31 Ocak 2012 Salı

Safevi "Katar, Suriye için Türkiye'ye milyarlarca dolar verdi"

İran’ın Fars ajansına demeç veren Safevi, Suriye’ye karşı Türkiye ve bazı, Arap ülkelerinin tutumunu ağır bir dille eleştirerek, Amerika'nın kendi çıkarları için bu ülkelere rol tayin ettiğini iddia etti. Yahya Rahim Safevi, “ABD, bölgedeki gelişmelerin İran’a karşı, kendi çıkarları doğrultusunda olması için Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar için rol vermiş. Bazı raporlara göre, Katar yönetimi Ankara’ya Suriye’ye sorun çıkarması için milyarlarca dolar yardım etmiş” diye konuştu. İranlı yetkili, Türkiye ve Arap ülkelerinin Suriye’ye karşı yürüttüğü politikanın onlar için gelecekte sorun oluşturacağını savundu.

Bu açıklamaların ardından hükümetin ne cevap vereceği merak konusu olurken; bir başka merak konusu ise hükümetin Suriyeli isyancılara önem vermesinin ardında yatan neden nedir sorusunun cevabı.

Wikileaks'ın Türkiye ayağı hep yarım kaldı

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu'nun aylardır üzerinde çalıştıkları kitap, "SIZINTI" Cuma günü tüm kitap satış noktalarında olacak.

Bir yıla yakın süredir cezaevinde tutulan arkadaşlarımız yıllardır bu kitap üzerinde titizlikle çalışıyorlar. Cezaevine konduktan sonra da kitabın yazımına devam eden Barışlar'ın "SIZINTI" isimli kitabı gündeme geldiği ilk günden itibaren tartışma konusu oldu. Kimi yayın gruplarında tutuklanmalarına neden olarak gösterilen bu kitapta Wikileaks ile ilgili tüm gerçekler yer almakta.

Medya üzerine uygulanan baskılar ile Wikileaks'ın Türkiye ayağı hep yarım kaldı, belgelerin tamamı açıklanamadı. Odatv çalışanları Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, karanlıkta kalmış, görmezlikten gelinmiş ve topal işleyen bu sürece dair tüm ayrınları "SIZINTI" kitabında topladı. Cemaatten AKP iktidarına, ABD'li bürokratların hükümetle yaptıkları görüşmelere kadar tüm detaylar, üstü örtülmeye çalışılan ilişkiler bu kitapta yer alıyor.

Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan "SIZINTI" kitabı Wikileaks'la ilgili konuşanların referans kaynağı olacak. Türkiye'de gündem yaratacak bu kitap için bizde geri sayıyoruz... 4 gün kaldı! – Odatv.com

Evden çıkmazsak sorun kalmayacak mı?



Kar yağışı nedeniyle “dışarıya çıkmayın” uyarısında bulunan yetkililer, emekçilerin çalışmak zorunda olduklarını unutmuş gözüküyor. Bu zihniyetin yoksulların ısınma sorunuyla kalitesiz kömür dağıtmak dışında ne kadar ilgilendiği ise merak konusu.
Türkiye’nin pek çok yerinde görülen, özellikle büyük kentlerde hayatı felç eden kar yağışına karşı yetkililerin bulduğu çözüm 'evde oturmak'. Evde oturmanın milyonlarca emekçi için zaten mümkün olmaması bir yana, evde oturunca sorunlar bitiyor mu? Hayır, evde otururken milyonlarca emekçi, kara kara yakıt giderlerinin artışını düşünüyor. Biraz doğalgazı kısayım dese üşüyor, biraz açayım dese faturalar şişiyor...
Bırakın depremi bunlar kar yağışında bile beyaz bayrak çekiyor...
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun kar yağışı nedeniyle yapma gereği hissettiği “dışarı çıkmayın” uyarısı, ülkenin sadece deprem gibi büyük afetlere değil sıradan hava olaylarına karşı dahi son derece hazırlıksız olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. En sıradan doğa olaylarının dahi ciddi felaketlere yol açabilmesinin altında, belediyelerin altyapı yatırımlarına yoğunlaşmaktan çok rant dağıtma işlevi ile kullanılması yatmakta.
Yağışların ciddi sıkıntılara yol açtığı Ankara’da ise Büyükşehir Belediye Başkanı Mehih Gökçek, kentte yağış beklenmesi üzerine şu “dahiyane” öneriyi yaparak zekasını konuşturmuştu: “Üst katlardaki komşularınızda kalın.”
Emekçilerle dalga mı geçiliyor?
Her yıl görülebilen sıradan bir kar yağışı nedeniyle yapılan evden çıkmama uyarısının çağdışılığı bir yana gerçekçiliği de bulunmamakta. İstanbul, Ankara gibi kentlerde çalışan milyonlarca emekçi için bu uyarı herhangi bir şey ifade etmemekte.
Olumsuz hava koşullarında emekçilerin payına düşen evde oturmaktan çok evleri ve işyerleri arasında daha uzun ve eziyetli yolculuklara katlanmak oluyor.
Isın(ama)ma sorunu
Sert kış günlerinde yaşanan tek sorunun ulaşım değil. Enerji fiyatlarının yüksek olduğu ülkemizde sert geçen kış günleri emekçiler için ısınma sorununu da beraberinde getirmekte. Kentlerde yaşayan çok sayıda vatandaşın ortalama büyüklükteki konutlarını ısıtabilmek için gelirlerinin önemli bir bölümünü doğalgaz harcamalarına ayırmak zorunda kalıyor.
Ailelerinden ayrı yaşayan üniversite öğrencilerinin durumu ise daha sıkıntılı. Yurt olanağı bulamayan çok sayıda üniversite öğrencisinin evlerinde ancak sınırlı miktarda doğalgaz kullanabildiği, kışı battaniyeye sarılarak geçirmek zorunda kaldıkları görülüyor.
Yeterli ısınma olanaklarına sahip olamayan yoksullar hastalık riskiyle karşı karşıya kalmakta. Sağlık hizmetlerinin ve ilaçların giderek daha paralı hale gelmesi nedeniyle ısınma kaleminde yapılan tasarrufların hastane ve ilaç masraflarına gitmesi söz konusu olmakta.
Soba kullananlar zehirlenme tehlikesiyle karşı karşıya
Doğalgaz kullanabilme şansına sahip olamayan kesimin ise kışı soba zehirlenmeleri ve yangınları tehdidi altında geçirdikleri görülmekte. Kışın sertleşmesinden bu yana çok sayıda soba zehirlenmesi olayı yaşandı. Bundan yaklaşık on gün önce Kayseri’de 41 kişi aynı gece soba zehirlenmesi yaşamıştı. Her yıl çok sayıda insanın sobadan kaynaklı zehirlenmeler ve yangınlar nedeniyle hayatlarını kaybettikleri bilinmekte. Halkın ısınma ihtiyacını doğalgaz fiyatlarını düşürerek çözmek yerine kalitesiz kömür dağıtarak geçiştiren AKP’nin bu tavrı yeni zehirlenmelere davetiye çıkarmakta.
Doğalgaz zamları kapıda
Zaten oldukça yüksek olan doğalgaz fiyatlarına yapılacak son zamlarla birlikte ısınma maliyetlerinin ciddi oranda artması bekleniyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından Mart ayından itibaren doğalgaz dağıtım şirketlerine yüzde 3 ila 20 arasında zam yapma yetkisi verildi. İlk zammın yüzde 12’lik oranla Mart ayında Kayseri’de olacağı öğrenildi. Bu yıl toplam 19 şehirde doğalgaz zammı yapılabilecek.
Yapılacak zamların doğal gaz şebekesi olduğu halde soba kullanan ev sayısını artırması bekleniyor. Bu durum yeni soba zehirlenmelerinin önünü de açıyor. - soL

CHP'ye Cemaat ziyareti

Geride bıraktığımız hafta CHP genel merkezi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilginç ziyaretçileri vardı. Kılıçdaroğlu, Fethullah Gülen’in Amerika’da kurduğu organizasyonun temsilcilerini partisinde ağırladı. Rastlantı mıdır bilinmez; bu görüşme, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “ 'yargıda cemaat kadrolaşması var’ diyemem” sözlerinin bir gün sonrasında gerçekleşti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu sözleri sarf ettikten bir gün sonra, Fethullah Gülen’in Amerika’daki organizasyonunun temsilcilerini parti genel merkezindeki makamında ağırladı.
Türk Amerikan Birliği adlı organizasyonun ve Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden heyetin başkanı Faruk Taban…

Taban, Amerika’da cemaat bağlantılı sivil toplum örgütlerinde uzun yıllardır çalışan biri. Amerika’daki farklı eyaletlerde gerçekleştirilen Türkçe Olimpiyatları içinde görevler alan Taban, Türk Cumhuriyetleri kökenli ve Amerika’ya eğitim amaçlı giden öğrencilerle ilişki kuruyor.

Taban, son birkaç aydır Washington’da, yine cemaat bağlantılı düşünce kuruluşu Rumi Forum ile aynı binadaki Türk Amerikan Derneği Orta Atlantik Federasyonu ofisinde çalışmalarını sürdürüyordu.

Kılıçdaroğlu'nu ziyaret eden heyetteki diğer kişi Furkan Koşar. Cemaatin, New York’taki Brooklyn Amity School isimli okulunun müdürü olan Koşar, heyette Türk-Amerikan Dernekleri Konseyi Başkanı sıfatıyla yer aldı. Türk-Amerikan Dernekleri Konseyi, 2010 yılında Amerika'daki Türklerin örgütlendiği ATAA adlı kuruluşa alternatif olarak Fethullahçıların kurduğu ATAF'ın bünyesindeki bir kuruluş.

Heyetteki Özkur Yıldız, cemaatin Arizona eylaetinde Daisy Eğitim Şirketi adı altında iş yapan ve Sonoran Bilim Akademisine bağlı 5 okulun müdürlüğünü yapıyor.

Turkuaz Konseyi Başkan Yardımcısı Cemil Teber de cemaat adına Amerika’da çalışıyor. Teber, Fethullah Gülen’i takdir tasarısı olarak bilinen Teksas senatosundan geçmesi için lobi faaliyetleri yapanlardan biriydi. Heyetteki bir başka cemaat üyesi Bilal Ekşili. Şikago’daki Niagara Vakfı’nın başkanı. Vakfın onursal Başkanı da Fethullah Gülen. – Ulusal Kanal

Diyanet: 'Alevilik diye bir din yok'

İnancı gereği alevi dedesiyle görüşmek isteyen siyasi tutuklu Bülent Özdemir’e, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kandıra F tipi cezaevi, "Böyle bir din yok" gerekçesiyle izin vermedi.

Kandıra F tipi cezaevinde kalan siyasi tutuklu Bülent Özdemir, inancı gereği alevi dedesiyle görüşme talebinde bulununca Diyanet İşleri Başkanlığı, cezaevi yönetimine "Böyle bir din yok" yanıtını verdi. Yanıtı referans alan cezaevi yönetimi de görüşme talebini reddetti.

"Alevilik sosyo kültürel bir yapıdır"
3 yıldır tutuklu bulunan Özdemir, alevi dedesiyle görüştürülmek için 13 Nisan 2011 tarihinden bu yana cezaevi yönetimine defalarca dilekçe sundu. Özdemir, mensubu olduğu dinin görevlilerince ziyaretinin yasal olarak uygun olduğunu belirterek alevi dedesiyle görüştürülmek istediğini belirtti. Konuya ilişkin cezaevi yönetiminin yanıt istediği Diyanet İşleri Başkanlığı, "Alevilik bir din değil İslam dini bünyesinde sosyo kültürel bir yapıdır" şeklinde açıklama yaptı.

Fetvayı alan cezaevinden ret
Okullardaki zorunlu din dersi uygulamalarına ve Cem evlerinin ibadethane statüsüne alınmamasına karşı birçok sorunla mücadele eden Alevilerin inancını yok sayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvayı andıran açıklamasını referans alan cezaevi idaresi de, Aleviliğin İslam dini içerisinde değerlendirildiğini söyleyerek alevi dedesi ile görüşme talebini reddetti.

Cezaevlerinde Alevi kanalları da yasak
Öte yandan periyodik olarak tutuklulara din dersi faaliyetleri düzenlenen cezaevlerinde ayrımcılık sadece inanç önderleriyle görüşmelerin engellenmesiyle yaşanmıyor. Cezaevinde Samanyolu, Hilal, Kanal 7 gibi kanallar dini içerikli yayınlar yapılırken alevi yayın yapan kanalların izletilmemesi ve cezaevi kütüphanelerinde Fethullah Gülen, Said-i Nursi kitapları bulunurken Alevi inancını kapsayan kitaplara yer verilmemesi de inanç ayrımcılığını vurguluyor. - soL

Edirne'deki kadın heykeli yobazları rahatsız etti

Milli gazete'de yayınlanan haberde, Edirne'de 2004 yılında Türk Kadınlar Birliği tarafından dikilen kadın heykelinin “başörtüsünü yere attığı ve erotik olması” gerekçesiyle birçok kez yıkılan heykelin kaldırılması istendi. İşte Milli gazete'nin o haberi: Osmanlı'ya 92 yıl başkentlik yapmış olan serhat şehri Edirne'de milletimizin manevi değerleriyle alay edercesine Türk Kadınlar Birliği tarafından çağdaşlık kisvesi altında 'Başörtüsünü atan erotik kadın heykeli' dikildi. Sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar, adeta Çağdaş Yobazlığın yansıması olan bu heykelin Edirne'ye yakışmadığını ve derhal kaldırılmasını istiyor.

Osmanlı'ya 92 yıl Başkentlik etmiş serhat şehir Edirne'nin Fatih Mahallesinde skandal yaratacak bir heykelin olduğu ortaya çıktı. Türk Kadınlar Birliği Edirne Şubesi tarafından 20 Ocak 2004 yılında yaptırılan "başörtüsünü başından atan erotik" bir kadın heykelinin olduğu görüldü. İlk görüşte insanlarımız pek fark etmeseler de dikkatli bakınca insanları şoka sokan bu heykel inançlı yaşayan insanların tepkisini çekti. Başörtülü kadınları rencide etmek amacıyla yapılan bu heykelin altına "Özgür ve Çağdaş Kadın " yazılmıştı. Geçtiğimiz yıllarda kimliği belirsiz bir vatandaş halat bağlayıp heykeli yerinden sökmüştü. Daha sonra Türk Kadınlar birliği tekrar o heykeli yaptırdı fakat tepkilerden dolayı "Özgür ve Çağdaş Kadın" yazısını kaldırdıkları öğrenildi. Edirne denilince akla Osmanlı ve Selimiye başta olmak üzere önemli mimari özelliklere sahip manevi mekânlar gelirken yapılan bu sapkın ve ahlaksız erotik heykel insanları derinden yaralıyor. Yapılan bu ahlaksız faaliyetler "Cumhuriyeti böyle mi kurduk?" sorusunu akla getiriyor. Sözde çağdaşlık kisvesi altında yapılan bu bağnaz ve ahlaksız heykele inançlı yaşayan insanlar, "Edirne'yi düşmanlardan kurtaranlar, çağdaş ve çıplak kadınlar değildi, Edirne'yi müdafaa edenler imanlı, inançlı ve ahlaklı kadınlardı" diyerek tepki gösterdiler.


EDİRNE'YE YAKIŞMIYOR
Heykelin Osmanlı'ya 92 yıl başkentlik yapmış bir şehre yakışmadığını dile getiren Anadolu Gençlik Derneği Başkanı Abdülhamit İriş: Anadolu Gençlik Derneği Başkanı Abdülhamit İriş: "Osmanlıya 90 küsur yıl başkentlik yapmış bu şehrimize böyle şeyler yakışmıyor. Ecdadımız 600 yıl hiçbir insanının rencide edilmesine izin vermemiş. Her kesime sonuna kadar hoşgörülü davranmıştır. Gelin görün ki o ecdadın torunları kendi ülkesine yabancı kalmış ve kendi insanını yok sayarak rencide etmeye çalışıyor. Başörtülü, inancının gereğini yerine getirerek yaşamaya çalışan insanlara psikolojik bir baskı uygulamak için yapılan bu sapkın çalışmalar Edirne'ye hiç yakışmıyor, yakışmazda. Edirne'nin böyle anılmasını sebebiyet verenler, bu durumu derhal düzeltmeliler." şeklinde konuştu.

DİNSİZLEŞTİRME POLİTİKASIDIR
"Bir toplumu dininden uzaklaştırırsan o toplumu yok edebilirsin" diyerek tepki gösteren Milli Türk Talebe Birliği Başkan Yardımcısı Yasin Sadıkoğlu: "Sapkın zihniyetler bugün de Türk Kadınının çağdaş oluşunu Edirne'de başörtüsünü çıkaran bir kadın heykeli ile karşımıza çıkarıyorlar. Amerika Afganistan'a girdikten sonra da bir kadın fotoğrafı yer almadı mı dünya basınında? Bir kadın var eliyle başörtüsünü çıkarıyor. Neymiş efendim Afganistan kadını özgürleşti. Allah'tan o kadının bir gazetenin muhabiri olduğu ortaya çıktı da susmak zorunda kaldılar. Türk basınında da manşetten verilmedi mi bu haber? Hem de günlerce manşetlerde yer almadı mı? Bakıldığı zaman Afganistan kadını yiyecek ekmeğin sıkıntısının yaşarken başörtüsünü çıkararak rahat bir nefes alıyor sanki. Bugüne kadar hep kadının başörtüsüyle uğraşıldı. Nereye özgürlük getirilecek dendiyse kadının başındaki eşarbı çıkartıldı. Bunun bilerek ve isteyerek uygulanan bir politika olduğu aşikârdır. Dinsizleştirme politikasıdır bu. Çünkü bir toplumu dininden uzaklaştırırsan o toplumu yok edebilirsin" dedi.


MİLLETİMİZE HAKARETTİR
Bu ahlaksız heykel Müslüman- Türk Milletine hakarettir" diyerek tepki gösteren Alperen Ocakları Edirne İl Başkanı Alparslan Cankanoğlu şunları söyledi: "Türk Kadınlar Birliği Edirne Şubesi tarafından 2004 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin 80'inci yıldönümü anısına Fatih Mahallesi'ne dikilen "Özgür ve Çağdaş Kadın" olarak isimlendirilen başörtüsünü atan çıplak kadın heykeli bizi ziyadesiyle üzmektedir. Hele hele bu heykelin başörtüsüne hakaret edercesine başörtüsünü çıkarmış şekilde ve çıplak olarak gösterilmesi Müslüman -Türk Milletine ağır hakaret olarak görüyoruz".


HEYKEL DERHAL KALDIRILMALI
Cankanoğlu, "Cumhuriyet demek çıplaklık demek değildir, çıplaklık hiçbir zaman medeniyet ölçüsü değildir. Bu durumu Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un dediği gibi "Medeniyet dediğin eğer açmaksa bedeni hayvanlar sizden daha medeni" olarak özetliyor. Manevi değerlerimize aykırı olan milli değerlerimizle bağdaşmayan bu heykelin kaldırılmasını başta Edirne Belediyesi olmak üzere diğer yetkililerden şiddetle istiyoruz" dedi.


HALK YIKTI ONLAR TEKRAR YAPTI
Halkın tepkisine neden olan Başörtüsünü atan erotik heykel Türk Kadınlar Birliği Edirne Şubesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 80'nci yıldönümü anısına yaptırılmıştı. 400 kilogramağırlığındaki bu bronz 'Özgür ve Çağdaş Kadın Heykeli' halkın defalarca yerinden söküp kırmasına rağmen Türk kadınlar Birliği tarafından inatla tekrar yapılmıştı.

TKP'den çağrı

TKP, 29 Ocak'ta düzenlenen etkinlikte dostlarına, eski partililere, geçmişte diğer geleneklerde mücadele vermiş sosyalistlere ve ÖDP ve Halkevleri'ne çağrılarda bulundu.
Türkiye Komünist Partisi (TKP), Pazar günü Ankara'da düzenlediği "Sosyalizm Kazanacak" başlıklı kapalı salon etkinliğinde yaptığı açıklamayla çeşitli kesimlere çağrılarda bulundu.
Partinin son yıllarda toplumsal etkisini yeterince artıramasa da önemli bir siyasi ya da ideolojik hataya imza atmadığı, dostlarını utandırmadığı belirtilen açıklamada, "TKP'nin daha fazla enerjiye gereksinimi var" denildi. TKP, partinin daha fazla katkıya ve sahip çıkılmaya ihtiyacı olduğu vurgularken, dostlarına üye olma ya da partiyle süreklileşmiş bir ilişki kurma çağrısında bulundu.
Açıklamada ÖDP ve Halkevleri'ne de çağrı vardı. Bu iki yapıyla cephe, blok, platform gibi bir kurumsal birliktelik arayışı olmaksızın, TKP güç ve olanakların birleştirilmesi için iki hareketle de görüşmeye hazır olduğunu beyan etti. İşbirliği adına sendikalar, hukuk, yayıncılık gibi alanlarda kimi ortak projelerin geliştirilmesi, bazı siyasi başlıklarda birlikte istişare olanağının yaratılması gibi başlıklar anıldı.
TKP, açıklamada parti üyesi olup, çeşitli nedenlerle uzaklaşmış olanlara da "sevgili yoldaşlarımız" diyerek seslendi. Mücadelede kişisel gerilimler, kolektif hatalar yaşanbileceği, ancak partinin kendini sürekli geliştirmek ve iyileştirmek becerisine sahip olduğu vurgulanan açıklamada, eski TKP üyelerini parti hiçbir rezerv koymaksızın tekrar üyeliğe davet etti.
Açıklamada geçmişteki devrimci geleneklerden gelen sosyalistlere de çağrı yapıldı. TKP'nin köken ayrımını aştığı belirtilen açıklamada, "komünistin yeri komünist partisidir" diyen, geçmişte partili geleneğin örgütlerine üye olarak emek veren kişiler, TKP etrafında kenetlenmeye çağrıldı.
Açıklamanın tam metnine, bu hafta çıkacak olan Komünist dergisinde yer verileceği belirtildi.

29 Ocak 2012 Pazar

THY ile uçanlar Kuran-ı Kerim dinleyecek

THY'de Kuran-ı Kerim dönemi Türk Hava Yollarının dış hat seferlerinde, Kuran-ı Kerim de dinlenebilecek. Uçuşlar sırasında yolcular için sunulan oyun, film ve müzik hizmetlerinin yer aldığı ‘’Planet Dijital’’ adlı sisteme, Kuran-ı Kerim de dahil edildi. CHP Edirne milletvekili Recep Gürkan, bu uygulamayı TBMM gündemine getirdi ve Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım tarafından cevaplandırılması istemiyle soru önergesi verdi.

Gürkan, ‘’Diğer dinler için de, böyle bir uygulama yapılacak mıdır ? Nutuk başta olmak üzere, ulusal tarihimizin önemli yayınları da uygulamaya dahil edilecek midir?’’ sorularını yöneltti.

350 FİLM, 600 KLİP
THY’nin dış hat uçuşlarında kişisel ekran ve ’’ Planet Dijital’’ sistemi bulunuyor. Yolcular bu sistemden, program seçebiliyor. Eğlence bölümünde, drama, komedi, aksiyon, Türk sineması, çocuk filmi, dizi, belgesel, çizgi film, spor, seyahat, yemek, moda ve teknoloji alanlarında toplam 350 adet film yer alıyor. Ayrıca, Pop, Rock, Jazz, Blues, Latin, Türk müziği, Nostaljik Pop, Türk Rock, Modern Folk, Tasavvuf, Arabesk kategorilerinde, 600 adet klip ve albüm bulunuyor. Oyun, Çocuk ve Sesli Kitap kanalı ile kısa mesaj, elektronik posta gönderme ve cevap alma imkânı da sunuluyor. (Gazeteport)

28 Ocak 2012 Cumartesi

Onbeşlerin Kitâbesi: 28 Kânunisânî’yi unutma!

28 Ocak… Eski söyleyişle 28 Kânunisani… Mustafa Suphi ve on dört arkadaşının Karadeniz açıklarında katledilişinin yıldönümü. Onları unutmadık, 28 Ocak"ı unutmadık!

Ne diyordu Nâzım Hikmet: “Onbeş kasap çengelinde sallanan / onbeş kesik baş / onbeş arkadaş / yoldaş / bunların sen isimlerini aklında tutma fakat / 28 Kânunisânî’yi unutma!” 

Bugün 28 Ocak… Eski söyleyişle 28 Kânunisani… Mustafa Suphi ve on dört arkadaşının Karadeniz açıklarında katledilişinin yıldönümü. Ülkemizin yıllar boyu yaşayacağı “faili meçhul” cinayetlerden biri, 28 Ocak 1921"de Trabzon"da yaşandı. Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin ilk genel başkanı Mustafa Suphi (Giresun-Göreleli) ve partinin lider kadrosunda yer alan on dört komünist 28 Ocak gece yarısı Sürmen’e açıklarında alçakça öldürüldüler. 

10 Eylül 1920"de Bakü"de kurulan TKP"nin kurucu kadrosu partinin yasal çalışmaları için zemin yaratmak için Anadolu"ya geçerler. 28 Aralık 1920"de yanlarında yeni Sovyet Elçisi Budu Mdivani ile birlikte Kars"a gelen TKP heyeti resmi törenle karşılanır. Tarihçilerin Mustafa Suphiler için değil Sovyet elçisi için yapıldığı görüşünde birleştikleri resmi törenin ardından heyet üç hafta boyunca Kars"ta kalarak çeşitli görüşmeler yapar. 18 Ocak"ta Ankara"ya geçmek için Erzurum"a doğru hareket eden heyet, dört gün süren tren yolculuğundan sonra 22 Ocak"ta Erzurum"a vardı. 

Erzurum"da Mustafa Suphi ve arkadaşlarını karşılayanlar gericilerdir. Şehre gelmelerinden önce örgütlenen karakalabıklar nedeniyle Erzurum"a girmelerine izin verilmeyen heyet Bayburt"a gönderilir. TKP heyetine önce Trabzon"a oradan İnebolu"ya oradan da Ankara"ya gidebilecekleri söylenir. Bayburt"tan önce Maçka"ya geçen heyet, 28 Ocak"ta Trabzon"a ulaşır... Başından sonuna kadar Kazım Karabekir tarafından yönetilen olaylar sonucunda yol boyunca kışkırtmalar sonucu türlü hareketlere ve saldırılara maruz kalan Mustafa Suphi ve yoldaşlarını Trabzon"da Kâhya Yahya ve çetesi beklemektedir. TKP"li heyetin yolunu kesen Kâhya Yahya ve çetesi, heyeti limana doğru yönlendirir.

Mustafa Suphiler Trabzon’da 
“Türkiye Komünist Gençler Birliği azalarından Abdülkadir”in, Komüntern Arşivi"nde 1 Ekim 1921 tarihli yazısında Mustafa Suphi ve yoldaşlarının ölüme nasıl gittiklerini anlattığı satırları birlikte okuyalım: 
“Mustafa Suphi Müdafaa-i Milliye reisine ve valiye hitaben söylediği ki: Biz Ankara"ya gideceğiz, Mustafa Kemal Paşa"ya arz-ı ubudiyet için geldik. Lütfen müsaade ediniz. Muhabere edelim. Ondan sonra, diyorken arkadan birisi tekme vurdu. Suphi yoldaş çamurlar içine yuvarlandı. Hamallar derhal taarruz ederek yüzüne tükürmek, çamur atmak ve döğerek motora sevk ettiler, artık arabadan indirilmiş arkadaşları birer birer döğerek tükürerek motora bindirdiler.”
On beş komünist, Topal Osman"ın adamlarından Trabzon İskelesi kayıkçılar kâhyası olan Kâhya Yahya"nın çetesi tarafından Karadeniz açıklarında öldürülür. Cinayetin işlendiği o geceyi Nâzım Hikmet"in “Kan Konuşmaz” isimli romanında şöyle anlatır:
"Karadeniz sağa, sola, ileriye bomboş uzanıp gidiyor alabildiğine. Ne bir vapur dumanı, ne bir yelken. 
- Burada hepsini, Değirmendere"de, geceleyin bir motora bindirmişler. Ocak ayının 28"inde oluyor bu iş. Burada bir Yahya Kâhya var, kayıkçılar kâhyası, it mi, it. Topal Osman"ın adamı. Suphi"lerin motoru az açıldıktan sonra, Yahya Kâhya adamlarını başka bir motora yüklüyor. Bunlar Sürmene açıklarında rampa ediyor öteki motora. Suphi"ler 15 kişiydi diyorlar.”
Trabzon"da işlenen cinayetin ardından Sovyetler, Mustafa Suphilerin akıbetini resmen sorar. Türkiye"den verilen resim cevap şöyledir: “bir deniz kazasında öldüler”… Olay kapanır! Mustafa Suphi ve yoldaşlarının cinayeti, sorumluların ortaya çıkarılması iki ülkenin “yüksek çıkarları”nın arasına sıkışıp kalır… 

Cinayetler zinciri
Cinayetin ardından tıpkı diğer “faili meçhul” cinayetlerde olduğu gibi garip tesadüfler peş peşe gelir!.. 3 Temmuz 1922"de bu kez Kâhya Yahya "faili meçhul" bir cinayete kurban gider. Olayı araştıran Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, cinayetin Atatürk"e yakınlığı ile bilinen Topal Osman Ağa"nın (Muhafız Birliği Komutanı) adamları tarafından işlendiğini ileri sürer. Katiller öldürülmüş, cinayetin üzerindeki sır perdesi bir daha kalkmamacasına örtülmüştür. Ancak garip tesadüfler devam etmektedir. 27 Mart 1923"te Ali Şükrü Bey, Atatürk" ile ters düştüğü gerekçesiyle Topal Osman tarafından öldürülür. Bu kadar tesadüf de olmaz diyenler varsa henüz “tesadüflerin” bitmediğini belirterek devam edelim. Baştan beri Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katlini planlayan Topal Osman da 2 Nisan 1923 tarihinde Topal Osman, kendisini tutuklamaya gelen askerler tarafından çatışmada "ölü ele geçirilir" ve TBMM"nin kararı ile Ulus Meydanı"nda ayağından darağacına asılır. Böylece Mustafa Suphilerden, Ali Şükrü Bey"den ve onların ölümünden sorumlu olan Kâhya Yahya ve Topal Osman"dan kurtulmuştur.

"Suphi yoldaş çamurlar içine yuvarlandı" 
Komintern Arşivi"ndeki belgeler arasında yer alan “Türkiye Komünist Gençler Birliği azalarından Abdülkadir” yoldaşın 1921 yılında Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Trabzon"da katledilmelerini anlatan “Abdülkadir Yoldaşın Layihası Kopyası” isimli yazısından bir bölümü, TÜSTAV Yayınları"nca yayınlanan Yücel Demirel"in çevirdiği “TKP MK 1920-1921 Dönüş Belgeleri-2” kitabından aktarıyoruz. 28 Kanunisani [Ocak] 1921 günü Trabzon"dayız, Abdülkadir Yoldaş anlatıyor… 

Saat 9"da gelecek olan heyet saat yarımda geldi. Halkın kısm-ı azamı gitmişti. Yağmur yavaş yavaş yağıyordu. Hava dahi soğuk idi halkın dağılmaları üzerine derhal inzibat ve polis memurları yolları keserek halkın gitmelerine mani oluyorlardı. Fakat halk mahalle aralarından savuşuyordu. Saat yarımda kafile göründü. Değirmendere"de vali Müdafaa-i Milliye reisi ve azaları, polis müdürü bulunuyordu. Kafilenin takarrübünde ilk evvel bir zabit elindeki evrak ile Müdafaa-i Milliye reisi ile görüştü. Derhal zabıt tevkif edilerek sevk olundu. Esbabı sonradan anlaşıldı. O sırada Kâhya Yahya dahi rüsûmat dairesinden on tane hammal ve beş altı tane rençber on on beş tane sepetli hammal çocukları dizerek geldi. Kafilenin takarrübünden beş dakika evvel tellal bağırdı. Gelen kafileye hakaret, tükürmek, çamura batırmak gibi birşeylerin yapılması hususunu teşvik etti. 

Kafileden ilk evvel Mustafa Suphi çıktı. Derhal bir zabit karşı durarak şu suretle hitap etti. Mustafa Suphi, Mustafa Suphi bak 16 arkadaştan yalnız ben kurtuldum. Bakü"de Türkistan"da binlerce üsera kardeşlerimizi sen mahvettin, bunun üzerine teşvik edilen halk, hamal, rençberler, istemeyiz diye haykırdılar. Mustafa Suphi Müdafaa-i Milliye reisine ve valiye hitaben söylediği ki: Biz Ankara"ya gideceğiz, Mustafa Kemal Paşa"ya arz-ı ubudiyet için geldik. Lütfen müsaade ediniz. Muhabere edelim. Ondan sonra, diyorken arkadan birisi tekme vurdu. Suphi yoldaş çamurlar içine yuvarlandı. Hamallar derhal taarruz ederek yüzüne tükürmek, çamur atmak ve döverek motora sevk ettiler, artık arabadan indirilmiş arkadaşları birer birer döğerek tükürerek motora bindirdiler. Bu suretle cereyanı arasında Kâhya adamlarından birisi Mustafa Suphi"ye fena bir lisanda bulundu. Nihayet halk birer birer dağıldı. Motor henüz iskelede duruyordu. Motorcunun bunları yalnız götüremeyecek, üzerine motora müsellehan on beşe karib asker bindirildi. Halk dağıldıktan sonra saat bir buçuk raddelerinde motor hareket etti. Bende oradan çekilerek aynı vakayı mümessil Ali Oruç yoldaşa şifahen anlatıyordum. Saat 4-5 raddelerinde motorun geriye döndüğünü haber aldık. İskeleye gittim, fakat hiçbir kimse ile temas ettirmiyorlardı. Geri dönmeye mecbur oldum. Artık sabah olduktan sonra görmek mümkün olur diye zannediyordum. Sabahleyin erken iskeleye gittiğimde motorun orada olduğunu (olmadığını) gördüm. Oradaki kayıkçılardan sordum. Motorun hareket ettiğini söylediler. Gündüz saat 8 raddelerinde motor boş olarak avdet ettim (etti). Tekrar motora avdet ettim. Fakat hiç bir tayfa ile temas ettirilmiyordu. Birkaç gün sonra tayfaların birisinden aldığımız malumata nazaran Sürmene açıklarında ayakları ve elleri bağlı olarak denize attıklarını söylediler. Yalnız Suphi yoldaşın ailesini geri döndüğü zaman Kahya tarafından çıkarıldığını haber aldık. - Teşrinievvel [Ekim] 921.

Suphi unutulmayacak!
 On dört yoldaşıyla birlikte Mustafa SUPHİ Karadeniz'in azgın sularında can verdiğinde 1921 yılının 28 Ocak'ı 29 Ocak'a bağlayan gecesiydi. Mustafa Suphi 1883 yılında o zaman Trabzon'un bir ilçesi olan Giresun'da doğdu.  İstanbul'da hukuk fakültesini bitirdikten sonra Avrupa'ya gitmiş, oradaki öğrencilik yıllarında ise sosyalist fikirlerle tanışmıştır. Anadolu halklarının içinde yaşadığı sömürü ve baskı koşullarını değiştirme mücadelesi için ülkeye döner. Ülkeye döndükten sonra öğretmenlik, gazetecilik gibi işler yaparken sosyalist düşüncelere yakın çevrelerle de bağ kurmuştur. Ülkenin içinde bulunduğu gidişatın sorumlusu olarak gördüğü saraya ve emperyalizme karşı mücadeleye atılan Mustafa Suphi, tutuklanıp Sinop kalesine sürgün edilir. Halkın aydını olma sorumluluğuyla hareket eden M. Suphi, tutsaklığa kendi elleriyle son verir. Trabzonlu motorcu Mustafa Reis'in yardımıyla on yoldaşıyla birlikte Sinop zindanından firar eder ve Karadeniz'in iri dalgalarını, mavi sularını aşarak Rusya'ya geçerler.


Suphi orada Bolşeviklerin saflarında sosyalist devrim savaşına katılır. Ama onun aklı kendi vatanındadır. Anadolu halklarının emperyalizme karşı isyan ateşlerini parça parça tutuşturmaları karşısında sabırsızlanır. Bir an önce ülkeye dönebilmenin koşullarını zorlar. Rusya'da kaldıkları süre içinde diğer bir grup Türkiyeli devrimciyle birlikte Türkiye Komünist Partisi'ni kurarlar. Ardından da Anadolu'daki kurtuluş savaşına katılabilmek için Ankara Hükümetiyle ilişkiye geçerler. Kemalist yönetim onların geri dönme isteğine olumlu cevap verir. Bunun üzerine Bakü'den yola çıkarlar. Fakat, Kemalist hükümetin ihanetinden habersizdirler.. 11 Ocak 1921'de TKP önder kadrosu Kars'a varır.. Kars'tan Erzurum'a doğru yola çıkan TKP heyeti yol boyunca hükümetin tezgâhı olan protestolara uğrar. Erzurum'da protestolar iyice artar. Bunun üzerine TKP heyeti Trabzon'a yönelir. Onları, Trabzon'da ise Mustafa Kemal’in muhafızı  Topal Osman’ın örgütlediği Kahya Yahya çetesi beklemektedir. Kahya Yahya ve adamları TKP'lileri "İnebolu'ya götüreceğiz" aldatmacasıyla bir balıkçı motoruna bindirip denize açılırlar. Fakat motor Karadeniz'de fazla yol almadan çetenin adamları Mustafa Suphi ve on dört yoldaşına saldırarak onları katlederler. Tarihin bu dönemine, bu büyük katliamla birlikte yazılır Karadeniz'in adı.


Mustafa Suphi ile birlikte katledilenlerin adları: Samsun Hançerli mahallesinden Mustafa Suphi, Üsküdar Ahmet Çelebi mahallesinden Ethem Nejat (İzmir Maarif Sadr-ı Sabıkı), Erzincanlı Aşçıoğlu Bahaeddin (Muallim), Uşak’ın Hacı Hüseyin Mahallesinden Kasım Hulusi, Sürmene’nin Asu Kariyesinden Kıralioğlu Maksut, Cihangirli Hilmioğlu İsmail Hakkı (Doktor), Van Ercişten Ahmetoğlu Hayrettin (Nefer), Bandırma Manyas Nahiyesinden Hakkı Bin Ahmet Ali (Topçu Yüzbaşı), İstanbullu Emin Şefik (Mühendis), Kadıköylü Tevfik Bin Ahmet (Tayyare Yüzbaşısı), Manisalı Kazım Bin Ali (İhtiyat Zabiti), Erzincan’ın Akdağ Kariyesinden, Hatipoğlu Mehmet, İzmir Tilkilikten Hacı Nustafaoğlu Mehmet, Kandıralı Cemil Nazmi Bin İbrahim, Meryem (Mustafa Suphi’nin eşi) 29 Ocak 1921’de Karadeniz’de söndürülmek istenilen kıvılcım bugün yolumuzu aydınlatıyor.


Mustafa Suphi ve yoldaşlarını saygıyla anıyor, uğruna öldükleri inançlarına sahip çıkıldığını belirtiyoruz. Anıları mücadelemizde yaşıyor.

Deniz Feneri savcılarına hapis istendi

Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı, Deniz Feneri soruşturmasını yürütürken görevden alınan üç Cumhuriyet savcısı hakkında iddianame hazırladı. Deniz Feneri zanlıları hakkında henüz iddianame düzenlenmemişken, savcılardan Nadi Türkaslan için 8,5 yıl; diğer iki savcı için ise birer yıla kadar hapis cezası istendi.
Cumhuriyet'in haberine göre, Almanya bağlantılı Deniz Feneri e.V yolsuzluğu soruşturmasını yürüten ve "asıl failler" olarak gösterilen Zahid Akman ve Zekeriya Karaman’ı tutuklatan savcılar Nadi Türkaslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz hakkında Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede hapis cezası istendi. Bunun yanında henüz Deniz Feneri zanlıları hakkında iddianame bile hazırlanmış değil.
Zahid Akman şikayet etmişti 
Soruşturma kapsamında Temmuz 2011’da tutuklamalar yaşanınca, Zahid Akman’ın şikayeti üzerine, HSYK üç savcı hakkında “evrakta tahrifat” iddiasıyla inceleme başlattı, iki müfettiş görevlendirdi. Soruşturma dosyasına el koyan müfettişlerin incelemesi soruşturmaya dönünce, Ankara Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş, 26 Ağustos 2011’de üç savcıyı görevden aldı. Bu arada müfettişler raporlarını hazırlayarak, Kurul’a sundu.
Savcılar hakkında disiplin soruşturması başlatan HSYK İkinci Dairesi, ayrıca 27 Eylül’de yaptığı toplantıda üç savcı hakkında kovuşturma izni verilmesine karar verdi. Daire, kararı iddianamenin yazılması için Sincan Başsavcılığı’na gönderdi. Bu karardan yaklaşık bir ay sonra, 21 Ekim’de mahkeme, Akman ve Karaman’ın arasında bulunduğu 6 şüpheliyi tahliye etti.

Daha Deniz Feneri iddianamesi hazırlanmadan savcılara hapis istendi

Ankara Başsavcısı, 18 Ocak’ta ise savcılar Nadi Türkaslan ve Abdulvahap Yaren’i Basın Suçları Soruşturma Bürosu’ndan da alarak, Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosu’na görevlendirdi. İki savcı artık “yeni bitki çeşitlerine ait ıslahatçı haklarının korunması, entegre devre topografyalarının ve coğrafi işaretlerin korunmasına aykırı faaliyetleri” soruşturacak. Tüm bunlar yaşanırken Deniz Feneri soruşturmasını devralan savcılar Veli Dalgalı ve Hakan Pektaş da iddianameye yazmaya başladılar. Deniz Feneri iddianamesi henüz tamamlandan, dün dikkat çeken bir gelişme ortaya çıktı. Sincan Başsavcılığı, HSYK’nin gönderdiği dosya üzerindeki incelemesini tamamlayarak, üç savcı hakkında iddianame düzenledi.
İddianamede, Nadi Türkaslan’ın Türk Ceza Yasası’nın 204. maddesi kapsamında “resmi belgede sahtecilik” suçunu işlediği savunuldu. Buna dayanak olarak iddianamede, Türkaslan’ın Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin şüphelilerin malvarlıklarına el koyma kararının “şirketlerin mal varlığına el konulması talebinin reddine ilişkin” kısmını kapatması gösterildi. Ayrıca Türkaslan’ın zanlıların avukatlarının buna ilişkin yaptığı itirazı reddederek de “görevi kötüye kullandığı” iddia edildi. Türkaslan için iki suçtan toplam 8,5 yıla kadar hapis cezası talep edildi.
Tamöz ve Yaren için ise sadece görevi kötüye kullanma iddiasıyla üç aydan bir yıla kadar hapis cezası istendi. Gerekçe olarak ise iki savcının mahkeme kararının üzerinin kapatılmasıyla ilgili itirazı reddetmeleri gösterildi. İki savcı, zanlıların malvarlıklarına el konulma kararı alındığında henüz soruşturmaya atanmamışlardı. Sincan Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu. Mahkeme iddinamemeyi kabul ederse, dosya Yargıtay’ın ilgili dairesine gönderilecek. İlhan Cihaner örneğinde olduğu gibi üç savcı Yargıtay tarafından yargılanacak. - soL

'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım'ın dosyası yeniden açıldı

Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı, başta 1992 yılında işkence ile öldürülen Ayten Öztürk olmak üzere “Yeşil cinayetleri” olarak bilinen faili meçhul dosyasının yeniden açıldığını belirtti.
Milliyet Gazetesi’nden Önder Yılmaz’ın haberine göre 1992 yılında işkence ile öldürülen Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Terör Alt Komisyonu’na kızının öldürülmesi ile ilgili bilgiler verdi. Baba Öztürk komisyonda, “Cesedi parçalanmış, gözleri çıkarılmış, kulakları kesilmiş bir evladın babası olarak buradayım” diyerek başladığı konuşmasında, kızı Ayten Öztürk’ün, dönemin Tunceli Jandarma Alay Komutanı ile görüşmesinin ardından ortadan kaybolduğunu ve görüşmede "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğunu savundu.
Ayten Öztürk, 27 Temmuz 1992’de, Tunceli Kepektaşı’ndaki evinin önünden 4 kişi tarafından beyaz Renault bir arabayla kaçırılmış, cesedi 9 Ağustos 1992’de Elazığ Asri Mezarlığı’na yakın bir arazide, yarı gömülü halde bulunmuştu. Öztürk’ün otopsi raporu, gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirdiğini ortaya koymuştu.
Baba Öztürk’ün verdiği bilgilerin ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, Aralık ayında Elazığ ve Tunceli Cumhuriyet savcılıklarına cinayetle ilgili suç duyurusunda bulundu. Elazığ Cumhuriyet Savcılığı ise suç duyurusuyla harekete geçerken, komisyona gönderdiği yazıda Ayten Öztürk cinayetiyle ilgili dosyanın kendilerinde olduğunu, komisyonca gönderilen bilgiler ışığında da dosyanın yeniden açıldığını bildirdi. Savcılık, o dönemde görev yapan kamu görevlilerinin isimlerinin de ilgili kurumlardan istendiğini dile getirdi. -soL 

Büyükanıt ile ilgili CD'ye yayın yasağı

Ankara 1. Asliye Hukuk mahkemesi, Yaşar Büyükanıt'ın eşi ile ilgili olduğu iddia edilen bir CD'yi önce duruşmada izledi ardından CD ile ilgili yayın yasağı getirdi.
Vatan Gazetesi'nden Kemal Göktaş'ın haberine göre, Fikri Sağlar ile Büyükanıt arasındaki davada Hurşit Tolon’un evinde ele geçirilen ve Büyükanıt’ın eşi Filiz Büyükanıt’ın harcamalarına ilişkin olduğu iddia edilen CD içeriğine yayın yasağı getirildi.
Fikri Sağlar’ın 15 Mayıs 2008’de yazdığı yazı nedeniyle açılan davada Yargıtay, Ergenekon sanığı Hurşit Tolon’un evinde ele geçirilen belgelerde Filiz Büyükanıt’ın harcamalarına ilişkin belgeler olduğu iddiasının araştırılmasına karar vermişti.
Ankara 1. Asliye Hukuk mahkemesi, Tolon’da çıkan bilgi ve belgelerin gönderilmesini istedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen kayıtların içinde bulunduğu CD, dün mahkemede tarafların katıldığı duruşmada izlendi. Duruşmaya Sağlar ile Büyükanıt ailesinin avukatı Levent Koçer katıldı. Hakim, gizlilik kararı alarak, duruşmayı basın mensuplarına ve izleyicilere kapattı.
Göktaş'ın haberine göre, tarafların söz konusu CD’yi izlemesinin ardından CD, inceleme yapılması için bilirkişiye verilecek. Bilirkişinin CD’ye ilişkin raporunu sunmasının ardından taraflar mahkemeye görüşlerini sunacak.
Başbakan Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 27 Nisan'da Genelkurmay'ın yaptığı ve "e-muhtıra" olarak adlandırılan açıklamadan sonra 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe Sarayı’nda 2.5 saat baş başa görüşmüşlerdi. Fikri Sağlar 15 Mayıs 2008’de Birgün Gazetesi’ndeki köşesinde, “Büyükanıt’a dosya verildi mi?” başlıklı yazısında, “Büyükanıt’a, Başbakan tarafından, Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan görüşmede Filiz Büyükanıt’ın yaptığı harcamaları gösteren bir dosya verildiği, dosyanın içeriğinin ürkütücü olduğu” iddialarını gündeme getirmişti.
Bu yazı üzerine Büyükanıt, Sağlar aleyhine tazminat davası açtı. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, Sağlar’ı, Büyükanıt’ın “kişilik haklarına hareket ettiği” gerekçesiyle 17 bin TL tazminata mahkum etti. Ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, mahkemenin kararını, Sağlar’ın yazısının “basın özgürlüğü” kapsamında olduğu gerekçesiyle bozdu. Yargıtay kararında, “Hurşit Tolon’un evinden ele geçirilen belgelerde Filiz Büyükanıt’ın harcamalarıyla ilgili belgeler var” iddiasının da araştırılmasını istedi. - soL

25 Ocak 2012 Çarşamba

Suriye muhalefeti liderlik kavgasına tutuştu

Özgür Suriye Ordusu denilen örgüt içerisinde Albay Riyad el Esad ile iki hafta önce Suriye ordusundan firar eden General Mustafa Ahmet el Şeyh arasında liderlik kavgası yaşanıyor.
Suudi Arabistan da Suriye'ye askeri müdahale çağrısı yaptı, ancak Türkiye'nin himaye ettiği Suriye muhalefetinde işler iyi gitmiyor. "Özgür Suriye Ordusu" denilen grubun içinde iktidar kavgası patlak verdi.
Suriye yönetimi, Arap Birliği gözlemci heyetinin ülke içindeki incelemelerini bir ay daha uzatmayı kabul etti. Suriye resmi haber ajansına göre, Dışişleri Bakanı Velid Muallim, uzatma kararını Arap Birliği Genel Sekreteri'ne bildirdi.
22 Ocak'ta Kahire'de toplanan Arap Birliği Dışişleri Bakanları, Suriye lideri Beşar Esad'ın yetkilerini yardımcısına devretmesi ve ulusal birlik hükümeti kurulması çağrısının yanı sıra ülkede görev yapan gözlemcilerin süresinin uzatılması çağrısı yapmıştı. Arap Birliği'nin çağrısına, Suriye yönetimi "iç işlerimize açıkça müdahale ediliyor" diyerek red cevabı vermişti.
Suriye'nin olumsuz yanıtı üzerine Arap Birliği'nin, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun'dan toplantı talebinde bulunduğu öğrenildi. Arap Birliği Genel Sekreteri Yardımcısı Ahmet bin Helli, Khaleej Times sitesinde yer alan açıklamasında, "Arap Birliği'nin Suriye'deki krizi çözmeye yönelik planının masaya yatırılması ve alınan kararların Güvenlik Konseyi'nce desteklenmesi" için BM Genel Sekreteri'nden toplantı talebinde bulunduğunu bildirdi.
Önceki gün gözlemci heyetindeki misyonunu geri çektiğini açıklayan Suudi Arabistan'ı Körfez İşbirliği Konseyi'ne üye diğer ülkeler takip etti. Körfez İşbirliği Konseyi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan'ın kararına destek verdiği ve Arap Birliği gözlemci heyetindeki misyonunu geri çekme kararı aldığı belirtildi. Körfez İşbirliği Konseyi'ne üye 6 ülke, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, BM Güvenlik Konseyi'ne barış planını uygulanmaya koyması için Suriye'ye baskı yapma ve bunun için gerekli önemleri alma çağrısında da bulundu.
Suudi Arabistan'dan da dış müdahale çağrısı
Katar'ın ardından Suudi Arabistan da Suriye'ye askeri müdahale çağrısında bulundu. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Saud el Faysal, Suriye'ye Arap barış gücü askerlerinin gönderilmesi çağrısında bulundu.
Suriye muhalefetinden "kötü" haberler
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, çok parçalı olan Suriye muhalefetinden ise ihtilaf haberleri geliyor. Suriye Ordusu'ndan kaçanlardan oluştuğu söylenen Özgür Suriye Ordusu'nun başındaki Albay Riyad el Esad ile General Mustafa Ahmed El Şeyh arasında, Özgür Suriye Ordusu'nun yönetimini ele geçirme mücadelesi verildiği belirtiliyor.
General Mustafa Ahmed el Şeyh, yaklaşık iki hafta önce, Suriye Ordusu'ndan firar ederek Türkiye'deki Özgür Suriye Ordusu'na katıldı. Suriye Ordusu'nun ülkenin kuzey bölgesindeki birliklerinin ikinci komutanlığı görevinde bulunmuş olan General Mustafa Ahmed el Şeyh, ülkede ayaklanmaların başladığı Mart ayından bu yana Suriye Ordusu'ndan firar en yüksek rütbeli asker. Generalin Türkiye'ye giriş yaptığı ve resmi makamlarla görüşmelerde bulunduğu Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı yetkililerince de doğrulandı. El Şeyh ile yapılan telefon görüşmesinin aktarıldığı bir Reuters ajansı haberinde, firari generalin Türkiye'ye geçtikten sonra Özgür Suriye Ordusu'nun reorganizasyonu için çalıştığını söylediği aktarılmıştı. Generalin sözcüsü de, el Şeyh'in Türkiye'de bir "yüksek askeri konsey" oluşturacağını ve Suriye rejimi karşıtı askeri operasyonları bu konsey ile yöneteceğini duyurmuştu.
Albay Riyad el Esad'ın da çeşitli kişi ve hükümetlerce "bağış" aktarılan Türkiye'deki banka hesabının kapatılması ile kendi yandaşlarına yaptığı ödemelerin aksadığı ve el Esad yanlılarının bir kısmının General el Şeyh'in safına geçtiği söyleniyor.
Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Burhan Galyun'un General Mustafa Ahmed el Şeyh ile bir görüşme gerçekleştirmesi ise gerginliği daha da tırmandırdı. Özgür Suriye Ordusu sözcüsü Lama el Atasi, Galyun'un "ordu saflarında bölünme yaratmak amacıyla uğraştığı"nı söyleyerek suçladı.- soL

Yeni başlayanlar için Erdoğan'ı anlama kılavuzu

Tayyip Erdoğan geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği grup toplantısında adeta demagoji dersi verdi. Konudan konuya atlayıp herkese laf yetiştirmeye çalışan Erdoğan’ın bu kadar rahat olmasını sağlayan halkın hafızasız olduğuna inanması olmalı..
AKP TBMM Parti Grup Toplantısı’nda konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, yaptığı konuşmasında kimi zaman doğruları çarpıtarak, kimi zaman eski sözlerini hiç söylememişçesine laflar sarf ederek, kimi zaman da kendine muhalefet edenlere saldırmak adına tarihte kimi dönemleri görmezden gelerek yaptığı konuşmasıyla tam bir burjuva siyasetçisi portresi çizdi.
İlk kez dinleyen ve arka planını bilmeyen birisi için kendi içinde tutarlı gibi duran konuşmanın güvendiği dallar ise toplumdaki hafıza yitimi ve hedef aldığı muhaliflerinin de büyük bir kısmının kendisine benzer bir şekilde cevap verecek oluşu.
“Herhangi bir etnik grubun ya da herhangi bir mezhebin yanında ya da karşısında olmamız söz konusu değildir”
Rauf Denktaş’ın ölümü dolayısıyla geçtiğimiz hafta yapılmayan toplantı öncesi ve bu haftaki gelişmeleri aktaran Başbakan daha sonra ulusal ve uluslararası konularda yorumlar yapmaya ve bazı mesajlar vermeye başladı.
İlk olarak hedefe Maliki’nin açıklamalarını koyan Erdoğan konudan hareketle Suriye’ye dair mesajlar da vermeyi unutmadı. Çıkışına “Bizim Türkiye olarak, ne Suriye ne de Irak’ta herhangi bir etnik grubun ya da herhangi bir meshebin yanında ya da karşısında olmamız söz konusu değildir" sözleriyle başlayan Erdoğan, "biz Irak’ın iç işlerine, diğer ülkeler girerken bize teklif geldiğinde tezkerelere rağmen biz Irak’a girmedik, çünkü biz istenmediğimiz yerde olmayız.(...) Sayın Maliki'nin şunu bilmesi gerekir: Siz bir mezhep kavgası içerisinde eğer Irak'ta böyle çatışma sürecini başlatırsanız buna da bizim sessiz kalmamız mümkün değil. Çünkü, biz sizlerle sınır komşusuyuz, akrabalık ilişkilerimiz var, her gün gidiş gelişlerimiz var, hepsinden öte bizim Irak ile tarihten gelen kültürel bağlarımızın da bir anlamı var. Sizler Irak ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan, binlerce, on binlerce kilometre uzaktan gelenlere 'hoş geldiniz' diyeceksiniz, onları evinizde ağırlayacaksınız, onlara yönelik en ufak sesiniz olmayacak, sınır komşu Türkiye'ye karşı, 'Türkiye bizim içişlerimize karışıyor' diyeceksiniz. Bu nasıl siyaset etme, ülke yönetim anlayışı, önce burada söylediklerini kulaklarının duyması lazım. Onun için talihsiz açıklama diyorum” diyerek bitirmiş oldu.
Halbuki AKP işgalciden yanaydı!
Tezkere zamanı Erdoğan "Her zaman ‘hayır’da hayır yoktur. Rahat olun, gelişmeler kontrolümüzde" demişti
Irak halkı istemediği için savaşa girmediğini iddia eden Erdoğan’ın bu açıklamlarının aksine Irak savaşı tezkeresi Türkiye’deki halkların muhalefeti sonucu geçememişti. Savaş zamanı toplumsal etkisi bugünkü denli güçlü olmayan AKP, kaldığı zor durumdan kurtulmak için de tezkerenin çıkmamasından dolayı muhalefeti suçlamıştı.
AKP hükümeti, ABD’nin Irak’ta Saddam hükümetini yıkmak için savaş başlatma hazırlıklarının başından itibaren bu girişimi desteklemişti. Hükümet, Meclis gündemine Irak’a asker göndermek için tezkereyi bizzat getirmişti. Tezkereye ‘evet’ denmesini isteyen Erdoğan "Her zaman ‘hayır’da hayır yoktur. Rahat olun, gelişmeler kontrolümüzde" ifadelerini kullanmıştı. Tezkere geçmezse, memur maaşlarının ödenemeyeceği dedikoduları bile çıkartılmıştı. AKP milletvekillerinin çoğunun oylamada evet dediği, Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda yüz bin kişinin toplandığı 1 Mart 2003 günü, AKP mecliste fire verdi ve tezkereyi geçirmeyi başaramadı. Bunun üzerine AKP, kısa sürede, işgalin başladığı 20 Mart günü yeni bir tezkere çıkararak ABD’nin komşu Irak’ı işgali için Türkiye’nin üslerini ve limanlarını kullanmasına izin verdi ve bu genelgeye dayanılarak ABD’nin savaş araç-gereçleri Türkiye üzerinden nakledildi.
O günlerin ardından Abdullah Gül bir açıklamasında şöyle diyecekti: “Dünya barışı için, barışı korumak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.”
31 Mart’ta Wall Street Journal’da kendi imzasıyla yayımlanan “Türkiye sadık bir müttefik ve bir dost” başlıklı makalesinde Erdoğan “Amerika'yla olan yakın işbirliğimizi sürdürmeye kararlıyız. Dahası, bu cesur kadın ve erkeklerin en az kayıpla evlerine dönmelerini ve Irak'taki acının en kısa zamanda sona ermesini umuyor ve bunun için dua ediyoruz” diyordu.
AKP milletvekili Ömer Çelik, 21 Ağustos 2004 tarihli Vakit Gazetesi’nde yer alan açıklamasında ülkesi işgal edilmiş Iraklı direnişçilere; ‘Katiller sürüsü!’ demişti.
Irak'tan Suriye'ye...
Suriye'de azınlığın çoğunluğa hükmettiği, azınlığın çoğunluğa zulmettiği değil, halkın taleplerine uygun bir iradenin oluşmasını samimiyetle savunduklarını bildiren Erdoğan, ''Irak'ta bir mezhep çatışmasının ortaya çıkmasına sebep olanlar, kardeşin kardeşi katletmesine zemin hazırlayanlar; tıpkı Kerbela'da Peygamber torununu kanını akıtan Yezid gibi tarihin sayfalarında bir kara leke olarak kazınırlar. İster Sünni, ister Şii, ister Kürt, Arap, Türkmen olsun; kim ki kardeşine silah doğrultuyor, kim ki ibadet eden kardeşini katlediyorsa o Yezid'in izindedir'' diye konuştu.
Fransa’ya ırkçı azarı çeken Tayyip’in sicili hiç de temiz değil
Başbakan Erdoğan: -''Gerek Fransa Ulusal Meclisinde gerek Senatoda kabul edilen teklif, bizim için tamamen yok hükmündedir'', ''Fransa Ulusal Meclisi ve ardından Senatoda yapılan oylama ve kabul edilen teklif, aleni bir ayrımcılıktır, ırkçılıktır, çok açık bir şekilde düşünce özgürlüğü katliamıdır'', ''Bu ırkçı, ayrımcı girişimlere karşı susanlar, sessiz kalanlar, tepkisiz kalanlar, Avrupa'da faşizmin ayak seslerini duymamak gibi bir vebalin altına girerler'” sözleri ile Fransa’yı ırkçılık ve nefret suçu işlemekle suçladı.
Halbuki hükümeti süresince kabadayı tavırlarını hiç bırakmayan Başbakan Erdoğan’ın çeşitli dini ve etnik grupları aşağıladığını ve ırkçı yaptırımlara mazur bırakmakla tehdit ettiği bir çok örnekte görebiliyoruz. Tam da konuyla alakalı bir örnek iki yıl önceki ilk tasarı tartışmaları ortaya çıktığında Erdoğan’ın ülkedeki vatandaş olmayan ermenileri sürme tehdidi idi. “Bakın, benim ülkemde, 170 bin Ermeni var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama 100 binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E, ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu 100 binine, ‘hadi siz de memleketinize’ diyeceğim; bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar. Ülkemde de tutmak zorunda değilim. Yani şu anda bizim bu samimi yaklaşımlarımızı bunlar bu tavırlarıyla ne yazık ki olumsuz istikamette etkiliyorlar, bunların farkında değiller" şeklindeki açık ırkçı sözleri ile Erdoğan’ın kimseyi ayırımcılıkla suçlayacak yüzü bulunmuyor. Erdoğan alevilere karşı da ayırımcılık yaptığı gerekçesi ile eylemlerle kınanmıştı. Erdoğan 12 Haziran seçimleri öncesinde Alevi dedelerini dilinden düşürmemişti.
Dersim’i dilinden düşürmeyen Erdoğan, Sivas ve Maraş’ı hiç anmıyor
CHP’ye yüklenmek için bir malzeme haline getirdiği Dersim Katliamı üzerinden cinayetlerin üzerine gideceklerini söyleyen Erdoğan “Dersim'de yargısız infaz edilenleri nasıl Türkiye'nin gündemine biz taşıdıysak, kirli senaryoları nasıl deşifre ettiysek, toprağın altındaki silahları nasıl biz çıkardıysak, işte bugün de toprağın altındaki faili meçhullerin cesetlerini gün yüzüne çıkarıyoruz. Hiçbir istisna kabul etmiyoruz. Ama bazılarının gözü var görmez, kulağı var duymaz, ağzı var konuşamaz. Çünkü, kalpler... 1960'ların 1970'lerin, 1980'lerin o baskıcı, otoriter, antidemokratik dönemlerinde nice insanımızı, değerimizi kaybettik” dedi.
2 Temmuz 1993'te Sivas’ta 33 aydınımızı katleden gerici katillerin avukatlığını yapan kişilerin büyük çoğunluğu AKP tarafından önemli görevlere getirilmiş durumda. Yakanlar arasında şu an hapiste bulunan ise yok. AKP 5-6 Eylül olayları ve bundaki DP payını, ve AKP'nin bu geçmişe nasıl sahip çıktığını asla ağzına almıyor.
“Yoksullar okumasın mı?” diyene bak!
Erdoğan, konuşmasında ayrıca ''Kapıcının çocuğu siyasal bilgiler fakültesine giriyor, bundan rahatsız oluyorlar. Köylü Ahmet amcanın oğlu hukuk fakültesine giriyor, bundan rahatsız oluyorlar. Hakkari'deki çoban, İstanbul'da kağıt toplayan yoksul, Merter'deki işçinin oğlu, Keçiören'deki gecekondulunun çocuğu mimar, mühendis, gazeteci oluyor, CHP bundan rahatsızlık duyuyor'' diyerek, yoksulları da sahiplenmiş oldu. CHP’yi ise ''Anadolu'nun yoksul ve gazi evlatları gelip iyi eğitim alıp memleketin idaresinde söz sahibi olunca bunların iktidarı sarsılıyor. Hiç kusura bakmayın 27 Mayıs'ı da 28 Şubat'ı da bu zihniyetle yaptılar'' sözleri ile eleştirdi.
CHP’nin tavrından bağımsız olarak, eğitim sistemini yok eden AKP hükümetinin harçlara ve yurtlara yaptığı zamlar, sözlerinde bahsettiği öğretmen ve mühendislerin okullardan işsiz çıkması bir yana toplumun üreten yoksul kesimine tavrı hiç de öyle kucaklayıcı olmadı.
Çiftçi’ye “ananı da al git” diyen, işçilerin sendikal müdacelelerinde her zaman tehditkar konuşan “buyursunlar gitsinler greve görelim” sözleri ile adeta tarafını belli eden, “ayaklar asla baş olmaz” sözünü direk işçi sınıfı için söyleyen Erdoğan’ın yoksul çocuklarını da ne kadar düşündüğü ortada. Hele şifrelerin cemaatlerin elinde olduğu bir sistemde kimlerin ne kadar şansı kaldığını tahmin etmek hiç zor değil.
Erdoğan’ın bu laflarına inanmak için ise hafızasız olmak gerekiyor. -soL

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers