30 Nisan 2012 Pazartesi

Devrimci Karargâh davasında 8 kişi tahliye edildi!

Sosyalistlerin ve gazetecilerin yargılandığı Devrimci Karargâh davasında, birinci ve ikinci dava dosyasından toplam 8 kişinin tahliyesine karar verildi. Tahliye edilen isimler şöyle, Necdet Kılıç, İbrahim Turgut, Osman Baha Okar, Semih Aydın, Şeyma Özcan, Gülseren Poyraz, Benay Can ve Umur Suyadal.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Devrimci Karargâh davasının 5. duruşmasında toplam 8 kişinin tahliyesine karar verildi.

MİT raporunun çıkarılması istendi
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Devrimci Karargah davasının bugün görülen 5. duruşmasında davaya giren iki dosyada da MİT raporlarının bulunmasına avukatlar tepki göstererek MİT raporlarının çıkartılmasını istedi. Avukatlar, dava dosyasında henüz yeni delil bulunmadığı için sürekli aynı savunmaları yapmak zorunda bırakıldıklarını da belirterek tahliye taleplerinde bulundu. Ayrıca davada suç delili olarak yer alan gizli tanık ifadelerine de değinen avukatlar, bahsi geçen PKK itirafçılarının ve gizli tanıkların mahkeme huzuruna çağrılarak dinlenmelerini talep etti.

Cemal Bozkurt’a duruşmadan men cezası
12’si tutuklu 57 kişinin yargılandığı ve eklenen dosyalarla da gittikçe büyümeye yüz tutan Devrimci Karargah davasının 5. duruşmasına tutuklu yargılanan Cemal Bozkurt, geçtiğimiz duruşma savcının tutukluluk halinin devamı yönünde görüş bildirmesi üzerine hakaret içerikli sözler sarfettiği için karara dek duruşmadan men edildi. Bozkurt’un bulunmadığı duruşmada diğer sanıklar ve avukatları söz aldı.

Hanefi Avcı: Bu komployu Ali Fuat Yılmazer yaptı
Hanefi Avcı, diğer sanıklardan ayrı olarak savunmasını yaptı. Avcı, mahkeme heyetine 500 sayfalık savunma sundu. “İddianamede sürekli Devrimci Karargah soruşturmasında gizliliği ihmal etmekle suçlanıyorum” diyen Avcı, kendisinin aslında istihbari dinlemelerde yapılan usulsüzlüklere ilişkin Adalet Bakanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na dilekçe sunduğunu belirtti. Hakkında sahte isimlerle çıkartılan dinleme kararlarına da değinen Avcı, Devrimci Karargah’la ilişkilendirilecek hiçbir ibarenin yer almadığını savundu.

Avcı, iftiraya uğradıklarını ifade ederek, “Bu komployu kim yapıyor? Ali Fuat Yılmazer, Erol Demirhan, Yurt Atagün” dedi. Ayrıca Avcı, davada yargılananlardan sadece Necdet Kılıç’ı tanıdığını ancak Kılıç’ın da bu örgütle ilişkisi olmadığını ifade ederek tahliye talebinde bulundu.

“Hanefi Avcı yazdığı kitaptan ötürü tutuklu”
Avcı’nın avukatı Refik Ali Uçarcı, yaptığı savunmada, Devrimci Karargah ile ilgili açılan diğer dosyaların ana dava ile birleştirilmesi hakkında konuştu. Uçarcı, “Ne birinci ne de üçüncü dosyada yer almamız söz konusu değil. İkinci dosyada da Devrimci Karargah ile ilişkiden değil, müvekkilim yazdığı kitap nedeniyle davaya bağlandı” dedi. Avcı’nın terör örgütü üyeliği ile değil, yardım etmekle suçlandığını belirten Uçarcı, somut delillerin bulunmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu.

“Baha Okar neden hala tutuklu?”
Gazeteci Baha Okar’ın avukatı Mehmet Kadıoğlu da savunmasına tahliye talebiyle başladı. Kadıoğlu, “Müvekkilimin bu sanıklardan bir tanesi ile bile ilişkisi yok. Bu nasıl örgüt? Kod adı yok, silah yok, hücre yok. Delil yok. Mantığınızı kavramaya çalışıyorum. Baha Okar neden hala tutuklu?” diye sordu.

PKK itirafçılarının usule aykırı teşhisler yaptıklarını ve mahkemeye neden çağrılmadıklarını da soran Kadıoğlu, Okar’a yöneltilen suçlamalar hakkında, “Bunlar ciddiye alınır kanıt değil. Ölen eski öğretmenine Ergenekoncu deniliyor. Bu adam nasıl örgüt üyesi? İki sene kampa gitti deniyor, o dönem nişanlandığı, iş yerinde bulunduğu görülüyor. Bu dava kurgulanmış, Avcı ile Kılıç’ın konuşmalarına rastlanmasalardı bu dava olmayacaktı” dedi.

“Adına cemaat, hizmet, vakıf deyin ama yargıya müdahale kanaati var” diyen Kadıoğlu, ifadeleri alınan itirafçı Muharrem Adıyaman, Nadir Cücük, Mahmut Kara, Bülent Dumru ve Osman Öztürk’ün mahkeme huzurunda dinlenmesini talep ederek, “Murat Karayılan’ın da ifadeleri bulunuyor ama herhalde onu tanık olarak çağıramayacağınız için gelmesini talep etmiyorum” dedi.

Ercan Kanar: “12 Eylül yargılamalar çağına geri döndük”
Avukatlar dava dosyasına giren MİT raporlarına da tepki gösterdi. Avukat Ercan Kanar, davaya dâhil edilen dosyalarla bir ucu açık torba yargılama yapıldığını ifade ederek, “12 Eylül yargılamalar çağına geri döndük” dedi. MİT raporlarının da dosyadan çıkartılmasını talep eden Kanar, “Mahkemeniz o belgeyi yargılama ortamına getirmemelidir” dedi. Ayrıca tutuklu sanık Cemal Bozkurt’un mahkemeden men edilmesine de, “Savunma hakkı ihlal edilemez” diyerek tahliye talebinde bulundu.

“Hakan Soytemiz’le görüştüğü iddia edilenler tahliye edildi”
RED dergisi yazarı Hakan Soytemiz’in avukatı Sezin Uçar da bahsi geçen iddialarda ciddi tutarsızlıklar bulunduğunu, Soytemiz’le görüştüğü iddia edilen diğer sanıkların tahliye edildiğini belirterek tahliye talebinde bulundu.

Tutuklu yargılanan Necdet Kılıç da 3 yıldır tutuklu yargılandığını ve hakkında suçlamaya neden olacak tek bir somut delil bulunmadığını söyleyerek tahliye isteminde bulundu. Avukatı da “Müvekkilim sadece iki polisin şahsi tutanağıyla bu davanın sanığı oldu” dedi.

“PKK itirafçıları mahkemede dinlensin”
İddianamede de yer alan itirafçıların ifadelerine ilişkin avukatlar, itirafçıların mahkeme huzurunda dinlenmesini istedi. Tuncay Yılmaz ve Semih Aydın’ın avukatı, eylemlerin dahi tartışılacağı delil olmadan yargılama yapıldığını söyleyerek, müvekkillerini PKK kampında gördüğünü iddia eden itirafçıların mahkeme huzurunda dinlenmesini ve itirafçıların Silopi Cumhuriyet Savcılığı’na vermiş oldukları ifadeleri talep etti.

“Biz devrimciyiz, yaptığımıza yaptık deriz”
Avukatların savunmasının ardından sanıklara söz verildi. Tutuklu yargılananlardan Fatih Aydın, Karacaahmet Mezarlığı’ndan 1. Ordu Komutanlığı’na saldırıyla ilgili olay yeri tespit tutanağı incelenmesi, parmak iziyle ilgili inceleme, evinde çıktığı iddia edilen envanterlerin incelenmesi gibi taleplerde bulundu. Necdet Güneş de suçlamalara ilişkin, “Biz zaten devrimciyiz, yaptığımıza yaptık deriz” dedi.

“Burada bir tane insanı tanımıyorum”
Ulaş Erdoğan, “Mahkeme heyeti baksın. Benim bir tane tanıdığım insan yok burada. Yazışmalarda geçen Hakan da Hakan Soytemiz değil. Örgüte ilişkin bir şey de yok. Her ilişkimiz örgütsel ilişki değildir” diyerek tahliye talebinde bulundu.

Soytemiz: “Cezaevinden ancak Mehmet Ağar çıkar”
RED yazarı Hakan Soytemiz, “Dosyadaki delil durumum ortada. Cezaevinde yattığım dönemde İstanbul’da olduğum söyleniyor. Cezaevinden çıkıp gideni bir tek Mehmet Ağar yapar. İki yıldır üye olmadığım ispat etmeye çalışıyorum, artık çalışmayacağım” dedi.

Baha Okar: “Irak’ta değil İstanbul’daydım”
Bilim ve Gelecek editörü Baha Okar, “İddianamede benimle ilgili tek önemli nokta, itirafçının Irak’a gittiğimi söylemesi, o tarihlerde İstanbul’da olduğumu kanıtladık. Mahkemenin dikkate alacağını umuyoruz” dedi. AİHM’nin itirafçıların beyanına göre tutuklama yapılabildiğini ancak yeni delil olmadığında serbest bırakılacağının yönünde verilen kararını okuyan Okar, tahliyesini talep etti.

1 Mayıs’ı kutladı, salonda alkışlandı
Sanık Tuncay Yılmaz, “Bütün işçilerin, emekçilerin, devrimcilerin 1 Mayıs’ını kutluyorum. Eğer bugün tahliye edilirsem fiili olarak eğer tahliye edilmezsem ruhen yargın 1 Mayıs alanlarında olacağım” demesi salonda alkışlara neden oldu.

Savcılık makamı tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamı yönünde görüşünü açıkladı. Mahkeme heyeti ara kararı açıklamak için ara verdi.
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin açıkladığı ara karar şu şekilde: Tutuklu sanıklar Necdet Kılıç, İbrahim Turgut, Osman Baha Okar ve Semih Aydın’ın tutuklu kaldıkları süre, suç vasıflarının değişme ihtimali göz önüne alınarak tahliyelerine,
 Diğer dosyada bulunan tutuklu Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Şeyma Özcan, Gülseren Poyraz, Benay Can ve Umur Suyadal’ın da tahliyesine,
Tutuklu sanıklar Fatih Aydın, Cemal Bozkurt, Ulaş Erdoğan, Özgür Dinçer, Hakan Soytemiz, Tuncay Yılmaz, Hanefi Avcı ve Necdet Öztürk’ün tutukluluk hallerinin devamına, 
Diğer dosyada bulunan tutuklu Tamer Taş, Emrol Pamuk, Onur Erkurt, Ağca Kaya, Ersin Sarıçam, Mehmet Güneş, Bayram Akdoğdu, Deniz Küçükpumin, Vedat Yıldız ve Volkan Karakuş’un da tutukluluk halinin devamına, 
Maktül Semih Balaban’ın eşi Filiz Zeynep Balaban, annesi Fadime Balaban vekili olarak Avukat Mehmet Kadir Filizler’in müvekkilleri adına katılma talebinin kabulü ile CMK’nın 237 ve diğer maddeleri uyarınca kabulüne, 
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı vekilliğine müzekkere yazılarak Nadir Cücük’e ait tüm ifadelerin teşhis tutanaklarının, bilgi ve belgelerinin tasdikli suretlerinin ivedi olarak mahkememize gönderilmesinin istenilmesine, dava açılmış ise müzekkerenin ilgili mahkemeye tevdi ile aynı hususların yerine getirilmesinin istenilmesine, 
 Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazılarak 2006/3023 soruşturma sayılı dosyada Muharrem Aydın’a ait tüm ifadelerin teşhis tutanaklarının, bilgi ve belgelerinin tasdikli suretlerinin ivedi olarak mahkememize gönderilmesinin istenmesine, dava açılmış ise müzekkerenin ilgili mahkemeye gönderilmesi ile aynı hususların yerine getirilmesinin istenilmesine,
MİT raporunun dosyadan çıkarılması hususunun incelenip bu husustaki taleplerin değerlendirilmesine, 
Sanık Cemal Bozkurt’un duruşmaya getirilmeme yasağının kaldırılması yönündeki sanık müdafiinin talebinin gelecek celse değerlendirilmesine, 
Gelecek celse İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne taşınılacağından sanık sayısının çokluğu, tarafların çokluğu, bir kısım sanıklar için tensip yapılacak olması, duruşma görüntülü yapılma ihtimali göz önüne alınarak duruşmanın bırakıldığı 7 Ağustos 2012 günü Çağlayan Adliyesi’ndeki büyük salonun mahkememize tahsis edilmesi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılarak gönderilmesine, 
Günlerin de dolu olması nedeni ile duruşmanın 7 Ağustos 2012 günü saat 11:00’de yapılmasına oy birliğiyle karar verildi.

21 Nisan 2012 Cumartesi

RedHack İçişlerinin sitesini hackledi: 'Takla atma sırası İçişleri Bakanın da'

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün sitesini çökerten hacker grubu, RedHack (Kızıl Hackerlar) dün de İçişleri Bakanlığı’nın sitesini hackledi. RedHack, bakanlığın dosya sistemine girerek, çok sayıda belgeyi ele geçirdiğini iddia etti. Emniyetin şifresinin 123456 olduğunu ortaya çıkaran RedHack, bu kez İçişleri Bakanlığı’ndaki kullanıcı olan ‘deneme’ olan hesabın şifresinin ‘123456’ olduğunu ileri sürdü. RedHack grubu dün İçişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan ve bakanlık çalışanlarınca kullanılan ‘Dosya Paylaşım Sistemi’ girdi. Her yetkilinin bir kullanıcı adı ve şifresinin bulunduğu sistemde tüm belge ve dosyaların yedeklerini aldıklarını öne süren RedHack üyeleri, şunları söyledi: “Dosya sistemine girmek için bakanlığın başka bir bölümünü kırdık ama bir türlü ulaşamadık. Son derece güvenliydi. Birkaç gün her şeyi denedik. Sonunda yorulmuştuk ki bir de ‘deneme’ kullanıcı adını ve ‘123456’ şifresini yapalım dedik. Şak içerideyiz. Ama kullanıcının erişebildiği alan sınırlıydı. Epey uğraştıktan sonra sonunda dosyaları indirdik.”

Oynama sırası sende
RedHack, sistemin açılış ekranına da kendi tasarladıkları görseli koydu. Dünya genelinde faaliyet gösteren ‘Anonymous’ hacker grubunun simgesi olan ‘Guy Fawkes’ maskeli bir fotoğrafla İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in fotoğrafının yer aldığı bir kolaj yaptı. Kolaja ‘Bizi sevmiyor musun?’ şeklinde bir de yazı ekledi. Sayfada İçişleri Bakanı Şahin’in geçen günlerde karşılaştığı bir vatandaşa “Nereden bileyim sevindiğini, takla at da görelim” sözlerine gönderme yaparak, ‘Oynama sırası sende İdris’ ifadesi kullandı.

Ayrıca gruplarına yönelik gözaltılarla ilgili bir de mesaj yayınladı: “Suçsuz insanları RedHack diye almaya devam edersen yayınlarız! Bakalım sen mi oynayacaksın halk mı? Göreceğiz.” Radikal’in ulaştığı İçişleri Bakanlığı yetkilileri, hackleme olayının doğru olduğunu belirterek, bu konuda çalıştıklarını söyledi. Henüz ne tür bir saldırıya uğradıklarını bilmediklerini belirten yetkililer, tespitlerin ardından ona göre hareket edeceklerini ifade etti. Bakanlığın dosya sistemi birkaç saat hack’li kaldıktan sonra kullanıma kapatıldı. Bu arada RedHack’in İçişleri Bakanlığı’nın sitesini hacklemesi Twitter’da en çok konuşulan konular arasına girdi. RedHack önceki gün de Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet sitesini bir süre bloke etmişti.

Polisin de sistemini çökerttiler
1997’de kurulan RedHack (Kızıl Hackerlar) kendilerini, ‘Ezilen halklarin dijital alandaki örgütlü sesi olarak’ tanımlıyor. RedHack, en fazla ses getiren eylemini 27 Şubat’ta gerçekleştirdi ve Ankara Emniyet Müdürlüğü ile Ankara’ya bağlı bazı ilçeler ile birkaç ilin emniyete ait sitelirini de hackledi. www.ankara.pol.tr sitesine tıklandığı zaman bir süre RecHack’in sitesi açıldı. RedHack, emniyete ait gizli belgeleri de açıklamaya başladı. Radikal, 4 Mart’ta ‘RedHack’ grubuyla konuşarak yaptığı haberde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün şifresinin ‘123456’ olduğunu duyurmuştu. RedHack grubuyla ilgili ilk soruşturmayı bilişim suçlarına bakan savcılık başlatmış ardından da dosya ‘yetkisizlik’ kararıyla özel yetkili savcılığa devredilmişti. Ankara Özel Yetkili Başsavcılığı’n gruba yönelik başlattığı operasyonda 17 kişi gözaltına alınmış, bunlardan yedisi tutuklanmıştı. Ancak Redhack üyeleri, gözaltına alınmadıklarını, kendilerinin yerine facebook’tan redhack haberlerini paylaşan gençlerin tutuklandığını, kendilerininse görevlerinin başında olduklarını söylemişti.

Küba Beşlisi için uluslararası mücadele büyüyor

1998 yılından bu yana ABD'de adaletsiz biçimde tutsak edilen 5 Kübalı kahramanın özgürlüğe kavuşması için verilen uluslararası mücadele, ABD hükümetinin tüm çabasına karşın her geçen gün büyümeye devam ediyor. 

Beşli'nin özgürlüğü için son eylem Washington'da sürüyor. Uluslararası Küba Beşlisine Özgürlük Komitesi tarafından başlatılan kampanyaya ABD’li ve uluslararası 272 kuruluş ve iki binden fazla kişi destek veriyor. Birinci ve ikinci gün beşliye destek veren 25 kuruluşun temsilcisi ABD’li 19 senatör ve 20 milletvekili ile görüştü. Böylece beşlinin davası ilk kez bu ölçüde ABD meclislerine taşınmış oldu.

Görüşme taleplerinin pek çok meclis ve senato üyesi tarafından kabul edilmesi olumlu bir işaret olarak karşılandı. Görüşmelere katılan aktivistlerden Louis Wolf’a göre Capitol Hill’de Küba beşlisi ya da Küba’ya ilişkin herhangi bir meselese hakkında lobi faaliyetinde bulunmak gerçek bir meydan okumaya tekabül ediyor. Görüşülen senatörlerden birisinin "ABD’nin Küba politikası Ortaçağlarda takılı kalmış durumda" sözlerine dikkat çeken Wolf, "verdiğimiz mücadelenin boşa olmadığını biliyorduk" dedi. Meclis üyelerine beşli davasının ayrıntılarına ilişkin bilgi verilmesinin yanı sıra ABD’nin uyguladığı abluka kapsamında seyahat yasağı gibi konular da soruldu.

Senatörlerden biri: "Küba’ya seyahat yasağı hiçbir sonuç vermeyen bir saçmalık" dedi. Kampanya’nın Avrupa koordinatörü Katrien Demuynck, Belçika senatosundan ve temsilciler meclisinden toplam 7 üyenin imzaladığı bir mektubu görüşülen ABDli senatör ve milletvekillerine iletti. Mektupta Belçikalı meclis üyeleri meslektaşlarını Obama’nın Beşli konusunda adım atmasını sağlamaları için girişimde bulunmaya davet ediyor. Demuynck diğer Avrupa parlamentolarından da benzer inisiyatiflerin ortaya çıkmasına gayret edilmesi gerektiğini söyledi.

Kampanyanın diğer etkinlikleri arasında “Suyun karşı yakasındaki gerçekler: Küba Beşlisinin Gerçek Öyküsü” adlı kitabın yazarı Kanadalı gazeteci ve yazar Stephen Kimber sunumu yer aldı. Sunuma Küba kökenli ABD’li profesör Arturo Lopez-Levy de yorumlarıyla katkıda bulundu. Etkinliğe ev sahipliğini Havana’daki ABD Çıkarları Ofisi’nin eski başkanı Wayne Smith yaptı. Kimber dava ile ilgili izleyicileri şaşırtan yeni veriler sundu. Bir başka etkinlik “Gerçek Terörist Ayağa Kalk” adlı belgesel film gösterimi Maryland Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Aynı üniversite kampüsünde yapılan bir başka etkinlikte politik aktivist ve yazar Angela Davis katılımcıları Küba Beşlisini destek için kampanyanın diğer etkinliklerine de katılmaya davet etti.

Kampanya boyunca etkinliklere katılacak olan önemli isimlerden bazıları şöyle: Peder Miguel D´Escoto, Nobel barış ödülü sahibi Adolfo Pérez Esquivel, Noam Chomsky, Danny Glover, Oliver Stone, Michael Moore, Cindy Sheehan ve Gayle McLaughlin. Türkiyeli Küba dostları kampanyaya 21 Nisan 2012 tarihinde saat 14:30’da Ankara’da yapacakları bir basın açıklaması ile destek verecekler. (soL)

Bosch'da mücadele sürüyor; patron Türk Metal, işçiler Birleşik Metal İş'ten yana

Bursa’da bulunan ve yaklaşık 6000 işçinin çalıştığı Bosch fabrikasında işçiler, Türk-İş’e bağlı Türk Metal Sendikası’ndan ayrılarak DİSK’e bağlı Birleşik Metal İş Sendikası’na üye oldu. İşçilerin Birleşik Metal İş Sendikası’na geçişleri 14 Mart’ta başlamış ve tüm engellemelere rağmen 3 günde Bursa’daki Bosch fabrikasında çalışan işçilerin yüzde 75’i Türk Metal Sendikası’ndan ayrılarak Birleşik Metal İş’e üye olmuştu.

Patron Türk Metal'le el ele
İşçilerin Birleşik Metal İş Sendikası’na geçişleri Türk Metal tarafından engellenmeye çalışılırken, Bosch işvereni işçilerin sendika seçiminde serbest olduğunu ve sürece müdahale etmeyeceklerini açıklamıştı. Ancak çoğunluk Birleşik Metal İş’e geçince patronlar da açıkça Türk Metal’den yana tavır aldı. İşçilerin Birleşik Metal İş’ten ayrılarak tekrar Türk Metal’e üye olması için işyerinde Türk Metal'e toplantılar yaptırıldı.

İşçiler Birleşik Metal İş’ten ayrılmayınca, bu defa patron bir toplantı düzenleyerek “Türk Metal’e dönmek isteyen işçilere baskı var, bunları cezalandıracağız” diyerek Birleşik Metal İş’in grup başlarını tehdit etti. Patronun grup başlarına yönelik baskıları, işten atma tehditleriyle devam etti. Bu süreçte yapılan baskılar grup başlarıyla sınırlı kalmadı. Birleşik Metal İş’e üye olan işçiler de tehdit edildi. Kimileri ise patron tarafından zorla istifa ettirildi. Fabrika yönetimi, işçilerin Türk Metal’e dönmesi için fabrika içinde ve önünde noterlerin çalışmasına izin verdi. Mesai saatlerinde dahi işçiler Türk Metal’e üye yapılmaya çalışıldı.

Türk Metal demir sopalarla saldırdı
Bosch patronunun Türk Metal’le el ele vererek yaptığı baskılara rağmen Birleşik Metal İş Sendikası fabrikada çoğunluğu elinde tutmaya devam ediyor. Öte yandan saldırılar da sürüyor. Geçtiğimiz Pazartesi, fabrika önünde zorla istifa ettirmeleri protesto eden işçilere ve Birleşik Metal İş yöneticilerine demirlerle ve sopalarla saldırıldı. Saldırıda birçok işçinin kolu ve parmağı kırılırken, çok sayıda işçi de hastaneye kaldırıldı. Bosch işvereninin kendi işçilerine Türk Metal çeteleri aracılığıyla saldırı düzenlendiğini belirten işçiler, saldırılara rağmen Birleşik Metal İş Sendikasından ayrılmayacaklarını dile getirdi.

Rexroth’ta da çoğunluk Birleşik Metal İş’te
Bursa’daki Bosch fabrikasının ardından, Bosch'un işletme kapsamında olmayan ve yaklaşık 1000 işçinin çalıştığı Bosch Rexroth'ta üretim yapan fabrikada da 22 Mart 2012 tarihi itibariyle çoğunluk Birleşik Metal İş Sendikası'na geçti.

Yetki tespiti için başvuru 4 Mayıs’ta
DİSK’e bağlı Birleşik Metal İş Sendikası Bursa Bosch ve Bosch Rexroth fabrikalarında çoğunluğu elinde tutarken, 2012-2014 dönemi için toplu sözleşme yapma yetkisinin hangi sendikaya ait olacağının tespiti için 4 Mayıs’ta başvuru yapılacak. Her iki fabrikada da işçiler 2012-2014 Metal İşkolu Grup Toplu İş Sözleşmesi'ne Birleşik Metal-İş ile girecek.

Muhalefet, Batı ve Körfez ülkeleri Annan planını bozmak için uğraşıyorlar

Suriye'de Annan planı çerçevesinde 12 Nisan'da yürürlüğe giren ateşkesin bozulması için muhalifler ve Batı dünyasının bir hayli gayretli olduğu görülüyor. BM Genel Sekreteri de, gözlemci grubunun görevini etkisizleştirmek için uğraşıyor.
Suriye'de, BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan'ın "barış planı" çerçevesinde 12 Nisan perşembe gününde yürürlüğe giren ateşkesin, bizzat gündeme getirenler tarafından bozulmaya çalışıldığı gelişmeler yaşanıyor. Silahlı muhaliflerin saldırılarının devam ettiği yönünde haberler görmezden gelinirken, gerek BM Genel Sekreteri Ban ki Moon'un, gerekse de Paris'te toplanan "Suriye'nin Dostları" toplantısından çıkan mesajlar, sürecin Suriye'ye yönelik baskının daha da artırılması için kullanıldığını gösteriyor.
Silahlı muhaliflerin saldırılarını haber vermek "suç"...
Bu arada ülkenin güneybatısında silahlı muhaliflerin Suriye güvenlik güçlerine yönelik saldırıları da devam ediyor. En son dün Youtube'a yüklenen bir video, Humus kentinde bombalama ve patlamaların yaşandığını gösterirken, devlet ajansı SANA da, ülkenin güneybatısında yer alan Dera kentinde silahlı muhalifler tarafından yol kenarına yerleştirilen bir bombanın patlaması nedeniyle 10 güvenlik personelinin yaşamını yitirdiği haberini verdi.
Suriye'deki iç karışıklığın başladığı 2011 Martı'ndan bu yana ölü ve yaralı sayıları konusunda ana akım medyanın referans aldığı şaibeli örgüt Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de, ateşkesin yürümeyeceği yönünde sürdürülen söyleme katkıda bulunmaktan geri kalmıyor. En son, ülke genelinde Cuma namazından sonra çıkan ülke genelinde yapıldığı iddia edilen yönetim karşıtı gösteriler düzenlendiğini ve güvenlik güçlerinin ateş açması sonucunda 15 kişinin öldüğünü ileri süren Londra merkezli örgüt, bazı camilerde askerlerin Cuma namazı kılması için sadece yaşlılara müsaade ettiğini, Humus ve Dera kentlerinde şiddetli patlamaların meydana geldiğini iddia etti.
Her iki tarafın da açıklamalarına yer veren ana akım medyada ise, Suriye yönetiminin bu haberleri ateşkesin yürümeyeceğine kanıt olarak göstermek istediği zannı yaratılırken, muhaliflerin iddiaları ise Suriye yönetimine baskı amacıyla kullanılıyor.
BM Genel Sekreteri, gözlem misyonunu dahi ortadan kaldırmaya çalışıyor
BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon, Annan Planı'nın bozulmasına yönelik çalışma yürütenlerin başında geliyor. Moon'un, AP haber ajansının "ele geçirdiği" belirtilen, BM Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta, ateşkesin başladığı tarihten bu yana şiddette ciddi bir düşüş olmakla birlikte son birkaç günde yeniden arttığını belirtti. Moon, 300 kişilik BM gözlem misyonunun Suriye’ye gönderilmesine karar vermeden önce ülkede ateşkesin uygulanıp uygulanmadığı dahil bütün gelişmeleri değerlendireceğini bildirdi.
Suriye yönetimini suçladığı görülen Ban, Annan’ın altı maddelik planının temel koşulu olmasına rağmen, askerlerin ve ağır silahların şehirlerden çekilmediğini iddia etti.
Geçtiğimiz gün yapılan NATO Dışişleri ve Savunma bakanları toplantısında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ı ateşkese rağmen halkına saldırmakla suçladı. Clinton'ın, NATO'nun sürece dahil olacağı sinyalini verdiği toplantıda, bunun gerekçesinin de bizzat AKP hükümeti tarafından sunulduğunu açıkladı.
NATO'nun 4. maddesi gündemde
Clinton, "Suriye'deki bu çatışma NATO'nun sınırında gerçekleşiyor. Geçen hafta Türkiye ve Lübnan topraklarına sınır ötesinden ateş açıldı. NATO müttefikimiz Türkiye cömertçe ağırladığı sığınmacı akını yanında Suriye ateşinde kendi topraklarında iki kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle halihazırda zarar gördü. Gelişmeler karşısında çok yakın temasta olmaya devam edeceğiz. BM gözlemcilerinin ilk dilimi Suriye'ye daha yeni ayak basmışken ve BM Güvenlik Konseyi, Kofi Annan'ın altı maddelik planına bağlılığını teyit etmişken Esad rejiminin silahları İdlib ve diğer bölgelerde evlere ateş etmeyi sürdürüyor ve Suriyeliler ölmeye devam ediyor" demişti.
Hillary Clinton, "Suriye'nin Dostları"grubunun Paris'te gerçekleşen üçüncü zirvesindeki konuşmasında ise, Türkiye'nin NATO'nun güvenlikle ilgili danışma mekanizmasını düzenleyen 4. maddenin yürürlüğe girmesi için başvurmayı düşündüğünü söyledi. Clinton, "Türkiye son iki gündür bakanlar zirvemizde NATO ile Suriyeli sığınmacıların yükünü ve bir hafta önce sınırda Suriye'den Türkiye'ye ateş açılmasını görüştü. Türkiye, resmi olarak herhangi bir üyenin sınır bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliği tehdit edildiğinde NATO içinde danışma mekanizmasını harekete geçiren 4. maddeyi işletmeyi düşünüyor" dedi. Clinton, ABD ve Türkiye'nin yabancı ülkelerden gönderilen yardımın toplanması ve Suriye içindeki gruplara dağıtımı konusunda muhaliflere yardım etmek için sınıra yakın bir bölgede "yardım merkezi" kurabileceklerini de ekledi.
NATO'nun 4. maddesi çerçevesinde bir üye ülke ulusal güvenliği, sınır bütünlüğü ya da bağımsızlığı tehlike altına girmesi halinde istişareler için diğer üye ülkeleri toplantıya çağırabiliyor. 4. madde aynı zamanda NATO kurucu anlaşmasının 5. maddesi için bir ön şart olarak da görülüyor. 5. madde ise bir üye ülkeye yapılan saldırının tüm ülkelere yapılmış bir saldırı olarak kabul edilmesi anlamına geliyor. Türkiye-Suriye sınırında geçtiğimiz hafta yaşanan olayda, 5. maddenin işletilebileceği gündeme gelmişti.
Rusya ve Çin, BM gözlemci misyonunu öne çıkarıyor
Suriye yönetiminin ve muhaliflerin Annan Planı'na uyup uymadığını denetlemek için oluşturulan ve 25 kişiden oluşan BM gözlem heyeti, ülkenin pek çok yerinde incelemelerde bulunmak üzere geçtiğimiz günlerde göreve başlamıştı.
Rusya Dıişleri bakanı Sergei Lavrov, tüm tarafları, Annan Barış Planı ve BM Güvenlik Konseyi kararı etrafında birleşmeye çağırırken, Suriye'deki barışcı protestolara karışan yabancı silahlı grupların Annan Barış Planı'nı tehlikeye atan işler yaptığını ve BM Güvenlik Konseyi'nin, ülkedeki tüm grupları gözetim altına alacak yeni ve daha geniş kapsamlı bir gözlemci misyonu oluşturulması doğrultusunda karar alması gerektiğini söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığı da, mevcut gözlemci heyetine katkıda bulunma yönünde istekli olduklarını açıkladı.
soL

Ciwan Hoca da 28 Şubatçı çıktı

Kürt Açılımı’nın konuşulduğu günlerde diaspora Kürtleri de açılımdan nasibini almıştı. Şivan Perwer de Ciwan Haco da Türkiye’ye davet edilmiş hatta Bülent Arınç, Almanya’da Perwer’in konserini izlemişti. Ciwan Haco ise Türkiye’ye geldi, Hülya Avşar’ın programına çıktı, beraber düet yaptılar.

Şimdi başka bir bahardayız.

Zaman Gazetesi’nde 18 Nisan günü, 28 Şubat soruşturması kapsamında evi aranan emekli Albay Alican Türk ile ilgili haberden aktaralım: “Türk’ün evinde aramalar sırasında halen Avrupa’da yaşayan Ciwan Haco’nun çok sayıda şarkı kaseti ve CD’lerinin çıktığı belirtildi. Türk’ün, annesinin Diyarbakırlı olduğunu ve Haco’nun şarkılarını çok sevdiğini söylediği kaydedildi.”

Meğer Ciwan Haco’nun pşyasada satılan CD’leri Emekli Albay Türk’ün evinde bulununca, polisler sormuş, o da açıklama yapmak zorunda kalmış. Annesinin Kürt olduğunu, Haco’yu dinlediğini polislere anlatmış. Zaman ise bu ayrıntıyı kaçırmamış. Anlaşılan Ciwan Haco’nun CD’leri 28 Şubat soruşturmasına delil oldu. 28 Şubat’ın kendisi bu kadarını yapmamıştı.

Kentsel dönüşümde tuzağa düşmeyin

TOKİ İstanbul Emlak Dairesi Başkanı Ali Seydi Karaoğlu, vatandaşları uyardı: “Master planını görmeden müteahhide evinizi vermeyin. Evinizin yerine okul veya cami yapılabilir” dedi.

Kentsel dönüşüm için düğmeye basıldı ancak master planları henüz netlik kazanmadı. Dönüşümde rol oynayan isimler, hak sahiplerini ve müteahhitleri master planı çıkmadan anlaşma yapılmaması konusunda uyardı. Bugün gazetesine konuşan Toplu Konut İdaresi Başkanlığı İstanbul Emlak Dairesi Başkanı Ali Seydi Karaoğlu, master planı hazırlanmadan parsel ve ada bazında yapılacak dönüşümün ilerde telafisi imkansız riskler taşıyacağına dikkat çekti.

İstanbul'un cazip merkezlerinde müteahhitlerin vatandaşlara 130 metrekare daire için 150 metrekare verme vaadinde bulunduğunu kaydeden Karaoğlu, "Bunlar bu dönüşüm sürecini tıkayacak en önemli tuzaklar. Bu tuzaklara düşülmemeli. Mutlaka dönüşüm master planının hazırlanmasını beklemek gerekiyor. Master planı hazırlanmadan parsel ve ada bazında yapılacak dönüşüm ilerde telafisi imkansız riskler taşıyacak" dedi. Kimsenin rant peşinde koşarak süreci tıkamaya hakkı olmadığının da altını çizen Karaoğlu, "İstanbul'da 3 milyon 600 bin konut var. Bunun 2 milyonu riskli ve dönüşmesi gereken bina stoku. Yüzde 100 imar artışı verilerek bu konutları dönüştürecek olursak, 2 milyon konut yapmamız lazım. Mevcut 2 milyon riskli konut sayısını ikiye katlayarak 4 milyon konut yaparsak, 2 milyon konutu kime satacağız. Sektör için en büyük tehlike bu" diye konuştu.

1 Mayıs Türk-İş'i böldü

Dört büyük işçi konfederasyonu 1 Mayıs’ı beş farklı alanda kutlayacak. Ancak bu ayrışma sadece konfederasyonları değil Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş’i böldü. Türk-İş, Kamu-Sen ve Birleşik Kamu-İş ile İzmir’de Bornova Meydanı’nda merkezi kutlama kararı aldı. 33 sendikanın ve 2.2 milyon işçinin örgütlü olduğu Türk-İş’in 10 sendikası ise bu karara kazan kaldırdı ve Taksim’de DİSK, KESK, TMMOB ve TTB ile kutlamaya katılacaklarını açıkladı.

Bu on sendika ise Aralık 2011’de Türk-İş Genel Kurulu’nda Sendikal Güçbirliği adıyla Başkan Mustafa Kumlu’ya karşı liste çıkaranlardan başkası değil. Sendikal Güçbirliği’nde yer alan Hava-İş’in Genel Başkanı Atilay Ayçin bırakın İstanbul, İzmir ve Ankara’yı 81 ilde kesinlikle Türk-İş’in kutlamalarına katılmayacaklarını söyledi. Geçen yıl tüm konfederasyonların çağrısıyla onbinlerce işçi Taksim Meydanı’nda bir araya gelmiş ve 1 Mayıs’ı birlik içinde kutlamışlardı. Ancak bu yıl ne olduysa olanlar oldu ve ilk toplantıda emek örgütleri ayrıştı. Her şey Kamu-Sen’in ilk toplantıda Kürt kelimesinin 1 Mayıs ortak bildirisinden çıkarılmasını istemesiyle başladı.

Buna KESK başta olmak üzere DİSK, TMMOB ve TTB karşı çıktı. Çabalar sonuçsuz kaldı, siyasi söylemlerin bildiriye girmesini istemeyen Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen, Kamu-Sen ve Birleşik Kamu-İş; DİSK, KESK, TMMOB ve TTB dörtlüsüyle ayrı düştü. Bunun üzerine 4 örgüt İstanbul’da Taksim, Ankara’da Sıhhiye, İzmir’de ise Gündoğan Meydanı’nda 1 Mayıs’ı ortak kutlama kararı aldı. İzmir’de Türk-İş, Kamu-Sen ve Birleşik Kamu-İş Bornova Meydanı’nda, Hak-İş ile Memur-Sen ise Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda kutlama yapacak. Her şey burada bitmedi.Bir sorun da Türk-İş’in kendi içinde çıktı.

Muhalifler İstanbul’da Taksim Meydanı’nda DİSK, KESK, TMMOB ve TTB ile birlikte kutlama yapacaklarını açıkladı. Ayrıca 81 ilde Türk-İş’in organize ettiği hiçbir 1 Mayıs kutlamasına da katılmayacaklarını duyurdular. Bu durum Türk-İş’te bir bölünmenin de ilk habercisi. Sendikal Güçbirliği Türk-İş yönetimi ile siyasi anlayışta ve örgütlenme konusunda ayrı düşündüklerini belirtiyor. Bu 10 sendikanın görüşleri ve özellikle Kürt meseleri Türk-İş’in en büyük sendikaları arasında yer alan Türk Metal ve Yol-İş’in tepkisini çekiyor. Türk-İş’in kendi içinde tartışmalar nedeniyle oldukça zor günler geçirdiği ileri sürülürken bu 10 sendikanın Türk-İş’ten ayrılmasının ise sürpriz olmayacağı iddia ediliyor.

Hava-İş Sendikası Başkanı Atilay Ayçin
Türk-İş’ten siyaseten ayrıyız
1 Mayıs bildirgesindeki tartışma sadece Kürt meselesinden çıkmadı. Ayrılan konfederasyonlar siyasi iktidara eleştiride bulunulmamasını istedi. Tüm bu örgütlenmenin önündeki zorlukları getiren hükümet iken biz nasıl siyasi mesaj vermeyelim. Kürt sorununu, çalışma yaşamının esnekleştirilmesini, eğitim ve sağlık reformlarını eleştirmeyeceksek 1 Mayıs’ın anlamı ne? Bu tür temel konulara değinmemek 1 Mayıs’ın aslını inkâr etmektir. Devlet konfederasyonlara görev verdi, 1 Mayıs’ı resmi bir devlet törenine dönüştürmek istiyorlar. Kelimeler, cümlelerden yola çıkarak ayrışıp Taksim Meydanı’nda değil de başka ilde kutlamaları da devletin kendilerine verdiği görevi üstlenmektir. Biz Taksim’de olacağız ve taleplerimizi ileteceğiz.

Öz Gıda-İş Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Paçal
Hepimiz kaybedeceğiz
İstanbul’da Taksim’de yapılacak 1 Mayıs için oldukça kaygılıyım. Tüm sol partiler de orada olacak ve hükümet aleyhine gösterilere dönüşecek. Gergin bir hava var henüz izin de çıkmadı. Belli siyasi ideolojiye sahip konfederasyonların ayrı ayrı alanlarda 1 Mayıs’ı kutluyor olmasından rahatsızım. Bu durumdan sendikal hareket güç kaybederek çıkacak hepimiz kaybedeceğiz. Konfederasyon yönetimleri tutum alıyor. Aslında farklılıklarımızla birlikte bir arada olabilsek bu çok kıymetli ve önemli olacaktı. Şayet İstanbul’da olaylar yaşanırsa 2011 1 Mayıs’ında yakalanan hava dağılacak. Herkesi sağduyuyla davranmaya çağırıyorum. Birlikte kutlama yapılabilse çok daha iyi olurdu.

19 Nisan 2012 Perşembe

Allah bereket versin!

Erdoğan mal bildirimini yaptı. Buna göre, Erdoğan'ın nakit malvarlığı 2010 yılından bu yana 1 milyon liranın üzerinde artmış.
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, malvarlığı bildirimini güncelledi. Erdoğan'ın, Başbakanlık internet sitesi üzerinden yaptığı mal bildirimini 16 Haziran 2011 itibarıyla güncellendi. Başbakan Erdoğan’ın Arnavutköy-Bolluca Köyü 376 metrekare arsası yeni mal bildiriminde görülmezken ayrıca 500 bin TL’lik alacağının varlığını koruması dikkati çekti. Başbakanlık’ın internet sitesinde, mal bildirimine ilişkin bilgi güncellenmiş biçimiyle şöyle yer aldı:

"16 Haziran 2011 tarihi itibariyle Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın mal beyanı aşağıda sunulmuştur.
A- TAŞINMAZ MAL BİLGİLERİ
Güneysu-Dumankaya Köyü 2.000 metrekare arsa (Maliyeti 10 bin TL)
B- BANKA VE MENKUL DEĞERLER
Banka hesaplarında toplam 3.390.384 TL, 25.000 £, 199.867 $
C- ALACAKLAR
500.000 TL."

Başbakan Erdoğan'ın 1 Mart 2010 tarihli mal bildirimi ise şöyleydi:
"1 Mart 2010 tarihi itibariyle Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın mal beyanı aşağıda sunulmuştur.
A- TAŞINMAZ MAL BİLGİLERİ
1-Arnavutköy-Bolluca Köyü 376 metrekare arsa (40 bin TL)
2-Güneysu-Dumankaya Köyü 2.000 metrekare arsa (10 bin TL)
B- BANKA VE MENKUL DEĞERLER
Banka hesaplarında 2.366.109,95 TL (Şirket hisselerinin satış geliri, emekli ikramiyesi, emekli maaşı ve milletvekili maaşlarının toplamı.)
C- ALACAKLAR
500.000 TL "
BirGün

Dikkat! Elektrik faturalarında büyük oyun!

Tüketici Örgütleri Federasyonu, 1 Nisan tarihinde yürürlüğe giren konutlara yönelik yüzde 9,26 oranında ki elektrik zammının faturaya yüzde 23 oranında yansıtıldığını açıkladı.

Engin, sayaçların geç okunmasının ardından Nisan 2012 öncesindeki tüketimin de zamlı tarifiyle tahsil edildiğini açıkladı. 1 Nisan’da elektriğe yüzde 9,26 zam yapan AKP hükümeti, Nisan ayı faturalarına sayaçlar geç okunduğu için Nisan 2012 öncesi tüketimi de ekledi. Ayrıca geçmiş dönemdeki faturalardaki birim fiyatları ile karşılaştırılınca zammın yüzde 9,26 değil yüzde 23 oranında olduğu ortaya çıktı.

Zam yüzde 9,26 değil, yüzde 23
Konuya ilişkin bir açıklama yapan Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF) Genel Başkanı Fuat Engin, 1 Nisan tarihinde alınan zam kararının tam bir zulme dönüştüğünün gelen yeni faturalarla ortaya çıktığını söyledi. Zamlara tepki gösteren Engin şöyle konuştu: “İlk gelen faturaları incelediğinde Mart 2012 dönemine ait faturadaki elektrik tüketiminin birim fiyatı 0,161053 TL kilovat saat iken, zammın yürürlüğe girdiği Nisan 2012 dönemine ait bir faturada 0,198182 TL kilovat saat fiyat yansıtılmış olup, bu tutarın önceki fiyata göre oransal farkının yüzde 23 olduğu ortaya çıkmıştır.” "Mart ayı da hukuksuz biçimde zam kapsamına alındı."

“Kamuoyuna açıklanan zam oranının neredeyse 3 katının faturalara yansıtılması en hafif deyimiyle tüketiciye yönelik insafsızlıktır” diyen Engin, bir diğer haksız hukuksuz uygulamanın ise, zammın Nisan ayında yapılmasına rağmen, Mart ayının ortasından itibarenki kullanımların da zamlı tarifeye geçirilmesi olduğunu söyledi. (soL)

2012 - 1 Mayıs'ında DİSK Taksim'e, Türk-İş İzmir'e!

1 Mayıs’a kısa bir süre kala bir açıklama yapan DİSK, KESK, TTB ve TMMOB, 1 Mayıs’ta Taksim’de olacaklarını açıklarken, Türk-İş ile henüz ortaklaşma sağlanamadığı belirtildi. Türk-İş’in İzmir’de 1 Mayıs kutlaması gündemde.
1 Mayıs yaklaşırken, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 1 Mayıs’ta Taksim’de olacağını açıklarken, 1 Mayıs’ta birçok siyasi talebi kabul etmeyen Türk-İş’in ortak kutlamada yer almayabileceği belirtiliyor.
“İçi boş 1 Mayıs istenmesi ayrışma getirdi”
Konuya ilişkin görüşlerini aldığımız DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Türk-İş’in 1 Mayıs’ın içini boşaltmaya dönük adımlar attığını söyledi. Küçükosmanoğlu yaşanan ayrışmayı şu şekilde açıkladı:
“Geçtiğimiz yılki 1 Mayıs metninde yapılmasını önerdiğimiz, Kıdem tazminatı ile ilgili ve ulusal istihdam paketi karşıtı bölüm, Ortadoğu ve Suriye’deki emperyalist saldırgan tutuma karşı olan bölüm, 4+4+4 yasasına ilişkin eleştirel bölüm ve Kürt sorunun demokratik çözümüne ilişkin bölümler Türk İş tarafından kabul görmedi. Bu da 1 Mayıs’ın hangi temelde kutlanacağına ilişkin ciddi bir boşluk yaratacağı için tarafımızca kabul edilmedi.”
Türk-İş’in 1 Mayıs’ı İzmir’de kutlayacağına ilişkin iddiaları sorduğumuz Küçükosmanoğlu, “Türk-İş’in son toplantıda Kamu-Sen ile İzmir’de kutlamaya yapacağını söylediğini, Hak-İş’in ise Ankara’da kutlama düzenleyeceğini kendilerine ilettiğini ama kesin olarak bu kararın kendilerine iletilmediğini dile getirdi.
İçi boş ve altı doldurulmayan bir 1 Mayıs metnini kabul edemeyeceklerini ve bu temelde bir ayrışma oluştuğunu belirten Küçükosmanoğlu, 1 Mayıs’ın başta Taksim olmak üzere birçok noktada çok güçlü bir biçimde kutlanacağını dile getirdi.
Türk-İş İzmir’de mi olacak?
Bu arada bugün İhlas Haber Ajansı’nın geçtiği habere göre, Türk-İş Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay, 1 Mayıs'ta Türk-İş olarak Taksim'de değil, İzmir'de olacaklarını söyledi.
Buna karşın görüşlerini aldığımız Türk-İş İstanbul 1. Bölge Temsilciliği Başkanı Faruk Büyükkucak, İzmir kararının kesinleşmediğini ancak, Türk-İş’in İzmir kararı alması halinde dahi Türk İş İstanbul Şubelerinin Taksim’deki kutlamada yer alacağını söyledi.
11mayis2012-1.jpg
1 Mayıs İstanbul’da Taksim’de olacak
1 Mayıs kutlamalarına ilişkin bugün Taksim Gezi Parkı’nda bir araya gelen DİSK, KESK, TTB ve TMMOB temsilcileri, siyasi parti ve kitle örgütü temsilcileri adına basın açıklamasını okuyan DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, 1 Mayıs’ı İstanbul’da Taksim’de kutlayacaklarını açıkladı.
“Bu yıl İstanbul’da Taksim’de ve ülkenin dört bir tarafında 1 Mayıs alanlarını milyonlarla dolduracağız” diyen Ekici, “1 Mayıs 2012 İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü kutlamaları”nın emeğin kazanılmış haklarına yönelik yeni saldırıların gündeme geldiği bir dönemde gerçekleşeceğini dile getirdi.
İşçilere karşı saldırı artıyor
Kıdem tazminatının kaldırılması, Özel İstihdam Büroları’nın kurulması, bölgesel asgari ücret ve yasakçı sendikalar yasası gibi saldırıların gündemde olduğuna dikkat çeken Ekici, “Bu dayatmalarla örgütsüz, güvencesiz, korumasız ve güvenliksiz bırakılan işyerlerinde üst üste yaşanan iş cinayetlerinde büyük artış yaşanmakta, milyonlarca işçi ise ölümün kucağında çalışma koşullarına terk edilmektedir” dedi.
4+4+4 yasası ile eğitime, sendikalar yasası ile kamu emekçilerine saldırı
Kamu emekçilerine dayatılan baskısı sendika yasası, dayatmacı, baskıcı, gerici 4+4+4 yasasına da tepki gösteren Ekici şöyle konuştu:
“Her türlü hak alma çabasının ve mücadelesinin baskı ve şiddet ile durdurulmak istendiği, hapishanelerdeki tecrit uygulamalarının devam ettiği, kentsel dönüşüm adı altında kentlerimizin yağmalandığı, kâr uğruna çevrenin talan edildiği, sağlık ve eğitim alanın ticarileştiği, kadın cinayetlerini artıran anlayışın yayıldığı, gazetecilerin, sendikacıların tutuklandığı, zorun ve baskının hakim olduğu, ülkenin Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetildiği bir devlet yönetiminin izlerini hissetmekteyiz.”
Kürt sorununda baskı, Suriye'de emperyalist politikalar sürüyor
Kürt halkının demokratik taleplerinin, baskı ve tutuklamalar ile yok sayıldığını belirten Ekici, “Ortadoğu’da ve Suriye’de emperyalizmin işgal politikalarının taşeronluğuna soyunmak, ülkemizi içinden çıkılamaz bir cendereye doğru sürüklemektedir” dedi.
1 Mayıs'a bu koşullarda girildiğini belirten Ekici, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bizler emek ve meslek örgütleri olarak, 1 Mayıs 2012 Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü en geniş birlikteliği yaratarak kutlamak için, başta Taksim 1 Mayıs Alanı olmak üzere ülkenin dört bir tarafında tüm mağdurlarla, yoksullarla, dışlananlarla, işsizlerle, işçilerle, kamu emekçileriyle, mimar ve mühendislerle, aydınlarla, sanatçılarla, kadınlarla, gençlerle, emeklilerle, basın emekçileriyle, 1 Mayıs alanlarında olacağız.
1 Mayıs alanlarını, milyonların adalet isteğinin kürsüleri haline dönüştüreceğiz ve taleplerimizle, rengarenk bayraklarımızla, türkülerimizle, halaylarımızla Taksim 1 Mayıs Alanı’nda olacağız.”
1 Mayıs’ta hangi kurumlar Taksim’de olacak?
Açıklamada 1 Mayıs’ı İstanbul Taksim’de DİSK, KESK, TTB ve TMMOB ile birlikte kutlayacak kurumlara yer verildi. Buna göre 1 Mayıs’ta, TKP, ÖDP, Halkevleri, EMEP, SDP, ESP, Halk Cephesi ve BDP’nin de aralarında bulunduğu tam 61 kurum 1 Mayıs'ta Taksim'de yer alacak. (soL)

BDP'yi korkutan Barzani ziyareti

Irak Kürdistan Bölgesel (IKBY) Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Türkiye'ye geldi. Barzani, iki gün sürecek temaslarında ilk olarak bugün İstanbul'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek. 

DEMİRTAŞ'DA ABD YOLCUSU
Türkiye'de bu ziyaret gündemin ilk sırasında yer alırken bir dikkat çekici ziyaret de BDP'den geldi. Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ABD'ye gidecek. Ziyaretle ilgili değerlendirmelerde bulunan Demirtaş, 'ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ile bir temasımız olabilir. Ayrıca senatörlerle temaslarımız olabilir' dedi.

PKK'YA SİLAH BIRAK ÇAĞRISINDA BULUNACAK 
Yarın Ankara'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edilecek olan Mesud Barzani, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de bir araya gelecek. Barzani'nin halen Türkiye'de bulunan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi ile de bir araya gelmesi planlanıyor; ancak henüz taraflardan teyit gelmedi. Ziyaret, Irak Başbakanı Nuri el Maliki'nin Haşimi'yi hedef almasından kaynaklanan gergin bir döneme denk geliyor. Barzani, önceki hafta da ABD'de temaslarda bulunmuştu. Ziyaretteki önemli gündem maddelerinden birisi, Irak'taki siyasi gerginlik diğeri ise terörle mücadele olacak. Barzani, yakın zamanda Erbil'de Ulusal Kürt Konferansı'nı toplamayı planlıyor. Mesud Barzani'nin burada PKK'ye silah bırakma ve demokratik mücadele çağrısında bulunacağı belirtiliyor.

BARZANİ'NİN SÖZLERİNE YANIT VERDİ
Barzani'nin Türkiye'ye yapacağı ziyaretin netleşmesinin ardından BDP cephesinden temkinli açıklamalar gelmişti. Türkiye'nin Barzani ile yaptığı görüşmeler BDP tarafından eleştirilmişti. En sert tepki de Demirtaş'tan gelmişti. Bugün Türkiye'ye gelecek olan Barzani'nin, Türkiye ve ABD tarafından "Kürtlerin ortak lideri" haline getirilmeye çalışıldığını vurgulayan Demirtaş, "Onun üzerinden bütün Kürtler ile ilişki kurmak istiyorlar. Barzani iyi bir politikacıdır, bölgesel bir liderdir, iyi bir siyasetle bölgesini federal bölge yaptı ve bağımsızlığa götürüyor ama aynı karşılık Türkiye, İran ve Suriye Kürtlerinde yok. Kürtler, Talabani ve Öcalan'a karşı da aynı hissiyatı duyarlar. Bu liderlerden birini öne çıkarıp, alternatif haline getirip onun üzerinden sorunları çözme girişiminin sokakta, Türkiye Kürtlerinde karşılığı yok. Barzani'nin PKK üzerinde ikna gücü ancak Türkiye'de hükümetin çözme sürecine girmesi halinde olabilir, Barzani'nin Öcalan gibi PKK üzerinde talimat ve askeri bir baskı uygulama ve yönetme gücü de yoktur" demişti.

BARZANİ KÜRTLERİN ÇIKARINI İSTER
Barzani'nin öncülük etmek istediği, Türkiye'nin de destek verdiği Kürt Konferansı'nın "sırf PKK'ya silah bıraktırma amaçlı" olması halinde toplanamayacağını söyleyen Demirtaş, "Barzani dikkatli olacaktır ve PKK'nın silah bırakmasını hedefleyen bir konferansın yükünü üstlenmeyecektir. Türkiye de çözüm yönünde bir taahhüt altına girmezse Barzani, Kürtler nezdinde itibarını düşürecek bir pozisyona girmeyecek. O yüzden konferans süreci Türkiye'nin istediği gibi gitmeyecektir. Barzani, Kürtlerin çıkarına olmayan bir plana girmeyecektir" yorumunu yapmıştı.

Şiddete karşı beyaz çığlık

Sabah saatlerinde İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü çalışanı yaklaşık 40 kişi hastane bahçesinde eylem yaptı. Sloganlar atarak Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giren sağlık çalışanları poliklinik binasına gelerek burada basın açıklaması yaptı. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES)’e bağlı çalışanlar, Gaziantep'te bıçaklanarak öldürülen Dr. Ersin Arslan için bir dakika saygı duruşunda bulundu. Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü sırada yanında olan Göğüs Cerrahi Servisi hemşiresi Sevtap Göğebakan, Arslan'ın hasta ile özel olarak ilgilendiğini, "evde bakımı zor olur" diyerek, fedakarlıklarla iki kişilik odayı boşalttırdığını söyledi.

BEYAZIT'A BEYAZ YÜRÜYÜŞ
İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi hastanesi bahçesinde toplanan yüzlerce sağlık çalışanı saat 11.30'da Beyazıt Meydanı'na yürüyüşe geçti. Sağlık çalışanları tepkilerini pankart ve sloganlarla dile getirdi.

Türk Tabipler Birliği Eski Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu da yürüyüş esnasında görüşlerini şöyle dile getirdi: "Uzun süredir uygulanan bir program var. Bu program hekimi hastalar karşısında tek hedef haline getirdi. SABİM ile sürekli doktorlar şikayete uğradı, hekimlik değersizleştirildi. Sıkıntı yaşayan her hasta hekime saldırır oldu. Özelde, kamuda bugün hekimler işi bıraktı çünkü can güvenliği yok. Can güvenliği olmayan başkasının canını kurtaramaz. Önerimiz çok net, TTB Başkanı bugün Sağlık Bakanı ile görüşecek. Sürekli hekimlerin şikayete uğradıkları SABİM'in (Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi) kaldıırlmasını, hekimlere yönelik dilin değiştirilmesini istiyoruz."

GAZİANTEP’TE 7 BİN SAĞLIK ÇALIŞANI YÜRÜDÜ
Olayın gerçekleştirildiği Gaziantep'te de sağlık çalışanları iş bırakma eylemine gitti. Yaklaşık 7 bin sağlık çalışanı önce şiddet kurbanı doktorun görev yaptığı hastane önünde Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve sağlıkta dönüşüm çalışmalarını eleştiren sloganlar atıp, bu doğrultuda konuşmalar yaptı. Protestocular daha sonra kortej halinde yaklaşık 1 kilometre yürüyerek Demokrasi Meydanı’na geçti. Polisin geniş güvenlik önlemi aldığı protesto eyleminde görevi başında öldürülen Dr. Ersin Arslan ile patoloji uzmanı, 4 aylık hamile eşi Sibel Arslan’ın birlikte çekilmiş fotoğraflarını taşıdı. Grup, Demokrasi Meydanı’nda da protesto konuşmaları yapıp, sloganlar atarak dağıldı.

'ŞİDDETİ HUY EDİNMİŞ İNSANLAR'
Ankara İl Sağlık Müdürü Seraceddin Çom, sağlık çalışanları olarak hak ettikleri saygıyı, şefkati ve sevgiyi görmeyi beklediklerini ifade ederek, “Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddeti ve tüm şiddeti protesto ediyoruz, kabul etmiyoruz” dedi. Şiddeti günlük yaşantılarında kendilerine alışkanlık ve huy edinmiş kişilerin diğer çalışanlara olduğu gibi sağlık çalışanlarına ölümle sonuçlanabilen zararlar verdiğini ifade eden Çom, “Biz, insana yumruk atmak üzere eğitim almadık. Biz kavga etmek, dalaşmak, şiddet uygulamak üzerine yetiştirilmedik. tüm sağlık çalışanları olarak bizler tüm insanlara hizmet etmek için yetiştirildik. Bizler de bu halkın içinden insanlarız, bizler düşman değiliz” diye konuştu.

Vatandaşlardan sağlık çalışanlarına karşı daha hassas olmalarını isteyen Çom, şunları kaydetti: “Kendileri için uğraşan kişiye zarar vermek hangi akılla ve vicdanla bağdaşır. Bu doktor, vücuduna öldürücü darbeleri almadan kısa süre önce daha yeni hastasının yanından gelmişti. Tüm vatandaşlarımızı bizim bu feryadımıza kulak vermeye davet ediyorum. Biz hak ettiğimiz saygıyı, şefkati ve sevgiyi görmeyi bekliyoruz, çünkü biz vatandaşımıza hem sevgi hem şefkat ve saygı gösteriyoruz. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddeti ve tüm şiddeti protesto ediyoruz, kabul etmiyoruz. Bakanlığımız bu konuyla ilgili aldığı tedbirleri artırarak devam ettirecektir. Vatandaşımızdan bu konuda çok daha fazla sağduyu, sabırlı ve akıllı hareket bekliyoruz. Bugün Türkiye'nin her yerinde tüm sağlık çalışanlarının bu şiddete hayır demek için seslerini yükseltiyorlar. Biz ümit ediyoruz ki bundan sonra böyle can kayıpları olmaz.”

DOKTORLARDAN KANLI GÖMLEK
Gaziantep ve bazı başka illerde eylem sırasında temsili olarak kanlı beyaz hekim gömleği kullanıldı. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde toplanan SAĞLIK – SEN İstanbul 2 No’lu Şube üyeleri de bir basın açıklaması düzenledi.

"Sağlıkta şiddete hayır" ve "Sağlıkta şiddet toplumsal şiddetin yansımasıdır" yazılı dövizler taşıyan grup adına basın açıklamasını SAĞLIK-SEN İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Ekrem Yavuz yaptı. Toplumsal şiddetin sürekli tırmandığını söyleyen Ekrem Yavuz, "17 yaşında bir çocuğun bir hekimi bıçaklayarak öldürmesine neden olan psiko-sosyal faktörleri ortadan kaldırmalıyız. Gerekli caydırıcı önlemleri de almalıyız" dedi. Her gün bir hekimin, hemşirenin ve tıp teknisyeninin darp edildiğine tanık olduklarını hatırlatan Ekrem Yavuz, "Ne yazık ki saldırganlar artık sadece darp etmekle kalmıyor, öldürüyorlar" diye konuştu. Topluluk basın açıklamasının ardından olaysız dağıldı. (DHA)

CHP 4+4+4 yasası için Anayasa Mahkemesine başvurdu

ANKARA - CHP, kamuoyunda ''4+4+4'' olarak bilinen ve yasalaşarak zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran yasanın iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, yaptığı yazılı açıklamada, 6287 sayılı yasanın şekil bakımından iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaklarını bildirmiş ve ''Yasa; eğitimde fırsat eşitliğini yok edecek ve yoksul kız çocuklarını evlenmeye, erkek çocukları çıraklığa zorlayarak onların geleceğini çalacak, din istismarını özendirecek, ülkenin geleceğini ortaçağ anlayışına güdümleyecek, eğitimi bir talan alanına çevirecek, Türk halkını ayrıştıracak, kutuplaşmayı derinleştirerek barış duygusunu köreltecek bir yasadır'' görüşünü ifade etmişti. Tarhan, Yüksek Mahkeme'ye yaptıkları başvurunun ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Tarhan, kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı yasanın şekil bakımından iptali için Yüksek Mahkeme'ye başvuru yaptıklarını belirterek, yasanın esası itibariyle eğitimde fırsat eşitliğini engelleyen, gençlerin seçme iradesine zincir vuran, din istismarını özendiren, laik, demokratik, hukuk devletinin güçlenmesine engel olacak bir yasa olduğunu ileri sürdü.

Esasa ilişkin başvuru haklarının saklı kalmak kaydıyla şekle ilişkin başvuruda bulunduklarını kaydeden, Tarhan, ''Özellikle yasanın kabul ediliş biçimi parlamenter rejimdeki tüm teamüllerin, iç tüzüğün ilgili kurallarının, hükümlerinin, Anayasa'nın ihlali söz konusudur yapım sürecinde. O yüzden şekil bakımından sonuç oylamayı etkileyen, esası etkileyen bir süreç söz konusudur. O yüzden şekil bakımından Anayasa'ya aykırılığı ve iç tüzük hükümlerine aykırılığı iddiasıyla başvurumuzu yapmış bulunuyoruz'' diye konuştu.

Bir gazetecinin ''Mahkemenin kararına göre mi esasa ilişkin başvuruyu değerlendireceksiniz?'' sorusu üzerine Tarhan, ''Elbette o süreci bu karar etkileyecektir. Yürürlüğün durdurulması ve şekil bakımından iptali talebimiz oldu'' karşılığını verdi. TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in açıklamaları ve tutuklu milletvekillerinin durumuna ilişkin soru üzerine de Tarhan, sürecin işlediğini, açıklama yapmayı doğru bulmadığını kaydetti. (Gazeteport)

Pepee kasayı doldurdu

Pepee’nin dergisi 432 bin sattı, tek sayıda TRT'ye 37 bin lira kazandırdı. Neredeyse 1 yılı aşkın bir süredir hep aynı bölümleri yayımlayan TRT Çocuk ekibi, facebook twitter digg e-posta yazdir TRT Çocuk’un en çok izlenen çizgi filmi Pepee, TRT’nin kasasını doldurdu. Pepee’nin adıyla çıkan derginin 6 aylık satış adedi 432 bin 252 olurken, satış gelirlerinin yüzde 40’ı TRT hesabına aktarıldı. 2011 Kasım’a ait 3’üncü sayıdan 36 bin 953 lira gelir elde edildi.

Hürriyet'in haberine göre Türk çizgi film karakteri Pepee TRT’nin kasasını doldurdu. Pepee’nin adıyla çıkan derginin 6 aylık satış adedi 432 bin 252 olurken, bu derginin satış gelirlerinin yüzde 40’ı TRT hesabına aktarıldı. 2011 Kasım’a ait 3’üncü sayıdan 36 bin 953 lira gelir elde edildi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın TRT’nin dergileri ile ilgili verdiği soru önergesini cevapladı. Dergiden sağlanan gelire dikkat çeken Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “2011 Kasım ayına ait 3’üncü sayıdan elde edilen 36 bin 953 lira gelir kurum hesabına aktarılmıştır. TRT Çocuk Dergisi’nin ise 17 aylık satış adedi toplam 295 bin 257’yi bulmuş olup bu derginin aylık satışlarının 22 bin adedi geçmesi halinde satış gelirinin yüzde 40’ı kurum hesabına aktarılacaktır.”

PEPEE İÇİN BÜTÇEMİZ YOK
Arınç, CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın TRT’nin dergileri ile ilgili verdiği soru önergesini şöyle yanıtladı: “TRT tarafından ‘TRT Aylık Radyo Televizyon Dergisi’, ‘TRT Çocuk Dergisi’ ve ‘Pepee Dergisi’ adı altında üç adet dergi çıkarılmaktadır. TRT Aylık Radyo Televizyon Dergisi’nin yıllık bütçesi 94 bin 656 lira olup, derginin basım işlemleri Sistem Ofset tarafından yapılmaktadır. TRT Çocuk Dergisi ve Pepee Dergisi ise TRT Çocuk Kanal Koordinatörlüğü gözetiminde çıkarılmaktadır. Bu dergiler için bütçe ayrılmamakta olup, TRT Çocuk Dergisi Cordoba Ltd. Şti. tarafından, Pepee Dergisi ise Düş Yeri Yapım Yayın San.ve Tic.Ltd.Şti. tarafından bastırılmaktadır.”

MÜZİKLERİ KIRAÇ YAPIYOR
Düşyeri Çizgi Film Stüdyosu tarafından oluşturulan karakter. Pepee, 3-9 yaş aralığındaki çocuklara hitap ediyor. Çizgi filmin yapımında eğitim danışmanları da yer alıyor. Bölümlerde bu müfredat çerçevesinde oluşturuluyor. Pepee’nin müziklerini ise Kıraç yapıyor.

TRT’NİN REKLAM GELİRİ 113 MİLYON
CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Kesimoğlu, Fethullah Gülen’in yeni kitabının reklamının TRT kanallarında yayınlandığını belirterek, Arınç’a yazılı soru önergesiyle reklamla ilgili sorular yöneltti. Arınç, önergeye verdiği yanıtta şunları söyledi: “Kurumumuza ait radyo, televizyon ve internet mecralarındaki reklam alanlarının bir bölümünün pazarlaması 2009 yılında yapılan ihale ile Akdeniz Medya isimli firmaya verilmiştir. Bu tarihten itibaren sponsorluk ve barter uygulamaları dışında kurumumuz tarafından doğrudan reklam satışı yapılmadığından, reklamın birim saniye bedeli ile indirim yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir. Kurumumuzun 2011 yılı reklam geliri 113 milyon 669 bin 410 liradır.”

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers