğe, ulaşıma, gıdaya yüzde 40 – 50 civarında zam geldiğini belirttiler. İşçiler, temel ihtiyaçlara zam yapılırken milyonlarca emekçiyi ilgilendiren asgari ücretin belirlenmesine dair görüşmelerin aralıkta başlayacağını hatırlattılar.

Açıklamada talepler şu şekilde sıralandı:
* Aileleriyle birlikte 40 milyon insanı etkileyen ve bütün ücretlere kriter olan asgari ücret, insanca yaşayabilecek bir ücret olmalıdır.

* Taşeron çalıştırma yasaklanmalı ve tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine son verilmelidir.

* Asgari ücretli çalışanlar için elektrik, su, doğalgaz kullanımı asgari ihtiyaç sınırına kadar parasız olmalıdır.

* Zamlar derhal geri çekilmeli ve sabah 6.00 - 9.00 ile akşam 18.00 – 21.00 arasında ulaşım parasız olmalıdır.

*Eğitimde hiçbir ad altında para alınmamalı, eğitimin okul dışı giderleri de ,devlet tarafından karşılanmalıdır, sağlık tümüyle parasız olmalıdır.

*Asgari ücret net olarak belirlenmeli, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapısı emekçilerin ağırlığı artırılarak genişletilmeli, görüşmeler kamuoyuna açık hale getirilmelidir.

Eylem programı duyuruldu
Taleplerin ardından, asgari ücretin belirlenmesine müdahil olmak için çalışmalara 16 Kasım Çarşamba günü sendikanın örgütlü olduğu tüm hastane ve sosyal hizmet kurumlarında basın açıklamaları yaparak başlanılacağı duyuruldu. İmza stantları açacaklarını belirten sendika üyeleri, asgari ücretin belirlenmesine yönelik toplantının yapıldığı gün kitlesel bir biçimde Ankara’da Çalışma Bakanlığı önünde olacaklarını söyledi.

İşçiler, açıklamalarını “En temel ihtiyaçlarımızı paralı hale getiren programları ve bizleri açlığa mahkum eden asgari ücreti kabul etmeyeceğiz” diyerek bitirdi. Eyleme Enerji-Sen, Sine-Sen, Sosyal-İş İstanbul Şubesi, Eğitim-Sen İstanbul 2, 4, 7 ve 8 Nolu şube yöneticileri, SES Şişli şube yöneticileri ve Halkevleri üyeleri de katıldı.

Siyonist rejim katletti

Siyonist İsrail rejimi Filistin halkının üzerine bombalar yağdırmaya devam ediyor. Eli kanlı siyonist rejimin Gazze Şeridine yönelik başlattığı saldırılar sırasında dokuz Filistinli hayatını kaybetti.

Gazze Şeridi'nden yönelen roket saldırılarında yaralanan bir İsrailli hayatını kaybederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, "İsrail ordusunun roket atanlara karşı cevabı gerekirse çok daha sert olacak" tehdidinde bulundu. Gazze Şeridi'nde ölenlerin İslami Cihad'ın askeri kanadı Kudüs Tugayları mensupları olduğu bildirildi. Karşılıklı saldırılarda İsrail'in güneyinde 4 kişi yaralanırken, Gazze'de de biri çocuk 5 kişinin yaralandığı belirtiliyor.

İslami Cihad'ın yanı sıra Gazze Şeridi'nden roket saldırıları düzenlediklerini ilan eden gruplar arasında Filistin Halk Kurtuluş Cephesi askeri kanadı ile El Fetih'in El Aksa Şehitleri Tugayı da bulunuyor.

İsrail ordu radyosuna göre İsrail'in güneyindeki kentlerde üniversiteler de dahil olmak üzere, okullarda eğitime ara verildi. Eğitimin durduğu üniversiteler arasında Ber Şeva'daki Ben Gurion Üniversitesinin yanı sıra Sderot'taki Sapir ve Aşkelon'daki akademiler de bulunuyor.

Kurtarma paketi - Alman tankları - Ergin Yıldızoğlu

Avrupa Birliği liderleri, perşembe günü sabah 04.00’te, Yunanistan’ın iflasını, Avro’nun çöküşünü, küresel bir mali krizi önleyecek yeni bir kurtarma paketi üzerinde anlaştıklarını açıkladılar. O gün mali piyasalar uzun zamandır görülmeyen bir hevesle ileri atıldılar. Ancak, ihtiyatlı bir Wall Street Journal başyazısının işaret ettiği gibi, piyasalar, Brüksel’den sabaha karşı gelen haberlere daha önce de böyle heyecanlı tepkiler vermemişler miydi?

Gerçekten de cuma günü, Wolfgan Müncahu Financial Times’da, “Belki bir gün AB liderleri krizi aşacak bir paketle gelecekler, ama bugün o gün değil” yorumunu yaparken, piyasalar, kurtarma paketinin ilk anda sandıkları kadar parlak olmayabileceğinin ayırdına vararak hız kesiyorlardı.

Pakete ilişkin kaygıları kabaca iki başlık altında toplamak olanaklıydı. Birincisi, paketin sonuç alabilmesi için, halk deyişiyle bir “olsayla bulsa bir araya gelse” durumu söz konusuydu. İkincisi, tüm bu “olsalar ve bulsalar” sonunda “bir araya gelseler” bile paket mali krizin aşılması için gerekli temel koşulu, ekonomik büyümeyi teşvik edecek gibi görünmüyordu.

Bu ekonomik kaygıların yanı sıra bir de süreci iyice zorlaştıracak gibi görünen bir kaygı daha giderek öne çıkıyordu. La Stampa’da Enrico Rusconi’nin perşembe günü vurguladığı gibi, bu kaygı “ulusal egemenlik” konusuyla ilgiliydi: Mali krize müdahale süreci ilerledikçe Almanya’nın egemenliği ve AB üzerindeki hegemonyası güçlenirken, yalnızca Yunanistan, Portekiz gibi görece küçük ülkelerin değil, AB’nin üçüncü büyük ekonomisi İtalya’nın bile ulusal egemenliği giderek zayıflıyordu...

‘Olsayla bulsa...’
Perşembe günü açıklanan kurtarma paketinin içeriğini üç başlık altında özetleyebiliriz. (1) Yunanistan’dan alacağı olan bankalar, bu alacaklarının yüzde 50’sini gönüllü olarak silecekler. Böylece Yunanistan’ın borçlarının GSMH’ye oranı 2020 yılına kadar yüzde 160’tan yüzde 120’ye (Mali İstikrar Paktı’nın koyduğu yüzde 60 sınırının iki katı) inecek. (2) Avrupa Finansal İstikrar Fonu (EFSF) 440 milyar Avro’dan, 1 triyon Avro’ya yükselecek. Bu, miktar konuyu yakından izleyen yorumcuların gerekli gördüğü büyüklüğün ancak yarısına ulaşıyor (The Times, Le Monde, 28/10/011). (3) Bankalar Haziran 2012’ye kadar sermaye tabanlarını güçlendirmek için toplam 106 milyar Avro yeni kaynak bulacak, rezerv oranlarını yüzde 9’a yükseltecekler.

Paketle ilgili ilk sorun bu “gönüllü” kavramından kaynaklanıyor. Bu kavram Yunanistan’ın iflas ettiğini gizleyerek CDS denen kredi sigorta sorumlulukları zincirinin devreye girmesini önlemeyi amaçlıyor. Ancak CDS’leri kullanmak bazı bankalar için daha avantajlı olabiliyor. Bankaları gönüllü olarak borç silmeye Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) ikna edecek. Ne kadar başarılı olacağı henüz belli değil. Diğer taraftan, bankaların bu borç silme operasyonunu gerçekleştirmeden önce, sermaye tabanlarını güçlendirmek için gereken 106 milyar doları nereden bulacakları da henüz belli değil.

EFSF’nin 440 milyar Avro’dan 1 triyon Avro’ya yükseltilmesine gelirsek... Birincisi, halen Fon’da yalnızca 220 milyar Avro var. Bunu trilyona yükseltmek için gerekli kaynak, AB üye ülkeleri “vergi mükelleflerine” yeni yük getirilmeyeceği ısrarla vurgulandığına göre, esas olarak başta Çin olmak üzere kimi rezervleri kuvvetli ülkelerin devlet fonlarından sağlanacak. Bunun ışık tuttuğu jeopolitik görüntü bir yana, bu ülkelerin bu yatırım karşılığında dayatacakları ekonomik, özellikle de siyasi koşulların AB için kabul edilir olmasına bağlı (Spiegel, 28/10/011).

Paketin bu aşaması da başarıyla tamamlansa, Yunanistan’ın borcunun yarısı silinse bile geride kalan miktar, sürdürülebilirliği sağlamak, daha uygun koşullarla da olsa yeni borçlanmaları gerektirecek. Borçların büyümeye devam etmemesi için Yunanistan ekonomisinin kaynak yaratması; diğer bir deyişle büyümeye başlaması gerekiyor. Yunanistan hükümeti, harcamaları keser, işten çıkarmalara devam eder, varlıklarını satarken toplumsal muhalefet meydanlarla genel grevler arasında gidip gelirken, bu büyüme nasıl sağlanacak? Cumartesi günü Berlusconi “Avro’ya kimse güvenmiyor” derken, Financial Times’a göre “piyasalar artık İtalya’ya güvenmiyordu.” La Reppublica da “krizin İtalya ve İspanya’ya bulaşma olasılığının IMF’yi alarma geçirdiğini” bildiriyordu.

‘Avrupa’da egemenlik kimde?’
Açıklanan kurtarma paketinin ayrıntılarını, özellikle de bu paketin içeriğinin hazırlanma koşullarını düşünürken, tartışmalar aniden adeta başa, Avro’nun ilk yaratıldığı sırada gündemde olan, “Arkasında siyasi bir egemenlik olmayan bir para yaşayabilir mi” sorusuna geri döndü. Bu soruya geri dönen tartışmaların en ilgincine İtalyan gazetesi La Stampa’da rastladım.

Enrico Rusconi, yorumunda, sorunu çok berrak bir biçimde koyuyordu: “Bugün Avrupa’da egemenlik nerede bulunuyor?” Rusconi, olası cevapların sonuçları üzerinde düşünmeye devam ederken muhafazakâr Alman hukuk ve siyaset teorisyeni Carl Schmitt’in “egemen olan, olağanüstü koşulun (sıkıyönetim anlamına da geliyor-E.Y) uygulanması konusunda karar alabilendir” tanımına başvuruyor. Bugün Avrupa’da bir “olağanüstü koşullar” uygulaması var. Bu ortamda Berlin ve Roma’nın durumlarını karşılaştırırsak diye devam ediyor... Alman parlamentosu Bundestag, Merkel’in raporunu dikkatle dinliyor; Merkel’i, Avro’yu koruma, işin gerekenleri yapmak konusunda yetkilendiren kararı alıyor.

Merkel bu kararı uygulamaya başladığında “diğer üye ülkelerin hükümetlerine bu karar doğrultusunda yeniden şekillenmek düşüyor”. Rusconi’ye göre bu olgu, “egemenliğin Bundestag’da olduğunu”, diğer, “parlamentosu felç olmuş, siyasetinde iktidarsızlık yaşayan İtalya gibi AB ülkelerinin bir egemenlik kaybı yaşadığını gösteriyor”.

Bu yoruma Fransa’nın muhafazakâr gazetesi Le Figaro da katılıyordu. Le Figaro, “Merkel ile Berlusconi arasında seçim yaparken tereddüt edecek değiliz” dedikten sonra ekiyordu: “Almanya’nın egemenliği doğmakta olan mimarinin bir unsurudur. Bu Avrupa projesini yeniden Almanya ile el ele inşa etme konusunda bizi motive etmelidir”(Le Figaro, 26/10/011).

Yunan gazetelerine kısaca bir göz atınca, bu “yeniden inşaya” katılma bağlamında motive olmayan tek ülkenin İtalya olmadığını görüyoruz. Örneğin, Eleftherotypia paketin açıklandığı gün “İçi Alman tanklarıyla dolu” başlığıyla çıkarken, yazarlarından Moses Lychees cumartesi günü, “Bankaların saçı biraz kesilse ne olur? Biz Yunanlılar, Portekizliler, İspanyollar, İtalyanlar... çalışma ve toplumsal haklarımız söz konusu olduğunda koyun gibi kırkıldık” diye yazıyordu. Prof. Nikou Kotza, “Avrupa’da borçlandırma yoluyla bir imparatorluk kurulduğundan”... “otoriter demokrasiye doğru ilerlendiğinden” söz ediyordu.

Kathimerini gazetesine bir yorumuyla katılan Handelsblatt (Almanya’nın finans gazetesi) editörü Steingart, dayatılan ekonomi politikasını, Rusya’da uygulanan “şok terapiye” benzetiyor. “Dr. Şok demokrasinin düşmanıdır”... “Ben Yunanistan’da yaşıyor olsam bir gözüm ordunun üzerinde olurdu” diyor.

HPG: Kimyasal silah kullandılar

Halk Savunma Güçleri (HPG), 22 Ekim günü Çukurca'da Türk ordusunun yaptığı operasyonlara dair bir açıklama yayınladı. Açıklamada Malatya'yadaki 24 cenazenin gerillalara ait olduğu belirtilirken, 11 gerilla ile de irtibat kurulamadığı bildirildi.

“Kimyasal silahlar kullanıldı”
HPG Basın İrtibat Merkezi (HPG-BİM) tarafından yayınlanan açıklamada Malatya Adli Tıp Morgu'ndaki 24 cenazenin Çukurca'da hayatını kaybeden HPG gerillalarına ait olduğu, gerillaların katledilmesinde napalm bombaları ve kimyasal silahlar kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada Çukurca'da 22-24 Ekim tarihleri arasında süren askeri operasyonlar sırasında yoğun bombardıman ve kimyasal silahlar nedeniyle bölgede bulunan 35 geriladan oluşan birlikle hiçbir şekilde irtibat kurulamadığı ifade edildi.

HPG Malatya'daki morgda bulunan 24 cenazenin gerillalara ait olduğu bildirilirken, kalan 11 gerillayla ilişki kurulamadığı için, kimlikleri ayırdedilememesi nedeniyle 35 gerillanın kimlik bilgilerinin kamuoyu ile paylaşıldı aktarıldı.

Açıklamada bazı gerillaların şiddetli bombardıman sırasında çöken bir kaya kütlesinin altında kaldığı, geriye kalan gerillaların ise kimyasal bombalarla katledildiği bildirildi. Açıklamada şunlar ifade edildi: “Çatışma ve bombardımanlar içinde yer alan ve birliklerine sağlam bir şekilde ulaşan arkadaşlarımızdan alınan bilgiler ve arkadaşlarımız tarafından yapılan araştırmalar, işgalci TC ordusunun uluslararası kanunları ve savaş hukukunu çiğneyerek birçok yasak silahı kullandığını göstermektedir. Savaş uçakları, kobra helikopterleri, tanklar, obüs ve havanlarla günlerce, ara vermeksizin gerçekleştirilen bombardımanlarda yoğun olarak Napalm bombası kullanıldığı netleştirilmiş, ayrıca kimyasal silah izlerine de rastlanmıştır. Bir TC ordu klasiği haline gelen kimyasal silah kullanımının izleri alandaki yoğun yağmur ve kar yağışına rağmen günler boyunca sürmüştür, sürmektedir. Şu andaki ordu komutanı Necdet Özel'i Kürt halkının taktığı Kimyevi Necdet sözü böylelikle ne kadar doğru ve yerinde bir tanımlama olduğu ortaya çıkmıştır. Gerilla mücadele tarihi boyunca defalarca türk ordusu tarafından kullanılan kimyasal silahlar Çelê 'de bir kez daha kullanılmıştır.”

Gerillaların kimlikleri açıklandı
Açıklamada hayatını kaybeden gerillalar için ise şunlar söylendi: “Her biri Kürdistan halkının direniş geleneğiyle, yurtseverlik özü ve Apocu bilinçle yetişen bu kahramanlık abidelerinin duruşları, kişilikleri ve devrimci yaşamları mücadelemizin en dinamik gücü olarak varlığını koruyacaktır.Wan, Colemerg, Rıha, Semsur,Îdir, Çele, Kars, Şırnex, Beyşebap, Erzingan, Muş, Elih, Xoy, Urmiye, Selmas, Kamyaran, Maku, Kobani, Dırbesiye, Afrin ve Derîk’e kadar uzanan ve Kürdistan’ın dört bir köşesini kucaklayan Ölümsüz şehitlerimizin direnişleri ve düşmanı çılgına çeviren kahramanlıkları halkımızın ve mücadele değerlerimizin toplamı olarak bizleri tarihi sorumluluğa davet etmektedir.”

HPG'nin açıklamasında kimlikleri tespit edilen 32 gerillaya ait bilgiler şöyle:
Kod Adı: Brusk Amed
Adı Soyadı: Mizbah Kızıler
Doğum Yılı ve Yeri: 1976 / Kulp, Amed
Anne – baba Adı: Fatma – Aziz
Katılım Yılı ve Yeri: 1993 / Kulp, Amed
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Rejav Jilemo
Adı Soyadı: Ali Hasan Pervizi
Doğum yılı ve yeri: 1981 / Kamyaran
Anne – baba adı: Emine – Ali
Katılım Yılı ve Yeri: 2007 / Berdenazê
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukura, Hakkari

***
Kod Adı: Xeyri Fedakar
Adı Soyadı: Cevdet Örtaş
Doğum Yılı ve Yeri: 1993 / Hakkari
Anne – baba Adı: Seyran – Mahmut
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukura, Hakkari

***
Kod Adı: Gülbahar Kobani
Adı Soyadı: Saniye Mustafa
Doğum Yılı ve Yeri: 1993 / Kobani
Anne – baba Adı: Emine – Mustafa
Katılım Yılı ve Yeri: 2008 / Halep
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukura, Hakkari

***
Kod Adı: Zınar Xoy
Adı Soyadı: Sultaneli Julide
Doğum Yılı ve Yeri: 1987 / Xoy
Anne – baba Adı: Kudret – Bışar
Katılım Yılı ve Yeri: 2007 / Xoy
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Berwar Zilan
Adı Soyadı: Behice Bedro
Doğum Yılı ve Yeri: 1983 / Dırbêsiyê
Anne – baba Adı: Wefiye – Behçet
Katılım Yılı ve Yeri: 1999 / Dırbêsiyê
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod: Adı: Dılşad Aryen
Adı Soyadı: Giyasettin Kaval
Doğum Yılı ve Yeri: 1982 / Hakkari
Anne – baba Adı: Gülistan – Veysi
Katılım Yılı ve Yeri: 2009
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Ruken Serhat
Adı Soyadı: Şilan Ergün
Doğum Yılı ve Yeri: 1990 / Van
Anne – baba Adı: Hatice – Kerem
Katılım Yılı ve Yeri: 2006 / Van
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Doğan Afrin
Adı Soyadı: Minnan İsmail Akkaş
Anne – baba Adı: Zarife İsmail
Katılım Yılı ve Yeri: 2010 / Afrin
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Serdem Pir
Adı Soyadı: İkram Kara
Doğum Yılı ve Yeri: 1989 / Van
Anne – baba Adı: Ayşan – İsmail
Katılım Yılı ve Yeri: 2009 / Çanakkale
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Dıjwar Rıha
Adı Soyadı: Çetin Modanlar
Doğum Yılı ve Yeri: 1985 / Urfa
Anne – baba Adı: Necla – Ahmet
Katılım Yılı ve Yeri: 2006 / Urfa
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Sipan Cûdi
Adı Soyadı: Geylani Reşidi
Doğum Yılı ve Yeri: 1991 / Urmiye
Anne –baba Adı: Asiye – İreç
Katılım Yılı ve Yeri: 2008 / Urmiye
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Medya Ronahi
Adı Soyadı: İpek Çiçek
Doğum Yılı ve Yeri: 1989 / Iğdır
Anne – baba Adı: Emine – Hasan
Katılım Yılı ve Yeri: 2009 / Iğdır
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Roza Semsur
Adı Soyadı: Suna Özdemir
Doğum Yılı ve Yeri: 1989 / Adıyaman
Anne – baba Adı: Besime – Mahmut
Katılım Yılı ve Yeri: 2009 / İstanbul
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Zilan Hakkari
Adı Soyadı: Gülistan Koç
Doğum Yılı ve Yeri: 1981 / Hakkari
Anne – baba Adı: Esmer – Bedirhan
Katılım Yılı ve Yeri: 2006 / Hakkari
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Eylem Ararat
Adı Soyadı: Ebru Muhikancı
Doğum Yılı ve Yeri: 1989 / Kars
Anne – baba Adı: Birgül – Nurettin
Katılım Yılı ve Yeri: 2008 / Kars
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Beritan Şin
Adı Soyadı: Ayşe Amra
Doğum Yılı ve Yeri: 1984 / Makü
Anne – baba Adı: Zarife – Adıl
Katılım Yılı ve Yeri: 2007 / Makü
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Kemal Cizir
Adı Soyadı: Derviş Özkan
Doğum Yılı ve Yeri: 1985 / Şırnak
Anne – baba Adı: Avniye – Abdulaziz
Katılım Yılı ve Yeri: 2009 / Hakkari
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Şirvan Govik
Adı Soyadı: Bereket Aşan
Doğum Yılı ve Yeri: 1991 / Şırnak
Anne – baba Adı: Hatun – Ahmet
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Deniz Derya
Adı Soyadı: Leyla Halimi
Doğum Yılı ve Yeri: 1987 / Salmas
Anne – baba Adı: Hamide – Hamit
Katılım Yılı ve yeri: 2005 / Salmas
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Diren Tolhıldan
Adı Soyadı: Emine Altun
Doğum Yılı ve Yeri: 1987 / Urfa
Anne – baba Adı: Nazime – Ahmet
Katılım Yılı ve Yeri: 2007 / Van
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Agırbaz Rapo
Adı Soyadı: Oktay Çelik
Doğum Tarihi ve Yeri: 1986 / Muş
Anne – baba Adı: Makbule – Seyithan
Katılım Yılı ve Yeri: 2007 / İsviçre
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Levent Derik
Adı Soyadı: Ahmet Mirza
Doğum Yılı ve Yeri: 1993 / Derik
Anne – baba Adı: Peyman – Muhammed Emin
Katılım Yılı ve Yeri: 2009 / Derik
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Welat Munzur
Adı Soyadı: Aziz Balıkçı
Doğum Yılı ve Yeri: 1994 / Muş
Anne – baba Adı: Zahide – Süleyman
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Garzan Çarçela
Adı Soyadı: Sezar Arslan
Doğum Yılı ve Yeri: 1992 / Batman
Anne – baba Adı: Kadriye – Mehmet
Katılım Yılı ve Yeri: 2009 / Hakkari
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Dılar Dılbırin
Adı Soyadı: Gulale Yusufi
Doğum Yılı ve Yeri: 1986 / Salmas
Anne – baba Adı: Hayal – Sadık
Katılım Yılı ve Yeri: 2003 / Salmas
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Serdar Mezrai
Adı Soyadı: Cemil Erol
Doğum Yılı ve Tarihi: 1992 / Hakkari
Anne –baba Adı: Camia – Süleyman
Katılım Yılı ve Yeri: 2008 / Hakkari
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Gever Faraşin
Adı Soyadı: Reşat Aslan
Doğum Yılı ve Yeri: 1989 / Şırnak
Anne – baba Adı: Hiyal – Hüseyin
Katılım Yılı ve Yeri: 2008 / Hakkari
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Erdal Yılmaz
Adı Soyadı: Enver Akçay
Doğum Yılı ve Yeri: 1981 / Dicle, Amed
Anne – baba Adı: Hazniye – Hasan
Katılım Yılı ve Yerİ: 2006 / İstanbul
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Tirej
Adı Soyadı: Mahmut Bor
Doğum Yılı ve Yeri: 1979 / Kurtalan, Siirt
Anne – baba Adı: Gevri – Tahir
Katılım Yılı ve Yeri: 2004 / Amed
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Dündar Gabar
Adı Soyadı: Abdurrahman Enüştekin
Doğum Yılı ve Yeri: 1989 / Siirt
Anne – baba Adı: Fatma - Emin
Katılım Yılı ve Yeri: 2005 / Siirt
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

***
Kod Adı: Şaho Hewraman
Adı Soyadı: Ümit Ramazani
Doğum Yılı ve Yeri: 1989 / Kamyaran
Anne – baba Adı: Zeri Sadıki – Vekil
Katılım Yılı ve Yeri: 2007 / Kamyaran
Şahadet Tarihi ve Yeri: 22-24 Ekim 2011 / Çukurca, Hakkari

30 Ekim 2011 Pazar

Ağabeyi konuşmuş: Tarık Akan ve Dündar Kılıç dolaylı ortaktı

Sinema sanatçısı Tarık Akan'ın ağabeyi Turgut Üregül, kardeşiyle ilgili ilginç iddialarda bulundu.

Kardeşinin, yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Dündar Kılıç'ı devreye sokarak Bakırköy'deki 'Özel Taş Mektep' binasını Hrant Dink'in elinden aldığı yönündeki iddiaları doğruladı.

Zaman gazetesi Tarık Akan'la ilgili haberlerine devam ediyor. Gazetede yer alan yeni bir haberde, Tarık Akan ve Dündar Kılıç'ın dolaylı olarak ortak olduklarını savundu. Tarık Akan'ın kolejdeki ortaklarından Z.İ.'ye dikkat çekti. Bu ismin Tarabya'daki bir arazide Dündar Kılıç ile de ortak olduğunu ileri sürdü. Turgut Üregül,"Bunları ispat edeceğim bütün belgeler elimde var. Tarık, hiçbir şeyi üzerine almaz. Bütün malları Bakırköy'de Z.İ.'nin üstündedir. Okulda da ortak hissesi var. Tarık, Dündar Kılıç ile de dolaylı ortak. Tarık Akan'ın ortağı Z.İ. bir arsada, Dündar Kılıç ile kâğıt üzerinde ortak. 6-7 sene ortaklık yaptı. Z.İ. ile Tarık, Taş Mektep'te resmi olarak ortaklardır." diyor.

Tarık Akan, Hürriyet gazetesinin 19 Ekim 2011 tarihli nüshasında, Dündar Kılıç'ın eski ortağı Dündar Uçar ile karıştırıldığını iddia etmişti. Tarık Akan'ın bahsettiği D.U.'nun Özel Okullar Derneği Başkanı olduğunu anlatan Üregül, söz konusu açıklamaları yalanladı. Üregül, "Okul D.U.'nun değil. O, Tarık'a mesleği öğreten kişi. Hrant Dink'in kardeşi 'bizi bu olaya sokmayın' diyor. Peki, imzalanan sözleşmesi yapılan okulu nasıl aldılar elinizden?" şeklinde konuşuyor. Üregül, emekli Albay olan babaları Yaşar Üregül'ü 1998'de kaybettiklerini anlatıyor. Üregül, "Babam vatanperverdi. Kimsenin hakkını yemedi. Ama o (Tarık Akan) hain adamın birisi." diyor. Bu arada, Tarık Akan'ın Dündar Kılıç ile ünlü üç sinema sanatçısı vasıtası ile temasa geçtiği öğrenildi.

‘Dündar Kılıç'la dolaylı ortak...’ Olabilir, ne diyelim Fetullah Gülen’de Ebu Cehil’le ortak biz bi’şey mi diyoruz? Hatta Ebu Leheb’in tarlalarını bile hocam suluyormuş, sevabına ne var ki bunda.

İhsan Eliaçık: İktidarın zeval vakti geldi

Evsizler için bir gece Taksim Meydanı’nda sabahlayan grup, ‘Yoksullar ölüyor, hükümet izliyor’ vurgusu yaptı. Eyleme, Mazlum-Der ve Şefkat-Der üyeleri ile gazeteci yazarlar İhsan Eliaçık, Mehmet Bekaroğlu ve Eren Erdem de katıldı

Takism Meydanı’nda biraraya gelen 70 kişi, önceki gece “evsizler için üşüme” eylemi gerçekleştirdi. “Üşüten devlet istemiyoruz” diyen Mazlum-Der ve Şefkat-Der üyeleri, geceyi Taksim’de geçirdi. Eyleme gazeteci yazarlar İhsan Eliaçık, Mehmet Bekaroğlu ve Eren Erdem de destek verdi. Grup, “Somali’ye giden devlet, kendi Somali’ni de gör”, “Kapitalizmin kışında üşüyoruz”, “Kadir Topbaş rahat mısın?”, “Devlet evinde, biz köprü altında” yazılı dövizler taşıdı. Mazlum-Der, İstanbul İl Yönetimi değişikliğinin ardından evsizler için mücadele etme kararı almıştı. Yeni yönetim, ilk olarak bu eylemde biraraya geldi.

Doğalgaza 2012 için zam sinyali

2012 yılı programında, 2012 yıl sonu enflasyonu yüzde 5 olarak hedeflendi. Merkez Bankası 2011 yılı Ekim ayında yayımladığı Enflasyon Raporunda 2012 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 5.2 olarak açıklamıştı. Programa göre asgari ücrete 2012 yılı Ocak ve Temmuz aylarında yüzde 3 oranında zam öngörüldü. Programda enerji maliyetlerinin yükseldiğine dikkat çekilirken “ Doğal gaz satış fiyatlarında Ekim ayında yapılan ayarlamaya rağmen alım maliyetleri tam olarak karşılanamadı” ifadesine yer verildi.

2012 Yılı Programı Resmi Gazete'de yayımlandı. Asgari ücretin 2012 yılı Ocak ve Temmuz aylarında yüzde 3 oranında, Devredilen SSK ve Devredilen Bağ-Kur emekli aylıklarının ise önceki altı aylık enflasyon tahminine göre Ocak ve Temmuz aylarında sırasıyla yüzde 4.22 ve yüzde 2.78 oranında artırılması öngörüldü. Ayrıca, 2012 yılında emekli aylıklarında kademeli intibak yapılacağı hedeflendi.

Programda yer alan hedefler özetle şöyle: 2011 yılının tamamında ihracatın yüzde 18.4 oranında artarak 134.8 milyar dolara ulaşması beklenmekte. İhracat fiyatlarının 2011 yılında yüzde 12.6 oranında artması ve reel ihracat artışının yüzde 5.2 olması hedeflenmekte.

2011 yılında ithalatın bir önceki yıla göre yüzde 27.7 oranında artarak 236.9 milyar dolara yükselmesi beklenmekte. 2011 yılında ithalat fiyatlarının yüzde 13.2 oranında artması ve reel ithalat artışının yüzde 13.1 olması beklenmekte.

2012 yılında turizm gelirlerinin 26 milyar dolara, turizm giderlerinin ise 5.1 milyar dolara ulaşacağı öngörüldü. 2012 yılında hizmet gelirlerinin 42.8 milyar dolar, hizmet giderlerinin ise 21.3 milyar dolar olması; böylece hizmetler dengesinin 21.5 milyar dolar fazla vermesi beklenmekte. 2012 yılında gelir dengesinde 6.9 milyar doları açık öngörülürken, cari transferler kaleminde 1.8 milyar dolar fazla beklenmekte.

Özelleştirme gelirleri
2012 yılında, elektrik dağıtım bölgelerine ilişkin özelleştirmeler tamamlanacak ve EÜAŞ'a ait üretim santrallerinden bir kısmının özelleştirme çalışmalarına başlanacak. 2012 yılında Özelleştirme Fonu'nun 10.7 milyar TL tutarında özelleştirme geliri elde etmesi bekleniyor.
2012 yılında tarım KİT'leri tarafından 3 milyon ton buğday, 9 milyon ton şeker pancarı ve 620 bin ton yaş çay yaprağı alımı programlandı.

Enerji maliyeti yükseldi zam yetersiz kaldı
2011 yılında ham petrol fiyatları ve dolar kurunun bir önceki yıla göre beklenenin üzerinde artması sebebiyle Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş.'nin(BOTAŞ) doğal gaz alım maliyeti, Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş.'nin elektrik alım maliyeti ve Elektrik Üretim A.Ş.'nin(EÜAŞ) yakıt maliyeti yükseldi. Yıl içerisinde BOTAŞ'ın ortalama doğal gaz satış fiyatı ortalama doğal gaz alım fiyatının altına düştü. Doğal gaz satış fiyatlarında Ekim ayında yapılan ayarlamaya rağmen alım maliyetleri tam olarak karşılanamadı.

İhtiyaç sahiplerine bedelsiz dağıtılmak üzere Türkiye Kömür İşletmeleri(TKİ) ve TTK tarafından 2011 yılında yaklaşık 1.9 milyon ton, 2012 yılında ise yaklaşık 2 milyon ton kömür temin edileceği tahmin edildi.

332 bin yeni istihdam
Türkiye genelinde 2011 yılında işgücüne katılma oranının yüzde 49.9, işsizlik oranının ise yüzde 10.5 seviyesinde gerçekleşmesi beklenirken, 2012 yılında, öngörülen büyüme ve yatırım artışlarına bağlı olarak istihdamın 332 bin kişi artacağı, işsizlik oranının ise yüzde 10.4 seviyesinde gerçekleşeceği öngörüldü.

GSYH yüzde 4 büyüyecek
Büyümenin 2011 yılının ikinci yarısında da devam etmesi, ancak küresel ölçekte ortaya çıkan belirsizlikler ve olumsuz baz etkisi nedeniyle bir miktar yavaşlaması beklenmekte. Buna göre, 2011 yılında yüzde 7.5 olması beklenen GSYH artış hızının, 2012 yılında yüzde 4 olması hedeflenmekte. Tarım sektörü katma değerinin reel olarak 2011 yılında yüzde 6 oranında artacağı, 2012 yılında ise yüzde 3 oranında artış göstereceği öngörülmekte. Sanayi sektörü katma değerinin, 2011 yılında yüzde 7.2 oranında artması beklenmekte. 2012 yılında ise sanayi sektörü katma değerinin yüzde 3.5 oranında artacağı öngörülmekte. 2011 yılında yüzde 7.8 oranında artması beklenen hizmetler sektörü katma değerinin, 2012 yılında yüzde 4.3 oranında artacağı öngörülmekte.

Mahalli idarelerin açığı büyüyor
Mahalli İdareler, 2012 yılında 497 milyon TL açık verecek. 2012 yılında, mahalli idarelerin sürekli işçi kadrolarından merkezi idareye yapılacak devrin ortaya çıkaracağı tasarruf ile altyapı yatırımlarının merkezi yönetim bütçesi kanalıyla desteklenmesinin mahalli idare dengesi üzerinde olumlu etkisi olacak. Asgari ücretin 2012 yılı Ocak ve Temmuz aylarında yüzde 3 oranında, Devredilen SSK ve Devredilen Bağ-Kur emekli aylıklarının ise önceki altı aylık enflasyon tahminine göre Ocak ve Temmuz aylarında sırasıyla yüzde 4.22 ve yüzde 2.78 oranında artırılması öngörüldü. Ayrıca, 2012 yılında emekli aylıklarında kademeli intibak yapılacağı hedeflendi.

Arap Birliğinden Esad'a uyarı

Arap Birliği'nin, Suriye'de şiddet eylemlerini sona erdirmeyi amaçlayan kendi arabuluculuk çalışmalarının başarısızlığa uğraması durumunda uluslararası bir müdahalenin kaçınılmaz olacağı yönünde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ı uyardığı bildirildi.

Kuveyt gazetesi El Kabas'ın Arap kaynaklarına dayanarak verdiği haberde, Arap heyetinin, Çarşamba günü Şam'da Suriye yönetimiyle yapılan toplantıda "açık ve net davrandığını, Arap heyetinin, kendi çözüm önerilerinin başarısızlığa uğraması durumunda, krizin uluslararası bir nitelik kazanmasıyla sonuçlanacağı uyarısında bulunduğu" belirtildi. Haberde, "bunun da Suriye'nin bir dış müdahale ve ekonomik bir ambargoyu beklemesi gerektiği anlamına geldiği" kaydedildi.

Gazetenin haberinde, Arap Birliği heyetinin Beşşar Esad'a reformlar konusunda açık bir takvim belirlenmesi taahhüdünde bulunması, yönetim temsilcilerinin ülke dışında muhaliflerle görüşmeyi kabul etmesi ve şiddetin durdurulması taleplerinde bulunduğu kaydedildi. Arap Birliği'nin bakanlar düzeyindeki heyetinin, Arap Birliği'nin bu önerilerine Şam'ın cevabını ileteceği belirtilen Suriyeli yetkililerle bugün Doha'da bir araya gelmesi öngörülüyor.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Sunday Telegraph gazetesine verdiği demeçte, Batının Suriye'ye müdahalesinin "bir depreme yol açacağını ve tüm bölgeyi yakacağını" söylemişti.

Erdoğan'ın cebindeki 1400 kişilik tutuklanacaklar listesi

Beştaş “Meşru talepleri gayrı meşru yöntemlerle, güç kullanarak bastırmaya çalışanlar, adaleti erteleyenler bugün değilse yarın büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayacaklardır” dedi.

İstanbul ve çeşitli illerde yapılan KCK operasyonlarında aralarında Türkiye Yayıncılar Birliği Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı ve Belge Yayınları yetkilisi Ragıp Zarakolu ve BDP Anayasa Komisyonu üyesi Prof. Dr Büşra Ersanlı, MYK üyesi Mustafa Avcı’nın da bulunduğu 41 kişinin gözaltına alınmasına tepkiler sürüyor. Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu gözaltıları “sürek avı” olarak nitelendirdi.

BDP Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu, Eşbaşkan Yardımcısı avukat Meral Danış Beştaş, yazılı bir açıklama yaparak, BDP’li 14 belediye başkanı ile 10 eski belediye başkanının da tutukluğunun devam ettiğini kaydetti. Beştaş “Meşru talepleri gayri meşru yöntemlerle, güç kullanarak bastırmaya çalışanlar, adaleti erteleyenler bugün değilse yarın büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayacaklardır” dedi.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) tarafından yapılan açıklamada, önceki gün gözaltına alınan yayıncı Ragıp Zarakolu’nun akademisyen oğlu Deniz Zarakolu’nun 4 Ekim’de 97 kişi ile birlikte gözaltına alınıp tutuklandığı anımsatılarak şu ifadelere yer verildi: “Ragıp Zarakolu, Türkiye ve dünya kamuoyunun yakından tanıdığı ve çok sayıda ödülün sahibi aydınlarımızdandır. Zarakolu’nun sürmekte olan çok sayıda davası da vardır ve duruşmalarına düzenli olarak katılıyor. Savcılık ifade vermeye çağırsaydı gidip ifadesini verirdi. Ragıp Zarakolu kasıtlı olarak gözaltına alınmıştır. Amaç, Ragıp Zarakolu nezdinde aydınlarımızı, düşünen insanlarımızı, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, insan hakları savunucularını, ilerici kamuoyunu terörize etmektir. Gözdağı vermektir. Susturmaktır. Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın gözaltına alınması da aynı amaç kapsamındadır.”

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cebindeki 1400 kişilik tutuklanacaklar listesi, toplumsal muhalefet güçlerinin ‘toplumla mücadele yasası’ adını verdiği Terörle Mücadele Yasası gereğince gruplar halinde yaşama geçiriliyor” iddilarına yer verilen açıklamada “Sürek avı başlatılarak TMY terörü tırmandırılıyor. TGDP olarak Ragıp Zarakolu’nun ve Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın gözaltına alınmasını protesto ediyor, hemen serbest bırakılmalarını istiyoruz” denildi.

Yüzyılın dolandırıcılık davası olarak görülen Deniz Feneri'nde 2 tahliye daha

Almanya'daki Deniz Feneri e.V Derneğinin Türkiye uzantısı ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 11 Temmuz'dan itibaren yapılan operasyonlarda tutuklanarak cezaevinde gönderilen 8 şüpheliden Zahit Akman ve Kanal 7 yöneticinlerinde aralarında bulunduğu 6'sı 'kaçma şüphesi yok' ve 'tedbirin cezaya dönüşmesi' gerekçesiyle 21 Ekim'de tahliye edilmişti.

2 TAHLİYE DAHA
6 kişinin tahliyesinin ardından Deniz Feneri e.V soruşturmasında cezaevinde Muzaffer Şafak ve Harun Kapuyoldaş kalmıştı.

Soruşturmanın son tutukluları Kapuyoldaş ve Şafak'ta önceki gün kefaletle tahliye edildi. Avukatların tahliye talebini yerinde bulan mahkeme 28 Ekim Cuma günü Kapuyoldaş 75 bin, Şafak ise 50 bin TL kefaletle serbest bırakılmasına karar verdi. Kapuyoldaş ve Şafak'ın kefalet paraları Cumartesi günü yatırıldı ve Sincan F tipi Kapalı Cezaevinde bulunan her iki şüpheli de aynı gün tahliye edildi.Soruşturma kapsamında tutuklananların tamamı 3 ay içerisinde tahliye edildi. Deniz Feneri e.V soruşturmasını yürüten savcılar Abdulvahap Yaren, Mehmet Tamöz ve Nadi Türkaslan soruşturmanın şüphelileri Zahit Akman ve Zekeriya Karaman'ın HSYK'ya 'evrakta tahrifat' iddiasıyla yaptığı suç duyurusunun ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 26 Ağustos'da görevden alınmıştı. Savcıların görevden alınmasının ardından soruşturmanın tutuklu bulunan şüpheli sanıklarının serbest kalıp, kalmayacağı tartışma konusu olmuştu.

285 Müzisyen "Van için Rock"ta buluştu...

Türkiye'nin rock dünyası Van'a yardım için tek sahnede buluştu. İstanbul Maçka'da "Çok ses, tek yürek" sloganıyla düzenlenen konserde rock ruhu, "yasaklanan cumhuriyet bayramına" da vurgu yaptı, kardeşliğe de, özgürlük ihtiyacına da...

Rockçılar, Van için sanat cephesinden ilk harekete geçenler oldu. Yardım amaçlı konsere Moğollar, Şebnem Ferah, Demir Demirkan, Mor ve Ötesi, Hayko Cepkin, Kurban, Feridun Düzağaç, Gripin, Redd, Aylin Aslım, Gece Yolcuları ile Melis Danişmend gibi isimlerin de olduğu 285 müzisyen katıldı. Konserin tüm geliri Van'daki depremzedelere ulaştırılmak üzere Kızılay'a bağışlandı.

"Çok ses, tek yürek" sloganıyla gerçekleşen konserde konuşan Müzisyen Ayşe Saran "Yasaklı Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun" dedi. Rock ruhu Cumhuriyet Bayramı'na. özgürlük ihtiyacına ve kardeşliğe vurgu yaptı.

Öğlen 12'den gece 23.30'a kadar devam eden yardım konserinde biletler günler öncesinden tükendi. 12 bin 500 biletin satıldığı etkinliğe giremeyenler, konseri dışarıda kurulan ekrandan izledi. Fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut da, alana kurulan stüdyoda depremzedeler yararına fotoğraf çekti. Kapıda açılan yardım masası da sabahın erken saatlerinden itibaren konsere gelenlerin getirdiği yardım malzemelerini topladı.

Altıyüz bin Facebook kullanıcısına saldırı

Hacker'lar 24 saatte 600 bin Facebook kullanıcısının hesabına saldırı düzenledi. Facebook'tan yapılan açıklamada herhangi bir kullanıcının bu saldırıdan etkilenmediği belirtirken, önümüzdeki haftalarda yeni güvenlik önlemlerini kullanıcılarına duyuracaklarının altını çizdi.

800 milyonun üzerindeki üye sayısıyla dünyanın en büyük sosyal ağ portalı olan Facebook'u hacker'lar rahat bırakmıyor. Siteye bağlı güvenlik uzmanları, yaptıkları son açıklamada sadece 24 saat içinde 600 bin Facebook kullanıcısının hacker saldırısına maruz kaldığını kaydetti.

Güvenlik uzmanlarına göre hacker'lar, bu saldırıyla birlikte kullanıcıların kişisel fotoğraflarını, mesajlarını ve diğer özel içeriklerini elde etmeye çalıştı. Ancak Facebook yönetimi, hacker saldırılarının başarıya ulaşmadığını ve kullanıcılar için korkulacak bir durumun söz konusu olmadığını dile getirdi.

Güvenlik uzmanlarına göre ise 600 bin kullanıcıya saldırı düzenleyen hacker'lar mutlaka ciddiye alınmalı ve kullanıcılar olası hacker saldırısına karşı tanımadığı hiçkimseyi arkadaş listesine eklememeli.

Kamuda tartışma yaratacak 2. düzenleme

Çelik, 46 yıllık 657 sayılı Memur Yasası ile vedalaşacaklarını söyledi. Çelik, “657 sayılı devlet memurları yasası yaşlandı. Artık emekliye ayrılması gerekiyor” dedi.

 657 rakamı tarih olacak, 1965 yılında çıkartılan Memur Yasası, ismi dahil tamamen değiştirilecek. Çelik, çağın ihtiyaçlarına yanıt vermeyen, yeni kamu yönetimi anlayışıyla bağdaşmayan yasanın tüm unsurları ile gözden geçirileceğini söyledi. Çelik, bir grup gazeteciyle sohbetinde şu bilgileri verdi: Tek tip kamu rejimi 657 sayılı devlet memurları yasası yaşlandı. Artık emekliye ayrılması gerekiyor. 5 ayrı kamu personel rejimi düzenlemesi var. Hepsi tek elde toplanacak. Devlet Personel Başkanlığı çalışma yürütüyor. Bu meseleye neşter vuracağız.


TARİFLER YENİDEN
Yapılanmaya acil bölümlerden başlanacak, uzun vadede tamamı değişecek. İki ayrı çalışma yapılıyor. Memur tanımından başlayarak, her şeyi yeniden tarif edeceğiz. Eşit işe eşit ücret sistemi, tüm ayaklarıyla hayata geçecek. Kanun Hükmünde Kararnamelerle üst düzey yöneticiler için uygulamaya koyacağımız ‘eşit işe eşit ücret’ uygulamasını tüm kademelere yayacağız.



TRANSFERE SON
Kurumlararası transferi ortadan kaldıracağız. Ücret ayarlamasıyla Doğu ve Güneydoğu’yu sürgün yeri olmaktan çıkaracağız. Sadece İstanbul, Ankara’da değil, Kars’a ve Ağrı’ya gidip çalışmak isteyecekler. Çalışılan bölgenin durumuna göre ücret uygulaması olacak.



KURUMLARDA DEPREM VAR
Müsteşar, genel müdür, genel müdür yardımcısı düzeyinde maaşlar eşitlenecek. Bürokrat maaşlarına alt ve üst sınır gelecek.

Türkiye Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİ) tarih olacak. Bu kurum, Devlet Personel Başkanlığı bünyesine alınacak. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, Sağlık Bakanlığı’na bağlanacak.

Denizcilik Müsteşarlığı kaldırılacak, görevleri Ulaştırma Bakanlığı’na devredilecek. Çalışma Bakanlığı’nın 21 bölge müdürlüğü, 81 ildeki İş-Kur müdürlükleri kapatılacak. Bu birimler illerde ‘Çalışma ve İstihdam İl Müdürlükleri’ adı altında toplanacak.

SGK bünyesinde Emeklilik ve Sigorta adı altında iki genel müdürlük kurulacak.



KIDEM TAZMİNATI FONU BU DÖNEMDE GÜNDEME GELMEZ
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “Çalışanların mağdur edilmemesi için formül geliştiriyoruz. Mevcut çalışanların haklarının yasanın çıktığı tarih itibariyle korunması, sonra da kurulacak fona devredilmesi önerisi var. Düzenlemenin yasa yürürlüğe girdikten sonra işe başlayanlara uygulanması da öneriliyor. Bugünün konusu değil, bu yasama döneminde de gelmez.”

Van için Rock zamanı

Aylin Aslım, Duman, Moğollar, Mor ve Ötesi, Redd gibi grupların sahne alacağı 'Van İçin Rock' yardım konseri, bugün İstanbul Küçükçiftlik Park'ta gerçekleştirilecek.

İSTANBUL -
Van'da yaşanan 7.2'lik deprem felaketinin ardından müzisyenler de harekete geçti. Rock sanatçıları ve grupları, yardım konseri için bir araya geliyor.

Konserin duyurusu şöyle:

"Biz müzisyenler olarak, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu bu ortamda, en iyi yaptığımızı düşündüğümüz şeyle yani ürettiğimiz müziği arkamıza alarak Van'a destek için bir araya geliyoruz. Bu konserin amacı Van'da yaşanan deprem felaketinin yaralarını sarmaktır."

Medyada katliam kışkırtıcılığı! Bugün gazetesi

Asparagas habercilikten, manüplatif habere oradan da nefret yayarak katliam kışkırtıcı yayınlara.

Medyanın hali bu ülkede her zaman içler acısı bir iktidar dalkavukluğu ve devlet yanlılığı olarak sürmüştür. Bu ülkedeki basın tarihi tam bir karanlık dehlizdir. Kimseninde bu karanlık dehlizde işlenen kirli cinayetlere el atmak gibi de bir niyeti olmamakta, olamamaktadır.

Her durumda iktidarın yanında yer almanın ve devletin kraldan çok kralcı savunusunu yapmanın şampiyonluğunu yapan basın son dönemde iyice çığrından çıktı.

Artık medya organları katliam haberciliğinde tek tek kişileri tek tek haberlerle göstermekten dönem dönem yaptıkları gibi kitlesel katliam çağrılarına döndüler. 1955 6-7 Eylül olaylarında katliam çağrısı yapan bu gazetelerdi. 1970'li yılların başında devrimci gençlerin katledilmesi için çanak tutanlar bu gazetelerdi.

1070'li yıllar her tür katliam teşvikiyle doludur manşetlerde. 1980'ler 1990'lar 200'li yıllar basın medya oldu katliam çağrıları yayınlamak artık iyice kanlarına işledi. Katliam çağrıları yapmadan duramıyorlar. Yalan haber, yönlendirici haber ve katliam kışkırtıcılığı.

Bunun son örneğini Bugün gazetesi verdi. Tam bir çılgınlık örneği gazetenin sayfası. Neresinden baksan insanlığa hakaret ve kan akıtılsın diye uğraşan bir sayfa.

Bir yanda "ömrü boyunca kitap okumamakla övünen" ve mesleğinde "başarıyı yakalamış" bir sinema artisti. Onun hemen altında Van depreminde artık sağır sultanların duyduğu başarısızlığın üstünü örtmek için "parlatılmış" bir deprem haberi. Ve artık tek tek değil bir toplu paket halinde sunulan katliama çağrı yapan kan dökülmesi için kışkırtıcılığa soyunulan paketlenmiş haber.

Sivas katliamıyla ilgili yalan olduğu defalarca kanıtlanmış bir haber sanki hiç de yalan değilmiş gibi tekrardan gündeme getirlmiş ve o yalan haberin unsuru olan bir kişinin cenazesinin bir cemevinden kaldırılacağı duyurulmuş. Hemen bu duyurunun yanına bir canlı bomba haberi tam bir karartma ile gereçek ile yalan karıştırılarak yerleştirilmiş ve onun hemen yan tarafına da Sivas Katliamı hiçte olduğu gibi değil sadece kanlı bir döküm olarak eklenmiş.

Gazete alevileri aşağılamaya çalışıyor onları kışkırtıyor. Diyor ki "siz kendi katilinizi cem evine alıyorsunuz" durum öyle değil ama olsun gazete bunu söylemekten çekinmiyor. Diğer yandan Alevileri de hedef yapıyor Alevilerin bu halinin kabul edilemez olduğunu söyleyip Alevileri hedef tahtasına yerleştiriyor. Neresinden bakılırsa bakılsın gazete kan dökülsün istiyor...

Bugün gazetesi tek başına bu haberleri yapmıyor aksine medyanın ortak tavrında bir parça dozaj arttırılmış "belirlenmiş" haberlerden yapıyor. Talimatlı gazetecilik katliamların kışkırtıcılığı olarak devam ediyor....

Anlı şanlı medya hümanistleri

Irkçılığın bu derece tavan yaptığı bir ülkede bir meseleye nereden başlanır, nasıl başlanır? Korkunç bir acıdan içine oh-lama yerleştiren o vicdansız kâbus nasıl da çeviriverdi hepimizi. Suçüstü yakalanmış olmak bir yana, suçu koruyup kollayan o cengâver medya kahramanları nasıl da birbirlerini sıvazlayarak, kem küm-lemeye başladı. Irkçılığı ‘’ağızdan çıkan bir anlık gaf” olarak sunan ve “linç etmeyelim” diyerek, öfkesini dile getiren insanların üzerine çemkiren o kol kanatçılık, o üstencilik, o ne idüğü belirsiz laf kalabalıkları hemen sarıp sarmaladı ırkçılığı.

Müge Anlı konuştukça coşuyordu programında ve emmebasma tulumba gibi kafasını sallayıp onaylıyordu başköşe body-prof amcası. Beton duvarların altında can çekişen insanların terörle bağlantısını kurup ohlayarak milli orgazmını gözümüze sokmakta hiçbir beis görmüyordu besbelli.

Fırsat bu fırsat acıtmalı, kanatmalı, cırmalamalıydı. Öyle de yaptı ‘plastik’ kahramanımız. TV programlarına bölgeden bağlanan vatandaşların “ bizi çok acıttı bu sözler” demesine, “ama takılmayın canım bunlara, bakın yardım topluyoruz, bir anlık gaf falan yani. Büyütmemek lazım, linç etmemek lazım” diyen Okangiller familyası, asıl linç edilenin acıyı o an en derinden yaşayan bölge insanı olduğu gerçeğini es geçip lafı tıkıveriyorlardı depremzedenin ağzına konuğu Esra Erol ortaklığında.

Yardım için sıraya giren ünlülerimizin arasından gürleyen başka bir ses “şehitlerimiz için de böyle bir kampanya yapalım” diye bağırarak topluyordu salondaki alkışları. Şehitler ve depremzedeler arasında kurulan bağ, Müge Anlı histeriğinin yalnız olmadığını kanıtlarcasına “şehit”likle vurmaya devam ediyordu.

Köylülere dışkı yediren de çürük elmaydı zaten, kışın ortasında köy meydanında çırılçıplak köylüleri soyundurup üzerlerinde yürüyenler de yapmıştı işte bir densizlik. Silahının dipçiği ile taş atan çocuğun kafasını parçalayan o polis de malum; bölge stresi... Haa kışlanın bahçesine öldürülüp gömülenler mi? yok öyle bir şey kara propaganda. Bulunuyor işte her şeye bir kılıf. Onunki de bir “gaf” sadece.

“Polis taşlamak, asker taşlamak, molotof atmak, sağı soğu yakıp yıkmak için anında organize olanlar, bakıyorsunuz, afet anında ortalıkta görünmüyorlar” diyen Başbakanla onu ortaklaştıran, besleyen kültür ve ideoloji, farklı alanlarda dile gelerek çoğalıyor sadece. Aynı anlayış sahipleri ortaklaştıkları hissiyatlarını birleştirip güç ve eylem birliği yapıyorlar. BDP’li Van belediye başkanı mesela, ayıklanıveriyor tüm çalışmalardan. Öyle ya... Van’ı tek başına kurtaracak Sayın BAŞbakan.

Van ölüyor. Van açlığın ve acının pençesinde kıvranıyor. Van ölülerini sesiz sedasız toprak donmadan gömmek için mezarlarını kazıyor. Van haysiyetini, onurunu devlet yardımı denen çilenin ortasında dimdik ayakta tutmaya çalışıyor. Aşağılanıyorlar ve kaçıncı sınıf vatandaş oldukları yüzlerine vuruluyor her defasında.

Yunus ‘u depremin yüzü yapıp manşete çekenler için, ölümü de bir manşet parçası oldu sadece. Helikopter ile acilen hastaneye kaldırılması düşünülmemiş bir an bile. Meşgul belli tüm helikopterler. Özgür Gündem’in “Vicdansızlar” manşetine kafayı takan Taha bey’in aklına gelmemiş neden helikopter ile kaldırılmadı diye? Eğer Yunus seçkin bir kesime ait olsaydı emrine amade olacaktı Helikopter. Olmadı. On çocuklu bir ailenin 9. sırasındaydı sadece.

Şairin dediği gibi “tanı da büyü bunları…”

Devletin sadece baskıya programlanmış tüm kurumları yardım denilince afallıyor birden bire. Her türlü muhalif çıkışa karşı anında organize olan devlet, söz konusu yardım olduğunda eli ayağına dolanıyor. Vatandaş kavramını “ayaklar” olarak tarif eden zihniyet, sistem dışı bir gelişme olduğunda kurtarmayı değil, gelişebilecek tepkilere karşı organize olmayı önüne ilk hedef olarak koyuyor. Van örneğinde yaşananlar ve siyaset kurumunun en tepesinden yapılan açıklamalar bize bunu bir kez daha kanıtladı ve bir kez daha anladık ki devlet yarayı sarmaz, yarayı kanatır, devlet acıyı dindirmez acıyı çoğaltır. Her şey olup biter, halk halkın yarasını sarar ve onlar bunun kaymağını yemek için stratejiler belirleyerek sonradan yaptıkları her şeyi ağızlarına doldurup, propaganda olarak kusarlar.

Elinde cetvel tahammül sınırlarını çizen o korkunç güç, her defasında herkese haddini bildirmek için parmak salladığında biraz daha eksilecek aramızdan birileri. Sırf herkesi susturdular demesinler diye birkaç muhalif sese izin veren taktiksel davranışa da gerek kalmayacak yakında.

Biz devleti tanımaya devam edeceğiz ama hiçbir zaman büyümemize izin vermeyecekler.
Akın Olgun, BirGün

Yardımlar AKP yandaşlarına gidiyor

Depremin üzerinden 7 gün geçmesine rağmen hala halka ulaşmayan yardım kolilerinin AKP’li Erciş belediyesi ve belediye başkanı Zülfikar Arapoğlu tarafından kendi yandaşlarına dağıtıldığı iddia edildi. AKP Gençlik kollarına teslim edilen erzakların liste halinde belirlenen insanlara dağıtıldığı ifade ediliyor.

BAZI TIRLAR PLAKASIZ
Yurdun dört bir yanından gelen yardım tırlarına ulaşmak için günlerdir yağmur soğuk demeden yardımların depolandığı belediye garajında nöbet tutan Erciş halkını çevik kuvvet ekipleri küfür ederek geri çevirirken, garajdan çıkan erzak dolu bazı tırların plakasız olması ise dikkat çekti.

'BÜYÜK RANTLAR DÖNÜYOR'
Günlerdir maruz bırakıldıkları eziyeti anlatırken, ismini vermek istemeyen bir jandarma personeli ise halkın sitemlerini doğrulayarak tüm erzakların AKP yandaşlarına gittiğini itiraf etti. Yandaşlarına erzak dağıtan Erciş İlçe Emniyet Müdürü, kaymakam ve Vali Yardımcısının görevden alındığına dikkat çeken Jandarma personeli , deprem bölgesinde çok büyük rantlar döndüğünü ancak bunu açıklamayacağını söyledi.

'BU ZİHNİYETE LANET OLSUN'
İki gün önce erzak almak üzere belediyede çalışan bir arkadaşından yardım talep etmek için Erciş Belediye Deposuna gittiğini anlatan Kışla mahallesi sakinlerinden Sinan Süzgün, “Televizyonlarda yüzlerce yardım tırının buraya getirildiğinin söylendiğini ancak bu güne kadar bir çadır alamadığımızı belirttim. O da bana burada yardımların verilecek isimlerin listesiyle birlikte AKP Gençlik kollarına teslim edildiğini açıkça söyledi. Kendisinin bir şey yapamayacağını, bu uygulama karşısında çok kavga ettiğini ancak ‘hoşuna gitmiyorsa git başka bir yerde çalış’ denildiğini bana anlattı. Kuyruklarda bekleyen insanlarımızı bu şekilde görünce gerçekten nasıl bir ülkede yaşadığımızı bir kere daha anladım. İnsanların mağduriyetini bile siyasete alet eden bu zihniyete lanet olsun diyorum” diye konuştu.

Erciş'te kızgınlık büyüyor
Dünya, 7.2 şiddetindeki Van depremini konuşmaya devam ediyor. Wall Street Journal gazetesi, Türk hükümetinin kentsel dönüşüm yasasını yılsonuna kadar meclise sunacağına dikkat çekerken, Financial Times, depremden 24 saat sonra sorunların arttığını ve Erciş’te, kızgınlığın büyüdüğünü belirtti. New York Times gazetesi ise, İsrail’in gönderdiği yardımlara işaret etti.

Wall Street Journal, yapıların düşük standartları konusunda endişelere bir tepki olarak, Türk hükümetinin “Kentsel Dönüşüm Yasası”nı yılsonuna kadar meclise sunacağına dikkat çekti.

MAKSİMUM SÜRE 2 HAFTA
Haberde, 13 yaşındaki Serhat Tokay’ın depremden 108 saat sonra kurtarıldığı hatırlatıldı. George Washington Üniversitesi’nin 2006’da yaptığı bir çalışmaya göre, hayatta kalanların 34 deprem çalışmasından 18’inde 48 saat sonra bulunduğu ve maksimum hayatta kalma süresinin iki hafta olduğu kaydedildi.

'24 SAAT SONRA SORUNLAR ARTTI'
İngiliz Financial Times gazetesi ise, “Türkiye depremi sorulara neden oldu” başlıklı haberinde, İsrail’in Türkiye’ye yardımına işaret ederek, depremden 24 saat sonra sorunların arttığını yazdı.
Erciş’te kızgınlığın büyüdüğü belirtilen haberde, AB ve diğer ülkelerden Van’a çadırların ulaştığı ancak insanların, kendileri için 10 çadır alan ve bunları satan fırsatçıların dolandırıcılıklarından şikayetçi olduğu ifade edildi.

"İSRAİL'LE İLİŞKİLERİ ETKİLEMEZ"
New York Times gazetesi de, Van depreminden 5 gün sonra enkaz altından çıkartılan Serhat Tokay’a dikkat çektiği haberinde, İsrail’in gönderdiği yardımlara işaret ederek, Türkiye’nin İsrail’in yardımlarına teşekkür ettiğini ancak bunun gerilen ilişkileri etkilemeyeceğini vurguladığını yazdı. Ayrıca, düzinelerce ülkenin yardım önerisinde bulunduğu, ancak Türkiye’nin "yeterli kaynağa sahibiz" dediği belirtilen haberde, çadır ve yardım malzemelerine ihtiyacın düzeyi belirginleştiğinde hükümete yardım elnin uzandığı belirtildi.

Hayata tutunmaya çalışıyorlar
Van'da meydana gelen depremde yüzlerce kişi yaşamını yitirdi, binlerce kişi yaralandı. Depremden günler sonra bile enkazdan sağ çıkanlar oldu. Yaşama sıkıca tutunan bu mücadeleci insanlar az da olsa hepimizin yüzünü güldürdü. Tüm Türkiye'ye umut verdiler. Uzmanlar enkaz altında iki hafta yaşamanın mümkün olduğunu söylüyor. Biz de bu yüzden hala yeni mucizeler için umudumuzu koruyoruz.

HALK SEFERBER OLDU
Devletin kötü organizasyonu ve bazı köhne kafaların sözleri zaman zaman bizi sinirlendirse ve hayal kırıklığı yaratsa da memleketin dört bir köşesinden insanlar yardım için seferber oldu. Pek çok insan bölgeye giderek arama-kurtarma çalışmalarına katıldı. Daha fazlası, yardım malzemelerini toplayıp, paketlemek ve araçlara yüklemek için gönüllü olarak belediyelere koştu. Daha da çok insan maddi olanaklarını zorlayarak destek verdi ve dayanışma ruhunu gösterdi. Hepimiz gördük ki, tüm olumsuzluklara karşın, Türkiye halkı çok güzel bir dayanışmayı her an diriltebilecek konumda. Toplanan yardımlar gölgeye gönderilmeye devam ediyor.

ALIŞMAYA ÇALIŞIYORLAR
Öte yandan depremin üzerinden yaklaşık 1 hafta geçti ve depremzedeler de afet sonrası hayatlarına alışmaya çalışıyor. Soğuk hava ve kar yağışı altında çadır kente yerleşen bu insanlar bu geçici hayatlarına uyum sağlamaya çalışıyor. Henüz sığınacak bir çadırı olmayan ve zorlu kış koşullarıyla baş başa bırakılanlar da var. Bu kişiler Kızılay'dan acil olarak çadır bekliyor.

ARTÇILAR SÜRÜYOR
Van'da bir hafta önce meydana gelen 7,2'lik depremin ardından artçılar sürüyor. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden alınan bilgiye göre, saat 01.24'te Çolpan merkezli 5,3 büyüklüğünde bir deprem kaydedildi.

Yaklaşık 1 saat sonra da Van, 4,2 büyüklüğündeki bir artçı ile sarsıldı. Deprem bölgede panik yarattı. Son depremlerle birlikte bölgedeki artçı deprem sayısı 1400'e ulaştı.

Van'daki bilanço da her geçen gün ağırlaşıyor. Van'da son verilere göre, 596 kişi hayatını kaybederken, yaralı sayısı 4152'ye ulaştı. Sağ kurtarılanların sayısı da 188 oldu.

4 BİNADA ARAMA SÜRÜYOR
Erciş'te arama kurtarma çalışmaları da devam ediyor, çalışmalar 4 ayrı binada sürüyor. Diğer yerlerde ise artık enkaz kaldırma çalışmaları başladı. Hasar tespit sonucunnda yıkılmasına karar verilen bazı binalarda ise yıkım çalışmalarına gerekli tedbirler alındıktan sonra başlanacak.

Bakan Şahin bildiğiniz gibi

Van'da çadırkenti ziyaret eden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, depremzedelere moral vermek adına kanlarını dondurmaya devam etti.

Van'daki depremzedeleri ziyaret eden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin insanın kanını donduran söylemlerine devam etti.

Bakan Şahin, Erciş'teki çadırkentte depremde ölenler için düzenlenen bir mevlite Diyanet İşleri Başkanı ile birlikte katıldı. Mevlit, Hilali Ahmer Camisi adı verilen ve camiye dönüştürülmüş bir çadırda düzenlendi.

Şahin, depremzedelere, "Koskocaman sarayda oturuyorsunuz" diyerek çaresiz Vanlılara moral verdiğini zannetti. Daha sonra yanındaki Diyanet İşleri Başkanına dörenek, “Biz de mi burada çadır kursak acaba?” derken ölülerini defneden depremzedeler bakanın bu lafları ile güçlü bir artçıl sarsıntı daha yaşadılar.

Şivan Perwer: 'Sağduyulu insanlar Barbie'lere karşı koysun'

Avrupa'da yaşayan Kürt sanatçı Şivan Perwer Van'da meydana gelen deprem sonrası bir taziye mesajı yayınladı. Mesajında, ''Vanlı kardeşlerimin durumu yüreğimi yakıyor, onların bütün acılarını paylaşıyorum. Lakin ne kadar zor olsa da umutlarını kesmesinler, yarınlar daha güzel olacak'' ifadelerini kullanan Perver, şöyle devam etti:

“Kamu kuruluşlarının ve sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra, yürekli ve cesur insanlar hep beraber seferber olmuş, gece gündüz demeden belki bir kişiyi daha enkaz altından kurtarırız umuduyla çıplak elleriyle enkaz kaldırıyorlar. Bu kişilere sonsuz teşekkür ediyorum. Zira hiç bir şekilde ayrım yapmaksızın, tamamen önyargısız olarak, insanlığın gerektirdiği sıcaklığı ve kardeşliği taşıyorlar Van`a. Öyle inanıyorum ki, memleketimizde barışı ancak bu anlayışla inşaa edeceğiz. Gelecekte sağduyulu bu insanların daha da güçlü, daha da fazla söz sahibi olmalarını diliyorum. Güçlü olsunlar ki, yine son günlerde baş gösteren çirkin ve ırkçı söylemlerin sahibi bazı reytinge odaklanmış Barbi ve Ken’lere karşı koyabilsinler.

Burada beni endişelendiren husus ise, bu tür faşist söylemlerin halkın bir kısmı tarafından kabul görüyor olması ve bu tür ırkçıların bu iğrençliği yıllardır devam ettirebilmeleridir. Gerçekten barış isteniyorsa, Ahmet Kaya kardeşimi linç eden zihniyete medya patronları artık geçit vermemelidir. Irkçı ve ayrımcı söylemleri hangi taraftan her kim dile getiriyorsa, onu şiddetle kınıyorum.

Van ve çevresindeki Kürt halkına buz gibi nefret yerine, sıcacık sevgi ve şefkatin bu günlerde tezahürü olan battaniye ve giyecek gönderilmesi, yakın yarınlarda bu ülkenin keyfini hep beraber çıkarma dileğiyle, insanlıktan yana tavır alan herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum”

Beşar Esad'dan batıya 'depremli' uyarı

LONDRA - Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkesinde ayaklanmanın başlamasından bu yana ilk defa Batılı bir medya organıyla bir mülakat yaptı.

Esat, İngiliz The Sunday Telegraph gazetesiyle mülakatında Batı’yı ülkesine müdahale etmemesi yönünde uyarırken, Batı’nın Suriye’ye olası bir askeri müdahalesinin bölgede bir deprem tetikleyeceğini, ikinci bir Afganistan’ın yaratılacağını öne sürdü.

Beşar Esad, Pazar günleri İngiltere’de yayımlanan Sunday Telegraph gazetesine yaptığı açıklamalarda Batı’yı uyarırken Suriye’nin, Mısır, Tunus ve Yemen gibi ülkelerden farklı olduğunu savunarak, “Tarihi farklı, siyaseti farklı” dedi. Esad şöyle devam etti:

“Suriye, şimdi bu bölgenin merkezidir. Fay hattıdır ve eğer yerle oynarsanız, bir depremi tetiklersiniz. İkinci bir Afganistan mı, ya da onlarca Afganistan mı görmek istiyorsunuz?
Suriye ile herhangi bir sorun, tüm bölgeyi ateşe verecek. Plan Suriye’yi bölmek ise eğer, bu tüm bölgeyi bölecek.”

Beşar Esad, ayaklanmanın ilk kısmında güvenlik kuvvelerince “birçok hata” yapıldığını kabul ettiği mülakatta şimdi ise sadece teröristlerin hedef alındığını savundu.

“Arap Baharı”na, devrilen diğer liderlerden çok farklı bir yanıt verdiğinde ısrar eden Esad, ülkesinde reform temposunun çok yavaş olmadığını da iddia ederek, “Vizyon olgunlaşmış olmalı. Bir yasayı imzalamak ancak 15 saniye alır ama toplumunuza uymazsa bölünme olur. Çok karmaşık bir toplumdur” ifadelerini kullandı.

Suriye Devlet Başkanı, ülkesindeki ayaklanmayı “İslamizm ile panArabizm (laiklik) arasındaki bir mücadele” olarak tanımlarken, “Müslüman Kardeşlerle 1950 yıllarından beri mücadele ediyoruz ve bu mücadele hala sürüyor” diye konuştu.

Ahmet Altan yine saçmaladı

Liberal aymazlığın TC'deki yüzü Ahmet Altan bugünkü yazısında hem PKK'ya hem BDP'ye hem de AKP'ye çattı. Bingöl'deki canlı bomba saldırısını değerlendiren Altan, PKK'ya "Böyle aşağılık yöntemlerle "özgürlük" geleceğini iddia edebilmek için hem kör, hem ahmak olmak gerekir." dedi. BDP'yi ölümü kutsamakla suçladı. AKP'ye ise Erdoğan'ın kendi sözleriyle cevap verdi.. İşte liberal Altan'ın "Bingöl ve AKP" başlıklı yazısı.

PKK HEM KÖR HEM AHMAK
PKK gitti gene sivilleri vurdu. Gencecik bir kızın sırtına bombaları bağlayıp gönderiyorlar, kız parçalanıyor, cumartesi öğleden sonra gezintiye çıkmış zavallı kadın, çocuğu, yoldan geçen adam hep birlikte hedef oluyorlar.

Neymiş?

PKK özgürlük mücadelesi veriyormuş. Böyle aşağılık yöntemlerle "özgürlük" geleceğini iddia edebilmek için hem kör, hem ahmak olmak gerekir.

Kürtler, böyle çoluk çocuk katliamına destek olmaz; destek olacak kadar gözü kararmış, vicdanı sönmüş olanlardan da Kürtlere bir yarar gelmez. "Kürt halkının hakları" için verilen mücadeleyi "vicdansızlıkla" eşanlamlı kılmaya da kimsenin hakkı yok.

BDP NE YAPTIĞININ FARKINDA MI
BDP de gidip Kazan Vadisi'nde ölen PKK militanları için halkı sokağa çağırıyor.

Bilmiyorum ne yaptığının farkında mı?

Ne yaptığını anlaması için sanırım meseleyi bir de tersinden düşünmesi gerekiyor, MHP "Çukurca'da ölen askerler için halkı sokağa çağırsaydı" BDP bunu doğru bir hamle olarak mı değerlendirecekti?

MHP'nin de gerisine düşerek, kitleleri kışkırtarak Kürt halkının sözcülüğünün yapılabileceğine doğrusu ben inanmıyorum, silaha ve şiddete bu kadar esir olarak "barış partisi" olmak pek mümkün gözükmüyor bana.

BİZ BU NUMARAYI BİR DAHA YUTMAYIZ
Bence artık Kürt siyasetçileriyle aydınları kendilerine sormalılar, PKK mı Kürt halkı için var, Kürt halkı mı PKK için var?

"İkisi aynı şey" diyenlere, "Bize bu numarayı seksen sene Türk ordusu yutturdu, bir daha yutmayız" derim, biz yutmayız, Kürtler de yutmaz.

"Silahlı olanın efendi olduğu" sistem Türkler için de, Kürtler için de çok gerilerde kaldı, çağ değişti, zaman değişti, dünya değişti.

PKK ile BDP geçmiş bir yüzyılda yaşıyorlar. Hâlâ ölümü kutsayıp yüceltiyorlar.

OSMAN BAYDEMİR'E KULAK VERSİNLER
Biraz Osman Baydemir'e kulak versinler; "Bu çağda kurşun atmak haramdır, sen batıya 24 tabut gönderirsen, ertesi gün doğuya da 24 tabut gelir."

Kürt siyasetinin Baydemir gibi kişilikli, cesur, gerçeği söyleyebilen liderlere ihtiyacı var ama ne yazık ki onlardan çok fazla çıkmıyor. Baydemir'i sadece Kürt siyasetçilerin değil Türk siyasetçilerin de duyması gerekiyor.

TABUT YARIŞINI BİTİRECEK BİRİ LAZIM BİZE
AKP dokuz yıldır iktidarda. Bugün hâlâ Kürt meselesini askerle, kurşunla, polisle, gözaltıyla, tutuklamayla çözmeye uğraşıyor.

Kürt meselesinin çözümü bu mu? Baydemir'in lafını tersinden de söylemek mümkün, "Sen doğuya 24 tabut gönderirsen, batıya da 24 tabut gelir".

Tabut yarışını bitirecek biri lazım bize. PKK'nın ilkel ve vicdansız vahşetinin yansıması olacak bir iktidar değil. Değişim yapacak, ümit verecek, bu eşitsizliği ve haksızlığı bitirecek biri. AKP bunu yapamayacak kadar yorgun ve bıkkın görünüyor son zamanlarda. Sadece "laf" var ortada.

AKP SAVSAKLADIKÇA İNSANLAR ÖLÜYOR
Konuşuyorlar, konuşuyorlar, konuşuyorlar ve hep neden yapamadıklarını anlatıyorlar; neden yapamadığınız kimsenin umurunda değil, "yapamayacak" milyonlarca, milyarlarca insan var yeryüzünde, biz "yapabilecek" birini arıyoruz.

Neden hâlâ "anadilde" eğitimi gündeme almıyorsunuz? Neden hâlâ "iki dilliliği" tartışmıyorsunuz? Neden Seçim Yasası'nı değiştirmiyorsunuz? Neden Türklerle Kürtlerin tam anlamıyla eşit olacağı bir düzeni kurmak için adımlar atmıyorsunuz?

Neden sadece askerî önlemlerden söz ediyorsunuz, neden sadece gözaltılarla ilerleyebileceğinizi sanıyorsunuz? Neden Kürt meselesi deyince hâlâ aklınıza yalnızca PKK geliyor? Neden BDP'nin siyaseti AKP'yi aşağılamak sanması gibi siz de siyaseti BDP'yi aşağılamak sanıyorsunuz?

Bu AKP ne zaman gerçek ve kalıcı bir değişim için adım atacak bilmiyorum ama AKP ayağını sürüdükçe, demokratikleşmenin gereklerini yapmayı savsakladıkça bu ülkede insanlar ölüyor, askerler, PKK'lılar, siviller ölüyor.

Bunu durdurmasını PKK'dan beklemeyeceğiz herhalde, bunu durdurmayı bu ülkenin hükümetinden bekleyeceğiz.

İKTİDAR YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR
AKP iktidara iyice yerleşti ve oraya yerleşmek içim harcadığı çabayla yoruldu, daha da beteri"amacına ulaştığı" duygusuna kapıldı, artık daha fazlasını yapmak istemiyor sanki.

Ama iktidar koltuğu bisiklet gibidir, durduğunda düşersin, AKP duruyor ve sürekli düşüyor, Van'da düştü, Kürt meselesinde düştü, şimdilik düştükten sonra yeniden seleye oturuyor ama bu kadar çok düşerse sonunda bisikleti kullanmayı bilen biri oturur oraya.

Erdoğan'ın kendi sözleriyle söylemek gerekirse, "İktidar yan gelip yatma yeri değildir". Sen yattıkça insanlar ölüyor çünkü.

Bekir Coşkun'dan törenlerin iptaline tepki

Cumhuriyet yazarı Bekir Coşkun, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinin iptal edilmesine tepki gösterdi. Bugünkü köşesinde kaleme aldığı yazısında iktidarın törenleri iptal etmesini, Erdoğan'ın ve Gül'ün düğün törenlerine katılması üzerinden eleştirdi.

İşte Bekir Coşkun'un bugünkü yazısı...

KAFA KAFAYA VERDİLER...
Kafa kafaya verdiler, "deprem nedeniyle hassasiyet yaratır" gerekçesiyle Cumhuriyet Bayramı'nın yarısını kestiler...

Acılı günde ayıp olmasın diye... Hassasiyetten... Ve koştular düğüne... İktidar "hassasiyet" nedeniyle Cumhuriyet törenlerini iptal ettiği akşam, üç düğüne birden gitti, saz heyeti yetişemez...

Birinci düğün; Atakule salonlarındaydı... Medya koştu... Ama medyaya kapalıydı... Hassasiyet olmasın çünkü... İkinci düğün; birinci düğünün peşinden ATO salonunda... Yetişti bizim çocuklar peşlerinden...

Hassasiyet önce varmıştı... Medyayı almadılar... Üçüncü düğün; ikinci düğünün arkasından Sheraton Oteli salonunda... Devleti yönetenler oradaydı... Hassasiyet de orada olduğu için, millet görsün istemediler... Kapılar medyaya kapatıldı...

88 YIL ÖNCE GÜN ALINMIŞTI...
"Nikâhlar için gün alınmıştı, iptal etmek olmazdı" dedi hassasiyet...

İyi ama... 88 yıl önceden gün alınmıştı...

Asla bir eğlence olmayan, Cumhuriyetimizi halkın katıldığı törenlerle kutlamak, anmak, yaşamak niçin iptal edilebildi?..

EN ANLAMLI CUMHURİYET BAYRAMI
Bence iyi de oldu... Hassasiyetin engeline karşın, en anlamlı Cumhuriyet Bayramı kutlandı... Sokaklarda, caddelerde, meydanlarda, çarşılarda...

Evlere bayraklar asıldı, çiçeğini alan anıtlara koştu, çocuklar küçük bayrakları ile annelerinin elinden tutup çıktılar... Ankara ayaktaydı... İzmir coştu...

İstanbul'da on binler yürüdü... Tüm kentlerde eskisinden daha coşkuyla kutlandı Cumhuriyet...

En güzel Cumhuriyet Bayramı'ydı bence...

Çünkü sadece yüreğinde Mustafa Kemal ve Cumhuriyet sevgisi olanlar katılabildiler... Cumhuriyeti yıkmak isteyenler, onun ilkelerini tekmeleyenler iyi ki gelmediler... Sırf Cumhuriyetin koltuklarında oturdukları için oraya gelip duranlar yoktu...

İkiyüzlülük gözükmedi...

Sahtecilik sırıtmadı...

Riyakârlık orada değildi...

Güzel bir bayram oldu yani...

Kutlu olsun...

Demirtaş'tan açıklamalar

Demirtaş, "Eğik bir baş olmaktansa, yanık iki ayak olmayı tercih eden gençler onurumuzdur, sahip çıkacağız" dedi. Gündoğdu Mahallesi'ndeki Şah Düğün Salonu'nda BDPMersin il kongresinde partililere hitap eden Demirtaş, boynuna asılan sarı-kırmızı-yeşil renkli poşuyla konuşma yaptı. Salonu dolduran partililer de sarı-kırmızı-yeşil renkli bez parçaları sallayıp, Kürtçe 'Yaşasın Başkan Apo' diye sloganları attı.Selahattin Demirtaş, Malatya morgunda 24 PKK'lının cenazesinin bekletildiğini, bunlara vahşet uygulandığını iddia etti.

'BUNLAR KANLA ABDEST ALIP, GÖSTERMELİK NAMAZA DURAN ÜÇ KAĞITÇILARDIR'
Demirtaş, şöyle konuştu:
"Cenazelere saygı gösterilmemektedir. Hükümetten elbette ki böylesine bir konuda duyarlılık beklemiyoruz. Çünkü artık çok açık anlaşıldı ki, bunlar kanla abdest alıp, göstermelik namaza duran üç kağıtçılardır. Bizi anlamak istemeyenlere bir kez daha açıkça belirtiyorum; eğik bir baş olmaktansa, yanık iki ayak olmayı tercih eden gençler onurumuzdur, sahip çıkacağız. Sahip çıkmamak onursuzluktur, cenazesine, evladına sahip çıkmamak onursuzluktur, bu vahşete sessiz kalmak onursuzluktur. Biz böyle bir onursuzluğu kabul etmeyeceğiz."

'KÜRTLER, KÜRDİSTAN'DA ÖZGÜRCE YAŞAR, BUNU EZBERLEYECEKSİNİZ'
Bugüne kadar yaptıkları mücadelenin her adımında 'barışı' ağızlarından düşürmediklerini savunan Demirtaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Barış istedik. 'Onurlu bir barış istiyoruz, eşitçe, hakça, kardeşçe yaşamak istiyoruz' dedik. 'Biz barış dilencisi değiliz' dedik. 'Olacaksa eğer bu topraklarda onurlu bir barış, bizi biz olarak kabul edeceksiniz' dedik. Dilimizle, kültürümüzle, yaşam tarzımızla, coğrafyamızla, köyümüzle biz, biz olarak yaşayacağız bu topraklarda. Onlar bunu sindiremiyorlar. Kürt halkı, Kürdistan gerçeği ile vardır. Kürt halkı, kendi anavatanı ile birlikte vardır. Ama bu zihniyet bir halkın kendi anavatanında 3 kelime Kürtçe konuşmasına tahammül edemediği için 'benim izin verdiğim kadarı ile konuşabilirsin' diyor. Bir Türk'ün, Türk çocuğunun, bu coğrafyada ne hakkı varsa, ne kadar özgürlüğü varsa, bir Kürt çocuğunun da o kadar özgürlüğü olmalıdır. Eğer birlikte yaşamdan söz edeceksek, bu sömürgeci zihniyetten vazgeçeceksiniz. Neyi kabul edeceksiniz? Kürtler kendi anavatanında özgür bir halk olarak Kürtçe yaşar. Bunu kabul edeceksiniz. Bunu kabul etmeyen bir politikayı biz kabul etmiyoruz. Öyle 'TRT 6'yı açtık, ondan birkaç saat dinleyin, özel kurs açtık, kursa gidin' yok. Kürtler, Kürdistan'da özgürce yaşar, bunu ezberleyeceksiniz. Bu ülkede kardeşçe yaşayacaksak eğer, bu hukukla yaşayacağız. Bunun dışındaki hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Neyse bunun bedeli ödemeye hazırız. Hak verilmez alınır, şiarımız budur. Biz haklarımızı, özgürlüklerimizi alacağız."

Süleyman Demirel ve Tansu Çiller'in başbakan olduğu dönemleri de hatırlatan Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "O dönemlerde de bunların çok daha beterini gördük. 'Bunları bitireceğiz' diyorlardı. Şimdi bakın 'ya bitecek ya bitecek' diyenlerin nerede olduğu belli değil, ama BDP 36 milletvekili ile Meclis'te. Zulmün varacağı yer, Tansu Çiller'in vardığı yerdir. Kim bitecek hepimiz göreceğiz. O nedenle kimseden aman dilemiyoruz. Ne kadar cezaevi varsa hepimizi oraya doldurun. Bakalım kim bitecek? Biz haklıyız, bizim meşru taleplerimiz var. Biz kimseye zulüm yapmadık, yapmayacağız. Kimse moralini bozmasın. Bunların çok kullandığı bir laf var, şimdi ben onlara söyleyeyim; 'Bunların son çırpınışlarıdır, son çırpınışları'... Karıncaya sormuşlar, 'Nereye gidiyorsun?', 'Hacca gidiyorum' demiş. 'Sen bu gidişler Hacca yetişemezsin' demişler. O da 'En azından yolunda ölürüm' demiş. Bize düşen de böyle bir onurlu yolda yürümektir. En azından uğrunda ölürüz."