30 Eylül 2012 Pazar

"AKP, ABD'nin Suriye politikasının başlıca aracı"

İSTANBUL- İndependent’in tanınmış yazarı Patrick Cockburn Arap Barahı’nın ABD için yeni bir tehditin yanısıra yeni seçenekleri de getirdiğini, Müslüman Kardeşler’in de uzunca bir süreden beri ABD ile bir uzlaşıya nasıl varılabileceği üzerinde düşündüğünü savundu. Mısır'da yaşanan ayaklanma sonrasında Müslüman Kardeşlerin yönetime gelmesi, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin AKP'nin bugünkü kongresine katılması bu savı destekliyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 4. Olağan Büyük Kongresi'nde konuşan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Arap Baharı'nın devam ettiğini belirterek, "Halklar kendi iradeleriyle yönetilmek için mücadelelerine devam ederken Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyuyor. Devrimden sonraki dönemde de sizin yardımınıza ihtiyaçları olacak" dedi.

İngiliz gazetesi “Bu, büyük ölçüde Türk Başbakanı Erdoğan ve partisi Adalet ve Kalkınma’nın başarılı stratejisiydi ve onun (partinin) neden son bir yılda Amerika’nın Suriye politikasının başlıca aracı haline geldiğini izah ediyor” savlarını dile getirdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP), ABD’nin Suriye politikasının “başlıca aracı” haline geldiği öne sürülüyor. İngiliz Independent gazetesinin tanınmış yazarı Patrick Cockburn, ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuzunun zirveye ulaştığı dönemi geride bıraktığını savunduğu yazısında “Amerika’nın Ortadoğu’da ön planda olduğu günler sonuna mı geliyor ya da ABD’nin etkisi, farklı biçim mi alıyor?” sorusuna yanıt aradı.

Patrick Cockburn, Arap Baharı ayaklanmalarının ABD için yeni bir tehdidin yanı sıra yeni seçenekler de getirdiğini, Washington’un, Mısır eski Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e desteğinin, Suudi Arabistan ve İsrail’de rahatsızlık yaratılarak erken bir aşamada geri çekildiğini kaydetti. Ancak Müslüman Kardeşler’in ABD ile, kendisini askeri darbelere karşı koruyacak ve Mısır silahlı kuvvetlerinin gücüne darbe vurma olanağı sağlayacak bir uzlaşıya nasıl varabileceği üzerinde düşündüğünü belirterek şöyle devam etti: “Bu, büyük ölçüde Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisi Adalet ve Kalkınma’nın (AKP) başarılı stratejisi idi ve onun (partinin) neden 2003’te ABD’nin Irak işgaline katılmaya hazır olduğunu ve neden son bir yılda Amerika’nın Suriye politikasının başlıca aracı haline geldiğini izah ediyor.”

“MISIR VE TÜRKİYE’DEKİ İSLAMİ AMA DEMOKRATİK PARTİLERLE İTTİFAK ABD’NİN ÇIKARINA”
Cockburn “Mısır ve Türkiye’deki İslami ama demokratik ve kapitalizm yanlısı partiler ile ittifak, açıkça ki ABD ve Atlantik güçlerin çıkarına. Ancak Kuzey Afrika ve Batı Asya’daki demokratik değişime verdikleri desteği ise kendi çıkarları belirliyor. Bu, örneğin, Sünni El Halifa krallığının, Şii muhalifleri hapse göndermekle meşgul olduğu ve anlamlı reform vaatlerinden geri adım attığı Bahreyn’i kapsamıyor.” ABD Yönetiminin, başkanlık seçimlerinin ardından belki Türkiye aracılığıyla hareket ederek Beşar Esad’ı iktidardan uzaklaştırmak için askeri eyleme geçip geçmeyeceği sorusunun da sorulduğu yazıda mücadelenin aynı zamanda bir Şii-Sünni ve İran ile düşmanları arasında bir mücadele olduğuna dikkat çekildi. Yazıda Suriye’deki savaşa son vermenin en hızlı yolunun, Esad’ın yurt içinde ve yurt dışındaki müttefiklerine, onun ardından yok edilme sırasının kendilerine gelmeyeceği yönünde güvence vermekten geçtiği de savunuldu. (Yurt)

Erdoğan'ın kongre konuşması: Dağ fare doğurdu...

AKP'nin 4. Kongresi'nden önceki hafta, gerek kendi katıldığı programlarda, gerekse de medya desteğiyle "balkon konuşması"na benzer bir konuşma yapacağı izlenimi uyandıran Başbakan Erdoğan, bilinen temaları tekrarlamaktan öteye gitmedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bugünkü AKP 4. Kongresi'nde yaptığı konuşmanın içeriği, kongreden önceki haftalarda gerek Başbakan, gerek medya tarafından "çok önemli olacak" iddiasıyla gündeme getirilmişti. Erdoğan'ın Kürt sorunundan dış politikaya, Cumhurbaşkanlığı seçiminden AKP'nin önümüzdeki dönem kadrolarına kadar uzanan konularda verdiği mesajlar, "aynen yola devam"dan öteye gitmiş değil.
Doludizgin Osmanlıcılık
Tayyip Erdoğan'ın konuşmasında en fazla dikkat çeken öge, Osmanlı ve İslam temalarının yoğunluğu oldu. Alparslan, Melikşah ve Kılıçarslan'dan başlayan "ecdad" silsilesi, Fatih Sultan Mehmed ve Yavuz Sultan Selim ile devam ederken, Adnan Menderes ve Turgut Özal ile birlikte son buldu. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin "Selçuklu ve Osmanlı bakiyesi üzerine kurulduğunu" söylerken, partisinin tek hedefinin Cumhuriyet'in yüzüncü yılı değil, Malazgirt Savaşı'nın 1000. yıldönümü de olduğunu ekledi.
Erdoğan'ın tarihsel Osmanlıcılık ve İslam göndermelerinin yanında, dış politika bağlamlı güncel iddialar da yer aldı. Örneğin Başbakan, Kürtlere seslenirken "Selahaddin Eyyübi'nin torunları" söylemine başvururken, Türkiye'nin neden Ortadoğu ve diğer bölgelerde bulunduğuna dair eleştirilere, "dünyanın dört bir tarafında şehitliklerimiz var" cevabını verdi.
Dış politikada Müslüman Kardeşler övgüsü
Ortadoğu'daki direniş ekseninin kırılma çabasında, Irak'taki Sünni direnişini emperyalizmle uyumlu hale getirmede ve Filistin sorunu ile Arap Baharı'nda çokça katkısı olan AKP'nin kongresine katılan isimler bir hayli manidardı.
Örneğin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin yaptığı konuşmada, Suriye rejiminin karşısında, Esad devrilene kadar yer alacakları beyan edilirken, Filistin için de benzer fikirler ortaya atıldı. Mursi, "Halklar kendi iradeleriyle yönetilmek için mücadelelerine devam ederken Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyuyor. Devrimden sonraki dönemde de sizin yardımınıza ihtiyaçları olacak." diye konuştu.
Kongredeki ilginç konuşmalardan bir tanesini de Hamas lideri Halid Meşal yaptı. Meşal, "Filistin'e yaptığı yardımlar" nedeniyle Türkiye'ye teşekkür ederken, Erdoğan'ın artık yalnızca bir Türk lideri değil, İslam aleminin de lideri olduğunu iddia etti. Arap baharı hakkında da konuşan Meşal, bu olayın Batı eliyle değil, "halkların başarısıyla" gerçekleştirildiğini iddia etti.
Filistin'deki direnişin bir parçası sayılan Hamas, geçtiğimiz aylarda Şam'da bulunan sürgün bürosunu kapatarak, Arap baharının "yıldız" ülkesi Katar'a taşınmıştı. Bir süre Suriye konusunda nasıl bir tutum alacağını belirleyemeyen Hamas, Türkiye ve Batı ekseninde yer alarak Suriye rejiminin devrilmesi için çağrıda bulunmuştu. AKP ile Hamas arasındaki ilişki, zaman zaman kriz yaratsa da, ABD'nin Ortadoğu'daki emperyalist restorasyon hedefleri ile uyum içerisinde ilerliyor. Özellikle Mısır'daki Sina Yarımadası'nda ordu güçlerine İslamcı militanlar tarafından yapılan saldırılardan sonra, Hamas Gazze şeridindeki İslamcı militanlara karşı operasyona başlamıştı. Müslüman Kardeşler'in Filistin kolu olan Hamas, Mursi Mısırı'nın İsrail ile olan Camp David anlaşmasına nasıl tavır alacağı henüz bilinmiyor. Ancak Mursi, defalarca İsrail ile olan barış anlaşmasına sadık kalacaklarını belirtti.
İki 'sürpriz': Barzani ve Haşimi
AKP Kongresi'nin fare doğurduğu başlıklardan bir tanesi de Barzani'nin yaptığı konuşma oldu. İlk "açılım" süreci başladığından bu yana, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani'yi Türkiye Kürtleri için "model" olarak gösteren ve sürece dahil etmeye çalışan AKP, aynı zamanda Irak'ta oluşan Sünni-Kürt ittifakının merkezi hükümet ile olan geriliminde Barzani'nin tarafında yer almıştı.
Barzani'nin konuşması da bilindik ögeleri içeriyordu. "Türkiye'nin bölgesel rolü"ne değinen Barzani, AKP iktidarıyla Türkiye'nin "adım adım ileriye" gittiğini iddia etti. AKP'nin Kürt sorununda "doğru yolda olduğunu" iddia eden Barzani, AKP'nin ve Erdoğan başlattığı süreci "tüm Kürtlerin desteklemesi gerektiğine inandığını" belirtti. Bölgesel yönetim lideri, Kürt sorununda Başbakan'a yardım etmeye hazır olduklarını da kaydetti.
Bakınız soL yazarı Metin Çulhaoğlu'nun AKP Kongresi ile ilgili yazısı şurada: 30 Eylül ön cülus töreni
Mesud Barzani'nin bir AKP kongresinde boy göstermesi ve AKP'nin politikasını destekleyen bir konuşma yapması, bir süredir Kürt hareketinin temel motiflerinden birisi haline gelen Kürt ulusal birliğinin sağlanması açısından pek hoşnutluk yaratıcı bir gelişme olmadığı görülüyor. Dahası, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile AKP arasındaki ilişkinin, zannedildiğinden daha derin olduğu da görüldü. Ayrıca, Barzani'nin kongrede boy göstermesi, Suriye Kürdistanı'ndaki "ulusal birlik" arayışının da kırılgan bir zemin üzerine inşa edildiğini gösteriyor. Barzani konuşmasında, "Suriye halkına kucak açan" Türkiye'yi kutlarken, "Suriye halkının kendi kaderini tayin hakkının önünü açılmasını" da canı gönülden istediklerini kaydetti.
Kongrenin diğer sürprizi, Irak mahkemesi tarafından idam cezasına çarptırılan Tarık Haşimi'nin konuşmasıydı. Türkiye'nin "mazlum milletlerin yanında durduğunu" iddia eden Haşimi, Erdoğan'ın "Davos şovunu" İslam aleminin unutmayacağını savundu. Haşimi, "diktatörlerden kurtulmaya çalışan Arap halklarına" verilen desteği hatırlatmayı da ihmal etmedi.
Doğan en büyük fare: Doğu cephesinde yeni bir şey yok...
Geçtiğimiz hafta, Erdoğan'ın kongre konuşmasındaki en önemli başlıklardan birisinin Kürt sorunu ve atılacak "yeni" adımlar olacağı konuşuluyordu. Başbakan konuşmasının "Kürt sorunu" kısmına geldiği zamansa, "terör" ve teröre destek verenlerle söze başladı.
"Teröre destek" konusunda "dış güçler"den çok "içerideki karanlık odaklara" değinen Erdoğan, CHP ve BDP'ye doğrudan gönderme yaptı. Erdoğan'ın "biz bir adım attık, artık Kürt kardeşlerim de teröre dur desinler" sözlerinin ise, Kürt sorununda "çözüm" beklentisi doğan bazı kesimler açısından nasıl bir anlam ifade edeceği henüz belli değil.
Ancak Erdoğan'ın konuşması haricinde, kongreye katılanlara dağıtılan 63 maddelik "yol haritası"nda da, Kürt sorununda atılacak adımlar, "Anadilde kamu hizmetlerine erişim", "anadilde savunmanın sorun olmaktan çıkarılması" ve "kamu hizmetlerinde Kürtçe tercümanlık" olarak sınırlı kaldı. "Şartlar ne olursa olsun" yeni bir anayasanın ülkeye kazandırılacağı iddiasının da, "şartlar"dan kastedilenin Kürt siyasetinin anayasa çalışmalarındaki tutumuna yönelik olduğunu düşündürdü. Bir başka akla gelense, AKP'nin yanına yalnızca MHP'yi alarak yağacağı "yeni anayasa".
Ne fark etti?
Erdoğan'ın "beklenti yaratan" kongre konuşmasının, Kürt sorunu ve dış politika gibi alanlarda sıkışan AKP'de, mevcut stratejideki uygulamaların gazına basarak devam edileceği vurgusu dışında herhangi bir yenilik içermediği görüldü. Özellikle Kürt sorununda yeni bir "yumuşama" dönemine girileceği varsayımının altından, CHP ve BDP'ye "iç mihrak" muamelesi ile Barzani'nin yıldızının parlatılması çıktı. Ne de olsa, kongrede atılan sloganda Barzani için atılan sloganda denildiği gibi, "Türkiye seninle gurur duyuyor"...
Dış politikada da, Davos şovu ve Arap baharı ile başlayan emperyalist retorasyondan yana tavır, Mursi ve Meşal gibi figürlerin hamasi nutuklarıyla tekrar tescillenmiş oldu. İlginç olan nokta, Erdoğan'ın İsrail konusunda Türkiye'nin taleplerini aynen sıralaması. Geçtiğimiz haftalarda medyada çıkan haberlerde, İsrail'in Erdoğan'a bir arabulucu gönderdiği ve bu arabulucunun Ronald Lauder olduğu iddia edilmişti. Lauder azılı bir siyonist olarak bilinirken, Milliyet'ten Aslı Aydıntaşbaş Erdoğan'ın taleplerine İsrail'in zaten razı olduğunu yazmıştı. Lauden'in kimliği de göz önünde bulundurulduğu zaman, İsrail-Türkiye ilişkilerindeki düzelmenin "konjonktürünü" beklediği söylenebilir.
AKP MKYK'sındaki ufak değişiklikler de, zaten icraatleri nedeniyle iyice yıpranan Egemen Bağış ve İdris Naim Şener'in dışarıda bırakılmasıyla sınırlı kaldı. Kürşad Tüzmen'in "bileti" ise zaten uzun süre önce kesilmişti.
Ancak öte yandan, AKP kongresi ile birlikte, Erdoğan'ın "tek adamlığı" da kesinleşmiş oldu. Son kez genel başkanlığa aday olduğunu söyleyen Erdoğan, görevinin bitmesinin ardından Cumhurbaşkanlığına ya da Başkanlığa aday olduğunu ilan etmiş oldu. MKYK'daki küçük değişikliklerin de, Erdoğan'ın "yol arkadaşı" AKP kurmaylarının yerine, Erdoğan'ın kongrede söylediklerinin aksine pek de yenilerinin yetişmediğini kanıtlamış oldu. Bu anlamda AKP kongresi, Erdoğan şahsında AKP'nin siyasetinin konsolidasyonu anlamına geldi.
AKP "sertleştiği" zaman bundan hayal kırıklığına uğrayan ancak iktidar partisinin atacağı bir "olumlu" adımda hemen AKP'nin demokratikleşme sürecinde ne kadar önemli olduğunu haykıran liberaller için kongrenin tek sonucu dağın doğurduğu muhtelif fareler oldu. Cemaat açısından Erdoğan'ın "karizması"nın ve alternatifsizliğinin tescili, Erdoğan açısındansa "aynı gemideyiz" mesajının yerine ulaşması oldu.
(soL)

Erdoğan'dan kongre mesajları: 'Hedef 2071, yolumuz Alpaslan'ın yolu'


Erdoğan AKP kongresinde konuştu. Günlerdir “Erdoğan ne diyecek” diye servis edilen ve kamuoyunda “büyük beklentiler” yaratılan konuşmada Erdoğan “yeni bir şey” söylemedi. Zor günler yaşayan Yeni Osmanlıcılık’ı diriltmek üzere kurgulandığı anlaşılan konuşmada Tayyip Erdoğan yeni hedefini açıkladı: 2071...
Başbakan Erdoğan büyük beklentiler yaratılan konuşmasını gerçekleştirdi. Erdoğan konuşmasına Sezai Karakoç’tan “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine" şiirinden bölümler okuyarak başladı.
Erdoğan salonda bulunanlara “Bize böyle yol arkadaşları nasip ettiği için Rabbime sonsuz hamdediyorum” diye seslenerek, dünyanın ve insanlığın kalbinin AKP kongresinde attığını ileri sürdü.
Başbakan bağımsızlık mücadelesi verdiğini iddia ettiği Suriyeli muhaliflerden başlayarak, Ortadoğu’nun İslamcı iktidarlarından, Müslüman dünyası için önemli kentlere, Avusturalya'dan Japonya’ya, Asya ve Afrika’ya kadar pek çok yere selam gönderdi.
Hiçbir zaman “biz ve diğeri” anlayışına prim vermediklerini iddia eden Erdoğan, “Tam tersine her çalışmamızda 75 milyonun tamamını kucaklamak için elimizden geleni yaptık” diye konuştu.
"Hedef 2071"
“Bizim yolumuz Sultan Alparslan'ın, Melikşah'ın, Kılıçarslan'ın yoludur. Bizim yolumuz Osman Gazi'nin, Fatih Sultan Mehmed'in, Sultan Süleyman'ın, Yavuz Sultan Selim'in yoludur. Bizim yolumuz Gazi Mustafa Kemal'in, merhum Adnan Menderes 'in, merhum Turgut Özal 'ın, merhum Necmettin Erbakan'ın yoludur” diye konuşan Erdoğan, “Osmanlı Selçuklu bakiyesi üzerine kurulmuş milletim bu muhteşemliği bizden talep ediyor” dedi.
Erdoğan kongrenin sloganı, “Büyük millet, büyük güç, hedef 2023”ü hatırlattıktan sonra, tek hedeflerinin Cumhuriyet’in 100. yılı olmadığını söyledi. Alparslan’ın 1071 Malazgirt Savaşı’nı hatırlatan Erdoğan yeni hedeflerinin “kuruluşun bininci yılı” olarak tanımladığı 2071 olduğunu ilan etti.
"AKP Türkiye'yi normalleştirdi"
“Biz Menderes ile başlayan, milleti, milletin değerlerini esas alan bu anlayışla siyaset yapıyoruz. Bunun için kendimize 'muhafazakar demokrat' dedik. Kendimizi böyle tanımladık” diye konuşan Erdoğan, seçkinci, statükocu, vesayetçi siyasetin AKP tarafından tasfiye edildiğini iddia ederek, “Demokrasiye müdahale eden yada müdahale etme girişimde bulunan herkes er yada geç milletin mahkemelerine çıkacak orada millete hesabını verecektir” dedi.
Otoriter, militarist, vesayetçi rejimi ortadan kaldırdıklarını savunan Erdoğan, AKP’nin “Türkiye’yi normalleştiren, korkuları bertaraf eden; umudu, güveni, istikrarı getiren” parti olduğunu savundu.
“Yüzde 99'la bile iktidar olsak, yüzde 1'in hakkını, hukukunu, tercihlerini korumak, bizim boynumuzun borcu olarak kalacaktır” diye konuşan Tayyip Erdoğan, on yıl boyunca hiç kimsenin hayat tarzına karışmadıklarını iddia etti.
Kimseye yaşam tarzı dayatmadıklarına, aksine herkese kendi yaşam tarzını dayatanlara rağmen normalleşmeyi sağladıklarını savunan Erdoğan, çoğunluğun azınlığa hükmetmesine karşı olduklarını ancak azınlığın da çoğunluğa hükmetmesine izin vermeyeceklerini söyledi.
İmam hatiplerin, türbanın önününün açılmasının hayat tarzı dayatması olmadığını iddia eden Erdoğan bunların normalleşme belirtisi olduğunu ileri sürdü.
"Biz bir adım attık Kürt kardeşlerim de atmalıdır"
Erdoğan’ın Kürt meselesiyle ilgili vereceği mesaj hayli tartışılmış, Erdoğan’ın "yumuşama" sinyali vereceği, yeni bir “açılım”ın kapısını aralayacağı iddia edilmişti.
Oysa Erdoğa’ın kongre konuşması bu “beklentiler”i karşılamaktan hayli uzak kaldı. Erdoğan "Askerimizle, polisimizle kıyasıya mücadele devam ediyor, ancak müzakere de edeceğiz" diyerek açılımın ne anlama geldiğini bir kez daha özetlemiş oldu.
“Gerek demokratikleşme mücadelesinde, gerek teröre karşı verdiğimiz mücadelede 10 yıl boyunca hep yalnız bırakıldık. Hem de türlü türlü engellerle karşılaştık” diyen Erdoğan, PKK’nin karşısında tek gücün AKP olduğunu söyleyerek, “Kürtler Kudüs’ü fetheden Selahattin Eyübi’nin, İdris-i Bitlisi’nin torunudur, bunların değil” diye konuştu.
“Kürt kardeşlerimden vicdanlarının sesini dinlemelerini istiyorum” diyen Erdoğan sözlerini, “Biz adımlarımızı attık sıra Kürt kardeşlerimizde, onlardan da bir adım bekliyoruz, teröre yeter artık diyerek seslerini yükseltmelerini istiyoruz” şeklinde sürdürdü.
"Şehitlerimizin at üstünde ulaştığı yerlere ulaşacağız"
“Şehitlerimizin at üstünde ulaştığı ülkelere ulaşmak boynumuzun borcudur. Filistin meselesine en güçlü şekilde destek vermeye devam edeceğiz” diyen Erdoğan, Filistin’in Mısırda'ki Müslüman kardeşler iktidarı ve Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi sayesinde rahat bir nefes aldığını iddia etti.
"Rusya, Çin ve İran tavrını gözden geçirmeli"
Suriye konusunda beklenenin aksine kısa bir konuşma yapan Erdoğan, “Rusya'ya, Çin'e bunun yanında İran'a sesleniyoruz. Lütfen şu ana kadar olan tavrınızı tekrar gözden geçirin. Bu zalim yönetimlerin yanında olanları tarih affetmeyecektir” demekle yetindi.
'Belediye başkanım Kılıçdaroğlu'ndan aldığı parayla sucuk yediriyor'
Kılıçdaroğlu’na ve CHP’ye de yüklenen Erdoğan, “Ben bunu mahkemeye verip tazminat almaktan bıkmadım, bıkmayacağım. Kayseri Belediye Başkanımız'a da iftira attılar, şimdi belediye başkanım kazandığı tazminatlarla Kayserililere sucuk yediriyor” diye konuştu.
'İstikrarı kurumsal hale getireceğiz'
Erdoğan Türkiye’nin yeni bir siyasi sisteme ihtiyacı olduğunu ve yeni anayasa konusunda kararlı olduklarını söyledi, “İstikrarı dönemsel olmaktan çıkarıp kurumsal hale getireceğiz” dedi.
Anayasa konusunda masadan kalkan taraf olmayacaklarını söyleyen Erdoğan, mecliste grubu bulunan partileri kasdederek, “biz onlarla da olsa, yeni bir anayasayı oturur, konuşur, azami müşterekleri belirlemek suretiyle gerçekleştiririz” diye konuştu.
"Gövrevimi o alanlarda ifa edeceğim"
“Biz manşetlerle çarpışa çarpışa bu günlere geldik, onların nasıl hesabı varsa milletin ve Allah'ın da hesabı vardı” diyen Erdoğan, tüzük gereği son kez Genel Başkanlık'a aday olduğunu hatırlatarak, “Bu bir veda değil, bu bir estir, bir duraktır” diye konuştu.
“Yetki verilirse, Allah izin verirse 3 yıl partimin başındayım. Ardından, partimin vereceği sorumlulukları yüklenerek, o alanlarda görev ifa edeceğim” diyen Erdoğan, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi için de mesaj vermiş oldu.
(soL)

Hayvan hakları için binlerce insan yürüdü

"Hayvanları Koruma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na tepki gösteren hayvan hakları savunucuları, Türkiye’nin çok sayıda noktasında yaptıkları eylemlerle tasarıya tepki gösterirken bazı yazarlar ortak bir dilekçe yazarak tasarıya ilişkin rahatsızlıklarını ortaya koydular.
Bakanlar Kurulu’nun geçtiğimiz günlerde hazırlayarak TBMM’ye sunduğu ve kabul edilmesi beklenen "Hayvanları Koruma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na tepki gösteren hayvan hakları savunucuları ülkenin çok sayıda noktasında eylem yapmak için bir araya geldi.
Antalya, Adana, Bursa, Bolu, Çanakkale, Eskişehir, Edirne, İstanbul, Tekirdağ gibi illerde çok sayıda hayvan hakları savunucusu hayvanlarıyla katıldıkları eylemlerde Bakanlar Kurulu’nun hazırlayarak Meclis’e sunduğu tasarıyı protesto etti. İstanbul'da Galatasaray Lisesi önünde toplanılıp Taksim Meydanı'na yürünen eyleme binlerce kişinin katıldığı görüldü.
Yazarlardan ortak dilekçe
Çok sayıda ilde yapılan eylemlerin yanı sıra yasa tasarısına bir tepki de yazarlardan geldi.
103 yazarın imzasını taşıyan ve yarın Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı makamlarına gönderilecek olan dilekçede şu ifadelere yer verildi:
“Biz aşağıda imzası bulunan yazarlar;
5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nu değiştirecek yeni yasa tasarısıyla 'hayvan dünyasının sessizliğini ve bu sessizliğe eşlik eden acıyı' çoğaltmamanızı umuyor ve bekliyoruz. Yaşadığımız dünya yalnız bize değil hayvan dostlarımıza da aittir. Çağdaş, adil ve merhametli bir yasa ile onların büyük çaresizlik ve acısına duyarsız kalmayacağınıza inanmak istiyoruz.”

Süpürgeyi bırak operasyona gel!

Koruculuk sistemini yeniden canlandırmaya çalışan hükümet, 2000’li yıllarda okullara personel olarak yerleştirdiği korucuları geri çağırıyor. Şirnex Cizîr’de kaymakam okullara personel olarak yerleştirilmiş eski koruculara tebligat görderdi ve Cudi-Gabar dağlarına yönelik operasyonlara katılmaları emrini verdi.

 Süpürgeyi bırak operasyon var!
Geçmiş hükümetler döneminde koruculuk kadrosunun azaltılması amacıyla okullarda sözleşmeli hademe olarak görevlendirilen eski korucular tekrar operasyonlara çağırıldı. Cizîr’de (Cizre) Cudi ve Gabar dağları ile Kilise Dağı’na yapılacak operasyona katılmaları için askeri yetkililerin talebi üzerine, Cizre Kaymakamı Şenol Koca önceki gün ilçedeki ilköğretim okullarında sözleşmeli olarak çalışan bir grup korucuyu çağırarak operasyona katılmaları için hazır olmalarını ve eksikliklerini tamamlamalarını istedi.

İlçedeki Kamil Acun İlköğretim Okulu, Atatürk İlköğretim Okulu, Fatih İlköğretim Okulu, Menderes İlköğretim Okulu ve Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nun da aralarında bulunduğu okullarda görev yapan yaklaşık 50 korucuya bu tebligatın gönderildiği öğrenilirken, talimatın Şırnak Tümen Komutanlığı’ndan verildiği kaydedildi.

‘İstifa ederiz’
Hademelik yaparak ayda yaklaşık 750 TL alan bazı eski korucular, kendilerine okullarda temizlik işlerini yapmaları için sözleşme imzalatıldığını belirterek, tekrar koruculuğa çağırılmalarına tepki gösterdi. Eski korucular, bunun dayatılması halinde istifa edeceklerini açıkladı.

2005 yılında koruculuğun kaldırılması veya korucuların başka alanlarda istihdam edilmesi tartışmaları yaşanırken, hükümet aldığı bir kararla ihtiyaç olması halinde korucuların ilçelerdeki ilköğretim, lise ve yatılı ilköğretim bölge okullarında hizmetli olarak görevlendirilmesi kararını uygulamaya sokmuştu. Sadece Şirnex (Şırnak) ve Colemêrg’de (Hakkari) 300’den fazla korucu halen okullarda hizmetli olarak görev yaparken, aynı uygulamanın Bölge’de birçok ilçede de uygulandığı öğrenildi. (Taylan Esmer - Şirnex - Anf)

Öcalan: Tek muhatap benim

İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın, Kürt sorununun çözümünde devletin muhatabının Kandil olmadığını belirterek, “Tek muhatap benim, ben kefilim” dediği öğrenildi.

İSTANBUL - İmralı’da hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan’la geçen hafta görüşen kardeşi Mehmet Öcalan, açıklamalarda bulundu.

Hürriyet gazetesine konuşan Mehmet Öcalan, şu ifadeleri kullandı: “Ağabeyim ‘Devlet samimi olursa bu sorunlar çözülür. Bunu kimse çözemez, ben çözerim. Sorun ağır sorundur. Yani devlet isterse bu meseleyi çözer, kiminle kavga ettiyse onunla barışmalı. Birileri belki iyi niyetli olabilir ama sorunu çözemez, ben çözerim’ dedi. Ağabeyim, çözüme katkı sunmak istiyor ve ölümleri engellemek istiyor.

KCK: Görüşme yok!

Mevcut durumda hareketimizin Türk devletiyle bir diyalog ve görüşme durumu söz konusu değildir. Bu türden üretilen haberler tamamen yalandır.

KCK, Türk Hükümeti'nin Kürt halkını beklentiye sokmak istediğini belirterek, Öcalan’ın rolünü oynayabilmesi için “gözle görülür” adımlar atılması gerektiğini kaydetti. Kürt parlamenterlerin dokunulmazlığının kaldırılarak cezaevine atılmasının kesinlikle savaşın derinleştirilmesi anlamına geleceğine işaret eden KCK, bu gerçeğe rağmen Türk Başbakan'ın 'hem gerillayla kucaklaşanları içeri atacağım, hem de gerillayla uzlaşacağım' demesinin akıl karı olmadığını vurguladı.

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, Türk Başbakan Recep T. Erdoğan ve ekibinin, Öcalan ve Oslo tartışmalarına ilişkin açıklamalarına yanıt verdi. Kürdistan halkına karşı topyekun savaş başlatan Türk devlet erkanının son günlerde İmralı, Öcalan ve Oslo konularıyla ilgili açıklamalarının bir ağız değişikliğini içerse de özü itibarıyla yeni bir şeyi ifade etmediği belirtilen Yürütme Konseyi Başkanlığı açıklamasında, önemli oranda  doğruları ifade etmeyen, çarpıtma ve manipülasyon içeren bu açıklamaların, daha çok “yeni taktiksel bir hamle” olduğu vurgulandı. Açıklamada, "Öncelikle tecrit, baskı ve psikolojik işkenceyi esas alan İmralı sistemiyle ilgili doğruları içermeyen, gerçek dışı beyanatlarda bulunmuşlardır. Türk basını ise bunu çarpıtarak, gerçekleri tamamen tersyüz etme ve toplumu yanlış bilgilendirme tarzını daha da derinleştirmektedir. Kimi Türk basın mensuplarının ve bazı çevrelerin hareketimiz ile Türk devletinin bir diyalog ve görüşme içinde bulunduğu yönündeki iddiaları ve imaları doğru değildir. Mevcut durumda hareketimizin Türk devletiyle bir diyalog ve görüşme durumu söz konusu değildir. Bu türden üretilen haberler tamamen yalandır" denildi.

Öcalan neden çekildi?

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı açıklamasında, Öcalan'ın 27 Temmuz 2011 tarihinde neden aradan çekildiği, bir kez daha şöyle özetlendi: "Geçtiğimiz yıl, Oslo ve İmralı görüşmelerinde ulaşılan önemli bir düzeyi ifade eden protokolleri kabul etmeyip, demokratik çözümü değil savaşı ve tasfiyeyi dayatan; Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için bölgesel ve uluslararası konseptler oluşturan AKP Hükümeti'nin oyunlarını gören Önder Apo, aradan çekildiğini ilan ederek oynanan bu oyunlara ve ikiyüzlülüğe karşı tutum almıştır."

Hükümet ne yaptı?

Bunun karşısında Erdoğan Hükümeti'nin de kendi hukukunu çiğneyerek tecrit koşulları ağırlaştırıp psikolojik baskı sistemini devreye koyduğunu, Öcalan'ın tüm avukatlarını tutuklayarak dışarıyla olan tüm bağlantılarını kestiğini hatırlatan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Bu hukuk ve ahlak dışı tutuma karşı Önder Apo tavır almış, boyun eğmeyeceğini, direneceğini beyan ederek, anlamından çıkarılmış ve denetim altına alınmış avukat ve aile görüşmelerini kabul etmeyeceğini açıklamıştır. Bundan sonra görüşmeleri yapabilmesi için bazı hususların yerine getirilmesini istemiştir. Bunlar daha çok hükümetin İmralı’da TC yasalarını uygulaması çerçevesinde, görüşmede görevli bulundurulmaması, tutuklanan avukatların serbest bırakılması ve mesleki çalışmalarından dolayı tutuklanmaması konularında güvence verilmesi gibi şartlardır. Fakat bunların hiçbirisi yerine getirilmemiştir."

Yalan söylüyorlar

Öcalan'ın AKP’nin insan onuruna dayattığı çirkin yöntemlere ve Kürt halkına dönük geliştirilen şiddete karşı bir direniş içinde olduğu anımsatılan açıklamada, bunun gölgelemek isteyen Başbakan ve Adalet Bakanı'nın yalan söyledikleri vurgulandı. Açıklamada, Oslo belgelerinin de devlet içindeki iktidar kavgalarının sonucu herkesin bildiği kesimlerce sızdırıldığı tekrarlandı.

Alana hakimiyeti sürüyor

Başbakan Erdoğan'ın devam eden savaşla ilgili verdiği bilgi ve rakamların da gerçeği yansıtmadığı kaydedilen açıklamada, "Belli ki AKP Hükümeti bu konuya çok önem verdiği için bizzat Başbakan’ın ağzından bu yalana dayalı bilgiler verilmektedir. Şemdinli’de, -Başbakan’ın deyimiyle- 'gerilla inlerine çekilmiş' değildir. Şemdinli’de her şey yerli yerindedir; çok yoğun hava saldırıları eşliğinde asker ve gerilla çatışması vardır ama alandaki gerilla denetimi devam etmektedir. Sadece Şemdinli’de değil, ülkenin birçok yerinde 'alan hakimiyeti taktiği' sonuç alıcı bir biçimde gelişmektedir.

Kürt tarafı bütündür

Kürt Hareketi'nin parçalara bölündüğü yönündeki yalan yanlış bilgilerle yoğun bir psikolojik savaş ve manipülasyon faaliyeti yürütüldüğüne dikkat çeken KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, Başbakan’ın, “İmralı ve Oslo görüşmeleri olabilir ama BDP’lilerle görüşemem ve BDP’lilerle aynı çatı altında yürüyemeyiz” sözlerinin de çözümde ne kadar samimi olduğunu ortaya koyduğunun altını çizdi. Yürütme Konseyi Başkanlığı, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Her şeyden önce herkes şunu bilmelidir: Kürt tarafı tektir ve yekvücuttur. Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi, illegal ve legal kurumlarıyla tek bir eksende duruş sergilemekte ve diyalog için tek muhatap olarak Önder Apo’yu kabul etmiş bulunmaktadır. Her bileşeni ayrı bir kulvarda bulunsa da her koşul altında birlikçi bir duruşu sergileyebilecek kararlılık, tecrübe ve irade içinde bulunmaktadır. Kürt siyasetinin temsilcileri olan parlamenterlerin dokunulmazlığının kaldırılarak cezaevine atılması kesinlikle savaşın daha da boyutlandırılması, derinleştirilmesi anlamına gelecektir. Bu gerçeğe rağmen, 'hem gerillayla kucaklaşanları içeri atacağım, hem de gerillayla uzlaşacağım' demek akıl karı değildir.

AKP'nin amacı ne?

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı'na göre görünen şu: "Çözüm için zihinsel bir oluşumdan bahsetmek mümkün değildir. Son çıkışlar, AKP’nin bilinen/klasik, kamuoyunu boş vaatlerle oyalama taktiğinin bir parçası. Kürt sorununu çözme değil, Kürt halkını beklentiye sokma, Özgürlük Hareketi’nin bileşenleri arasına farklılıklar koyma ve zayıflatarak Özgürlük Hareketi’ni çözme çabası ön plandadır."

Türk tarafı ne yapmalı?
Yürütme Konseyi Başkanlığı'na göre; eğer Türk devleti ve AKP Hükümeti, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana devam edegelen ve Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununu çözme kararına ulaşmışsa, o zaman çözüm projesini açıkça ortaya koymalı ve samimi-inandırıcı pratik adımlar atarak Kürt tarafından da karşılık verilmesini istemeli.

Öncelikle hangi adım?

Öncelikle, Öcalan'ın çözüm sürecinde rol oynaması için “Sağlık, Güvenlik ve Özgür Hareket Etme Koşulları”nı oluşturarak işe başlanmasını isteyen KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, şöyle devam etti: "Böyle inandırıcı ve gözle görülür adımlar atılmadan Başbakan’ın çelişkili, eklektik, bütünlüklü olmayan açıklamalarına dayanarak yeni bir sürecin gelişeceğini sanmak vahim bir hata olacaktır. Hareketimiz samimi, içinde aldatma olmayan, demokratik-barışçıl-adil bir çözümden yanadır; ancak bu çerçevede yaklaşacak, gelişmeleri izleyecek, özellikle hükümetin pratik adımlarına bakacak ve ona göre gereken yerde, gerekli tutumu alacaktır."

Halk duyarlı olmalı
Halkın da AKP Hükümeti'nin oyalama taktiklerine aşına olduğu belirtilen KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı açıklaması şu çağrıyla noktalandı: "Bu açıdan tüm halkımız duyarlı olmalı, mücadeleye daha fazla yüklenerek,  hareketimizin başlattığı özgürlük hamlesinin başarısı için gereken fedakarlık ve katılımı gerçekleştirmeli, özgürlük mücadelesinin başarısını kesinleştiren tarzı esas almalıdır. Bu temelde tüm halkımızı özgürlük mücadelesine daha fazla katılmaya ve toplumsal mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz."

ANF/BEHDİNAN

Zamları protesto eyleminde 3 gözaltı

İzmir’de, son günlerdeki zamları protesto edip Konak Meydanı’na yürümek isteyen grupla polis arasında arbede çıktı.

Polisin bibergazıyla müdahale ettiği gruptaki 1’i kadın 3 şüpheli gözaltına alındı. saat 15.00 sıralarında, Konak’taki Eski Sümerbank Binası önünde toplanan, aralarında Sosyalist Demokrasi Partisi ve Dev- Lis’li öğrencilerin bulunduğu yaklaşık 30 kişi, zamları protesto ederek yürüyüşe geçti. ‘Zamlara karşı korunmak’ için ellerinde şemsiyeler taşıyan ve Büyükşehir Belediyesi binası önüne kadar gelen grup, Konak Meydanı’na yürümek istedi. Polis yürüşe izin vermeyince protestocular yüklenerek yürümek istediler. Her zaman olduğu gibi yine Polis göstericilere biber bibergazı sıkarrak saldırıya geçti ve eylemcilerden ,1’i kadın 3 kişi gözaltına alındı.

Deba işçilerinden kefenli eylem


Denizli’de 10 aylık maaş ve 23 yıllık kıdem tazminatları için mücadelelerini sürdüren Denizli Basma Sanayii (DEBA) işçileri bu hafta ‘kefenli’ eylem yaptı.

28 Eylül 2009 tarihinde fabrikalarının kapatılmasını kara gün olarak nitelendiren işçiler, üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen kıdem tazminatlarını alamadılar. 800’e yakın işçinin alacakları yüzünden yılları, ömürleri, sağlıkları tükendi. Yine de mağduriyetleri sürerken mücadelelerini bırakmayan DEBA işçileri, hakları için mücadeleyi sürdürüyor.

Candoğan Parkı’ndan Denizli Belediyesi önüne Deba Patronu Esad Sivri’nin maskesini takarak yürüyen işçiler ‘İşçiler burada patron nerede?’ sloganını attılar. İşçiler adına yapılan açıklamada konuşan Teksif Sendikası Örgütlenme Uzmanı Ömer Atılgan, Esat Sivri’nin yakasını bırakmayacaklarını belirterek “Haklarımızın gasbedilmesine seyirci kalmayacağız. İşçilere yapılan bu muamele sosyal bir cinayettir. Parasızlıktan eşlerimizden ayrıldık, çocuklarımızın boynu bükük kaldı. Canımız yanıyor, kalplerimiz kuruyor. Ya haklarımızı alacağız ya da hesap soracağız’’dedi. (Bilge Önkol, Denizli/Evrensel)

AKPnin güçlü devlet görüntüsü için bir olimpiyat madalyası 946 milyon

İSMMMO'nun "Türkiye'nin Spor Bütçesi: Madalyanın Maliyeti Yüksek" adlı raporuna göre, Olimpiyatlarda bir madalya kazanmanın maliyeti 946 milyon lira. Türkiye'de sporcu başına yıllık ortalama ödenek ise yalnızca 489 lira. gerektiğini kaydetti. İSMMMO Başkanı Arıkan, sporun kar ve zarar mantığına dayanan bir "gösteri endüstrisine" dönüşmesinin önüne geçilerek, halka yayılma stratejilerine ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

 İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası, "Türkiye'nin Spor Bütçesi: Madalyanın Maliyeti Yüksek" adlı araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

Bütçeden Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne aktarılan rakamlar üzerinden, enflasyondan arındırılarak yapılan hesaplamaya göre; Türkiye'nin son 4 yılda olimpiyat dönemi için spora ayırdığı para 4.7 milyar lira düzeyinde gerçekleşti.

Rapora göre, Olimpiyatlarda bir madalya kazanmanın maliyeti 946 milyon lirayı buluyor. Türkiye'nin ilk madalyasını elde ettiği 1936 yılındaki olimpiyatlarda ise bir madalya kazanmanın maliyeti 4 milyon liraydı. 2012 yılında Londra Olimpiyatları'nda 26 olimpik branştan sadece 3'ünde toplam 5 madalya kazanabilen Türkiye, tüm olimpiyat tarihinde ise sadece 6 ayrı branşta madalya sahibi olabildi. Toplamda ise 87 madalya kazandı.

Rapora göre; Türkiye'de resmi olarak futbol dışındaki 57 federasyonda yaklaşık 2 milyon 216 bin lisanslı sporcu var ve bu sporcuların 513 bini faal olarak yarışmalara katılıyor. Yarım milyon faal sporcu için federasyonlara verilen bütçe ise 2012 yılında 252 milyon lira. Bunun 65.3 milyonu Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesinden, 186.4 milyonu ise Spor Toto gelirlerinden karşılanıyor. Bu bütçeyle yılda lisanslı sporcu başına 113 lira, faal sporcu başına ise 489 lira düşüyor.

SPORCU BAŞINA 489 LİRA

Rapora göre; Türkiye'nin Olimpiyatlarda madalya kazanmayı başardığı halter hariç, güreş, boks, tekvando, judo ve atletizmin bütçeleri, faal sporcu başına düşen ödenek rakamları açısından oldukça düşük seviyelerde seyrediyor. Bir tekvandocu için yıllık bütçe yalnızca 214 lira olurken, bu rakam boksta 480 lira, güreşte 714 lira, judoda 987 lira ve atletizmde bin 116 lira. Türkiye'nin olimpiyatlarda hiç madalya kazanamadığı binicilik, tenis, okçuluk, su topu, jimnastik ve eskrim gibi branşlarda ise faal sporcu başına bütçe, görece iyi durumda ve yıllık 3-4 bin liralara kadar çıkıyor. Yaklaşık 14 bin lira ile en yüksek bütçe golfçulara veriliyor. Tüm branşlar Türkiye ortalaması olarak bakıldığında ise faal durumdaki bir sporcu için yıllık ödenek tutarı yalnızca 489 lira.

Raporda, 1992 yılında çıkarılan bir yasayla Türkiye Futbol Federasyonu'na özerklik tanındığı hatırlatılırken, 2012 yılında üç federasyon dışında bütün federasyonların özerk hale getirildiği, özerkleşen federasyonların büyük bölümünün kendi gelirlerini yaratamadığı kaydedildi.

4 BİN 431 FUTBOLCUYA 54 MİLYON

Raporda, yaklaşık 245 bin lisanslı sporcunun yer aldığı futbolu yöneten Türkiye Futbol Federasyonu'nun bütçesinin 220 milyon lira olduğu, devletten destek almadığı, tribün, sponsorluk gelirleriyle bir yapı işlediği belirtildi. Profesyonel futbolda yer alan 4 bin 431 sporcu için harcanan bütçe ise 54 milyon lira. Türkiye Futbol Federasyonu bütçesinde amatör futbolcular için sporcu başına yılda 122 lira, profesyonel futbolcular için ise sporcu başına yılda yaklaşık 12 bin lira ayrılıyor. Bu hesapta ise kulüplerin sporcuları için yaptığı harcamalar, sponsorluk ve reklam gelirleri, transfer ücretleri, bonservis bedelleri ya da kiralama bedelleri yer almıyor.

BÜTÇEDE SPORUN PAYI VE DÜNYA UYGULAMALARI

Raporda 74 milyonu aşan Türkiye nüfusunda lisanslı sporcu sayısının 2.2 milyonda kalmasının, halkın büyük bölümünün spor yapmaktan uzak olduğunu gösterdiği değerlendirmesi yapıldı. Raporda, gençlerin sadece yüzde 5'inin aktif olarak sporla buluşabildiği bilgisi verilirken, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne konsolide bütçeden ayrılan payın yıllar itibariyle onbinde 5 ile binde 6 arasında değiştiğine dikkat çekildi. Spora ayrılan payın son üç yılda reel olarak 1 milyar liranın üzerine çıktığı belirtildi.

Raporda, sporda başarılı ülkelerin, kamu eliyle dağıtılan fonları daha çok uzmanlaşmış spor eğitimine ve halka yönelik yaygın spor aktivitelerine ayırdığı, endüstriyel sporun ise sponsorluklar, bağışlar ve sportif yatırımlara getirilen vergi indirimleriyle desteklendiği belirtildi.

GÖSTERİ ENDÜSTRİSİ DEĞİL HALKA YAYILMA

Rapora ilişkin değerlendirmede bulunan İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Yahya Arıkan, Türkiye'nin spora ayırdığı bütçenin son yıllarda ciddi oranlarda artmasına rağmen, özellikle uluslararası büyük başarılar elde edilebilmesinin mümkün olamadığını belirtti. Arıkan, Türkiye'nin olimpiyatlarda madalya kazandığı atletizm, judo, boks gibi branşlarda dahi özerk federasyonların kendi gelirlerini yaratamadığını ifade ederek, Türkiye'nin spor politikasını hızla yeniden şekillendirmesi gerektiğini kaydetti.

Futbolda bile amatör sporcu başına yıllık bütçenin 122 lira gibi oldukça düşük bir tutarda gerçekleştiğini belirten Arıkan, sporun kar ve zarar mantığına dayanan bir "gösteri endüstrisine" dönüşmesinin önüne geçilerek, halka yayılma stratejilerine ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

'Savaşı değil kardeşliği paylaşalım'

HDK Bahçelievler barış istedi 3

HDK Bahçelievler Meclisi ve sendikalar, akan kanın durması ve barış çağrısı yaptı. “Savaşı değil kardeşliği paylaşalım” diyen kurumlar, demokrasi cephesi kurulmasını istedi.

Halkların Demokratik Kongresi Bahçelievler Meclisi ile birlikte sendikalar ve dernekler, akan kanın durması ve tüm halkların barışa taraf olması için yürüyüş düzenledi, “Savaşı değil kardeşliği paylaşalım” dedi. HDK bileşenleri, savaşa ve kan deryasına son vermek için demokrasi cephesi kurma çağrısı yaptı.

Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi'nde toplanan HDK bileşenleri, “Çatışma değil müzakere, ölüm değil çözüm”, “Savaşı değil kardeşliği paylaşalım” pankartı açarak, Şirinevler Meydanı'na kadar yürüdü. “Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği”, “Bıji bıratiya gelan”, “Katil ABD Ortadoğu'dan defol” sloganları atan kitleye, çevreden geçen çok sayıda kişi de alkışlarla destek verdi.

HDK adına basın açıklamasını okuyan Fatma Tuğcu, Ortadoğu'da AKP Hükümetinin de içerisinde yer aldığı bir savaş oyunu oynandığına dikkat çekerek, “Bizler; Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes her milliyetten emekçiler Ortadoğu'da ve Türkiye'de barış içinde yaşamak istiyoruz. Emperyalizmin; NATO'nun ve ABD'nin ileri karakolu olan bir Türkiye istemiyoruz. Bütün halkımızı, Ortadoğu'da ve Türkiye'de barış içinde yaşamak için mücadeleye çağırıyoruz” dedi.

Kürt sorununu demokratik çözüme kavuşturmak gibi bir yöntem varken AKP'nin ısrarla savaşı dayattığını söyleyen Tuğcu, “Artık yeter! Gençlerimiz ölmesin. Savaştan, kandan, gençlerimizin ölü bedenlerinden beslenen, rant elde edenler her ağzını açtıklarından 'İntikam' diyor, 'Bu defa bitireceğiz, kökünü kazıyacağız” diyor. Bu halk artık çözüm istiyor, barış istiyor. Ölümler bitsin istiyor. Kimsenin bir gencin daha ölmesine artık tahammülü kalmamıştır” şeklinde konuştu.

“Bu kanı artık durdurmanın zamanı gelmedi mi? Daha ne kadar gencimizin, hayatlarının baharında can vermesine seyirci kalacaksınız” diye soran Tuğcu, “Bu ülkenin barışı ve çocuklarımızın geleceği için, gelin hep birlikte güçlü bir demokrasi cephesi kuralım. Bu savaşa ve kan deryasına artık son verelim” dedi.

Basın açıklamasına, HDK İstanbul 3. Bölge Meclisi ile birlikte SES Bakırköy Şubesi, Haber-Sen Avrupa Yakası Şubesi, Tüm Bel-Sen 1 No'lu Şube, Tekstil Sen, Din Alimleri ve Yardımlaşma Derneği, Pertekliler Derneği, Sev-Der ve Eğitim-Sen 1 No'lu Şube katıldı.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Büyük Alevi Mitingi 7 Ekim'de Ankara'da

GERÇEK LAİKLİK EŞİT YURTTAŞLIK
Gerçek Bir Laiklik İçin 7 Ekim’de Ankara`da ‘Laik Demokratik Türkiye İçin Eşit Yurttaşlık İstiyoruz Mitingi’nde Buluşuyoruz

Kürtaj tartışmalarından kesintili eğitime geçiş; Diyanet`in toplumsal hayatı düzenleyen bir kuruma dönüştürülme çabasından dindar nesil yetiştirme stratejisine AKP iktidarı özgürlüklere karşı adeta bir mevzi savaşı sürdürüyor.

Ülke tarihinin en mezhepçi iktidarı olan AKP,  hem içerde hem de dışarıda mezhepçilik de sınır tanımıyor. Suriye`ye yönelik müdahale çabasında da mezhepçiliği her fırsatta körüklüyor. Alevilere yönelik ayrımcılığın sonucu olarak son dönemde Alevilere yönelik saldırılar da artıyor.

15 Ekim`de 4+4+4 kesintili eğitime geçişle birlikte eğitimin dinselleşmesine ve çocuk işçiliğinin önünün açılmasına karşı mücadelemizi 7 Ekim`de güçlendirerek sürdüreceğiz.

MİTİNG: 7 EKİM PAZAR ANKARA
Toplanma Yeri : 
Saat:10.00
Tren Garı önü

Miting :
Saat:12.00 
Sıhhiye Meydanı

İşçi ve emekçi yığınları aldatmak için yeni yalanlar gölgesinde AKP Kongresi toplanıyor

AKP 4. Olağan Kongresi 30 Eylül'de Ankara'da toplanıyor. AKP'nin 10 yıllık kadro ve politikasının belirleneceği kongrede Erdoğan'ın son kez parti başkanlığına aday olacağı belirtiliyor.

Erdoğan'ın kongre konuşmasında da 2023 yılına beklentileri havale etmesi, Kürt sorununda çözümü teğet geçmesi bekleniyor. - AKP 4. Olağan Kongresi, 30 Eylül'de toplanıyor. Ankara Arena'da yapılacak kongrede, emperyalizme ve sermayey daha fazla hizmet etmek, işçi,emekçi ve Kürtleri ezmek, sömürmek ve zulüm altında tutmaya devam için AKP'nin önümüzdeki 10 yıllık politikası ve kadrolarının şekillenmesi bekleniyor. AKP'nin 2023 vizyonu olarak belirlediği sloganının altı bu kongrede doldurulacak. Bu çerçevede Kongre öncesi AKP'ye katılan HAS Parti eski Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ile DP eski Genel Başkanı Süleyman Soylu'nun HAS Parti'den gelen bazı isimlerle birlikte MKYK listesine gireceği belirtiliyor. Diğer taraftan, parti tüzüğünde yer alan üç dönem kuralı nedeniyle parti içindeki görevlerini yeniden alamayacak isimlerin de partinin yönetim organlarına girme beklentisi içinde olduğu ifade ediliyor. Buna karşın söz konusu tüzük maddesinin yumuşatılması da gündemde.

ULUSLARARASI KONUKLAR, YANDAŞ SENDİKALAR
AKP'nin 4. Olağan Kongresi öncesinde aralarında ABD Başkanı Barack Obama, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in de bulunduğu birçok devlet başkanı ve lidere davetiye gönderildi. Irak'ın Bölgesel Kürt Yönetimi Lideri Mesut Barzani, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder'in de aralarında bulunduğu bir çok yabancı davetli kongreye katılacağını bildirdi. TÜSİAD, TİSK, TOBB gibi patron örgütlerinin yanı sıra Türk-İş, Hak-İş, Memur Sen, Kamu Sen gibi sendikalar da Kongre'ye davet edilenler arasında. DİSK ve KESK gibi hükümet politikalarına muhalefet eden sendikalar davet edilmedi.

2023 HAYALİ VE KÜRT SORUNU KARŞI KARŞIYA
Recep Tayyip Erdoğan'ın genel başkanlık görevine dördüncü ve son kez aday olacağı Büyük Kongre'de, iktidarda geçen 10 yılın da muhasebesini yapması, Kürt sorunu başta olmak üzere son dönemde yaşanan gelişmeler, yaklaşan yerel seçimler, Başkanlık sistemi, milletvekili dokunulmazlığı gibi konuları içeren ayrıntılı bir konuşma gerçekleştirmesi bekleniyor. Erdoğan'ın, konuşmasında hükümet olarak Türkiye'nin 2023 yılı hedeflerine yönelik bir manifesto da açıklayacağı, manifestonun parti programı ve son seçim beyannamesiyle paralel ve tamamlayıcı olacağı ifade edildi. 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde Türkiye'nin 2023 Vizyonu sloganıyla giren Erdoğan, toplumsal beklentileri, 2023 yılına ertelemişti. Erdoğan'ın 2023 Vizyonuyla ilgili konuşması ne kadar bir beklenti yaratacaksa, Kürt sorunuyla ilgili yapacağı açıklamaların da bir o kadar tartışmaya neden olması bekleniyor. Zira, kongrede yapılacak konuşmalar, anında 7 dile çevrilecek. Bu diller arasında Kürtçe bulunmuyor.

3 DÖNEM KURALI VE KOLTUĞUNUN HAKKINI VERENLER
Kongrede dikkat çeken bir değişiklik de parti tüzüğünde yapılacak. AKP'nin "3 dönem kuralı" olarak bilinen, 3 dönem görev yapanların aynı göreve tekrar aday olamamasına yönelik düzenleme, bu kişilerin bir dönem bekleyerek tekrar aday olabileceğinin belirtilmesiyle netleştirilecek. Buna karşılık Erdoğan, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada, "koltuğunun hakkını verenler" için düzenleme yapılabileceğini söylemişti. Nitekim, Kongrede 3 dönem kuralında bir dönem ara verilerek yeniden aday olunabileceğinin netleştirilmesini de içeren tüzük değişikliği komisyonu raporu da okunarak kabul edilecek. Bu, Erdoğan'a yakın temel kadroların yerlerini koruyacağı şeklinde değerlendirildi.

AKP'DE KADININ ADI YOK
Başbakan Erdoğan'ın, parti başkanlığına dördüncü ve son kez aday olacağı genel başkanlık seçimlerinin ardından partinin diğer yönetim organları için seçim yapılacak. 50 asil ve 25 yedek üyeli Merkez Karar ve Yönetim Kurulu, 11 asil ve 5 yedekli Merkez Disiplin Kurulu, 3 asil ve 2 yedek üyeli Genel Merkez Parti İçi Demokrasi ve Hakem Kurulu'nun seçilmesinin ardından AKP'nin 4. Olağan Büyük Kongresi sona erecek. Ancak, parti içi demokrasinin nasıl işletildiği tartışması bir yana, parti yönetim organlarına seçilecek kadın sayısı, AKP'nin bu alandaki duruşunu da ortaya koyuyor. AKP tüzüğünde kadın kotası bulunmuyor ancak "pozitif ayrımcılık" uygulandığı iddia ediliyor. Rakamlar ise daha pozitif bir gerçeği ortaya koyuyor. 327 milletvekiline sahip AKP'de sadece 45 kadın milletvekilinin bulunması durumu özetliyor. Yüzlerce belediye başkanlığı bulunan AKP'nin kadın belediye başkanı sayısının iki elin parmağını geçmemesi, AKP'de kadının yerinin olmadığının somut göstergesi. (Etha)

Mersin'de 25 'KCK' tutuklaması

Mersin merkezli yürütülen operasyonda gözaltına alınan 38 kişiden aralarında BDP Mersin İl Eşbaşkanları, İHD Mersin Şube Başkanı'nın da bulunduğu 25 kişi, "KCK yöneticisi" ve "KCK üyesi olmak" iddialarıyla tutuklandı.

DİHA muhabiri Ferhat Arslan dahil 13 kişi ise serbest bırakıldı.Mersin Cumhuriyet Savcılığı'nın kararıyla 25 Eylül tarihinde Mersin başta olmak üzere Diyarbakır, Adana, Batman, Şırnak ve Dersim'de "KCK" adı altında gerçekleştirilen baskınlarda BDP binalarının yanı sıra birçok kurum ve eve baskın düzenlenmiş ve çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı. Mersin Emniyet Müdürlüğü'ndeki işlemleri biten 38 kişi Adana Adliyesi'ne getirildi. Adliye'de Özel Yetkili Savcıya ifade veren 38 kişiden DTK Delegesi Saadet Sürer ve BDP Mersin Eski İl Başkanı Cihan Yılmaz serbest bırakılırken, 36 kişi ise tutuklanma talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi.

DİHA MUHABİRİ FERHAT ARSLAN SERBEST
Bugün sabah saatlerine kadar Adana 8 ve 9. Ağır Ceza mahkemelerinde süren ifade verme işleminden sonra DİHA Mersin muhabiri Ferhat Arslan, NAR-DER Yöneticisi Emine Kocadağ, BDP Kadın Meclisi Üyesi Perihan Kaya, BDP Akdeniz İlçe Başkanı Yardımcısı Sıtkı Aydemir, DTK Delegesi Nesrin Altay, BDP Mersin İl Yöneticisi Yılmaz Demir, GKM çalışanı Mehmet Ülger, BDP Genel Merkez çalışanı Yahya Figan, Radyo SES çalışanı Mahir Öğretmen, Akdeniz Belediyesi çalışanı Hüseyin Duran ve İŞTAR'dan Nihal Güzel serbest bırakıldı.

25 TUTUKLAMA
BDP PM Üyesi Hüseyin Şabuk, BDP Mersin İl Eşbaşkanları Aynur Aşan ve Musa Kulu, BDP İl Eşbaşkan Yardımcısı Abdullah Sayılgan, Eğitim Sen Mersin Şubesi Kadın Sekreteri Aynur Şahin, Eğitim Sen Yöneticisi Sinan Muşlu, Tüm Bel-Sen Üyesi Erdal Sarıkaya, Akdeniz Belediyesi Meclis Üyesi Faik Eroğlu, İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, MKM çalışanları Seyhan Yıldırımlı ve Barış Arun, Akdeniz Belediyesi İŞTAR Kadın Merkezi Koordinatörü Gülhan Yağ, İŞTAR Basın Danışmanı Roza Yaruk, BDP İl Yöneticisi Adil Karabulut, Akdeniz Belediyesi çalışanı Ali Adsız ve Cüneyt Akkuş, YAKAY-DER yöneticisi Kadri Beştaş, Toroslar Belediye Meclis Üyesi Hüseyin Aral, Kurdi Der Mersin Şube Başkanı Selahattin Çam, Kürdi-Der yöneticisi Dilan İvrendi, KİBELA Kadın Derneği Başkanı Hediye Bakrak, BDP Üyesi Mehmet Bitkin, Fırat Dağıtım çalışanı Egit Bakırhan, BDP PM Üyesi ve Yerel Yönetimler Çalışanı Mustafa Gül, Eğitim Sen Mersin Şube Üyesi Mustafa Işık ise, "KCK yöneticisi olmak" ve "KCK üyesi olmak" iddiaları ile tutuklandı.

Tutuklamanın ardından kadınlar Adana Karataş Cezaevi'ne, erkekler ise Kürtçüler F Tipi Cezaevi'ne gönderildi. (Adana/Diha)

Polis tehditleri bizi korkutamaz!

Bir kaç gündür AKP’nin polisi komplolarla insanları “canlı bomba” sözleriyle hedef göstererek bir panik havası oluşturmaya çalışıyor ve cenaze bekleyen insanlara terör estiriyor.

 Polis son olarak İstanbul’da 2 devrimciye tehditler savrularak ve onları günlerce takip ederek, onlara silahlarını göstererek korkutmaya çalışıp, taciz etti. Bu durumu protesto etmek için Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde Halk Cepheliler bir eylem yaptı. 60 kişinin katıldığı eylemde “Katil Polis Halka Hesap Verecek”, “Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz”, “Halkız Haklıyız Kazanacağız” sloganlarının ardından açıklama okundu.

Deniz Kabak’ın yaptığı açıklamada, “AKP’nin işkenceci katil polisleri biz devrimcileri takip ve tehdit ederek bizi yıldıracaklarını sanıyorlar. Kaç gündür yeri, yurdu belli olan, demokratik mücadele veren biz devrimcileri, gözümüzün içine baka baka takip ediyorlar. Taciz edip, tehdit ediyorlar” denildi. Ardından burjuva medya gazetelerinin manşetlerinde “Berk Ercan’ı Örgüt Canlı Bomba Olarak Kullanacak” başlıklarına Berk Ercan bir cevap verdi. Söylenenlerin polisin uydurması olduğunu söyleyen Ercan; “Örgütün kamplarında Kandıra’da silahlı eğitim görmüşüm tamamı polisin uydurmacasıdır. Kandıra’da kampta ben silahlı eğittim görüyordum da madem neden basmadınız beni örgüt bırakmıyorsa eğer neden sürekli böyle geziyorum” dedi.

Eylem hem tehdit ve taciz edilen iki devrimci için, hem de Berk Ercan’ın hedef gösterilmesinden dolayı suç duyurusunda bulunulmasının ardından sona erdi.

Cemaat yazarı Şahin Alpay'dan Erdoğan'a tehdit gibi sözler

Şahin Alpay, AKP'nin 10 yılını değerlendirdiği programda Tayyip Erdoğan'la birlikte AKP Hükümeti'nin artık statükoyu desteklediğini ve reformlardan vazgeçtiğini söyledi.

Alpay, şunları belirtti; “Fakat ne yazık bazı iç ve dış koşullar nedeniyle, geçen seneki seçimlerden bu yana Adalet ve Kalkınma Partisi'nin artık reformcu niteliğini yitirdiğini, bir statükoyu koruma hevesine kapıldığını ve Başbakan'ın da birinci dereceden sorumlu olduğunu gören yazarlardan biriyim ben.”

“ERDOĞAN STATÜKOYU KORUYOR”
2014'te yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak isteyen Tayyip Erdoğan'ın statükoyu koruduğunu söyleyen Alpay; “AKP Hükümeti ve özellikle Sayın Başbakan, adeta 2014'te kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmesi için statükoyu korumanın şart olduğunu düşünüyormuş gibi davranıyor ve hiçbir alanda reform yapmıyor. Bu kendisi ve ülke açısından olumsuz bir gidiş” dedi.

“BAŞBAKAN PSİKOLOJİK ENGELLERLE KARŞILAŞIYOR”
Tayyip Erdoğan'ın “psikolojik bazı engellerle karşılaştığına işaret ediyorlar” diyen Alpay, sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Sayın Başbakan her ay kamuoyu yoklamaları yaptırıyor. Yüzde 50'nin üzerinde bir destek var ve buna bakarak diyor ki: 'Ben bu tekneyi sallamassam, reformlarla bazı kesimleri yabancılaştırmazsam bu performansla 2 sene sonra cumhurbaşkanı seçilirim' . Diğer yandan şöyle de düşünüyor olabilir: “Ben bu askeri darbe tehditlerini bertaraf ettim. Bürokrasiye büyük ölçüde sözümü dinletir hale geldim. Durum 2008 öncesi gibi değil; artık iktidarımı konsolide ettim. Bu yüzden çok çaba sarf etmeme ihtiyaç yok”. Bu bence çok yanlış bir hesap. Tabii başkaları Sayın Başbakan'ın psikolojik bazı engellerle karşılaştığına işaret ediyorlar. Hastalığından dolayı, uzun yıllar çok yıpratıcı şekilde koşturdu. Ona biz toplum olarak teşekkür borçluyuz. Sayın Başbakan büyük enerji harcamıştır. Çok önemli işler yaptı. Koşturdu durdu bunun da yorgunluğu üzerine gelmiş olabilir. Biliyorsunuz insanların psikolojileri performansları üzerinde fevkalade önemlidir. 'Ben artık zirveye geldim tekneyi sarsmayayım hesabını yapıyor reformlarla' ama bence yanlış bir hesap yapıyor.”

“BU POLİTİKADA DEVAM EDERSE”
“Başbakan'ın bu politikalarına devam etmesi halinde kendisini destekleyen pek çok grubun desteği çekeceğini” söyleyen Alpay; “Statükocu politikasında ısrar edecek olursa ,ona destek vermiş olan pek çok grubu kendisinden uzaklaştıracak. Biz 60 darbesiyle başlayarak Türk siyasetinin tanıklığını yaptık. Dolayısıyla bizim sözlerimizin bir değeri vardır. Bunu alçak gönüllülükle bağdaşmaz bulabilirsiniz ama bunu da söylemek gerekir. Bizim desteğimiz onun için çok hayati bir destekti. Maalesef bunu kaybetti. Bunu düşünmesi gerekir. Daha önemlisi kendisine destek veren Kürt yurttaşlarımızın AKP'nin en büyük erdemlerinden biri olan Türkiye'yi birleştiren rolü, Türk'ü de Kürt'ü de bütün inançlardan insanların da desteğini sağlayan bir parti olmasıydı. Sayın Başbakan bu konuda çok tehlikeli sulara girmiş vaziyette. Ve 2014'te cumhurbaşkanı seçilemediğini de görebilir” dedi. (Aydınlık)

Suriyeli 'muhalifler' Halep'te sıkışırken Kürtleri tehdit etmeye başladı

Halep'te Suriye ordusunun başlattığı operasyon Suriye'deki silahlı grupları sıkıştırırken, bazı çeteler Kürtleri tehdit ettiler. Aynı çeteler, Kürt mahallesinde 8 kişiyi "Şebbiha" oldukları gerekçesiyle infaz ettiler.
Reuters'in telefonla görüştüğü Suriyeli "muhalifler", Halep'te devam eden operasyon üzerine bilgi verdiler. Haberde, muhaliflerin saatler süren çatışmanın içinde kaldıkları belirtilirken, Kürtlerin de tehdit edildiği öğrenildi.
Telefonda ismini vermek istemeyen bir muhalif, Süleyman el-Halabi bölgesinin merkezine ilerlediklerini ve bazı mahalleleri "özgürleştirdiklerini" söyleyerek "iyimser" olduğunu iddia etmesine rağmen, "Ancak örgütlenmemiz konusunda endişelerim var. Rejimi dışarıya püskürtemeyiz. Yalnızca bazı pozisyonlarımızı ilerletebiliriz." dedi.
Reuters'e konuşan başka "muhalifler" de, birliklerinden bir tanesinin kuşatıldığını söyledi. Bir başka çete üyesi ise, bazı birliklerin cephe hattından çekildiğini ya da çatışmaya bile girmediğini belirtti.
Kürtlere tehdit
Öte yandan, Halep'te devam eden operasyon Suriyeli muhaliflerle Kürt örgütleri arasındaki gerilimi artırmış gibi görünüyor. Aynı haberde, Suriye'deki silahlı grupların, Halep'teki Kürtleri PKK'yle ilişkili olarak gördükleri ve bunların da Esad yanlısı olmasından şüphelendikleri söyleniyor.
"Tevhid Tugayı" isimli silahlı grubun Facebook sayfasında yapılan açıklamada, çetenin lideri Abdülkadir el-Salih'in "PKK'li çetelere" son kez telefonla uyarıda bulunduğu, silahlarını bırakmaları gerektiği ve "kaybetmeye mahkum olunan ve kendilerinin olmayan bir savaşın içine girmemeleri" konusunda ikaz ettiği iddia edildi.
El-Salih ayrıca, silahlarını muhaliflere çeviren her kim olursa olsun ateşle karşılık göreceğini belirtti.
Halep'te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Şeyh Maksut mahallesinde 8 "Şebbiha" yakaladıklarını iddia eden muhalifler, bunlardan bazılarını infaz ettiklerini Reuters'e söylediler. Reuters, katledilenlerin Kürt olup olmadıklarının teyit edilemediğini yazdı.
ANF'de çıkan bir haberde ise, Halep'te ordu ile silahlı gruplar arasında Şeyh Maksut yakınlarında yaşanan çatışmanın ardından iki grubun da mahalleye girmek istedikleri ancak engellendikleri iddia edildi. Haberde, mahalleye giremeyen askerlerin ateş açtıkları ve bu ateş sonucunda bir kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. ANF'nin bir başka iddiasına göre, yaşamını yitiren kişinin cenazesinden dönenlerin Suriye ordusuna bağlı uçaklar tarafından bombalandığı.
Kimyasal silahlar taşındı mı?
ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, dün yaptığı bir açıklamada Suriye'nin kimyasal silah stoklarının bir bölümünü başka bölgelere taşıdığını iddia etmişti. Panetta, silahların yerleştirildiği bu yeni bölgelerin ABD istihbaratının bilgisi dışında olduğunu söyledi. Panetta, bu silahların muhaliflerin eline geçip geçmediği konusunda da herhangi bir bilgilerinin olmadığını kaydetti.
Lavrov: Yalnızca Suriye tarafına yüklenmek muhalifleri cesaretlendiriyor
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, yalnızca Suriye hükümetine yönelik yapılan ateşkes çağrılarının muhalifleri cesaretlendirerek düşmanlıklarını artırmaktan başka bir işe yaramadığını söyleyerek, bu çağrıları yapanların üzerlerine büyük bir sorumluluk aldıklarını da ekledi.
Lavrov, Cenevre toplantısında alınan kararların ve Kofi Annan inisiyatifinin müzakereler için zorunlu olduğunu savunurken, Cenevre toplantısının sonuçlarına muhalefet edenlerin Suriye'yi derin bir mezhepsel çatışmanın içine sürüklediğini söyledi.
(soL)

Türkiye Suriye'ye nota verdi

Birleşmiş Milletler 67'nci Genel Kurulu toplantıları için bir haftadır New York’ta bulunan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesine düşen havan mermisi nedeniyle Türkiye'nin Suriye’ye “nota” verdiğini açıkladı.
New York’tan ayrılmadan önce Türk basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye’de süren iç çatışmalar sırasında Akçakale'ye düşen havan mermisi ile ilgili gelişmeleri Genelkurmay Başkanlığı’yla temas halinde yakından takip ettiklerini ve Suriye’ye nota verdiklerini söyledi.
Davutoğlu, "Türkiye'nin, sınırlarını koruyacak kudrete sahip bir ülke olduğundan kimse şüphe etmesin. Akçakale’de ve diğer sınır boylarında alınması muhtemel bütün tedbirler alındı. Yapılması gereken çalışmalar yapıldı, Suriye’ye nota verildi. BM ve NATO bilgilendirildi. Sınıra yönelik ihlaller sürerken hem haklarımızı saklı tuttuğumuzu hem de haklarımızı kullandığımızın bilinmesini isterim. Türkiye, sınır boylarındaki durumu kontrol edecek kudrete sahiptir" diye konuştu.
‘Dün verdiğim röportaj yanlış anlaşıldı’
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye konusunda şunları söyledi:
"Suriye krizinin çözülmesi, Suriyelilerin can güvenliğinin sağlanması için kendi iradelerini ellerine almaları için her çalışmada varız. Kimseyi dışlamıyoruz, dışladığımız tek şey süren katliamlarda eli kana bulaşmış olanlardır. Gelebilecek tüm görüşleri ele alıyoruz. Mümkün olduğu kadar diplomasinin tüm araçlarını kullanarak çalışıyoruz. Dün verdiğim bir röportajda yanlış anlaşılma oldu. Türkiye’nin güvenliği söz konusu olunca tedbir almaktan çekinmeyiz, Türkiye’nin sınır güvenliği söz konusu olduğunda gerekli tedbirler alınır. Bunu muhataplarla paylaştık. Alandaki her gelişmeyi yakından takip ediyoruz.”
Dün BBC’ye konuşan Davutoğlu, Suriye’de güvenli bölge oluşturulması için savaş riskinin göze alınabileceğini ima etmiş, “Bazı önlemleri zamanında almazsanız ya da bazı adımları zamanında atmazsanız, ilerde daha büyük risklerle karşı karşıya kalırsınız” diye konuşmuştu. (soL)

Aydın Erdem: Gebertildi...

Diyarbakır polisinin Dicle Üniversitesi’nde 2008-2011 yılları arasında öğrenim gören 43648 öğrenciyi fişlediği ortaya çıktı. Fişlenenler arasında polisler tarafından katledilen Aydın Erdem ve Mahsun Karaoğlan da bulunuyor. Belgede Karaoğlan ve Erdem’le ilgili ‘gebertildi’ ifadelerinin yer alması her 2 Kürt gencinin hedef gözeterek katledildiğini düşündürüyor.

43 BİN 600 ÖĞRENCİ FİŞLENDİ
Roj Hack Hacker grubu, Lekolin.org adlı siteye gönderdiği açıklamada, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne ait bilgisayar sistemine sızarak, Dicle Üniversitesi öğrencilerini fişleme belgesine ulaştıklarını bildirdi. Bir kopyası ANF’ye de gönderilen belgelere göre Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Dicle Üniversitesi ve bağlı tüm fakültelerinde 2008-2011 yılları arasında öğrenim gören 27471’i erkek 16177’si kız öğrenci olmak üzere toplam 43648 öğrenciyi fişledi. Fişlenenler arasında 2009 Amara Yürüyüşünde katledilen Mahsum Karaoğlan ile aynı yıl Diyarbakır’da katıldığı yürüyüş esnasında polislerce hedef gözetilerek vurulan Aydın Erdem de var.

KARAOĞLAN VE AYDIN ‘GÜVEN VERİCİ’ BULUNMAMIŞ
Her iki Kürt genciyle ilgili belgede skandal sözler sarfediliyor. Mahsum Karaoğlan ve Aydın Erdem’in cenazelerine katıldıkları gerillalar için “leş cenazesi” deniyor. Karaoğlan ve Erdem’i “güven verici” bulmayan Diyarbakır Polisi, her iki gencin yaşamını yitirdiği bilgisini “gebertildi” şeklinde belgelere işlemiş. İfade, Erdem ve Karaoğlan’ın hedef gözetilerek katledildiğini düşündürüyor. Belgenin ayrıntılarını veri tabanlarının çözümü ardından açıklayacağını duyuran Roj Hack, ellerinde öğrencileri fişleyen Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı “Terörle Mücadele” polislerinin fotolarının da bulunduğunu bildirdi. (ANF)

28 Eylül 2012 Cuma

Çevre: Biz bir ağaca kıyamıyoruz onlar dağı yok ediyor: ‘Ana dilde eğitimi tartışmanın tam zamanı’

2005 yılında Yargıtay tarafından Eğitim Sen’in tüzüğünde yer alan ana dilde eğitim maddesi nedeniyle açılan davada alınan kapatma kararına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) dava açan Eğitim Sen’e olumlu karar geldi. AİHM, Eğitim Sen için alınan kapatma kararını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 ve 11. maddelerine aykırı buldu. Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız Genel Merkezde konuyla ilgili yaptığı basın toplantısında kararla ilgili, “Tam da eğitim öğretim yılının başladığı, toplumun ciddi bir kesiminin ana dilde eğitim talebini arttırdığı bu dönemde AİHM’den çıkar karar son derece önem kazanmıştır” dedi. Yıldız, 2003 yılında Genelkurmay Başkanlığının, Eğitim Sen’in tüzüğünde yer alan “Bireylerin ana dilde öğrenim görmesi ve kültürlerini geliştirmesini savunur” ibaresi nedeniyle yargı organlarını harekete geçirerek Eğitim Sen’e kapatma davası açıldığını hatırlattı.

Yargıtayın 2005 yılında kapatma kararını onayladığını söyleyen Yıldız, “O dönem yaşanan yargı sürecinin ardından ana dilde eğitim maddesini tüzüğümüzden kaldırmak zorunda kaldık” dedi. 2011 yılında yapılan genel kurulda, kapatılmayı göze alarak oy birliği ile ana dilde eğitim maddesinin yeniden tüzükte yer almasını sağladıklarını belirten Yıldız, “Biz AİHM kararını beklemeden, kapatılmayı göze alarak direndik ve maddeyi yeniden tüzüğümüze koyduk” dedi.

AİHM’DEN ÇIKAN KARAR ÖNEMLİ Yıldız, hem KESK’e yapılan baskıların arttığı hem de ana dilde eğitim taleplerinin daha yüksek sesle dile getirildiği bir dönemden geçildiğini belirterek, “Ana dilde eğitim talebini tartışmanın tam zamanıdır. AİHM’den çıkan karar bu yüzden daha da değer kazandı” dedi. Yıldız, dava sürecinde ve sonrasında kendilerine destek olan tüm emek ve demokrasi güçlerine de teşekkürlerini iletti.

AKADEMİSYENLERDEN YETERLİ DESTEĞİ GÖRMÜYORUZ
Eğitim Sen olarak ana dilde eğitim atölyesi kurduklarını belirten Yıldız, burada uluslararası yazı ve argümanlar üzerinde çeviri yaptıklarını söyledi. Yapılan çevirilerin de en kısa zamanda yayınlanacağını belirten Yıldız, daha çok akademik çalışmalara ihtiyaç olduğuna dikkat çekti. Yıldız, yaptıkları çalışmalarda akademisyenlerden gerekli desteği göremedikleri ve akademik çalışmalarda yetersiz olduklarından yakındı.

'Yasaksız barajsız sendika istiyoruz'

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), AKP Hükümetinin yasalaştırmak istediği “Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı”na karşı eylem yaptı.

DİSK'in bir süredir sürdürdüğü “Zalimin zulmüne direneceğiz” kampanyası çerçevesinde İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü önünde gerçekleştirilen eylemde yapılan açıklamayla, sendikal hak ve özgürlük mücadelesini kazanana kadar mücadeleye devam edecekleri ifade edildi.

EYLEME CANKURTARAN HOLDİNG İŞÇİLERİ DE KATILDI
Açıklama öncesi Saraçhane Parkı'nda toplanan işçiler, buradan yürüyüşe geçti. “Yasaksız sendikalar yasası”, “Barajsız sendikalar yasası” yazılı dövizler taşıyan işçiler, sık sık “Yasaksız, barajsız sendika istiyoruz”, “Yandaş sendika istemiyoruz”, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız” sloganları attı. Yürüyüşe katılan işten atılan Cankurtaran Holding işçileri de, iş haklarının geri verilmesini, kıdem tazminatlarının ödenmesini istedi. Bando eşliğinde yürüyüş yapan işçiler, vuvuzela çalarak işten atmaları ve hükümetin uygulamalarını protesto etti.
İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü önünde basın açıklamasını okuyan DİSK İstanbul Temsilcisi Önder Atay, “Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı”nın yeniden gündeme gelmesiyle birlikte sokaklara çıktıklarını söyledi. “Demokrasilerin ABC'si sayılan, çalışma hayatının kriterlerinden sayılan, Sağır Sultan'ın bile duyduğu çok basit temel hakları gözeten taleplerimizi AKP iktidarı bir türlü duymuyor. Bu nasıl bir duyarsızlık, bu nasıl pişkinliktir ki, verilen sözler tutulmaz ve 12 Eylül yasalarını yeniden kutsayan yasa taslakları hazırlanır” diyen Atay, “Aslında bal gibi de duyuyorlar ve görüyorlar! Sermayeye karşı bütün algıları sonuna kadar açık ve bir dediklerini iki etmiyorlar. İşçi sınıfı karşısında ise adeta kör ve sağı ve dilsiz rolünü oynuyorlar” dedi.

'BU YASAYI ONAYLAYAN İŞÇİ ÖRGÜTÜ DEĞİLDİR'
Yeminli işçi düşmanlarının 'Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı'nı hazırladığını dile getiren Atay, yasanın bütün ruhunu 12 Eylül yasaklarının verdiğini belirterek, “İşte bu yasa tasarısını yasalaştırmak isteyenlerin asıl niyetleri de, tarihin en büyük saldırısının ikinci ayağını, yanı 'Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi'ni onaylatmaktır” şeklinde konuştu. Atay, söz konusu yasa tasarısıyla mücadeleci sendikacılığın tasfiye edileceğini, yandaş ve güdümlü sendikalar yaratılarak işçi sınıfını kölelik belgelerinin kabul ettirileceğini söyledi. Atay, şunları söyledi:
“İşkolu, işletme ve işyeri barajlarını koruyan; yasaklarla dolu mevcut toplu sözleşme düzeninin korunmasında direnen; toplu sözleşme hakkını tüm işçilerin kullanabileceği bir hak olarak tanımlamayan; yıllarca süren yetki uyuşmazlıklarına çözüm getirmeyen; genel grev, hak grevi dahil bütün grev engellerini ve yasaklarını, grev ertelemelerini ve zorunlu tahkimi koruyan; sendikalara ve toplu sözleşme düzenine devlet müdahalesini ve baskısını ortadan kaldırmayan; sendika üyeliğinin ve temsilciliğinin güvencesini sağlamayan bir yasayı onaylamamız ve onaylayanları artık işçi örgütü olarak görmemiz olanaklı değildir.”

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers