31 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni yıla yeni umutlarla ‘Merhaba’ demek

Adettendir, her yeni yılın bitiminde girilen yeni yılı ilişkin bir dizi özlem ve istekler dillendirilir. Elbette her sınıf ve kesimin yeni yıla vermiş olduğu değer ve önem farklıdır. Yeni yıla, kimisi milli piyangoyla zengin olma hayaliyle, kimisi ailesiyle birlikte güzel bir gece geçirme, kimisi beş yıldızlı ötelerde aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyip içmek ve eğlenmek, tatile çıkmak olarak görür yeni yılı.

Ama ezilen ve sömürülen işçi ve emekçiler için yeni yıl yeni umutlar demektir; yani iş, ekmek özgürlük, barış ve kardeşçe yaşama istemi demektir. Umutları ölmüş ve kırılmış insanlığın geleceği yok demektir. Onun içindir ki, emekçiler yeni yıla hep umutlarını tazeleyerek girmişlerdir. Ama bu umutlar asla ulaşılması imkansızı yada zor olan şeyler değildir.

Biliyoruz ki, işçiler ve emekçiler, hiçbir dönem hak etmedikleri, insanlığa ve yaşamın gerçekliğine sığmayan hayaller peşinde olmamıştır. Emekçiler her durumda kendi haklarını ve hadlerini bilmişlerdir.

Emekçiler yalnızca insanca yaşamak adına çok doğal dileklerinde, taleplerinde bulunurlar. Kuşku yok ki, bu istemlerin temelinde, en doğal hakları olan insanca özgürlük içinde yaşam hakkı istemi yatar. Eşit ve yaşamlarını normal olarak sürdürecek yeterli bir gelir düzeyine sahip olmak isterler. Can güvenliği sağlanmış, huzurlu-demokratik bir ortamda, hak ve adaletin egemen olduğu bir ortamda yaşamak isterler. Ve de en önemlisi de canları pahasına da olsa özgürlük isterler.

Peki, özgürlük çok mu tehlikelidir? Hayır. Aksine, özgürlük iradenin doğru bildiği doğrultuda hareket etmesidir. Başaksının boyunduruğu altında köle yaşamı reddetmektir. Bir insan için özgürlük hava gibi, su gibi  zorunluluklardandır. İnsanın kendinsin zincirlerini kırmak istediği bir ışıktır, özgürlük.

Biliyoruz ki, baskıdan ve kuşatılmışlıktan kurtulmuş olan bir insan özgürdür. Ne kadar özgürse de o kadar mutludur insanlar. Bu bir yıllık süre dönemi özgürlük anlamı kazanır. Bazılarının iddia ettikleri gibi ve öcüden korkar gibi korktukları özgürlük gerçekten de çok mu tehlikelidir?

Tersine özgürlük, dillere - kollara vurulmuş paslı zincirlerin kırılması ve istenilen güzelliklerin yapılmasıdır. Yeni yıla merhaba deme çabası içinde olan emekçilerin bir diğer özlemi de barıştır. Çok mu tehlikelidir emekçilerin dil, din, inanç ve ulusal farklılıkları içinde kardeşçe yaşamaları. Kesinlikle hayır.

Tersine barış yaşamdaki en anlamlı ve en güzel kelimelerden birisidir. Barış ortak yaşamı kurmanın ve farklılıklar bir birini kabul etmenin adıdır barış. Ortak paydalarda buluşma ve kendine uygun görmediğini başkasını da görmemenin adıdır. Kan ve zulmün yere çalındığı, ağıtsız ve gözyaşsız yaşamın adıdır barış. Silah seslerinin yerine konuşma-tartışma ve ortaklaşmanın yani kardeşleşmeyi yakalamanın adıdır barış.

Dostluktur, ayni şeyleri başkaları için duyumsamak ve onun için inatla mücadele etmenin adıdır barış. Çocukların özgürce yaşaması, gülüp, oynaması her şeyin kendi doğallığı tadında akışıdır barış. Acının, yıkımın, zulmü yerini, kucaklaşmanın, sevincin ve coşkunun almasıdır barış.

Teni yılda emekçiler demokrasi istiyorlar. Demokraside özgürlük ve barış kadar önemlidir. Emekçilerin çoğunluğunun iradesinin ifadesidir demokrasi. Aynı zamanda demokrasi, hoşgörü, tahammül, empati ve azınlığında hakkını adalet içinde savunmanın adıdır.

Siz ve düşünce sahibi olmadan demokrasi savaşçısı olunamaz. İrade olmadan demokrasinin egemenliği için dövüşmekte olmaz. Düşüncelerin, duyguların ve istemlerin halkın iradesini açığa çıkartmak için özgürce dışa vurumudur demokrasi.

Adalet bu yeni yılda emekçilerin en çok sokaklarda dillendirdikleri istemlerin adı olmuştur. Geniş ve anlamlıdır adaletin açılımı. İnsanca yaşama dair her şeyi barındırır içinde adalet. Adalet aslında herkese anı biçimde uygulanacak olan hak ve hukuk demektir. Hayatta insanlar için en büyük haksızlık ve kötülük olan tüm olumsuzlukların, ayrımcılıkların son bulması demektir. Aslında ideal bir yaşamdır adalet, herkesin hak ettiğini alması, insanlar arsındaki etkileşim ve ilişkiyi sağlayan dil, din mezhep, cins, ulus vb. ayrımcılığının son bulmasındadır. Gerçek suçluların, vurguncu, talancı, ırkçı ve ayrımcıların yargılanması ve hesap sorulmasıdır. Adalet. Saygı, sevgi ve insanların düşündüklerinden dolayı keyfi bir şekilde uygulayacakları özgürlüğün adıdır adalet.

İşte tüm bu merkezde olaylara baktığımızda, bir yılı kapsayan geride kalan günler ve aylara baktığımızda 2012’yi bırakıp 2013 yılı yani yeni bir yıla merhaba diyeceğiz. Emekçiler dün olduğu gibi bugünde umutlarını koruyup, yaşama daha sıkıca tutunmaya çalışıyorlar. Er ne kadar Türkiye bakımından 2012 yılı birçok bakımdan olumsuzluklarla iç içe geçmiş olsa da dünyadaki gelimler, Arap baharının bölgede etkide bulunması, emperyalistlerin Orta-doğuyu yeniden dizayn etme çabasına bağlı olarak Suriye’ye müdahale edilmesi, 2008 kapitalizmin krizinin derinleşerek sürmesine karşı başta Avrupa emekçileri olmak üzere dünyanın dört bir yanında örgütlü bir kitle hareketinin gelişmesi, Kürt sorununda, demokrasi ve özgürlükler sorununda AKP-Gülen ittifakına danan dinci faşist yönetimin faşist baskı, terör, hak gaspları ve sömürüsüne karşı işçi ve emekçilerin saflarında yeni umutların yeşermesine asla engel olmadı.

Tüm olumsuzluklara, faşist baskı, zülüm, yasaklara, zindan terörüne ve hak gasplarına rağmen başta Kürt emekçileri olmak üzere, işçiler ve emekçiler asla inançsız ve umutsuz değillerdir. İşi ve emekçi yığınların, devrimci ve sosyalistlerin her türlü baskı ve faşist gerici kuşatmaya karşı örgütlü bir mücadeleyle darbeleyip yere çalmak için çaba ve uğraşları, mutlaka, demokrasi, özgürlük ve barışı getirecektir. Çünkü yaşamak için inanmak ve umudu hep taze tutmak gerekiyor. Bu nedenledir ki, dört mevsimi içinde barındıran bir yılın, her mevsimi kendi tadında yaşayacaklarını umut etmektedirler.

Kışın zemheri soğuğunu kemiklerinde hissetmek, yazın yakıcı sıcağından kavrulmak, baharın mis kokusunu solumak ve sonbaharın hüznünü yaşamak için: özgürlüğün, barışın, demokrasi ve adaletin kazanılması şarttır. Aksi halde anlamsız geçirir kocaman yıl, Bekletilen cevap olması, mahcup ve ezik bir şekilde terk eder insanlık alemini.

Biliyoruz ki her kışın sonu mutlaka bahar ve her gecenin sonunda aydınlıktır. Ve günler günleri, aylar ayları devirmesiyle kocaman bir yıl tükenir ve yeni yılın gongu çalar. Yenilik, yeni yıl, yeni istemler, yeni umutlar, geçmişten bugüne kalmaları yargılamak, değerlendirmek ve yarım kalanları tamamlamak için canla başla çalışmak demektir.

Kapıyı çalan 2013 yeni yıl bütün ezilen ve sömürülen emekçiler için her bakımdan iyinin, güzelin, demokrasi ve özgürlük istemlerinin bayraklaştırıldığı, sömürü ve zulmün yere çalındığı bir yol olsun.
Dünyanın dört bir yanında emperyalizme ve kapitalizme karşı seslerini yükselten işçi ve emekçiler, alında emperyalist kapitalist sistemin alternatifinin devrim ve sosyalizm olduğunu, bunun örgütlü, iradi bir savaşıla başarılacağını patrik yaşamıyla görüp, anlamaya çalışıyor. Buradan olarak 2013 yılı umutsuzluğun umuda, karanlığın aydınlığa, diktatörlüklerin yerini demokrasiye bıraktığı bir yıl olması dileğiyle merhaba diyoruz. Yeni yıl, bütün işçi ve emekçi halklara demokrasi ve özgürlük dolu bir yıl olması dileğiyle.

Aralık 2012
Devrimci Halkın Birliği

New York Times Erdoğan’ı eleştirdi: ‘İyi örnek oluşturmuyor’

New York Times Erdoğan’ı eleştirdi. Erdoğan’ın baskıcı politikalarına dikkat çeken gazete, Türkiye’nin bölgedeki “liderlik” rolüne ilişkin olarak ise, “Türkiye, yanlış istikamete gidiyor sanki” ifadesini kullanıdı.
New York Times gazetesinde “Türkiye, liderlik etme fırsatını çarçur edecek mi?” başlığıyla yayınlanan makalede, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın baskıcı politikaları eleştirilirken, Erdoğan’ın davranışlarının bölgede ve dünyada “hayati bir dönemde” iyi örnek oluşturmadığı yorumunda bulunuldu.
Gazetenin küresel yayını International Herald Tribune’de David Rohde imzasıyla yayınlanan haberde, Erdoğan’ın ülke içinde muhalif sesleri susturduğu ve ülkeyi kutuplaştırdığı belirtilirken, haberde Erdoğan’ın “Türkiye’nin Ortadoğu’ya liderlik yapmak yerine yeni bir hoşgörüsüzlük standardını tesis ettiği” ifade edildi.
“Türkiye yanlış istikamete gidiyor” 
Yazıda Erdoğan’ın muhalefete yönelik baskıcı uygulamalarına dikkat çekilirken, Türkiye’de 10 bin Kürt’ün cezaevinde olduğu, Türkiye’nin tutuklu gazeteciler sıralamasından birinci sırada yer aldığı ve Erdoğan’ın “Muhteşem Yüzyıl” dizisi yapımcılarını “tehdit ettiği” ifade edildi.
Bölgedeki liderlerin, muhaliflerin karşısında daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiğinin ifade edildiği yazıda,“Türkiye, yanlış istikamete gidiyor sanki” değerlendirmesinde bulunuldu.
“Erdoğan iyi örnek değil”
Yazıda, Erdoğan’ın “tonu ve taktiklerinin gereksiz” olduğu, ülkede çok popüler olmayı sürdürdüğü ve cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin beklendiği vurgulandıktan sonra Erdoğan’ın “Kürt isyanını çözme sözünü yerine getirmek yerine sosyal konularda nifak tohumları attığı” belirtildi. Buna örnek olarak ise kürtaj ve idam meseleleri gösterildi.
Rohde yazısında, Erdoğan’ın davranışlarının bölgede ve dünyada “hayati bir dönemde” iyi bir örnek oluşturmadığı” yorumunda bulundu.
“Bütün bunlara rağmen” Erdoğan’a desteğini sürdürmesinden dolayı Obama yönetiminin de eleştirildiği yazıda, “insan hakları ve basın özgürlüğü grupları tarafından Türkiye’nin bölge için bir model oluşturduğu savının sorgulandığı” bir dönemde ABD’nin sesiz kalmaya devam ettiğine dikkat çekildi.

İşçiler 2013'te öğün başına 76 kuruş yiyebilecek

2013'te asgari ücretliden, öğün başına 76 kuruşla karnını doyurması, 1 buzdolabı için 27 ay çalışması, 249 TL'ye ısınması ve barınması, çocuk başına 3 TL'lik eğitim harcaması ile çocuklarını yetiştirmesi bekleniyor.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü'nün (DİSK-AR), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstatistikleri üzerinden yaptığı hesaplamaya göre, eşi çalışmayan ve iki çocuklu bir asgari ücretli, Ocak 2013 tarihinde elde edeceği geliri ile gıdaya ancak 9 lira 11 kuruş ayırabilecek. Rapora göre asgari ücretlinin üç öğün için kişi başına ayırabildiği tutar 2,17 TL olurken, öğün başına bu tutar sadece 76 kuruş olabilecek. Bu miktar 2012 yılında 72 kuruştu. Dolayısıyla 2013 yılı zammı öğün başına sadece 4 kuruşa denk geliyor. Raporda, eşi çalışmayan ve 2 çocuklu bir asgari ücretlinin, asgari geçim indirimli aylık 810 TL'lik gelirinden gıda için günlük ayırdığı 9,11 TL ile hem eşinin hem kendinin hem de çocuklarının karnını doyurmak zorunda olduğu ifade edildi.

ÇOCUK BAŞINA 3 TL'LİK EĞİTİM HARCAMASI
DİSK-AR tarafından, Türkiye'ye Özgü Beslenme Kalıbı ve TÜİK madde fiyatları dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre, 1 kişinin sağlıklı beslenebilmesi için ayrılması gereken ücret, 4 kişinin beslenmesine ayrılıyor. Rapora göre Kasım 2012 tarihi itibari ile ortalama kira bedeli 539 TL'yi bulurken, asgari ücretlinin kira ve diğer konut harcamaları için ayırabildiği tutar sadece 249 TL. Buna göre asgari ücretli en sağlıksız çevrede, kentsel donatı hizmetlerinin en az olduğu, deprem riski altındaki konutlarda yaşamak zorunda bırakılıyor.

ULAŞIM PAYI GÜNLÜK 2 LİRA
Tek bir belediye otobüs biletinin Türkiye ortalamasında 1,57 TL olduğu koşullarda, asgari ücretlinin ulaşım için ayırabildiği günlük pay sadece 2,06 TL, kültür ve eğlence için ayırabildiği ücret aylık 10 TL. Bu miktar ile ne sinema, ne tiyatro ne de maça gidebilmek mümkün. Sinema bileti ortalama 11 TL.

ÖĞÜN BAŞINA 76 KURUŞ
Rapora göre, özetle asgari ücretliden, öğün başına 76 kuruşla karnını doyurması, 1 buzdolabı için 27 ay çalışması, 249 TL'ye ısınması ve barınması, çocuk başına 3 TL'lik eğitim harcaması ile çocuklarını yetiştirmesi bekleniyor.

Raporda, ^Asgari ücretin ekonomik büyüme ve verimlilik artışından pay almaması, üretilen kaynakların belirli ellerde toplanması anlamına gelmektedir. Gelir dağılımını düzenleyici bir rol oynaması beklenen asgari ücretin, açlık sınırının bile altında belirlenmesi vicdanları zedelemektedir. Hükümet temsilcileri “enflasyon üzerinde artış yaptık” diyerek sorumluluktan kaçamazlar. Asgari ücretin, temel gereksinimleri karşılayacak bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Ne yazık ki, 2013 yılı için belirlenen rakamlar raporda da görüldüğü gibi sefaletin sürdürülmesi anlamına gelmektedir" deniliyor.

Yeni yıla sorunlarla girecekler

Wan’da Sivil toplum kuruluşlarının yaptığı yardımlar devlet mekanizmaları tarafından engellenirken, devlet tarafından yapılan TOKİ  gibi yardımlar da yarım bırakıldı. Bugüne kadar yapılan TOKİ’ler de hala depremzedelere teslim edilmedi. Deprem nedeniyle konteyner kentlerde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalan ailelerin elektrik ve su sorunları hala devam ediyor. Diğer yandan da sorunlu bir şekilde sunulan konteyner kentlerdeki yaşam için kira isteniyor. Bunun dışında, valilik aracılığıyla farklı kentlere göç eden kişiler, ırkçı saldırılarla karşı karşıya geldi. Yaşanan sorunlar kapsamında 2012 yılını değerlendiren, Van Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi (VAKASUM)  temsilcilerinden Emine Bozkurt, “Deprem, Wanlı kadınlar için bir travmadır. Kadın, kendi içinde sorunlar yaşarken bir de depremin  getirdiklerine maruz kaldı” dedi.

Çifte travma
Wan depreminin kadınlar için bir travma olduğunu belirten Emine Bozkurt, Wan’lı kadınlar için 2012 yılının çifte travma dönemi olduğunun altını çizdi. Kadının kendi içinde yaşadığı sorunlara bir de depremin eklendiğine değinen Bozkurt, depremde yardımların, eşit dağıtılmadığına dikkat çekerek, konteyner kentlerde yaşayan kadınların hijyen sorunuyla karşı karşıya kaldıklarını kaydetti. Bozkurt deprem döneminde, kadınların yardım için valiliklere başvuru yaptıkları sırada ‘Kime oy verdiyseniz ondan yardım isteyin’ söylemlerine maruz kaldıklarına da vurgu yaptı. Depremden sonra valilik yoluyla göç eden ailelerin gittikleri şehirlerde ciddi sıkıntılar çektiklerine ilişkin de konuşan Bozkurt, “Okulda çocuklara, ‘Burası Türkiye, Türkçe konuş. Bir zamanlar polise taş atarken şimdi de yardım istiyorsunuz’ gibi konuşmalar, anne ve çocuklarda ciddi travmalara yol açtı. Wan’a dönmek zorunda kalan aileler,  ‘Ölürüz de bir daha bir yere gitmeyiz’ diyor.

Bir kış daha evsiz kaldılar
Wan Belediyesi Duhok Prefabrik Konutları’nda kalan Perizade Polat, sorunlarını şöyle anlattı: “Üç çocuk annesiyim. Evsiz barksız ne zamana kadar burada kalırız bilmiyorum. Su konusunda sıkıntı yaşıyoruz. Kış bastırdı, kar yağıyor. Eriyen kar kaldığımız konteynerlere giriyor. Wan Belediyesi bize sahip çıktı. Hükümetten bir yardım görmedik. Bir iğne bile alamadık. Ne devleti! Zor günlerde, felaketlerde sadece Kürt  dayanışması gördük. Bir çadırda bir süreliğine yedi aile kaldık. Yeni yıl bize ne getirir bilmiyorum.” En büyük derdinin oğlunun cezaevinde olduğunu söyleyen 65 yaşındaki Hediye Akdağ, “Hala evimiz yok. Bir arsa sahibi olsam ev yaptıracağım. Kışın zor koşulları bizi zorluyor. İnsan gibi yaşamak istiyoruz” dedi. Evde dört torunu ve geliniyle yaşayan Hediye Ana, “Deprem bizden çok şey götürdü. Bir yandan hükümet diğer yandan deprem bize vurdu” diyerek mağduriyetini belirtti. Hediye Ana, 2013’e ilişkin dileğinin Kürt halkının bir daha böyle bir felaketi yaşamaması olduğuna işaret etti.

Rusya’da 16.4 milyon açlık sınırında

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Boris Yeltsin ve Vladimir Putin’in dayattığı “vahşi kapitalizm” yoksulluğu ve gelir dağılımı uçurumunu derinleştiriyor. Rusya Federal İstatistik Servisi’nin (Rosstat) verilerine göre 2012’nin üçüncü çeyreği itibariyle açlık sınırının altında yaşayan vatandaşların oranı yüzde 11.6. Resmi rakalmalara göre ülkede açlık sınırı altında 16.4 milyon insan yaşıyor. Rosstat bir kişinin bir aylık fakirlik sınırı gelirini 6287 rubleden (210 dolar) 6643 rubleye (220 dolar) çıkardı. Rosstat’ın belirlediği rakamda zorunlu gıda maddeleri ile 478 ruble vergiler yer alıyor. Üçüncü çeyrekte kişi başına ortalama gelir 22 bin 729 ruble olarak gerçekleşti. Bu da fakirlik sınırının yüzde 342,2 kat üzerinde. Geçen yıl ise bu oran yüzde 326 idi. Açlık ve yoksulluk derinleştikçe Ruslar birçok ülkeye giderek olduça zor koşullarda para kazanmaya çalışıyor.

40 yıl sonra tutuklandılar

Şili’de yaklaşık 40 yıl önce öldürülen şarkıcı ve söz yazarı Victor Jara’nın katil zanlıları 8 eski teğmenin tutuklandığı bildirildi.

Temyiz Mahkemesi yargıcı Miguel Vazquez, ABD’nin Florida Eyaleti’nde ikamet eden ve ölüm emrini veren Albay Hugo Sanchez Marmonti ve Pedro Barrientos Nunez’in de aralarında bulunduğu 8 eski ordu görevlisinin tutuklanması emrini verdi. Şili hükümetinin ABD’li yetkililerden iade başvurusunda bulunduğu ve yasal işlemlerin sürdüğü Nunez dışındaki tüm kişilerin tutuklandığı açıklandı.

Hakkında uluslararası yakalama emri çıkartılanlardan üsteğmen Pedro Barrientos Nunez’in, “ölüm mangaları”nın liderlerinden olduğu kaydediliyor.

Sembol isim
Şili’de Devlet Başkanı Salvador Allende 11 Eylül 1972 yılında düzenlenen ABD destekli darbe (Pinochet darbesi) sonrasında devrilmiş, Victor Jara’nın da aralarında bulunduğu bir grup eylemci bu durumu Şili Teknik Üniversitesi’nde protesto etmişti. Protesto sırasında gözaltına alınan Jana’nın cesedi birkaç gün sonra üzerinde 44 kurşun yarası ve işkence izleriyle bulunmuştu. Olaydan sonra Jara, Şili’de özgürlüğü temsil eden bir sembol haline gelmişti.

Özerklik yasaları

Özerklik sistemini inşa eden Rojava Kürdistan’da erkek egemen sisteme büyük darbe. Daimi Meclis’in hazırladığı yeni Medeni Kanun’a göre, ‘zorla evlilik, çok eşlilik, berdel, başlık parası, kadına şiddet’ yasak

Batı Kürdistan Daimi Meclisi’nin ‘Rojava Demokratik Özerklik Yasaları’ gündemiyle yaptığı 3. Olağan Meclis toplantısında devletçi sistemlerin alternatifi kent ile bölge meclisleri, belediye, güvenlik ve asayiş,  yargı, adalet, sosyal hizmetler ve Medeni Kanun yasalarının çerçeveleri oluşturuldu. Medeni Kanun kadın özgürlüğü için bir devrim adeta. Erkek egemen sistemi parçalayan yasaya göre, zorla ve küçük yaşta evlilik, çok eşlilik, başlık parası, berdel gibi uygulamalar yasaklandı. Kadına şiddetin cezaya bağlandığı yasada boşanma da erkek tekelinden çıkarıldı.

Rojava Kürdistan Daimi Meclisi’nin “Rojava Demokratik Özerklik Yasaları” gündemiyle yaptığı 3. Olağan Meclis toplantısı sürüyor. Şam, Halep, Hesekê, Afrin, Qamişlo, Derbisiyê, Derik, Girkê Lege’den Meclis üyelerinin katılımıyla Amudê’de başlayan toplantının ilk gün oturumları gece saat 22.00’a kadar devam etti. Gün boyu süren tartışmalar sonucunda Kent, bölge Meclis yasaları, belediye, güvenlik ve asayiş, yargı ve adalet ile Sosyal hizmetler yasalarının çerçeveleri oluşturuldu. Tartışmalarda oluşturulacak yasalarda devletçi sistemlerin öngördükleri hukuk yerine, alternatif bir sistem olarak özerklik yasaları da tartışıldı.

Kadına yasal güvence
Toplantının önceki günkü oturumunda ise Medeni Kanun başlığıyla kadının toplumsal ve siyasal yaşamdaki yeri, kadına karşı şiddetle mücadele, cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesine dönük yasalar ele alındı. Oluşturulan yasaya göre bundan böyle zorla ve küçük yaşta evlilikler ile çok eşlilik, başlık parası, berdel gibi uygulamalar yasaklandı. Boşanmaların karşılıklı rıza ve anlaşma ile olması, boşanmanın erkeğin tekelinden çıkarılması, eşlerin ayrılması durumunda çocukların 15 yaşına kadar annenin yanında kalması da yasanın diğer başlıklarından.

Kadın karar süreçlerinde
Miras ve mülk edinmedeki eşitsizliklerin kaldırılmasına da yasada yer veren Daimi Meclis, kadının yaşamın her alanında karar süreçlerine katılımının esas alınmasını da yasaya bağladı. Toplantıda yapılan konuşmalarda da, Demokratik Özerkliğin toplumsal eşitliğin sağlanması ve cinsiyetçiliğin aşılması hedefiyle çıkarılan bu yasalarla gerçek karşılığını bulacağı ve toplumsal özgürlüğün bu yasalarla sağlanacağı dile getirildi.

30 Aralık 2012 Pazar

Tutsaklar: Tekirdağ cezaevi Amed zindanını aratmıyor!

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi'nde bulunan PKK'li tutsaklar, cezaevinde saatlerce suda bekletilme, çıplak arama, tek sıra askeri tarzda yürüme gibi işkencelere maruz kaldıklarını duyurdu. Yaşadıklarının Amed zindanından farkı olmadığına dikkat çeken tutsaklar, "Yüzlerce şehit verilerek ortaya çıkan kazanımları, aynı ruhla kazanmak için gerekli duruşumuzu göstereceğiz" dedi.

Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi'nde bulunan PKK'li tutsaklar gönderdikleri mektupta, yaşadıkları insanlık dışı uygulamaların onda birinin bile basına yansımadığını belirterek, cezaevi idaresinin provokatif ve keyfi yaklaşımları ile çatışma ve ölümlere zemin hazırlandığını duyurdu. Kamuoyunun önceden bilgilendirilmesi ile yaşanabilecek olası kötü durumların engellenmesi açısından önemli olduğunu belirten tutsaklar, "Mevcut uygulamalar tutsakların da canına tak edecek duruma gelmiştir. Her an çok farklı durumlar gelişebilir. Ciddi anlamda kimi uygulamalar Amed zindanını aratmayacak duruma gelmiştir" diye kaydetti. Cezaevinde ayda en az 10 tutsağın fiziki saldırıya uğradığını ifade eden tutsaklar, işkence ve saldırıların sıradanlaştığının altını çizdi. Tutsaklar, sadece son bir ay içerisinde Ahmet Salgın, Mirza Aydın, Abdulvahap Yıldırım, Hamdullah Aydoğan, Hamit Akgün, Mehmet Emin Tutak ve Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi'nden sürgün edilen tutsaklar, Lokman Gönül, Abdulkerim Avşar, Naci Kutlak, Cafer Yılmaz, Rıza Kazıcı, Ömer Yıldırım ve Recep Karadağ'ın çıplak aramayı kabul etmediği için işkenceye maruz kaldığını aktardı. Darp edilen tutsakların rapor almak için gittiği doktorların, hiç kimseye rapor vermediğini üstüne üstlük haklarında soruşturma açıldığını belirten tutsaklar, soruşturmalarda işkence sonucu oluşan darp izlerinin kendileri tarafından yapıldığının dahi iddia edildiğine dikkat çekti.

‘8 SAAT HÜCREDE SU İÇİNDE TUTTULAR’
Mirza Aydın ve Ahmet Salgın isimli tutsaklara yapılanların vahşet boyutunda olduğunu ifade eden tutsaklar, "Ahmet Salgın adlı arkadaşımız, saldırıya uğradığında daha yeni 45 günlük açlık grevi direnişinden çıkmıştı ki,  hedefe alınmasının nedeni de budur. Onlarca gardiyan arkadaşlarımıza saldırmış, odada çıplak bir şekilde elleri bağlı olarak 7-8 saat su içinde tutulmuş, defalarca dövülmüş, en ağza alınmaz küfürler edilmiştir. Bu anlamda idarenin tutsaklara yaklaşımı düşmancadır. En ufak bir itiraz saldırılara ve işkencelere gerekçe yapılmaktadır" diyerek yaşananları aktardı.

‘ARAMADA ÖTTÜĞÜ İÇİN AYAĞINDAKİ PLATİNİ SÖKTÜ’
Bir diğer tutsak İlhami Özeğer'in ayağında platin olmasından dolayı sürekli olarak giriş-çıkışlarda çıplak aranarak sorun çıkarıldığına yer veren tutsaklar, şunları kaydetti: " İlhami Özeğer adlı arkadaşımız ayağında platin olduğuna dair rapor olmasına rağmen her giriş-çıkışta bu onursuzca uygulamaya maruz bırakılmakta. Arkadaşımız her seferinde bu uygulama tabi tutulmamak için sakat kalma pahasına ayağındaki platini çıkarmak için girişimlerde bulunmuş, neticesinde hastaneye kaldırılmıştır. Fakat hastanedeki faşizan yaklaşım burayı aratmamıştır. Arkadaşın ayağındaki platini çıkarmak için platinli ayak açılmış, sadece platinin vidaları sökülerek anahtarı olmadığı gerekçesiyle geri getirilmiştir. İki aya yakındır bu devam etmektedir ve arkadaşın ayağı sakat kalma riskiyle karşı karşıyadır. Anlaşılan amaçları da budur. Oysa bu durum ortaya çıkmaktadır ki ayak kesilmeden de bu işlem yapılabilirdi; fakat düşmanca yaklaşımlar bu durumları ortaya çıkartmaktadır." 

‘SAĞLIK HAKKINA ENGEL’
Haftada 2 gün revir ve bir gün ise diş doktoru şeklinde sınırlandırılan sağlık hakkı hizmetlerinin hiçbir şekilde uygulanmadığını anlatan tutsaklar, "Bu durum ahlaksız bir biçimde tutsaklara karşı bir işkence aracı haline getirilmiştir. Böylelikle olası bir durumda, revire çıkarılmayacak hastaların ağırlaşması ve dönülmez bir duruma ulaşması beklenmektedir. Zamanında yapılmayan tedavi ve sağlık hizmetlerine ulaşmamaktan kaynaklı genç bir alan olmamıza rağmen pek çok arkadaşta hastalıklar baş göstermektedir" diye belirtti. Tutsaklar, diş rahatsızlıklarından dolayı güçlükle yemek yiyen bazı arkadaşlarının inatla tedaviye çıkarılmadığını, revire çıkarılanlara ise hekimlerden ziyade ceza infaz memurlarının müdahale etmek istediğini ve rastgele hastalıklarla alakası olmayan yan etkili ilaçlar verildiğine dikkat çekti.

‘MEKTUP, KİTAP VE DEFTERLERE EL KONULUYOR’
Genel aramalarda ve kısmi aramalarda yaşadıkları sorunlara da değinen tutsaklar, kitaplarının yırtıldığını, odalarının darmadağın edildiğini ve el yazısı ile yazılmış tüm defterlerin görevlilerce el konulduğunu kaydetti. Tüm girişimlerine rağmen defterleri geri alamadıklarını aktaran tutsaklar, "Sadece defterler değil, kimi zaman kitap ve mektuplarımıza dahi el konulmaktadır. Bu uygulama ile amaçlanan, düşünmeyen, yazmayan iradesizleşmiş kişilikler yaratmaktır. Konuyla alakalı yapılan tüm suç duyurularımızın sonuçsuz kaldığını belirtmeye gerek yok sanırsak" dedi. Sohbet haklarının da gasp edildiğini ifade eden tutsaklar, haftada 10 saat uygulanması gereken sohbetin, ayda 4 saatle sınırlandırıldığını belirtti. Tutsaklar, idarenin infaz yakma amaçlı olarak tüm tutsaklara disiplin soruşturmaları açtığına yer vererek soruşturmaların tamamen keyfi olduğuna dikkat çekti.

‘TALEPLER İŞKENCE ARACI HALİNE GETİRİLİYOR’
Neredeyse her tutsak hakkında 1-2 yıllık görüş, ortak alan ve iletişim cezaları bulunduğuna işaret eden tutsaklar, "Her hafta birkaç kez istisnasız Özgür Gündem gazetemize el konulmaktadır. Azadiya Welat gazetesi hafta sonları verilmemekte, verilen gazeteler ise tarafımıza akşamları iletilmektedir" diyerek yaşadıkları baskıların bir başka boyutuna dikkat çekti. Gönderdikleri ve kendilerine gönderilen mektup ve fakslara el konulduğunu belirten tutsaklar, yaşadıkları tüm sıkıntılara dair savcılığa verdikleri dilekçelerin ise işleme konulmadığını kaydederek, oda değiştirme taleplerinin karşılanmadığını bunun da işkence aracı haline getirildiğini aktardı. Psikolojik işkencenin had safhaya geldiğine dikkat çeken tutsaklar şunları anlattı: "Tek sıra askeri tarz yürüme dayatılmakta, bunu kabul etmediğimizde saldırı gerekçesi haline getirilmektedir."

‘PERSONEL PSİKOLOJİK BASKI YAPIYOR’
Tutsaklar yaşadıkları psikolojik baskıyı ise "Yemek dağıtımlarında, revire, berbere çıkarken personeller saldırıya zemin hazırlamak için ellerinden gelen her şeyi yapmakta. Kabadayıvari, psikopatça yaklaşımlar sergilemekte ve yer yer tehditlerde bulunmaktadır. Personelle tutsağın karşılaştığı her an sinir harbine dönüşmekte, tutsağı tahrik etmek için elinden gelen her şeyi yapmaktadırlar" diye aktardı. Haftada 2 gün verilmesi gereken sıcak suyun tek gün verilmekte olmasının yaşadıkları sorunlardan bir diğeri olduğunu belirten tutsaklar, "Yemekler tek kişilik verilmekte ve verilen yemekler yenilmeyecek durumda olup hastalıklara sebebiyet verecek durumdadır. Nitekim bir çok arkadaşımız mide sorunu yaşamaktadır" dedi.

‘DEVRİMCİ DURUŞUMUZU GÖSTERECEĞİZ’
"Mevcut durumda bu insanlık dışı uygulamalara sessiz kalmayacağız. Devrimci duruşumuzu en keskin şekilde gösterip yüzlerce şehit verilerek ortaya çıkan kazanımları aynı ruhla kazanmak için gerekli duruşumuzu göstereceğiz. Kamuoyunu ciddi anlamda burada yaşananlara karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz. Olası bir felaketin yaşanması an meselesidir. Bu cezaevinde yaşanacak sorun ve ölümlerden cezaevi idaresi ve Adalet Bakanı sorumlu olacaktır" diyerek duyarlılık çağrısı yapan tutsaklar, saldırılara, "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek" sloganları ve kapı dövmelerle karşılık verdiklerini ifade etti.

Sultandağı'nda Kürtlerin ev ve işyerlerine saldırı

Afyon'un Sultandağı ilçesinde iki grup arasında yaşanan kavgada bir kişinin ölmesinin ardından Kürtlerin ev ve işyerlerine saldırılar düzenlendi. Polis ve jandarma Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Pazaraltı Mahallesi'ni ablukaya alırken, ilçede gerginliğinin devam ettiği öğrenildi.

Afyon'un Sultandağı ilçesinde iki grup arasında "yol verme" nedeniyle çıkan tartışma sonrasında yaşanan bıçaklı kavgada Antalya Akdeniz Üniversitesi öğrencisi Orhan Şahin (18) adlı kişinin ölümü ardından ilçede gerginlik devam ediyor.

Sultandağı'nda yaşananlarla ilgili Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) bilgi veren, güvenlik nedeniyle ismini vermek istemeyen bir kişi, Orhan Şahin’in ölüm haberini alan yakınlarının hastane önünde bekleyen diğer gruptaki kişilerin ailelerine saldırdığını söyledi. Aynı saatlerde iki bin kişilik kalabalık bir grubun ise kavganın yaşandığı kavşakta toplanıp, buradaki direklere Türk bayrağı asarak Kürtler alehine slogan atarak ilçe merkezine doğru yürüyüşe geçtiğini kaydetti.

“KÜRT ARIYORLAR’
"İlçe merkezine gelen kalabalık grubun Kürtleri bulsak öldürsek hesabıyla ilçede Kürt arıyor" ifadesini kullanan kişi, kabalık grubun dün akşam saatlerinde Kürtlerin evlerine saldırmaya çalıştığını, ancak bunların polis ve jandarma tarafından engellendiğini söyledi. Polis ve jandarmanın Kürtlerin yoğunlukta oturduğu Pazaraltı Mahallesi'ni ablukaya alarak kimsenin buraya yaklaşmasına izin vermediğini ifade eden kişi, grubun daha sonra kavgaya karıştığını ileri sürdükleri kişilerin yakınlarının araba, işyeri ve evlerinin camlarını kırdığını belirtti. Kürtlere iş verdiği gerekçesiyle ilçede mütahitlik yapan bir kişiye ait Tuna Kız Öğrenci Yurduna saldırıldığını da aktaran kişi, polis ve jandarmanın saldırganları oradan uzaklaştırdığını söyledi.

Sultandağı Meslek Yüksekokulu'da okuyan Kürt öğrencilerin kendilerine bir şey yapılır korkusuyla ilçeyi terk ettikleri bilgisini veren kişi, "Öğrencilerin haftaya sınavları başlıyor ne yapacaklarını bilmiyorlar. Burada yaşayan bütün Kürtler evlerine kapanmış, bekliyor. Polis ve askerler ilçenin giriş ve çıkışlarını kapatmış. Kimseyi ilçeye sokmuyor" diye kaydetti.

Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Pazaraltı Mahallesi'nde yüz kişiyle birlikte mahsur kalan Tahir Çakır ise, "Saldırgan grubun dün öğle saatlerine doğru bir kaç eve baskın yaparak ev ve arabaların camlarını kırdı. Bunun yanında ilçe pazarında tehgahları bulunan Kürtlerin tezgahlarını dağıtıp eşyaların talan etmişler. Saldırganlar 'Kürtler buradan defol, burası Kürtlere mezar olacak. Kahrolsun Kürtler, şehitler ölmez vatan bölünmez' sloganları atıyor. Dün akşam yanımıza gelen ilçe emniyet müdürü bize kalabalık grubun öfkesi dinene kadar bir kaç günlüğüne buradan ayrılmamamızı istedi. Biz de buradan ayrıldığımızda evlerimiz talan ederler gerekçesiyle emniyet müdürüne gitmeyeceğimizi söyledik. Daha sonra ilçe kaymakamıyla görüştük. Kaymakama endişelerimizi anlattık o bize 'sizin güvenliğinizi sağlayacağız' "dedi" diye kaydetti.

Çakır, kavgada yaşamını yitiren Orhan Şahin'in cenazesinin bugün defnedileceğini söyledi.

Afyon'un Sultandağı ilçesinde Cuma günü iki grup arasında ‘yol verme’ nedeniyle çıkan tartışma, iki gruptan akraba ve yakınlarının da araya girmesi ile bıçaklı kavgaya dönüşmüş, olaylar sırasında 3 kişi yaralanmıştı. Yaralılardan Antalya Akdeniz Üniversitesi öğrencisi Orhan Şahin (18) kaldırıldığı hastanede ölürken, Şahin’in ölümü ilçede Kürtlere karşı ırkçı saldırılara neden oldu. Polis ve jandarmanın yoğun önlemler aldığı ilçede gerginlik devam ediyor.

"Sözde tutuklular" için eylem yasağına protesto

Edirne Valiliği geçtiğimiz hafta şehirde her türlü eylemin yasaklandığını duyurdu. Halkın karara tepkisinin ardından validen açıklama geldi: “Üslup hatası.”

Geçtiğimiz hafta Edirne Valiliği'nin kentteki her türlü eylemin yasaklanması yönünde aldığı karara 20 sivil toplum örgütü ortak basın açıklamasıyla tepki gösterdi. Valilik ise yasak kararının sadece bir eylem için alındığını fakat "üslup" sebebiyle yanlış anlaşıldığını ifade etti.

'Sözde tutuklu' öğrenciler için eyleme yasak
Radikal'den Mine Tuduk'un haberine göre, Edirne Valiliği geçtiğimiz hafta polis aracılığıyla bildiri dağıtarak her türlü eylemin yasaklandığını duyurdu. Kararda "kentteki huzur ve güven ortamının, kamu düzen ve asayişinin, yaya ve araç trafiğinin bozulmaması, provokasyonların önlenmesi" gerekçesiyle 'Sözde Tutuklu Şahıslar ve Öğrencilerin Serbest Bırakılması' adı altında çadır kurma eylemi, açlık grevi, oturma eylemi, imza standı, gösteri yürüyüşü, pankart asma vb. gibi eylem şekilleri yasaklanmıştır" ifadesi yer aldı.

Yasağa karşı tepki gösteren 20 sivil toplum örgütü gösteri ve yürüyüş hakkının anayasada düzenlendiği ve izne tabi olmadığı belirtilerek, yasak kararının kaldırılması için eylem yaptı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Edirne Temsilcisi Nihat Çolak, genelgeyi şaşkınlıkla karşıladıklarını ifade etti.

"Halka açık alanlarda mücadeleyle kazanılmış 'kendini ifade etme özgürlüğünden' vazgeçmeyeceğiz. Bu genelge ile toplumsal hak ve özgürlükler baskı altına alınmaya çalışılıyor."

"Kurumlar ve kişilerin kendilerini demokratik bir şekilde ifade etmesini engellemeye çalışan bir genelgeye doğal olarak tepki gösteriyoruz."

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Edirne Temsilcisi Galip Erkuklu ise "Valilik tarafından gerekçe olarak, halkın güvenliği öne sürülüyor. Ama şimdiye dek Edirne'de halkın güvenliğini tehdit eden, huzurunu bozan bir protesto ya da eylem yaşanmadı" dedi.

Vali: Yanlış anlaşıldık
Edirne Valisi Hasan Duruer ise, izinli olduğu dönemde vali yardımcısının bir eylem için iptal kararı imzaladığını fakat "üslup hatası" nedeniyle yanlış anlaşıldığını ifade etti. "Bu, bizim kentteki bütün gösterileri yasakladığımız anlamına gelmez. Zaten kanunen yapılması gereken hiçbir gösteriye yasak koymayız. Herkes demokratik olarak hakkını kullanabilir. "Ama gösteri kanunsuz olduğu zaman da müdahale ederiz. Kurulan bir eylem çadırın kaldırılması istenmiş ancak bir üslup hatası oldu. Yoksa biz kimsenin demokratik hakkını kullanmasına karşı değiliz."

Anayasal hak
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı anayasanın 34. maddesiyle güvence altındadır. Buna göre herkes önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyebilir. (EA)

TKMP: Tecrit artarak sürüyor

Tecrite Karşı Mücadele Platformu (TKMP), Taksim'de basın açıklaması yaparak, hapishanelerde son bir ayda yaşanan hak ihlallerini açıkladı. Tecridin artarak sürdüğü belirtilen açıklamada, hasta tutsakların serbest bırakılması ve tecridin kaldırılması talep edildi.

Galatasaray Lisesi önünde biraraya gelen platform bileşenleri, “Tecrite son!” pankartı açtı. “Tecrite son!”, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın!”, “Devrimci tutsaklar yalnız değildir!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!” sloganları atılarak tepkiler dile getirildi.

Platform adına Münevver İltemur'un okuduğu açıklamada, son bir ayda da hapishanelerde hak ihlallerinin yaşanmaya devam ettiği vurgulandı ve örnek olarak şunlar ifade edildi:

“F tipi tecrit hapishanelerindeki disiplin cezaları, iletişim ve görüş yasakları ile yayınların verilmemesi ve tedavilerin engellenmesi Aralık ayında da sürdü. Zindanlardaki hak ihlallerini dışarı bildiren mektuplara el koyulmaktadır. Böylece zindanlardaki insan hakları ihlallerinin kamuoyuna duyurulmasına engel konmaktadır. Hapishanelerdeki baskı ve saldırılar tutsak yakınlarına ve arkadaş ziyaretçilerini de kapsayacak şekilde uygulamakta, böylece tecrit daha da ağırlaşmaktadır. Örneğin Gebze M tipi Hapishanesi'ne görüşe giden ziyaretçiler karakollara çağrılmakta, forum doldurtulmakta ve yeniden güvenlik soruşturmasına tabi tutularak gözdağı verilmektedir.”

Devletin toplumsal muhalefete yönelik baskılarını fütursuzca sürdürdüğü belirtilen açıklamada, kadınlar, öğrenciler, işçiler, Kürt halkı olmak üzere baskının, toplumun tüm kesimleri üzerinde de var olduğu vurgulandı.

Ölümler iki kat arttı
AKP'nin hükümet olduğu 2002-2012 yılları arasında, Adalet Bakanlığı'nın açıklamasına göre çeşitli nedenlerle hapishanelerde 1734 kişi yaşamını yitirdiği, son bir yıl içerisinde 13'ü yanarak olmak üzere toplam 268 kişinin hayatını kaybettiği ifade edilerek, bir yılda yaşanan ölümlerin 2 katına çıktığına dikkat çekildi. 100'e yakın tutsağın ölüm sınırında ve yasalara göre serbest bırakılması gerektiği halde halen tahliye edilmediği belirtilen açıklamada, devrimci tutsak Ali Haydar Yıldız'ın durumunun hapishanelerdeki yaşanan gerçekleri gösterdiği vurgulandı. Ali Haydar Yıldız, bir çatışmada yakalanmış, omuriliğinde bulunan kurşun çıkarılmadığı için belden aşağısı tutmayacak şekilde felç kalmış, sürekli yatmaktan ötürü vücudunda yaralar oluşmuş olduğu belirtilen açıklamada, tek başına hiçbir ihtiyacını yapamadığı için haftalarca kokuşmuş bir şekilde tutulduğu söylendi. Halen gerekli bakımı görmediği ve durumunun belirsiz olduğu belirtilerek, tek başlarına yaşamlarını sürdüremeyen hasta tutsakların derhal serbest bırakılması istendi.

Onurlu yaşamak isteyen ve haksızlıklara karşı direnen herkesin yolunun hapishanelerden geçeceği hatırlatılarak, hapishanelerdeki hak ihlallerine karşı duyarlı olma çağrısı yapılarak açıklama bitirildi.

Yürüyüş’e toplatma!

Yürüyüş dergisinin 23 Aralık 2012 tarihli 344. Sayısı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının kararı ile toplatıldı. Faşist diktatörlüğün ilerici ve devrimci basına yönelik saldırıları sürüyor. Bir yandan gazeteciler tutuklanır ve saldırıya uğrarken bir yandan da yasaklarla işçi ve emekçilerin gerçeklere ulaşmasının önü alınmak isteniyor. Bu saldırıların bir yenisi de Yürüyüş dergisine yönelik gerçekleşti.

Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm İçin Yürüyüş dergisinin 23 Aralık 2012 tarihli 344. Sayısı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının kararı ile toplatıldı. Yürüyüş dergisi kararı duyurduğu açıklamasında gerekçenin “Milyonları Örgütleyeceğiz 19 Aralık’ın Hesabını Soracağız” sloganı ve 19 Aralık’a ilişkin haberler olduğunu belirtti.

Yapılan açıklamada şunlar söylendi:
“Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm İçin Yürüyüş Dergisinin 344. sayısına toplatılma kararı çıkmıştır. Söz konusu toplatma kararı dergimizin halkımıza ulaşmasını engelleyemeyecektir. Yürüyüşümüz zafere kadar devam edecek, halkımıza gerçekleri ulaştırmamızı engellemeye oligarşinin gücü hiçbir zaman yetmeyecektir.”

Çekin ellerinizi çocuklarımızın üzerinden

Her hafta kayıplarının akibetini soran Cumartesi Anneleri ve Kayıp Yakınları’nın bu haftaki gündeminde de Roboski Katliamı vardı. Devletten kayıplarının bulunmasını ve faillerin yargılanmasını isteyen anneler ve kayıp yakınları, Roboski’nin faillerinden de hesap sorulmasını istedi.

Cumartesi’den Roboski’ye adalet
Cumartesi Anneleri ve Kayıp Yakınları’nın bu haftaki gündeminde Roboski vardı. Devletten kayıplarının bulunmasını ve faillerin yargılanmasını isteyen anneler ve kayıp yakınları Roboski’nin faillerinden de hesap sorulmasını istedi. Üniversitede okurken gözaltına alınarak kaybedilen İsmail Bahçeci'nin akıbetinin sorulduğu Cumartesi Anneleri eyleminde konuşan Bahçeci'nin kardeşi Umut Bahçeci, ağabeyinin kazağını giyerek Başbakan'a seslendi. Umut Bahçeci, "Eğer biraz insansan, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin başındaki 'adalet'i savunuyorsan, bu insanları yargılamalısın" dedi.

Kayıpların akıbetini sormak için her hafta biraraya gelen Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 405. haftasında da Galatasaray Meydanı'ndaydı. "Failler belli kayıplar nerede?" pankartının açıldığı oturma eyleminde, her hafta olduğu gibi gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfillerle "adalet" istendi. Bu hafta, 24 Aralık 1994'te Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu öğrencisiyken gözaltına alınarak, kaybedilen İsmail Bahçeci'nin akıbeti soruldu. Eylemde, geçtiğiniz hafta Mardin'in Derik ilçesinde 1993-1994 yılları arasında işlenen "faili meçhul" cinayetlerle ilgili dönemin Derik Jandarma Komutanı Tuğgeneral Musa Çitil'in yargılandığı davada adalet sağlanamadığına dikkat çekilerek, Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde 1993-1995 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili yargılanan korucubaşı Kamil Atak'ın tahliye edildiği hatırlatıldı.

Başbakan'a tepki: Sen bir yalancısın!
Eylemde ilk sözü 1995 yılında kaybedilen Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız aldı. Anne Yıldız, Başbakan Erdoğan'ın ODTÜ'de kendisini protesto eden öğrencilere yönelik sözlerine ilişkin, "Bu ülkenin Başbakan'ı mı,  düşmanı mı belli değil. Öğrenciler dahil kimseyi sevmiyor" diye konuştu. Yıldız konuşmasının ardından ise, Roboski katliamı için yazdığı şiiri okudu. 1996'da kaybedilen Ahmet Kaya'nın kızı Emine Kaya Erbek ise, Kürtçe yaptığı konuşmasında tüm kayıp yakınlarının ve Roboski'de yakınlarını kaybedenlerin acısını paylaştığını belirterek, Başbakan'ın Roboski'de katledilenlerin "PKK'li olduğu" yönündeki imalarına, "Sen bir yalancısın, onların çoğu çocuktu ve köylülerdi. Ne zamana kadar bu zulüm başımızdan eksik olmayacak?" diye tepki gösterdi.

Kaybedilen ağabeyinin kazağını giyerek geldi
Ağabeyi İsmail Bahçeci'nin kazağını giyerek eyleme katılan kardeşi Umut Bahçeci ise, eylemde pankartın üzerinde duran İsmail Bahçeci tarafından çizilmiş karikatürleri göstererek, "18 yıldır İsmail'den ses yok, bize bıraktığı değerleri ise görüyorsunuz. Bize bu acıyı çektiren dönemin yetkililerini kınıyorum, mevcut hükümeti de kınıyorum. Ayhan Çarkın'ın ifadelerinde 'faili meçhulleri biz yaptık' dediğini biliyoruz" diye konuştu. Bahçeci, "faili meçhul" cinayetlerin sorumlusu olan Mehmet Ağar gibi isimlerin başka davalardan tutuklu bulunduğu halde, faili meçhullerle ilgili yargılanmamasına tepki göstererek, Başbakan'a, "Eğer biraz insansan, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin başındaki 'adalet'i savunuyorsan, bu insanları yargılamalısın" diye seslendi. Ağabeyine ne olduğunu öğrenmek istediğini ifade eden Bahçeci, ağabeyinin yaşaması durumda yazar ya da karikatürist olacağını ifade etti. Bahçeci, haftalardır "adalet" istediklerini dile getirerek, "Burada analar siyasetçi oldu. Yakınlarımızı soruyoruz 'biz de yok' diyorlar. Ne yapalım? Bulmak için takla mı atalım?" diye sordu. Bahçeci, abisinin gözaltına alındığı tarihten önce 3 günde bir evlerinin resmi polisler tarafından basıldığını; ancak o tarihten sonra evlerine bir polisin uğramadığına da dikkat çekti.

TEM'e görüldükten sonra haber alınamadı
İsmail Bahçeci'nin arkadaşı Süleyman Kalyon ise, İsmail Bahçeci'nin yazdığı şiiri okudu. Haftanın açıklamasını ise, Cumartesi insanlarından Candan Yıldız okudu. Yıldız, Bahçeci'nin kaybedilmesinden Mehmet Ağar'ın sorumlu olduğunu belirterek, "İsmail, güzel konuşan, karikatür çizen, şiir yazan, güzel saz çalan, türkü söyleyen, espritüel, özgüveni yüksek, bilgisi ve donanımıyla etkileyici bir gençti. Gençlik hareketinin içindeydi. Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu başkanıydı. Bu nedenle polisin hedefindeydi" dedi. Bahçeci'nin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne götürüldükten sonra kendisinden haber alınamadığını kaydeden Yıldız, "Gözaltında kaybettiğiniz çocuklarımızı da, savaş uçaklarıyla bombaladığınız Roboskili gençleri de, düşmanlaştırdığınız, hedef gösterdiğiniz üniversite öğrencilerini de sahipleniyoruz. Kanlı ellerinizi çocuklarımızın üzerinden çekin" diye konuştu.

Hesabı verilenceye kadar

Roboski Katliamı bir yılını doldurdu. Katliamın yıldönümünde her yer Roboski oldu.

Bombardımanın başladığı saat 21.37’de dört bir tarafta binler alanlara döküldü ve katliamcıların hesap vermesini istedi.

Roboski Katliamı’nın birinci yılında her yerde zaman saat 21.37’de dondu. Gün boyu eylem ve etkinliklerle katliamcılara lanet yağarken, saatler 21.37’yi  gösterdiğinde Türkiye’nin dört bir tarafında onbinlerce kişi Roboski Katliamı’nın hesabını sormak için alanlara döküldü. Bölge’nin hemen hemen tamamı ile Türkiye’nin birçok yerinde katliamda yaşamını yitirenler için mumlar yakıldı, yürüyüşler, basın açıklamaları, oturma etkinlikleri düzenlendi. Hükümete öfke yağdıran binlerce kişi, katliamcılardan hesap sorulmasını istedi.

21.37 her yer
Roboski Katliamı’nın birinci yıldönümünde her yerde alanlara çıkan yurttaşlar katliam saati olan 21.37’de bir kez daha hayatı durdurdu ve yürekler 34 yurttaş için attı. Yapılan eylemlerde AKP hükümetine öfke yağdı, faillerden hesap soruldu

Türkiye’nin değişik illerinden tüm engellemelere rağmen Roboski köyüne ulaşan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri, katliamın gerçekleştirildiği saatte Roboski’de meşaleli yürüyüş gerçekleştirdi. 34 yurttaşın toprağa verildiği Gülyazı Mezarlığı yakınlarında toplanan SGDF’lilerin yürüyüşüne Roboskili aileler ve gençler de katıldı. “Katil devlettir hesap soracağız” yazılı pankart açan gençler, daha sonra çadırların kurulduğu halı sahanın yanındaki meydana doğru kitlesel olarak yürüyüşe geçti. Kitle yürüyüş boyunca sık sık, “Katil devlet hesap verecek”, “Şehit namirin” sloganlarını attı. Halı saha yanındaki meydana ulaşan gençleri, katledilen 34 yurttaşın aileleri çocuklarının fotoğraflarıyla karşıladı. Katliamda yaşamını yitirenlerin resimlerinin basılı olduğu tişörtler giyen Roboskili gençlerin, katliamı anlatan tiyatro gösterimi Roboskili anneleri gözyaşlarına boğdu. Anmada konuşan SGDF Başkanı Ali Tektaş, çocuklarını kaybeden halkın acısını paylaşmak ve yalnız olmadıklarını göstermek için Roboski’de olduklarını belirterek, mayıs ayında Roboski’ye gelerek, bir utanç müzesi inşa edeceklerini açıkladı.

Vicdanımız kurusun
Dîlok (Antep) Emek ve Demokrasi Güçleri de Roboski için eylemdeydi. BDP, EMEP, ESP, EDP, TÜM-TİS, TTB, TMMOB, TKP, İHD, KESK ve DİSK temsilcilerinin yanı sıra yüzlerce yurttaş Kırkayak Parkı’nda toplanarak “Unutursak vicdanımız kurusun” pankartı açtı. Yeşilsu Parkı’na kadar meşaleli yürüyüş gerçekleştirilirken, burada açıklama yapan Eğitim Sen Şube Başkanı Ömer Faruk Koç, Çorum, Malatya, Maraş, Sivas ve Taksim 1977 1 Mayıs Katliamı gibi Roboski Katliamı’nın da unutturulmak istendiğini söyledi.

Her yerde direniş
HDP Dersim İl Örgütü ise Dersim Belediye Konferans Salonu’nda anma gerçekleştirdi. Anmanın ardından halk Sanat Sokağı’nda toplanmaya başladı. Çok sayıda meşale ve mum yakarak, yürüyüşe geçen yüzlerce yurttaş, “Her yerde Roboski, her yerde direniş”, “AKP halka hesap verecek” sloganlarını attı. Yürüyüşe; HDP, BDP, ESP, EMEP ile çok sayıda STK temsilcisi de katıldı.

Dersleri boykot ettiler
Dersim’in Xozat (Hozat) ilçesinde de Hozat Meslek Yüksek Okulu öğrencileri, gün boyunca dersleri boykot ederken, Pêrtag’da (Pertek) yapılan basın açıklamasına ise yüzlerce kişi katıldı.

Riha (Urfa) Emek ve Demokrasi Platformu tarafından da anma töreni yapıldı. Aralarında KESK, TMMOB, İHD, MAZLUMDER, Urfa Barosu’nun da bulunduğu platform bileşenleri, Karakoyun İş Merkezi önünde biraraya geldi. BDP, CHP ve KADEP’in de destek verdiği açıklamada, meşaleler taşıyan eylemcilerin ellerindeki “Devlet adına biz özür diliyoruz”, “Daha kimlere madalya takacaksınız” ve dövizleri dikkat çekti.

Eksi 6 derecede anma
KESK Wan Şubeler Platformu öncülüğünde Demokrasi Platformu üyelerinin katılımıyla katliamın yıldönümü nedeniyle Mavi Plaza önünden Feqiyê Teyran Parkı’na meşaleli yürüyüş yapılmak istendi. Omuzlarına tabut alarak yürüyüşe geçmek isteyen KESK üyeleri polislerce engellendi. Eksi 6 derece soğukta saatlerce bekleyen kitle polisin engellemesine rağmen sloganlarla katliamı protesto etti. HDK Xarpêt (Elazığ) İl Meclisi’nin yapmak istediği yürüyüş de polisler tarafından engellendi. HDK İl Meclisi Sözcüsü Baki Acar, “Roboski” isminin bile anılmasını yasaklayan Başbakan’ın tüm insanlık önünde yapılan bu katliamın üstünü örtme çabası içerisinde olduğunu söyledi.

Mumlar yakıp ‘adalet’ istediler
Türkiye ve Bölge’nin birçok yerinde alanlara çıkan binlerce kişi, yürüyüş ve basın açıklamaları ile katledilenleri andı. Yaşamını yitirenler için mumların yakıldığı eylem ve etkinliklerde, Roboski için “adalet” istenerek, AKP protesto edildi.

COLEMÊRG: KESK Colemêrg (Hakkari) Şubeler Platformu, platform binasında 34 yurttaşı temsilen 34 mum yaktı. Roboski katliamına ilişkin slayt gösterisi yapıldı.

ANKARA: Ankara Üniversitesi öğrencileri, Cebeci Kampüsü’nden Yüksel Caddesi’ne yürüyüş düzenledi. Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri de Yüksel Caddesi’nden AKP İl binasına yürüdü.

ANTALYA: HDK Antalya Meclisi üyeleri, Halkbankası önünden Attalos Heykeli’ne yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe BDP PM Üyesi Ramazan Yıldız ve Zarife Atik’in yanı sıra Antalya’daki emek ve demokrasi güçlerinin temsilcileri ve yüzlerce yurttaş katıldı.

MANİSA: BDP Manisa İl Örgütü üyeleri, Nurlupınar mahallesinde meşaleli yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe, BDP Manisa İl yöneticileri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve yüzlerce yurttaş katıldı.

SALİHLİ: Manisa’nın Salihli ilçesindeki Demokrasi Meydanı’nda biraraya gelen yüzlerce kişi, yaptıkları basın açıklamasıyla Roboski katliamını protesto etti.

İZMİR: HDK İzmir Meclisi üyeleri de Basmane Meydanı’ndan Konak Meydanı’na yürüyüş düzenledi. İzmir’deki Emek ve Demokrasi Güçleri’nin de destek verdiği yürüyüşe binlerce kişi katıldı. KESK İzmir Şubeler Platformu, DİSK ve TMMOB üyeleri, de Konak YKM önünden eski Sümerbank’a kadar yürüdü. İHD ve ÇHD ise eski Sümerbank önünde açıklama yaptı.

DİDİM: HDK Didim İlçe Meclisi üyeleri, Roboski katliamını protesto etmek ve katliamda yaşamlarını yitirenleri anmak amacıyla 8 Mart Dünya Kadınlar Günü Parkı’ndan Merkez Camii’ne kadar meşaleli yürüyüş gerçekleştirdi.

ALANYA: Alanya Postanesi önünde biraraya gelen HDK Alanya Meclisi üyeleri, Atatürk Anıtı’na kadar meşaleli yürüyüş yaptı.

ÊLÎH: HDK Êlîh (Batman) İl Temsilciliği üyeleri, Atatürk Parkı önünde anma düzenledi. “Katır sırtında taşınan ölüler unutursak kalbimiz kurusun” yazılı pankartın dikkat çektiği eylemde 34 yurttaşı temsilen 34 mum yakıldı.

TARSUS: Tarsus Demokratik Kent Meclisi, Eğitim Sen Tarsus Şube binasında anma düzenledi. Etkinlik, Roboski üzerine yakılan ağıtlar ve şiirlerle son buldu.

ADANA: Sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler, Abidin Dino Parkı’nda mum yakıp, basın açıklaması düzenledi. Faillerden hesap soran kitle 5 dakikalık oturma eylemi yaptı.

BURSA: 34 yurttaş, BDP Yıldırım ilçe Örgütü önünde yapılan etkinlikte anıldı. Mersin, Agirî (Ağrı), Mûş, Qoser (Kızıltepe) ve Şemrex (Mazıdağı), Kocaeli , Erzerom’de de (Erzurum)  yapılan yürüyüş ve oturma eylemleri ile katledilenler anıldı.

Amed’de Roboski için 34 mum
Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde biraraya gelen yurttaşlar, Roboski katliamının yıldönümü nedeniyle basın açıklaması yaptı. KESK Şubeler Platformu üyeleri ile Diyarbakır Tabip Odası’nden temsilcilerin de destek verdiği eylemde, “Em komkojiya Roboski’yê ji bir nakin û nadin ji bîrkirin (Roboski Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız)” pankartı açıldı. Yaşamını yitirin 34 yurttaş için 34 mum yakılan eylemde açıklama yapan KESK Amed Dönem Sözcüsü Özgen Erdemci, katliamın üzerinden bir yıl geçtiğini, ancak bu zaman dilimi içerisinde tanıkların ifadesi ortada olmasına rağmen adaletin gerçekleşmediğine dikkat çekti. Açıklamanın ardından 5 dakika oturma eylemi yapan kitle alkışlarla anmayı sonlandırdı.

BDP Eşbaşkanları N.D.’yi ziyaret etti
BDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, Cizîr’de (Cizre) Roboski Katliamı’nı protesto gösterileri sırasında polisin attığı gaz bombasıyla yaralanan N.D. isimli çocuğu hastanede ziyaret etti. Eşbaşkanlara BDP Şirnex (Şırnak) Milletvekili Hasip Kaplan’ın ile yüzlerce kişi yurttaş eşlik etti. Cizre Devlet Hastanesi’ne geldi. N.D.’nin ailesine geçmiş olsun dileklerinde bulunan BDP’liler, ardından hastanenin acil çıkışında kısa bir açıklama yaptı. Demirtaş, doktorların N.D.’nin ölüm tehlikesinin olmadığını kendilerine bildirdiğini ifade ederken, “Bütün bu olup bitenler demokratik çözümü gerçekleştirmez. Bu olayların faturasını gençlerden ve çocuklardan çıkartıyorlar. Yaşanan bu olayın takipçisi olacağız ve sorumluların ortaya çıkarılması için elimizden gelen bütün imkanları kullanacağız” diye konuştu.

Roboski Katliamı için İstanbul’da yürüyüşler
Roboski Katliamı İstanbul’da  yapılan çeşitli etkinliklerle anıldı. Şişli ve Güngören’de düzenlenen yürüyüşlerin yanında Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı yapıldı. Roboski Katliamı’nda katledilenleri anmak için Şişli Cami önünde bir araya gelen Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul Bölge Meclisi üyeleri, AKP Şişli İlçe Başkanlığı önüne yürüyerek siyah çelenk bıraktı. Güngören ilçesi Güneştepe Mahallesi’nde bir araya gelen çok sayıda genç, katliamı düzenledikleri meşaleli yürüyüş ile kınadı. Yürüyüşün ardından 6’sı çocuk 7 kişi gözaltına alındı.

Acı ve hüznün coğrafyası
HDK Yürütme Kurulu üyeleri, Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenleyerek izlenimlerini aktardı. Toplantıya, İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, HDK Yürütme Kurulu üyesi Garo Palyan ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Esra Mungan katıldı. Gençay Gürsoy, “Roboski sonsuz acının ve hüznün olduğu bir coğrafya” diyerek, Roboskililerin devletin adaletine inançlarının kalmadığını söyledi.

Erdoğan öfkeyi artırıyor
SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ise Roboski’ye giderken çeşitli engellemelerle karşı karşıya kaldıklarını belirterek, “Gelinen noktada, Erdoğan’ın söylemleri ve AKP hükümetine yakın medya organlarında çıkan haberler bölge insanındaki öfkeyi arttırıyor” dedi.

Garo Paylan da “Kürdistan halkı, o çocukların Kürt olduğu için öldürüldüğünün ve Kürt oldukları için katliamın hesabının halen verilmediğinin farkında” dedi.

İstanbul ‘sorumlular yargılansın’ dedi
Roboski’de katledilen 34 yurttaş, İstanbul’un birçok merkezinde anıldı. Yürüyüşlerin yapıldığı, mumların yakıldığı, gökyüzüne fenerlerin bırakıldığı tüm etkinliklerde ortak mesaj, “sorumluların derhal ortaya çıkarılarak yargılanması” oldu. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB üyeleri, Tünel Meydanı’nda biraraya gelerek, Taksim Meydanı’na meşaleli yürüyüş gerçekleştirdi.

HDK Kadıköy Meclisi ise, Bahariye Caddesi’nden Kadıköy İskele Meydanı’na katliamı temsil eden tabut ve meşalelerle yürüdü.

34 fener uçuruldu
İHD İstanbul Şubesi öncülüğünde Taksim Meydanı’nda bir araya gelen insan hakları savunucuları katledilen 34 yurttaş için 34 dakika oturma eylemi gerçekleştirdi. 34 dakikalık oturma eyleminin ardından 34 adet fener yakılarak gökyüzüne bırakıldı.

Roboski vurgusu
İHD İstanbul Şubesi Cezaevleri Komisyonu tarafından her hafta Cumartesi akşamı gerçekleştirilen “F” oturmaları eyleminin 43’üncüsü Taksim Tramvay Durağı’nda yapıldı. Eylemde,  Roboski Katliamı öne çıkaran konuşmalar öne çıktı.

Direniş çadırına saldırı

SAMSUN: TÜRK Metal Sendikasına üye oldukları için işten atılan Eti-Bakır işçilerinin direnişi kırılmaya çalışılıyor. İşçiler, fabrika önüne kurdukları direniş çadırı ile mücadelelerini sürdürürken, çadırın boş olduğu bir zamanda kimliği belirsiz, eli sopalı, 4 kişinin arabalarından inerek direniş çadırına girdikleri, kimseyi göremeyince ellerinde getirmiş oldukları bidonda bulunan benzini çadırın içine boşaltarak çadırı yaktıkları öğrenildi. Bu saldırı fabrikanın güvenlik kameralarından tespit edildi. Emniyet yetkililerinin olayın faillerinin yakalanması için gerekli işlemlere başlandığını duyurdu. Sendika Temsilcisi Orhan Demir, “İşverenle 1 kez masaya oturduk, arkasından çadırımız yakıldı ve 15 işçi arkadaşımızın işten çıkışı verildi. Önce çıkanlarla beraber atılanların sayısı 36 ya ulaştı. Bu baskılarla örgütlülüğümüzü yok edemeyecekler” dedi.

‘Oyun kurucuyuz’ dedi oyuncak oldu!

Hükümetin ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dış politika alanında çok sevdiği kavramların başında “stratejik derinlik” geliyor. Davutoğlu açısından bu sevginin temellerinde 2001 yılında çıkardığı kitabın “Stratejik Derinlik” adını taşıyor olmasının özel bir payı vardır sanırız! Dış politikaya “özgün, bağımsız, kapsamlı, aktif –dinamik ve yeni bir bakış açısı getirmek; Türkiye’nin jeopolitiğini derin bir jeostratejiye bağlayarak güldür güldür konuşturmak(!)” şeklinde özetlenebilecek Davutoğlu’nun stratejik derinliği 2012 yılını geride bırakırken epeyce daralmış-dağılmış durumda.

‘KOMŞULARLA SIFIR SORUN’ UNUTULDU
Davutoğlu’nun 2012 yılında en az kullandığı ve giderek unuttuğu en önemli iddialarının başında “komşularla sıfır sorun” politikası geliyor. Bu politika stratejik derinliğin en önemli politik tezlerinden birisiydi. Yılın başında Suriye’ye çarpan bu iddia yılın sonuna çıkamadan adeta çöpe atıldı. Yıl içerisinde Suriye’nin yanı sıra İran ve Irak’la ilişkilerde artan sorunlar ve tırmanan gerilimin de elbette bunda büyük payı var. Öyle ki, stratejik derinliğin, yaşanan her yeni durum karşısında ABD’ye stratejik muhtaçlığa dönüşmesi “komşularla sıfır sorun” politikasını propagandif olarak savunma babında bile kullanılamaz hale getirdi. Derin stratejinin öne çıkardığı “bölgenin lider ve model ülkesi olma”, “bölgesel güç olma” iddiaları artık yanında “komşularla sıfır sorun” politikası olmadan yoluna devam ediyor.

‘MİHVER VE MERKEZ ÜLKE’DEN ‘MİKSER ÜLKEYE’
“M” harfi ile başlayan bu üç kavramın ilk ikisi Davutoğlu’na ait. Mikser kavramı ise bize ait. Davutoğlu’nun kullandığı kavramlar derin stratejisini anlattığı kitabında şöyle geçiyor: “... Türkiye, tarihi  derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma ve bu bütünü coğrafi derinlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Stratejik açıdan mihver bir ülke olan Türkiye, bu sorumlulukların gereğini yerine getirmesi durumunda, yeni dengelerin oluşacağı daha istikrarlı uluslararası konjonktürlere daha uygun şartlarda giren merkez bir ülke konumu kazanacaktır.”

2012 yılında gelinen yerin Davutoğlu’nun kullandığı kavramlarla elbette bir ilişkisi yok. Bunun nedenlerine kısaca bakalım. 2011 yılının ortalarında Libya’ya NATO müdahalesine efelenen Başbakan Tayyip Erdoğan, birkaç gün sonra kendisini NATO karargahında otururken bulmuştu.

Başbakan ve Davutoğlu, NATO’nun karargahında oturma işini 2012 yılında epeyce ileriye götürdü. Yılın son aylarında ABD, Almanya ve Hollanda’ya ait Patriot’ların NATO’nun kumandasında Adana, Antep ve Maraş’a yerleştirilmesini izah etmeye çalışan Erdoğan “Türkiye NATO üyesidir ve bu topraklar aynı zamanda NATO toprağıdır” diyerek “mihver ve merkez”in kim olduğunu özetledi.

Hükümet, 2012 yılı boyunca Suriye’de iç savaşı kışkırtan, bu yolda her tür çete ve terör faaliyetini destekleyen bir politika izledi. Ama bunlar Esad’ı yıkmaya yetmedi. Erdoğan ve Davutoğlu görünürde kızgın açıklamalar yaparken gerçekte ABD başta olmak üzere batılı emperyalistlere Suriye’ye askeri müdahale için adeta yalvarıyordu. ABD’nin ve diğer batılı emperyalistlerin duruma müdahalesi yılın sonuna doğru geldi. Ama bu müdahale Başbakan ve Davutoğlu’nun yalvardığı çizgide değil de onları geriye iten, bir anlamda oyundan düşüren ve ipleri ABD-Rusya merkezli bir BM planına bağlayan hatta gerçekleşti. Suriye muhalefeti “Suriye Ulusal Koalisyonu” adı altında yeniden örgütlendi. O güne kadar AKP’nin iş tutup, desteklediği, para ve silah desteği verdiği çetelerle birlikte, Davutoğlu’na söylenen ise “Biraz kenarda durun” oldu.

Suriye konusunda yaşanan bu gelişme bölgenin derin stratejik yapısında “mihver ve merkez”in kim olduğunu Davutoğlu’na ziyadesiyle hatırlatan bir diğer somut örnek oldu. Bölgenin “mihver ve merkez ülkesi” olamamışlardı ama “mikser ülkesi” olmayı başarmışlardı. ABD ve batı emperyalizminin işbirlikçi, vurucu gücü olarak ortalığı karıştırdıktan sonra “böceklerle dinlenmeye” alınan mikserler.

PYD DÜŞMANLIĞI VE İRAN KARIŞTIRICILIĞI
Yıl sonuna doğru  Türkiye’nin bu “mikser ülke” olma durumu esas olarak iki hatta ilerledi. Birincisi; “Esad’ı götüreceğiz” ve yeni kurulacak Suriye’nin hamisi biz olacağız endeksli politika artık, Suriye’deki en güçlü Kürt örgütlenmesi olan PYD’nin yıpratılmasına ve etkisizleştirilmesine indirgendi. İkincisi ise; Suriye’ye yönelik emperyalist kuşatmanın da hedefi olan İran’ın sıkıştırılması ve karıştırılmasıydı. Yılın başında “İran ile aramızda herhangi bir sorun yok” denen çizgiden yılın sonunda Patriot’ların savaş nedeni olması üzerine bir gerilim noktasına gelindi. Davutoğlu’nun her yaptığında bir  keramet bulan yandaş sermaye basını 2012’yi, “PKK’nin arkasında İran var” haberleriyle kapatırken, derin strateji 2013’e, PYD-Kürt düşmanlığı ve İran’la çatışmanın-karıştırmanın öne çıktığı bir miras devrediyor. “Lider ve model ülke”nin “bölgesel güç olma” hayallerinden geriye kalan bakiyenin özeti şimdilik bu.

‘YENİ DÜZENDE OYUN KURUCULUK’
2012 yılı ile birlikte Davutoğlu ve onun derin stratejisi, “Komşularla sıfır sorun”, “bölge barışı”, “tarihsel ve kültürel köklere dayalı kardeşlik” vb. romantik politik söylemleri bir yıl daha geride bırakmış olacak. Elbette geride kalanlar bunlarla sınırlı olmayacak. Stratejik derinliğin 2012 karnesinde bir not da “Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulacak. Türkiye bu süreci seyredemez. Kurulacak yeni düzende oyun  kurucu bir rol oynuyor ve oynamaya da devam edecek” propagandasına verilecek. Zira, yukarıdaki kısa özet de gösteriyor ki yeni düzende oyun kuruculuk iddiası yerini, oyundan düşmeye ve başta ABD olmak üzere, batılı emperyalistlerin elinde oyuncak olmaya bırakmış durumda.

Davutoğlu her fırsatta inançlı bir insan olduğunu söylüyor. Müslümanlığı ve özellikle Sünni İslam inancını dış politikasının temel dayanaklarından birisi yapıyor. Bu gerçeği dikkate alarak biz de kendisine 2013’te ve bundan sonraki ömrü hayatında önünde duracak bir soru soralım: “Amerika’nın atına binebilirsiniz. O atın sırtında Kahire’de, Tunus’ta, Bağdat’ta, Şam’da, Tahran’da Osmanlı kılıcı sallayabilirsiniz. Ama o atın sırtında kan gölüne dönmüş Ortadoğu’dan çıkabilir ve Sırat’tan geçebilir misiniz?”

Evrensel

DİSK-AR: Türkiye'de Krizin Etkilenen Nüfus



DİSK Araştırma Enstitüsü DİSK-AR tarafından, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Hane Halkı İşgücü Anketi sonuçlarına dayanılarak yapılan araştırmaya göre, Türkiye'de ekonomik krizden dolayı 2,5 milyon kişi  işsiz kalırken, bu sayı aileleri ile birlikte 10 milyon buluyor. Araştırmaya göre bu rakam, krizle boğuşan 11 milyonluk Yunanistan'ın nüfusuna hemen hemen denk.

TÜİK'in Hane halkı İşgücü Araştırması sonuçları üzerinden hesap yapan DİSK-AR, çarpıcı rakamlara ulaştı. Kasım, Aralık ve Ocak ayı içerisinde 692 bin kişinin işten çıkartıldığı için işsiz durumda olduğunu tespit eden DİSK-AR, bu rakama TÜİK tanımı gereğince işgücüne dâhil edilmeyen ve işini kaybettiği için işgücü dışında bulunan 583 bin civarında insanın dâhil edilmesi durumunda, işten çıkartılanların sayısının 1 milyon 274 bin kişi olduğunu belirtti. Buna güvencesiz çalışma biçimlerinden dolayı işsiz kalan 1 milyon 45 bin kişi ile iflas eden veya işyerini kapatan 282 bin kişi eklendiğinde ise, kriz döneminde kendi rızası dışında işsiz kalanların sayısının 2,5 milyonu bulduğu kaydedildi.

İŞ BULMA UMUDJU OLMAYANLARIN SAYISI İKİYE KATLANDI
Araştırmaya göre, Türkiye açısından işsizlik verileri ile ilgili olarak giderek önemini artıran kesim, işe başlamaya hazır olup, iş bulmaktan umudunu kestiği için iş aramayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanlar ile diğer nedenlerle işe başlamaya hazır olup, iş aramayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanlar. Araştırma raporuna göre, bu durumda olan kişi sayısı 10 yıl önce son derece azken, bugün neredeyse toplam işsiz sayısına yakın bir düzeye ulaştı. Yine tanımlama nedeniyle işsiz sayılmayan söz konusu 2 milyon işsiz dâhil edildiğinde ise, daha gerçekçi bir rakama işaret eden geniş tanımlı (GT) işsizlik oranlarına ulaşılabildiğine de işaret ediliyor. Bu hesaplamaya göre işsiz sayısı 3 milyon 471'den 5,5 milyona yükselmekte, işsizlik oranı ise yüzde 14'den yüzde 20'ye çıkmakta. GT işsiz sayısı da yine 5 yılda 2 milyondan fazla bir artış gösterdi. Artışın en yüksek olduğu yıl ise krizin patlak verdiği yıl olan 2008.

Raporda altı çizilen bir diğer önemli nokta da GT işsizlik verilerine çeşitli nedenlerle tam zamanlı çalışamayanlardan oluşan, eksik istihdam sayıları ilave edildiğinde işsiz ve yetersiz istihdam edilenlerin oranının toplam istihdama oranı yüzde 26,66'yı bulması oldu.

TEK SORUMLU HÜKÜMET
Raporun sonuç bölümünde de şu ifadelere yer verildi: 'Sonuç olarak, işsizlik olgusu krizin en ağır faturası olarak, Türkiye'nin üzerine çökmüştür. Aileleri ile birlikte 10 milyon kişi krizin olumsuz etkisini en ağır bir biçimde yaşamaktadır. Bu rakam, krizle boğuşan 11 milyonluk Yunanistan'ın nüfusuna hemen hemen denk. Bunun sonucu olarak işsizlik Türkiye gündeminin birinci sırasına yerleşmiştir. Krizi kendileri için fırsata çeviren, servetlerini katlayan işverenlerin yanında, bugün işsiz kalan, ücretleri düşürülen, ücretsiz izinlere mahkûm edilen milyonların sesi duyulmamaktadır. Bu durumun sorumlusu sendikasız, sigortasız, güvencesiz çalışma yaşamını kendine amaç edinen hükümettir.'

Raporda işsizliğe karşı çözümler ise şöyle sıralandı: 'Herkese iş güvencesinin ayrımsız bir şekilde uygulanması, sendikal hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, kamu girişimciliğinin ve hizmetlerinin istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınması, çalışma saatlerinin aşağıya çekilmesi, çalışma hakkının güvence altına alınması, Türkiye'nin atıl işgücü kapasitesinin üretici bir faaliyet içerisinde harekete geçirilmesi.'

Aleviler: Sabrımızı taşırmayın

Alevi örgütlerinin çağrısıyla Okmeydanı Cemevi önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, geçtiğimiz günlerde Okmeydanı Fetihtepe Mahallesi’nde 11 Alevi yurttaşın evinin siyah spreylerle işaretlenmesini protesto etmek için yürüyüş yaptı. Evlerin işaretlendiği Fetihtepe Mahallesi’nde  bulunan Yolağzı Meydanı’na yürüyen Aleviler, yürüyüş boyunca, “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Dün Maraş’ta, bugün burada çözüm faşizme karşı savaşta” sloganları attı.

Yolağzı Meydanı’nda 40’ın üzerinde örgüt tarafından yapılan ortak açıklamada, “AKP hükümeti susuyor, işaretlemeler sürüyor! Her suskunluk bir kabullenmedir” denildi.

Açıklamayı okuyan Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı- Okmeydanı Cemevi Başkanı  Zeynel Şahin, şunları söyledi: "AKP hükümeti döneminde, Alevilere yönelik yürütülen ayrımcı ve gergin politikalar, yaşamımızın her alanında karşımıza çıkmaya devam ediyor. Maraş katliamını anmak için, Maraş’a alınmadığımız günün akşamında, Okmeydanı Fetihtepe Mahallesi’nde 11 Alevi yurttaşın evi işaretlendi. Malatya, Didim, Altınoluk, Erzincan derken bu işaretlemeler sürüp gidiyor. Birincisini ‘çocuklar’ yaptı! İkincisini ‘tinerciler’ yaptı. Peki, sonrakileri ve bunu kim yaptı? ‘Taklacı’ bakan, ‘takla’ atmayı bırakıp, işin ciddiyetini kavramadıktan sonra bu sorunlar çözülmez."

İktidar sözcülerinin cemevlerini cümbüş evi, dergahları ucube olarak gördüğünü, Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar hazırladığını belirten Şahin, “Sorumlular bellidir. AKP iktidarıdır” dedi.

Açıklamada, bu işaretlemelerin kentsel dönüşümün planlandığı mahallelerde ortaya çıkmasının bir tesadüf olamayacağına da dikkat çekildi. Bu ülkeyi yönettiğini iddia eden AKP hükümetinin bu işaretlemeleri kimin yaptığı sorusuna derhal cevap vermesi gerektiğini vurgulayan Şahin, “Tüm bu yaşananların AKP siyasetinin bir parçası olduğuna inanıyoruz. Artık bu siyasete son verilmelidir! Kimse Alevilerin sabrını test etmesin! Biz Aleviler, her türlü zulme, oyuna, yalana, sindirme ve asimilasyon çabalarına rağmen; korkmadan, sinmeden, asimile olmadan yolumuza devam edeceğiz. Aleviyiz, haklıyız, kazanacağız” sözleriyle açıklamayı bitirdi.

Açıklamaya, ÖDP, Halkevleri ve SODAP üyeleri de destek verdi.

BirGün

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers