29 Şubat 2012 Çarşamba

'Kız çocukları eve kapatılmaz' diyenler AKP-İsmailağa pazarlıklarını tekrar okusun!

AKP'nin 4+4+4 eğitim sistemi ile ilgili yasa teklifi tartışılmaya devam ederken, teklife yönelik "kız çocukları eve kapatılacak" eleştirisi, kız çocuklarının okula gönderilmemesi için yapılan AKP-İsmailağa pazarlıklarını akla getirdi.

Eğitimde gericileşmenin ciddi bir adımı olan 4+4+4 eğitim sistemi ile ilgili yasa teklifi, haklı tepkilere neden oldu. Teklifin yasalaşması halinde İmam-Hatip okullarının önünün açılacağına, kız çocuklarının 11 yaşında türbana sokulabileceğine ve eve kapatılacağına, çocukların ucuz iş gücü olarak sömürülmesine zemin hazırlandığına dikkat çekildi. Tepkiler üzerine, yasa teklifinde ilk 4 yıldan sonra eğitime açık öğretim şeklinde devam edilebilmesini öngören maddenin, “ikinci 4 yıldan sonra” şeklinde değiştirileceği dile getirildi.

Fakat hükümet, başından beri yasa teklifini savunmayı sürdürüyor. Bilindiği gibi teklifle ilgili olarak en çok dile getirilen eleştirilerden biri kız çocuklarının eve kapatılmak istendiği. AKP’nin bu eleştirilere verdiği yanıt ise, 10 yıllık iktidarları süresince kız çocuklarının okullaşma oranının artırıldığı yönünde. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” diyerek AKP’nin son 10 yılda yüzde 88 olan kız çocuklarında okuma oranını yüzde 98'e çıkardığını söylemiş, “kız çocuklar eve kapatılacak mantığını doğru bulmuyoruz” demişti.

"4+4+4" zihniyeti AKP-İsmailağa pazarlıklarında 
İktidar, “kız çocuklar eve kapatılacak” eleştirilerinin yersiz ve yanlış olduğunu iddia etse de, bu eleştirilerin haklılığını ortaya koyan pek çok veri bulunuyor. Bu konuda iktidarın gerçek yüzünü ifşa eden verilerden biri de, İlhan Cihaner tarafından başlatılan İsmailağa cemaati soruşturmasında elde edilen telefon dinlemesi kayıtlatları.

Bilinen sürecin ardından Erzurum Özel Yetkili Savcılığı’na aktarılana kadar Cihaner tarafından yürütülen soruşturmada elde edilen telefon kayıtları, AKP ile İsmailağa cemaati arasında geçen pazarlıkları gün yüzüne çıkarmıştı. Bu pazarlıklardan bir bölümü de, özellikle kız çocuklarının okula gönderilmemesine ilişkindi. Cemaat, Milli Eğitim Bakanlığı görevlilerinin, öğretmenlerin okula gönderilmeyen çocukları tespit etmek için yaptığı denetimlerden rahatsızdı ve AKP hükümetinden bu meseleyi “çözmesini” istiyordu.

"15 yaşındaki kız okula gidecek; kabul edilebilir mi?"
Gazeteci İsmail Saymaz tarafından kaleme alınan Postmodern Cihad isimli kitapta yer verilen söz konusu dinleme kayıtlarında cemaatten M. Seyfettin İnanç ve AKP’ye yakınlığıyla bilinen müteahhit Mehmet Çelik arasındaki şu diyalogda M. Seyfettin İnanç, Milli Eğitim Bakanı'nı Mehmet Çelik'e şikayet ediyor. Mehmet Çelik de işi halledeceğini söylüyor:

Mehmet ÇELİK: Selamün aleyküm
M.Seyfettin İNANÇ: Ve aleyküm selam Mehmet abi
Mehmet ÇELİK:Nasılsınız?
M.Seyfettin İNANÇ:: Allah razı olsun sağolun siz nasılsınız Mehmet abi
Mehmet ÇELİK: Sağolun bizler de iyiyiz, o şey durum ne durumdadır
M.Seyfettin İNANÇ: Bu okul meselesi mi?
Mehmet ÇELİK: He he he
M.Seyfettin İNANÇ:Şimdi o haftadan sonra bi gevşeklik var yani şu an da bi şey gelmedi daha yeni bir haber gelmedi, o hafta yalnız çok her tarafa geldiler ama bi daha gelecekler mi bilmiyoruz yani o hususta
Mehmet ÇELİK: Bu gelenler kim idi
M.Seyfettin İNANÇ: Hep öğretmenler belli bütün okulların öğretmenleri sokak sokak geziyorlardı
Mehmet ÇELİK: Hımm
M.Seyfettin İNANÇ: Tabii yani zaten bütün okullara şey gelmiş, ııı biz bi müdür yardımcısı var iyi bir arkadaşımız bizi sever
Mehmet ÇELİK: Hımm
M.Seyfettin İNANÇ: O kendi dedi ki bütün okullara bildiri geldi, genelge geldi dedi
Mehmet ÇELİK: Nereden geldi o genelge?
M.Seyfettin İNANÇ: Şeyden Milli Eğitim Bakanlığından
Mehmet ÇELİK:Milli Eğitim Bakanlığından
M.Seyfettin İNANÇ: Evet, yani tek tek gezeceksiniz, söyleyeceksiniz diye
Mehmet ÇELİK: Hımm. tamam
M.Seyfettin İNANÇ: Tamam Mehmet abi
Mehmet ÇELİK: Oldu teşekkür ediyorum
M.Seyfettin İNANÇ: Çok dua alırız inşallah bu işi şey yaparsak, bunları durdurursak
Mehmet ÇELİK: Yok onu kesinlikle yaa
M.Seyfettin İNANÇ: Tamam tamam Mehmet abi
Mehmet ÇELİK: Kesinlikle Allahın izniyle de
M.Seyfettin İNANÇ: Oldu Allah razı olsun
Mehmet ÇELİK: Bugün bakan İstanbul daydı da
M.Seyfettin İNANÇ: Hee
Mehmet ÇELİK: Onun bi anasını bel...
M.Seyfettin İNANÇ: Allah yardımcınız olsun inşallah
Mehmet ÇELİK: Olsun
M.Seyfettin İNANÇ: Allah razı olsun, ve aleyküm selam Mehmet abi
Mehmet ÇELİK: Aleyküm selam

Mahmut Seyfettin İnanç, AKP'li Mehmet Faruk Bürüngüz'ü de arayarak meseleyi Ahmet Albayrak'ın çözmesini istiyor:

M.Seyfettin İNANÇ: Tabi, şimdi yani diyorlar ne yapacaz, hele hele bu 10, 19 seneye çıktı kız çocukları, adam diyor ben öldür kızı gönderme diyor yani nasıl yapacaksın diyor, şu anda düşün işte 7, 6 yaşında başlasa abi 9 sene olduğu zaman 15 yaşındaki kız okula gidicek, kız erkek karışık açık, bu kabul edilebilir mi?
M.Faruk BÜRÜNGÜZ: Peki ben şimdi
M.Seyfettin İNANÇ: Yani 15 yaşındaki kızı eee erkeklerin içine kadın erkek, zaten okulların durumu ortada her türlü yani bu çok kötü ve bu baskı gitgide artıyor, İzmit tarafından çok şikayet geliyordu, şimdi Bağcılar’dan efendime söyliyeyim şeyden kaç tane yerden telefonlar geliyor, adamlar geliyor, geçen gene geldiler Hasan Efendinin yanına geldiler, oraya geldiler, çok sıkıntı var yani, Ahmet Bey’e de bi sıkış şey yaptı eee hocamlar görüştü Ahmet Bey’le ALBAYRAK var ya,
M.Faruk BÜRÜNGÜZ: Biliyorum, Ahmet ALBAYRAK
M.Seyfettin İNANÇ: Dediler bu işe bir çare bulun
M.Faruk BÜRÜNGÜZ: Ne dedi ………(anlaşılamadı)?
M.Seyfettin İNANÇ: Ondan sonra ama yani ne derece bu işi önemsiyorlar bilmiyoruz ama iyi değil durum yani
Yeni Şafak gazetesi patronu Ahmet Albayrak'ın Abdurrahman Kılıç'la yaptığı görüşmelerde ise, meselenin İsmailağa cemaatinin istediği doğrultuda "çözüldüğü" ortaya çıkıyor:
Abdurrahman KILIÇ: Olabilir, tamam Ahmet abi olur,
Ahmet ALBAYRAK: O diğer Milli eğitim konusunu görüştüm, tamam o işi artık geri çekiyorlar yani şeyi olmayacak bundan sonra
Abdurrahman KILIÇ: Neyi haa Milli eğitimle ilgili
Ahmet ALBAYRAK: He he Milli eğitimle ilgili bir konumuz vardı ya
Abdurrahman KILIÇ: Evet evet evet
Ahmet ALBAYRAK: Hatırladın değil mi onu?
Abdurrahman KILIÇ: Anladım anladım, yani herhangi bir baskı mı olmayacak
Ahmet ALBAYRAK: He he baskı olmayacak
Abdurrahman KILIÇ: Anladım, tamam oldu efendim oldu
Ahmet ALBAYRAK: Tamam
Abdurrahman KILIÇ: Peki teşekkür ediyorum, Selamün aleyküm sağolun

Çelik, İdris Naim Şahin'le de görüşüyor
Erzincan’da cemaate ait Kuran kurslarına yönelik denetimlerin artması üzerine, Mehmet Çelik, dönemin AKP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili, bugünün İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’i arayarak yardım istiyor. 11.03.2009 tarihinde Şahin ile Çelik arasında şöyle bir diyalog geçiyor:

ÇELİK: Şey için aradım telefonda söylemeyeyim diye düşünüyorum Erzincan’da kuvvetli bir baskı yapıyorlar ondaki kuran kurslarımızı basmışlar oradan adam yok almışlar içeriye toplu şeye sokuyorlar orda başsavcı vardır. Tuncelili bir zulüm yapıyor orda, bir de burada okumayan kızlara İsmailağa’dan fatihadan başlattılar bu seçim üzeri bu kasıtlı başlattılar onu ceza yazıyorlar bunlara çocuklarını okula göndermeyenlere baskı yapıyorlar bütün hocalara.
ŞAHİN: Ceza yazmazlar da uyarı yapmışlardır. Ceza diye bir şey yoktur.
ÇELİK: Herhalde uyarıyı ceza dediler.
ŞAHİN: Ceza yoktur.
ÇELİK: Ama bu seçim üstü neden baskı.
ŞAHİN: Daha öncede oldu onu konuştuk şeyle, Bozkurt beyle konuştuk onu konuşmuştuk ilgilileriyle bir daha bakayım ben.

Konuşmanın devamında Çelik, Şahin’e “17 tane bayanı almışlar, başsavcı kasıtlı şeyle, dosya gizlidir, bu vesileyle baskı yapıyor” diyor. “Erzincan’da mı?” diye soran Şahin, “Evet” yanıtı üzerine yine “Tamam ben bir bakayım” diye cevap veriyor. Çelik, bu kez “Tam seçim üstü orda da MHP’liler şeye geliyor. JİTEM ve Polis bunu nasıl yapıyor bilmiyorum, kasıtlı seçim üstü yapıyorlar. Bunu art niyetli değil bunu sanırsam yaydırmak cemaata” diye konuşuyor. Şahin’in cevabı ise "Anladım" oluyor. - soL

Kürecik'e NATO bayrağı asıldı

Kürecik Köyünde faaliyete geçen Füze Kalkanı Radar Sistemi''nin bulunduğu askeri üsse, ABD'li askerlerin de göreve başlamasıyla birlikte NATO bayrağı asıldı.

Malatya Bakış isimli yerel haber sitesinde yayımlanan haber şöyle:

ABD’li askerler Türk askerlerinin korumasında üsse giriyorlar

Kürecik Köyü’ndeki yaklaşık 2 bin rakımlı dağın uç noktasında kurulu bulunan Füze Kalkanı Radar Savunma Üssü'nde ABD'li askerlerin göreve başladığını bölgedeki vatandaşlar da doğrulayarak, ABD'li askerlerin, Türk askerlerinin sağladığı sıkı güvenlik önlemleri altında üsse giriş çıkış yaptığını söyledi. Çetin kış şartlarının yaşandığı bölgede Füze Kalkanı Radar Sistemi'nin bulunduğu askeri üsse ABD'li askerlerin de gelmesiyle birlikte NATO bayrağının asıldığı görüldü. ABD'li askerlerin üsse, sivil araçlarla giriş çıkış yaptıkları belirtildi. Sistemin tamamen faaliyete geçtiği ve bölgedeki güvenlik önlemlerinin ise sıklaştırıldığı belirtildi. NATO füze savunma sistemi kapsamındaki Radar Tesisinin Komutanlığının Türk Subayı tarafından çevre güvenliğinin ise yine 7. Ana Jet Üssü'ne bağlı birliklerce sağlandığı öğrenildi.

Protestolar 128. gönüne girdi
Kürecik Füze Kalkanı Protesto grubu tarafından kurulan çadırda ise protestolar 128. gününe girdi. Platform adına açıklama yapan Kenan Cebe, 128. güne girdiklerini ve ABD'li askerlerin geçiş ve gelişlerinde güvenliğin sıkı şekilde sağlandığını belirterek, çadırın önünde de önlem alındığını belirtti. Cebe, ABD'li askerlerin kendilerine selam vermesi halinde ise almayacaklarını ve tamamen bu sisteme karşı olduklarını ifade etti. Öte yandan Kürecik köyündeki vatandaşlar ise, Füze Kalkanı Radar Savunma Sistemi'ne tamamen karşı olduklarını ve herhangi bir savaş çıkması durumunda kendilerinin hedefte olduklarını belirtti.

Vali’ye göre her şey rayında
Bu arada füze radar sistemine ilişkin ilk kez konuşan Vali Ulvi Saran, "Yapılan spekülasyonlara kulak asmayın. Her şey rayında gidiyor" dedi.

Füze radar sistemi ve kente gelen ABD askerlerinin kalacak yerleriyle ilişkin çıkan haberler üzerine basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Vali Ulvi Saran, "Yapılan spekülasyonlara kulak asmayın. Füze savunma sisteminin burada konuşlandırılması uluslararası ilişkiler bağlamında ülkemiz hükümetinin ittifakları, anlaşmaları çerçevesinde yürütülen bir husus. Bu anlamda her şey rayında ilerliyor. Polemik konusu olacak da bir şey yoktur" dedi.

ABD askerlerinin kente gelmesi ve kalacak yerlerine ilişkin bir soru üzerine Vali Saran, "Ben değerlendirme yapmıyorum. Değerlendirme yapılacak bir fevkaladelik de yoktur" diye konuştu. (soL)

MKP: Tepeli ailesi ve tüm Gazı halkına baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz!

Battal Tepeli’nin ölümüne ilişkin MKP’nin yapmış olduğu açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz:

“Değerli Halkımız;

Saygıdeğer Tepeli Ailesi;

Devlet beslemesi olmanın ötesinde, bizzat devlet tarafından Gazi’ye yerleştirilen faşist çetelerin silahlı saldırısında ağır yaralanan Battal Tepeli 21 Şubat 2012 günü yaşamını yitirdi!

Battal Tepeli’nin anısı önünde saygıyla eğilirken, ailesi ve dostlarına başsağlığı dileklerimizi iletiyor, derin üzüntülerini paylaşıyoruz.

Battal Tepeli’nin katlinden doğrudan sorumlu olan, çeteleri silahlandırarak halkın örgütlü demokratik mücadelesine karşı bir maşa olarak kullanan devlettir. Tetikçi çeteler birer piyondan ibarettir. Ama bu suç çeteleri halka karşı işledikleri cinayet ve faşist saldırılardan ötürü asla masum değildir.

Değerli Halkımız;

Bilindiği gibi, Gazi Mahallesi yoksul halk kitlelerinin yoğun olarak yaşadığı, yoksul ama bir o kadar da geniş devrimci taban ve dinamiklere sahip bir semttir. Toplumsal sorunlara duyarlı olan bu emekçiler semti, Komünist ve devrimcileri sahiplenme tutumunun yanı sıra, örgütlü mücadelede sergilediği olumlu pratikten ötürü birçok kez devletin özel uygulamalarıyla yüz yüze geldi.

Devrimci hareketin örgütlenerek kök saldığı ve yoğun siyasi faaliyetlerde bulunduğu semtlerin başında gelen Gazi Mahallesi, bu olumlu özelliğinden dolayı devletin şerhi dikkatinden kaçmadı! Bu yakın alakasını komplo ve katliamlar vasıtasıyla Gazi’nin devrimci-demokratik yapısını dağıtma hedefiyle gösterdi. Tarihte ‘’Gazi Direnişi ve Katliamı’’ olarak bilinen gelişmeler doğrudan devletin bu planları ve saldırılarının sonucu olarak gündeme geldi.

Devletin provokasyon maksadıyla 11-12 Martta 1993 yılında gerçekleştirdiği yaşlı bir dedenin katledilmesi olayından hemen sonra yaşanan ‘’Gazi Direnişi ve katliamı’’ Gazi mahallesinin devrimci potansiyelini ve geleneğini tanıtlayan önemli bir tarihtir. Aynı zamanda devletin emellerini de resmeden önemli bir tarihtir bu.

Bu olaylardan sonra Gazi Mahallesi’nin örgütlü ve devrimci duruşundan iyiden iyiye korkan ve rahatsız olan devlet, gerçekleştirdiği provokasyonlarla sonuç alamayınca, yozlaştırıp-çürütme ve çeteleştirme stratejisine ağırlık verdi ve en önemlisi de bu stratejisini gerçekleştirebilmek için dışarıdan Gazi Mahallesi’ne yoğun bir şekilde insanlar yerleştirmeye girişti. Nitekim dışarıdan devşirmelerle Gazi Mahallesi’ne yerleştirilen gerici-faşist unsurlar Gazi halkının iç birliği ve ortak demokratik davranışını baltalayan güce erişti…

İşte, 1993 yılında gerçekleştirilen provokasyonun bir benzeri bu gün Battal Tepeli’nin katledilmesine yol açan devlet uzantısı çetelerin halka silahlı saldırısı ile yeniden sahnelenmektedir. Çetelerin halka ve halk güçlerine saldırma cüretinde bulunması devletin bu kirli oyunlardan bağımsız değildir. Ne ki, halka saldırma cüretinde bulunanların bu cüreti onların kabusu olacaktır!

Sonuç olarak;

Battal Tepeli şahsında halkımıza karşı gerçekleştirilen bu karşı-devrimci hain saldırıyı nefretle lanetliyor, halka karşı işlenen bu cani suçlara karşı sessiz kalmayacağımızı ilan ediyoruz.

Tepeli cinayetine, komplo-provokasyon marifetiyle göz yuman, faşist çeteleri besleyerek halkın üstüne salan ve bizzat cinayetin koşullarını yaratan veya tetikçileri vasıtasıyla katliam gerçekleştiren devleti, devletin maşası olan faşist çeteleri ve tüm sorumluları bu alçakça cinayetinden ötürü bir kez daha lanetliyoruz!

Battal Tepeli’ye sıkılan kurşunlar Gazi halkına sıkılmış demektir. Dahası, demokratik mücadele güçleri ve bunlar şahsında demokrasi mücadelesine, tüm halkımıza sıkılmıştır. Halkımıza sıkılan kurşunların hesabı proleter adaletin yargısından asla kurtulamayacaktır.

Battal Tepeli ölümsüzdür!
Halka karşı işlenen canice suçlar cezasız kalmayacak!
Çeteci AKP-Cemaat iktidarı ve tetikçi çeteleri halka hesap verecek!
Kahrolsun faşist ‘’TC’’ devleti ve her türden faşist uzantıları!”

Maoist Komünist Partisi
Merkez Komite-Siyasi Bürosu
Şubat 2012

Azeri Sosyalistler: Hiçbir katliam diğerinin bahanesi olamaz

Türkiye Sosyalist Azerbaycanlılar Birliği Hocalı Katliamının 20. yıldönümünde saat 14:00'te Yüksel Caddesi'nde bir basın açıklaması düzenledi. Yapılan basın açıklamasında, Türkiye'de yaşayan milliyetçilerin Hocalı Katliamını siyasi malzeme olarak kullanmasına tepki gösterildi.

"Türkiye'nin Ermenistan sınırını kapalı tutması için baskı yapan, Türkiye'nin bir iç ve vicdan meselesi olan kendi geçmişi ve Ermeni olaylarıyla yüzleşmesine müdahale etmeye çalışan Azerbaycanlı milliyetçilerle, Hocalı Katliamı'nı siyaset malzemesi olarak kullanan Türkiyeli milliyetçiler bu iki ülke arasında söz söylemeyi neredeyse bloke etmiş durumdalar" denilen açıklamada, halklar arası düşmanlığı besleyen eylemlere son verilmesi gerekildiği belirtildi.

Hiçbir katliamın diğerinin bahanesi olmayacağı ve hiçbir acının diğerinden üstün olamayacağı belirtilen açıklamada "Hocalı Katliamı'nın 1915 Ermeni olaylarıyla kıyaslanmasına, Ermeni trajedisi inkar etmek için malzeme olarak kullanılmasına itiraz ediyoruz. Hrant Dink'in katli sonrası karanlık güçlere karşı Türkiye'deki Ermenilerle dayanışmak anlamında acı ve öfkeyle dile getirilmiş olan 'Hepimiz Ermeniyiz' sloganı geçersiz kılmak ve sulandırmak amacıyla ortaya atılan 'Hepimiz Azeriyiz' sloganına itiraz ediyoruz" denildi.

 Basın açıklaması "Yaşasın halkların kardeşliği" sloganıyla son buldu.

(Bianet, Kaypakkaya-Partizan)

28 Şubat 2012 Salı

ABD Kongresi raporu: Kemalist düzenin kaleleri TSK, Yargı ve CHP düzenlendi

Amerika Kongresi'nin Türkiye raporu yayınlandı. Amerika Kongresi Araştırmalar Merkezi CRS tarafından hazırlanan rapor, Türk siyasetinin şekillenmesinde ve Ergenekon tertibinde Amerika'nın oynadığı rolü gözler önüne serdi. Raporda, ordu, yargı ve CHP içindeki laik unsurların bastırılması, AKP'nin zaferi olarak değerlendirildi. 

AKP'nin bu zaferi ise "Amerika'nın takdirini kazandı." Amerikan kongresine sunulan raporda "Kemalist Düzende Değişiklik" başlıklı bölüm, son 10 yıllık AKP dönemini irdeliyor. Raporda, "Son 10 yılda, İslam kökenli AKP, 'eski düzen değişiyor' vurgusunu çok açık bir şekilde beyan etti" deniyor. AKP'yi bozguna uğratmak isteyen laik güçlerin çabasına karşı AKP'nin başarısından övgüyle söz ediliyor. AKP'nin başarı kazandığı girişimlerin başında ise, ordu, yargı ve CHP içindeki laik unsurlar sayılıyor. … (Son 10 yılda Kemalist düzendeki değişiklikler) asker, yargı, muhalefetteki CHP'nin içindeki unsurların ve AKP'yi bozguna uğratmak isteyen diğer Türk laik seçkinlerinin başarısız kılınan girişimleri sonucu daha fazla takdir ve hız kazandı.

 Raporda, AKP'nin diğer zaferleri arasında Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi, AKP'yi kapatma davasın düşmesi, hükümeti düşürme girişimlerinin "komplo" olarak kalması ve Eylül 2010'daki referandum sonuçları sayılıyor. Eski Gelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tutuklanması ise "demokratikleşme sürecinde dönüm noktası" olarak adlandırılıyor.

Amerika Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan 'Türkiye: Arka Plan ve ABD ile İlişkiler' başlıklı 46 sayfalık rapor Kongrenin Ortadoğu Uzmanı Jim Zanotti imzasını taşıyor. CRS'nin resmi internet sitesinde yayınlanan rapor 17 Ocak'ta kongreye sunuldu. Raporda öne çıkan konulardan biri de yeni anayasa. Rapor, yeni anayasanın geleceğiyle ilgili olarak "tek parti iktidarının güç kullanarak, kendi istediği gibi bir anayasa yapması kaygı yaratıyor" saptamasında bulunuyor. Raporda Türk siyasetinin 5 kritik ismi sayılıyor. Bu isimler, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu, Abdullah Öcalan.

WikiLeaks açıkladı: Erdoğan "One minute" çıkışı için gizli antlaşma yaptı

WikiLeaks ele geçirdiği e-postaları açıklamaya başladı. Yapılan açıklamalarda Türkiye'yi ilgilendiren çok sayıda belge olduğu ve bu belgelerden Türkiye ile ilgili kısımlarının 6 Mart'ta açıklanacağı belirtildi. İlk açıklanan belgelerden Türkiye ile ilgili olanlardan ise ilginç bilgiler ortaya çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "one minute" çıkışının planlanmış ve ABD'ye haber verilmiş olarak yapıldığı ilk gelen bilgiler arasında. Diğer yandan Hürriyet ve Sabah gazetelerinin de CIA'nın örtülü kuruluşu olduğu bilinen Stratfor ile özel antlaşmalar yaptığı da bildiriliyor. Ayrıca maaşa bağlanmış ve para ilişkisiyle yönlendirilen "ünlü" gazetecilerin varlığı da ortaya çıkan gerçeklerden. 

Sosyalist Hacker grubu Redhack'ın emniyet bilgisayarlarına sızıp muhbirler ağını çıkarmasıyla birlikte ele alınınca karanlık dünyada neler döndüğünün açığa çıktığı görülüyor. 

WikiLeaks, kamu ve özel sektöre istihbarat raporları hazırlayan düşünce kuruluşu Stratfor'un e-postalarını yayınlamaya başladı.

Devlet kurumlarına, askeri yetkililere ve büyük şirketlere gizli kalmak kaydıyla analizler gönderen ancak kendini "jeopolitik analiz kuruluşu" olarak adlandıran Stratfor, Amerikan basınında bir zamanlar "gölge CIA" diye tanımlanıyor. Şirket ise kendini "jeopolitik analiz kuruluşu" diye adlandırıyor.

Teksas merkezli firma, elemanlarından istihbarat kaynaklarını "maddi, cinsel ya da psikolojik" olarak kontrol altına almalarını talep ediyor.

Erdoğan’ın planı
İlk yayımlanan yazışmalar arasında, en dikkat çekici olanlar, Türkiye'nin İsrail'e sırt çevirmesinin önceden planladığı ve İran'a saldırı olduğunda Türkiye'nin kazançlı çıkacağını öne süren e-posta. Şirketin kurucusu ve CEO'su George Friedman'ın imzasını taşıyan bu posta, bazı Stratfor analistlerine "sadece iç kullanım için - asla yayımlanmayacak, şirket dışında tartışılmayacak" uyarısıyla yollanmış.

Friedman burada adını yalnızca Kissinger olarak verdiği ve eski Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger olduğu sanılan bir kaynağın görüşlerini aktarıyor.

Amerikan dışişleri bakanına önceden bilgi verilmiş
İddia edildiğine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kissinger ile görüşmesinde ona, "bir noktada İsrail'le köprüleri atıp, İslam dünyasına yaklaşacağını" diyor. "Erdoğan, İslam dünyasının lideri olma niyetinde" diyen Kissinger, ABD'nin dikkatini çevirmesi gereken asıl krizin ise, AB'de değil, İran ve belki de Rusya'daki krizler olduğunu söylüyor.

Stratfor'ın bir başka yazışmasında ise Venezuela'nın kamu petrol şirketi ile İran'ın kurduğu ortaklığın, operasyon merkezini başkent Caracas'tan Ankara'ya taşımasına dikkat çekilmiş ve İran'ın, yaptırımları delen pek çok operasyonu, Venezuela'dan sessizce Türkiye'ye kaydırdığı belirtilmiş. Bu değişiklik için "Bu da Türkiye'nin İran'la oynadığı denge oyununun bir parçası" yorumu yapılmış.

'Haber kaynağına cinsel kontrol'
Ancak şirket kurucusu George Friedman, kendisine bu bilgiyi veren Reva Bhalla'yı kaynağına dikkatli yaklaşıp yaklaşmadığı konusunda sorguluyor ve "Eğer bir kaynağın değerli olabileceğine inanıyorsan, onu kontrolün altına almalısın. Bu da maddi, cinsel ya da psikolojik kontrol demek. Ancak bu şekilde ona kaynağını açıklattıracak ve görevler verebilecek duruma gelebilesin" diyor.

Friedman'a göre kaynağı uzun uzun konuşturup dikkat uyandıracak sorular sormak yerine, kişisel olarak analiz edip, kontrol hedefine doğru ilerlemek gerek.

Anonymous şifreleri ele geçirmişti
Hacker grubu Anonymous, Aralık ayında Stratfor'a ait 5,5 milyon e-postayı indirdiğini duyurmuş ve iç yazışmalarını şifrelemediği için şirketle alay etmişti. Wikileaks bugün yayımlamaya başladığı belgelerin kaynağını açıklamadı ancak kaynağın Anonymous grubu olduğu sanılıyor.

Wikileaks, Stratfor belgelerini yayımlamaya önümüzdeki günlerde de devam edeceğini duyurdu.
(Evrensel, Kızıl Yıldız, FKBC)

Maltepe Belediyesi taşeron işçileri 2 Mart'ta Ankara'da

İşçi düşmanı CHP'li Maltepe Belediyesi yönetiminin işten atma saldırısı ve taşeron köleliğine karşı 21 Aralık 2011 tarihinden bu yana direnişlerini sürdüren taşeron işçileri 2 Mart 2012 tarihinde CHP Genel Merkezi önünde olacaklar.

Yürüyüş sürüyor
Direnişlerine ve mücadele taleplerine dikkat çekmek için 18 Şubat Cumartesi günü belediye binası önünden Ankara'ya yürüyüş başlatan ve yüzlerce kilometre yol kateden işçilerin Ankara yürüyüşü sürüyor.

2 Mart günü Ankara'ya ulaşmayı planlayan işçiler ilerici ve devrimci güçlerin de desteğiyle önce CHP Genel Merkezi önünde ardından da 3 Mart Cumartesi günü Yüksel Caddesi'nde basın açıklaması gerçekleştirecekler. 

İşçilere destek
Ankara'daki eylemlerine destek çağrısında bulunan belediye işçilerine eylemleri sırasında Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu, Devrimci Demokratik Sendikal Birlik, Devrimci Proletarya, Demokratik Haklar Federasyonu, Emekçi Hareket Partisi, Halk Cephesi, Kaldıraç, Sosyalist Demokrasi Partisi, Sosyalist Kurtuluş Kolektifi destek verecek.

İşçiler tüm duyarlı kesimlere yaptıkları dayanışma çağrısında şu ifadelere yer verdiler: “Bizler Maltepe Belediyesi Taşeron İşçileri olarak kölece çalışma koşullarının dayatıldığı taşeronluk sistemine karşı başlatmış olduğumuz mücadelede işten atıldık. 21 Aralık’tan beri Maltepe Belediyesi önünde direnişimize karalı bir şekilde devam ediyoruz. Direnişimiz boyunca her türlü baskıya, saldırıya, sendikal ihanete karşı kararlı bir şekilde durduk. Bizlerin mücadelesi ve kazanımı sadece işe geri dönmek olmadığı gibi bununla da sınırlı kalmayacaktır. Bundan kaynaklı mücadelemizin bir parçası olan Ankara yürüyüşümüzü başlatıyoruz. Her yerde sesimizi duyuracak direnişimizi her yere yaymaya devam edeceğiz. Ankara’da CHP Genel Merkezi önünde, Meclis önünde ve bir dizi yerde eylemler yapacağız. Taşeronlaşmaya, sendikasızlaştırmaya karşı, işimiz için, aşımız için, alınterimiz için başlatacağımız Ankara yürüyüşüne sendikaları ve tüm demokratik kitle örgütlerini güç katmaya ve dayanışmaya çağırıyoruz.”

İşçilerin Ankara'daki eylem programı şöyle:
2 Mart
 Cuma saat 11.00'de Batıkent Jandarma Carrefor önünde işçilerin karşılanması ve CHP Genel Merkezi’ne yürüyüş.
3 Mart Cumartesi saat 14.30'da Yüksel Caddesi’nde toplanılarak Sakarya Caddesi’ne kitlesel yürüyüş ve basın açıklaması.

Hamas sıkışmanın bedelini çelişkili açıklamalarla ödüyo

Hamas'ın Şam'daki siyasi büro şefi Musa Ebu Merzuk, Katar'ın başkenti Doha'da yaptığı bir açıklamayla, kendisinin ve hareketin liderlerinin "rejimin muhaliflere yönelik acımasız tutumu nedeniyle Suriye'den ayrıldığı"nı söyleyerek iddiaları doğruladı.

Bir direniş örgütü olarak Suriye'den gördüğü destek ile, Müslüman Kardeşler'in bir parçası olarak islamcı hareketlerin "Arap Baharı" sürecinde emperyalizme iyiden iyiye yanaşmasının sıkışmasını yaşayan Hamas, Suriye'de çelişkili açıklamalarla yavaş yavaş ülkeden çıkıyor.

Hamas'ın, müttefiki Suriye rejimine sırt çevirdiği yönünde haberler son günlerin ilgi çeken gündem maddelerinden biri oldu. Hamas liderlerinden İsmail Haniye, Mısır'ın başkenti Kahire'deki El Ezher Camii'nde toplanan binlerce kişiye geçtiğimiz cuma hutbesinde yaptığı konuşmada, "özgürlük ve demokrasiye doğru ilerleyen cesur Suriye halkını selamlıyorum" demiş, Haniye'nin bu ifadesi Hamas'ın kamuoyu önünde ilk kez Suriye muhalefetini desteklediği yönünde yorumlanmıştı.

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal'in Suriye'den ayrılıp Katar'a gitmesi konusunda da, Hamas'ın Suriye ile ilişkilerini kestiği yorumları yapılmıştı.

Hamas'tan çelişkili açıklamalar
Hamas Siyasi Bürosu üyelerinden Salah Berdavil ise dün yaptığı bir açıklamada, Hamas'ın Suriye konusundaki tutumunu değiştirdiğine ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi. Hamas'ın yayın organı Filistin Enformasyon Merkezi'nin haberine göre, Salah Berdavil, Suriye konusundaki tutumlarını değiştirdiklerine ilişkin haberleri yalanlayarak, "Hamas, Arap ülkelerinin iç işlerine karışmama ilkesine bağlıdır. Fakat aynı zamanda Suriye’de dökülen kandan dolayı rahatsızlık duyuyoruz ve bunun durdurulmasını istiyoruz" dedi.

Hamas karargâhı Suriye'den çıkıp Mısır'a yerleşti
Hamas'ın Şam'daki siyasi büro şefi Musa Ebu Merzuk, Katar'ın başkenti Doha'da yaptığı bir açıklamayla, kendisinin ve hareketin liderlerinin "rejimin muhaliflere yönelik acımasız tutumu nedeniyle Suriye'den ayrıldığı"nı söyleyerek iddiaları doğruladı. Hamas'ın siyasi işlerinin bundan böyle Kahire'den yürütüleceğini belirten Ebu Merzuk, "Hamas'ın halen Suriye'de ofisleri bulunuyor. Ancak pratik anlamda Suriye'de faaliyet göstermiyoruz" dedi.

İsmail Haniye'nin Suriye rejimine desteği çektikleri yönündeki açıklamasına paralel olarak, Musa Ebu Merzuk da, "Esad rejiminin güvenlik çözümünü onaylamıyoruz. Suriye halkının taleplerinin yanındayız" ifadelerini kullandı. Hamas'ın lideri Halit Meşal ve yardımcılarının Katar'ın başkenti Doha'ya taşındıklarını söyleyen Ebu Merzuk, kendisinin de Mısır'da bulunduğunu belirtti.
Hamas'ın Suriye'deki siyasi bürosunu boşaltma kararını, Körfez'deki Arap ülkeleri ile Türkiye'nin baskıları sonucu aldığı ileri sürülmüştü.

Suriye'den desteği çekip Katar'la anlaşmaya giriştiler. Tesadüf mü?
Hamas'ın Suriye rejiminden desteğini çektiğini ilan etmesinin iki gün sonrasında, geçtiğimiz pazar günü Katar ile 250 milyon dolarlık bir anlaşma yapacağı öğrenildi. Hamas hükümetinden Çalışma ve İskan Bakanı Yusuf El Mensi, Katar ile yapılacak 250 milyon dolarlık anlaşmanın Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için olduğunu bildirdi.

Bir hafta imzalanacağı bildirilen anlaşmanın, Gazze Şeridi'ndeki İsrail saldırısı sonucu hasara uğrayan 55 bin konutun yenilenmesi, 5 bin yeni konut yapılması ve bazı altyapı projelerini kapsadığı belirtildi. - soL

Muaviye Tugayı, Müslüman Kardeşler ve Tayyip Erdoğan

22 Şubat 2012 tarihli HaberTürk gazetesinde Fatih Altaylı, köşesinde çok önemli bir gelişmenin haberini verdi. “Suriye Ordusu’ndan ayrılan farklı rütbelerdeki 2500 asker, ilk kez organize bir şekilde bir araya geldi.

“2500 kişilik bu grup, kendilerine ‘Muaviye Tugayı’ adını verdi.

“Böyle bir ordu girişimi, Esad rejimini devirmek isteyenlerin destekleyeceği bir nüve olacak.

“Hem ülke içinden katılımların ‘askeri’ bir nüvesi olacak, hem de bu ‘mini ordu’, dışarıdan desteklenecek bir hareketin temelini atacak.

“Bir anlamda Libya’da olanların benzeri yaşanacak.”

MUAVİYE
Fatih Altaylı’nın, etekleri zil çalarak verdiği haber böyle. Değerlendirmesine geçmeden önce, Türkiye’de herkesin tanıdığı Muaviye’yi bir kez daha hatırlayalım. Muaviye, Hz. Ömer’in ölümünden sonra Halife olan Hz. Ali’ye biat etmeyerek isyan eden ve Şam’da halifeliğini ilan eden kişidir. İslamiyet’in çıkış sürecinde Hz. Muhammed’in en büyük düşmanı olan Ebu Sufyan’ın oğludur ve Emevi Hanedanı’nın (devletinin) kurucusudur.

Sıffin Savaşı’nda askerlerinin mızraklarının ucauna Kur’an sayfalarını geçirerek, Hz. Ali ordusundaki askerlerin geri durmasını sağlamıştır. Ardından yaşanan “Hakem Olayı”nda yaptığı hile ile Halifeliği ele geçirmekle meşhurdur. Muaviye’nin oğlu Yezit ise, bilindiği gibi Kerbela’da Hz. Hüseyin ve 70 yoldaşını katletmiştir.

Bütün bunlardan dolayı Muaviye ve Yezit, sadece Şiiler ve Aleviler tarafından değil, Sünni Müslümanlar tarafından da sevilmezler. “Yezit” adı, İslam Dünyası’nın her tarafında küfür olarak kullanılır. Araplar arasında Muaviye adına da rastlanmaz.

İÇ SAVAŞ İLANI
Durum böyle iken, İslam tarihindeki en büyük bölünmenin sorumlusu ve Peygamber sülalesinin düşmanı bir kişinin adı ile savaşan birlikler oluşturmak ne anlama gelmektedir?

Açıktır ki, “Muaviye Tugayı” adı ile ortaya çıkanlar, Suriye’de planlarını uygulayabilmenin biricik çaresi olarak 1400 yıl önceki kanlı çatışmayı ve bölünmeyi yeniden hortlatmakta görmüşlerdir.

“Muaviye Tugayı” adı, iç savaş ilanıdır.

KİMİN AKLI?
Suriye’de Nusayriler (Suriye Alevileri) ile, bir “Müslüman Kardeşler” iktidarının kendileri için “cehennem” olacağını düşünen Hıristiyan nüfusunun toplamı, yaklaşık olarak ülke nüfusunun yüzde 40’ıdır. Her şeyi bir yana bırakalım, sadece “Muaviye Tugayı” adı bile, Nusayriler başta olmak üzere Suriye halkının bu kesimi açısından, sadece ve sadece “ölüm” anlamına gelir.

Normal olarak hiçbir Suriyeli Arap’ın aklına, “Muaviye” adını bayrak yaparak dövüşmek gelmez.

İslam’da mezhep çatışması tam 1400 yıldır bazen alevlenerek, bazen küllenerek devam etmektedir. Ama bütün bu uzun dönem boyunca “Muaviye” adı hiçbir zaman, hiç kimse tarafından mücadele sembolü olarak kullanılmamıştır.

1400 yıllık bölünmenin en olumsuz isimlerinden birini bayrak yaparak tekrar canlandırmak, ancak İslam Dünyası’nın dışından ve İslam Dünyası’nı çok da iyi bilmeyen; “Böl, çatıştır, yönet” politikalarının sahipleri tarafından akıl edilebilir.

Açıkça belirtelim: “Muaviye Tugayı”nın mucitleri ve kurucuları Atlantik ötesindedir. Açık bir provokasyon söz konusudur. 

IRAK’TA OYNANAN OYUN
Amerika ve işbirlikçilerinin, mezhep çatışması dışında bir çareleri yoktur. Aynı “çare”ye Irak’ta Sünni kılığında Şii camilerini, Şii kılığında Sünni camilerini bombalayarak da başvurmuşlardır.

Şimdi Suriye’de de tam bir yıldır her türlü provokasyona başvurarak ve bütün psikolojik savaş yöntemlerini kullanarak çalışmışlardır ama sonuç alamamışlardır. Sünni nüfusun en yoğun olarak yaşadığı Şam ve Halep kentleri, emperyalist kışkırtmanın karşısındadır ve Esad yönetimini desteklemektedir.

TAYYİP ERDOĞAN’A SORULAR
Şimdi Tayyip Erdoğanlara, Ahmet Davutoğlulara bu vesileyle sormak gerekiyor;

Neredeyse bir yıl oluyor, dostumuz ve komşumuz Suriye’nin içini karıştırmak için elinizden geleni yaptınız. Bu ülkede, cinayet işleyen çetelere kamplar kurdunuz. Bütün dünya basınında bu çetelerin Türkiye tarafından silahlandırıldığı haberleri çıkıyor.

Bu çete, kendisine “Muaviye Tugayı” diyor. Çıkıp Türkiye halkının karşısında; “Biz Suriye’de Muaviye Tugayını destekliyoruz” diyebilir misiniz?

Yaptığınız iş, “Muaviye’nin kılıcı ve hilesi” ile Türkiye’yi bölmektir. Fazladan olan ise, bu işi yabancıların projelerinde görev alarak yapmaktır.

Mehmet Bedri Gültekin

Cemil Çiçek: “Suriye konusunda bize gaz vermeyin“

Türkiye Büyük Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek, G-20 Ülkeleri Parlamento Başkanları 3. İstişare Toplantısı için bulunduğu Suudi Arabistan’da, Riyad Gazetesine konuştu. Çiçek, Suriye ve Irak'ta yaşananlar nedeniyle Ortadoğu'nun adeta bir terör coğrafyasına dönüştüğünü kaydetti.

Meclis Başkanı, bir gecede değişen sıfır sorun politikasının bu coğrafyaya barış ve huzur getireceğini iddia etti. Çiçek, bir gazetecinin "Türkiye'nin Suriye konusunda heyecanının azaldığını görüyoruz" sözlerini "Türkiye sorumluluğunun gereğini yapıyor" diye yanıtladı. Bize o konuda gaz vermeyin. Herkes kenarda maç seyreder gibi seyredip, ’Türkiye bu işi halletsin’ diye Şark kurnazlığı yapmasın.

Türkiye sorumluluğun gereğini yapıyor. Tunus'taki Suriye'nin Dostları toplantısının öncülüğünü yapan ülke Türkiye'dir. Suriye ile sınırı olmayanlar, kuru beyanat ile yetinmemelidir. Ben inanıyorum ki Arap kökenli Müslüman ülkelerin, şu ana kadar yaptıklarından çok daha fazla yapacakları vardır, henüz yeteri kadar da yapmamışlardır. Çiçek, Türkiye ile Amerika'nın en büyük Arap müttefiki Suudi Arabistan'la ilişkilerin çok iyi olduğunu, daha da ilerlemesi gerektiğini vurguladı.

Hacettepe'de faşistler saldırdı

Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusü'nde, "Hocalı Katliamı"nı anma gerekçesiyle okul dışından gelen faşistler solcu öğrencilere saldırdı. Edebiyat fakültesinde toplanarak barikat kuran öğrenciler saldırgan grubu püskürttü ve kampüsten toplu çıkış yaptı.

Maliye Topluluğu ve Türkçe Topluluğu tarafından düzenlenen Hocalı Katliamı'nı anma toplantısında okula dışarıdan gelen faşistlerle Hacettepeli öğrenciler arasında kavga çıktı. İlerici öğrenciler etkinlik başlamadan önce girişte bir basın açıklaması yaptı. Azeri halkının acısı üzerinden halklar arasında düşmanlık tohumlarının ekilmek istendiğini vurgulayan öğrenciler, üniversitelileri bu provokasyona karşı duyarlı olmaya çağırdı. Daha sonra etkinliği izlemek için salona giren ilerici öğrenciler, gösterilen sinevizyonda Ermenilere yönelik edilen hakaretler üzerine itiraz ettiler. Bunun üzerine etkinliği düzenleyen grup slogan atmaya başlayarak öğrencilere saldırmaya kalkıştı.

Bunun üzerine salondan çıkan öğrenciler, Edebiyat fakültesinde toplanarak bir basın açıklaması gerçekleştirmek istediler. Ancak "okuldan çıkacağı" bilgisi gelen ve üniversite dışından gelen faşist grup toplanarak Edebiyat fakültesine saldırdı. Fakülteye barikat kuran solcu öğrenciler faşistleri geri püskürttüler. Olay yerine gelen Genel Sekreter Yardımcısı Fatih Kayıran ve İletişim Fakültesi Dekanı Suavi Aydın, ortada bir provoksyon olduğunu söyleyerek, öğrencilerden provokasyona gelmemelerini istediler.

Saldırgan grubun okul dışına çıkartılmasının ardından, öğrenciler toplu çıkış yaparak kampüsü terk ettiler. Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü'nde geçtiğimiz hafta da bir grup faşist afişleri indirmiş ve stand açan solculara saldırmaya çalışmıştı.

Erdoğan'ı protesto eden öğrencilere 120 yıl hapis istemi!

4 Aralık 2010'da Başbakan Erdoğan'ın Dolmabahçe'de üniversite rektörleriyle yapacağı görüşmeyi protesto etmek isteyen Öğrenci Kolektifleri üyeleri hakkında toplam 120 yıl hapis cezası istendi. Öğrencilere isnat edilen "suç" ise "polise birden fazla kişiyle direnmek!"

Vatan'ın haberine göre 4 Aralık 2010'da Başbakan Erdoğan'ın Dolmabahçe'de üniversite rektörleriyle görüşmesini protesto etmek ve Büyük Öğrenci Forumu'na katılmak isteyen Öğrenci Kolektifleri üyeleri hakkındaki iddianame tamamlandı ve Tuzla 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Davanın ilk duruşmasının 21 Mayıs'ta görüleceği aktarılırken, öğrencilere müdahale eden 36 polisle 10 öğrencinin hakim karşısına çıkacağı belirtildi.

İddianamede, olaylar sırasında yaralandığı söylenen 3 polisin şikâyeti üzerine 10 öğrenci hakkında "görevli memura birden fazla kişiyle birlikte direnmek" "suçu"ndan, her bir polis memuru için 8 aydan 4 yıla kadar hapis cezası istendiği ve cezaların 1/3 oranında artırılmasının talep edildiği belirtildi. Polislerle ilgili yargılama ise "yaralama ve basit yaralama" fiili üzerinden yapılacak. Öğrenci Kolektifi üyelerinin avukatı Erdem iddianameyi, "Öğrenciler 8 aydan 4 yıla kadar hapisle yargılanıyor. Savcılık polisleri kimin yaraladığını araştırmak yerine 10 kişiye 3 polis için 120 yıla kadar hapis cezası istiyor” diye değerlendirdi.

Erdoğan'ın rektörlerle yapacağı toplantıyı protesto etmek isteyen öğrencilere karşı tam anlamıyla bir polis terörü uygulanmış, başka illerden eyleme katılmak için İstanbul'a gelen yaklaşık 150 öğrenci kente sokulmamıştı.

Sanatçılardan önemli çıkış: 'Reddediyoruz!'

Alanlarında ağırlık sahibi 78 sanatçı, "Reddediyoruz" başlıklı bir bildiri yayımlayarak ülkenin geleceğinden duydukları kaygıyı dile getirdiler.

Çok sayıda sanatçının, ülkenin durumuna dair bir bildiri yayımlayacakları haberi, geçtiğimiz haftasonu duyulmuştu. Sanatçılar, yarın (Çarşamba) saat 12:00'de Beyoğlu'nda bulunan Halep Pasajı'nda "Sanatçılar Girişimi" adıyla bir açıklama yapacaklar.

REDDEDİYORUZ… 
Bizler, Türkiye’nin yazarları, şairleri, ressamları, heykeltıraşları, sinema ve tiyatro sanatçıları, karikatüristleri, fotoğraf sanatçıları, tüm sanat insanları, ülkemizin geleceği için kaygılıyız. Evrensel aydınlanma değerleri, Cumhuriyetimizin kazanımları yok ediliyor. Laik, bilimsel eğitim adım adım gerici, çağdışı bir niteliğe bürünüyor. Gençliğin özgürlük, emekçinin hak arayışı, polis copu ve zindan tehdidi altında.

Bağımsız düşünce, demir parmaklıklar arkasında. Adalet; adaletsizliğin aracı olmuş.Halkın haber alma özgürlüğü gasp edilmiş. Ressamın, şairin, yazarın, heykeltıraşın, müzisyenin, tiyatro ve sinema sanatçısının, tüm sanat insanlarının, kendi yaratıcı düşleri ve kendi sorumluluk duyguları dışında hiçbir baskı ve sınırlamanın kabul edilemeyeceği yaratma özgürlüğü, yakın ve uzak tarihimizin hiçbir döneminde görülmedik ölçüde sansür ve otosansür tehdidi altında.

Yalan, tehdit, şantaj, talan, vurgun, köşe dönmecilik, adam kayırmacılık, cemaatçilik, toplumsal ahlâkı kemiriyor.

Doğal ve kültürel doku katlediliyor.

Ülke zenginlikleri yağmalanıyor.

Emek hakkı için savaşım, yerini sadaka ekonomisine; özgür, cesur, çağdaş insan, yerini ezik, boyun eğmiş, yazgısına razı kula bırakıyor. Türkiye, sadece Cumhuriyet tarihinin değil, birkaç yüzyıllık demokrasi, bağımsızlık ve uygarlık savaşımları tarihimizin yörüngesinden koparılarak, emperyalist çıkarların Ortadoğu’daki işbirlikçisi olmaya sürükleniyor.

Karanlık bir ortaçağ ülkesi olmaya dönüştürülüyor. Ülkenin kendi yurttaşları arasında ayrımcılık, yaşadığımız coğrafyanın komşu ve kardeş ülkelerine karşı düşmanca söylem ve eylemler her zamankinden daha keskin ve kaygı verici.

Bölgeyi ve dünyayı bir kan gölüne çevirecek bir savaş çılgınlığında, Türkiye sanki suç ortağı olmaya kışkırtılıyor. Çocuklarımızın, sonraki kuşakların gelecekleri için kaygılıyız.

Kaygılıyız ve reddediyoruz.

Bütün bunları reddediyoruz ve tepkimizi Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurmayı görev sayıyoruz. Sanatçılar Girişimi, emeğin, demokrasinin, adaletin, çağdaşlığın, haksızlığa ve baskıya karşı direnişin yanında, toplumsal muhalefetin en ön saflarında yer almayı, sanatçılık onurunun, sanatçı vicdanının, sorumlu yurttaş olma bilincinin kaçınılmaz olduğu kadar onurlu görevi ve gereği saymaktadır. Gücümüzü evrensel aydınlanma değerlerine olan inancımızdan, emek ve yaratma özgürlüğüne saygımızdan; sanatçı vicdanımız, bilinç ve duyarlılığımızdan alıyoruz.

Tüm sanat insanlarını, ülkemizin tüm sanatçılarını, “Sanatçılar Girişimi’nde yer almaya ve bütün ülkelerdeki sanatçı dostlarımızı çağrımıza destek olmaya, omuz vermeye; inşana yaraşır, aydınlık, özgür, barışçıl bir dünya yaratma savaşımında güçlerini güçlerimizle birleştirmeye çağırıyoruz.

Tarık Akan, Edip Akbayram, Onur Akın, Sunay Akın, Üstün Akmen, Alaattin Aksoy, Mehmet Aksoy, Aytaç Arman, Hayati Asılyazıcı, Semir Aslanyürek, Engin Ayça, Orhan Aydın, Rutkay Aziz, Kürşat Başar, Cezmi Baskın, Bedri Baykam, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Cahit Berktay, Metin Coşkun, Tuncer Cücenoğlu, İsa Çelik, Nevzat Çelik, Haluk Çetin, Meral Çetinkaya, İsmail Hakkı Demircioğlu, Metin Demirtaş, Nuri Dikeç, Atilla Dorsay, Leyla Erbil, Bilgesu Erenus, Genco Erkal, Altan Erkekli, Erdal Erzincan, Mert Fırat, Engin Gürman, Müjdat Gezen, Altan Gördüm, Mehmet Güleryüz, Tarık Günersel, Hüseyin Haydar, Emin İgüs, Levent İnanır, Özdemir İnce, İlhan İrem, Ekrem Kahraman, Bülent Kayabaş, Yıldız Kenter, Erol Keskin, Suna Keskin, Tuğrul Keskin, Arif Keskiner, Levent Kırca, Mine Kırıkkanat, Nuri Kurtcebe, Orhan Kurtuldu, Kemal Kocatürk Mustafa Köz, Küçük İskender, Zeynep Oral, Yılmaz Onay, Nedim Saban, Vedat Sakman, Sali, Menderes Samancılar, Osman Şengezer, Ferhan Şensoy, Burhan Şeşen, Cihat Tamer, Yavuz Top, Gülsen Tuncer, Cüneyt Türel, Yaman Tüzcet, Metin Uca, Ersan Uysal, Nejat Yavaşoğulları, Ender Yiğit, Ümit Zileli. (Orhan Aydın, soL)

AKP Çerkeslere liberallerle sesleniyor

Çerkes Halkları İnisiyatifi’nin Kocaeli’de düzenlediği “Çerkes Çalıştayı/Lejen Xase” toplantısında, anadilde eğitim, sürekli yayın ve Çerkesce köy adlarının iadesi talepleri öne çıkarıldı. Çalıştaya hükümetin ve yandaş/liberal basının yoğun ilgisi dikkat çekti.

Geçtiğimiz hafta sonu Kocaeli Üniversitesi Derbent Uygulama Oteli'nde gerçekleşen çalıştaya, CHP, AKP ve BDP’den milletvekilleri de katıldı. Çerkes Halkları İnisiyatifi (ÇHİ) sözcülerinden Kenan Kaplan’ın konuşmasının ardından sonra programa geçmeden önce AKP milletvekili Azize Sibel Gönül ve BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder birer konuşma yaptılar.

Önder: Devletten istemeyin, TRT Şeş gibi ucube kurarlar
AKP’nin “Demokratik Açılım” çıkışı sonrası kurulan ÇHİ, temel olarak dönüşüm sürecindeki Türkiye’de hükümet ve liberal odaklar ile hareket ederek demokratik hak talepleri ile öne çıkıyorlar. Grup, Çerkes toplumunda önemli bir temsil gücüne sahip değil.

AKP Milletvekili Gönül konuşmasında toplantıyı 2023 projesinin bir parçası olarak tarif ederken, anayasa sürecine katılım vurgusu yaptı. Gönül'ün sonra söz alan BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder ise Demokratik Açılım’ın bir yalan olduğunu söyledi. Önder konuşmasında, "Ana dilde eğitim ülkeyi böler demiştir Başbakan Erdoğan. Daha sonra denilenler 'Ana dilde eğitim açılıma yapılmış bir suikasttır' ve en vahimi 'Kürtçe medeni bir dil midir?' dendi. Niyeyse kendilerini anapara, sizleri de faizi gibi gören bir anlayışa karşı neler yapmamanız gerektiğini karınca kararınca ben size söyleyeyim. Mesela devletten televizyon istemeyin. TRT Şeş gibi bir ucube kurarlar. Kendi içinde bir hukukunu bile oluşturmazlar. 'Bunu da verdik ya nankörler' diye her vesileyle başınıza kakarlar. Bu kadar genciniz var. Bir internet bağlantısına bakar bir televizyon yayını. Bu konuda deneyim, paylaşmak ihtiyacı hâsıl olursa bütün Kürtler yanınızdadır. Kendi televizyonunuzu kendiniz kurun. Daha sonra MİT ile ortak çalıştığınız veya paralel devlet yapılanmasına öncülük etmek ile karşı karşıya kalırsınız. Sistemin tek sesten, tek renkten, tek dilden başkasına tahammülü yok. Bu çark bin yıldır böyle sürüyor" sözleri ile hükümeti eleştirdi.

Konuşmalardan sonra Dr. Zeynel Abidin Besleney, Dr. Setenay Nil Doğan ve diğer konuşmacılar ile çalıştayın ilk günü devam etti.

ÇHİ: “Demokratik dönüşüme ve toplumsal barışın sağlanmasına katkı en büyük dileğimizdir”
Çalıştay’ın ikinci gününün ardından açıklanan bildiride de ÇHİ’nin talepleri sıralandı. “Çerkes Çalıştayı/ Lejen Xase” Sonuç Bildirgesini ÇHİ yürütme kurulu üyesi Erol Karayel okudu. Metinde Çerkeslerin Türkiye'deki varlığı ve bu varlığın yok olmakta olduğunun altı çizilirken, devletten de şu başlıklar talep edildi.

- Çerkesler, azınlık tanımının Lozan'a göre değil, ileri demokrasilerde olduğu gibi yapılmasını istiyor. Yani diyorlar ki: “Azınlık, egemen olmayan, sayıca az, farklı dil ve kültüre sahip olan gruptur…. Azınlık hakları ise farklı grupların gerçek haklarına sahip olmasıdır.”
- Çerkesler, ana dillerinin ilköğretimden itibaren okullarda seçmeli ders olarak okutulmasını istiyor.
- Çerkesler, 7 gün 24 saat yayın yapan Çerkes televizyonu ve radyosunun faaliyete geçirilmesini istiyor.
- Çerkesler, kendi sanatlarını, edebiyatlarını, kültürlerini geliştirip üretebilecekleri kültür merkezleri istiyor.
- Çerkesler, değiştirilen soyadları ve köy adlarını geri istiyor.
- Çerkesler, resmi tarih anlayışının aşağılayıcı, yanlış ve amaçlı yorumlarının tarih kitaplarından çıkartılmasını ve çocuklarına kendi tarihlerinin de öğretilmesini istiyor.

AKP, Alevi açılımından sonra Çerkesleri mi zorluyor?
İktidara geldiği günden beri tam olarak kapsayamadığı Çerkeslere ve Çerkes toplumunun meselelerine AKP bu dönem ağırlık vermeye niyetli görünüyor. İktidara geldiği ilk yıllarda ittihatçılıkla itham ettiği, demokratik açılım sürecinde görmezden geldiği, devletin ordu, MİT gibi kurumları ve CHP içindeki varlıklarını komplo teorilerine ortak ettiği ve özellikle ülkenin batısında yerleşik kesimi ile bir araya gelmekte zorlandığı Çerkes toplumu ile son dönemde köprüler kurmaya gayret eden AKP, muhafazakar değerler üzerinden kapsamakta zorlandığı çok büyük bir toplama liberaller aracılığı ile seslenmeye çalışıyor.

Çalıştay’ın katılımcı listesinde de Ufuk Uras, Abdurrahman Dilipak, Şeref Oğuz, Emre Aköz, Mehmet Altan, Rojin, Ali Bulaç, Ferhat Kentel gibi isimler dikkat çekerken, Çerkes meselesinde bir kavram seti olarak, postmodernizm hakim kılınmaya çalışılıyor. Alevi açılımında tökezleyen AKP’nin hamleleri, şimdilik toplum tarafından dikkatle izleniyor gibi duruyor. - soL.

Önder Babat anması

3 Mart 2004 yılında Devrimci Hareket Dergisi’nin bulunduğu hanın kapısından çıktığı anda başına isabet eden bir kurşunla öldürülen Önder Babat için katledildiği günün 8. yıldönümünde anma yapılacak. Devrimci Hareket Dergisi’nin anmaya ilişkin yaptığı açıklama şöyle:

“Katledilişinin 8. yılında vurulduğu yerde ve vurulduğu saatte Önder Babat Yoldaş’ımızı anarak mücadelesini sürdüreceğimizi haykıracağız. Sokak anmasının ardından  Önder Babat Kültür Merkezi’nin yeni yerinde dinletilerle anmamıza devam edeceğiz.

Anmaya tüm halkımız davetlidir.”

Tarih: 3 Mart 2012
Yer:  İstiklal Caddesi İmam Adnan Sokak
Saat: 19.00

Önder Babat kimdir?
Önder Babat kimdir? sorusuna verilecek en güzel yanıt; yaşamı boyunca işçi ve emekçilerin mutluluğu ve refahı, emperyalist boyunduruk altındaki hakların özgürlüğü için mücadele etmiş bir devrimcidir.

Önder Babat iradesi teslim alınmış, verilenle yetinen, sorgulamayan, araştırmayan hayal fukarası gençliğin reddidir.

Her gün kendini yenileyen ve yedi yaşındaki çocuktan da, yetmiş yaşındaki amcadan da öğrenen Nazım’ın da dediği gibi “şaşarak yaşayan”, mütevazılıği ve sabrı bir yaşam biçimi haline getirmiş bir kişiliktir.

Hayallerini gerçekleştirebilmek için dikenli tellere bedenini takmaktan çekinmeyen ve umudu emeğiyle büyüten bir yenidünya yapıcısıdır.

Amaçladığına, disiplinli bir şekilde çalışarak varacağını bilen, planlı bir yaşamı ilke edinmiş, paylaşımcı, yüreği sevgi dolu ve içindeki bu sevgiyi, yeri geldiğinde sanatıyla, yeri geldiğinde sohbetiyle yeri geldiğinde eylemiyle karşısındakiyle paylaşmaktan mutluluk duyan bir insandı.

Karşılaşılan her problemde, her olayda kendine has diyalektik yöntemiyle sorunları özünden yakalayıp görünmeyen yanlarını da insana gösterirdi.

Bilimi, felsefeyi, insanlığın tarihsel birikimini okuduğu kitaplardan adeta içen ve bugün tarihin öznesi olarak kendi gibi düşünen özgürlük tutkunlarıyla karanlığın mimarı bu düzene karşı örgütlü mücadeleyi savunan bir devrimcidir.

Tüm bu özellikleri onu sistemin hedefi haline getirmiştir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisiyken çalışanı olduğu Devrimci Hareket Dergisi bürosu önünde 3 Mart 2004 akşamı katledilmiştir.

Kaynak: Devrimci Hareket Dergisi ve Önder Babat Kültür Merkezi

İHD, İçişleri Bakanı Şahin'i nefret söylemlerine göz yummakla suçladı

İHD, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve Hocalı mitingi tertip komitesi aleyhinde suç duyurusunda bulunacak...

T24 - İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon ve Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De girişiminin desteğiyle bugün İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve Hocalı mitingi tertip komitesi aleyhinde suç duyurusunda bulunacak. İHD'den yapılan açıklamada mitingde "Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz", "Ermenisiniz, işgalcisiniz, katilsiniz" pankartlarının taşındığı, Hrant Dink'in katilleri lehine sloganlar atıldığı ve saldırgan sloganlar eşliğinde AGOS gazetesine doğru yürünmek istendiği hatırlatılarak, "Taksim'de toplu halde, İçişleri Bakanı'nın nezaretinde suç işlenmiştir" denildi.

'Hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Azeriyiz'
Nefret söylemi üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr.Yasemin İnceoğlu ise mitingde atılan slogan ve taşınan pankartların her birinin nefret suçlarına zemin hazırlar nitelikte olduğunu vurgulayarak "Keşke 'Hepimiz Hocalılıyız' veya 'Hepimiz Azeriyiz' pankartları ile yürünmüş olsaydı. Böylelikle miting amacına ulaşmış olacaktı. Tüm katliamları birlikte protesto eden ve anan 'Hepimiz Emeniyiz', 'Hepimiz Azeriyiz' sloganlarıyla bir arada yürüyebilen bir Türkiye hayali çok da uzak olmamalı" dedi.

Savcılar göreve
İstanbul'daki Hocalı katliamını anma mitingindeki ırkçı söylem TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı AKP'li Ayhan Sefer Üstün'ün de tepkisini çekti.

TBMM'de gazetecileri cevaplayan Üstün, önceki gün İstanbul'da yapılan mitingde Hrant Dink'in katillerinin övüldüğü ve Ermenilere yönelik ırkçı bir dilin kullanıldığının hatırlatılması üzerine, şöyle konuştu:

"Ordaki pankartlar da tamamen ırkçı, ayrımcı ve nefret uyandıran ifadeler içermektedir. TCK'da 2005'te bir değişiklik yaptık. Çok açık ayrımcılık yapanların hangi cezaya maruz kalacağı yazıyor. Fakat savcılar bunu uygulamadığı için ayrımcı-ırkçı söylemler devam ediyor. Bizden nefret suçları için kanun çıkartmamızı istiyorlar. Evet nefret suçları ile ilgili kanun çıkartalım. Ama önce mevcut kanunları tatbik edelim

'Yapılan işin değerini sıfıra indirdiler'
 Hocalı için eylem, hatta daha büyük eylemler yapılabileceğini belirten Üstün, "Ne yapılması gerekiyorsa yapılsın ama o topluluk, o söylemleri yapanları içinde barındırmamalıydı. Yapılan işin değerini sıfıra indirdi. Türkiye büyük bir devlet olacak diyoruz. Her tür rengi barındıracak diyoruz. Birlikte yaşamak ideali oluşturacağız diyoruz. Ama hâlâ böyle ırkçı söylemlerin olması, başkasına hakaret edilmesi kabul edilebilir bir durum değil" diye konuştu.

Üstün, söz konusu mitinge İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in de katılarak konuşma yaptığı hatırlatılınca "Her kişinin kendi kararıdır. O pankartları gördü mü görmedi mi bilmiyorum. O benim cevaplayabileceğim bir konu değil" karşılığını verdi.

Üstün, Pozantı M Tipi Çocuk Cezaevi'nde tutukluların cinsel taciz, tecavüz ve işkenceye uğradığı iddialarının hatırlatması üzerine, "Üzerine gidiyoruz, olay bazen gerçek dışı çıkıyor. İnşallah gerçek dışı çıkar. Kayıtsız kalamayız bu olaya" dedi.

Sakık: Şahin'i ne zaman görevden alacaksınız?
TBMM İdare Amiri BDP'li Sırrı Sakık ise Başbakan'ın cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesinde "Söylemleri ile halkı kin ve nefrete teşvik eden Bakan Şahin'i ne zaman görevden alacaksınız?" diye sordu. - T24

Kızıl Hackerların muhbirleri açıklamasına sansür!

Kızıl Hackerlar Ankara Emniyet Müdürlüğü sunucularına girerek "endişeli" vatandaşların ihbar ve şikayet dilekçelerini internette yayınladı. Biz de CNNTurk.com olarak, RedHack grubu hakkında haber yapmak üzere grubun web sitesinden yararlandığımız sırada, saat 11:00 civarı siteye erişim engellendi. Siteye girmek isteyenler 'Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesi'nce idari tedbir uygulandığı' bildirimiyle karşılaşıyor.

Gelelim Kızıl Hackerlara...

RedHack yani Kızılhack 1997'de "ezilen halkların dijital alandaki örgütlü sesi" olarak kurulan bağımsız bir Marksist oluşum. Sloganları "halk için hack" olan RedHack'in tüzüğüne göre grubun esas görevi Türkiye Devrimci Hareketi'ne bilişim ve iletişim alanında yardımcı olmak. Bu yolda kapitalizm ve milliyetçilik Kızıl Hackerlerin baş düşmanları arasında yer alıyor.

Eylem şekilleri:
Bildiri tarzı: "Zengin sınıfa karşı fakir sınıfın bilinçlendirilmesi" amacıyla, genelde siyasetle alakasız bireysel sayfaların, küçük işletmelerin veya apolitik devlet kuruluşlarının (hastane gibi) sitelerini hackliyorlar. Kızıl Hackerlar bu eylemlerde sitedeki dosyalara zarar vermeden sadece kendi bildirilerini yayınlıyorlar.

Saldırı tarzı: Kızıl Hackerlar bu eylemleri sitelere kalıcı hasar vermek amacıyla gerçekleştirip dökümanlar siliyor, indexler değiştiriyor ve farklı kodlar yerleştiriyorlar. Bu eylem kapsamında faşist veya halk düşmanı bireylerin, devlet, legal parti veya finans siteleri hackleniyor.

Site hacklemek dışında ele geçirilen gizli dokümanların deşifre edilip kamuya sunulması da RedHack eylemleri arasında yer alıyor.

Yapılan eylemlerden bazıları:
Bankaların, gazetelerin, televizyon ve radyo kanallarının sitelerini kırıp devrimci sloganlar yaptılar.

Valiliklerin, kaymakamlıkların ve belediyelerin sitelerine aynı anda saldırıp e-devleti çökerttiler.

İstanbul'daki online trafik cezalarını sildiler.

Polisin gizli belgelerini yayınladılar. Mobese kayıtlarını deşifre ettiler.

Adnan Oktar'ın binden fazla sitesi aynı anda hacklendi. Hacklenen siteler arasınd Cübbeli Ahmet Hoca ve Mahmut Hoca'nın siteleri de yer alıyor.

Sivas katliamının yıldönümünde Sivas Valiliği'nin sitesi hacklendi. (cnnturk.com)

Sosyalist hacker grubu Redhack, kizilhack.org sitesinde yaptığı açıklamayla yaptığı eylemin gerekçelerini ve kendilerine yönelik sansürü değerlendiren bir yazı yayınladı. Hemen her eleştirel yaklaşımın sansürlendiği ortamda kendilerinin de sansürlenmesinin nedenlerini sorgulayan açıklama aşağıda:

ZORUNLU BİR AÇIKLAMA VE BİLGİLENDİRME
Dostlar yoldaşlar… Daha öncede belirttiğimiz gibi eylemimiz insanları zor duruma sokmaktan çok ülkemizde bir gelenek halini almış "ihbarcılık" kültürüne dikkat çekmek, "yeter" demek, hem de "zaten bize ait olan bilgiyi" kamuyla paylaşmaktı.

Fakat ne yazık ki bilgisayarlarında "tonlarca" korsan program barındıran Ankara Emniyeti bu "hacklenme olayıyla" ilgili basına verdiği demeçlerde "bize karşı" hem "failleri bulma" hem de sitemizi erişime kapatma girişiminde olduklarını -hiçte şaşırmamış bir şekilde- öğrenmiş bulunuyoruz! Ayrıca Emniyet Müdürü yaptığı ayni açıklamada "zaten gizli belge değil bunlar" demiş.. Eh bizde Emniyet Müdürü’ne katılıyoruz! Yurdumuz öyle bir hal aldı ki, kim KCK'li kim ERGENEKONCU kim DARBECİ belli değil ve sermaye sahiplerinin temsilcisi olan belirli klikler ellerindeki gücüde kullanarak islerine gelmeyenleri "acık" suçluyorken, ihbar ediyorken bizim yayınladıklarımız "gizli" olabilir mi? 1970, 80 ve 90'da bu filmi görenler için "hiçte gizli" değil bizce..Zaten masum insanların "örgüt paketlerine" alınarak "her eve bir mahkum kampanyasının" ayan beyan düzenlediği ülkemizde yayınladıklarımız nasıl gizli olabilir ki, 5 yaşındaki çocuk biliyor ne olduğunu değil mi?

Şimdi soruyoruz bu Müdür’e;, "Eğer tarafımızca ele geçirilen belgeler gizli değilse neden suç unsuru kabul edilerek sitemiz kapatılmaya çalışıyor ve bizler kriminalize ediliyoruz?" Eğer ortada gizli bir belge yoksa sitenize de bir zarar verilmediyse "kendinizi yargıç yerine koyarak" sitenin kapatılması için anında "sansür" olayına başvurmanızdaki mantık nedir o vakit? Yok, eğer suç unsuru var ise, o zaman ne diye acık acık "Hacklediler bizi ne yapalım yahu helal olsun komünistler iyi çalışıyor" demiyorsun? ;) Yani "mudur" dediğin Hulusi Kenter misali az babacan olur da onu da göremedik sende.. ;) Eh o babalık duygusunu kaybetme olayınız ta akademiye dayanıyordur ya, üzgünüm simdi psikolojiye giremeyeceğiz.. Çok dürüstsen bilgisayarların ve sistemin bir ton "korsan" yazılımla dolu, eğer çok "adaletten yanaysan" kendini savcılığa verip "korsan yazılımdan" dava açtırmalı hatta ankara.pol.tr adresinde korsan yazılıma destek verdiğinden dolayı kapatırmalısın. Ama nerde sende veya sizde öyle adalet! Şeriatın parmağı yalnızca başkalarını kesiyorsa sizin içiniz acımaz ve adalet vardır! Size ulasan "saçma" ihbar dilekçelerin karşılığında "hadi be dalgamı geçiyorsun" diyeceğinize "ciddiye alıp" uğraşmanızdan bu toplumun neden bu halde olduğu ortadadır!

Size atılan BDP veya ODP veya TKP veya TGB, Yürüyüş Dergisi, Saadet Partisi, CHP vb. ihbar mailleri ile ilgili "küfür ve hakaret " dolu ifadelerle yapılan ihbarların sahiplerine yönelip "arkada$ sen bir siyasi parti ile alakalı nasıl bunları dersin"diyeceginize, "ben muhbirim ve felankes parti içinde çalışıyorum" diyen adama "yahu sen ne hakla legal bir parti içinde kafana göre ajanlık yaparsın dumbuk" diyeceğinize, "bu Kürtler yine azıttı" diye size başvuranlara karşılık "ilgileniyoruz" türünden cevap atacağınıza "sen nasıl ırkçılık yaparsın ahmak adam" demeliyken, bizlere kızıyorsunuz! Yani sizlerin yükselttiğiniz faşizminize kafa tutan bizlere. Sinmeyen ve cesurca gerçekleri halka anlatan, “yahu kavga etmeyin ihbarcılık yapmayın kardeş olun” diyen bizlere kızıyorsunuz, “kardeş halklara ırkçılık yapanları teshir eden” ve “sizin yapamadığınız görevi” mecburen yapan bizlere kızıyorsunuz! Sana bu soruları sorduk Mudur? Sende kendine sorarsın umarız!

Her neyse, burjuvazi tarafından yapılan her kavga daveti kabulümüzdür! Yakalanmaz değiliz, yakalanabiliriz de ama bu onurlu insanlık savaşımızda ödeyeceğimiz bedellerden sadece biridir! Kim bedel ödemeden zafer kazandı ki biz o hayale kapılalım! Hangi doğru hemen anlaşıldı ki biz hemen anlaşılmayı bekleme maceracılığına kapılalım? 100 yıl önce şeytan icat diyerekten "taşladıkları" ampulü simge edinenlerin bizi hemen anlayışla karşılayacaklarını zaten beklemiyorduk! (Artik yüz yıl sonra anlarsınız "millet sadece kendini düşünürken" bu gençlerin neden şuan bunla uğraştığını!) Biliyoruz ki biz gitsekte bu mücadele sürecektir çünkü "birimizi durdurabilirler fakat hepimizi asla!" O yüzden boşuna tehdide gerek yok, böylesi icraat görmeyi ve göstermeyi tercih ederiz..

Son olarak sitemiz kapatılabileceği için twitter üstünden de takip etmenizi rica edeceğiz! Twitter hesabımıza buradan ulaşabilirsiniz! Bu sayede "yeni sitemizden" haberdar olabileceksiniz .]

Ayrıca birçok destek mailiniz elimize ulaşmıştır! Bu mailler arasında çeşitli "istihbaratı bilgiler" veren ve "ellerindeki gizli belge ve dokümanları bizlerle ve dünyayla paylaşmak isteyenler" vardır! Bu anlamda bizimle "bilgiyi yayma" mücadelesine katılmak isteniyorsa, ellerindeki "sağlam" verileri bize göndermeleri gerekmektedir! BURADAN bizlere ulaşabilirsiniz!

Eylemimiz devam ediyor, dokümanları yüklemeye devam edeceğiz! Bu eylemde bize destek olan basta Muhalif basın olmak üzere, sansürsüz haberimizi yapan basın ve yayın kuruluşlarına, devrimci demokrat aydın yurtsever dostlara ve kurumlara, her turlu sansüre rağmen bıkmadan usanmadan haberimizi yayan Ötekiler ailesine, Sözlük ve Forum camiasına e ezilen çilekeş, fedakâr halkımıza teşekkürlerimizi sunar devrimci proleter selamlarımızı iletiriz!

Gücümüz birliğimizden gelir!

RedHack Basın Bürosu adına M.28/02/2012

27 Şubat 2012 Pazartesi

Kızıl Hackerler Emniyet'in belgelerini yayınladı

DHB Haber Merkezi - Kendilerine Kızıl Hacker adını veren sanal aktivistler, Türk Emniyet sitelerine girerek çok sayıda belge yayınladı. Bunlar arasında BDP ve sivil toplum örgütlerini ihbar eden maillerin yanı sıra, kaçakçılıktan korsan CD’lere kadar çeşitli istihbarat bilgileri, raporlar ve yazışmalar yer alıyor.

Kızıl Hackerlar (RedHack) Akğ hükümeti ve onun “kolluk kuvvetlerine dönüşen üniformalı yeşil faşizme” karşı düzenledikleri eylemler sonucunda Emniyet sitelerine girmeyi başardı. Sızma gerçekleştirdikleri siteler arasında "ankara.pol.tr” ve “kirikkale.pol.tr" adreslerinin olduğunu belirten sanal aktivistler, “Eylemimiz coğrafyamızı son dönemde bir cezaevine çeviren emperyalizme ve onun ‘yeşil’ ordusuna karşı bir misilleme eylemidir ve meşrudur” dedi. Yaklaşık 3 haftadır Ankara merkezli Polnet (polis ağı) ve Ankara Emniyet Müdürlüğü sunucularında çalışma yaptıklarını ifade eden hackerlar, Ankara ve çevre ilçeleri dahil, genel istihbarat bilgileri, ihbar, şikayet dilekçeleri, yazışmalar ve raporları ele geçirdiklerini bildirdi. “Yine çalışmalarımızda Ankara polisine ait sitelerin çoğunun erişimi elimize geçmiş, fakat ‘index değiştirmek’ yerine oldukça büyük olan Networkt’a bilgi toplanmaya devam edilmiştir” diyen RedHack, eylem anlaşılınca Ankara’ya ait ne kadar sistem varsa “korkudan” kapatıldığını belirtti.

Saldırı ardından kapatılan www.ankara.pol.tr, www.ankaraemniyet.gov.tr ve www.kirikkale.pol.tr daha sonra yeniden erişime açıldı. Hackerlar, “Fakat bilinmeli ki erişimimiz olan serverlar sadece Ankara değildi. Belgeler yayınlandığında nerelere kadar ulaştığımız görülünce polisin hayrete düşeceğini tahmin ediyoruz” dedi.


GİZLİ POLİS BİLGİSAYARLARDAN ÇIKARILDI
RedHack, saldırıda girdikleri sunucunun görüntüsünü de yayınladı. Ellerinde çok sayıda belge olduğu için ayrıştırarak yayınlamaya devam edeceklerini belirten RedHacker, belgelerin tümünün “özel” ve gizli polis bilgisayarlarından alındığını kaydetti. Bilgilerin çoğunda isim ve soy isimlerin olduğunu, bu nedenle bazılarını gizlediklerini ifade eden hackerlar, hepsinde bu işlemi yapmanın zaman alması nedeniyle “maalesef yapamadıklarını” belirtti. İlk olarak yayınlanan bilgiler daha çok ihbar maillerinden oluşuyor. RedHacker, daha sonraki güncellemelerde polisin yazdığı cevapları ve dokümanları da “zip”leyerek yayınlayacaklarını bildirdi.


İKTİDARIN MUHBİR VATANDAŞ MAİLLERİ
Yayınlanan ihbar maillerinden bazıları şöyle: 28.10.2011 tarihinde Barış Kazan adlı bir kişiden Ankara Emniyet’ine BDP’nin ilçe faaliyetleri ihbar ediliyor: “28 ekim cuma akşam(bugün) bdp yenimahalle ilçe teşkilatının akşam pazar günü yapılacak kongre için toplantı yapılacak yeni yönetim için pazar günü kongre yapılcak yeni yönetim için 18 kişilil isim listesi hazırlandı yeni yönetim yeni isimlerden oluşacak remzi boztaş ağrı nüfusuna kayıtlı demetevlerde ankara asya nakliyatın işleticisi 0539 738 68 03 bu kişi önemli ayrıca bdp kiliselerle bağlantı kurup ortak hareket ve çalışma için görüşmeler yapılacak veysi temel mardin nüfusuna kayıtlı 0544 747 69 71 yürütüyor barış kazan 0545 795 96 03 telefon numaram yeni yönetimde yer alacaklardanım ayrıca kurtuluş kilisesi üyesi ve zirve ankara takım temsilciliğnde görevliyim.”

Diyarbakır nüfusuna kayıtlı olduğunu söyleyen Sercan Deniz isimli bir mailden 07.10.2011 tarihinde giden ihbarda BDP ve Tuhad-Fed çalışmaları hedef gösteriliyor: “34825312154 t.c. kimlik numaralı Sercan deniz’im.Diyarbakırda diclekent/metropol bölgesinde kayapınar bdp hpg ilçe gençlik yapılanmasının çok önemli şahıslarından birini tanıtmayı istedim sizlere.bu şahıs pkk nın dağ kadrosuna eleman sağlayan bir pkknın gençlik yapılanmasının taşeronudur.diyarbakırda bir çok iş yerlerini patlatma diye tabir edilen sözlerle soyarak bdp nin hpg gençlik yapılanmasına para trafiğinde katkı sağlamaktadır…)

17.02.2012 tarihli “Aziz Küçük” adına Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne gönderilen bir mailde şu ihbar yer alıyor: “sanıklar:ihd ,halkevleri,temel haklar ve özgürlükler derneği,yürüyüş dergisi ,halkin sesi tv internet adresi ,kesk grup yorum grup yorum un geliri terör örgütü dhkp-c ye gitmekte temel haklar ve özgürlükler derneğinde gençleri kandırıp taraftar kazanıp dağa çıkmaya teşvik etmekteler hiçde öyle masum bir dernek değil kapatılmalı keskde bunların adamı var…)

A.Z ayrıca 07.08.2011 tarihli bir mailinde de Birgün gazetesini ihbar ediyor: “Suç:Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek,bölücü örgüt yanlısı yayın yapmak,devletin dirlik ve düzenini bozmak sanıklar:birgün gazetesi sahibi ve çalışanları olaylar:yayınlarında sıksık pkk gibi dhkp-c gibi örgütleri ve eylemlerini övmekte ayrıcada anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen ilk dört madde 14. madde ve 90 maddenin yani Türkiyenin çimentosu olan maddelerinin değiştirilmesi yönünde kamu oyunu yönlendirici ve terör eylemlerini övücü yayınları sürekli tekrarlamaktadırlar ısrarla ilk dört maddenin değiştirilmesini istiyorlar bu maddeler:cumhuriyet,başkentin Ankara olması ,resmi dilin Türkçe olması devletin bölünmez bütünlüğü vardır ve demokratik özerkliği sıksık savunmaktadırlar devlet antiataerkil,antikapitalist,antimilliyetçi olmalıymış.”

Maillerde, Gülen Cemaati’ne, AKP’ye ve Başbakan’a “hakaret” edenler de ihbar edilmiş. Ayrıca Facbook ve Twiter üzerindeki yazışmaları şikayet edenler de var.

Belgeler http://www.kizilhack.org/ adresinde yayınlanıyor ve hergün güncelleniyor.

26 Şubat 2012 Pazar

Önder Sav: 'Biz ev sahibiyiz onlar misafir'

CHP 16. Olağanüstü Kurultay'ın yapıldığı Ankara Arena Kapalı Spor Salonu'na, Deniz Baykal ile birlikte kendisine yakın bazı milletvekilleri katılmadı. Kurultay salonuna gelmeyen milletvekillerinin arasında Antalya Milletvekili Osman Kaptan, Antalya Milletvekili Arif Bulut, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar yer aldı.

Ankara'da bir otelde toplanan CHP’lilerden Önder Sav, bir basın toplantısı yaparak, CHP yönetimini eleştirdi. Kendisinin ve Deniz Baykal'ın "arkaik, statükocu" olarak adlandırıldığını belirten Sav, "Daha dün gelenler; dün, geçmişte sağ partilerde yönetici olanlar devrimci olacak biz arkaik, statükocu olacağız. Sinan Aygün, Bülent Kuşoğlu devrimci Önder Sav statükocu öyle mi? Yağma yok. Sel gider kum kalır. Biz ev sahibiyiz" dedi. Mücadeleye devam edeceklerini belirten Önder Sav, sözlerini şöyle sürdürdü: "362 imza toplayıp kurultay çağrısı yapan arkadaşlarımızı ben CHP'nin kahramanları olarak görüyorum. Bugünkü kurultay imza verenler olmasaydı kurultay toplanacak mıydı?

Bizler ne yaptığımızın farkındayız. Asla ve kat'a CHP'de bir ayrışmaya, ötekileştirmeye izin vermeyiz. CHP genlerindeki direnişçilik hepimizin genlerinde vardır. Devrimci Mustafa Kemal gibi, "Dönen dönsün ben dönmezsem yolundan" diyen Pir Sultan gibi direneceğiz." "CHP tarihinin yaşanmaması gereken bir kesitini izledim” diyen CHP eski Genel Sekreteri Önder Sav, “Başka partilerde yer alıp da bir günde CHP’li olanlar devrimci olacak biz statükocu olacağız öyle mi? Yazıklar olsun” şeklinde konuştu.

Konuşması “Sorosçu Kemal” sloganlarıyla kesilen Sav, “Devrimcilik hepimizin ruhunda var” dedi Kurultayın yapıldığı Ankara Arena Kapalı Spor Salonu’na, Deniz Baykal ile birlikte kendisine yakın bazı milletvekilleri de katılmamıştı.

Kurultayda iptal tartışması!

Önergede yeterli sayının bulunmadığı, hazirun listesinde 583 imza bulunduğu bunun da yeterli olmadığı, nitelikli çoğunluk tanımının yapılmadığı ve bunun da Siyasi Partiler Yasası'nın 121. maddesine ve Dernekler Kanunu'nun ilgili maddelerine aykırı olduğu belirtilerek 840 delegenin hazirun listesinde olmadığı iddia edildi ve kurultayın iptali istendi. Salonda tepkilere neden olan bu yönergeye cevap veren Divan Başkanı Adnan Keskin, bu yönergenin parti tüzüğüyle ve pozitif hukukla uyuşmadığını belirterek, 'kimsenin kurultayı karıştırmaya, kaos yaratmaya hakkı yoktur. Şu an hazirun listesinde 948 delegenin imzası bulunmaktadır. Bu nedenle bu yönergeyi işleme koymuyorum' dedi. Adnan Keskin'in bu konuşması alkışlarla karşılandı.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers