31 Mart 2012 Cumartesi

BDP'lileri kızdıran toplantı

Diyarbakır'ın Sur İlçesi'nde Kürdistan Devrimci Demokratlar ve Vatan Birliği grupları tarafından anma toplantısı düzenlendi.

İran'da Mahabat Kürt Cumhuriyeti'ni kuran ancak Cumhuriyet yıkıldıktan sonra İran rejimi tarafından 1947 yılında idam edilen Kadı Muhamed ve arkadaşlarının Diyarbakır'daki anma toplantısında, BDP'liler ile anmayı düzenleyen tertip komitesi arasında gerginlik yaşandı.

Kürdistan Devrimci Demokratlar grubu adına konuşan Ramazan Bulut, Kürt sorunuyla ilgili girişimlerinden dolayı hükümetin sadece BDP'yi muhatap almasını eleştirdi. 

Eleştiri BDP'lilerin tepkisini çekti
Ramazan Yavuz-Serdar Sunar'ın Milliyet gazetesinde yer alan haberine göre; İran rejimi tarafından 1946 yılında Mahabat Kürt Cumhuriyeti'ni ilan ettiği için 1947 yılında idam edilen Kadı Muhammed ve arkadaşları için Diyarbakır'ın Sur İlçesi'ndeki bir düğün salonunda Kürdistan Devrimci Demokratlar ve Vatan Birliği grupları tarafından anma toplantısı düzenlendi. 

Toplantıya Hak ve Özgürlükler Partisi yöneticileri, kentteki bazı dini grupların temsilcileri, BDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş ile BDP'li yönetici ve üyeleri olmak üzere yaklaşık 100 kişi katıldı. Salonun giriş kısmına Türkiye'de isyanda bulunduğu için idam edilen Şeyh Said, Seyit Rıza ile Bediüzzaman Saidi Nursi, Mahabat Kürt Cumhuriyeti'nin lideri Kadı Muhammed, Irak Kürdistan Demokrat Partisi lideri ve şimdiki Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani'nin babası Molla Mustafa Barzani ile çeşitli tarihlerde Türkiye, Irak ve İran'daki çatışmalarda yaşamını yitiren çeşitli partilerden Kürt liderlerin resimleri asıldı.

Salona ayrıca halen Kuzey Irak'taki Kürt yönetim tarafından kullanılan büyük Kürt bayrakları asılırdı. Toplantı 'Ey Rakip' marşı eşliğinde saygı duruşuyla başladı.

'Bizi tedirğin ediyor'
Toplantıda Kürdistan Devrimci Demokratlar grubu adına konuşan Ramazan Bulut AKP'yi Kürt sorununun çözümüyle ilgili ilk çıkışındaki söylemini desteklediklerini kaydetti. 

Bulut, "Ne var ki, gelinen bu aşamada AKP'nin son günlerindeki söyleminin bu yöndeki duyarlı siyaset üzerinde olumlu bir etki yaratmaktan çok tedirgin edici bir ton ve niyet taşıdığı görülmektedir" dedi.

Bulut, AKP iktidarının Kürt sorununun çözümünde sadece BDP'yi muhatap almasını eleştirerek, "İktidarın sorununun muhabatı olarak işaret ettiği BDP ile meclis çatışı altında müzakere etme yönünde açıklaması Kürt ve Kürdistan'daki seçilmiş siyasi kişi, kesim, grup ve kurumları dışlama anlamına gelmektedir. AKP  bu son açıklamasıyla Kürdistanlıların politik iradesini BDP'nin ve dolayısıyla KCK'nın ve PKK'nın tekeline yönlendirme gafletini ortaya koymuştur. 

BDP Kürdistan'ın değil Türkiye'nin partisidir, bunu her fırsatta da dile getiriyor. Ayrıca BDP miletvekillerinin bir kısmı Kürt ve Kürdistanlıların oylarıyla Türk seçmenlerin oylarıyla seçilmişlerdir ve onların temsilcileridirler. Bu milletvekilleri ve temsilciler bu niteliyleriyle Kürt ve Kürdistan sorunun çözümünde asli muhataplar olmayacağı gibi BDP bütün Kürtleri ve siyasi kesimleri temsil eden bir parti değildir" diye konuştu.

AKP ve BDP'lilerin nitelikleri itibariyle birbirinden farkı partiler olmadığını ileri süren Bulut, "Bize göre, Kürdistan'da Kürt oylarıyla seçilmiş AKP miletvekilerinin ve temsilcilerinin niteliği neyse, BDP'den seçilen miletvekilerinin ve temsilcilerinin niteliği odur. Sadece toplumda sınırlı oranda siyasal bir güç ve potansiyele sahip olan BDP'yi Meclis çatısı altında ve dolayısıyla dışında muhatap kabul etmek Kürdistan'da sorunun tarafı olan siyasal ve potansiyel açıdan BDP gücünü kat kat aşan ama meclise sokulmamış veya mecliste olmayan siyasi kişi, kesim, grup ve kurumları dışlamak anlamına geliyor" dedi.

BDP'liler salonu terk etti
Kürdistan Devrimci Demokratlar adına Ramazan Bulut'un konuşmasını bitirmesinden sonra BDP'li Sur Belediyle Başkanı Abdullah Demirbaş salonu terk ederken onu bir grup BDP'li takip etti. Salon dışında tertip komitesi üyeleriyle tartışan BDP'liler, "Böyle anma olmaz. Halkın büyük bölümünü temsil eden bir siyasi parti bu şekilde suçlanamaz" dedi.

PKK'yı derin güçlerin kurdurduğunu ve PKK'nın içinde sayısız infazlar yaşandığını her fırsatta dile getirdiği için BDP'lilerin tepkisini çeken Kürt yazar İbrahim Güçlü'ye BDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş'tan önce söz verilince, gerilim arttı.

İbrahim Güçlü, konuşmasına başlar başlamaz Meral Danış Beştaş ile salonda kalan diğer BDP yönetici ve üyeleride terk etti. Salon dışında tertip komitesi üyelerine kızan Beştaş, "İbrahim Güçlü kim oluyorda onu bizden onu konuşturuyorsunuz" diyerek çıkıştı. 

Kadıköy'de dev miting: 'İnsan yakmanın zamanaşımı olmaz'

Sivas Katliamı Davası'nın 19 yıl sonra zamanaşımı nedeniyle düşmesi protesto edildi. Kadıköy Meydanı'nda düzenlenen mitinge binlerce kişi katıldı.

İSTANBUL - 1993 yılında 37 kişinin yaşamını yitirdiği Sivas Katliamı Davası, 19 yıl sonra zamanaşımı nedeniyle düştü. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı bu kararı eleştiren binlerce insan bugün öğle saatlerinde Kadıköy’e aktı. Tepe Nautilus AVM, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Haydarpaşa Garı’nın önünde toplanan gruplar, 12.00’da meydana doğru yürümeye başladı. "Sivas’ın ışığı sönmeyecek" , "Davamız mahşere kalmayacak" , "Katil devlet hesap verecek" , "Sivas onurdur onuruna sahip çık" , "İnsanlık suçuna zamanaşımı olmaz" ve "Ampul Tayyip" sloganları atan topluluk, Sivas Olayları’nda hayatını kaybeden kişilerin fotoğraflarını da taşıdı. Avrupa Alevi Bektaşi Birlikleri Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacıbektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun organize ettiği mitinge, siyasi partiler ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu da destek verdi. Gruplar, Rıhtım Caddesi üzerinde oluşturulan arama noktalarından geçerek meydana ulaştı.

 FENERBAHÇELİLER DE MEYDANDA
Kendilerine Fenerbahche Sol Açık Taraftar Grubu adını veren yaklaşık 30 kişi, üzerinde "Adalet tatilde yetki katilde" , "Sarının kavgasında lacivert düşlerimiz var" cümlelerinin yazılı olduğu pankartları açtı

"Erdoğan’ın fişini Fenerbahçe çekecek" sloganları da atan topluluk mitinge katılan diğer vatandaşlar tarafından alkışlarla karşılandı. Meydana kurulan dev platforma çıkarak topluluğa seslenen Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel, Avrupa Alevi Bektaşı Birlikleri Federasyonu Başkanı Turgut Öker, Pir Sultan Abdul Kültür Derneği Başkanı Hüseyin Güzelgül ve Hacıbektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, mahkemenin aldığı zamanaşımı kararını eleştirdi. (Haluk Atalay, DHA)

Erdoğan Cumhuriyeti sildi! “Devlet-i Aliye-yi Osmaniye'nin bakiyesi üzerine kurulduk“

Erdoğan, 4+4+4 yasa teklifiyle 28 Şubat'ın son izinin de ortadan kaldırıldığını açıkladı. TUSKON toplantısında konuşan Erdoğan, Türk devrimini sildi, Türkiye Cumhuriyeti tanımını da değiştirdi. Erdoğan'a göre Türkiye cumhuriyet değil, Osmanlı bakiyesi üzerine kurulmuş bir devlet.

“Sizler tarihimize kara bir leke olarak kazınmış, bin yıl süreceği iddia edilen 28 Şubat'ın son izini 28 Şubat'tan 15 yıl sonra geri dönmemek üzere tarihin tozlu rafına Allah'ın izniyle kaldırdınız.” Başbakan Erdoğan, 4+4+4 kesintili eğitim yasa teklifinin asıl amacını TUSKON toplantısında açıkladı.

“Dün TMBB bir kez daha tarih yazdı. Bir kez daha egemenliğin millete ait olduğunu altını kalın çizgilerle teyid etti. 28 Şubat sürecinin en önemli izi dün TBMM'nin hür iradesiyle ortadan kaldırıldı.” Erdoğan sanayici ve işadamlarına 28 Şubat'tan dert yandı. “Ah kardeşlerim. 28 Şubat'ta şu kadar çıkmadı mı? Yahu, 15 yaşına kadar mahalle camiine cocuğunu gönderemezsin bu yasaklandı. Öyle mi!” Erdoğan, Türk Devrimi'ni de lugatından çıkardı. Erdoğan, Anayasada "Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik bir hukuk devleti" olarak tanımlanan Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı üzerine kurulmuş bir devlet olduğunu iddia etti. “Biz bir kabile devleti değiliz. Biz Devlet-i Aliye-yi Osmaniye'nin bakiyesi üzerine kurulmuş bir devletiz.”

KESK: "Erdoğan'ın psikolojik desteği ihtiyacı var!"

Recep Tayyip Erdoğan'ın, KESK tarafından düzenlenen ve polisin vahşice saldırısıyla sonuçlanan 4+4+4 protestolarından sonra KESK'i hedef gösteren açıklamalar yapmıştı. KESK tarafından yapılan açıklamada, "Başbakan'ın psikolojik desteğe ihtiyacı var" denildi.

KESK Yürütme Kurulu tarafından yapılan açıklamada, "Kendisi ve kendisine biat edenlerin dışında, hiç kimsenin düşüncesini ifada etmesine, demokratik tepkisini göstermesine tahammülü olmayan sayın Başbakan, yine konfederasyonumuzu hedef alan açıklamalarda bulunmuştur" denildi.

KESK'i "kimi siyasi partilerin çevresindeki örgütler" olarak tanımlayan Erdoğan'a tepki gösterilen açıklamada, "Görülüyor ki, başbakan, KESK’i kendilerinin kurdurup geliştirdiği yandaş konfederasyonlarla karıştırmıştır. KESK öncelikle tüzüğünde belirttiği bütün tarihinde yaşama geçirdiği gibi siyasi partilerden, işverenden ve sermayeden bağımsızdır. Talepleri ve mücadelesi doğrultusunda herkesle işbirliği yapar, ancak kimseden emir almaz, kimseye biat etmez. KESK, bütün gücünü üyesinden, emekçilerden ve yarattığı değerlerden alır." denildi.

"KESK'in din eğitimine bakışı açıktır" diyen Yürütme Kurulu, Erdoğan'ı manevi değerleri kullanarak istikbal arayışında olmakla suçladı. KESK'i "psikolojik ve pedagojik tedaviye" çağıran Erdoğan'a verilen yanıt ise, "KESK cephesinden bakıldığında da Sayın Başbakanın, pedagojik ve psikolojik durumu iyi gözükmüyor. Kendisinin dışında herkesi yok sayan Başbakan’ın psikolojik desteğe ihtiyacı olduğu açıktır." oldu. (soL)

Alevi köyünde provokasyona tepki

ERZİNCAN - Kente 30 kilometre uzaklıkta bulunan Üzümlü İlçesi’ne bağlı 124 hanenin bulunduğu Avcılar Köyü’ne 1 kilometre uzaklıktaki 20 hanelik ’Eski Avcılar’ bölgesinde geçen çarşamba günü boş okulun duvarına yağlı boya ile ’Kafir Aleviler hepiniz yanacaksınız’, sulama kanalı üzerine ’Hepiniz kafirsiniz’ yazan kimliği belirsiz kişi ya da kişiler iki boş evin duvarına da ’3 hilal’ çizdi.

Köy muhtarı İsmet Demir, perşembe günü bu yazıların farkına vardıklarını belirterek, şöyle dedi: "Yazılar yağlı boya ile yazılmıştı. Jandarmaya haber verdik. Kaymakam geldi. Emniyetten geldiler. Bizim şüphelendiğimiz kimse yok. Yan tarafımızda bulunan köylerde MHP’li arkadaşlarımız var. Senelerden beri onlarla beraberiz. Köyümüze gelip- giderler. Onlardan öyle bir şey beklememiz söz konusu değil. Bunların iki grubu karşı karşıya getirmek amacı ile provokasyon olduğu ortada. Senelerdir Alevi-Sünni iç içe yaşıyoruz. 50 yaşındayım böyle bir şey görmedim." Köy sakinlerinden Ali Sönmez ise, "Bizi karşı karşıya getirmek istiyorlar. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Burada sünnilerle iç içeyiz" dedi.

Devrim Düzmez ise devletin gerekli kurumlarının olayı gelip incelediklerini ve takip ettiklerini vurgulayarak, "Bu yazıyı ilk gören benim. Buradaki amaç belli; provokasyondur. Jandarma da artık akşamları devriye geziyor" diye konuştu.


MHP: NEFRETLE KINIYORUZ
Gelişmelerle ilgili olarak MHP Üzümlü İlçe Başkanı Yaşettin Yılmaz, yazıları nefretle kınadıklarını dile getirerek Avcılar Köyü’ndeki bu olaya üzüldüklerini belirtti. Başkan Yılmaz, ’Üç hilal’ işaretinin kullanılmasıyla ilgili olarak, şöyle dedi: "MHP ve MHP’nin tüm fertleri bu ülkenin birlik ve beraberliğinden yana olduklarını tarih boyunca göstermişlerdir. Bundan sonrada böyle olacaktır. Bu tür şeylerin MHP’nin ve MHP’li gibi düşünen insanların işine yaramayacağı aşikardır. MHP’nin bölücülükle, ayrımcılıkla, ötekileştirme ile hiçbir bağlantısı olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır. Bu tür yazıları ve eylemleri nefretle kınıyoruz. Erzincanlı hemşehrilerimizi bu konuda duyarlı olmaya çağırıyorum. Bir an önce faillerin bulunup yargı önüne çıkarılmasını temenni ediyorum. Eline kimse boyayı alıp gidip bu tür şeyi sadece siyaset olsun diye yapmaz. Bu, ülkenin bölünmesi, parçalanması için yapılan çalışmaların bir parçasıdır." (Recep Demirci - DHA)

AKP'den elektriğe büyük zam

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), 1 Nisan 2012 tarihinden geçerli olmak üzere, kilowatsaat bazında, vergi ve fonlar dahil olmak üzere nihai elektrik fiyatlarına zam yaptı. Evlerde yüzde 9.2, sanayide 8.7, ticarethanelerde kullanılan elektriğe ise yüzde 4.3'lük artış yapıldı.EPDK, yarından geçerli olmak üzere, kilovatsaat (kWh) bazında, vergi ve fonlar dahil olmak üzere nihai tüketicinin kullandığı elektrik fiyatlarında ağırlı ortalama olarak yüzde 8,1 oranında artış yapıldığını bildirdi.

EPDK'dan yapılan yazılı açıklamada, Kurul'un bugünkü toplantısında elektrik perakende satış fiyatlarını oluşturan maliyetlerdeki değişimler ile Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi'nin (TETAŞ) tarife teklifinin değerlendirilerek karara bağladığı kaydedildi. Açıklamada, bu çerçevede 1 Nisan 2012 tarihinden geçerli (yarın) olmak üzere, kWh bazında, vergi ve fonlar dahil olmak üzere nihai elektrik fiyatlarının ağırlıklı ortalama olarak yüzde 8.1 oranında arttığı kaydedildi. Açıklamada, “Aynı kapsamda, tek zamanlı perakende elektrik satış fiyatları, meskende yüzde 9,26 oranında bir değişimle 32,515 kuruşa, orta gerilim seviyesinde dağıtıma gömülü sanayide yüzde 8,71 oranında değişimle 26,672 kuruşa, dağıtıma gömülü ticarethanelerde yüzde 4,33 oranında bir değişimle 33,253 kuruşa yükselmiştir” denildi.


Ortalama 6 liralık artış olacak
EPDK'nın son zam kararı ile birlikte, ortalama 60 TL aylık elektrik faturası ödeyen bir tüketici, zamlı tarife ile birlikte aylık 65.6 TL'lik fatura ödeyecek. (aa)

Kamer İnşaat'ın Emek Sineması'nı yıktırmak için yazar bulamadı

Süreci takip edenler hatırlayacaktır. Serkildoryan binası ve Emek Sineması’nı içine alan projenin sahibi Kamer İnşaat’ın büyük ortağı Levent Eyüboğlu bir süre önce aralarında Radikal’in de bulundu gazeteleri ziyaret etmiş; daha sonra iki binayı kapsayan bir basın turu düzenlemişti. Bu iki toplantıdan çıkan sonuç firmanın Emek Sineması’nı dördüncü kata taşımakta kararlı olduğu şeklindeydi.

Kamer İnşaat, birkaç gün önce ise yalnızca Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyelerine yönelik bir basın toplantısı çağrısı yaptı. SİYAD Başkanı Tunca Arslan da kendileriyle bir görüşme yapılmadığını belirterek üyelerini bu toplantıya katılmamaya çağırdı. Dün gerçekleştirilen toplantıda Arslan’ın çağrısının karşılık bulduğunu söylemek gerek. Toplantıda aralarında benim de bulunduğum SİYAD üyesi olan ama aynı zamanda günlük gazetelerde çalışan üç kişi dışında, iki üye daha vardı. Kamer İnşaat yetkililerinin toplantının SİYAD üyelerini bilgilendirmeye yönelik olduğunu, ilerleyen günlerde Tv kanalları ve kültür sanat servisleri için de benzer toplantılar yapacaklarını belirtmesi üzerine söz alan SİYAD Yönetim Kurulu Üyesi Senem Aytaç, toplantıyı meşru bulmadıklarını ve birlikte gerçekleştirilmiş gibi sunulmasını istemediklerini belirtti.


Yeni bir şey yok
Daha sonra kürsüye çıkan Kamer İnşaat yöneticisi Levent Eyüboğlu projeyi aktardı. Eyüboğlu’nun anlattıkları arasında yeni bir şey olduğunu söylemek zor. Yani Emek Sineması yine olduğu gibi dördüncü kata taşınıyor ve 10 salonun daha olduğu bir kompleksin parçası haline getiriliyor. Yeni olan tek şey, bu on salondan birisinin tiyatroya dönüştürülmesi. Emek Sineması için bir vakıf kurulması ve teras katında ‘yazlık sinema’ yapılması da yeni gelişmeler arasında. Basın toplantısının en hareketli anları ise Eyüboğlu’nun projenin Emek Sineması’nı koruyacağını söylemesinden sonra yaşandı. İsyanbul Kültür Sanat Varyetesi, Eyüboğlu’nu protesto ederek ‘Emek Bizim, Yıktırmayacağız’ yazılı bir pankart açtı.

Eyüboğlu ile Varyete üyeleri arasında yaşanan karşılıklı atışma toplantıya damgasını vurdu. SİYAD meşru bulup bu toplantıya katılmasa da görünen o ki; Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın “Kamuoyunu ikna edin” çıkışı, firmanın bir kez daha çalışmalara başlamasına neden olmuş. Bunu yaparken de Levent Eyüboğlu’nun konuşmasının omurgasını oluşturan “Bu projeyi hayata geçirmemize izin vermeseniz Serkildoryan ve Emek yok olur” tezi ön plana çıkartılacak gibi görünüyor. Yani bir tür ‘Sıtmayı gösterip, ölüme razı etme’ durumu. Bu strateji işe yarar mı, bilinmez. Ama böyle bir toplantı için Film Festivali’nin başladığı günü seçmek bile hata...

30 Mart 2012 Cuma

Mahir Çayan ve yoldaşları anıldı

Bundan 40 yıl önce Tokat Kızıldere'de öldürülen Mahir Çayan ve yoldaşları bugün Taksim’de yapılan yürüyüşle anıldı.

Bundan 40 yıl önce, 30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen 10 devrimci için bugün İstanbul Taksim’de yüzlerce kişinin katıldığı bir anma yürüyüşü gerçekleştirildi.


“Direnişin ve dayanışmanın tarihi onurumuzdur”
“Direnişin ve Dayanışmanın Tarihi Onurumuzdur” pankartının arkasında Taksim’den başlayan yürüyüş boyunca sık sık “direnişin tarihi onurumuzdur” sloganları atıldı. Galatasaray Meydanı’na kadar yapılan yürüyüşün ardından yapılan ortak basın açıklamasını Mustafa Atalay okudu. Kızıldere’nin devrimciler için her zaman onurlu bir mücadele tarihi olduğunu vurgulayan Atalay, On’lar Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamını engellemek için yola çıktıklarını hatırlattı.


“On’lar baş eğmez kültürün sembolü oldular”
“On’lar, Türkiye toplumunda baş eğmez bir devrimcilik kültürünün yerleşmesinin bugüne dek sembolü oldular” diyen Atalay, Mahir’in fotoğrafını evine asanların, kitabını okuyanların ve On’ları ananların, devletin çeşitli baskılarıyla karşılaştığı bugünlerde Kızıldere’nin anlamının daha da önem kazandığını ifade etti. Kızıldere’nin devrimci dayanışma örneği olduğunu vurgulayan Atalay, siyasi iktidarın tüm devrimci değerlere saldırdığı bugünlerde devrimci dayanışmayla tarihlerine bir kez daha sahip çıktıklarını söyledi. Kızıldere’nin yıldönümünde, direnişe ve dayanışmaya sahip çıktıklarını belirten Atalay, özgürlük, adalet, eşitlik ve kardeşlik yolunda mücadele etmeye devam edeceklerini dile getirdi.

Suriyeli Hıristiyanlar: Arap Baharı, bizim kara kışımız...

Türk medyasında Suriye'ye yönelik müdahaleye zemin oluşturmak üzere operasyonel haberler yapılmakta. Fakat muhalif kamplarına değil de, ülkedeki Suriyeliler'e mikrofon uzatıldığında, farklı bir tabloyla karşılaşılıyor. Buna örnek olan bir haber, Hıristiyanlar'ın duydukları kaygıyı ortaya koydu.
Hürriyet gazetesinden Ali Örnek'in haberi şöyle:
Suriye'de yaşanan belirsizlik ve muhalefetin artan İslami söylemleri ülkede yaşayan Hıristiyanları her geçen gün, Esad yönetimine yakınlaştırıyor. Ülkelerinde yaşananlara dair neler düşündüklerini ve Ortadoğu'daki Arap Baharı'na nasıl baktıklarını Suriyeli Hıristiyanlara sordum.
Beşar Esad yönetimi devrilirse, bizi nasıl bir Suriye bekliyor? Aslında bu sorunun cevabını henüz kimse veremiyor.
Esad karşıtları, bu yönetimin neden devrilmesi gerektiğini kendilerince açıklamaya çalışsalar da nasıl bir Suriye istedikleri konusunda tam bir muamma var.
Esad sonrası belirsizlik, muhalefetin yoğun olarak kullandığı İslami söylemler ve Hıristiyanların bazı silahlı muhalif grupların sistematik saldırısına maruz kaldığına dair haberler, ülkede yaşayan farklı milliyetlerden ve mezheplerden Hıristiyanların kaygısını ortaklaştırıyor.
Bu yüzden Suriye’de yaşayan Hıristiyanlarla temasa geçip, görüşlerini sordum.
Hıristiyanların tamamı “kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?” sorusuna “Suriyeli” cevabını vermekte tereddüt etmiyor. Suriye onlar için güvenli bir liman, onlara kucak açmış bir yurt.
“Muhalefetin en büyük başarısı”
Ermeni bir üniversite öğrencisi, son derece iyi bir Türkçe’ye sahip ve Şam’da yaşıyor. Adının açıklanmaması kaydıyla sorularıma cevap veriyor. Sorularımı yanıtlamadan önce Türkiye’deki Suriye haberlerinden şikâyet ediyor ve sitemkâr bir biçimde “bizim sesimize de kulak verdiğiniz için teşekkürler” diyor.
Yaşanan olaylara dair görüşünü sorduğumda bir arkadaşının kendisini çok etkileyen şu Facebook iletisini aktarıyor: “Muhalefetin en büyük başarısı, şeriatçı olmayan Esad karşıtlarını, Esad’ın en büyük destekçisi yapmış olmasıdır.”
Esad yönetimini tam olarak beğenmiyor ve hatta bu olaylardan önce ülkede politik reformların yapılması gerektiğini düşündüğünü anlatıyor. “Esad’ı seçsem bile demokratik bir referandumla bunu yapmak isterdim” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Ancak muhalefet halkın bu taleplerine cevap vermek yerine ayrımcı sloganlar atıyor”.
Ona göre, Esad yönetimi o kadar güçlüydü ki, onu devirmek isteyenler ülkede kan akmadan bunun mümkün olmayacağını biliyordu. Esad karşıtı eylemlere katılan üniversiteden bir arkadaşının, eylemler başlamadan önce 15 Mart 2011’de kendisine “yarın Şam’da eylemler olacak” dediğini ve gerçekten o gün Şam’da gösterilerin başladığını anlatıyor. Aynı arkadaşının sadece iki hafta sonra da “artık silaha başvuracağız” dediğini anlatıyor.
Türkiye’yi yakından takip eden bu üniversiteli genç, Esad’ın medyayı iyi kullanamadığını ve bu yüzden muhalefetin askerlere yönelik saldırılarını duyurmakta geciktiğini söylüyor. Askerde olan bir arkadaşı ona, isyancıların kendilerine ateş açtığını, bazı arkadaşlarının öldüğünü anlattığını aktarıyor.
“Arap Baharı dedikleri şey bizim kışımız”
Patrick Basil Dudin de ailesinin Humus’ta yaşadığını, bazı silahlı muhaliflerin burada yaşayan Hıristiyanlara yönelik saldırılar düzenlediğini ve hatta ailesinin bu kenti terk etmek zorunda kaldığını anlatıyor. “İki tarihi kilisemize saldırıp ateşe verdiler” diyor.
Patrick, “Ülkemizde olan bitenlere dair nasıl kaygı duymayalım ki? Daha dün Mısır’da Hüsnü Mübarek’e karşı Müslümanlarla birlikte Tahrir Meydanı’nı dolduran Kıpti Hıristiyanlar, şimdi sürekli olarak saldırılara maruz kalıyorlar. Bunları protesto ettiklerinde de Mısır güçleri onlara ateş açıp öldürüyor. Libya’da Şeriat ilan edilmesi tartışılıyor… Hepimizin belleğinde Irak işgalinin ardından ülkelerini terk etmek zorunda kalan Iraklı Hıristiyanlar yer edindi” diyor.
Patrick’e göre, Ortadoğu’da bir Arap Baharı yok. “Yalnızca yeni bir siyasi harita çizilirken, bunun şirin gözükmesi için süreç böyle adlandırıldı. Onların bahar dediği şey bizim için kara kış” diyen Patrick, eylemler başlamadan önce ülkenin demokrasiye yönelmesi gerektiğini düşündüğünü söylüyor.
Patrick, “Muhalefet ayrımcı söylemlere sahip ve Sünni olmayanlara yaşam hakkı tanımıyor” diyor. Ona göre silahlı muhalefetin arkasında Suudi Arabistan ve başka bazı körfez ülkeleri var.
“İslamcıların iktidarından korkmuyorum”
Aslen Halepli ve Şam’da yaşayan bir Hıristiyan meslektaşım da adını vermek istemiyor. O bir Esad muhalifi ve bazı muhalif grupların Hıristiyanlara yönelik saldırılar yapmış olabileceğini düşünüyor. “Yine de böyle bir bilgiyi teyit etmek mümkün değil” diyor.
“Arap Baharı Hıristiyanlar da dâhil, Ortadoğu halkının başına gelebilecek en iyi şey” diyor. Bana İslamcıların yükselmesinden korkmadığını çünkü muhalefette kalarak güçlenen bu grupların, iktidardayken gerçek sorunlarla yüzyüze kalacağını ve yıpranacağını anlatıyor.
Ona göre, Suriye’de Hıristiyanların görece rahat yaşamasının nedeni de yönetimin tutumu değil, daha çok yüzyıllardır yan yana yaşayan halkların bu tip konularda duyarlı olması. Bu yüzden de iktidarın değişmesinin, birlikteliklerine zarar vermeyeceğini düşünüyor.
“Tedirgin olan yalnızca biz değiliz”
Ebu Leyla, Halepli bir Ermeni… Çevresindeki insanların yaşanan olayları kaygıyla izlediğini söylüyor. “Özellikle Özgür Suriye Ordusu’nun İslamcı söylemleri yalnızca Hıristiyanları değil, Alevileri, Ilımlı Müslümanları ve laiklik yanlılarını da tedirgin ediyor” diyor. Ama Ebu Leyla bu söylemleri hoş görebiliyor, “ölümle yüzyüze gelen bu insanlar, inançlarından destek alıyorlar” diyor.
Ebu Leyla’ya göre, Hıristiyanların Esad’ı desteklemesinin nedenlerinin arasında Kıptilerin ve Iraklı Hıristiyanların akıbetini görmeleri kadar, yönetimin propagandasından da etkilenmelerinin payı var.
Suriye’den kısa bir süre içinde ayrılmak istiyor. “Aslında bir gazeteciyim ve buradan size anlatabileceğim binlerce hikâyem var. Ama kendim, ailem ve sevdiklerimin güvenliği için bunları yazamıyorum. Burada konuşmak, yürümek, nefes almak ve yaşamak imkânsızlaşıyor” diyor.
Olayların öncesi ve sonrası
Suriye’de Hıristiyanların görece rahat yaşadıkları, daha önce ayrımcılığa maruz kaldıkları gerçeğini değişmiyor.
Hıristiyanlar kilise kurabilmek için birçok kurumdan izin almak zorundayken, aynı şey cami inşaatı için geçerli değil.
Ayrıca Suriye anayasası sadece Müslüman birinin devlet başkanı olabileceğini beyan ediyor. Bu ülkede Hıristiyan bir kadının Müslüman bir erkekle evlenmesinin önünde yasal bir engel yokken, Müslüman bir kadının Hıristiyan bir erkekle evlenmesi için taliplisinin dinini değiştirmesi şart.
Yine de Esad muhalifi olsun veya olmasınlar hepsi ülkelerinde kendilerine yönelik büyük bir ayrımcılığa maruz kalmadıklarını söylüyorlar. Ebu Leyla, “Eğer biri beni bu yüzden aşağılamaya kalkarsa onun gözlerini oyarım” diyor ve durumlarının Türkiye’dekinden daha iyi olduğunu söylemeyi ihmal etmiyor.
Şam’da yaşayan üniversite öğrencisi ise, “Bu olaylar başlamadan önce kimse karşısındakinin ne olduğuyla ilgilenmezdi ama şimdi Alevi, Sünni Müslüman, Hıristiyan veya Kürt olmanız, karşınızdaki için bir şeyler ifade ediyor” diyor.
Silahlı isyanın ülkede bir iç savaş çıkartabileceği öngörüsü henüz gerçekleşmedi ancak Suriyeli Hıristiyanlar daha şimdiden bu savaşın soluğunu enselerinde hissediyorlar. “Esad’ın destekçisi” olmakla suçlanan ve istihbarat servisiyle içli dışlı oldukları iddia edilen bu insanlar, Sünni halkın gözünde düşmanlaştırılıyor.
Oysa, Hıristiyan nüfus, Suriye tarihinin ayrılmaz bir parçası. Suriye'nin tarihini Hıristiyanları olmadan düşünmek imkansız. Örneğin, Ortadoğu’yu bir dönem etkisi altına alan Baas hareketinin teorisyeni Suriyeli bir Hıristiyan olan Mişel Eflak’tı…
Ortadoğu'da Hıristiyanların sonbaharı
Bütün Ortadoğu’da 1900’ların başında nüfusun yüzde 20’sini oluşturan Hıristiyanların oranı bugün yüzde 5’e kadar inmiş durumda. Tahminlere göre, 2020 yılına kadar bölgede yalnızca 6 milyon Hıristiyan kalacak.
Kendisi de Filistinli bir Hıristiyan olan ünlü entelektüel Edward Said’e göre, Hıristiyanların Ortadoğu’dan gitmesi, Arap kültürü için de olumsuz etkilere sahip. Nitekim yoğun olarak büyük şehirlerde yaşayan ve ticaretle uğraşan bu kesimler, sanattan felsefeye kadar birçok alanda başarılı isimler çıkardı. (soL)

Davutoğlu: 'Suriye konusunda müdahil olmamız zorunluluk'

Davutoğlu, haklı olarak Suriye'ye müdahalenin "tercih değil zorunluluk" olduğunu söyledi. Türkiye'yi Suriye'ye müdahale etmeye emperyalizm zorluyor. Suriye Annan planını kabul etmiş ve barışçıl çözüm olanağı ortaya çıkmışken Davutoğlu, Suriye halkı adına konuşarak ve Esad yönetimini devirmeye söz verdi.
Mehmet Ali Birand'ın 32. gün programına konuk olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye konusunda Türkiye'nin müdahil olup olmamasının bir tercih değil zorunluluk olduğunu dile getirdi.
"Tercih değil zorunluluk"
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye için Suriye meselesine müdahil olmanın "bir tercih değil zorunluluk" olduğunu söyleyerek, "Olaylara zamanında müdahil olmazsak ve bu olaylar eğer benim geleceğimi de etkiliyorsa o zaman bir tutum belirlemekle karşı karşıya kalırız" dedi.
Davutoğlu, Suriye konusunda bölgede "iğne ile kuyu kazarcasına" oluşturulan istikrarın tehlikeye girmemesi gerektiğini söyleyerek, bu nedenle Türkiye için Suriye meselesine müdahil olmanın "bir tercih değil zorunluluk" olduğunu kaydetti.
Davutoğlu, bu konuya sırt dönmenin mümkün olmadığını, çünkü artık eski dönemlerin statik toplumlarının değil dinamik toplumların mevcut olduğunu anlatarak, "Olaylara zamanında müdahil olmazsak ve bu olaylar eğer benim geleceğimi de etkiliyorsa o zaman bir tutum belirlemekle karşı karşıya kalırız. Bu bir zorunluluk meselesi, yoksa bir tercih meselesi değil" diye konuştu.
Bakan Davutoğlu, Suriye'den Türkiye'ye gelişlerin sürdüğünü hatırlatarak, "Bir 17 bin daha gelirse, o zaman ne yapacağız? Sanki bu durumlar bizim hükümetimizin tercihleri sebebiyle oluyor gibi bir algı var, ama öyle değil, bu durum kendi dinamikleri ile ortaya çıktı, biz durumu en doğru şekilde yönetmeye çalışıyoruz" dedi.
Şu anda Suriye konusunda diplomatik olarak en çok çaba sarfeden ülkenin yine Türkiye olduğunu iddia eden Davutoğlu, bu çabalar sayesinde de Beşşar Esad'ın Kofi Annan'ın planını kabul etmek durumunda kaldığını, çünkü Pazar günü Suriye'nin Dostları Konferansı'nın yapılacağını, eğer Suriye üstünde diplomatik baskı uygulanmaz ise o zaman işin katliamlara kadar gidebileceğini söyledi. Davutoğlu, Kofi Annan ile bugün konuşarak İran ve Suriye'nin Dostları Konferansı'na ilişkin görüşlerini paylaşacaklarını ifade etti.
"İran da Esad'ın hatalarını kabul etti"
İran'daki temasları da anlatan Davutoğlu, Tahran ile karşılıklı olarak pozisyonlarını paylaştıklarını, İran tarafının bile Esad'ın hatalarını kabul ettiğini bildirdi. Davutoğlu, "Bunu Rusya da, Çin de söylüyor, onaylamıyoruz diyerek. Şu ana kadar Esad'ın yöntemini onaylayan bir ülke çıkmadı" diye konuştu.
Bakan Davutoğlu, İran'ın İsrail karşısında dirençli bir Suriye görmek istediğini de söyleyerek, Türkiye için öncelikli olarak halk iradesinin tecelli etmesinin önemli olduğunu, bunun bir taktik boyutu olamayacağını, bazı ülkelerle de görüş ayrılıkları olduğunu kaydetti.
"Bölge dışından müdahale istenmiyor"
İran'ın dini lideri Hamaney'in Suriye'de Müslümanların kanının akmasından dolayı büyük üzüntü duyduğunu, bu kanın durması için Türkiye ile çalışmaya hazır olduklarını ancak bölge dışı bir müdahale istemediklerini aktardığını belirten Davutoğlu, kendilerinin de bölge dışından bir müdahale istemediklerini bildirdi.
Böylece Davutoğlu, diplomasi diliyle "bölge müdahale etsin" demiş oldu.
"Türkiye-İran karşıtlığında bir bölge dengesine izin vermeyiz"
"Türkiye-İran karşıtlığına dayalı bir bölge dengesi oluşmasına izin vermeyiz" diyen Davutoğlu, "Soğuk Savaş çıkarmak isteyenler olabilir ama ne Türkiye ne de İran buna izin vermeyecek tarih bilgisine sahiptir. Obama bizim samimiyetimize ne kadar inanıyorsa, ondan belki daha fazla ama daha az değil, İran tarafı da aynı şekilde samimiyetimize inanıyor, Rusya da öyle" dedi.
"Esad'ı hiçbir destek ayakta tutamaz"
Esad'ı bu noktadan sonra İran'ın iktidarda tutup tutamayacağının sorulmasına karşılık Davutoğlu, şu yanıtı verdi: "Kimse kimseyi, herhangi bir dış güç, kendi halkı ile barış içinde olmayan bir lideri ayakta tutamaz. ABD'nin zamanında Latin Amerika'da koruyamadığı, tutamadığı yönetimleri, şimdi İran ya da başka bir ülke Ortadoğu'da koruyabilir mi? ABD desteği Şah'ı ayakta tutamadıysa ve ayağa kalkan bir halk Şah rejimini devirdiyse Suriye'de de hiçbir dış destek bir rejimi ayakta tutmaz. Bir rejimi ayakta tutan halktan aldığı destektir."
"Esad iktidarda kalmamalı"
Davutoğlu, açıklamalarında Suriye halkı adına konuşmakta da beis görmedi. Beşar Esad'ın iktidarda kalmasına yönelik çözümlerin gerçek bir çözüm olamayacağını söyleyen Davutoğlu, "Bunu biz kabul etsek dahi Suriye halkı kabul etmez. Böyle bir çözüm, çözüm değildir" dedi.
"Başbakan Erdoğan ile Çin'e gideceğiz"
Bakan Davutoğlu, Başbakan Erdoğan ile gelecek hafta Çin'e gideceklerini söyleyerek, "Suriye konusunda görüş ayrılığımız var diye İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerimiz bozulmaz" diye konuştu.
Suriye'nin Dostları konferansına katılımını teyid eden ülke sayısının şu ana kadar 74 olduğunu belirten Davutoğlu, "Suriye üstündeki baskıyı bir an bile azaltmayacağız, ta ki o kanı durduruncaya kadar" dedi.
Davutoğlu, bu konferanstan 4 gün sonra da Çin'e gideceklerini belirterek, Rusya ve Çin'in Suriye ile ilgili tutumları hakkında adım adım gitmek gerektiğini söyledi.
Suriye'nin Dostları konferansında Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyini işgal ederek bir tampon bölge kurması da dahil müdahale olasılıklarının değerlendirilmesi bekleniyor. - soL

CHP'den Mahir Çayan teklifi

CHP Tokat Milletvekili Orhan Düzgün, 30 Mart 1972 yılında öldürülen Mahir Çayan ve arkadaşlarını, katledişlerinin 40. yılında bir önergeyle gündeme taşıdı. Düzgün, "Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna" isimlerinin Bakanlar Kurulunun uygun göreceği bazı kamusal alanlara verilmesi için kanun teklifi verdi.


“BU KANUN TEKLİFİ BİR İTİBAR İADESİ DEĞİLDİR”
Teklifin gerekçesinde, şöyle denildi: “12 Mart 1971 muhtırasından sonra yakalanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını engellemek için canları pahasına mücadele veren ve vatanını seven yiğit gençler Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna 30 Mart 1972’de Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere Köyü'nde öldürüldüler. Mahir Çayan ve arkadaşları NATO’ya bağlı Ünye Radar Üssü’nden kaçırılan İngilizlere karşılık Denizlerin idamlarının durdurulmasını hiçbir yurtsever ve devrimcinin asılmamasını istediler.

Bu kanunun yürürlüğe girmesi ile Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna isimlerinin uygun görülecek kamusal alanlara verilmesi sağlanacaktır ve bununla beraber tam bağımsız bir Türkiye için ölümü göze alan Mahir Çayan ve arkadaşlarının adları gelecek nesillere aktarılarak unutulmayacak ve unutturulmayacaktır. Bu kanun teklifi bir itibar iadesi değildir, Anayasa’ya tam bağlılık ve tam bağımsızlık için mücadele eden Mahir Çayan ve arkadaşlarının itibar iadesine ihtiyaçları yoktur. Onların zaten toplumumuzda iyi bir itibarları vardır ve var olan bu itibarlarının hukuksal alanlarda da tescil edilmesi gerekmektedir.” (anka)

Erzincan'da "Kafir Aleviler hepiniz yanacaksınız" tehdidi

Erzincan merkeze bağlı bir Alevi köyünde okul duvarına "Kafir Aleviler hepinizi yakacağız" yazıldı. Bazı evlere ise üç hilalli işaretler konuldu.

Özel harekat polisleri ise köye gelerek yazı ve işaretleri sildi. Erzincan merkeze bağlı Avcılar köyünde önceki gece kimliği bilinmeyen şahıslar gelerek köy okulunun duvarına "Kafir Aleviler hepinizi yakacağız" diye yazdı. Aynı zamanda bazı evlere "üç hilalli" işaretler konuldu. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu'ndan aldığımız bilgiye göre konunun duyulmasının ardından özel harekât polisleri köye gelerek yazı ve işaretleri sildiler. Kenanoğlu, dernek görevlilerinin köye intikal ettiklerini ve konuyu araştırdıklarını aktardı. Geçtiğimiz haftalarda ilk olarak Adıyaman'ın bir mahallesinde evler işaretlenmiş, mahalle sakinleri birkaç ev dışında tüm evlerin Alevi evleri olmasından dolayı tedirginlik yaşamıştı. Ardından Antep'te benzer bir işaretleme vakası yaşandı. İzmir'in Çiğli semtinde ise bazı evlerin kapılarına Aleviler'i hedef alan mektuplar bırakıldı. Hem bu gelişmeler, hem de Sivas davasının zamanaşımına uğraması ve Başbakan Erdoğan'ın bunu "hayırlı olsun" diye karşılaması nedeniyle çok gerilmiş olan Aleviler, yarın İstanbul Kadıköy'de büyük bir miting yapmaya hazırlanıyor.


İlk fotoğraflar ortaya çıktı
Ali Kenanoğlu, köye giden dernek üyelerinin gönderdiği ilk fotoğrafları da paylaştı. Fotoğraflar, özel harekât polislerinin yazıları silmesinden sonra çekildi. Daha önce çekilmiş fotoğraflar olup olmadığı araştırılıyor.

4+4+4 yasası Meclis'te kabul edildi

Kamuoyunda “4+4+4” olarak bilinen ve zorunlu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkaran kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.

Genel Kurul'da 91 red, 1 çekimser oya karşın, 295 oyla kabul edilen kanuna göre, zorunlu ilköğretim çağı, 6-14 yaş yerine 6-13 yaş grubundaki çocukları kapsayacak. Bu çağ, çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlayıp, 13 yaşını bitirip 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda bitecek. İlköğretim; 4 yıllık zorunlu ilkokul ile 4 yıllık zorunlu ortaokuldan oluşacak. 8 yıllık okullarda, kesintisiz eğitim yapılan ilköğretim kurumları, artık ilkokul ve ortaokul olarak bağımsız okullar şeklinde kurulacak. Ancak ortaokullar, imkan ve şartlara göre ilkokul veya liselerle birlikte de kurulabilecek. İlköğretimin, özel idare bütçelerinden yıllık gelirin en az yüzde 20'si oranında elde edilecek gelirleri; ortaöğretim kurumlarının arsa temini, binalarının yapım, bakım ve onarımı ile diğer ihtiyaçlarının karşılanması için de kullanılacak. İlköğretim ve Eğitim Kanunu'nda yapılan bu değişiklikler, Milli Eğitim Kanunu'nda da yapılıyor.

İMAM-HATİP ORTAOKULLARI
İlköğretim kurumları tanımlanırken, “imam-hatip ortaokulları” da bu tanımda yer aldı. Buna göre, ilköğretim kurumları; 4 yıllık zorunlu ilkokullar, 4 yıllık zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkan veren ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarından oluşacak. Ortaokullar ile imam-hatip ortaokullarında; lise eğitimini destekleyecek şekilde öğrencilerin yetenek, gelişim ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulacak. Ortaokul ve liselerde, Kur'an-ı Kerim ve “Hz. Peygamberimizin hayatı”, isteğe bağlı, seçmeli ders olarak okutulacak. Bu okullarda okutulacak diğer seçmeli dersler ile imam-hatip ortaokulları ve diğer ortaokullar için oluşturulacak program seçenekleri, Bakanlıkça belirlenecek. Ortaöğretim ise ilköğretime dayalı, 4 yıllık zorunlu, örgün veya yaygın öğrenim veren genel, mesleki ve teknik öğretim kurumlarını kapsayacak.

Bu okulları bitirenlere, ortaöğretim diploması verilecek. Zorunlu ortaöğretim, 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanacak. Bakanlar Kurulu, uygulamayı bir eğitim-öğretim yılı erteleyebilecek. Kanunla, ilgili kanundaki “8 yıllık kesintisiz ilköğretim” ibaresi “ilköğretim ve ortaöğretim” şeklinde değiştiriliyor ve “8 yıllık kesintisiz” ibaresi çıkarılıyor. Kanun, üniversiteye girişteki katsayı uygulamasına ilişkin düzenlemeler de içeriyor.

Buna göre, yükseköğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemleri, imkan, fırsat eşitliğini sağlayacak önlemleri almak kaydıyla, YÖK tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak. Yükseköğretim kurumlarına, esasları YÖK tarafından belirlenen merkezi sınavlarla girilecek. Yerleştirme puanlarının hesaplanmasında adayların ortaöğretim başarıları dikkate alınacak. Ortaöğretim bitirme başarı notları en küçüğü 250, en büyüğü 500 olmak üzere ortaöğretim başarı puanına dönüştürülecek. Ortaöğretim başarı puanının yüzde 12'si, yerleştirme puanı hesaplanırken merkezi sınavdan alınan puana eklenecek. Ortaöğretim kurumlarını birincilikle bitiren adaylar için mevcut kontenjanların yanı sıra YÖK kararı ile ayrı kontenjanlar belirlenebilecek. Mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarından mezun olan öğrenciler, istedikleri takdirde bitirdikleri programın devamı niteliğinde veya bunlara en yakın olan mesleki ve teknik önlisans yükseköğretim programlarına sınavsız olarak yerleştirilebilecek.

Bu öğrencilerin yerleştirilmesine ilişkin usul ve esaslar, Milli Eğitim Bakanlığının görüşü üzerine YÖK tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Önlisans mezunları için ilişkili lisans programlarında belirlenmiş kontenjanın yüzde 10'unu geçmeyecek şekilde YÖK kararı ile her yıl dikey geçiş kontenjanı ayrılabilecek. Yabancı uyruklu öğrenciler ile ortaöğretimin tamamını yurtdışında tamamlayan öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına kabul usul ve esasları YÖK tarafından belirlenecek. Uluslararası andlaşmalar gereği Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarında burslu olarak öğrenim görecek yabancı uyruklu öğrencilerin yerleştirme işlemleri YÖK tarafından yapılacak.

YÖK tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre, belli sanat ve spor dallarında üstün kabiliyetli olduğu tespit edilen öğrenciler ile TÜBİTAK tarafından tespit edilen uluslararası bilimsel yarışmalarda ödül kazanan öğrenciler, ilgili dallarda eğitim yapmak kaydıyla yükseköğretim kurumlarına yerleştirilebilecek. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrenciler bakımından bu kurumların mezunlarının, YÖK tarafından belirlenen aynı meslek dalında yer alan yükseköğretim programlarına yerleşmelerinde, merkezi sınavlarda aldıkları puanlara ilave edilecek, ortaöğretim başarı puanı hesaplanmasında, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümleri uygulanacak.

ÜNİVERSİTELERİN ADLARI DEĞİŞTİRİLİYOR
Yasayla, Rize Üniversitesi'nin adı “Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi”, Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi'nin adı “Abdullah Gül Üniversitesi”, Zonguldak Karaelmas Üniversitesinin adı “Bülent Ecevit Üniversitesi”, Konya Üniversitesinin adı da “Necmettin Erbakan Üniversitesi” şeklinde değiştiriliyor. Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi Geliştirme Hareketi (FATİH) Projesi kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından 2015 yılı sonuna kadar yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri Kamu İhale Kanunu'na tabi olmayacak. Alımlara ilişkin usul ve esaslar, iki bakanlığın müşterek hazırlayacağı yönetmelikle rekabete açık şekilde düzenlenecek.

Avrupa'daki ırkçılar Müslüman karşıtı gösteriye hazırlanıyor

STOCKHOLM - Avrupalı aşırı sağcı gruplar Danimarka'da toplanarak müslüman karşıtı yürüyüş yapmaya hazırlanıyorlar. Danimarka polisi gösteriden dolayı endişeli olduğunu açıklarken, ABD Büyükelçiliği, vatandaşlarını dikkatli olmaları konusunda uyardı. Danimarka polisinden yapılan açıklamaya göre, Avrupa'nın dört bir yanından ırkçı görüşlere sahip gruplar, Danimarka'nın ikinci büyük kenti Aarhus'a geliyor. Gösteri için Danimarka polisi yoğun güvenlik önlemleri aldı.

Emniyet Müdürü Jacob Scharf, müslümanlara karşı yapılacağı açıklanan gösteriye, başta Danimarka olmak üzere, İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya, Polanya, Bulgaristan, Fransa ve İngiltere'den çok sayıda aşırı sağcı ve ırkçı grupların beklendiğini bildirdi. Scharf, bu grupların çağrısı ile yapılacak olan gösteriye katılacak olanların Avrupa'daki neo-Nazi gruplar ile bağlantılı olduklarını ve gösteriden dolayı endişeli olduklarını ancak tüm karşı hazırlıkların yapıldığını bildirdi.

'Tutuklu' RedHack 350 siteyi hack'ledi

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün sitesini çökerterek ismini duyuran RedHack (Kızıl Hackerlar) şimdi de çeşitli emniyet müdürlüklerine ait yaklaşık 350 internet sitesini birden kullanılamaz hale getirdi. RedHack, şubat ayında Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesini çökerterek özellikle ‘ihbar’ları içeren çok sayıda gizli bilgi ve belgeyi ele geçirmişti.

1997’den beri faaliyetlerini sürdüren Kızıl Hackerlar bu eylemlerinin ardından dikkatleri üzerine toplamıştı. Ankara’da bilişim suçlarıyla ilgili savcılık kısa sürede harekete geçmiş ancak RedHack’in suçlarının özel yetkili savcılığın alanına girdiğine karar vermişti. Özel Yetkili Ankara Başsavcılığı’nın sekiz ilde başlattığı operasyonda gözaltına alınan 17 kişiden 7’si ‘terör suçları’ kapsamında tutuklanmıştı. RedHack, üç gün önce yeniden faaliyete geçti. Önce emniyete ait polis yurdunun sitesini hackledi. Ardından İstanbul dışındaki çok sayıda şehrin aralarında bulunduğu emniyete ait yaklaşık 350 siteyi işlemez hale getirdi. RedHack yaptıkları eylemle ilgili Radikal’e şu açıklamalarda bulundu: “KESK’e yönelik polis şiddetini protesto etmek ve KESK’li emekçilere destek vermek istedik. Aynı zamanda RedHack tutuklanmalarında alınanların masum olduğunu göstermek, serbest bırakılmalarını istemek amacıyla bu büyük eylemi yaptık. Eylemimizi 30 Mart 1972’de özgür bir dünya kurmak amacıyla mücadele eden ve hunharca katledilen Mahir Çayan’a da ithaf ediyoruz.”

RedHack üyeleri bugüne kadar yakalanmamalarının nedenini de ”Yakalanmıyoruz çünkü onlar bizi nerede sanıyorsa biz orada değiliz. Biz orada değilken, nerede olduğumuzu düşünüyorlarsa aslında orada da değiliz. Hadi bizi buldular. En önemlisi bizim biz olduğumuzu ispatlamaları imkânsıza yakın” diye özetledi.

29 Mart 2012 Perşembe

AKP ve MHP gericilik yarışında

'Kuran ve Peygamberin Hayatı' seçmeli ders olacak, imam hatiplerin orta okul bölümleri açılacak.

4+4+4 yasası ile eğitimin tamamen dinselleştirileceği eleştirisini doğrular biçimde AKP ve MHP'li vekiller önerge yarışına girdi. "Kuran ve Peygamberin Hayatı" isimli seçmeli ders olması ve imam hatiplerin orta okul bölümlerinin açılması için verilen önergeler kabul edildi.

TBMM Genel Kurulu'nda 4+4+4 yasa tasarısı ile ilgili görüşmeler sürüyor. AKP'li ve MHP'li vekiller de yasanın içeriğinin daha da dinselleştirilmesi ve muhafazakar toplumsal kesimlere takdirini kazanmak için yarışıyor. 2 parti de orta okul ve liselerde müfredata "Kuran ve Peygamberin Hayatı" isimli seçmeli ders konulması için önergeler hazırladı.

MHP ayrıca "imam hatiplerin orta okul bölümlerinin açılması" için de önerge verdi.

AKP'li vekiller "Zaten yönetmelikle Kuran'ın seçmeli ders olacağını ve imam hatiplerin ortaokullarının açılacağını" belirterek önergeye gerek olmadığını belirttiler ancak MHP'nin ısrarı üzerine AKP de bu konuda önerge hazırlanmasına karar verdi. AKP ile MHP'nin uzlaşması sonucunda "İlköğretim kurumları dört yıl süreli ve zorunlu ilkokullar ile dört yıl süreli, zorunlu ve farklı programlar arasında tercihe imkân veren ortakokullar" ifadesinden sonra gelmek üzere maddeye "imam hatip ortaokullarından oluşur" ibaresi eklendi. 

Meclis'te 4+4+4 konusunda görüşmeler sürer ve AKP ile MHP yasayı daha da dinselleştirmek üzere yarışırken, polis öğretmenlere ve halka vahşice saldırdı. Polis, eğitim emekçilerinin bütün illerden Ankara'ya gelerek eğitim sistemini kökten değiştirecek yasaya ilişkin sözlerini söylemelerini engellemek için otobüslerin kalkışına izin vermemiş ve birçok ilde öğretmenlere vahşice saldırmıştı.

Erdoğan'ın 'dindar nesiller yetiştireceğiz' çıkışının ardından Meclis gündemine taşınan tasarıya birçok demokratik kitle örgütü, siyasi parti tepki gösteriyor. (soL)

RedHack polis teşkilatını dansa davet etti!

RedHack, emniyete ikinci büyük sanal saldırıyı gerçekleştirdi. Ankara Emniyet Teşkilatı sitemine girerek “muhbirleri” deşifre eden RedHack bu kez, Türkiye'deki polis sitelerinin % 95'ini hackleyerek erişime engelledi. RedHack tarafından twitterda şunlar dile getirildi: “Sonuç olarak biz buradayız adamım, hadi biraz dans edelim. Ve bu sucu islemekten onur duyuyoruz! Çünkü tarih bizi belki hapisle sınayacak, ama sizi şerefsizlikle hatırlatacak!” Polislerin 20 Mart günü düzenlediği eşzamanlı operasyonlarda 17 genci “hacker” diye gözaltına almış, bunlardan 7’sini tutuklanmıştı.

Sanal aktivistler, kendilerinin dışarıda olduğunu ve Facebook’tan gençlerin toplanıp tutuklandığını bildirmişti Bugün de polis sitelerini hakledikten sonra RedHack, Twitter’dan şunları yazdı: “Bulduğunuz masum insanları kurbanlık koyun gibi hapse atıyor, bizleri bulduğunuzda 36 yıl vereceğinizden söz ediyorsunuz! Siz elinizdeki medya ve güç organlarıyla bize sansür getirmeye bize olan desteği ‘insanları korkutarak’ kesmeye çalışıyorsunuz! Evet biz suçluyuz! Siz kendi halkınızı coplarken, biz halkımızı coplayanları hackledik! Tek sucumuz bu! Ve siz bize terörist diyorsunuz. Simdi biz tutuklanmadıysak içeride yatan ve biri 17 yaşında bir kız öğrenci olan 7 kişi neden tutuklu? Sessiz kalacakmıyız? 1 haftada yakalanırlar, "özel savcıdan sonra korkarlar" artık kayıplara karışırlar diyenler; iddiayı kaybettiniz sökülün yemekleri çayları:)

Facebook, Blogger, WP gibi sağlayıcılar tüm sitelerimizi kapattı. Facebook’ta adımıza açılan "resmi" denilen sitelerin bizimle alakası yoktur. Kendi ilinizin veya ilçenizin sitesine girin açılıyorsa şanslı %5'e sahipsiniz, açılmıyorsa daha şanslı olan %95'tensiniz.”

Erdoğan'dan Facebook harekatı

Sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta Başbakan Erdoğan’a hakaret eden kişiler hakkında soruşturma açıldı. Başbakan’ın şikâyeti üzerine Facebook’taki incelemede 3 bin sayfa belirlendi, çok sayıda ifade alındı.  

Erdoğan’ın avukatlarının geçen yıl yaptığı şikayetler üzerine sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta Erdoğan’a hakaret eden ve küçük düşürücü görüntüler yayınlayan kişiler hakkında soruşturma açıldı. Avukatların başvurusunun ardından inceleme açan Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’nın “Bu sayfaları ve kişileri belirleyin” talimatı üzerine harekete geçen Bilişim Polisi, Facebook üzerinde söz konusu profilleri ve hakaret içeren yazı ve görüntüleri tek tek saptadı. Tespit edilen yaklaşık 3 bin profil hakkında yasal işlem başlatıldı.

Bu sayfaların sahte olup olmadığını da araştıran polis, IP adresleri üzerinden adreslerini tespit ettiği kişilerin ifadelerini aldı. İstanbul’da oturanlar emniyete çağrılırken, diğer illerdeki kişiler için savcılığa yazı gönderildi. Bu kişiler hakkında “Başbakan’a sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret” suçlamasıyla soruşturma açıldı. Soruşturma kapsamında birçok kişinin Facebook profilinin kapatıldığı, bazı kişilere de kapatma uyarısı yapıldığı öğrenildi. Bu yöndeki soruşturmanın daha uzun süre devam edeceği belirtilirken, bundan sonra da aynı içerikli sayfa açan kişilere de yasal işlem yapılacak. Suçlanan kişilere dava açıldığı takdirde 2 yıla kadar hapisleri istenebilecek. (Gazete Habertürk)

KESK eylemine polis müdahale etti (Video)

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.


Kızılay Meydanı’nda toplanan grup, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkan kanun teklifinin görüşülmesini protesto etmek için TBMM’ye yürümek istedi. Gruptakilere destek olmak için bazı CHP’li ve BDP’li milletvekilleri de Kızılay’a geldi. CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, polis yetkilileriyle görüşerek, grubun demokratik bir eylem yaptığını, TBMM’ye kadar yürümelerine izin verilmesini talep etti. Polis ise eylemin yasa dışı olduğunu belirterek, güvenlik açısından talebin gerçekleştirilemeyeceğini söyledi. Görüşmelerin ardından polis minibüsünden eylemcilere dağılmalarına yönelik anonslar yapıldı. Anonslara rağmen eylemi sürdüren gruptakiler, polislere taş, şişe ve sopa attılar. Eylemcileri durdurmaya çalışan polis, tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etti. Müdahalenin ardından dağılan gruptakiler ara sokaklara kaçarken, alandaki birçok iş yeri kepenklerini kapattı. Eylem nedeniyle bir polis helikopteri de havadan gözetim yaptı. (Radikal)

DTP eski milletvekiline 15 yıl hapis

Özel Yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasına Şerafettin Halis'in avukatı Hasan Doğan katıldı. Mahkeme heyeti, duruşmada tarafların son taleplerini aldı. Avukat Doğan, müvekkilinin işlediği belirtilen suçların oluşmadığını ileri sürerek beraatını istedi.

Savcı da esas hakkındaki mütalaasında, Şerafettin Halis'in cezalandırılmasını talep etti. Mahkeme heyeti, Halis'in, 2008, 2009, 2010 ve 2011 yıllarında Tunceli ve Elazığ'da yaptığı konuşmalar dolayısıyla açılan ve daha sonra 7 ayrı dosyada birleştirilen “terör örgütü PKK/KCK propagandası” suçlamalarıyla ilgili kararını açıkladı. Cezalarda indirime gitmeyen mahkeme heyeti, Şerafettin Halis'e, 7 ayrı dosya ile ilgili toplam 15 yıl 7 ay hapis cezası verdi. Avukat Hasan Doğan, verilen cezaların birçoğunun Halis'in milletvekili olduğu dönemde, Tunceli ve Elazığ'daki nevruz programlarında, festivallerde ve halk toplantılarında yaptığı konuşmaları içerdiğini belirterek, bu konuşmalarında amacın propaganda yapmak olmadığını savundu.

Yasemin Karadağ tahliye edildi

Bir böbreği olmayan, diğeri de yüzde 18 çalışan, ayrıca yüksek tansiyon hastası olan Karadağ, kemik erimesi nedeniyle boyunun 1,60'dan 1,53'e düştüğünü, 40 kiloya kadar zayıfladığını anlatmıştı. Karadağ Bakırköy Kadın ve Çocuk Cezaevi'nden 22 Mart'ta çıkarılarak, SSK Samatya Hastanesi'ne sevk edildi ve tedavi altına alındı. Devrimci Halk Kurutuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) üyesi olmaktan 15 yıla kadar hapsi istenen 42 yaşındaki Karadağ, yedi aydır tutukluydu. Karadağ, Kayseri Üniversitesi'nde elektronik teknikerliği okurken, siyasi nedenlerle okuldan atıldı. DHKP-C üyesi olmaktan 12 yıl hapis yattı. Bir böbreğini cezaevindeyken kaybetti. 2004'ün sonunda cezası bitti; sonra birkaç kez gözaltına alındı, tutuklandı ama her seferinde serbest bırakıldı.

2010'da beyin kanaması geçirdi ve bir ay hastanede kaldı. 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 28 Şubat'ta görülen ikinci duruşmada, mahkeme Karadağ'ın tutukluluğunun devamına karar vermişti. Mahkeme ayrıca Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınarak hastalıklarının belirlenmesini istemiş, avukatları ise devlet hastanelerinden alınan raporları mahkemeye sunmuştu. Karadağ'ın bir sonraki duruşması 12 Haziran'da. (CNNTurk)

ABD'den Erdoğan'a 2. veto

Erdoğan, İran mesajlarını Seul'deki Zirve'de Obama'dan teslim aldı. Bu mesajları götürmek üzere Güney Kore'den İran'a geçti. Çantasında, Amerika'nın İran'a nükleer baskının yoğunlaştırılması doğrultusundaki talepler vardı. Ancak Amerika'nın İstanbul vetosu Erdoğan'ı boşa düşürdü. Erdoğan'ı İran'da, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi karşıladı. Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Başyardımcısı Muhammed Rıza Rahimi'yle görüştü. Ardından Meclis Başkanı Ali Laricani ile bir araya geldi. Görüşmelerin baş sırasında P5+1 ülkeleriyle nükleer müzakereler vardı.

Son dönemde, AKP Hükümeti yetkilileri nükleer müzakerelerin İstanbul'da olacağını vurgulamıştı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Salihi'nin açıklaması durumun öyle olmadığını ortaya koydu. Salihi, müzakerelerin 13 Nisan'da olacağını, ancak yerin henüz belirlenemediğini açıkladı. İranlı yetkililer, durumun perde arkasını Ulusal Kanal'a anlattı. Buna göre görüşmelerin İstanbul'da olmasını Amerika istemedi. Bu durum, Erdoğan-Obama Zirvesi'nin ardından yapılan basın toplantısına da yansıdı.

Obama, İran'la nükleer müzakerelerin başlamasından söz etti. Ancak görüşmelerin İstanbul'da olmasıyla ilgili bir açıklama yapmadı. AKP Hükümeti aynı zamanda Amerika'nın İran'a yaptırım baskısı altında. İran'la ticaret yapan ülkelere yaptırım uygulayacağını açıklayan Obama Yönetimi, Türkiye'ye bu konuda muafiyet tanımayacağını dile getirdi. Washington, Türkiye'ye İran'dan petrol ve doğalgaz alımını kısa süre içerisinde en alt seviyeye indirmesini telkin ediyor. Bu durumun farkında olan İran tarafı, mesaj yüklü açıklamayı Erdoğan'ı karşılama sırasında havalanında yaptı. İran Dışişleri Bakanı Salihi, 16 milyar dolar hacmindeki Türkiye'yle ticari ilişkilerin 2015'te 35 Milyar Dolar'a çıkarmayı hedeflediklerini belirtti. Salihi'nin açıklaması Amerika'ya karşı İran'ın elinin zayıf olmadığını gösteriyor.

'Sosyalistlerin Meclisi'nden Ergenekon sanıklarıyla dayanışma mektubu

"Sosyalistlerin Meclisi", AKP döneminde yürütülen tüm siyasi soruşturma ve davaları gayrımeşru ilan etti. Meclis, AKP hukukuyla tutuklanan binlerce kişiyi temsilen bazı siyasi tutuklulara birer dayanışma mektubu gönderecek. Listede, Doğu Perinçek, Yalçın Küçük, Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu, Hatip Dicle, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi isimler de var.

"Sosyalistlerin Meclisi", haksız yere aylardır tutuklu olarak yargılanan binlerce siyasetçiyi temsilen, bazı öncülere dayanışma mesajı iletmeyi kararlaştırdı. "Sosyalistlerin Meclisi", dayanışma mektubu gönderecekleri öncü isim listesini kamuoyuna ilan etti. Mektupta, siyasi iktidarların hukuku kendilerine göre yontma çabalarına sıklıkla rastlandığı vurgulandı. Dayanışma Mektubunda, AKP Hükümeti dönemindeki uygulamalrın ise, bugüne kadar görülmemiş bir pervasızlık örneği olduğu ifade edildi.

Sosyalistlerin Meclisi:
“İçinde bulunduğumuz dönemde süregiden tüm siyasi soruşturma ve davaları, zarar görenin kim veya hangi düşünce veya akımın taraftarı olduğuna bakmaksızın gayrımeşru ilan ediyoruz.” "Sosyalistlerin Meclisi", mektubu, emekten yana bir toplumsal yaşamı arzulayan tüm dostları temsilen, Doğu Perinçek, Yalçın Küçük, Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu, Hatip Dicle, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve Müge Tuzcuoğlu'na iletecek. "Sosyalistlerin Meclisi", geçen yıl Ekim ayında, aralarında Ataol Behramoğlu, Aydemir Güler, Aziz Konukman, Erinç Yeldan, İlhan Cihaner, İzzettin Önder, Kemal Okuyan, Korkut Boratav, Nihat Behram, Rıfat Okçabol'un da yer aldığı bir grup aydın öncülüğünde kurulmuştu.

CHP, MHP, BDP: Eğitimde kim, ne istiyor?

AKP, 4+4+4 yasa teklifinde nasıl bir eğitim modeli inşa etmek istediğini açıkça ortaya koydu. Peki ya muhalefet ne istiyor? İşte yanıtı...

AKP'nin 4+4+4 kesintili eğitim teklifi Meclis Genel Kurul'unu da hareketlendirdi. Peki, “Eğitimde kim nasıl bir model istiyor?” Temel tartışma konularından biri, eğitimde dini motiflerin olup olmayacağı… CHP din eğitimine karşı olmadığını en yetkili ağızdan açıkladı.

Kemal Kılıcdaroglu: “Din eğitimi getirecekseniz buna karsı olan yok ki. Elbette ki çocuklarımız din eğitimi de alacaklardır ama nasıl bir din eğitimi, ne zaman bir din eğitimi. Oturup bunu bu işin uzmanları konuşacaklar, getirecekler, biz de kabul edeceğiz” MHP’de Kur'an'ın seçmeli ders olması için yasa teklifi vereceğini açıkladı.

Oktay Vural: “Komisyonda, ‘peygamberin hayatı ve kuran seçmeli ders olsun’ teklifimizi görüştürmedi AKP. Bakalım genel kurulda ne yapacaklar? Ne kadar samimi olduklarını orada göreceğiz.” BDP'nin temel talebi ise anadilde eğitim. BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, "anadilde eğitim yoksa destek de yok" dedi.

Hasip Kaplan: “AKP, eğitimi kendi siyasi emellerine uygun hale getirmek istiyor. Bu sisteme karşıyız. Anadilde eğitimi esas almayan, ırkçılıktan, resmi ideolojiden arındırılmayan hiçbir eğitim sistemini kabul etmiyoruz”

28 Mart 2012 Çarşamba

Engellere rağmen KESK meydanda!

KESK, Ankara Valililiği'nin yasağına rağmen 4+4+4 eğitim sistemini protesto için Ankara'da yürümeye kararlı. Ankara Valiliği şehir girişlerinde önlem aldı, Türkiye'nin dört bir yanından gelen KESK eylemcilerine dün geceden itibaren izin verilmemişti. Ancak gerginlik tırmanınca jandarma önce kimlik kontrolü yaptı, ardından ise otobüslerin kente girişine izin verdi. Ankara'da bulunan KESK üyeleri, kentin iki noktasında buluşmaya başladı. Bir grup Celal Bayar Bulvarı'nda, diğer grup Gazi Mustafa Kemal Bulvarı'nda. KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, hurriyet.com.tr'ye nihai hedefin her iki grubun da Tandoğan Meydanı'na gelmesi olduğunu, buradan da Kızılay'a yürünmesi konusunda kararlı olduklarını söyledi.

YÜRÜYÜŞ OLURSA POLİS MÜDAHALE EDECEK
Ankara polisi ise Kızılay yönünde panzerlerle barikat kurmuş durumda. Tandoğan Meydanı’ndaki gösteriyi izleyen polis, göstericilerin yürüyüşe geçmesi durumunda ise müdahale edecek.

ADANA: Bugün ve yarın Ankara’da düzenlenecek olan 4+4+4’ü protesto eylemine katılmak üzere Eğitim-Sen üyeleri, 2 otobüsle 90 kişi yola çıktı. Adana Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü önüne gelen otobüsler, polisler tarafından durdurularak kimlik kontrolü yapılmak istendi. Eğitim-Sen üyeleri mahkeme kararı olmadan kimlik kontrolü yapılamayacağını söyleyerek buna karşı çıktı. Polis, otobüslerin hareket etmesine izin vermeyince yaklaşık 90 kişi sloganlar atarak eylem yaptı. Eğitim-sen Adana Şube Başkanı Kamuran Karaca, engellendiklerini belirterek, "Engellenme nedenini öğrenmeye çalışıyoruz. Gerçekten de farklı gerekçeler öne sürülüyor. Önce kimlik kontrolü yapılacak dendi. Mahkeme kararı olmadan kimlik kontrolü yapılması usulsüzdür diye itiraz ettik arkasından trafik polisleri devreye girdi. Araç üzerinden taşınan yolcuların kimliklerini bilmemiz lazım diyor. Bu tamamen keyfi bir tutumdur. Eyleme katılımımızı engellenmek için yapılan bir tutumdur. Biz Eğitim-Sen Adana Şubesi olarak KESK Adana Şubeleri platformu olarak bu tür haksız tutumlara teslim olmayacağız, Ankara’ya ulaşmakta kararlıyız" diye konuştu. 4+4+4 grevi için, Adana’dan yola çıkan Eğitim-Sen üyeleri göz altına alındı. Eylemciler, polisin otobüslerin bağlandığını söylemesi üzerine otobüsleri göndermek istemedi. Otobüsleri kiraladıklarını ve göndermeyeceklerini söyleyen 90 kişi, göz altına alınarak polis otobüsü ile Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne götürdü.

BURSA: TBMM’de 4+4+4 sistemi görüşülmeye başlanmasıyla birlikte eğitim sistemine tepki gösteren yaklaşık yüz kişilik KESK üyesi Merkez Osmangazi ilçesi Fevzi Çakmak Caddesi üzerinde gece yarısı toplandı. Ankara’da yapılması planlanan eyleme katılmak isteyen grup üyelerini Ankara’ya götürmek isteyen otobüslerün şehir merkezine girmelerine polis tarafından izin verilmedi. Grup üyeleri polise tepki göstererek Şehreküstü meydanında soğuktan üşüyünce çevreden topladıkları kağıt ve tahta parçalarını yakıp, ısınıp etrafında halay çekti. Çevik kuvvet ekiplerinin aldığı güvenlik önlemleri sırasında polis müdürlerine yaptıklarının kanunlara aykırı olduğunu, kararın yargı kararı değil idari karar olduğunu söyleyen grup üyeleri "Seyahat özgürlüğümüzü kısıtlıyorsunuz alınan karar mahkeme kararı değil, sizleri dinlemeyeceğiz, hakkımızda rapor tutup gereken yerlere şikayetinizi bildirin" dedi. Polis müdürleri Ankara’da yapılması planlanan eylemin Valilik tarafından yasaklandığını ve herhangi bir olay çıkmaması için gidişlere kesinlikle izin verilmeyeceğini söylemeleri üzerine iki saat süreyle Şehreküstü meydanında halay çekip slogan atan KESK üyeleri sessiz bir şekilde dağıldı.

ANTALYA:  Anafartalar Caddesi üzerinde kendilerini Ankara’ya götürecek olan otobüsün engellendiğini belirten KESK ve Eğitim-Sen üyeleri gece yarısı oturma eylemi düzenledi. Işıklı kavşakta yolun bir kısmını trafiğe kapatan yaklaşık 50 kişilik grup sloganlar attı. Oturma eyleminin ardından basın açıklaması yapan Eğitim-Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez, "Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gitmeye çalışan kamu emekçileri gördüğünüz gibi bütün illerde bulundukları yerden çıkartılmamıştır. Bu şunu gösteriyor; AKP, kamu emekçilerinin gücünden KESK’in gücünden korkmaktadır, çekinmektedir. Muhalefet edilmesini istememektedir" şeklinde konuştu. Basın açıklaması esnasında KESK üyesi bir eylemci ile polis arasındaki tartışma arbedeye dönüştü. Kısa sürede kontrol altına alınan olay büyümeden sonlandı. Basın açıklamasının ardından kısa bir süre bekleyen grup olaysız bir şekilde dağıldı.

ALANYA: Ankara’ya gitmek için Saray Mahallesi’nde toplanan yaklaşık 30 kişilik grubun otobüsle yola çıkma isteğine polis izin vermedi. Sendika üyelerinin toplu olarak yola çıkma isteklerinde ısrarcı olmaları üzerine polis önlem olarak otobüse ait evraklara el koydu. Grup bir süre sloganlar attı. Sendika üyeleri adına açıklama yapan Eğitim-Sen Alanya Şube Başkanı Ali Koca, Alanya’dan hareket etmek isteklerinin engellendiğini belirterek, "AKP’nin ileri demokrasisi bizleri engelledi. Protesto ettiğimiz yasa halkın çıkarlarına ters bir yasaydı. Temel eğitim paralı hale getirilmek istenmekte. Okullar birer ticarethaneye çevrilmek istemektedir. Meclis'te çıkacak yasaları protesto etmek için çıkmış olduğumuz yolda polis tarafından engellendik. Hani ileri demokrasi vardı. Uzaya çıkacaktık, Alanya’dan bile dışarı çıkamıyoruz" dedi. Ali Koca’nın açıklamalarının ardında bir süre bekleyen grup, saz çalıp şarkılar söyledikten sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

İZMİR:  KESK’in düzenleyeceği 4+4+4 mitingi için Ankara’ya gitmek üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde toplanan 500 kişilik grup, evraklarının eksik olduğu gerekçesiyle polis tarafından engellendi. Topluluğu Ankara’ya götürecek otobüslerin trafik otoparkına çekilmesi üzerine grup, yaya olarak Ankara’ya gitmek istedi. Dağılmaları istenen ancak Cumhuriyet Bulvarı’nı araç trafiğine kapatarak Fevzi Paşa Bulvarı’na kadar yürüyen grubun önünü, bölgeye sevk edilen çevik kuvvet polisleri ile TOMA araçları kesti. Yürüyüşü sonlandırmak isteyen polis burada gruba cop ve kalkanla müdahalede bulundu. Yaşanan arbedenin ardından durdurulan grup, yaklaşık 1 saat boyunca Fevzi Paşa Bulvarı’nı araç trafiğine kapattı. Sloganlar atan grup polisin uyarılarına rağmen dağılmadı. Son olarak KESK’in Ankara merkezi ile görüşen topluluk üyeleri, yolu trafiğe açtı, eylemlerini Eğitim-Sen İzmir 1 No'lu Şube önünde sürdürme kararı aldı.

KONYA:  Ankara'daki eyleme katılmak amacıyla Konya’dan Ankara’ya gitmek için yola çıkan KESK ve Eğtim-Sen üyeleri polis tarafından engellendi. Sendika üyeleri aılnan bu kararı alkış ve sloganlarla protesto etti. Kararın haksızlık olduğu belirten Eğitim-Sen Konya Şube Başkanı Cebrail Bektaş," En demokratik hakkımızı yasalara aykırı olmaksızın bir basın açıklamasını gerçekleştirmek üzere yola çıkan arkadaşlarımızın seyahat özgürlüklerini engellenme ne kadar doğrudur. Demokratik anayasa diye önümüze konulan bu anayasanın ne kadar doğru bir anayasa olduğunu herkes birkez daha görmektedir. İçişleri Bakanlığı’nın bu talimatıyla emniyet güçleriyle karşı karşıya gelmek istemiyoruz. Bu kararlılıkla gerekirse günlerce bu mücadaleyi vermeye hazırız" dedi. Sendika üyelerini Ankara’ya getirmesi planlanan otobüs trafik ekipleri tarafından araç sigortasının günü geçtiği için ceza kesilerek otoparka çekildi.

KESK’TEN AÇIKLAMA
Kesk’in resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, "Bilinmelidir ki, kamu emekçilerinin kitlesel basın açıklaması yapmasının önünde hiçbir yasal engel yoktur. Yıllardır konfederasyonumuz, sendikalarımız tarafından gerçekleştirilen miting, basın açıklaması gibi eylem ve etkinliklerimize güvenlik güçleri müdahale etmediği sürece hiçbir olay yaşanmamıştır. Gerek çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesi, gerekse sendikal alana yönelik önemli değişiklikler içeren düzenlemelerden doğrudan etkilenecek olan geniş kesimlerin tepkilerini alan eylemleri ile göstermek istemesinden daha doğal bir yol yoktur. Kent meydanlarının barışçıl bir şekilde, demokratik tepkilerini ifade etmek isteyenlere kapatılmak istenmesinin hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Valiliğin yasaklama kararı anayasaya, evrensel insan hakları ilkelerine ve ülkemizin taraf olduğu uluslar arası anlaşmalara aykırıdır" denildi. KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, yaptığı açıklamada bu sabah başlayan eylemin yarın akşama kadar devam edeceğini belirterek, şehir dışından gelecek KESK’lilerle de Kızılay’da buluşarak eylemlerini yapacaklarını söyledi. Tombul dün akşamdan itibaren eylem için Ankara’ya doğru yola çıkan araçların engellendiklerini ifade ederken, “Bunlar sonra yaşanacakların sorumluluğu İçişleri Bakanlığı’nındır” dedi. Tombul’un açıklamasının ardından eylemciler, “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Çocuk İşçililere Hayır, Çocuk Gelinlere Hayır” “Baskılar Bizi Yıldıramaz” şeklinde sloganlar attı.

CHP'Lİ VEKİLLERDEN DESTEK
KESK’in 4+4+4’ü protesto eylemine, CHP Milletvekilleri Süleyman Çelebi, Hüseyin Aygün ile Musa Çam da destek veriyor. Çam, ANKA’ya yaptığı açıklamada “AKP’nin dayattığı 4+4+4 eğitim yasasına karşı KESK’in başlattığı mücadeleyle dayanışma için buradayız. AKP’nin dayatmalarına ve faşizme kaşı mücadele edeceğiz” dedi. Aygün de, 4+4+4’ün hukuksuz bir karar olduğunu söyleyerek, “Ulusal bir yasa hakkında görüş belirtmemizden daha doğal ne olabilir ki. Toplumda da, Meclis'te de konuşma ortamı yok. AKP’nin politikası susturma üzerine kurulu” diye konuştu.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers