28 Şubat 2013 Perşembe

Erdoğan: BDP çok konuşuyor

Erdoğan, İmralı tutanaklarının basına yansımasının hemen öncesinde, “BDP’liler maalesef ellerine verilen o notlarla ilgili hemen açıklamalar yaptılar. Bu kadar çok konuşmaya gerek yok” dedi. Erdoğan türbanın meclise, kamu kurumlarına girmesinde bir engel bulunmadığını da söyledi.
Erdoğan, Viyana dönüşü uçakta yaptığı açıklamada yine BDP’ye ve İmralı sürecine ilişkin konuştu. Erdoğan'ın gündemindeki diğer konuda türban oldu.
“BDP’liler maalesef ellerine verilen o notlarla ilgili…”
İmralı tutanaklarının basına yansımasından önce yapılan açıklamada Erdoğan, BDP’lilerin çok konuştuğunu ileri sürdü:
Çözüm süreci; yeni Anayasa çalışmalarında başlıklardan bir tanesi bu. Her şey değil, eğer her şey diye söylersek o yanlış olur. Dikkat ederseniz ben bu alanda çok konuşmak istemiyorum. Ama BDP’liler maalesef ellerine verilen o notlarla ilgili hemen açıklamalar yaptılar, yapıyorlar. Ne derece doğru, ne derece sağlıklı bilemiyorum. Bir şeyler olacaksa bu benim tek başına elimi taşın altına uzatmamla olmayacaktır. Bu süreç içerisinde taviz veremeyiz. En ufak bir rehavet bize ağır bedeller ödetebilir.
Eylemsizlik ve barış değil, silah bırakma
Eylemsizlik, barış gibi tabirlerin yanlış olduğunu belirten Erdoğan, bunların devletler arasında olabileceğini belirtirken, sürece ilişkin taleplerini bir kez daha sıraladı:
Bir defa bizim devlet olarak bölücü terör örgütünden bir yaptırım olarak isteklerimiz olabilir. Nedir bu? Bir; silahları bırak, ülkeyi terk et veya suça bulaşmamış olanlar varsa gelsinler. Bir defa Habur’da çağrı yapmıştık. Neydi? Suça bulaşmamış olanlar gelsinler ifadelerini versinler ve yuvalarına dönsünler. Biz o zaman her şeye rağmen yaptık ve gidenler oldu. Bedel ödemeyi göze aldık ve öyle yaptık. O zaman muhataplarımız sözlerinde durmadılar. Orayı bir miting alanına çevirdiler ve arzu edilen gibi olmadı.
Kamuda türban hallolabilir
Kamuda türban düzenlemesine ilişkin de konuşan Erdoğan, bazı mağduriyetlerin giderildiğini belirtirken, kamuda türbanın önünü açacak bir anayasa değişikliği yapmadan “sorunu” halledebileceklerini söyledi. Bu konuda sık sık tekrarladığı cümleleri yineleyen Erdoğan, “zaman ve zemin çok önemli” dedi.
Türbanlı milletvekili ve belediye başkanı için herhangi bir engel bulunmadığını belirten Erdoğan, anayasada türbanı yasaklayan bir düzenleme olmadığını ileri sürdü.
Türbanlı avukatların önümüzdeki süreçte önlerine sorun çıkaran hakimleri HSYK’ya şikayet edebileceğini de belirten Erdoğan, “Bakalım Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. Sebepler aleminde biz gereğini yaparız” dedi.
Kaynak: soL Portal

Komünist Manifesto'ya soruşturmayı doğrulayan 'yalanlama'!

Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi, “Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Seydi Çelik'e 'Komünist Manifesto' isimli kitabı okuttuğu gerekçesiyle soruşturma açıldığı iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır'' dedi. Açıklamanın devamında ise iddia doğrulandı ama kimi ekler sıralamaktan da geri durulmadı.
Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Hukuk Fakültesi, Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Seydi Çelik'e ''Komünist Manifesto'' isimli kitabı okuttuğu gerekçesiyle soruşturma açıldığı haberlerinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü.
soL gazetesi tarafından gündeme getirilen ve oldukça ses getiren skandala ilişkin yapılan açıklamada öncelikle haberler yalanlanırken, sonrasında kullanılan ifadelerde ise skandal kimi ek suçlamalarla doğrulandı.
Çelik'in İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde verdiği ''Anayasa Hukukuna Giriş'' dersinde, hocanın ''ders işlemediği, yarım saat durup dersten çıktığı, ders müfredatı ve kapsamı dışında öğrencileri bahse konu kitabı okumaya zorladığı, not baskısı kullanarak tek yönlü bir yönlendirme ve propaganda yapıldığı'' yönünde Başbakanlık İletişim Merkezi'ne (BİMER) öğrenciler tarafından yapılan şikayetler üzerine başladığı, konunun önce YÖK Başkanlığı'na oradan da Kocaeli Üniversitesi'ne iletildiği belirtildi.
Hukuk Fakültesi Dekanlığı’nın konuya ilişkin tahkikat başlatıldığı belirtilirken, durumun açıklığa kavuşturulmasını sağlayacak bu tahkikatın, öğretim üyesinin haklarının korunmasına da hizmet edeceği bildirildi. - Kaynak: soL

'İstanbul Barosuna karşı darbe teşebbüsü sürüyor!'

İstanbul Barosu yönetimi hakkında iddianame hazırlandığı gerekçesiyle baronun “düştüğünü” öne süren AKP destekli “Hukukun Üstünlüğü” grubu İstanbul Barosu’na ihtarname gönderdi.
AKP destekli “Hukukun Üstünlüğü” grubu seçimlerde ezici farkla kaybettiği İstanbul Barosu yönetimini almak için ilginç taktiklere başvurmayı sürdürüyor. Grup şimdi de İstanbul Barosu'na ihtarname gönderdi.
Baro kendilerine gönderilen ihtarname ile ilgili şu açıklamada bulundu:
Kendisine “Hukukun Üstünlüğü (!)” adını veren gurup, bu kavramı, her türlü ahlaki ve etik değeri, mesleki dayanışma duygusunu ayaklar altına alarak, başkan adayları Av. Rıza Saka eliyle, seçilmiş meşru yönetimi “çekilmeye” davet eden, aynı zamanda bu çağrıyı bazı resmi mercilere göndermek suretiyle bunları hareket geçmeye çağıran, Beyoğlu Noterliğince düzenlenen bir “İhtarname” ve “İhbarname” göndermiştir.
Adalet Bakanlığı, Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul İlk Derece Adalet Komisyon Başkanlığı’na gönderilen ihtarnamede yönetimi isteyen AKP destekçisi Saka’ya ve ilgili kurumlara İstanbul Barosu tarafından gönderilen yanıtta şu ifadeler yer aldı:
1) Bildirimde imzası bulunan Av. Rıza Saka’nın, keşideci olma sıfat ve ehliyeti yoktur. Gerçekten her türlü kabule göre dahi, 1136 sayılı Avukatlık Kanununa göre başkanın yedeği yoktur, bu husus seçim kurulunca oluşturulan mazbata ile de sabittir.
2) Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri, yapılan seçimde oyların % 60’ını alarak seçimle işbaşına gelmiş olmakla muhatap bizzat İstanbul Barosunun en üst organı olan genel kurul iradesi, yani avukatlardır. Üstelik her ne kadar “ihtarname” gibi gösterilmeye çalışılsa da söz konusu bildirim, İstanbul Barosu’nun seçilmiş meşru yönetimine karşı gayrı hukuki ve gayrı meşru şekilde harekete geçilmesi talebi ile belirtilen mercileri “muhatap” alan bir çağrı ve “ihbarname”dir.
3) Baro Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleriyle ilgili olarak Silivri 2.Asliye Ceza Mahkemesinde TCK’nun 277.maddesi kapsamında açılmış olan dava sonucunda seçilme yeterliliğinin kaybedildiği ve yönetim kurulu üyeliğinin sona erdiği iddiasının hukuki temeli olmayıp gerçeği yansıtmamaktadır.
4) Hukuki durum bu denli açık ve belirginken, keşideci sıfatı dahi bulunmayan adı geçenin, bir açıklama ve değerlendirme dahi yapmaksızın sadece maddeleri zikrederek Baro başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin görevinin sona erdiğini iddia edebilmesi hukukla değil, ancak siyasi ve kişisel hırs, ikbal beklentisi ve “fırsattan istifade” saikleriyle açıklanabilir. Yoksa bu açık hukuki durumun keşideci ve mensubu bulunduğu gurup tarafında da bilindiği yahut bilinmesi gerektiği aşikardır.
Nitekim zaman zaman fikir mücadeleleri içinde olunan tüm eski İstanbul Barosu Başkanları ve baroların üst yapısı olan Türkiye Barolar Birliği de yaptıkları açıklamalarda belirtilen hususları teyit ettikleri gibi, kendisini “hukukun üstünlüğü” olarak adlandıran gurup hariç, diğer tüm guruplar da aynı yönde görüşlerini beyan ederek Barolarına sahip çıkmışlardır. - soL

Karadağ davasında aklama mütalaası

Alattin Karadağ'ı vuran polislerden Oğuzhan Vural'ın yargılandığı davada savcı mütalaasını sunarak Vural'ın tüm suçlardan beraatini istedi.

Devrimci faaliyet sırasında polis tarafından katledilen devrimci işçi Alaattin Karadağ’ı vuran polislerin yargılandığı davanın 10. duruşması bugün Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

Mahkeme öncesi Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu bir basın açıklaması yaparak TKİP militanı devrimci işçi Alaattin Karadağ davasının takipçisi olduğunu söyledi.

“Alaattin Karadağ yoldaş ölümsüzdür! / Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmezdir!” pankartını açan BDSP'liler kızıl flamalar ve “Polis terörüne son!” dövizleri taşıdılar. BDSP adına yapılan konuşmada bundan önceki 9 duruşmadaki usulsüzlüklere dikkat çekilerek gerçek adaletin emekçilerin ellerinde sağlanacağı söylendi. Eyleme Partizan da destek verdi.

Çelişkili tanık ifadesi
Duruşmada ilk olarak, uzun süredir “bulunamayan” tanık Pakize Ilgaz dinlendi. Ilgaz mahkemede verdiği ifadede silah seslerini duyduğunda mutfakta olduğunu, maç sonrası havaya ateş edildiğini düşündüğünü söyledi. 2 el silah sesi duyduğunu söyleyen Ilgaz kapısını çalan komşularından polisin vurulduğunu öğrendiğini söyledi. Başka bir şey görmediğini ifade eden Ilgaz'a Alaattin Karadağ'ın avukatları, bir gün sonrasında televizyona verdiği röportajı sorduğunda ise Ilgaz kaçamak cevaplar verdi.

Ilgaz, röportajı hatırlamadığını söyleyip ardından orda da benzer şeyler söylediğini ifade etti. Avukatlar Ilgaz'ın televizyona verdiği röportajda yaşananları daha farklı anlattığını, aradaki çelişkiler bulunduğunu söyleyerek röportaj kayıtlarını istediler.

Mahkemede usulsüzlükler 10. duruşmada da sürdü. Mahkeme heyeti, avukatlar savunma için ek süre istemesine rağmen savcının esas hakkında mütalaa vermesini onayladı. Avukatlar ise bu uygulamanın usulsüz olduğunu belirttiler.

“Kesin ve inandırıcı delil bulunmuyor!”
Av. Zeycan Balcı Şimşek, esas hakkındaki savunmalarını yazılı olarak sunacaklarını söyledi. Ardından Cumhuriyet Savcısı Mehmet Doğar, mütalaasını sundu. Alaattin Karadağ'ın “terör hükümlüsü” ve “aranan biri” olduğunu ifade ederek işlenen infazı meşrulaştırmaya çalışan Doğar, Karadağ'ın “Dur ihtarına uymadığı”na vurgu yapıp sahte kimlikle yakalanmasına değindi.

Savcı mütalaası infaz edilen Alaattin Karadağ'ın “suçlu” gösterilmesi üzerine kurulurken polis Oğuzhan Vural için “kasten ya da kastın aşılması suçlarının oluşmadığını yapılanın meşru müdafaa olduğunu söyledi.

Savcı Doğar polisin, bir araca el koyması ve şoför İsmail Durmuş'un yaralanmasından ve görevi kötüye kullanmak suçlamalarından da beraatını istedi.

Mahkeme daha bitmeden katil polis Oğuzhan Vural salondaki polis korumasıyla hızla dışarı çıkarıldı. Mahkeme heyeti savunma için duruşmayı 28 Mayıs 13.30'a erteledi.

“Polis ödüllendiriliyor”
Mahkeme çıkışında BDSP'liler adliye avlusunda açıklama yaptılar. Duruşmadan çıkan avukatlar adına Av. Zeycan Balcı Şimşek mahkemeyi değerlendirdi. Şimşek, Pakize Ilgaz'ın çelişkili ifadeler verdiğini ve kaygılı olduğuna dikkat çekti. İsmail Durmuş'un aracını içindeki yolcularla gasp eden polisin iki insanın hayatını karartmasına karşın böyle bir mütalaa ile beraatının istenmesini eleştiren Şimşek, 3 suçlamadan da beraat istenmesinin “topyekûn beraat kararıyla cezasızlık” yaratılması amacı taşıdığını elirtti. “Adalet mücadelemiz devam edecek!” diyen Şimşek, toplumsal muhalefetin duruşmalara gelmesinin önemine dikkat çekerek konuşmasını bitirdi.

Alaattin Karadağ'ın kardeşi de söz alarak “artık polis aklama düzeni açığa çıktı” dedi. Karadağ, katillerin alelacele yapılan duruşmalarla bir an önce aklanması için çalışıldığını ifade etti.

Karadağ'ın konuşmasının ardından “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!” sloganı haykırıldı.

Son olarak dava sürecini başından beri takip eden Temel Demirer'e söz verildi. Demirer, mahkeme sürecine dikkat çekerek katil polis için beraat isteyen savcıyı eleştirdi. Katili “aklamak yetmez bir de madalya takın” diyen Demirer, polisin halktan birini vurduğu takdirde beraat ettirildiğini bu yaşananınsa adaletsizlik olduğunu ifade etti. Demirer, mahkemede savunmayı dinlemeden verilen mütalaanın ortaoyunu olduğunu söyleyip “Biz bunun parçası olmayacağız, biz zulmün ortağı olmayacağız!” dedi.

BDSP'liler 10. duruşmada da aklama oyunun oynandığını, katillerin korunmakla kalmayıp ödüllendirildiğini söylediler. “Onların adaleti katilleri, zenginleri koruyor” denilen konuşmada bir kez daha gerçek adaletin işçi ve emekçilerin yükselteceği devrim mücadelesinde olacağı ifade edildi.

Alaattin Karadağ'ın uğruna şehit düştüğü mücadelenin yükseltileceği sözü verilerek “Yaşasın devrim ve sosyalizm!” sloganıyla eylem bitirildi.

Kaynak: Kızıl Bayrak

Öcalan ve BDP heyetinin görüşme tutanakları

Abdullah Öcalan: Ben sorumluluk üstlenmem. Süreç başarısız olursa ‘Apo öldü’ diyeceksiniz. Ben yokum. BDP ve PKK’nin beni kullanmasına izin vermem.

BDP’li heyetle Öcalan arasındaki ikinci tur görüşmelerinde, açılımla birlikte PKK’nin silah bırakmasının gündemde olmadığı bir kez daha kanıtlandı, Öcalan bir kez bile silah bırakmaktan bahsetmedi. Biz iktidarı AKP’ye altın tepside sunduk diyen Öcalan, Erdoğan’ın Başkan olmasına da destek verdi. Hedef yeni anayasa diyen Öcalan’a göre sürecin önündeki en büyük engel ulusalcılar.

BDP’li ikinci açılım heyetiyle Öcalan arasındaki İmralı görüşme tutanakları ortaya çıktı. Tutanaklarda, Amerikan planı çerçevesinde, Öcalan ve Başbakan Erdoğan arasındaki açılım sözleşmesiyle ilgili çok çarpıcı ayrıntılar yer aldı. Görüşme zabıtlarındaki en önemli noktalardan birisi PKK’nin silah bırakması konusundaydı. BDP’li heyetle 23 Şubat’ta görüşen Öcalan, görüşme sırasında, bir kez bile silah bırakmaktan bahsetmedi. Oysa Öcalan’la müzakereleri başlatan AKP "süreç sonunda PKK silah bırakacak" tezini işliyor. Öcalan’a göreyse süreç sonunda PKK daha da güçlenecek. "Çekildiğimiz anda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum."

Tutanaklardaki diğer çarpıcı ifade de Erdoğan-Öcalan sözleşmesinin kapsamını ve derinliğini ele veriyor. "Kendime güveniyorum. Şunu iyi bilin devlet de ben de vazgeçemeyiz."

Öcalan Anayasa ve Başkanlık gündemlerinde de AKP’yle tam mutabakat halinde."Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz."

Öcalan AKP’yle ittifakını altın tepsi benzetmesiyle tanımladı. "Sayın Altan bilirsin İslamcıların 40 yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik. Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk."

Öcalan yeni Anayasa’da yer almasını istediği vatandaşlık tanımını da BDP’li Sırrı Süreyya Önder’e yazdırmış. Öcalan’ın vatandaşlık tanımı AKP’ninkiyle bire bir örtüşüyor. "Özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını ifade eden her birey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır."

Türk milletini Anayasa’dan çıkarma konusunda mutabık olan Öcalan AKP ikilisi ortak düşman tespitinde de birleşiyor. Erdoğan gibi Öcalan’a göre de açılım sürecinin önündeki en büyük engel Ulusalcılık. "CHP ve MHP ulusalcılığı, Hitler milliyetçiliğinin aynısıdır. Zaten kuruluş tarihi de aynıdır. Anayasanın önüne de bunlar dikilecekler."
“İmralı Zabıtları” başlığıyla, Milliyet gazetesinde Namık Durukan imzasıyla yayımlandı.

HAYATIMIZ SÖZ KONUSU“
Kandil’e BDP’ye ve Avrupa’ya üç nüsha mektup yazdım. Heyet ile dünden beri yoğun olarak tartışıyoruz. Özal’dan beri teşebbüs içerisindeyim, akim (akamete uğradı, kesintiye uğradı) kaldı. Şimdi akamete uğramaması lazım. Uğrarsa, tırnak kesilirse felaket olur. Türklerde bunu bilmeli; başarısızlık orta ve üst düzey savaş, isyan, kaos hepimizin hayatı söz konusudur. Şimdi kadar yaşadıklarımız deveden kulak kalır. Kesin başarı hedefi ile sonuçlanması lazım. Yeni diyalog sürecine yükleniyorum. Dostlarımızın ve halkımızın eski kalıp mücadeleleri bir kenara atmaları lazım.

“BENİMLE OYNANMAYACAĞINI AKP’YE ANLATMALISINIZ”
Eski yaşam alışkanlıkları topyekûn bırakmak gerekir. Neden, çünkü bu bir rejim değişikliği olacak. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet, 1950 çok partili hayata geçişten çok daha önemli, bu hepsinden daha derinlikli olacak. Başarılı olursak, yepyeni bir Cumhuriyete... Radikal demokrasi, tam demokrasi, Anadolu ve Mezopotamya’nın tam demokratikleşmesi, hazırlığım bu yönde. Şimdiye kadar olanlar ısınma hareketi idi. Bütün felsefi ve örgütsel birikimimi bu yönde PKK’yi hazırlamak ve dönüştürmek için kullanıyorum. Bu en köklü adım. Demokratik kurtuluş ve demokratik yaşam süreci. ben bu deyimi rast gele seçmedim. Zamanında söyledim anlamadılar. Anlamış olsaydılar, Ergenekon olmazdı, AKP bunları diyor ama çok yüzeysel bakıyor. Benim çok inatçı olduğumu biliyorsunuz. Ben ilk günden demokratik Cumhuriyeti savundum, onlar beni anlamadılar; “APO’yu bitirdik” dediler. Stratejik hatalar yaptılar. Ergenekon’u saptılar umarım bu sefer böyle olmaz. Onun için benimle oynanmayacağını özellikle AKP’ye anlatmalısınız. AKP’lilerle konuşun anlatın. Siz Meclis’tesiniz size çok görev düşüyor. Anlamlı bir uzlaşmaya gidilseydi (Ecevit döneminde) ne Ergenekon ne AKP olmazdı.

“KENDİNİ DÜZENE SATMIŞ”
- Metiner saçmalıyor, “APO sıkıştı” diyor. Propaganda ile oyunu karıştırıyor. Kendisini düzene satmış, kendisini rezil etmiş, AKP’yi 10 yıldır ayakta tutan benim. Derhal bu söylemi terk etmesi lazım. Biz AKP’yi çıkartan gücüz.

“HA BİZ HA SAKİNE”
- Sırrı: Bize gelen bilgide, “Sakine’nin tutumunun ve katılımının iyi olduğu, dağ adına Avrupa’da görevli olduğu, işini tamamlayıp geri dönüş için Paris’e gittiğinde bu olayın olduğu... Tutumunun ve katılımının iyi olduğu” bildirildi.

- Öcalan: Ha bizi vurmuş, ha Sakine’yi vurmuşlar. Çok karanlık bir olay. Ankara’ya gelmiş (Ömer Güney) Çankaya’da büro tutmuş. Sterk “MİT kaynaklı” demiş. Mümkün değil ama düşüneceksin. Milyonda bir de olsa düşüneyim, MİT var mı? MİT de şaşırdı. Demek ki darbe hala devam ediyor.

(Sırrı’ya dönerek) Sinop olayı rast gele mi organize mi?

- Sırrı: Organizeydi başkan. Çünkü ancak bir reklam ajansı grafiği ile önceden hazırlanmış pankartlar ve bildiriler vardı. Sosyal medya üzerinden bize dönük kampanyalar başlatıldı. Darbe Araştırma Komisyonunun görevi bittikten sonra, Özel Harp Dairesi ile ilgili, Gladyo ile ilgili, Kürdistan bölgesi hariç özellikle Karadeniz’i deşifre eden bilgiler geldi. Burada Karadeniz’de gladyonun yaptığı işler başlığı altında TAYAD’lı ailelere dönük linç girişimi de vardı. Orada anlatılan, yapılan ve biçimler ne ise hepsini Karadeniz’de gördük. Bu yönüyle örgütlü ve organizeydi.

“SAVUNMANIZI HAZIRLAYIN”
- Öcalan: Siz de muallaktasınız. Tıpkı Sakine gibi. Bir daha kendini öz savunmanın hazırlamadığınız hiçbir yere gitmeyin. Size bir vurduklarında on vuramayacaksınız, gitmeyin, devlete güvenmeyin. Biliyorsunuz ki Ahmet Türk’ü iki kez vurdular, bir Samsun’da, bir İzmir’de... Sakine’ye yapılan hepimize yapılabilir. Bu özel harbe ayrıca geleceğiz.

(Çay geldi)

“AKP’YE İKTİDARI ALTIN TEPSİDE SUNDUK”
- Öcalan: Hükümet kesin vesayetten kurtuldu mu hesaplaşma tam olarak yapıldı mı? Tayyip’in Hükümet mekaniği, Kürt hareketine vurduğu kadar kendisine izin veriliyor, alan açılıyor vesayet kurumu, güç odakları tarafından. Sayın Başbakan zekice bu mekaniği teşhis etmiş ve iyi kullanıyor. Komplonun bir parçası değil. Danışıklı demiyorum ama Başbakan komplonun parçasıdır demiyor ama bu yöntemi bir iktidar aracı olarak görüyor. PKK’ya vurarak yerini sağlamlaştırıyor. Kendime kızıyorum, 2001-2004’te biz eylemi ‘tak’ diye kestik. Hükümet anlamadı, ‘terör bitti’ dediler.(Altan Tan’a dönerek) Sayın Altan bilirsin İslamcıların 40 yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik. Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk. Bize bir teşekkür etmedikleri gibi 2. Atatürk rolüne soyunup daha çok üstümüze geldiler, ezmeye çalıştılar. Benim demokratik kriterlerim var bunu anlattık, bir baktık ki AKP hegemonya kurmak istiyor, 1923-40-50 CHP yerine AKP...

“HEGEMONYA KURMAK İSTİYOR”
Türkiye’nin ihtiyacı olan tam evrensel demokratik kriterlere uymazsan, PKK’ye karışmam dedim. Bunu PKK hareketinin zorluklarını bilerek söyledim. Hegemonya kurmak istediler, biz bu hegemonyaya karşı çıktık. AKP, iktidarı gökten inmiş sandı. Bizim sınıf ve halk savaşımızın ne kadar amansız olduğunu bilmiyordu. Ben Deniz Baykal’ın taktiğini boşa çıkardım. AKP hegemonya istiyor. CHP’nin yerine geçmek istiyor. İzin vermeyiz. AKP’ye korkunç ranta imkanı çıkar. Ben buna alet olmam. Tek şartım hegemonik olmaması. Biz eskisine doyduk, yeni kambur istemeyiz.

“BAŞBAKAN VATANA İHANETTEN TUTUKLANACAKTI”
AKP’nin çıkışları yanlıştır. Son bir buçuk yılda büyük bir savaşa yüklendiler. Nihai tasfiye operasyonları yaptılar. Sayın Başbakanı buna inandıran ekip (2011’de) PKK’yi bitireceğiz’ dedi. 10 bin kişiyi (KCK) içeriye aldılar, Bu güç MİT’e de darbe planladı. Ben hemen devreye girdim, ‘bu darbedir’ dedim. Ergenekon’dan farkı yok. Başbakan MİT’e darbe yapılınca sıranın kendisine geldiğini gördü, Başbakan vatana ihanet suçundan tutuklanacaktı. (Durdu yeniden söze başladı) Genelkurmay Başkanının(İlker Başbuğ’u kastetti) tutuklanması da budur. O güce Cevat Öneş ‘darbe’ dedi. Bu yüzden ben devreye girdim, yardımcı olayım dedim.

“İSYAN ETSEK BİR TÜRLÜ...”
(Biraz durdu yeniden başladı) Sakine’yle sizin (Sinop’u kastederek) aynıdır. KCK’ye her operasyon ayaklanma ve isyana davetiyedir/teşviktir. BDP ve benim temkinli yaklaşımım engelledi. İsyan etmem beklendi. İsyan etsek bir türlü, etmesek bir türlü.

Her KCK’lının içeri alınması bir ayaklanma sebebidir. İsyan çıkarmıyoruz. 10 bin kişi alındı. Bu da bir nevi darbedir. En son siz alınacaktınız biz karşı hamle geliştirdik. En son parlamento grubu kalmıştı. Darbe şekil değiştirdi ama hala devam ediyor. Yeni darbe Brüksel ve ABD’de planlanıyor. Türk-Kürt ilişkilerini yeniden tanımlamam işlerine gelmiyor. Sanırım bu çıkışımız işe yarayacak. Benim üzerimde planları var. Doğan Güreş Londra’dan döndü ‘bana yeşil ışık yakıldı’ dedi, 4 bin köy yakıldı. İşadamlarını götürdüler. (Pervin’e işaret ederek.)

“DARBEYİ ÖNLEDİM”
Metiner, ‘Sıkıştı’ diyor. Yanlış söylüyor. Sıkışma yok, darbeyi önledim. Bir darbe var, fakat derinliğini tam fark edemiyorum. MİT’i düşürseydiler. Türkiye’de tüm kaleler düşmüş olacaktı. Hakan Fidan tutuklansa, sonra sıra Başbakan’a gelecekti. Benim bu süreci canlandırmam, darbeyi engelleme sorumluluğu... Darbeyi önleyebileceğimi fark ettim ve süreci başlattım.

“FLORİDA KONTRGERİLLA MERKEZİDİR”
Türkiye’de 3 koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkileri sabote edilmeye başladı. Sıradan lobiler değil. ABD’de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her 3’ü de Anadolu çıkışlıdır. Sözde bir hükümet var, sözde bir parlamento var. CHP ve MHP paralel devletin izdüşümleridir, basit aletleridir; AKP’ye de, medya ve işadamlarına da sızmışlar. Sadece MİT kalmış, hedeflenen bizim geliştirdiğimiz diyalogdur. MİT Müsteşarı düşürülmek isteniyor. Emre Uslu, Mehmet Baransu MİT’i hedef aldılar, arkalarında devasa bir güç var.

Florida kontrgerilla merkezidir. Abdullah Çatlı iki kez gitti. Papa, Palme... Sakine bu tür grupların işidir. Yeni gladyo tam anlaşılamıyor. Çözüm adına yapılan her şeyi sabote ettiler. Sakine olayı bende düşük bir tereddüt uyandırdı. Net değil. Sakine Avrupa’da barışı temsil ediyordu. Hala aydınlatılamadı.

“2. ATATÜRK OLMA SEVDASI”
İşte siz. ABD-İsrail-İngiltere’nin talepleri vardı, o zaman da MİT bu işe yatmadı. Tansu Çiller’in 2. Atatürk olma sevdası vardı. Beni de bomba ile öldürmek istediler. Doğan Güreş-Tansu Çiller işbirliği de oradan (İngiltere’den) icazet almıştı. Sonuç olarak böyle bir durum yaşadık.

“GÜLEN, NUR HAREKETİNE SIZDI”
Cemaatin merkezi ABD’dir. Benim buraya alınmamla birlikte Fethullah da ABD’ye alındı. Bir yazar (yazarın adını hatırlayamadı) ‘Fethullah Gülen, Nur hareketine sızdı’ diyor. ‘Kesin bilmiyorum, Kemalistlerin sızması’ diyor. Nur hareketini inceleyin, Saidi Nursi eski Nurs köyündendir. Eski bir Ermeni köyüdür. Teşkilatı Mahsusa’ya girdi, sonradan Mustafa Kemal ile takıştı. Fethullah Gülen ABD’de yaşıyor. 120 devlette okul açmış, para nereden. Florida kontrgerillanın eski merkezidir, Türkeş ve Latin Amerika’daki kontrgerilla, orada yetiştirildi. Yeni merkez ise Utah’tadır. Emre Uslu vs. orada eğitildi. Sağda ve solda örgütleri kontrgerilla ele geçirdi.

“BAŞARISIZLIKTA BEN YOKUM. APO ÖLDÜ DİYECEKSİNİZ”
- Sırrı: Gruptaki arkadaşların da selamı var, bir diyeceğiniz var mı?

- Öcalan: Ben sorumluluk üstlenmem. Süreç başarısız olursa ‘Apo öldü’ diyeceksiniz. Ben yokum. BDP ve PKK’nın beni kullanmasına izin vermem.

- Sırrı: Rojava (Suriye’nin Kürt bölgesi) için bir aktarımınız olacak mı?

- Öcalan: Suriye’de Kürtler iki tarafla da görüşsünler, kim haklarını verirse onunla çalışsınlar. Suriye Demokratik Kurtuluş Cephesi olsun. Kürt, Arap, Türk, Türkmen hepsi. Suidi Selefiler çok tehlikeli, Esad ise küçük burjuva diktatörlüğüdür. Kürtler(Suriye’deki Kürtleri kastederek) Barzani’nin emrine giremez. Onun çizgisi farklı. Kürtler mutlaka bir öz savunma gücü oluşturmalı.

- Pervin: Başkanım sizden bir parça almak istiyorum.

- Öcalan: (Elindeki kalemi Pervin’e vererek) Hatta size bir şey imzalayabilirim. (Heyetin üç üyesine ayrı ayrı duygularını ifade eden birer cümle yazarak birer kart imzalayıp verdi)

“HAKAN FİDAN YALNIZ BIRAKILMAMALI”
Kirli işler dönemini Baykal, AKP’ye devretti. Baykal tarihi hata yapmıştır. Tayyip Bey kurnaz çıktı. Deniz Baykal’ı kullandı. Ergenekon’un bizden beklentisi 2002’den itibaren savaşı tırmandırmamızdı. Ben AKP’nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim, sabrettim. AKP anlar dedik. AKP darbe ile uğraşırken başını belaya/derde sokmayalım dedik. Onlar darbelerle uğraştılar. 2007, 2009 hatta 2011’e kadar seçim hesapları, oy hesapları yaptılar. Ben geri çekildim. Benim çekilmem AKP’nin istismarından dolayıdır. KCK de PKK de dürüst ve fedakârdır ama savaşı tam yapamadı, yetersiz kaldı; barış meselesinde de dirayetsiz kaldılar. Sıkıldım geri çekildim. Onlara ağır kelime kullanmıştım. Süreci esastan bozan güç kim diye baktım. Savcının... 7 Şubat MİT’e darbesi... Ben bir darbeyi sezdim. Cezaevi müdürüne ‘Hakan Bey’i (MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kastediyor) yalnız bırakmamak gerekir’ dedim. Sözlü, yazılı iletişime geçtim, 5 ay önce tekrar kanal açıldı, diyalog başladı.

“PKK BİLE BENİ ANLAYAMIYOR!”
- Sırrı: Sayın Başkan Kandil diyor ki; Karşılık ateşkesle bir geri çekilme söz konusu olacaksa bile en az 2 yıllık bir süreye ihtiyaç var.

- Öcalan: (Sırrı’ya dönerek) PKK bile beni anlamıyor. Beni bir ağabey ve baba gibi görüyor. Endişelerini paylaşıyorum. Benim dosyalarım (hazırladığı mektuplara vurarak) endişelerini giderecek bir çatışmasızlık öneriyor. Şimdi burada ne var?

Birinci Belge: Demokratik Barış Sürecine Felsefi Bakış: Bu toplam 10 maddeden oluşuyor.

İkinci Belge: Demokratik Çözüm Planı: Bu da toplam 10 maddeden oluşuyor. Buna kısa bir giriş de diyebiliriz

Üçüncü Belge: Demokratik Barışın Eylem Planı: 3 aşamalıdır. Birinci aşama 7 madde, ikinci aşama 5 madde. Üçüncü aşama 7 madde.

“NEWROZ'DA İLAN EDECEĞİM”
Eylem Planı’na bir sayfalık ek yazdım. İkinci ek 4 sayfalık paralel devletle ilgili sorulara cevaplar. Değerlendirme 3 yaprak, 6 sayfa Kürt Sorununda Barış ve Demokrasi Süreci Hakkında Kısa Değerlendirme.

Ben 3 aşama ve 10 ilke öneriyorum. Bu yazı üzerine cesurca tartışacaksınız. Bunu Kandil’e ve Avrupa’ya götüreceksiniz. Kendi aranızda iş bölümü (heyeti kastederek)yaparak, Kandil ve Avrupa’ya bu görüşmeyi anlatın. Daha önce 3 hafta demiştim ama 2 hafta içerisinde gelirse, görüşlerimi revize ederim. Eşbaşkanlarla görüşürsem iyi olur. Eğer eşbaşkanlara tavır devam ederse yine bu heyet gelir. Newroz’a bunu ilan etmek istiyorum. İlanı ben yapacağım.

(Sırrı’ya dönerek) Kolektif haklar ve Kürt reformu yasası yapılacak. Biz demokratik özerklikte ısrar edersek, bu sabote olur.

- Sırrı: Sayın Başkan süreci tıkayacak olan da sürecin önünü açacak olan da sizin koşullarınız. Buna dönük yetkililerle görüşmelerinizde bir takviminiz, bir mutabakatınız var mı?

- Öcalan: (Önce cevap vermek istemedi sonra) Ben PKK’nin yetersizliğine karşı da inisiyatif kullanacağım. Ne PKK’nin sandığı, ne AKP’nin sandığı gibi bir çekilme olur. Akdoğan (AKP Parti Ankara milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ı kastediyor) milat diyor. Bu kendini kandırmadır. Felakete neden olur. Mektubun cevabı gelecek. Karar verip ilan edeceğim. Kandil karamsar, aşarlarsa iyi olur. Akdoğan kendisine güveniyorsa onunla konuşabilirsiniz. Bunu yapmazlarsa daha da gelişkin bir gündemle karşılaşırlar.

(Sırrı’ya dönerek) Peki bu çekilen yere JİTEM’in ve korucuların dolmaması için komisyonlar mı olmalı, yoksa akil adamlar mı olmalı.

- Sırrı: Parlamentonun böyle bir yetkisi ve işlevi yok.

- Öcalan: Komisyonlar kurulacak. Hakikat komisyonu da kurulacak. Akil adamlar denetiminde olacak. Çekilme o zaman olacak. Köylere geri dönüş olacak. Bunları yapmazlarsa geri çekilme olmaz. Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.

“HEPİMİZ ÖZGÜR OLACAĞIZ”

- Sırrı: Sizin konumunuz ne olacak?

- Öcalan: (Gülerek) Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum. Yalnız, herkes bilmeli ki, ‘Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız’. Kendime güveniyorum. Şunu iyi bilin devlet de ben de vazgeçemeyiz. Tarihi bir barış ve demokratik yaşama geçiş.

Kandil onların savaş sistemine katılmadığım için... Bu yüzden onlara kızıyorum.

Umarım AKP’de bizi yanlış anlamaz. Yanlış anlarsa felaket olur. Buna rağmen AKP diktatoryasını bize dayatırsa kabul etmeyiz.

- Sırrı: Başkanım her şeyi konuştuk. Bir de başkanlık meselesi var. Kamuoyu bu konuda çok hassas. Osman Kavala’nın size selamları var. Totaliter bir yapıya dönüşmesinden endişe ediyorlar.

TAYYİP BEY’İN BAŞKANLIĞINI DESTEKLERİZ
- Öcalan: Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız Başkanlık ABD’deki gibi olmalı, devlet meclisi gibi bir senato. İkincisi, bir de halklar meclisi. Bunun adı demokratik meclis de olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, Rusya’daki alt Duma gibi olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, Rusya’daki alt duma gibi olabilir. İngiltere’deki avam kamarasının Türkiye versiyonu gibi. Esas olarak HDK’yi parlamentoya uyarlamak gibi düşünebiliriz. HDK demişken, çok planlı ve örgütlü işler yapmalısınız. Biraz bürokratik ve hantal kalıyor. Ertuğrul’a söyle ben hala Dev-Genç’in çizgisindeyim. (Gülerek) O anlar... 40 yıldır Türk solunu taşıyorum. Daha fazla kendilerine güvenmeliler. Daha fazla kitleselleşin, dar kalıyorsunuz. Seçime BDP mi HDK’yle mi gireceksiniz siz karar verin. Adayları halkın en popüler olanından seçin. Seçime giderken HDP ile giderseniz eş başkanlar değişebilir.

- Pervin: Kürt basınını takip etme şansınız var mı? Özgür Gündem, Azadiye Welat gibi.

- Öcalan: Evet. Özgür Gündem okuyorum. Kendilerini yormuyorlar, biraz kendilerini yorsunlar. İmzalar zenginleşsin. Kadın sayfasını da okuyorum. Ama sürekli katliamlar ve ölümlerden bahsediyorlar, oysa özgürlükler de işlenebilir.

- Sırrı: Son günlerde sanatçıların duyarlı çıkışları var. Mesela Kadir İnanır bayağı etkileyici oldu.

- Öcalan: Hepsini selamlıyorum, saygılarımı gönderiyorum. Şunu görmeliler, bizim siyasi faaliyetimiz bir sanattır.

“ÖNDER’İN SENARYOSU”
- Sırrı: Bilge Köyü katliamı üzerinden Kürt meselesini anlatan bir senaryo üzerinde çalışıyorum.

- Öcalan: Çok iyi olur.

‘BURUNLARINDAN FİTİL FİTİL ÇIKARIR’
Öcalan: (Altan Tan’a dönerek) Sen sağdaki örgütleri bilirsin. Kontrgerilla ABD merkezlidir. Yargı ve emniyeti ele geçirdiler. MİT askerlerden güçlü çıktı, savcı çağırdı gitmediler. Bana göre bir direniştir. Erdoğan bunların burnundan fitil fitil çıkarır. İnşallah diyelim.

“NAMAZ KILIYORDUM”
İslam kirletildi, bugün Türkiye’de hat safhadadır, İslam’ın özü adalet, hukuk ve tasavvuftur (Altan Tan’a dönerek) kirlenmeyi önleyin. Sizi nasıl markaja aldılar biliyorsun. Kürtler dindardır. İlk dönemlerde namaz kılıyordum, 33 sure ezberlemiştim. Köyün imamı Müslüm hoca ‘Sen böyle gidersen uçarsın’ diyordu. Kimse kusura bakmasın, ben İslam’a sol jargonla bakmam. Kürt halkının da dini inancı kuvvetlidir. 1969’da Kısakürek’in gizli bir toplantısına gittim.

“GİZLİ BİR İSLAM VAR”
İngilizler İslam’ı kullandılar, Osmanlı’yı yıktılar. Mursi de yeni imalatları. Eskiden general imal ediyorlardı, şimdi de imam imal ediyorlar. Generallerin de faydası yok, imamların da faydası yok. Cemaatin adı kullanılıyor. İslam’ı kullanan kapitalist tekelci işadamları Başbakan’ın ağzına idamı veriyorlar. Bunlar barışı istemiyorlar. Kürtlerin yaşadığı gizli bir İslam var.

“KÜRTLER YER ARIYORLAR”
- Altan: Tarikatlarda örgütlendi.

- Öcalan: Geliştirin benden daha iyi biliyorsun.

- Altan: Tam olarak tarif ettiğiniz güçler kimlerdir?

- Öcalan: Ermeni lobisi etkili. 2015’le gündem olmak istiyorlar.

(Sırrı’ya dönerek) Sen Adıyaman’dan bilirsin. Aslında Türkmenlerin tarihine daha çok yoğunlaşmanız lazım. Babai isyanları çok önemlidir. Bu bir Selçuklu ayrışmasıdır. Kurmançiler da Türkmenler de sınıf olarak en altta kalanlardır. Solcular, tarihi milliyetçilere bıraktılar.

- Sırrı: Babai isyanları bu ülkede resmi tarihte en az incelenen olaydır. Baba İshak da biliyorsunuz Adıyamanlıdır. Bir tek Ahmet Yaşar Ocak’ın Babailerle ilgili bir tek çalışması var.

- Öcalan: Anadolu İslamlaştıktan sonra, bin yıllık bir Hıristiyanlık öfkesi var. Rum, Ermeni, Yahudi, Anadolu’da hak iddia eder. Laiklik, milliyetçilik kisvesinde elde ettiklerini kaybetmek istemiyorlar. Aslında Sırrı Sakık’ın Kafkaslardan geldiler sözü doğruldu ama açıklayamadı.

Kürtler kendilerine yer arıyorlar. Kürtlerin devletten dışlanmaları son yüzyıldır. Abdülhamit bile onlara yer verdi. Mustafa Kemal de başta yer verdi. Devreye giren İsrail lobisi, Ermeni ve Rumlar, ‘Kürtler ne kadar dışlanırsa o kadar başarılı oluruz’ diyorlar. Bu paralel devlettir. Bin yıllık bir gelenektir.

“BİRGÜL AYMAN KİMDİR?”
Türklerin karşısına ne kadar Kürt çıkarırsak, o kadar Türk koparırız. Kürtlerle Türkler karşı karşıya gelirse, taviz alırız diyorlar. Türk Kürdü ezmeli, Kürt Türkü vurmalı. Birgül Ayman kimdir? MHP, CHP katı laik bir mezheptir. Faşist CHP olduğu gibi duruyor. CHP ve MHP ulusalcılığı, Hitler milliyetçiliğinin aynısıdır. Zaten kuruluş tarihi de aynıdır. Anayasanın önüne de bunlar dikilecekler.

“İSTİSMAR ETMEYELİM”
(Sırrı cebindeki kağıdı çıkartarak, bilgi aktarmak istiyor ve kendisine uzatıyor.)

- Pervin: Hareketin göndermiş olduğu iki ayrı mesaj var. Eşbaşkanlara iletilmiş. Biz mi okuyalım, siz mi okumak istersiniz’ deyip; yazılı kağıtları başkanın eline veriyor.

- Öcalan: ‘Yetkilinin alması gerekir, istismar etmeyelim’ diyerek Sırrı’ya geri veriyor.

(Sırrı ‘Ben aktarayım’ diyerek kâğıtları alıyor)

- Öcalan: Özetleyin.

(Sırrı önce hareketin görüşlerini özetleyerek okudu. Adından partinin görüşlerini aktardı.)

- Öcalan: (Hareketin 16.02.2013 tarihli öneriler metnin 4. maddesi okunurken gülerek)Klasik kaygılar.

(Daha sonra aktarım bitinceye kadar dinledi. Hareketin 14.01.2013 tarihli öneriler 4. maddesi olan ‘Yeni Anayasa’da Kürtlerin halk olarak varlığını kabul eden bir ibarenin olması iyi olacaktır’ belirlemesine karşılık) Anayasada devlet öyle tanımlanamaz. Devletin etnisitesi ve dini olmaz. Hukuki bir realitedir anayasa. Bu konuda Habermas’ın görüşlerine ihtiyacımız var.

“KÜRTLERİN VARLIĞI”
- Sırrı : Anayasada en büyük tartışma vatandaşlık tanımında yaşanıyor. Kandil diyor ki mutlaka Kürt halkının varlığı zikredilmeli, çünkü azınlıklar denilince gayrimüslimler anlaşılıyor ki bu doğru bir tespit.

- Öcalan: (Sırrı’nın sözünü keserek yeniden araya girdi) Vatandaşlık maddesini sana yazdırıyorum, ‘Özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını ifade eden her birey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır’

(Biraz durup yeniden)

“TÜRK ULUSÇULUĞU FAŞİST”
Burada Türkiye Cumhuriyeti de olmayabilir sadece Türkiye’de olabilir. Ulus aidiyeti ile devlet aidiyetini karıştırmayın. Bunu CHP ve MHP dedirtiyor. Sizin Türk ulusçuluğu dediğiniz faşist bir örgütlenmedir. Alet olamayız. Devlete aidiz, ama Türk ulusçuluğuna ait değiliz. Türk ulusçuluğu bu ülkenin yüzde 10’unu bile karşılamaz. Millet, Arap, Türk ve Kürdü de kapsar. Ama millet-i hakime değil.

Millet kavramı hem kolektiftir, hem bireyselliği içerir (Altan’a dönerek) Millet İslam enternasyonalizmini ifade eder. Peygamber, ‘Arabın Aceme üstünlüğü yoktur’ diyor. Evrensel kavramlara gidelim. Tekilden uzağız. Ortak bir milletin üyesiyiz. Bu Türk ulusçuların kastettiği şey değil. Böyle ele aldığımız zaman bunu Türk ulusalcıları da kabul edebilir.

Hedefimiz ne? Kürt Türk ilişkilerinin özgür bir temelde anayasal bir ifadeye kavuşturmak istiyorum.

“KÜRTLER KENDİ KENDİNİ YÖNETECEK”
Peki biz ileride ne yapacağız. Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela AB yerel yönetim özerklik şartı ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür.

- Sırrı: Sayın Başkan izniniz olursa bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum.

- Öcalan: Nedir?

- Sırrı: Bu sanıldığı gibi bağlayıcı bir metin değildir. Teknik bir metindir.

- Öcalan: Niye, birinci ve ikinci maddesinde mali ve idari özerklik var.

- Sırrı: Sayın Başkan. Buna şerhin kaldırılması tek başına yetmiyor. Bunun iç hukuka dönüştürülmesi gerekiyor. Bunun yolu da anayasada düzenlemek. Sanıldığı gibi bu haliyle bir bağlayıcılığı yok. Bir teminat da içermiyor.

(Bu açıklamalar üzerine biraz düşündü, önündeki mektupları karıştırdı. Sonra tekrar söze başladı)

- Öcalan: Tavrımız şu olacaktır, ana ilke olursa biz kullanırız. Siz ister yasa çıkartın, ister çıkartmayın. İspanya’nın bütünlüğü içinde milliyetler ve bölgelerin demokratik hakları ve dayanışmaları garanti edilir. Dün yine tartıştık. Tarihsel ve kültürel kimlikler miras zenginliğimizdir. Kendilerini özgürce ifade etmeliler, ki bu örgütlenme ve yönetmeyi de içerir ve yaşamaları bir haktır ve garanti edilir.

(Sırrı’ya dönerek.)

Sırrı bize lazım. Bizim kıymetlimiz. (Sırrı’ya dönerek) Ben seni bana söylendiği zaman başka bir Adıyamanlı Sırrı ile karıştırdım. Sen siyasaldaydın değil mi?

- Sırrı: Evet

- Öcalan: Kaç girişlisin?

- Sırrı: 1979 girişliyim.

- Öcalan: Ha o sen değilsin. O bizim zamanımızda, sadece ders çalışan xımıl biriydi.

- Sırrı: Sayın Başkan siz Adıyaman’a ilk geldiğinizde ben 14-15 yaşındaydım. Siz geldiniz Hasan Yorulmaz’ı sordunuz. Ben sizi Hasan Yorulmaz’a götürmüştüm.

- Öcalan: Evet. Benim Adıyamanlı çok kıymetli arkadaşlarım vardı şehit düştüler.

- Sırrı: Mehmet Emin Taştan.

- Öcalan: Evet.

- Sırrı: Aziz Bilgiç.

- Öcalan: Evet.

- Sırrı: Sabri de bizim devredendi.

- Öcalan: Evet, Sabri çok değerli bir arkadaşımızdır. Sen Mükerrem Kemertaş’ı çok seviyorsun. Seni de çok severim ama Turan Engin’i daha çok severim, Esas beni etkileyen Aram Tigran’dır. Onun sesi beni kendime getirir.

Büyük kadın kahramanlar var. Yaşamın kutsallığı önemlidir. Kölelikten vazgeçilmelidir. 8 Mart mesajı olarak bu söylediklerimi, bu çerçevede açarsınız. Kadını özgür almayan bir halk özgür alamaz. Kadının tam özgürleşmiş hali tanrısallıktır. Şehit düşen kadın kahramanları anıyorum.

Şimdi siz bana biraz izin verin. Bu vereceğim mektuba Kandil’in endişelerini cevaplayan bir ek yazacağım.

(Heyette bulunan 3 kişi odadan çıktık. 15 dakika sonra tekrar çağırdı bizi.)

- Öcalan: Ben bunu yetkiliyle size ulaştıracağım. Size vermeliler. Çünkü vermezlerse süreç devam etmez.

- Pervin: (Ayağa kalkarak, yetkiliye hitaben) Ne zaman vereceksiniz?

- Yetkili: Ben ileteceğim, size verirler.

- Öcalan: Bana yönelttiğiniz bütün soruların cevapları ve Kandil’in endişelerini giderecek her şey bu mektuplarda var. Şimdi eklerini yazacağım. Karşılıklı görüşmeler devam edecek.

(Tekrar oturarak görüşme devam etti)

- Öcalan: Devlet düzeyinde karşılıklı olarak diyalog içindeyiz. Karamsar olmayın., AKP buna ne kadar hazır, ne kadar ciddiler bunu bana siz getireceksiniz. Anti-terör yasası, siyasi partiler yasası, seçim barajı... Toplantılarımızda cesurca tartışıp bana getireceksiniz. Bir ya da iki hafta içinde eleştirisel bir cevap bekliyorum. Bu bir taslaktır, dayatma değildir.

Çekilmeden çekilmeye fark var. tek taraflı bir çekilme olmayacak. Çekilme parlamento kararı ile olacak. Başbakanın dediği çekilsinler onlara karışmayız demesiyle olmaz. TBMM onaylayacak, çekilme komisyonla olacak.

İP’ten linç çağrısı

İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu ve Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu ile birlikte Burhaniye’de savaş karşıtı bir panele konuşmacı olarak katılacak. Gruba Balıkesir İşçi Partisi Örgütünden “gelmeyin” çağrısı yapıldı. El ilanı dağıtan İP, halka Türk Bayrağı asma çağrısı yaptı.

İşçi Partisi (İP) Balıkesir Merkez ilçe başkanı Necla Bilener önceki gün yerel basına yaptığı‘’İP BDP’lileri öttürmeyecek’’başlıklı açıklamada Karadeniz gezisini iptal eden BDP heyetinin Balıkesir ve körfez ilçelerini ziyaret edeceği duyumundan hareketle, “Bölücüler ve haçlı irtica Kuvay-ı Milliye şehri Balıkesir’e giremez’’ şeklinde açıklamalarda bulundu. 1-3 Mart tarihlerinde BDP heyetinin Balıkesir ilçelerini ziyaret edeceği iddiasında bulunulan açıklamada Perşembe günü Ayvalık’ta miting yapmaya hazırlandıkları ve beş bin adet el ilanı dağıtarak halka ev ve iş yerlerine Türk Bayrağı asma çağrısı yapacakları da yer alıyor. İP Yönetim Kurulu Üyesi Erdoğan Gökçe de Ayvalık ta yapacakları miting sonrası BDP heyetinin ilçeye gelmeye cesaret edemeyeceklerini iddia etti. ‘’Haçlı/irticanın oyunu bozuldu’’ denilen açıklamanın devamında ABD piyonlarının ülkeyi bölmek için yola çıktıkları iddiasında da bulunuluyor.

Sinop ve Samsun provokasyonlarının ardından asılsız ve gerçek dışı bir duyum sonucu Balıkesir’de de benzeri bir kışkırtmaya neden olacak açıklamanın yapılmış olması oldukça düşündürücü bulunurken, BDP heyetinin Balıkesir ziyaretine ilişkin herhangi bir planlanmış programının da olmadığı belirtildi. Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz BDP ve Emek Partisi il yöneticileri; yasalar çerçevesinde faaliyet gösteren siyasi parti milletvekillerinin bir ili ziyaret etmeleri ve toplantılar düzenleyip bilgi paylaşımında bulunmalarının en doğal demokratik hakları olduğuna  vurgu yapıldı.



AYRIMCILIĞA GÖTÜRÜR
EMEP İl Başkanı Burak Kiraz böyle tutumların ayrışmaya götüreceğine vurgu yaparak aslında hafta sonu BDP heyetinin değil, eski EMEP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili A.Levent Tüzel’in, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu ve Prof. Dr Mehmet Bekaroğlu ile birlikte Burhaniye’de savaş karşıtı bir panele konuşmacı olarak katılacaklarını belirtti. Tüzel’in il ve ilçelerinde üç gün boyunca incelemelerde bulunarak halk toplantılarına katılacağına ilişkin bilgi veren Kiraz, bu duyumun maniple edilerek provokatif bir eyleme dönüştürülmek istenmesine izin verilmemesi gerektiğini ifade etti. Kiraz kışkırtma ve provokasyon olasılığına karşı da savcıları ve emniyet güçlerini göreve çağırdı. C. Saffet Yılmaz

Merdivenaltı akademisyenlik

"Biz 50-d’li asistanlar, kelebek misaliyiz. Yarın bir gün ‘hadi git’ deseler, yapacak bir şeyimiz yok."

Bu sözler, İstanbul Üniversitesinde 50-d statüsünde çalışan ve daha önce YÖK yasası taslağıyla ilgili öğrencilere bilgi verdiği için hakkında soruşturma açılan Araş. Gör. Cemil Ozansü’ye ait. Ozansü, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Genç Demokrat Hukukçular Kulübünün önceki gün ‘YÖK taslağını tartışıyoruz’ diyerek düzenlediği panelde konuştu. Aynı zamanda İÜ asistan temsilcisi de olan Cemil Ozansü, Yeni YÖK taslağıyla birlikte tüm akademisyenleri bekleyen geleceğe de dikkat çekmiş oldu: “Kelebek misali hayatlar, merdiven altı akademisyenlik.”

MERDİVEN ALTI AKADEMİSYEN GELİYOR
Taslağı hukuki açıdan vasıfsız olarak değerlendiren Ozansü, akademisyenleri bekleyen durumu da şöyle ifade etti: “YÖK’e bildirmeden merdiven altı akademisyen çalıştırılacak.” Taslağın anayasaya da aykırılık taşıdığını belirten Ozansü, “Yüksek Öğretim Kurumu bir yasa açıklamıyor. Bir hedef ve siyasi program açıklıyor” dedi. Panelin moderatörlüğünü yapan Doç. Dr. Sevtap Metin de Yeni YÖK taslağının başka bir yanına dikkat çekti: “Böyle bir tasarının amaç kısmında değer yargıları yer alıyor. ‘Gelişen demokrasimiz, ülkemizin rekabet gücünün artması ve küresel entegrasyonumuz gereği’ gibi kelimeler var. Bunlar bize tartışılmaz değerler gibi sunulmuş.”

AKADEMİK KAPİTALİZM
Panelde öğrencilerle buluşan bir diğer isim Prof. Dr. Neşe Özgen oldu. Türkiye’de araştırma Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubunun (GIT Türkiye) üyesi olan Özgen, hukuk öğrencilerini “akademik kapitalizm” kavramıyla tanıştırdı. Üniversitelerin teknolojiyle tarif edileceğini ve akademinin temel görevinin pazarı genişletmeye yardım olduğunu ifade eden Özgen, akademinin gündemine şu kavramların gireceğini söyledi: “Girişimcilik dersleri, kariyer günleri, staj yoluyla öğrencilerin sigortasız çalıştırılması, sürekli programlar ve bu programların pazarın ihtiyacına göre belirlenmesi, sponsorlu dersler, taşeron hocalar, ihtiyaca göre sürekli açılıp kapatılan dersler ve bu dersler için dışarıdan kiralanan hocalar.”

Özgen, konuşmasını bu tabloya karşı mücadele etmek için yeni alanların yaratılması gerektiğini söyleyerek bitirdi. Panelin sonunda söz alan öğrenciler ise, Özgen’in açtığı ‘yeni’ tartışmasını sürdüreceklerini söylediler.

‘AKADEMİSYENLERİN İKİ SEÇENEĞİ VAR’
İSTANBUL Üniversitesi’ndeki panelde “Akademi Susmayacak Platformu” adına konuşan Marmara Üniversitesinden Yrd. Doç. Özgür Müftüoğlu, “Üniversitedeki baskıların tarihsel bir özgünlüğü var. Bu asıl olarak bilimsel düşünceye bir baskıdır. Sistem bilim insanlarını baskı altına alarak iktidarını garanti etmek istiyor” dedi. Toplum ve doğa yararına üretilen bilginin toplumla paylaşılmasının suç olarak görüldüğünü söyleyerek, akademisyenlerin önünde iki seçenek olduğunu dile getirdi: “Ya korkup, sinmek ve odalara kapanmak. Yani bilimi satarak, sermayenin istediği bilimi üretmek. Ya da örgütlenerek mücadele etmek.” – Evrensel

27 Şubat 2013 Çarşamba

Bir gömlek 500 Euro, bir aylık işçi maaşı 380 Euro

Deri-İş Sendikası'na üye oldukları için işten çıkartılan DESA ve ISMACO işçileri, Nişantaşı'ndaki DESA Deri ve Ermenegildo Zegna mağazaları önünde eylem yaptı.

Ermenegildo Zegna markasına üretim yapan ISMACO ve DESA Deri'ye üretim yapan DESA fabrikasında çalışan ve Deri-İş Sendikası'na üye oldukları için işten çıkartılan işçiler, mağaza önünde eylem yaptı. Markaların mağazalarında satılan bir gömleğin fiyatının maaşlarından yüksek olduğuna dikkat çeken işçiler, sendikal haklarıyla birlikte işe iadelerini istedi. Şişli Vali Konağı Caddesi'nde toplanan işçiler, markaların mağazalarının bulunduğu Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçti. Haber-İş Sendikası üyelerinin de destek verdiği eylemde, "Sendika haktır engellenemez", "Atılan işçiler geri alınsın", "Zegna DESA işçi düşmanı" sloganları atıldı. İşçiler, çevik kuvvet polisinin barikat kurduğu Ermenegildo Zegna mağazası önüne geldi. Burada açıklama yapan Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Musa Servi, Ermenegildo Zegna'ya üretim yapan ISMACO fabrikasında çalışan üçü kadın dört işçinin sendikaya üye oldukları için işten çıkartıldığını hatırlattı. Zegna markasının uluslararası sözleşmelere uymadığını ifade eden Servi, markanın ucuz iş gücünden yararlanmak adına diğer ülkelerde kabul ettiği sözleşmelere Türkiye'de uymadığını kaydetti.

'MÜŞTERİYE GÜLER YÜZ, İŞÇİYE ZULÜM'
İşten çıkartılan üçü kadın dört işçinin Tuzla serbest bölgede 66 gündür direnişte olduğunu belirten Servi, "İşçiler sendikalı olarak çalışıp, insanca yaşamak istiyor" dedi. Ermenegildo Zegna mağazalarında bir gömlek fiyatının 500 Euro'ya kadar satılabildiğini dile getiren Servi, markaya üretim yapan işçilerin maaşının ise 380 Euro'ya kadar düşebildiğini kaydetti. Servi, müşterilerine güler yüzü eksik etmeyen Zegna markasının, üretim yapan işçileri ise kıyımdan geçirdiğini söyledi, "Lüks ürünler mağazaları süslemekte ancak işçiler yıllarca asgari ücretle çalıştırılmaktadır" dedi.

DESA'DA SENDİKALI İŞÇİYE BASKI
İşçiler Ermenegildo Zegna mağazasının önünde temsili gömlek yakarak aynı cadde üzerinde bulunan DESA DERİ mağazası önüne yürüdü. Servi, burada yaptığı açıklamada ise 2008 yılında DESA fabrikasında sendikaya üye olan 34 işçinin işten çıkartıldığını belirtti. Verdikleri mücadele sonucunda patronun mahkemelerce suçlu bulunduğunu ve 34 işçinin işe dönüşünün Yargıtayca kesinleştiğini ifade eden Servi, buna rağmen patronun bütün işçileri işe geri almadığını aktardı. Servi, hukuk kurallarını çiğneyen DESA'da çalışan sendikalı işçilere, idare tarafından yönlendirilen kişilerce baskı ve sendikadan istifaya zorlandığını belirtti. Servi, hem DESA'da hem de Ermenegildo Zegna'ya üretim yapan ISMACO'da işçilerin işe iadesine kadar mücadele edeceklerini vurguladı. Açıklamanın ardından, işçiler sloganlarla eylemi bitirdi.

Türkiye çapında 100 bine yakın emekçi işbıraktı

Büro Emekçi Sendikası (BES) ve Türkiye Büro Çalışanları Sendikası (Türk Büro-Sen) üyeleri, "vergide ve ücrette adalet, ek ödeme ve fazla mesai ücretlerinin maaşa dahil edilerek emekliliğe yansıtılması ve güvenceli iş güvenli gelecek" talepleriyle bugün greve çıktı.

Fazla mesai ücretlerinin, yol ücretlerinin, ek ödemelerin kaldırılmasına karşı, Kamu Personel Yasasıyla iş güvencesinin ortadan kalkacak olmasına, performans uygulamasına ve birçok hakkın gaspına karşı iş bırakan büro emekçileri 43 kurumda hayatı durdururken eyleme Türkiye çapında yüz bine yakın kamu emekçisinin katıldığı bildirildi. Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, İŞKUR, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere örgütlü olduğu kamu kurumlarında gün boyu hizmet üretmezken, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere pek çok merkezde sokaklara çıktı.

43 KURUMDA HİZMET DURDU
İstanbul Vergi Dairesi'nde sabah saatlerinde greve başlayan emekçi memurlar, işyerinin girişine "27 Şubat'ta grevdeyiz", "Ek ödemeler maaşa dahil edilsin", "İnsanca iş, insanca yaşam, güvenli gelecek" dövizlerini astıktan sonra halaylar çekti, sloganlar attı. Sendika üyeleri hizmet almaya gelen vatandaşlara, neden greve çıktıklarını anlattı.

İSTANBUL'DA EMEKÇİLER SİRKECİ'DE BULUŞTU
İş bırakan emekçiler İstanbul'da Sirkeci Tren Garı önünde toplanarak İstanbul Vergi Dairesi önüne yürüdü ve burada bir açıklama yaptı. Sirkeci Tren Garı önünde toplanan BES üyeleri, bir süre halay çekti. Emekçiler ardından "İnsanca yaşamayı direne direne kazanacağız", "Vergide adalet istiyoruz" pankartları arkasında yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca "Emekçiyiz haklıyız kazanacağız", "AKP elini emekçiden çek", "KESK'li tutsaklar onurumuzdur", "Emekçiyiz haklıyız kazanacağız", "gözaltılar tutuklamalar baskılar bizi yıldıramaz", "Baskılar KESK'i yıldıramaz" sloganları atıldı.

Eyleme, ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş ve Kaldıraç üyeleri de destek verdi.

'AÇLIK SINIRINA YAKIN, YOKSULLUK SINIRINA UZAK BİR YAŞAM'
İstanbul Vergi Dairesi önünde BES İstanbul Şubeleri adına açıkla yapan Salih Aksoy, kamu emekçilerine esnek çalışma, performans değerlendirme ve angarya çalışma uygulamalarının dayatıldığını, rotasyon ya da sürgün tehditleriyle karşı karşıya oldukları belirtti. Her yıl yüzde 2-3 gibi sefalet zamlarına mahkum edilen kamu emekçilerinin, açlık sınırına yakın, yoksulluk sınırına uzak bir yaşam sürmek zorunda bırakıldığını vurgulayan Aksoy, "Hükümet 'ekonomimiz büyüyor, dünyanın en büyük 17. ekonomisi olduk' diyerek övünmektedir. Bu büyümeden pay isteyen kamu emekçilerine gelince 'kaynak yok' yalanlarının arkasına saklanıyorlar. Bu kabul edilemez" dedi.

'EK ÜCRETLER DEĞİL TEMEL ÜCRETLER ARTTIRILSIN'
"Olmayan şeyleri varmış gibi göstermek, yalanları allayıp pullamak AKP'nin meziyeti. AKP Hükümeti en acımasız saldırıları bile öncesinden müjdeleyerek hayata geçiriyor" diyen Aksoy, şöyle devam etti: "KHK'ların ardından hükümetin bu seferki 'müjdesi'nin adı 'kamuda eşit işe eşit ücret geliyor' yalanı ile oldu. 666 KHK ile yapılan düzenleme 'eşit işe eşit ücret' değil sadece 'yukarıdakilerin' mali haklarını eşitleyen fazla mesai ücretleri, ikramiye gibi emekçilerin kazanılmış haklarını gasp eden bir düzenleme olmuştur. AKP Hükümeti gerçek anlamda eşit işe eşit ücret getirmek istiyorsa ek ödemeleri değil, temel ücretleri arttırmalıdır."

'ARTIK YETER DİYORUZ'
Giderek, insanca yaşam ve çalışma koşullarından uzaklaştırıldıklarını kaydeden Aksoy, "İşe giriş çıkışları turnikeler ve yüz okumalarla, çalışma ortamları kameralarla, denetlenerek haksız ve hukuka aykırı muamelelere maruz bırakılan büro emekçileri olarak artık yeter diyoruz" dedi. Aksoy, yaşadıkları sorunları defalarca iletmelerine rağmen hükümet cephesinden çözüm için adım atılmadığını söyledi.

'İŞ GÜVENCEMİZİ ASLA MÜZAKERE KONUSU YAPMAYIZ'
Aksoy, siyasi iktidarı son kez uyardıklarını söyledi ve ekledi: "İş güvencemizi asla ve asla müzakere konusu yapmayacağız. İnsanca yaşam toplu sözleşmeli sendika talebimiz gerçekleşene kadar mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz."

Aksoy, taleplerini ise şöyle sıraladı:-666 sayılı Kanun hükmünde Kararname'nin kamuda yarattığı ücret adaletsizliğine karşı gerçek anlamda eşit işe eşit ücret ilkesi hayata geçirilmelidir.

-SGK emekçilerinin ikramiyeleri, yargı emekçilerinin ulaşım ödenekleri derhal ödenmeli, bugüne kadar bir nevi iyileştirme olarak ödenen fazla mesailer maaşa eklenmelidir.

-Kamuda istihdam edilen 4/B, 4/C, 50/D, taşeron, kapsam dışı v.b gibi farklı statülerdeki kamu emekçileri 4/A kadrosuna alınarak, iş güvenceli olarak çalıştırılmalı, taşeron ve sözleşmeli çalışma yasaklanmalıdır.

-Toplu sözleşme ve grev hakkının önündeki fiili engeller kaldırılmalıdır.

-Vergide adalet için; Her yıl hesaplanan açlık sınırı rakamından vergi v.b hiçbir kesinti yapılmamalıdır. Kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalıdır. Servet vergisi konulmalıdır. Toplanan vergiler savaşa, ranta değil, halkın yararına kamu hizmetlerinde kullanılmalıdır."

'KESİNTİSİZ SALDIRILARA KARŞI BİRLEŞELİM'
KESK'e yapılan son operasyona da değinen Aksoy, emekçilere şu çağrıyı yaptı: "AKP Hükümeti'nin yıllardır kesintisiz sürdürdüğü saldırılarına karşı tek tek işyerlerindeki tüm emekçileri mücadele içinde birleşmeye, haklarımıza ve geleceğimize yönelik muhtemel saldırılara karşı ortak hareket etmeye çağırıyoruz."

BES üyeleri açıklamanın ardından halaylar çekti.

İZMİR'DE KATILIM YÜZDE YÜZE YAKLAŞTI
Büro Emekçileri Sendikası ve Türk Büro Sen’in, “İnsanca bir yaşam insanca bir ücret” için yaptıkları bir günlük grev sabah sekizden itibaren kamu emekçilerinin işyerleri önünde toplanması ile başladı. Grev özellikle vergi dairelerinde etkili oldu. Katılım yüzde yüze yaklaştı. Tahsilât yapılmadı, mahkemeler durdu. Vergi Haftası’na denk getirilen eylemde vergide adalet istenildi. 666 sayılı KHK’nin yarattığı hak kayıplarının karşılanmasını, ek ödemelerin maaşa yansıtılmasını, 2013 bütçesinde kesilen fazla mesai ve yol ücretlerinin geri verilmesini isteyen kamu emekçileri gün boyunca hizmet üretmedi. İş bırakan kamu emekçileri BES pankartı arkasında kitlesel bir yürüyüş yaparken alanda da yoğun yağışa rağmen eylemin sonuna kadar dağılmadı. BES’ten önce Konak meydanına gelerek açıklama yapan Türk Büro Sen üyeleri BES üyelerini alkışlarla karşıladı.

İZMİR ADLİYESİNDE TÜRK BÜRO SEN VE BÜRO-İŞ'TE İŞ BIRAKMAYA KATILDI
BES’in uzun süredir hazırlıklarını sürdürdüğü iş bırakma eylemi İzmir Adliyesinde coşkuyla karşılandı. Sabah 8.30’dan itibaren Adliye Sosyal Tesisleri önünde toplanmaya başlayan BES üyesi emekçilere Türk Büro Sen üyeleri de katıldı. Büro İş de iş bırakmaya katılınca sayıları 250’yi aştı. BES ve Büro Sen üyeleri birlikte halay çekti. BES İşyeri Temsilcisi Selma Şen neden greve gittiklerini açıklayan bildiriyi okudu. “İnsanca yaşamak için grevdeyiz” pankartı açan adliye emekçilerinin oldukça coşkulu oldukları gözlendi.

İŞBIRAKAN EMEKÇİLER İZMİR'DE BASMANE MEYDANINDA BULUŞTU
İş bırakan BES üyeleri Basmane Meydanı’nda bir araya geldi. Burada kitlesel bir kortej oluşturan ve Gazi Bulvarını trafiğe kapatarak yürüyen kamu emekçileri, “Vergide, ücrette adalet”, “Yargı emekçileri ulaşım hakkından vazgeçmeyecek”, “Mobing uygulamasına son”, “SGK emekçilerinin ikramiyeleri ödensin” yazılı lolipoplar taşıdı. Eşit işe eşit ücret isteyen, iş güvencesinin kaldırılmasına izin vermeyeceklerini belirten emekçiler, kaynakların savaşa değil emekçilere harcanmasını istedi.

BES üyesi kamu emekçileri alana geldiğinde, alanda olan Türk Büro Sen üyeleri BES üyelerini alkışlarla karşıladı. Türk Büro Sen İzmir Şube Başkanı Nebi Yay, “Masalarımızı, koltuklarımızı, odalarımızı paylaşıyoruz. Alanları neden paylaşmayalım” diyerek BES üyelerini alana davet etti. BES üyeleri Konak Meydanı’na girdiği sırada başlayan şiddetli yağmur açıklama boyunca sürdü. Ancak emekçiler alanı terk etmedi. Burada konuşan BES İzmir Şube Başkanı Ramis Sağlam, rotasyon ve sürgün tehdidi ile karşı karşıya oldukları bir süreçte greve çıktıklarını belirterek, son on yılda kamu emekçilerinin maaşlarının sürekli eridiğini, yüzde 2, 3 oranındaki sefalet zammına mahkum edildiklerini dile getirdi. AKP Hükümeti’nin en büyük icraatının en acımasız saldırıları “reform”, “müjde” diye hayata geçirmek olduğunu belirten Sağlam, “İnsanca yaşamak ve çalışmaktan giderek uzaklaştırılıyoruz. Turnike uygulamaları, performans kriterleri, getirilmek istenen iş güvencesizliği bunun en somut göstergesi” dedi.

Sağlam, AKP Hükümeti’nin kesintisiz sürdürdüğü saldırılara karşı tek tek işyerlerindeki tüm emekçileri mücadele içinde birleşmeye, ortak hareket etmeye çağırdı.

BTS’DEN BES GREVİNE DESTEK
BTS üyesi kamu emekçileri de çalıştıkları yerlerde iş durdurma ve yavaşlatma gibi eylemlerle büro emekçilerine destek verdi. Özellikle Biçerova, Halkapınar tren istasyonları ve İzmir limanında yükleme boşaltma işlemlerinin yavaşlatıldığı belirtildi. BTS İzmir Şubesi yönetici ve üyeleri kendi pankartları ile BES’in yürüyüşüne katıldı.

TÜRK BÜRO SEN: KAYIPLARIMIZ KARŞILANSIN
Türk Büro Sen üyesi Kamu emekçileri Konak Meydanı’nda toplandı. Burada üyelerine seslenen Türk Büro Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Nebi Yay, eyleme çıkmadan önce Hükümet yetkililerini defalarca uyardıklarını belirterek, “Ancak siyasi irade kamu çalışanına gözlerini kapatmış kulaklarını tıkamıştır. Bize de iş bırakmaktan başka yol kalmamıştır” dedi. Yay, kamu çalışanlarının taleplerinin karşılanmasını ve 666 Sayılı KHK’nın yarattığı hak kayıplarının telafi edilmesini istediklerini belirtti.

ANKARA'DA YOĞUN POLİSİYE ÖNLEMLER DİKKAT ÇEKTİ
Ankara’da sabah saatlerinde iş bırakıp işyerleri önünde toplanan emekçiler, basın açıklamaları yaptı, halaylar çekerek taleplerini bir kez daha dile getirdi. İşyerleri önündeki açıklamaların ardından her iki sendika üyeleri de Kızılay Güvenpark girişinde toplandı.

‘ADLİYEDE ADALET YOK’
Adliye’de iş bırakan büro emekçilerine savcı ve hakimlerden de destek gelirken, adliye güvenliği çalışanlara katlardan alkış ve flamalarla eylem yapmamaları, sessiz inmeleri doğrultusunda müdahale etmek istedi. Çalışanların “Adliye’de adalet yok” sloganı attığı müdahale, görüşmelerin ardından kaldırıldı. Adliyede eyleme geniş katılım dikkat çekti. Başbakanlık önünden geçilirken Başbakan Erdoğan’ı bir süre ıslık ve alkışlarla protesto eden emekçiler, Memur- Sen’in eyleme destek vermemesine de tepki gösterdi. Emekçiler Maliye Bakanlığı önünde davul zurnalarla halaylar çekerken, polisiye ‘önlem’ler de göze çarptı.

Maliye Bakanlığı önünde ilk sözü alan BES Genel Başkanı Ahmet Kesik, AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana uygulanan hak gasplarına dikkat çekti. Kesik, kamu emekçilerine yüzde 3- 4 zam yapılırken, elektrik, doğalgaza ve akaryakıta gelen yüzde 30’u aşkın zam yapıldığını kaydeden Kesik, AKP’nin, “eşit işe, eşit ücret” söyleminin de gerçeği yansıtmadığını, sadece yukarıdakilerin ücretlerinin düzeltildiğini söyledi. Kesik, “Gerçekten eşit işe, eşit ücret getireceklerse ek ödemeleri değil, temel ücretleri artırmalılar” dedi.

KAMU EMEKÇİLERİ SÜREKLİ BASKI ALTINDA
Çalışma ortamlarında sürekli baskı altında olduklarını, işe giriş çıkışlarının turnikeler, yüz okumalar, kameralarla kontrol altında tutulduğunu belirten Kesik, fazla mesailerin maaşlarına yansımasını, performans ve rotasyon uygulamasına son verilmesini istedi. Kesik toplu sözleşme ve grev hakkı önündeki engellerin kaldırılmasını da istedi. AKP’nin KESK üyelerini baskı altına almaya çalıştığını ifade eden Kesik, “Son olarak KESK MYK üyemiz Akman Şimşek ve 147 arkadaşımız gözaltına alındı. bu arkadaşlarımız serbest bırakılmalı ve baskılara son verilmeli” dedi.

TAŞERONA SON VERİLMELİ
Türk Büro Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş ise üretimden gelen güçlerini kullanarak iş bıraktıklarını, hükümet yandaşı sendikalara karşı alanlarda olduklarını söyledi. Fazla mesai yapmalarına rağmen, mesainin ücretlerine yansımadığını vurgulayan Yokuş, 1 Ocak itibariyle 200 ile 700 TL arasında gelir kaybına uğradıklarını söyledi. Güvencesiz çalışma ve taşeronlaşmaya da vurgu yapan Yokuş, “Uluslararası normlara göre toplu sözleşme, grev hakkı ve siyasete katılma hakkı istiyoruz” dedi.

TOMBUL: İŞ GÜVENCESİNE GÖZ DİKMEK GREV SEBEBİDİR
KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, emeklilerin, kamu emekçilerinin, işçilerin bütçeden pay alması gerektiğini, ancak 10 yıldır AKP hükümetinin bunu yapmayarak sermayenin çıkarlarına yönelik bir politika uyguladığını söyledi. Tombul, kamu emekçilerinin artık bu gidişata dur dediğini belirtti. Kamu emekçilerinin iş güvencesine göz dikilemeyeceğini de ifade eden Tombul, iş güvencesine dokunmanın grev sebebi olduğunu söyledi. AKP hükümetine çağrı yapan Tombul, “kamu emekçilerinin iş güvencesine dokunmaktan vazgeçin. İş güvencemiz elimizden alınması halinde alanlara çıkacağız. Eylemlerimizle Türkiye’yi size dar ederiz, şimdiden buradan uyarıyoruz” diye konuştu.

KONCUK: KAMU SEN VE KESK ORTAK MÜCADELEDEN İMTİNA ETMEZ
Bu grevin ciddi bir uyarı olduğunu belirten Türkiye Kamu-Sen Başkanı İsmail Koncuk, uyarılar dikkate alınmadığı takdirde daha büyük eylemlerle alanlara çıkılacağı uyarası yaptı. KESK ve Kamu-Sen’in dünya görüşlerinin birbirinden çok farklı olduğunu ancak sorun ortak olduğu için ortak mücadele etmekten imtina etmediklerini söyledi. Koncuk, “Bu eylem kardeşçe, dostça bir arada, yan yana yapıldı. Kavga mı ettik, hayır; demek ki haklarımız için ortak mücadele edebiliyormuşuz. BES’in ve Türk Büro-Sen’in şerefli insanlarını kutlarım” diye konuştu.

Mektuplar Kandil'de

DTK ve BDP Eşbaşkanları, PKK Lideri Öcalan’ın yazdığı mektupları Kandil’e ulaştırmak için dün Federe Kürdistan Bölgesi’ne gitti. DTK Eşbaşkanları Türk ve Tuğluk ile BDP Eşbaşkanları Demirtaş ve Kışanak Süleymaniye’ye geçti

PKK Lideri Öcalan’ın, Kürt sorununun demokratik çözümü için hazırladığı mektupları Kandil’e ulaştırmak için DTK ve BDP eşbaşkanları dün akşam Federe Kürdistan’a geçti. Önder ve Tan da heyette yer alıyor. Heyetin bugün mektubu Kandil’e ulaştırması beklenirken, Pervin Buldan ise Avrupa’ya gitti. BDP MYK’sı sonrası açıklama yapan Demirtaş, halka çağrıda bulunarak, “Halkımız uyanık olmalıdır. 8 Mart ve Newroz hazırlıklarını tüm heyecanıyla sürdürmelidir” derken, DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk de, “Sürecin kalıcı bir hale dönüşmesi için çabalarımızı derinleştireceğiz’’ dedi.

Öcalan’dan çözüm taslakları
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın, çözüm taslaklarının bulunduğu 3 mektup önceki gün BDP’ye ulaşmıştı. BDP’nin, Avrupa ve Kandil’e dönük mektupları en kısa süre içerisinde adreslere ulaştıracağını açıklamasından sonra mektupları iletecek heyet belirlendi ve mektupları Kandil’e iletmek üzere, dün gece Federe Kürdistan Bölgesi’ne geçiş yaptı.

Eşbaşkanlar da gitti
Mektupların Kandil’e nasıl ulaştırılacağına ilişkin tartışmalar sürerken, dün sürpriz bir şekilde mektupları iletecek heyet belirlendi.

BDP Eşbaşkanları Gültan Kışanak ile Selahattin Demirtaş, DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk ile, PKK Lideri Öcalan’la son İmralı görüşmesini gerçekleştiren heyetten Sırrı Süreyya Önder ve Altan Tan, dün Federe Kürdistan Bölgesi’ne geçtiler. DTK ve BDP Eşbaşkanları ile Altan Tan dün gece İstanbul’dan uçak ile Süleymaniye’ye geçerken, Sırrı Süreyya Önder ise karayoluyla geçiş yaptı. Öte yandan, İmralı heyetinde yer alan bir diğer isim olan BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan’ın ise, bugün Brüksel’e geçeceği öğrenildi.

Cevaplar Öcalan’a iletilecek
Mektuplar Kandil ve Avrupada’ki muhataplara ulaştırıldıktan sonra, cevapların da kısa süre içerisinde Öcalan’a iletileceği kaydediliyor.

Öte yandan, günlerdir gündemde olan İmralı görüşmesi ve sonrasındaki gelişmelere ilişkin önceki gün gerçekleşen BDP PM toplantısından sonra, dün de BDP MYK toplandı. Konuyla ilgili BDP MYK’si sonrasında BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş açıklama yaptı.

İsim tartışması olmadı
Demirtaş, toplantıda İmralı’ya gidecek yeni heyete ilişkin isim tartışması yapmadıklarını belirterek, “Bu saatten sonra bunu yapabilecek değiliz. Herhangi bir arkadaşımız da bu çalışmayı yapabilir. Bizim için fark etmez” dedi. Demirtaş, toplantının olağan bir toplantı olduğunun altını çizerek, “Sadece mektup gelişmesini ele almadık. Newroz ve 8 Mart gibi bütün planlamaları ele aldık” dedi. Demirtaş, gelen mektuba yönelik kendilerinin hazırlayacağı mektup için, daha erken olduğunu bunun üzerine çalışmaları gerektiğini söyledi.

İçeriği paylaşmadık
Demirtaş, basında çıkan haberlerle ilgili de kamuoyunu uyararak, “Daha önce de belirttiğimiz gibi kritik konularla ilgili parti organlarından açıklama yapılmadıkça halkımız hiçbir spekülatif bilgiye itibar etmemelidir” diye konuştu. Demirtaş, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın mektuplarının içeriğine ilişkin basında yer alan haberlerin kendileri tarafından paylaşılmadığını belirterek, “Yazılıp çizilenler sağlıklı bilgi değildir. Bu mektuplar bizim ve hükümetin elinde olduğuna göre hükümete yakın çevreler tarafından parça parça ve çoğu çarpıtılarak sızdırılıyor” dedi.

Halkın tutumu önemli
Halkın bu süreçteki tavrının belirleyici olacağını kaydeden Demirtaş, “Halkımız temkinli ve dikkatli olmalıdır” dedi. İmralı ile yapılan görüşmelerin sanki her şey oldu, çözüm gerçekleşti gibi algılanmamasını isteyen Demirtaş, süreci en ince detayına kadar dikkatle incelediklerini belirterek, şu uyarıyı yaptı: “Halkımız son derece uyanık olmalıdır. Örgütlülüğünü daha da güçlendirmeli, 8 Mart ve Newroz hazırlıklarını tüm heyecanıyla sürdürmelidir. Bu süreci rehavete kapılmadan hazırlıklı bir şekilde karşılamalıdır.”

Katkı sunmaya çalışacağız
DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk de, “Bu sürecin kalıcı bir hale dönüşmesi için biz başından beri, elimizden geldiğince çabalarımızı derinleştireceğiz. Bu konuda katkı sunmaya çalışacağız’’ diye konuştu.

Kartal: Önder Apo temsilcimizdir
Nûçe Tv’ye konuşan KONGRA-GEL Başkanı Remzi Kartal da, “Biz hareket olarak Önder Apo’nun halkımızın ve hareketin temsilcisi olduğunu ortaya koyduk. Önder Apo görüşmede bizim temsilcimizdir. Avrupa ayrı, halk ayrı, Kandil ayrı diye bir şey yoktur” dedi. Kürt sorununun çözümüne açık olduklarını; ancak tasfiyeyi kabul etmeyeceklerini söyleyen Remzi Kartal, AKP hükümetinin ve medyanın da diline dikkat etmesi gerektiğini ifade etti. “Biz hareket olarak bu sürece ciddi yaklaşıyoruz, AKP’nin de ciddi yaklaşması gerekiyor” diyen Kartal, devletin de müzakere sürecinin ruhuna uygun olarak adım atması gerektiğini söyledi. Kartal askeri operasyonların da sürdüğüne dikkat çekti.

Erdoğan dün Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen 5. Medeniyetler İttifakı Forumu’nda gazetecilere konuştu. “Newroz’dan önce ateşkes bekliyor musunuz?’’ sorusuna Erdoğan, “Bu süreç için tarih şöyledir veya böyledir demek mümkün değil, ama hükümet olarak en kısa zamanda böyle bir çözüm sürecinin başlaması beklentimizdir” dedi.

Üniversitede bir hayalet dolaşıyor

YÖK, öğrencilerine “Komünist Manifesto” okutan ve Michael Moore’un belgesellerini izleten Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç Dr. Seydi Çelik’ten savunma istedi. Konuyla ilgili açıklama yapan Onurumuzu Savunuyoruz Hareketi , “Yard. Doç. Dr. Seydi Çelik yalnız değildir!” dedi. Yazılı açıklamada, “Üniversitede bir hayalet dolaşıyor, Üniversite’nin ve YÖK’ün tüm güçleri bu hayalet karşısında korku ve panik halindeler.” denildi. Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) öğrencilerine Komünist Manifesto ile ilgili ödev verdiği gerekçesiyle Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Genel Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Seydi Çelik hakkında soruşturma başlatılmasını istediği hatırlatılan açıklamada, üniversite yönetiminin de YÖK’ün talebi üzerine 21 Şubat tarihinde soruşturma başlattığı belirtildi.

‘TARİHTEN ÖLESİYE KORKUYORLAR’
“Bir Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde, Anayasa Hukuku dersinin doğal içeriği olan ‘Siyasi Rejimler’ konusunda, bir bilim insanının öğrencilerine okuma ödevi olarak Komünist Manifesto’yu vermesi neden bir şikayet ve soruşturma konusu oluyor, anlamak mümkün değil” denilen açıklamada, pek çok dile çevrilmiş olan, dünyada bugüne kadar en çok basılmış dördüncü kitap unvanını taşıyan, üzerine sayısız bilimsel çalışma yapılmış insanlık tarihinin en önemli metinlerinden birine yönelik bu tepkinin, “Tarihi yok saymak ve yok sayılmaya çalışılan bu tarihten ölesiye korkmak” anlamına geldiğine dikkat çekildi.

‘MÜCADELE ÇAĞRISI SAYIYORUZ’
Yard. Doç. Dr. Seydi Çelik’in akademik özgürlüğünü kullanma hakkını engellemeye yönelik bu soruşturma tacizinin şiddetle kınandığı ifade edilen açıklamada Onurumuzu Savunuyoruz İnisiyatifi, “Bu soruşturmayı, bizi bir kez daha akademik özgürlükleri savunmak üzere birlikte mücadele etmeye bir çağrı olarak kabul ediyoruz. Üniversiteler, ontolojik olarak bilim ve özgürlük kurumlarıdır. Baskı ve tacize boyun eğmezler. Biz de eğmeyeceğiz” denildi. Öte yandan Yard. Doç. Dr. Seydi Çelik hakkındaki sürecin Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) yapılan şikayet üzerine başladığı öğrenildi. YÖK’ten yapılan açıklamada şikayetin kurula ulaştığı ancak soruşturma açılmadığı belirtildi.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDE ‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’ PROTESTOSU
İSTANBUL Üniversitesinde (İÜ) öğrenciler, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın açılışını yapacağı “İfade Özgürlüğü Konferansı”nı protesto etti. İfade özgürlüklerini kullanmak istediği için tutuklanan, haklarında soruşturma açılan, okuldan uzaklaştırılan ya da işten atılan öğrenci ve öğretim görevlilerini hatırlatan öğrencileri kürsüyü ele geçirince konferans yapılamadı. Öğrencileri salonda kendi forumlarını gerçekleştirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve SÜREÇ Araştırma Merkezi tarafından İstanbul Üniversitesi Kongre Kültür Merkezinde düzenlenecek “İfade Özgürlüğü Konferansı” öğrencilerin tepkileri nedeniyle yapılamadı. Konferansa katılması beklenen Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç ile İstanbul Üniversitesi Rektörü Yusuf Söylet ise gelmedi. Sabah saatlerinde yemekhane önünde bir araya gelen üniversiteliler, “İfade özgürlüğü düşmanı AKP, üniversiteye giremez” yazılı pankart ile konferansın yapılacağı İstanbul Üniversitesi Kongre Kültür Merkezine yürüdü. Güvenlik engelini aşarak konferans salonuna giren öğrenciler, kendi forumlarını yapmaya başladı. Tertip komitesinin de kürsüyü öğrencilere bıraktığı öğrenildi.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers