31 Mart 2013 Pazar

PYD'nin ÖSO'ya verdiği izin Halep'teki çatışmaları Kürt mahallelerine taşıdı

PYD'nin ÖSO'ya Halep'teki Kürt mahallelerine giriş izni vermesinin ardından bölgeden çatışma haberleri gelmeye devam ediyor. Bugün yine bölgede ÖSO ve Suriye Ordusu arasında çıkan çatışmada siviller yaralandı. Daha önce mahalledeki gayri müslümlimlerin mahalleyi boşaltmaya başladığı öğrenilmişti.

ANF'nin Hawar Haber Ajansı'ndan aktardığı habere göre, Halep’te Kürtlerin yoğun yaşadığı Şeyh Maksud mahellesinin Cisre Ewarib bölgesinde ÖSO ile Suriye Ordusu arasında çatışma çıktı. Çıkan çatışma sırasında Suriye Ordusu Şeyh Maksud mahallesinin doğu ve batı bölgelerine toplarla bombardıman düzenledi. Saat 02.00’da başlayan ve halan devam eden bombardıman sonucu bazı binalar yıkılırken yaralıların olduğu öğrenildi.

Bombardıman sonucu çok sayıda kişinin mahalleyi terk ederek, Afrin, Kobani ve çevre köylerine doğru göç etmek zorunda kaldığı bildirildi.

PYD'nin ÖSO'ya izin verdiği iddia edilmişti
Daha önce Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı ve PYD'nin kontrolünde bulunan Şeyh Maksud Mahallesi'ne ÖSO'nun girdiği haberleri gelmiş, bölgeye giren ÖSO militanları rejim yanlısı olduğu iddia edilen Sünni imam Hasan Seyfeddin'in başını keserek el-Hasan Camii'nin minaresine "teşhir" için asmıştı.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ise, "muhaliflerin" mahallenin doğu bölgesini ele geçirdiğini açıklamış, Eşrefiye Koordinasyonu isimli bir grup da, PYD'nin Eşrefiye'deki bazı sokakları ÖSO'ya "sattığını" iddia etmişti.

ÖSO'nun kontrol ettiği bölgenin yakınında ikamet eden Hıristiyanlar ve Ermeniler'in "ÖSO ile PYD'nin anlaştığı" söylentileri üzerine evlerini boşaltmaya başladıkları öğrenilmişti.

Kaynak: soL

Savcı Doğan Öz’ün katilini idamdan kurtaran işte o belge

Savcı Doğan Öz’ün katilini idamdan kurtaran “Milli Savunma’da kaydı var” belgesi yıllar sonra ortaya çıktı.

İşte Can Dündar'ın yazısında yer alan o belgenin ayrıntıları:

26 Temmuz’da mahkeme savcı Doğan Öz cinayetini inceleme kararı aldı; Başbakanlık’a, Emniyet’e ve Genelkurmay’a “Elinizde konuya dair ne belge varsa yollayın” dedi. Belgeler içinden çıkan bir dilekçe, zanlı İbrahim Çiftçi hakkındaki kuşkuları doğrular nitelikteydi.

Dünkü Milliyet’te görmüşsünüzdür: 1978’de katledilen savcı Doğan Öz’ün ailesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, cinayet dosyasının yeniden açılmasını talep etti.

Şüpheli olarak da 4 kişiyi gösterdi:
1) Dönemin Genelkurmay Özel Harp Dairesi Başkanı...
2) Dönemin 1. Ordu Komutanı Bedrettin Demirel...
3) Dönemin Milli Savunma Bakanlığı, Askeri Adalet İşleri Başkanı Fahrettin Kibritçioğlu...
4) Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in Özel Kalem Müdürü, Büyükelçi Üstün Dinçmen...

Neden bu isimler?

10 Temmuz 2012 günü Silivri’deki Ergenekon duruşmasında tanık olarak ifade verirken Doğan Öz’ün cinayetinden söz ettim. Doğan Öz, Ankara Cumhuriyet Savcı yardımcısıydı. Devlet içinde, Genelkurmay Özel Harp Dairesi’ne bağlı “kontrgerilla” diye bir yapılanma olduğunu ve üst makamlara kadar tırmandığını ilk o fark etmiş, Başbakan Ecevit’e bildirmişti. Bu keşfin bedelini, 2 ay sonra katledilerek ödemişti. Bu cinayet, o dönem Sıkıyönetim ilanının gerekçesi yapılmıştı.

İdamdan döndü
Katil zanlısı olarak yakalanan ülkücü İbrahim Çiftçi ilk ifadesinde suçunu itiraf etmiş, saldırıyı ayrıntısıyla anlatmış, öldürme emrini Ülkü Ocakları’ndan aldığını söylemişti. Yargılama sonucu 4 kez idama mahkum olmuş, idam kararı Askeri Yargıtay’da da onaylanmıştı. Ancak Çiftçi aleyhine kanıtlar ve tanıklar olduğu halde, mahkumiyeti 7’ye karşı 8 oyla Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’ndan dönmüş, zanlı, açıkça beraat ettirilmişti.

Çiftçi salıverildikten sonra ticarete atılıp devletten ihaleler almış, sonraları da MHP genel başkanlığına soyunmuştu.

“Devlet bizi kullandı”

Silivri’de mahkeme “derin devlet”i sorunca bu örneği verdim. Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın söz aldı. 

“Hakikaten çarpıcı bir olay bu” dedi:

“Normal şartlar altında böyle bir şey söz konusu olmaz. Yani devlet adına cinayet işlenmez. Bunun dayanağı nedir?” 

“Sayın Savcı’ya katılıyorum” diye cevap verdim:

”Normal ülkelerde böyle şeyler olmaz, ama Türkiye’de oluyor.”

Sonra da iki “dayanak” gösterdim:

İlki İbrahim Çiftçi’nin 13 Kasım 1996’da Milliyet’te yayınlanan demeciydi.

Çiftçi, “Devlet, 12 Eylül öncesi, ‘örtülü harp’ dediğimiz dönemde bizi kullanıp silahlı eylemlere itti” diyordu. İkinci “dayanak” ise sanık avukatlarının bir iddiasıydı. İddiaya göre Çiftçi’nin Milli Savunma Bakanlığı’nda kaydı vardı. İdam kararı kesinleşince avukatlar, dönemin Cumhurbaşkanı Evren’e başvurarak bu kaydı hatırlatmışlar ve Çiftçi’nin beraatini sağlamışlardı.

O dilekçe bulundu
10 Temmuz’da mahkemede Öz’ün kontrgerilla raporundan ve avukatların Çankaya başvurusundan bahsettim. 26 Temmuz’da mahkeme Doğan Öz cinayetini inceleme kararı aldı; Başbakanlık’a, Emniyet’e ve Genelkurmay’a yazı yazıp “Elinizde konuya dair ne belge varsa yollayın” dedi.

Bunun üzerine Genelkurmay, konuya ilişkin belgeleri yolladı. Belgeler içinden çıkan bir dilekçe, Çiftçi hakkındaki kuşkuları doğrular nitelikteydi. O dilekçede avukatlar, katledilen savcı Öz ve katil zanlısı Çiftçi hakkında Milli Savunma ve Adalet Bakanlıklarında bir kısım belgeler olduğunu belirterek Cumhurbaşkanı’nın devreye girmesini istiyordu.

Askeri mahkeme kararı
‘Öldürdüğü sabit ama...’

Çiftçi’nin avukatlarının Evren’e başvurusu 4 Ağustos 1983 tarihini taşıyor. Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun idam kararını bozma kararı bundan hemen 5 ay sonra verilmiş.
27.12.1983’te çıkan bu karar üzerine yargılamayı yürüten askeri mahkeme, tarihe geçecek bir gerekçeli karar kaleme aldı.

Şöyle dedi:

“Çiftçi’nin Öz’ü öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüş, ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararına direnilemeyeceğinden, sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle beraatine karar verilmiştir.”


DOĞAN ÖZ’ÜN POLİSTEKİ DOSYASI

‘Solcularla temastaydı’

Peki Milli Savunma Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı’nda bulunan Öz ve Çiftçi ile ilgili belgeler neydi?

Bunlardan Doğan Öz’le ilgili olanı, geçenlerde ortaya çıktı. Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gönderilen belgelerden öğrendik ki, Emniyet, Öz’ü yakın takibe almış.
Hatta vurulduğunda bile polis takibindeymiş.

Emniyet’in Bakanlığa ilettiği Öz’le ilgili takip raporunda şu ifadeler var:

“Sol ideolojiye hizmet etme gayesiyle, aşırı solcularla devamlı temasta bulunduğu,  yakalanan solculara devamlı olarak takipsizlik kararı verdiği, ideolojik düşüncesinin tesiri altında anarşistlere cesaret verdiği...”
Avukatların Evren’e başvururken atıf yaptığı “evrak”, bu olsa gerek...

İşin “Öz”ü
Şimdi sıra Milli Savunma Bakanlığı’ndaki “Çiftçi evrakı”nda...

O dosyada ne yazdığını ortaya çıkarılırsa, devletin kimleri, nasıl ve ne amaçla kullandığı da anlaşılır. Doğan Öz dosyası, Ergenekon denilen mevzuun “Öz”üdür. Devletin kirli yüzünün ilk ve en somut kanıtı orada saklıdır. Savcı üzerine giderse 35 sene sonra da olsa “derin devlet”e ulaşır. Gerçek Ergenekon açığa çıkarılmak isteniyorsa, Doğan Öz dosyası bir samimiyet sınavıdır.

Çiftçi’nin avukatlarından cumhurbaşkanı Evren’e
‘Çiftçi’nin Milli Savunma’da belgesi var’, “Türkiye Cumhurbaşkanı’na gerek görüldüğünde iletilmek üzere...

Büyükelçi Üstün Dinçmen’e
Sayın Büyükelçi Dinçmen,

Ankara SYNT. K.lığı (Sıkıyönetim Komutanlığı) 1 No.lu Askeri Mahkemesi’nce 4. kez idama mahkum edilen İbrahim Çiftçi müdafileriyiz.

Bir vatandaşımızın hayatının söz konusu olduğu şu günlerde, Türk devlet adamlarının son derece önemli konularla meşgul olduklarının bilincindeyiz.  Suçsuz olduğuna inandığımız bir insanımızın hayatının kurtulması için dürüst ve ciddi bir savunmaya azami özeni gösterdik. Ancak müdafaaya mütedair taleplerimizin tümü Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun ilamı hilafına müdahale doğrultusunda gerekçesiz olarak duruşma tutanaklarından da görüleceği gibi ısrarla reddedildi.

Tesis edilen ölüm cezasına rağmen, gerek sanık İbrahim Çiftçi ve gerekse maktul Doğan Öz haklarında, Milli Savunma Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nda bir kısım belgelerin  mevcut olup, dosyaya ibraz  edilmediğini tespit ettik.   Aslında bu tespitimiz yargılamanın başladığı anda olmuştur.

Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarında bulunan evrakların ortaya çıkarılması için Başbakanlığa müracaata karar verip, infazın Türkiye Cumhurbaşkanının imzası ile mümkün olacağından, Türkiye Cumhurbaşkanının hassasiyetini bildiğimizden ve ZATI DEVLETLERİNİN insancıl duygularını bildiğimizden, yakarmamızı emin ellere, noter emanetine tevdi etmek istedik; noterliğe başvurduk, emanet alamayız diye cevaplandık. Buna ait kağıtları ilişikte veriyoruz.

Sayın Büyükelçi Dinçmen, emanetimizi muhafaza etmenizi arz ve rica ederiz.

Saygılarımızla
İbrahim Çiftçi müdafileri...

Av. Ş. Can Özbay, Av. Beni Han.
4 Ağustos 1983.”

Kaynak: Gazeteport

Şehircilik Bakanlığı'ndan Ali Ağaoğlu'na büyük kıyak!

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ali Ağaoğlu'nun Bakırköy'deki arazisi için plan tadilatı yaparken, 64 bin metrekare inşaat hakkı 190 bine çıktı.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, Bakırköy Kartaltepe Mahallesi’nde, Veliefendi Hipodromu’nun tam karşısında işadamı Ali Ağaoğlu’na ait 73 bin 957 metrekare arazi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin itirazına rağmen imar değişikliği yaptığı ortaya çıktı.
Radikal gazetesinden Ömer Erbil'in haberine göre, İmar değişikliği ile arazideki park ve yeşil alanlar yarı yarıya azaltılırken inşaat alanının ise 64 bin metrekareden 190 bin metrekareye çıkarıldı.
Bakırköy Kartaltepe Mahallesi 22 pafta 869 ada 35,36,88,93 ve 112 sayılı parseller 01.04.2003 tarihli İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onanmış 1/5000 ölçekli Nâzım İmar Planı’na kısmen T3 Ticaret alanı ile parklar ve dinlenme alanı olarak işlendi. 2004 yılında hazırlanan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nda da inşaat emsali 2.00, yükseklik 30.50 metre yapılaşma şartında ticaret alanı ve kısmen park ile dinlenme alanı ve yol olarak ayrıldı. Planlarda eski Dora Plastik Fabrikası ve Kartaltepe Mensucat fabrikalarının bulunduğu toplam 73 bin 957 metrekare arazinin 41 bin 495 metrekaresi park alanı, 32 bin 461 metrekaresi ticaret alanı olarak ayrılmıştı. Toplam 5 parsel için inşaat alanı olarak da 64 bin 923 metrekare inşaat alanı tanımlanmıştı. İşadamı Ali Ağaoğlu boya ve mensucat fabrikalarının bulunduğu arazileri 2011 yılında satın aldığını açıkladı. İşte bu noktadan sonra Ağaoğlu buradaki 1 / 5000 ölçekli Nâzım İmar Planı’nın değiştirilmesini istedi. İBB plan değişikliğine yanaşmayınca, Ağaoğlu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kapısını çaldı.
Bakanlık tadilat yaptı
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin itirazlarına rağmen 27.03.2012 tarihli 1 / 5000 Nâzım İmar Planı’nda değişiklik yaptı. Bu yeni plana göre 73 bin 957 metrekare yüzölçümlü alanda 26 bin 418 metrekaresi park alanı, 47 bin 539 metrekaresi konut alanı olarak teklif edildi. ‘Toplam alanın maksimum yüzde 10’u kadar da bir ticaret alanı yapılabilir’ plan notu getirildi.. Daha önceki planda 2 olan emsal ise 2,5’e çıkarıldı. Eski planda ticaret alanı olan arazi konut alanına çevrildi. Ticaret alanında 30 metre olan yükseklik konut alanına dönünce 70 metreye çıktı. Böylelikle de inşaat yoğunluğu yaklaşık 3 kat arttı. Ayrıca daha önceki planda arazinin yarıdan fazlası yeşil alan iken yeni plan değişikliğinde yeşil alan da yarı yarıya düştü. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yeni plan değişikliğini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne de bildirdi. Bakanlığın gönderdiği plan teklifi ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi İmar Komisyonu plan tadilatı istenen 73 bin 957 metrekare arazi ile ilgili belediyenin ilgili müdürlüklerinden görüş istedi. İstanbul Büyükşehir Ulaşım Planlama Müdürlüğü, emsal hesabının kadastral parsel üzerinden yapılacağı belirlendiğinden söz konusu teklifin yapılanma şartlarının bölgesel ulaşım sistemi açısından bölge planı kapsamında (eski plan) değerlendirilmesini istedi. Deprem ve Zemin Etüt Müdürlüğü ‘temel kazılarında gevşek malzemenin kalınlığına bağlı olarak stabilite sorunları görülebilir’ diyerek şartlı uygun görüşü bildirdi. Yeşil Alan Tesisler Yapım Müdürlüğü ile Kamulaştırma Müdürlüğü ise plan tadilatına yeşil alanlarının yarı yarıya azaldığı gerekçesiyle olumsuz görüş verdi.
Emsal 4’e çıkıyor
Gelen görüşler ve teklif plan doğrultusunda değerlendirme yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu hazırladığı raporunda ‘‘Getirilen teklif ile meri plana göre 15 bin 77 metrekare park alanının azaltıldığı, meri fonksiyonu ticaret olan söz konusu alanın konut alanına alındığı, yapılan bu değişimin bölgeye ilave donatı ihtiyacı getirdiği, bu ihtiyacın tadilat kapsamında karşılanmadığı ayrıca teklif yapılaşma koşulları ile bölge yapılanma şartlarının çok çok üzerinde (bodrum kat dahil emsal: 4.00) inşaat artışı önerildiği, teklif 1/5000 ölçekli tadilat planının yapı ve nüfus yoğunluğunu arttırıcı, yeşil alan donatısını azaltıcı nitelik taşıdığı görülmüştür. Teklif Plan notlarında yapılan incelemede ise ‘ 1/5000 ölçekli bu plan üzerinden ilgili belediyesince onaylanacak avan projeye göre uygulama yapılacaktır’ şeklindeki 8 nolu plan notunun 3194 sayılı İmar Kanunu’na aykırı nitelik taşıdığı tespit olunmuştur’’ dedi.
Oybirliği ile ret
Komisyon raporunda plan tadilatı teklifinin reddedilmesini istedi. Ret gerekçesi olarak ise toplam inşaat alanının 64 binden 190 bin metrekareye çıkarılması ve yeşil alanların yarı yarıya azaltılmasını ve plan ilke ve kararlarına aykırı nitelik taşımasını gerekçe gösterdi. Komisyon raporunu İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ne havale etti. İBB Meclisi 22 Kasım 2012 tarihinde komisyonun raporu doğrultusunda karar verdi. Böylece İBB Meclisi de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın plan tadilatına onay vermedi.
Mimarlar Odası dava açıyor
İBB’nin itirazına rağmen plan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca 26.12.1012 tarih 18291 sayılı makam oluru ile 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanılarak resen onaylandı. 10 Ocak 2013 ile 13 Şubat 2013 tarihleri arasında İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde askıya çıkarıldı. Bu tarihten itibaren de plan değişikliği resmen kabul edildi. Bundan sonra ancak dava yoluyla imar değişikliği iptal edilebilir. Mimarlar Odası şimdi yapılan plan değişikliği için dava açmaya hazırlanıyor.

Enerji-Sen özelleştirme öncesinde BEDAŞ’ı uyardı

Özelleştirme sürecindeki BEDAŞ’ta haklarının korunması ve muvazaa kararının uygulanmasını talep eden için enerji işçileri BEDAŞ’a yürüdü.

DİSK Enerji-Sen özelleştirme sürecindeki Boğaziçi Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nde (BEDAŞ) işçilerin haklarının korunması ve muvazaa kararlarının uygulanması talebiyle dün (29 Mart) BEDAŞ Genel Müdürlüğü’ne yürüdü.

İş bırakarak Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen 300 işçi “Söz, yetki, karar çalışanlara”, “Enerjide taşeron ölüm demektir”, “Susma haykır taşerona baş kaldır”, “İşçiyiz haklıyız kazanacağız”, “Kadro hakkımız, söke söke alırırz”, “Sendika haktır engellenemez” ve “Yaşasın sınıf dayanışması” sloganlarını atarak Taksim’de bulunan BEDAŞ Genel Müdürlüğü’ne yürüdü.

Ali Duman: ‘Hak verilmez alınır’
BEDAŞ önünde ilk sözü Enerji-Sen Genel Başkanı Ali Duman aldı. Duman, BEDAŞ’ın özelleştirme sürecine değinerek, yürüttükleri mücadelenin taşeronluğa ve özelleştirmelere karşı olduğunu vurguladı. BEDAŞ’ı almak isteyen şirketin sicilinin işçi ölümleri, işten atmaları ile dolu olduğunu belirten Duman, mayıs ayında gerçekleşecek olan devir teslimden sonrada güvencesizliğe karşı haklarını savunmaya devam edeceklerini ifade etti. Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in taşeronluk yasası ile işçilerin tazminat ve yıllık izin hakkı kazanacağını söylediğini hatırlatan Duman, bakana seslenerek bu hakların zaten iş yasasında olduğunu ve işçilerin bu hakları hem almak hem de uygulatmak için yıllardır mücadele ettiğini belirti. Kimsenin bu hakları vermediğine dikkat çekti. Duman sözlerini hakların verilmediğini söke söke alındığını belirterek bitirdi.

‘DİSK, enerji işçilerinin mücadelesinin yanındadır’
Ali Duman’ın ardından söz alan DİSK Genel Başkan Yardımcısı, Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, enerji sektöründeki özelleştirmelere karşı çıkmayan sendikaların hain olduğunu söyledi ve enerji işçilerinin mücadelesini DİSK olarak yalnız bırakmayacaklarını, özelleştirme ve taşeronluğa karşı mücadelelerinde yan yana olacaklarını belirtti.

“Taşeron işçi sınıfına vurulmuş semerdir!”
Nakliyat İş’e üye oldukları için işten çıkarılan ve direnişlerini sürdüren Yurtiçi Kargo işçileri de eyleme destek verdi. İşçilerden Murat Doğan bir konuşma yaparak taşeron sisteminin işçi sınıfına vurulmuş bir semer olduğunu belirtti. Doğan, BEDAŞ işçilerinin mücadelesinin yanında olduklarını belirterek kendilerinin de uzun çalışma süreleri, angarya işler, işten çıkarmalara karşı örgütlendiklerini ve işten atıldıkları için direnişte olduklarını vurguladı.

BEDAŞ’a uyarı
Yapılan konuşmaların ardından Enerji-Sen Genel Yönetim Kurulu Yedek Üyesi, BEDAŞ işçisi Selami Öğretici tarafından basın açıklaması okundu. Öğretici, özelleştirme süreci sonrasında yaşanabilecek hak gasplarına, sendikasızlaştırmaya, güvencesizleştirmelere geçit vermeyeceklerini belirtti.

Öğretici Enerji-Sen’in taleplerini sıraladı:
Taşeron işçiler için; Kadro hakkı verilsin. Ek tediyeler ödensin. Sendika ve toplu sözleşme hakkı tanınsın. Bütün işçiler için; devir sürecinde işten çıkartmalar, ücret düşüklüğü ve işçi hak ihlalleri yasaklansın. Atılan işçiler geri alınsın.
Basın açıklamasının ardından eylem son buldu. Eyleme Nakliyat-İş üyesi Yurtiçi Kargo direnişçileri, Dev Sağlık İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Birleşik Metal-İş Genel Eğitim Sekreteri Seyfettin Gülengül, Sine-Sen Genel Başkanı Zafer Ayden, KESK ESM üyeleri, Halkevleri, Politeknik ve Öğrenci Kolektifleri, Mücadele Birliği, TKP 1920 üye ve yöneticileri de katıldı.

Kaynak: Sendika.Org

Esra’ya alkolle mücadele görevi

Erdoğan’ın kızının da yönetim kurulu üyesi olduğu Yeşilay’a, sigara ve alkolle mücadele için bütçeden para verilecek.

Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak’ın da yönetim kurulu üyesi olduğu Yeşilay’a, sigara ve alkolle mücadele için Sağlık Bakanlığı bütçesinden ödenek verilmesi kararlaştırıldı.

Gazeteport’un özel haberine göre; TBMM’de ele alınan Gümrük Kanunu tasarısı görüşülürken, AKP Grup Başkan vekili Mustafa Elitaş ve arkadaşları tarafından bir önerge verildi. Kabul edilen önerge ile, Türkiye Yeşilay Derneğine aktarılmak üzere, Sağlık Bakanlığı bütçesine her yıl ödenek konulması benimsendi.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi Yeşilay’a verilecek bu paranın denetim dışında tutulacağını belirterek ‘’Devlet, kamu kaynağını bir derneğe bağışlıyor. Ama bu para denetlenmeyecek’’ dedi ve şunları söyledi:

‘’Yeşilay Derneği sivil toplum örgütüdür. Kaynaklarını bağışlarla oluşturmak zorundadır. Yeşilay’a verilecek ödenek ise, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun denetim hükümleri dışına çıkarılıyor. Devlet denetleyemeyecek. Yeşilay’da Sayın Başbakana yakın bir yönetimin işbaşına gelmiş olmasının bu düzenlemede etkili olduğuna inanıyorum.’’

Yeşilay Derneğinin 1 Kasım 2912’de yapılan Genel Kurulunda Divan başanlığına AKP milletvekili Cevdet Erdöl seçilmiş, yönetim kurulu için yapılan yarışa da, Profi İhsan Karaman başkanlığına tek liste katılmıştı. Yönetim kurulunda Başbakan Erdoğan’ın kızı Esra Albayrak da yer almıştı.

TÜİK'ten skandal din anketi

Diyanet'in istediği 'dini hayat araştırması'nda ilk durak da İzmir oldu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın istemi üzerine Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 'dini hayat araştırması' talebinde bulundu. Türkiye genelinde yapılması planlanan bu anketin yapılıp yapılmayacağına karar vermek için TÜİK de 'sondaj' kapsamında İzmir’de 10 haneye girdi ve dini hayatı araştırdı.

TÜİK deneklere, 'Kendinizi ne kadar dindar hissediyorsunuz?', 'Aşağıdaki namazları ne sıklıkla kılarsınız?', 'Haftada ortalama kaç vakit namazınızı camide ya da mescitte cemaatle kılarsınız?', 'Dışarı çıkarken başınızı örter misiniz?' gibi sorular yöneltti.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in, hafta başında İzmir’de din görevlileriyle yaptığı toplantıda kente yeni müftü atanmasıyla ilgili, "İzmir’in farklı bir dindarlığı var. Bu dindarlığın irfan geleneğine ihtiyacı var" yönündeki sözleri tartışılırken, bir de anket konusu ortaya çıktı. Dindarlıkla ilgili Türkiye genelinde yapılması planlanan anket öncesi İzmir'de de 10 hanede yapılan 'sondaj anket' şöyle gelişti.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bir süre önce TÜİK Genel Müdürlüğü’nden, 'Türkiye’de dini hayat araştırması' yapmasını istedi. TÜİK Genel Müdürlüğü de hazırladığı 70 soruluk anketi, 26 bölge müdürlüğüne gönderdi. TÜİK her araştırmadan önce o konuda araştırma yapılıp yapılmayacağını araştırıyor. İzmir’de de demografik yapısı, eğitimi, gelir düzeyi, yaşı farklı olan 10 haneye 70 soruluk anket yaptırılarak, bu araştırmanın yapılıp yapılmayacağına yönelik rapor hazırlandı.

Şubat ayında gerçekleştirilen 'sondaj anket' raporu, Mart ayı başında TÜİK Genel Müdürlüğü’ne teslim edildi. TÜİK’in 26 bölgeden gelecek raporlara göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın onayı ile araştırmayı Mayıs ayında Türkiye genelinde yapıp yapmayacağına karar verecek.

"NE SIKLIKLA NAMAZ KILARSIN?"
İzmir'de 10 hanede yapılan 70 soruluk anketin ilk soruları arasında cinsiyet, doğum tarihi, eğitim ve medeni durum, çalışıp çalışılmadığı, aylık gelir düzeyi yer aldı.

Anketin ilginç soruları arasında, 'Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın varlığı ile ilgili inancınızı en iyi şekilde ifade eder?', 'Hangi dine mensupsunuz?', 'Hangi mezhebe göre amel edersiniz?', 'Dini kaynağınızın bilgisi nedir?', 'Din bilgilerinizi nasıl geliştiriyorsunuz?', 'Bunun için sizi kim teşvik ediyor?', 'Dini nitelikli bir konuyu danışmak istediğinizde hangi kişi ya da kuruma müracaat edersiniz?', 'Kendinizi ne kadar dindar hissediyorsunuz?', 'Aşağıdaki namazları ne sıklıkla kılarsınız?', 'Haftada ortalama kaç vakit namazınızı camide ya da mescitte cemaatle kılarsınız?', 'Dışarı çıkarken başınızı örter misiniz?', 'Kuran-ı Kerim’i Arapça okumayı biliyor musunuz?', 'Kuran-ı Kerim’i Arapça öğrenmek istiyor musunuz?' yer aldı.

'EVLENMEDEN ÖNCE FLÖRT, DİNE UYGUN MU?'
Ankette, denekten bazı konularda görüşlerini açıklaması istendi. Konular şu şekilde sunuldu:

'Günah işlediğimde pişman olurum', 'İbadetlerimi yerine getiremediğimde huzursuz olurum', 'Misafir ağırlarken bayanlar ve erkeklerin aynı ortamda bulunmamasını tercih ederim', 'Hayatımı dinin emirlerine göre şekillendiririm', 'Evlenmeden önce flört etlenin dinen bir sakıncası yoktur', 'Dini grup ve cemaatler yararlıdır', 'Herkes dini bir grup ya da cemaate mensup olmalıdır', 'Dini grup ve cemaatler yasaklanmalıdır', 'Dini grup ve cemaatler desteklenmelidir', 'Oy verirken adayın dindar olup olmadığını önemsemem.'

Selefi şeyhler vahşeti kışkırtıyor!

Suriye’de birçok kenti enkaza çeviren, on binlerce insanın yaşamına mal olan, ülke ekonomisini uçurumun eşiğine getiren gerici savaşın kışkırtılıp yaygınlaştırılmasında, fetvalar veren selefi şeyhlerin büyük bir payı olmuştur.

Katar emirinin direktiflerine göre yayın yapan El Cezire kanalı ve Suudi sermayesi ile finanse edilen bazı uydu kanallarını mesken edinen şeyh  kılıklı ucubeler, iki yıldan beri buradan fetvalar vererek savaş kundakçılığı yaptılar/yapıyorlar. Etnik, dinsel, mezhepsel ayrımları körükleyerek işe başlayan selefi şeyhleri, gelinen yerde arsızlığı uç noktalara vardırmış durumdalar.

Suriye’de emekçilerin, demokratik hak ve özgürlükler uğruna başlattıkları hareketin yozlaştırılıp amacından saptırılması için ilk günden, direktifle harekete geçirilen bu şeyh kılıklılar, ABD-İsrail politikalarına büyük hizmetlerde bulundular/bulunuyorlar.

Suudi Arabistan ve Katar’dan akıtılan petro-dolarlarla beslenen selefi şeyhler sürüsü, Suriye’yi “cihat alanı” ilan ederek, kökten dinci çetelerin bu ülkeye yığılmasında da önemi bir rol oynadılar. Yazık ki, çoğunluğu yoksul ailelere mensup gençlerden oluşan on binlerce kişi, Suriye’deki yıkıcı savaşa, “cihat adına” ama gerçekte emperyalist/siyonist güçlerin tetikçiliğini yapmak için katıldı.

20’yi aşkın ülkeden devşirilen, çoğunluğu Türkiye üzerinden ve AKP iktidarının suç ortaklığı ile Suriye’ye taşınan bu katiller sürüsüne, “kadın sağlama” işini de üstlenen şeyh kılıklılar, ilkin inançlı Müslüman kadınları, “cihat adına seks köleliği” yapmaya çağırdılar.

Bununla ilgili ilk fetvalarda, kızların veya eşinden boşanmış kadınların, “mücahitlerle” bir saatlik nikahlar yapabilecekleri, bunu yapan kadınların önünde cennet kapılarının açılacağına dair çağrılar, fetva adı altında uydu kanalları aracılığıyla servis edildi. 15-16 yaşlarındaki kızların kandırılarak veya zorla kökten dinci çeteler tarafından seks kölesi olarak kullanılmaya başladığına dair çok sayıda haber ve görüntüler yayınlandı. Bu görüntüler arasında kızları ellerinden alınan ailelerin dramatik feryatları da var.

Ancak iki yıldır ulu orta konuşan, fetvalar veren bu ucubeler, arsızlıkta sınır tanımadıklarını, Ürdünlü selefi bir şeyhin servis edilen sonra fetvası ile bir kez daha gözler önüne serdi. Lübnan merkezli El Mayadin kanalının da yayınladığı görüntülerde şeyh kılıklı kişi, “Alevi ve Hıristiyan kadınların kafir/köle olduğunu, bundan dolayı ‘savaşta ele geçirilen ganimet’ sayılması gerektiğini ve bu kadınların mücahitlere helal olduğunu” söylüyor.

Bu fetva, aleni bir şekilde sistemli ve toplu tecavüzlere çağrı niteliği taşımaktadır. Bu çağrıyı yapan kişi ise, halen “saygın şeyh” havalarından ortalıkta dolaşabilmektedir.

Belirtmek gerekiyor ki, 21. yüzyılda bu ucube yaratıkları ve onların sözlerini ciddiye alabilecek on binlerce genci, ancak kapitalizm gibi kokuşmuş bir sistem üretebilir.

Ortadoğu’da yaşanan süreçte, anti-emperyalist/anti-siyonist mücadelenin özelde kökten dincilere, daha genel planda ise dinci-gericiliğe karşı kapsamda ele almak zorunlu hale gelmiştir. Zira gelinen yerde, ortaçağ karanlığını dayatan dinsel gericilik, halkları hedef alan karşı-devrimci koalisyonun en tehlikeli kesimini oluşturmaya başladı.

Uluslararası dayanışma kararı

Nepal’in başkenti Katmandu’da üç gün boyunca devam eden Uluslararası Kadın Konferansı, sonuç bildirgesinin açıklanmasıyla son buldu. 7 ülkeden kadınların ülkelerindeki kadın sorununu, politikalarını ve ortak stratejilerini tartışarak, deneyimlerini paylaştıkları konferans boyunca kültürel etkinlikler de düzenlendi. Afganistan, Endonezya, Nepal, Filipinler ve İsveç’in yanı sıra Kürt kadın örgütü aktivistlerinin de katıldığı konferans delegasyonu, yayınladıkları sonuç bildirgesinde, bu tarihi buluşmaya ev sahipliği yaptıkları için Nepal kadın hareketine ve özellikle de Tüm Nepal Kadın Örgütü’ne  teşekkür etti. Konferansta, cinsiyet eşitliği ve kadın hakları mücadelesinin önündeki sorunlarla ilgili üç gün boyunca yoğun tartışmaların yürütüldüğünün belirtildiği sonuç bildirgesinde, kadınların her ülkede kendine özgü sorunları olmasına karşın, karşılaşılan ortak sorunlar ve sorgulamaların kadınları birleştirdiği vurgulandı.

Koç Üniversitesi'nde taşerona karşı mücadele başladı

"İşçi kıyımına hazırlanıyor" başlıklı haberler ile gündeme gelen Koç Üniversitesi kampüsünde taşeronlaşmaya karşı mücadele başladı.

Koç Üniversitesi'nde  taşeron şirkete bağlı olarak çalışan işçilerin işten atılacağı haberleri üzerine üniversite  kampüsünde taşeronlaşmaya karşı mücadele başladı.

Öğrencilerin, öğretim üyelerinin ve idari personelin desteğini alan işçiler harekete geçti. 27 Mart'ta Sosyal-İş Sendikası'ndan avukatlar ve örgütlenme uzmanlarıyla, 28 Mart'ta ise taşeron firma yetkilileriyle görüşen işçilerin temel ve kitlesel talebi okuldaki işlerine devam etmek yönünde oldu. Görüşü alınan avukatlar ise, Koç Üniversitesi'nin dilediği takdirde tüm işçileri kadrolu olarak istihdam edebileceğini yahut yeni anlaşma yapacağı taşerona tüm işçileri çalıştırmaya devam etmesini hukuken şart koşabileceğini belirttiler.

YÖNETİMDEN ÇALIŞANLARA PSİKOLOJİK BASKI
28 Mart Perşembe günü mesai sonrasında öğrenciler ve öğretim üyeleriyle birlikte düzenlenen dayanışma toplantısına katılmak isteyen çalışanlar, özel güvenlik tepkisinden çekindiği için yaklaşık 50 kişilik bir öğrenci ve öğretim üyesi grubu tarafından karşılandı ve toplantı saatine kadar alkışlar eşliğinde bir arada beklediler. İmza topladığı için işten çıkarılan bir işçi, aynı toplantıya katılmak üzere okula geldiğinde özel güvenlik tarafından önce zorla dışarı çıkarıldı fakat öğrencilerin ve öğretim üyelerinin güvenliğe yaptığı baskılarla tekrar içeri alınması sağlandı.

1 NİSAN'DA KİTLESEL EYLEM VAR
Yaklaşık 500 kişinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda işçiler çalışma hayatı boyunca pek çok zorlukla karşılaştıklarını, hastayken çalıştırıldıklarını, iş kaynaklı sağlık problemleri yaşadıklarını, çanta arama,  zorla belgelere imza attırma,  savunma yazdırma gibi muamelelere maruz kaldıklarını anlattılar. Geçen sene 250 olan işçi sayısının 160'a indirildiği ve geçtiğimiz haftadan itibaren işçilere iş çıkış belgelerinin sunulduğu, atama belgelerinin baskı altında imzalatıldığı, yapılan itirazların ve verilen dilekçelerin ise kabul edilmediği dile getirildi. İşçiler artık yollarına taşeron firmayla devam etmek istemediklerini, Koç Üniversitesi bünyesinde kadrolu olarak işe alınmak istediklerini ve bu yolda mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini söylediler. Toplantının sonucunda işçilerden, öğrencilerden, idari personelden ve öğretim üyelerinden oluşan bir komite oluşturulması, 1 Nisan Pazartesi günü kitlesel bir eylem örgütlenmesi ve eylemden sonra işçilerin yeni sözleşmelerini baskı altında imzaladıklarına dair dilekçe vermeleri kararlaştırıldı.

İŞÇİLER YAŞADIKLARINI ANLATTI
Koç Üniversitesi'nde çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntıları da anlattığı  toplantıda yer alan konuşmalardan dikkat çekenler ise şöyle:

"Rektörlük bölümünde 10 yıldır çalışıyorum. Evrak taşıyorum. İmza topladığım için beni okuldan uzaklaştırdılar. 53 gün mazeretli izin verildi. Bugün toplantı için okula geldiğimde güvenlik beni dışarı çıkardı. Öğrenci arkadaşlar beni tekrar içeri aldı. Talebimiz Koç Üniversitesi'nde kadrolu çalışabilmek."

"İşe servis elemanı olarak başladık ama yaptığımız iş sadece çaycılık ve mutfak değil. Yeri geldiğinde hocalarımızın fotokopilerini çekiyoruz, mailleriyle uğraşıyoruz, seminerlerini hazırlıyoruz, postalarını dağıtıyoruz. Biz her işi yapıyoruz, asgari ücret almamıza rağmen rahatsızlık duymuyoruz, bizden neden rahatsızlık duyuldu bunu öğrenmek istiyoruz. Gidecek miyiz, hakkımız verilecek mi haberdar değiliz. "

"Koç Üniversitesi'nde yurtlar bölümünde çalışıyorum. Önceden 1 binaya 2 personel düşüyordu, şimdi 2 binaya 1 personel. Performansın düştüğünü iddia ediyorlar, ama iki binaya bir personel bakarken performansın aynı olmasını bekleyemeyiz. Şimdi de emeklerimizi göz ardı edip bırakın gidin diyorlar.  Zorla imza attığımız evraklar var."

"5 senedir tuvalet çalışanıyım. Rektörlükte çalıştım, spor salonunda çalıştım, ağır kaldırmaktan bel fıtığı ameliyatı oldum. Taşeron istemiyoruz, Koç personeline geçmek istiyoruz."

"Biz 4 yıldır çalışıyoruz. Fakülteler, yurtlar her yere baktık. Bize zorla imza attırıp da siz hakkınızı alamazsınız, atama yapıldığınız yere 3 gün içinde gitmezseniz hakkınız gider dediler. Neden bir açıklama yapılmadı? Topkapı'ya atandım. Sarıyer'den Topkapı'ya kaç vasıta değiştiriliyor biliyor musunuz? Taşerona lanet olsun diyorum. 3 aylık çocuğumu bırakıp geldim buraya, taşerona hakkımı vermem."

'4. Yargı Paketi' komisyondan geçti: Puşi hala delil

4. Yargı Paketi, TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edildi. Meclis Genel Kurulu'na sevk edilen yargı paketi önümüzdeki günlerde görüşülecek.

4. Yargı Paketi olarak bilinen "İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" Meclis Adalet Komisyonu'nda kabul edildi.

Paket ile 3713 sayılı TMK'nın 7. maddesinin ikinci fıkrası, "Terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beşbin güne kadar adli para cezası hükmolunur" şeklinde değiştirildi.

PUŞİNİN ÖRGÜT ÜYELİĞİNE DELİLİĞİ SÜRÜYOR
Ayrıca, mitinglerde, yüzlerin gizlenmesi için fular takmak ya da örgütün amblemi olan herhangi bir şey taşımak da örgüt üyeliğinin delili olarak sayılmaya devam edilecek. Kısaca puşi, rozet, afiş suç delili olarak kabul edilmeye devam edecek.

'ÖRGÜT ÜYELİĞİ' MADDESİNDE BİR DEĞİŞİKLİK YOK
Paket ile birlikte, 5237 sayılı TCK'nın 220. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "veya amacının" ibaresi, "cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde" olarak değiştiriliyor. Ağırlıklı olarak 'örgüt propagandası' ile ilgili düzenlemeler içeren pakette, çok sayıda siyasetçi, avukat ve gazetecinin tutuklanmasına neden olan 'örgüt üyeliği' maddesinde ise herhangi bir değişiklik yer almıyor.

İHALEYE FESAT KARIŞTIRANA CEZA İNDİRİMİ
Tasarı ile ilgili komisyon görüşmelerinde CHP'nin yeni madde ihdasına ilişkin önergesi de kabul edildi. Buna göre; kamu kuruluşlarının yaptığı ihalelere fesat karıştıran kişiye verilen 5 yıldan 12 yıla kadar olan hapis cezası 3 yıldan 7 yıla indirilecek.

PAKET'E TEPKİLER GELMİŞTİ
AKP Hükümeti'nin "demokratikleşme" olarak sunduğu pakete, başta hukukçular olmak üzere toplumun tüm kesimlerinden itirazlar gelmişti. Hukukçular yaptıkları değerlendirmede, küçük kelime değişiklikleri ile sorunların giderilmeyeceğini, aslen Terörle Mücadele Yasası'nın 6. ve 7. maddelerinin kaldırılması gerektiğini belirtmişti.

KCK'den 'geri çekilme' açıklaması

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, PKK gerillalarının geri çekilmesi konusuna ilişkin bir açıklama yaptı: Erdoğan'ın iddia ettiği tarzda bir geri çekilme gündemimizde yok; yasal zemin şart.

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı,  gerillaların geri çekilmesi için yasal zemin yaratılması gerektiği ve somut bazı adımların atılmasının sürecin kalıcı ve sağlıklı gelişebilmesi açısından zorunlu olduğunu açıkladı.

Fırat Haber Ajansı'nda yer alan açıklamada, AKP hükümetinin henüz Kürt tarafından gelen adımlara denk düşen nitelikte somut adımlar atmadığını ifade eden KCK, "Başbakan Erdoğan'ın bir televizyon kanalında yayınlanan bir programda güçlerimizin silahlarını bırakarak sınır dışına çekilecekleri yönündeki açıklamaları inanıyoruz ki, ilgili tüm taraflarca dikkatle izlenmiştir. Her şeyden önce Erdoğan'ın kullandığı dil ve üslup sanki her şey tek taraflı ve kendi inisiyatifinde gelişebilecekmiş gibi yanlış ve olumsuz bir algı yaratmaktadır. Oysa süreç tek taraflı değil, Önderliğimizle devletin yaptığı görüşme ve müzakereler sonucunda karşılıklı adımların atılmasıyla ancak gelişebilecektir. Erdoğan'ın iddia ettiği tarzda bir geri çekilme durumu Hareketimizin gündeminde değildir. Devlet tarafından gerekli adımların atılması, bu temelde yasal ve olumlu bir zeminin yaratılması sonucunda güçlerimizin geri çekilme durumunun gündeme gelmesi mümkün olacaktır. Bunun için gerilla güçlerimizin ikna olabileceği somut bazı pratik adımların atılması sürecin kalıcı ve sağlıklı gelişebilmesi açısından zorunludur" denildi.

ÜSLUBA DİKKAT EDİLMELİ
Erdoğan'ın Kürt sorununun ismini bile anmadan sürekli "terör" ve "terörist" kavramlarını kullanması Hükümetin süreç karşısındaki samimiyeti ve ciddiyeti konusunda kuşku ve soru işaretleri yarattığına da işaret edilen açıklamada bu tür üslup ve yaklaşımların barış ve çözüm sürecine hizmet etmediğinin altı çizildi.

ÇÖZÜMÜ GELİŞTİREN TUTUMLAR ESAS ALINMALI
Erdoğan'ın Abdullah Öcalan'ın tutukluluk koşullarına ilişkin de değerlendirilmelerde bulunan açıklamada şunlar belirtildi: "Türkiye devleti mevzuatında her tutuklu ve hükümlünün televizyon, havalandırma vb. haklardan yararlanma durumu vardır. Önderliğimizin bu haklardan on dört yıl gecikmeli olarak yararlanmasını Erdoğan'ın sanki Önderliğimizden bir şeyler alma karşılığında izah etmesi ve bunu bir lütuf olarak yansıtması belirtmek durumundayız ki, ne sürecin ruhuna denk düşmekte, ne de politik ahlakla bağdaşmaktadır. Bir başbakanın aslında son derece insani ve doğal bir hak olan televizyon izleme vb. bazı durumları suiistimale açık bir zihniyetle yorumlayıp tepki yaratacak algılara neden olması ne başbakan olma konumuyla ne de bu hassas ve kritik sürecin ruhuyla örtüşmemektedir. Zira içine girilen süreç bütün bunların ötesinde halklarımızın geleceğini doğrudan belirleyecek kadar önemli bir süreçtir. Ortada Kürt sorunu ve Türkiye'nin demokratikleştirilmesi gibi tarihi önemde ciddi bir sorun varken, çözümü geliştiren bir tutumun esas alınması ve buna uygun tarihsel bir sorumlulukla yaklaşılması sürecin olumlu yönde gelişmesi açısından önemlidir."

ULUDERE RAPORUNA SERT TEPKİ
KCK ayrıca Uludere raporunun Türk Meclisinde kabul edilmesine de tepki gösterdi. Roboski'de 34 Kürt'ün açık bir insanlık suçu işlenerek katledildiğinin ifade edildiği açıklamada "Katliamın faillerini açığa çıkarmak göreviyle oluşturulan İnsan Hakları Komisyonunun failleri ortaya çıkarması gerekirken, AKP devletini aklamayı esas alarak hareket etmesi ve katliamda kasıt yok yönündeki açıklaması ikinci bir katliam anlamına gelmektedir. Özellikle AKP'nin oylarıyla mecliste bu raporun kabul görmesi bu hukuksuzluk ve katliamın doğrudan AKP Hükümeti tarafından gerçekleştirildiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu açıdan Roboski katliamının hesabı sorulmadan devletin bu tarihi sorumluluk altından çıkması mümkün değildir. Kürt halkının, Türkiye'deki demokratik, yurtsever ve aydın çevrelerin bunun hesabını sormaya devam edeceği açıktır" denildi.

30 Mart 2013 Cumartesi

Çayan ve yoldaşları katledildikleri yerde anıldı

Tokat'ın Almus İlçesi'ne bağlı eski ismi 'Kızıldere' olan Ataköy Beldesi'nde 41 yıl önce çıkan çatışmada öldürülen Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (THKP-C) lideri Mahir Çayan ve yoldaşları anıldı.

Anma programına katılmak için değişik illerden otobüs ve minibüslerle gelen yaklaşık 250 kişi Ataköy Beldesi girişinde jandarma ekipleri tarafından durduruldu. Çok sayıda asker ve polisin güvenlik önlemi aldığı anma programına katılan grup üstleri arandıktan ve kimlik kontrolleri yapıldıktan sonra beldeye giriş yaptı. Burada bir araya gelen grup Mahir Çayan ve arkadaşlarının güvenlik güçleri ile çatışmaya girdiği evin önüne kadar pankart açıp slogan atarak yürüdü. Ardından çatışmanın yaşandığı eve ulaşan grup evin kapısının kilitli olmasından dolayı anma programı dışarıda yapıldı.. Burada konuşan Tutuklu Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TAYAD) üyesi Ahmet Kulaksız, "Gençlerimizi, evlatlarımızı hapishanelere, F tipi hücrelere tıkarken bizlerden mücadele çizgimizi kimse terk etmemizi beklemesin" diye konuştu.

Anma programının sonunda Grup Yorum üyeleri tarafından türküler söylendi.

Kaynak: halkizbiz.com

Anonymous'tan Suriye'ye destek

Videoda ABD ve Türkiye'ye ilişkin iddialar da var.

Dünyaca ünlü hacker grubu Anonymous, Suriye'ye destek videosu yayınladı.

Videoda ABD, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan'ın Suriye'yi istikrarsızlaştırdığı iddia ediliyor.

Videoda ayrıca ABD hükümetinin iddiaları karşısında Anonymous'un Suriye'nin yanında olduğu belirtiliyor.

Anonymous tarafından yayınlanan video şöyle:

Kızıldere'nin 41. yılı: 'On’lar yaşıyor mücadele sürüyor'

İstanbul'da Kızıldere'nin 41. yılında "Direnişin ve dayanışmanın tarihi onurumuzdur" sloganıyla Taksim Tramvay Durağı'ndan Galatasaray'a anma yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirildi.
Katliamın 41’ıncı yılında İstanbul Beyoğlu Taksim Tramvay durağında “30 Mart’ta direnişin ve dayanışmanın onurlu tarihine birlikte sahip çıkıyoruz” sloganı ile bir araya gelen yüzlerce devrimci Galatasaray Meydanı’na yürüdü. Yürüyüş esnasında sık sık “On’lar yaşıyor mücadele sürüyor”, “On’lara sözümüz devrim olacak”, “Kızıldere son değil savaş sürüyor” sloganları atıldı.
Galatasaray Meydanında yüzlerce devrimci adın basın açıklamasını Nazmi Algan yaptı. Algan açıklamada, “Kızıldere devrimci bir dayanışmadır.Mahirler Kızıldere’ye giden yolda Denizlerin idamını engellemek için çıkmıştı. Bu bizlerin tarihindeki en önemli dayanışma eylemlerinden biridir. Siyasal iktidarın tüm devrimci değerlere ve kişiliklere saldırılarını yoğunlaştırdığı bu dönemde biz de devrimci dayanışmayla tarihimizle sahip çıkıyoruz. Bizler devrimci mücadele tarihinin egemenlerin eliyle kirletilmek istenmesine ve yeniden yazılma çabasına karşı hep birlikte tarihimize dokundurtmayız. Darbelere karşı onurlu direnişlerle dolu devrimci tarihin ve devrimci önderlerin; Mahir’in Deniz’in ve mücadele arkadaşlarının ‘darbeci, Ergenekoncu’ suçlamalarına maruz bırakılmasına izin vermeyeceğiz “ dedi.
img_7944_0.jpg
On’lar yola çıktıklarında emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı mücadele bu ülkenin üniversitelerinde, mahallerine, fabrikalarına, köyleirne doğru yayıldığını belirten Algan, “Bugün Ortadoğu’da emperyalizme karşı direnişi yükseltmek boynumuzun borcudur. Bu ülkenin devrimcileri darağacında yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşleri diyerek gitti. Bu söz yıllarca Kürt ve Türk halklarının mücadelesinin sloganı oldu. Ve bugünün mücadelesine de ışık tuttu. Bizler biliyoruz ki bu topraklarda barışı ve kardeşliği onurlu tarihimizden güç alarak, omuz omuza tesis edeceğiz” açıklamasını yaptı.
img_7987.jpg
Açıklamanın devamında Nazmi Algan, 30 Mart’ta Kızıldere’nin 41. Yıldönümünde On’ların şahsında, emperyalizm, faşizm ve şevenizme karşı boyun eğmeyen direnişlerle dolu tarihimize devrimci dayanışmayla sahip çıkıyoruz dedi.

soL

Mersin Üniversitesi öğrencilerinden liman işçilerine destek

Mersin Limanı'nda işten çıkartılan işçilere destek olan Mersin Üniversitesi öğrencileri, "Mücadeleniz mücadelemizdir, liman işçisi yalnız değildir" pankartı açtılar.

Mart ayı başında Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş bünyesinde çalışan 22 işçi toplu iş sözleşmesi görüşmelerinden uyuşmazlık kararı çıktıktan sonra işten çıkarılmıştı. Bu hafta içerisinde de taşeron firmada çalışan 7 işçi ve ana bünyede çalışan biri de baştemsilci olan 4 işçi işten çıkarıldı. İşçiler bu gelişmeleri işverenin yeni hamleleri olarak değerlendirerek, kararlı olduklarını ve nisan ayında ise greve gideceklerini bildiriyorlar. Liman önünde direniş çadırı kuran işçilere bugün bir destek de Mersin Üniversitesi öğrencilerinden geldi.

'Liman işçisi yalnız değildir'
İşçilerin direniş çadırına varmadan "Mücadeleniz mücadelemizdir, liman işçisi yalnız değildir" pankartı açan öğrenciler sloganlarla işçilere destek oldular. Burada basın açıklaması yapan öğrenciler adına metni okuyan Ahmet Kök, liman işçilerinin haklı mücadelesini sahiplendiklerini ifade etmek ve dayanışma içerisinde olacaklarının sözünü vermek geldiklerini belirterek " Sizler nasıl ki haklarınız için mücadele ediyorsanız bizler de üniversitelerde parasız, bilimsel, anadilde eğitim için mücadele ediyoruz. Emekçi çocukları olan bizler de okurken çalışmak zorunda kalıyoruz ve aynı sömürü çarkları bizleri de etkiliyor." diye konuştu. Sözlerinin devamında " İnsanca bir yaşam, insanca çalışma koşulları da ancak ve ancak işçi sınıfının eylemli dayanışması ve birlikte mücadelesi ile mümkün olabilir" diyen Kök ; bundan sonraki süreçte de işçilerin yanlarında olacaklarını vurguladı.

Üyeler sendikadan istifa ettiriliyor
Öğrencilerin geldiği sırada direniş çadırında bulunan ve limanda örgütlü sendika olan Liman-İş' in Genel Başkanı Önder Avcı sürece dair muhabirimize aktarımda bulundu. Sendikanın anayasal bir hak olduğunu söyleyen Avcı, bu haklarının işveren baskısıyla gasp edildiğini belirtti. Üyelerin notere götürülüp, istifaya zorlandığını ve süreç sonunda 30 işçinin sendikadan istifa ettiğini söyledi.

Toplu sözleşme görüşmelerinde uyuşmazlık oluştuğunu söyleyen Avcı; nisan ayının ikinci haftasında, atılan 34 işçinin işlerine geri dönmesi, insan onuruna yakışır şartlarda iş güvenceli çalışma ve alın terinin karşılıklarının alınması talepleriyle greve gideceklerini belirtti. Kuralsız, güvencesiz çalıştırılmaya, taşerona karşı olduklarını söyleyen Avcı, Liman-İş sendikası var olduğu sürece bu taleplerin takipçisi olacaklarını belirtti.

İşverenden sendika istifası için para teklifi
Sendikadan istifalar hakkında bilgi aldığımız işçiler, arkadaşlarına işveren tarafından istifa karşılığında binlerce lira para teklif edildiğini söyledi. Sendikal mücadelenin hak olduğunu söyleyen işçiler, sendikadan istifaların yaşandığını ancak mücadeleye devam ettiklerini ve Mersin Limanındaki örgütlülüğün kırılamayacağını belirttiler.

Halay, şiir ve müzik dinletisi
Açıklamalar sonrasında işçilerle halay çeken öğrenciler, burada işçiler için hazırladıkları program eşliğinde şiirler okuyarak ve mini bir konser vererek işçilere moral aşılamaya çalıştılar. Öğrenciler, mücadelede işçilerin yanlarında olacaklarını ve bir daha ki sefere desteklerinin daha da artacağını belirttiler.

Kaynak: soL

DTCF'de satırlı saldırıya uğrayan öğrencilere uzaklaştırma!

Geçtiğimiz dönem DTCF'de faşistlerin satırlı saldırısına uğrayan 10 öğrenciye bir dönem, onlarca öğrenciye ise birer ay okuldan uzaklaştırma cezası verildi.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi yemekhanesinde faşistlerin afişlerini yırtıp solcu öğrencilere saldırmasından sonra çıkan çatışma ile ilgili açılan soruşturmada onlarca öğrenci okuldan uzaklaştırma cezası aldı.

Geçtiğimiz dönem DTCF'de hem faşistlerin saldırıları hem de yönetimin baskısı sonucu bir çok öğrencinin yaralandığı olaylar yaşanmıştı. Okul dışından gelen 25 kişilik satırlı grup polisin ve güvenlik kameralarının önünde öğrencilere saldırmış, ancak olayın ardından yine solcu öğrenciler ceza almıştı. Öğrenci olmayan saldırganlara polis müdahale etmemiş, saldırının ardından saldırganlara herhangi bir soruşturma da başlatmamıştı.

Kısa bir süre önce 8 öğrencinin de okuldan atıldığı DTCF'de yaşananları anlatan Antropoloji öğrencisi Can Kaderoğlu, "Bu senenin başından beri planlı bir şekilde saldırı ve baskılara maruz kalıyoruz, okulda gerçekten elinde satır-bıçak taşıyan ve sürekli saldırgan bir halde gezen bir grup var. kasım ayında yemekhanede sırada beklerken, önce afişimizi indirip sonrada küfürler ederek saldırdılar ardından cezayı yine biz aldık. iktidarın yönelimleri dikkate alındığında ülkemizde ve okulumuzda olanlar paralellik göstermekte, iktidar ilerici birikime olan kinini üniversitelerde gençlikten çıkarmaya çalışıyor ama buna boyun eğeceğimizi sananlar yanılıyor" dedi.

Sömürüye karşı örgütlenecekler

DTK Sosyal Politikalar Komisyonu tarafından düzenlenecek olan Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayın hazırlıkları tamamlandı. Kurultayda mevsimlik tarım işçilerini çalışma koşullarına bir kez daha dikkat çekilerek, işçilerin talepleri dile getirilecek.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Sosyal Politikalar Komisyonu tarafından 6-7 Nisan tarihleri arasında Urfa’nın Viranşehir ilçesinde yapılacak olan “Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı”na ilişkin DTK binasında basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Sosyal Politikalar Komisyonu üyeleri Medeni Alpkaya, M. Şerif Camcı, Sadrettin Kaya, Vecih Aydoğan ve Ferda Koç katıldı. Toplantıda bilgilendirme amacıyla hazırlanan açıklamayı okuyan DTK Daimi Meclisi üyesi Ferda Koç, kurultayın hazırlık çalışmalarının son aşamaya gelindiğini bildirerek, mevsimlik işçilerin yoğun olduğu illerde ön çalışmaların yapıldığını belirtti. Ön çalışmanın ardından kurultaya katılacak delegasyonun tespitinin tamamlanmak üzere olduğunu anlatan Koç, “Mevsimlik tarım işçilerinin çalıştıkları illerde etkinlik gösteren emek örgütlerinin ve demokratik kuruluşların kurultayımıza katılarak mevsimlik tarım işçilerinin mücadele ve örgütlenme sürecine katkıda bulunması için gerekli girişimler gerçekleştirildi” dedi.

GÜÇLÜ BİR ENERJİ BİRİKTİ
Mevsimlik tarım işçilerinin ayrımcılığa, güvencesizliğe, vahşi sömürüye karşı mücadelelerine emekten yana siyasi parti ve kuruluşlarla dayanışma yolunda ilk adımın atıldığını kaydeden Koç, mevsimlik tarım işçiliği gerçeğiyle ilgilenen akademisyen, gazeteci ve aydınlarla kurultaya katılıp görüşlerini açıklamaları konusunda gerekli girişimlerde bulunduklarını söyledi. Kurultay için ön çalışma yürüttüklerin belirten Koç, “Mevsimlik tarım işçiliği gerçeğinin, Türkiye’deki Kürt sorununun ve sömürü düzeninin yıkıcılığının, vahşetinin en somut görünümlerinden birini oluşturduğunu; Kürt mevsimlik tarım işçilerinin, bu akıl almaz, vicdan kabul etmez sömürü düzenine karşı mücadele etmek için güçlü bir enerji biriktirdiğini gördük” diye konuştu.

Kürt mevsimlik tarım işçilerini kendi geleceklerini belirme yolunda tarihsel örgütlenme ve mücadeleyle Kürdistan, Türkiye, Ortadoğu ve tüm dünya emekçileri için eşitlik, özgürlük ve halkların kardeşliği yolunda yeni ve güçlü bir mücadele ocağını yaratacağını söyleyen Koç, tüm emek ve demokrasi güçlerini kurultayı izlemeye, mevsimlik tarım işçilerinin taleplerini ve mücadelelerini destekleme çağrısında bulundu.

KURULTAYIN HEDEFLERİ
Koç, kurultayın önüne koyduğu hedefleri şu şekilde sıraladı:

* Mevsimlik tarım işçiliğinin arkasında yatan siyasal, sosyal ve ekonomik gerçekleri ortaya çıkarma;

* Kürt mevsimlik tarım işçilerini, tarımsal üretimin ucuz emek ordusu olarak değerlendiren, insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda bırakan, ırkçı-ayrımcı-dışlayıcı-baskıcı politikalarla ezen ve her türlü yasal korumadan, örgütlenme ve mücadele hakkından mahrum bırakan çalışma düzenini tüm boyutlarıyla sergileme;

* Mevsimlik tarım işçilerinin, çalışmaya gittiği bölgelerdeki sosyal statüleri, ücret, iş güvenliği, sosyal güvenlik, ulaşım, barınma, sağlık, eğitim, güvenlik gibi konulardaki gereksinimlerini ve taleplerini belirleme;

* Mevsimlik tarım işçilerinin, ırkçılığa, ayrımcılığa, dışlanmaya ve baskıya karşı, insan onuruna yakışan ücret, çalışma ve yaşam koşullarına ulaşmaları için ihtiyaç duydukları bir mücadele örgütünün kuruluşunu başlatma görevleri bulunuyor.

- Evrensel

Kendilerini polis sanıyorlar

Son günlerde özellikle üniversite öğrencilerine yönelik uyguladıkları şiddetle gündeme gelen özel güvenlik birimlerinin Türkiye’deki sayısı 217 bini buluyor. ÇHD İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Avukat Gülvin Aydın, “Özel güvelik birimleri, yetkileri olmamasına rağmen mevcut düzenlemeye göre sınırlarını aşıyor” dedi. Yasalara göre özel güvenlik görevlilerinin her koşulda, zor kullanmayı gerektirecek durumlarda bile kolluğa haber vermesi gerektiğinin altını çizen Aydın, “Kısaca işçiler ama görevleri nedeniyle kendisine karşı suç işlendiğinde kamu görevlisi gibi oluyorlar. ÖGB eşittir polis. Daha ucuza daha güvencesiz daha çok polis çalıştırmış oluyor” dedi.

Aydın, şunlara vurgu yaptı: “Polisin cop kullanması bile tartışmalıyken özel güvenlik cop ve kelepçe kullanamaz. Kelepçe çok istisnai bir uygulamadır, kolluğun da çok istisnai kullanabileceği bir uygulamadır. Kişinin kendisine ya da bir başkasına zarar verme ya da kaçma durumu varsa kelepçe takarsınız. Ancak bu genel bir uygulama haline gelmiş, özel güvenlik de bunu kullanıyor.” Özel güvenlik birimlerinin görev ve yetkilerinin tam olarak tanımlanmadığı için bu durumla karşılaşıldığını belirten Aydın, “Özel güvenlik bu yetkileri nerden alıyor? Bu polis, yargı ve genel sistemin adaletsizliği, bütün bunlar birleşince böyle bir sonuç ortaya çıkıyor.” diye konuştu.

Özel güvenlik birimlerinin seçilmiş kişilerden oluştuğunu söyleyen üniversite öğrencisi Dilara Aydın ise, ÖGB’lerin öğrencilere karşı tavırlarının rahatsız edici olduğunu belirterek, “Öğrencilere karşı şiddet kullanıyorlar.” dedi.” Aydın, “İstanbul Üniversitesi’nde kendisine ülkücü diyen faşistlerin yaptığı eyleme özel güvenliklerden birinin katıldığını görmüştük. Okulumuzda x-ray cihazları var bu tip saldırıları engellenmesi için ama belli günlerde x-ray cihazlarının kapatıldığını görüyoruz. O günler faşist saldırıların yaşandığı günler oluyor ” şeklinde konuştu.

Mazlum Doğan mezarı başında anıldı

Diyarbakır Cezaevi'nde 21 Mart 1982 yılında 3 kibrit çöpünü yaktıktan sonra yaşamına son vererek Newroz'la bütünleşen ve "Çağdaş Kawa" diye anılan PKK'nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan mezarı başında anıldı.

Diyarbakır Cezaevi'nde 21 Mart 1982 yılında 3 kibrit çöpünü yaktıktan sonra yaşamına son vererek Newroz'la bütünleşen ve "Çağdaş Kawa" diye anılan PKK'nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan, Karakoçan'ın Yaşaroğlu (Goman) köyünde bulunan mezarı başında anıldı. Kardeşi Delil Doğan ile yan yana mezarı bulunan Mazlum Doğan'ın anmasına BDP PM üyesi Mazlum Kayaalp, BDP Dersim İl Örgütü yöneticileri ve Doğan'ın ailesi katıldı. Anmaya katılanlar özgürlük mücadelesinde yaşamlarını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşu ardından mezarlığa karanfiller bırakılıp dualar okundu.

Erdoğan buyurdu: Gidecek olan silahını bırakıp gitsin

Erdoğan, çözüm sürecinde PKK'nin silahlı unsurlarının nasıl çekileceğine yönelik tartışmalara ilişkin, "Gidecek olan silahını nereye bırakırsa bıraksın, gömerse gömsün o bizi ilgilendirmiyor, bırakıp gider" dedi.

Tayyip, canlı yayınlanan CNN Türk-Kanal D ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, özetle şunları söyledi:

"Bu süreç içinde, biz daha önceki MİT Müsteşarım Emre bey döneminde biz ada görüşmelerini başlattık. Bunları niye başlattık. Hepsi bugünlerin belki de bir ön hazırlığıydı, çalışmasıydı ve bütün bunları yaparken, asla bunları biz bir pazarlık konusu yapmadık, yapamazdık.''

Genel af
 ''Biz, kendi yargılamalarımızın silsilesi içinde, bizler devlete ait haklar konusunda af yetkisi kullanabiliriz ama şehitlerimizin veya bir maktülün hakkının affını sağlayamayız."

''Böyle bir yetkim olamaz. Şimdi bize kalkıp da 'ne karşılığı' diyenlere ben şu cevabı veriyorum : Karşılık değil, bir amaç uğruna bunu yapıyoruz."

'Türkiye'nin bölgede güçlü olmasını kimse istemiyor'
''Burada iki başlık çok önemli. Bir, bu işi provoke etmek isteyen içerde bazı mahfiller olabilir. İki, dışardan bazı mahfiller olabilir çünkü Türkiye'nin bölgede huzurlu ve güçlü olmasını açık söylüyorum kimse istemiyor.

'Silahların bırakılmaması sıkıntı doğurabilir'
Geçmişte biz alan eldik ama şimdi veren el olduk..Dikkat ederseniz ben sık sık, 'silahların bırakılması' diyorum çünkü bırakılmaması, sıkıntı doğurabilir çünkü silahlı olan birisinin geçtiğini olur ya görmeleri halinde, 'ha bu silahlı olduğuna göre acaba.''

''Bunlar kalkıp, hukuk devletinin içindeyiz her şeyden önce. Hukuk devletinin içinde hukuk devletinde yol geçen hanına çevirmek diye bir şey tabi ki olmaz..Biz hep şunu söyledik halen de onu söylüyoruz. Silah değil, siyaset buna doğru bir yaklaşımın kesinlikle telkinini biz de yapıyoruz ve bunu da özellikle bekliyoruz. Dolayısıyla niye silah. Bırak, silahsız olarak geçişini yap.''

'Gidecek olan silahını nereye bırakırsa bıraksın'
 ''Gidecek olan silahını nereye bırakırsa bıraksın, gömerse gömsün o bizi ilgilendirmiyor, bırakıp gider. Çünkü, aksi takdirde provokasyona bu iş çok açıktır. 'Yasal zemin' denildiği zaman, hazırlanacak yasal zeminler anayasa hükümlerine aykırı olamaz. Biz, şimdi anayasaya aykırı bir yasal zemin nasıl oluşturabiliriz. Bu işin muhatabı hükümettir''

'Silahların susması değil bırakılması diyorum'
''Bazen şu söyleniyor, 'silahların susması' deniliyor. 'Susması' değil, 'susması' demek 'silah elimdedir, her an ateşleyebilirim' demektir. Ben 'silahların susması' demiyorum, 'silahın bırakılması' diyorum"

7 bölgeden 7'şer akil insan
 ''Biz görüşeceğiz, kabul ederlerse 'ben de varım' diyorlarsa, biz de 'eyvallah' diyeceğiz ve böylece hedefimiz şu, 7 siyasi bölgemiz var malum ve bu 7 bölgede 7'şer kişiden oluşan bir akil insanlar kadromuz olacak. Burada akademi camiası var. Medya camiası var. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri var. Bütün bunlardan oluşan, bayanlar erkekler...''

Öcalan'a ev hapsi
 "Bunu geçmişte de söyledim. Ev hapsi falan böyle bir şey asla sözkonusu değildir. Onu da geçelim biz İmralı'da niye bu kadar bedel ödüyoruz. Çünkü normal bir f tipi cezaevine alsak her gün orada toplu mitingler mi izleyeceğiz veya bu toplu mitinglerle mi uğraşacağız ve bu huzursuzluğumuzu daha da artıracağı için biz bu bedeli millet olarak karşılıyoruz. Bu bedeli ödemenin ne kadar ağır olduğunu bile bile buna katlanıyoruz. Burada da risk alıyoruz. 'Al başkanlığı ver şunu...' haşa. Bunu söyleyen bir defa bizi iyi anlamamış.

Eğer bizim böyle bir derdimiz olsa biz kalkıp da tüzüğüne '3 dönem arka arkaya milletvekilliği yapan dördüncü dönem ayrılmak durumundadır' ilkesini getirmez. Biz bu ilkeyi getirmişiz. Bu ilkeyi getirmek ne demek. Bir diğeri de bu ülkede biz, cumhurbaşkanını millet seçsin diye milletin talebine cevap veren partiyiz."

'Yeni Oslo sürecine müsade etmem'
"Oslo sürecinde mağdur aranıyorsa, mağdur başta MİT müsteşarımdır, ondan sonra biziz. Çünkü, orada fatura bize kesilmek istendi. Kimse mağdur olmadı. Oslo sürecinde olmayan şeyler varmış gibi gösterilmek suretiyle birçok manipülasyonlar, provokatif girişimler yapıldı. 'Yeniden bir Oslo süreci yaşamak ister misiniz?' denilse... Ben, şu anda ilk bakışta yeniden bir Oslo sürecine müsaade etmem. Niye? Demek ki gurbette böyle şeyler yapıldığında orada farklı bazı böcekler devreye girebiliyor, o böcekler devreye girdikten sonra bazı yerlere servisler yapılabiliyor."

'İpe un seriyorlar'
"(Öcalan'la) BDP'liler (temas) kurmadı mı? Kurdurmadık mı? 3 kez grup halinde gittiler, onlara da söylendi bunlar. Bunlar söylendi. Söylendiği halde hala ipe un sermek olarak alırım ben bunu"

'Temennimiz 2013'te bitsin'
"Kabine üyesi arkadaşlarım böyle bir açıklama yapmışsa hata etmişler. Çünkü bu işin takvimi olmaz. Bu süreci biz idare etmiyoruz ki biz yönetmiyoruz ki. Nasıl kalkarız da biz buna takvim koyabiliriz. Bakın ben ne diyorum: Temennim odur ki 2013 içerisinde biz bu işi bitirelim. Arzum budur"

Yeni anayasa
"Yeni anayasada da biz CHP'yi, MHP'yi falan hepsini de hazırlıksız gördük. Bizim zaten daha önce yaptığımız taslak çalışmalarımız vardı. Hazırlığımız var, şu anda da mart ayı sonuna geldik. İş bitiyor. Şimdi bundan sonraki süreçte artık bizim yapmamız gereken de başımızın çaresine bakacağız, B planımızı, C planımızı uygulamaya koyacağız. Yeni anayasayla ilgili artık tek çare kalıyor, eğer anamuhalefet 'evet' derse onlarla oturur yürürüz. MHP zaten peşinen reddediyor, ikisi de olmuyorsa o zaman C planı devreye girer, C planında da BDP ile bizim anayasa değişikliği yapmamız mümkün değil, ancak ne yapabiliriz, olsa olsa referanduma gitme yolunu açabiliriz. Onlarla oturur konuşuruz, referandum için 330'u parlamentodan sağlayıp, çıkarmaya ve o yeni anayasametniyle halkımızın huzuruna gitmeye çalışırız. Ben inanıyorum ki halkımız bu yeni anayasaya sözünü biz kendilerine verdiğimiz için ona gerekli olan desteği de verecektir ve bununla çok daha farklı bir Türkiye'yi demokratik anlamda, laik Türkiye cumhuriyetini güçlü bir şekilde oluştururuz."

Eyalet sistemi
Güçlü bir Türkiye eyalet sisteminden korkamamalıdır. Eyalet sistemi tarihimizde vardır. Osmanlı'daki azınlıklar konusunda hoşgörüyü yakalamış değiliz. Seçilmiş vali mevzusu 2023 yılının konusu. Osmanlı Kürdistan, Lazistan demiş bizim bunu dememiz gerekmiyor.

Afyon'daki içki yasağı
Afyon'daki konuyu bütün içreğiyle bilmiyorum. Afyon valisi mi yaptı bilmiyorum. Kadıköy'de CHP, belirli saatlerden sonra alkollü mekanları kapatma kararı almış. Yanlıştır demiyorum, ancak medyada bu konuşulmadı. AK Partili belediye yapınca kıyamet kopardı. Biz alkolik gençlik istemiyoruz, bunu da anayasaya göre yapıyoruz.

Diyanet İşleri Başkanı'nın İzmir sözleri
Diyanet İşleri Başkanımızın İzmir ile ilgili sözlerine karşı verilen tepki haksızlık. Başkan, atadığı müftünün tanımını yapıyor. Kendisine teşekkür etmemiz gerekirken, yeriyoruz. Artık bunları kimse yutmuyor.

29 Mart 2013 Cuma

Van KCK davasında Bekir Kaya ve siyasetçilerin tümü tahliye edildi

Aralarında Van Belediye Başkanı Bekir Kaya'nın da bulunduğu 8'i tutuklu 13 kişinin yargılandığı Van KCK davasında siyasetçilerin tümünün tahliyesine karar verildi.

Güncelleme 22:04
Belediye binası önünde toplanan halk, "Bekir Başkan" sloganları atarken, ateş yakıp halay çekmeye başladı. Bekir Kaya'nın cezaevinden çıktıktan sonra buraya gelmesi bekleniyor.

Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde üçüncü duruşması görülen, aralarında Van Belediye Başkanı Bekir Kaya'nın da bulunduğu 8'i tutuklu 13 kişinin yargılandığı Van KCK davasında siyasetçilerin tümünün tahliyesine karar verildi.

ANF'nin haberine göre savcının tüm siyasetçiler için tahliye talebinin ardından ara veren Mahkeme Heyeti siyasetçilerin tümü için toplu tahliye kararı verdi.

Van merkez ve ilçelerinde 7 Haziran 2012 tarihinde "KCK" adı altında yapılan operasyon kapsamında, Van Belediye Başkanı Bekir Kaya, Asrın Hukuk Bürosu avukatı Cüneyt Caniş, Başkale eski Belediye Başkanı İhsan Güler, Muradiye İlçe Başkanı Mehmet Şirin Yıldız, Özalp Belediye Başkanı Murat Durmaz, BDP Başkale eski İlçe Başkanı ve DTK üyesi Derviş Polat, Edremit Belediye Başkanı Abdulkerim Sayan, BDP Çaldıran İlçe Başkanı Metin Adugit, BDP Erciş eski İlçe Başkanı Veli Avcı ve BDP Van Merkez İlçe Başkanı Halis Çakır gözaltına alınarak tutuklanmıştı. Dosya kapsamında Bostaniçi Belediye Başkanı Nezahat Ergüneş, eski BDP İl Eş Başkanı Mihriban Şah ile Başkale Belediye Başkanı Hecer Sarıhan ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. 22 Ocak'ta görülen ilk duruşmada, Edremit Belediye Başkanı Abdulkerim Sayan ile Özalp Belediye Başkanı Murat Durmaz tahliye edilirken, diğer Kürt siyasetçilerin ise tutuklu yargılanmalarına karar verilmişti.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers