30 Nisan 2013 Salı

1 Mayıs'ı militan bir çalışmayla karşıladık!

Halkın Birliği Okurları olarak Amerika- Şikago işçilerinin kanlarıyla 1886 yılında uluslar arası proletarya ve emekçilere kazandırdıkları birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs’a daha güçlü hazırlanmak için günler öncesinde hazırlıklara başladık. Militan bir çalışma içinde hareket eden HB okurları  hem dergimizin son sayısını genişçe kitlelere taşıdık ve hem de 1 Mayıs’la ilgili afiş, stikır ve  özel sayı çıkartarak  İstanbul’un birçok semtin de yaygınca dağıtım yapıp, yığınları 1 Mayıs’ta Taksim alanında buluşmaya ve 1 Mayıs taksim alanın vurulan zincirin parçalanması için çağrı yaptık. Faşist gerici güçlerin  faşist ırkçı ve şovenist saldırıları artırdığı dönemden 1 Mayıs’ın enternasyonalist ruhunu yükseltmenin  ne kadar önemli olduğu ortadaydı. Halkın Birliği okurları olarak hem afiş, hem özel  sayı ve hemde stikırlarla  emekçileri faşizme, sömürüye ve şovenizme kaşı 1 Mayısta alanlara çıkmaya ve eşitlik, özgürlük taleplerini yükseltmeye çağırdık.

Tüm polis engellemelerine, maddi olanakların kısıtlığına rağmen, güç ve olanaklarımız ölçüsünde 1 Mayıs’ın devrimci şiarlarını daha geniş kitlelere taşıyan ve onları kendi kavga günleri olan 1 Mayısa sahip çıkmaya ve 1Mayıs’ı, 1 Mayıs alanı Taksim’de kutlama çağırdık.

Biliyoruz ki 1 Mayıs her dönem  emek ile sermayenin karşı karşıya geldiği ve e sermayenin baskı ve saldırılarını artırarak emekçilerin  korku duvarları içine tutulmaya çalışıldığı bir gün yapılmaya çalışıldı. Ne ki faşist diktatörlüğün 1 Mayıs yasakları, baskı ve saldırılarına karşı, işçi sınıfı, emekçiler, devrimci ve ilerici güçler set oluşturmaya ve 1 Mayıs’ın mücadele geleneğini yaşatmaya çalıştılar. Bu zorlu, can ve kan pahasına yürütülen çalışmalar, 1 Mayıs’ı yasağını darbeleyip ortadan kaldırdı, hem de 1 Mayıs  Taksim alanı kazanıldı ve hem de 1 Mayıs resmi tatil günü ilan edildi. Tüm bunlar militan 1 Mayıs kutlamalarında ısrar eden emekçi ve devrimcilerin dirençli mücadelesiyle başarıldı.

1 Mayıs, ülkenin her yerinde değişik eylem ve mücadele biçimleri ile yaşatıldı ve yaşatılmaktadır da. Her alanda işçi ve emekçilerin gücünü sokağa çıkaran ve emekçilerin iş, ekmek ve özgürlük istemlerini yükselten bir hatta kutlanmalıdır. İstanbul’da 1 Mayıs kutlamalarının özel bir önemi olduğu bir  gerçekliktir. AKP hükümeti 1 Mayısa düşmanlığını tamirat gerekçesi ardına gizlenerek 1 Mayısın Taksim alanında kutlanmasını bir kez daha yasaklamaya, emekçi ve devrimcilere karşı kuvvet denemesine yöneldi. Ve İstanbul, işçi, emekçi ve gençliğin örgütlülük ve mücadelesinin en yüksek olduğu yerdir. Devrimci ve komünist güçlerin en büyük bölümü de İstanbul’dadır. 1979’da beri faşist diktatörlük 1 Mayıs Taksim alanını her 1 Mayıs’ta yasaklayarak  işgal etti. 1976-78 yılın da yığınların doldurduğu 1 Mayıs Taksim alanı 1977’de 34 emekçinin ve 89’da genç bir işçi Mehmet Akif  Dalcının şehit düşmesiyle büyük  bir manevi ve simgesel önem kazandı.

Bu bakımdan da  tüm işçiler, emekçiler, devrimci, ilerici güçler mücadele ile kazanılan  1 Mayıs Taksim alanının  yeniden keyfi gerekçelerle yeniden 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasına karşı 1 Mayıs’ı, 1 Mayıs alanı Taksim’de  kutlamak olmalı ve  AKP’nin her şeyi ben belirlerim saldırganlığına geçit verilmemelidir. Faşist diktatörlüğü yeni saldırılarından caydırmak için 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması hedeflenmeli ve  burada geri adım atılmamalıdır. Biliyoruz ki son sözü hep direnler söylemiştir. 1 Mayıs’ı militan bir çizgide kutlamak için Taksim’de buluşalım ve yasakları parçalayalım.

Yaşasın 1 Mayıs! Biji Yek Gulan!

İstanbul’da Halkın Birliği Okurları

Yasaklarda sökmeyecek İstanbul'da militan 1 Mayıs için Taksim'de olalım!

1 Mayıs, ülkenin her yerinde değişik eylem ve mücadele biçimleri ile yaşatıldı ve yaşatılmaktadır da. Her alanda işçi ve emekçilerin gücünü sokağa çıkaran ve emekçilerin iş, ekmek ve özgürlük istemlerini yükselten bir hatta kutlanmalıdır. İstanbul’da 1 Mayıs kutlamalarının özel bir önemi olduğu bir gerçekliktir. AKP hükümeti 1 Mayıs’a düşmanlığını tamirat gerekçesi ardına gizlenerek 1 Mayısın Taksim alanında kutlanmasını bir kez daha yasaklamaya, emekçi ve devrimcilere karşı kuvvet denemesine yöneldi. Ve İstanbul, işçi, emekçi ve gençliğin örgütlülük ve mücadelesinin en yüksek olduğu yerdir. Devrimci ve komünist güçlerin en büyük bölümü de İstanbul’dadır.

1979’da beri faşist diktatörlük 1 Mayıs Taksim alanını her 1 Mayıs’ta yasaklayarak işgal etti. 1976-78 yılın da yığınların doldurduğu 1 Mayıs Taksim alanı 1977’de 34 emekçinin ve 89’da genç bir işçi Mehmet Akif Dalcı’nın şehit düşmesiyle büyük bir manevi ve simgesel önem kazandı. Bu bakımdan da tüm işçiler, emekçiler, devrimci, ilerici güçler mücadele ile kazanılan 1 Mayıs Taksim alanının yeniden keyfi gerekçelerle yeniden 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasına karşı 1 Mayısı, 1 Mayıs alanı Taksim’de kutlamak olmalı ve AKP’nin her şeyi ben belirlerim saldırganlığına geçit verilmemelidir.

Faşist diktatörlüğü yeni saldırılarından caydırmak için 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması hedeflenmeli ve burada geri adım atılmamalıdır. Biliyoruz ki son sözü hep direnler söylemiştir. 1 Mayıs’ı militan bir çizgide kutlamak için Taksim’de buluşalım ve yasakları parçalayalım.

1 Mayıs’ı, 1 Mayıs Taksim alanında kutlamak için ileri!

‘Taşeron cenneti’ hayalini yıkacağız

Sağlıksız, ağır ve güvencesiz koşullarda çalışan işçiler, taşeron işçi kurultayında bir araya geldi. Antalya’da ilk kez gerçekleştirilen işçi kurultayında taşeronlaşmanın yasaklanması, iş güvencesi, insanca çalışma koşulları, kadro ve sendika taleplerini dile getiren işçiler, 1 Mayıs’ta Antalya’da alanlarda  olacaklarını ilan etti.

ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI
Genel-İş, Sosyal-İş, Dev Sağlık-İş, Güvenlik-İş ve Tüm Bel-Sen’in çağrısıyla gerçekleştirilen kurultayda, Tertip Komitesi adına açılış konuşmasını yapan Mustafa Aykara, taşeron çalışmaya boyun eğmenin, işçinin elindeki çekici kendi ayağına vurması demek olduğunu ifade etti. Kurultayın insanca çalışma yaşamı için mücadele ağını örecek bir başlangıç olduğunu dile getiren Aykara, birlikte mücadelenin önemine vurgu yaptı.

‘ONURLU YAŞAMAK İSTİYORUZ’
Taşeron çalışan iş makinesi operatörü Bayram Sandallı ise, işçileri yaşanamaz hale mahkum eden politikaların sürdüğünü söyledi. Üzerindeki kıyafetleri gösteren Sandallı, “Hepsi başkalarından aldığım elbiseler. Ayakkabı alacak, kahveye oturup çay içecek kadar bile param yok. Bizi bu hale getirenlerin ayıbıdır. Ben onurlu ve gururlu yaşamak istiyorum” dedi.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı taşeron bir firmada çalışan temizlik işçisi Sadık Aslan, işçi kurultayının umut verdiğini ve taşeron çalışmaya son verecek kararların alınması gerektiğini söyledi.

‘ÖRGÜTLENİNCE GÜÇLÜ OLURUZ’
Belediyeye bağlı taşeron bir firmada çalışan temizlik işçisi Pınar Kürtoğlu, maaşlarının düzenli ödenmediğini ve çoğu zaman işe gidebilecek kadar bile para bulamadıklarını söyledi. Ankara’dan 4 ay önce çalışmaya gelen bir sanayi işçisi ise, işçilerin sorunlarını çözmekte sendikaların yetersiz kaldığını belirtti. “25 kişi bir atölyede hiçbir güvencemiz olmadan çalışıyoruz. Örgütlenirsek gücümüz olacağını biliyoruz. Ama sendikacılar da biz de adım atmadığımız için suçluyuz” dedi.

STAJ SÖMÜRÜSÜ CAN YAKIYOR
Meslek Lisesi Mezunu Metin Kaban, yıllarca staj adı altında sömürüldüğünü ve geleceğin taşeron işçileri olmaktan korkar hale geldiklerini söyledi. “Hakim olmadığımız alanlarda 10 saatten fazla çalıştırıyorlar. Bir arkadaşım staj sırasında elini pres makinesine kaptırdı. Ölebilirdi de” diye konuştu.
Taşeron işçilerin işten atılma korkusuyla sendikalı olamadıklarını, bu durumun da hükümetin ve patronların işine geldiğini ifade eden taşeron işçi Cihangir Yılmaz,  “Biz olmayı becerebilirsek kazanırız” dedi.

SERMAYEYE CENNET İŞÇİYE CEHENNEM
Hükümetin “müjde” olarak sunduğu Ulusal İstihdam Stratejisinin ucuz iş gücüne kapı araladığını belirten Sosyal- İş Antalya Şube Başkanı Hüseyin Kaplan, stratejinin sermaye için taşeronun önündeki engelleri kaldıracak bir proje olduğunu da sözlerine ekledi. “Sermayeye cennet, işçiye ise cehennem hayatını dayatıyorlar. Taşeron çalışma devam ettikçe iş barışı da olmayacak” diyen Kaplan, 1 Mayıs’ta işçilerin taleplerini alanlara taşıması gerektiğini söyledi.

HAK ALMANIN YOLU SENDİKA
Güvenlik-İş Sendikası’nın avukatlığını yapan Fırat Kılıç, yıllarca karın tokluğuna çalıştıktan sonra işten atılan birçok işçinin hakkını aramaktan uzak olduğunu belirterek, “Patronlardan daha  mı zenginsiniz? Neden bunu bir mücadele aracı olarak kullanmıyoruz?” diye sorarak işçileri sendikal mücadeleye çağırdı. Tüm Bel-Sen Şube Başkanı ve KESK Dönem Sözcüsü İlhan Karakurt ise, kurultayda öne çıkan taleplerle Antalya’daki tüm işçi ve emekçileri 1 Mayıs’ta alanlarla olmaya çağırdı.

KURULTAYDA ALINAN KARARLAR
* Taşeron izleme komitesi kurulması,
* Taşeron örgütlenme komitesi kurulması,
* Taşeron hukuk bürolarının kurulması,
* İlçelerde de kurultay yapabilmek için çalışmalara başlanılacak,
* Yerel seçimlerden önce ikinci işçi kurultayının yapılması,
* Ücretlerin zamanında ve tam olarak ödenmesi için sendikal örgütlülüğe hız verilecek,
* Bölgesel asgari ücrete karşı bilgilendirme çalışması yapılacak,
* İşçi, memur ve öğrencileri bir araya getirecek piknik organize edilecek,
* Turizm ve organize sanayi işçilerinin örgütlenmesi için çalışmalara başlanacak,
* Kıdem tazminatının kaldırılmasına karşı çalışmalar yürütülecek,
* Engellilerin iş istihdamıyla ilgili yasal düzenlemeleri denetleyecek komite kurulacak,
* Ev işçiliğinin iş kolu sayılması için çalışma başlatılacak.

Duygu Ayber

Newroz ateşi 1 Mayıs coşkusuyla buluşuyor

Bölge illerinde bu yıl 1 Mayıs silahların sustuğu bir ortamda kutlanacak. Kalıcı barış, eşit ve kardeşçe bir yaşam talebinin öne çıkacağı 1 Mayıs’ta en önemli vurgulardan biri de ‘taşeronluk sistemine hayır’ olacak. Diyarbakır halkı 1 Mayıs’ta dört koldan İstasyon Meydanı’na akacak. Diyarbakır’da  ‘Newroz ruhuyla 1 Mayısa’ sloganıyla kutlanacak 1 Mayıs çalışmaları kapsamında 100 bin el ilanı dağıtıldı. İş yerlerinde miting için hazırlık toplantıları yapılırken, kentin birçok caddesine asılan pankartlarla mitinge katılım çağrısı yapıldı. 1 Mayıs günü Alipınar Köprüsü, Urfakapı, Ofis ve Körhat güzergahlarından İstasyon Meydanı’na yürünecek. Mitinge Genel-İş’te örgütlenen taşeron işçilerin yoğun katılımı bekleniyor. Mevsimlik tarım işçileri de Mevsimlik Tarım İşçileri Örgütlenme Girişimi’nin çağrısıyla alandaki yerlerini alacak.

EMEK VE DEMOKRASİ İÇİN
1 Mayıs mitingine ilişkin gazetemize konuşan miting tertip komitesi başkanı ve Tüm Bel Sen Diyarbakır Şube Başkanı Medeni Alpkaya “Emekçilere yönelik saldırılara karşı, demokratik siyaset kanallarının açılması için alanlarda olacağız” dedi. Kürt sorunun çözümünde yeni bir dönem yaşandığını belirten Alpkaya, “Bu sürece emekçiler daha aktif müdahil olmalı. Emekçiler kendi talepleriyle demokrasi taleplerini birleştirmeli. Diyarbakır’da geçen yılları aşan bir katılımı hedefliyoruz. Tüm halkımızı 1 Mayıs mitingine katılmaya çağırıyoruz” dedi.

‘EMEĞİN HAKLARI VE BARIŞ İÇİN 1 MAYISA’
1 Mayıs’ı barış ortamında karşıladıklarını belirten Yol-İş Diyarbakır 1 No’lu Şube Başkanı Halil Öztopalan ise “Barış için ve taşeron sistemine hayır demek için alanlarda olacağız. Kölelik sistemini kabul etmeyeceğimizi haykıracağız” dedi. 1 Mayıs hazırlıklarını tamamladıklarını ve en geniş katılımla 1 Mayıs alanında olacaklarını dile getiren Öztoplan, “Emeğin hakları ve demokrasinin gelişmesi için emekçilerin örgütlülük düzeyini arttırmalıyız. 1 Mayıs’ta tüm saldırılara karşı alanlarda çıkacağız” dedi.

TARIM İŞÇİLERİ DE ALANDA OLACAK
Mevsimlik tarım işçileri de ulaşım, barınma hakkı, insanca çalışma koşulları için ve ayrımcılığa karşı 1 Mayıs alanında olacak. DTK’ın Viranşehir’de gerçekleştirdiği Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayının ardından kurulana Mevsimlik Tarım İşçileri Örgütlenme Girişimi 1 Mayıs’a katılım çağrısında bulundu.

‘BARIŞ, EŞİTLİK VE EMEĞİN HAKKI İÇİN’
Diyarbakır’da DİSK’e bağlı sendikalar ortak bir açıklama yaparak 1 Mayıs’a katılım çağrısı yaptı.  Genel-İş Diyarbakır Şube binası önünde yapılan açıklamaya Dev-Sağlık İş, Enerji-Sen, Emekli-Sen, Genel-İş, Cam Keramik-İş sendikalarının Diyarbakır şube başkanları ve çok sayıda sendika üyesi katıldı. Ortak açıklamayı yapan Genel-İş Şube Başkan Salih Doğrul, “Newroz’da yükselen barış, eşitlik, adalet çağrısının yarattığı tarihi fırsatın heba edilememesi için işçilerin üzerine düşen sorumluluğun bilincindeyiz. 1 Mayıs alanında ezilenlerin, sömürülenlerin ve mazlumların sesi olacağız. ‘Taşeron Cumhuriyetine izin vermeyeceğiz’ diyeceğiz. Emeğimizi sermayeye karşı savunmak, barış eşitlik ve adalet için halkımızı ve tüm emekçileri 1 Mayıs’ta İstasyon Meydanı’na davet ediyoruz” dedi.

Cumhur Daş / Kübra Kırımlı - Evrensel

Mehmet Ağar'ın 'tatili bitti'

Susurluk davası kapsamında tutuklanan DP Eski Genel Başkanı Mehmet Ağar tahliye oldu.

Susurluk davasında 5 yıl hapis cezasına mahkum edilen ve bir yıldır cezaevinde olan eski Emniyet Genel Müdürü, eski İçişleri ve Adalet Bakanı Mehmet Ağar, cezaevinden çıktı.

3.YARGI PAKETİNDEN YARARLANDI
3'üncü Yargı Paketi'nde yer alan ve şartlı tahliyesine bir yıl kalanlara, yarıaçık cezaevine gitmeden 'denetimli serbestlik' olanağı tanıyan düzenlemeden Mehmet Ağar da yararlandı. Ağar'a, cezasının kalan 1 yılı için denetimli serbestlik hükümleri uygulanacak.

NE OLMUŞTU?
Siyaset- mafya- polis" ilişkilerini açığa çıkaran 3 Kasım 1996’daki Susurluk kazasından sonra Ağar hakkında dava açılmıştı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nda görülen davada, Ağar’a ‘silahlı çete oluşturmaktan’ 5 yıl hapis ceza verildi. Susurluk davasında ‘çete yöneticisi’ olmakla suçlanan Mehmet Ağar’ın ‘cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak’ suçundan verilen 5 yıllık hapis cezası Yargıtay tarafından onanmıştı.

1 YIL DENETİMLİ SERBESTLİK
Ağar 2 yıl cezaevinde kaldıktan sonra şartlı tahliye olacaktı. Ağar'a, 5 yıl da kamu hizmeti yasak verilmişti. Ancak yeni yasadan yararlanan Ağar, 1 yıl hapis yattıktan sonra 1 yıl da denetimli serbestlik şartıyla tahliye edildi.
Mehmet Ağar, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 5 yıl hapis cezası vermesinden sonra, avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada "Vicdanen rahatım" demişti.

“DEVLET’ GEL ‘DEDİ GELDİK’ GİT’ DEDİ GİTTİK”
Tahliye olan Susurluk davasından hükümlü eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, "Bunu bir devlet görevi olarak gördüm, tamamladım. Devlet 'gel' dedi geldik, 'git' dedi gittik" dedi.

Ağar, Bodrum ilçesine bağlı Turgutreis beldesindeki evinde gazetecilere yaptığı açıklamada, 2 yıl olması gereken cezanın bir yılını bitirdikten sonra herkesin istifade ettiği Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümlerinden yararlanarak serbest kaldığını ifade etti. Cezaevinde kaldığı süre boyunca yurdun her köşesinden binlerce kişinin kendisini ziyaret ettiğini söyleyen Ağar, "Hepsine şükran borçluyum, gönülden teşekkür ediyorum. Dediğim gibi başlangıçta girerken, bunu bir devlet görevi olarak gördüm, tamamladım. Devlet 'gel' dedi geldik, 'git' dedi gittik. Şu anda yapacağımız 76 milyon gibi sade bir vatandaş gibi ailemle, çocuklarımla, torunumla yaşamaktır" dedi.

Bu süreçte kendisine yakınlığını esirgemeyen milletin tüm fertlerine, dostlarına teşekkür eden Ağar, "Umudumuz odur ki, Türkiyemizin geleceği bugününden daha iyi olacaktır. Bizim gönlümüzden geçen samimi temennimiz budur, Allah milletimizin, memleketimizin yardımcısı olacaktır, buna da gönülden inanıyoruz" diye konuştu.

Mayıs 2013 programı Kazancı yokuşu anmasıyla başladı: 'Taksim yasağı teknik değil siyasi bir karar'

1 Mayıs 2013 Programı, bugüne kadar gerçekleşen kutlamalarda hayatlarını kaybedenlerin Kazancı yokuşu ve Şişhane'de anılmasıyla başladı.

Kazancı yokuşu'nda ilk olarak 1 Mayıs 1977'de yaşamını yitiren 36 emekçi ile 1886'da Amerika'da idam edilen işçiler anıldı, 1 Mayıs anıtına karanfil bırakıldı.

LAMİ ÖZGEN: '1 MAYIS KUTLAMALARINI YASAKLAMAK İSTEYENLER, KATLİAMI YAPAN KESİMLERDİR'

KESK Genel Başkanı Lami Özgen, 1 Mayıs kutlamalarını yasaklamak isteyenlerin, bu ülkenin katliamlarından sorumlu karanlık kesimler olduğunu ifade etti. Failleri bilinmesine rağmen katliamın hala karanlıkta bırakılmak istendiğine dikkat çeken Özgen, "Geçmişle yüzleşmek isteyen biz işçi ve emekçiler 1 Mayıs katliamları ve diğer katliamları açığa çıkarmak ve devleti bu gerçekle yüzleştirme sorumluluğu ile karşı karşıyayız" dedi.

Özgen, 1 Mayıs'ın emekçilere kapatılmak istenmesine karşı 1 Mayıs günü eşitlik, adalet, özgürlük, barış talepleriyle, tüm ezilenlerle birlikte 1 Mayıs Taksim alanında olacaklarını duyurdu. Özgen, "1 Mayıs 1977'nin hesabını sormaya devam edeceğiz" dedi.

ARZU ÇERKEZOĞLU: 1977'DE KATLEDİLENLERİ ANMAK GELECEĞE SAHİP ÇIKMAKTIR
DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu da "1 Mayıs 1977'de katledilenleri anmak bu ülkeye, bu meydana, geleceğe, tarihe sahip çıkmaktır. Taksim Meydanı bu ülkenin güzelliklerini üretenleri yok sayanlara karşı direnişin ve kararlılığın adıdır. Mücadelenin meşruiyetinin ve haklılığının simgesidir. Ve bu meydan yıllar sonra yeniden mücadele ile kazanılmıştır" dedi.

AİHM'in 1 Mayıs kararını hatırlatan Çerkezoğlu, ilk kez bir meydanın uluslararası hukukta meydan olarak tanındığını söyledi. Çerkezoğlu, ekledi: "Bundan sonra hükümete düşen Taksim Meydanı'nın kutlamalara uygun hale getirilmesi için gerekli olanakları yaratmaktır."

'BU SİYASİ BİR KARARDIR'
Taksim Meydanı'nın teknik bir gerekçe ile emekçilere kapatılmadığını söyleyen Çerkezoğlu, "Bu siyasi bir karardır. Eğer fiziki bir engel olsaydı inşaat sektöründeki gelişmeyle övünenler, iki günde double yol yaptığını söyleyenler 24 saatte bu meydanı kutlamalara uygun hale getirirdi" dedi.

Açıklamanın ardından kitle, İstiklal Caddesi boyunca bildiri dağıtarak ikinci anmanın yapılacağı Şişhane'ye yürüdü.

MEHMET AKİF DALCI ANILDI
Şişhane'de konuşan DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu Şişhane'de 1989 1 Mayıs'ında yaşamını yitiren Mehmet Akif Dalcı'yı anmak için toplandıklarını söyledi ve "Asıl anmamızı 1 Mayıs günü Taksim'de yapacağız" dedi.

1 Mayıs alternatif medya canlı yayın koordinasyonu kuruluyor

İnternet ve sosyal medya alanında özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler alternatif medya alanında yeni kapılar açmaya başladı. 1 Mayıs'ta Türkiye'de de bu alanda önemli bir girişim hayata geçiriliyor.

Eğer bir akıllı telefonunuz varsa, basit bir uygulama yükleyerek görüntülü ve sesli canlı yayın yapabilirsiniz. Dijital Aktivizm ve Yurttaş Medyası alanında Türkiye'de bir ilke imza atılıyor. Akıllı telefonlarınız, tabletleriniz veya laptop bilgisayarlarınız vasıtasıyla 1 Mayıs meydanlarından internet tabanlı olarak yapacağınız çekimler canlı olarak tüm dünyayla paylaşılacak. Bu alanda şu ana kadar atılan kimi adımlar olmasına rağmen 1 Mayıs 2013 bu alandaki en kapsamlı girişime tanıklık edecek.

NASIL YAPACAKSINIZ?
Bambuser en güvenli ve en iyi performans veren uygulama ancak Türkiye’de yasaklı. Bu yasağı hotspot shield uygulamasını yükleyerek delebilirsiniz. İkinci seçenek ustream uygulamasını indirmek, basit ve hızlıdır. Üçüncü seçenek livestream for producers. Daha eski telefonlar içinse qik.com canlı yayın hizmeti veriyor. Bu uygulamalardan birini telefonunuza yükledikten sonra uygulamanın içinden bir kullanıcı profili oluşturuyorsunuz, bu sizin özel kanalınız oluyor, burada istediğiniz zaman istediğiniz şeyi canlı yayınlamak için internet bağlantınız olması yeterli.

Yayın yaparken telefonunuzu yatay şekilde tutarsanız daha iyi bir görüntü sağlarsınız. Yayına göndereceğiniz sesi kullanmak için telefonunuzun mikrofonlu kulaklığını kullanabilir, böylece gürültünün ortasında anlaşılabilir röportajlar yapabilirsiniz. Yayınınızı durdurduktan sonra "kaydet" tuşuna basarak arşive düşürmeyi unutmayın.

http://www.youtube.com/watch?v=VvrKJXT4M9U bağlantısındaki kısa videoda, vatandaş habercilerin alanda nasıl davranması gerektiğine dair öneriler var, bunu izlemenizi öneririz.

KANALIMIZI KURDUKTAN SONRA SIRA KOORDİNASYONDA
Kanalınızı kurduktan sonra sıra koordine olmakta. Oluşturduğunuz kullanıcı profilinin adını veya kanalınızın linkini nabermedya@gmail.com adresine gönderdiğizde globalrevolution.tv ve revoltistanbul gibi kanallarının veri tabanına ekleneceksiniz, yaptığınız yayın deneyimli editörler tarafından dünyanın dört bir yanından yapılan yayınlarla birleştirilecek. Böylece normalde ulaşacağınızdan çok daha fazla izleyiciye ulaşabilirsiniz ve yaptığınız yayınlar fark edilmeden geçmez. Emek Dünyası haber portalı da bu yayınları destekleyecek. Facebook’ta nabermedya isimli gruba katılarak da diğer vatandaş medyacılarla iletişime geçebilir, alanda olanları nasıl aktaracağınızı birlikte planlayabilirsiniz.

ANLIK İLETİŞİMİN EN HIZLI VE GÜVENİLİR YOLLARI
irc.indymedia.org sitesine girip istediğiniz kullanıcı adını girdikten sonra kanal kısmına #1mayismedyakoordinasyonu yazarak irc konuşmasına dahil olabilirsiniz, irc anlık iletişimin en hızlı ve güvenilir yollarından biridir.

Medya koordinasyonuna izleyici olarak da katkıda bulunabilirsiniz. 

https://occupythecomms.cc/sitesine üye olup https://occupythecomms.cc/g/1_mays_medya_koordinasyonu grubuna katılabilirsiniz. 

Burada Youtube'dan Twitter'a Facebook'tan anadalga medyaya kadar 1 Mayıs’a dair bütün medya araçlarını bir araya getirip paylaşabilirsiniz. Anlatmak istediğimiz olayların başka dillere çevrilmesine yardımcı olabilirsiniz. Canlı yayınların hangi dakikasında ne olduğunu kolektif padlere not alarak editörlere yardımcı olabilirsiniz. Bir sorunla karşılaşırsanız  nabermedya@gmail.com adresine mail atarak yardım alabilirsiniz.

29 Nisan 2013 Pazartesi

ESP yasakçı ve saldırgan tutumundan vaz geçmelidir!


Burjuvazinin Taksim yasağına karşı Halkın Birliği imzalı bildirileri İstanbul’un değişik semtlerinde yoğun olarak dağıtarak-Avcılar Metrosundan başlayıp Mecidiyeköy metrosuna ve oradan - Taksime bildiri dağıtıp ajitasyon yaparak geldik. Devrimci çalışmalarımızda en çok devlet ve polis rahatsız olurken aynı zamanda Taksim de 1 Mayıs bildirisi dağıttığımızı gören ESP’liler bundan rahatsızlık duyarak, bildiri dağıtan yoldaşları müdahale edip, Halkın Birliği adına faaliyet yürütemezseniz vb. sözleriyle bildiri dağıtmamızı engelleyemeye çalıştılar. Biz ESP’lilerin bu müdahalesine rağmen bildiri dağıtmaya devam ettik ve bundan rahatsızlık duyan ESP’liler bildirilere müdahale ederek engellemeye çalıştılar. Her zaman ki yaptıkları tahammülsüzlüğü ve Halkın Birliği’ne karşı düşmanlıklarını engelleme tutum içine girerek Taksimin ortasın da provokatif yaklaşımlarıyla bir kez ortaya koydular.
 
5-6 kişi olan ESP’liler HB adına bildir dağıtamazsınız yaklaşımıyla, sağa sola telefon edip insan getirmeye çalışırken, HB okurları olarak olayı yatıştırmaya çalışıp, ESP’lilerin yasaklamacı müdahaleci tutumlarının yanlışlığını emekçilere açıklamaya çalıştık. Sayıları arttıkça HB okurlarının dağıtmış olduğu, emekçileri faşizme ve sermaye karşı kavgaya çağıran 1 Mayıs bildirilerini zoraki alıp yırtmaya kalkışmak, Halkın Birliği imzalı bin bir emek harcayarak duvarlara yapıştırılan afiş ve stikırların üzerini özel olarak kapatmak, hoş bir durum olmasa gerek. Komünistlere karşı kahraman olan ESP’lilerin, faşist şovenistlerin propagandasını önlemeye yönelik her hangi bir çaba içinde olmamaları da ilginç olsa. 

Bugüne kadar tabanını silahlı direniş, devrime hazırlık, illegal mücadele vb. yalanıyla aldatıp, sonrada TDKP gibi illegal örgütü ve silahla mücadeleye göre örgütü hazırlamayı bir yana iterek legalist tasfiyecilik yolunda ilerleyerek legalizm batağına saplanan ESP, devrimcilere saldırarak, yalanlarını ve tasfiyeciliklerini gizlemeye çalışıyorlar. Ama artık bu taktikte işe yaramıyor. 

Dahası, ESP’nin yürüdüğü yolun çıkmaz yol olduğunu yaşananlar yakıcı olarak açığa serdi. Kendinden kopan ve ayrılanlara şiddet kullanmayı, kafa göz kırmayı- komplolarla katletmeyi, yasak koymayı, iftiralarla itibarsızlaştırmayı vb. bir ilke haline getiren, bu hatta ayakta kalmayı amaç edinen gerici zihniyet, ESP’ye her daima zarar vermiş ve erimesini sağlamıştır. 

Peki, tüm ESP ve devrimcilere soruyoruz; emekçileri devrim ve sosyalizm mücadelesini geliştirip ileriye taşımak için Halkın Birliği imzalı 1 Mayısta alanlara çıkma çağrısı yapan 1 Mayıs bildirisini engellemek ve yırtmaya kalkışmak hangi sınıfın çıkarlarına hizmet ediyor, devrime ve ESP’ye nasıl bir yarar sağlanıyor? 

Devrimci hareketin yığınlardan koptuğu ve kimliksizleşip- kişiliksizleştirdiği ve dipte seyreder bir konumda durduğu koşullarda ESP gibi akımların devrimi ve kendiler gibi düşünmeyenlere yönelik yasakçı- saldırgan karşı-devrimci hizmet eden tutumlar, yığınları daha fazla devrimci harekette uzaklaştırma ve güvensizliği derinleştirmekten öte hiç bir fayda sağlamadığı görülmüştür. 

Dahası 1 Mayısın ruhu, birlik, dayanışma ve ortak bir hareket içinde mücadeleyi edip, grupçuluğa ve ben merkezciliğin dağıtıcı-yıkıcı yaklaşımlarına karşı daha güçlü bir mücadele içinde olmayı dayatırken, emekçilere ve devrime karşı zerre kadar sorumluluk duygusu içinde olmayan ESP gibi kendinden menkul akımlar, her fırsatta provokasyon ortamı yaratan yaklaşımlardan ve saldırganlıklardan geri durmayarak mücadeleye zarar vermektedirler. ESP her fırsatta bu pervasız tutumunu, Halkın Birliği okurlarına yönelik saldırganlığıyla ortaya koymakta ve düşmana göstermediği tahammülsüzlüğü devrimci sosyalistlere göstermektedir. 

Hatırlanacağı üzere 12 Mart Gazi Katliamı anma etkinliğinde Gazi katliamını protesto eden KP-İÖ imzalı pankartı polisten önce asıldığı yerde indirerek yakmış ve herkeste seyretmişti. Bugünde Taksimde aynı gerici yasakçı yaklaşımı pratiğe sürerek, HB okurlarının bildiri dağıtmalarına engel olunmaya çalışılmış ve polise saldırı için adeta davetiye çıkarılmıştır.

Tüm devrimci ve emekçileri ESP’nin bu karşı-devrime hizmet eden ve polise provokasyon ortamı yaratan yasakçı müdahaleci tutumlarına sessiz kalmayarak mücadele etmeye çağırıyoruz. Devrimci saflarda adeta kanıksanır ve doğal görülür bir hal almış olan, “gücü gücü yetene” gerici mantığının darbelenmesi, devrime ve emekçilere karşı sorumlu davranılarak, şiddet ve provokasyon yaratma tutumlarından vaz geçilmesi gerekiyor. Aksi halde yığınların nezdinde zaten sevgi ve sempatisi yerlerde sürünür halde olan devrimci hareketin, faşist ve gerici güçlerden pratikteki farklılığını ortaya koymak ve halk içindeki çelişkilerin çözüm yönteminde şiddet değil, demokratik davranış içinde halk içindeki çelişkilerin eleştirme-tartışma ve özeleştiri zeminin de çözüleceğini ortaya koyup, Onların yeniden güvenlerini kazanmak mümkün olmayacaktır. Devrimciler faşist-gericilerle aralarındaki teoride olduğu pratikteki farkı da ortaya koymak zorundadırlar. 

İşin daha da komik yanı ise, ESP faşist şovenistlerin politik faaliyet yürütmelerine engel olmazken devrimcilerin politik faaliyetini yasaklama ve şiddetle engellemeye yönelmesi, bu akımında demokraside ne anladığını, halka ve devrime karşı ne kadar sorumlu davrandığını ortaya koyuyor başka bir şeyi değil.

Tüm devrimcileri ve emekçileri ESP’ni provokasyon yaratıcı gerici şiddeti körükleyici ve devrimciler arası ilişkilere şiddeti kopmazcasına sokucu pratiğine karşı çıkıp tutum almaya çağırıyoruz. Halkın Birliği okurları olarak devrime ve halka karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak, ESP’nin ve devletin-polisin saldırılana geçit vermeden, devrimci görevlerimizi sıkı sarılacak ve emekçileri devrim için örgütleyip mücadeleye seferber etme çalışmasına daha güçlü olarak devam edeceğiz.

Halkın Birliği

Times'tan çarpıcı iddia: 'Türkiye'den ayrılan 1500 PKK'li Suriye girdi'

İngiliz Times gazetesi, Türkiye’den ayrılan bin 500’den fazla PKK'linin Kürt bölgelerini korumak için Suriye’ye girdiğini öne sürerken, Suriye’deki Kürt kadınlarında Suriye yönetimine karşı silahlandığını ifade etti.

İngiliz Times gazetesi, Suriye’deki Kürt kadın militanların Şam yönetimine karşı savaştığını yazdı. “Sakallı İslamcılar, kendilerini Ruken adlı komutanın idaresindeki kadın birliklerle aynı safta savaşırken buluyor” diyen gazete, muhabiri Anthony Loyd’un Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde, duvarlarında Abdullah Öcalan’ın posterlerinin bulunduğu bir kuaför salonunda buluştuğu 27 yaşındaki Ruken’in, Halep’te 40 Suriyeli Kürt kadından oluşan birliğin başında olduğunu ifade etti.

Gazete, Ruken'in PKK ile bağlantılı PYD'nin silahlı kanadı YPG'ye üye olduğunu söylerken, YPG üyelerinden çoğunun da PKK lideri Abdullah Öcalan’a bağlı olduğunu belirtiyor.

BBCTürkçe'nin aktardığı habere göre, Mart sonuna kadar daha tarafsız bir çizgi izleyen YPG’nin Şam yönetimine bağlı birlikle Şeyh Maksud bölgesinde beş gün boyunca çatıştığına dikkat çekildikten sonra YPG ile bir dönem Suriye’nin kuzeyinde çatışan ve daha sonra anlaşma imzalayan Özgür Suriye Ordusu militanlarının bazıları için “başı açık” kadınlarla aynı safta yer almanın şaşırtıcı olduğu yorumunu yapıyor.

Suriyeli Kürt kadınların komutanı Ruken ise bu yoruma şu cevabı veriyor:

“İslamcı savaşçılar arasında kadınların savaşamayacağı veya kendilerini güçle ifade etmemeleri gerektiği algısı var. Kalaşnikof öldürmek için, ben de öldürdüm. Özgür Suriye Ordusu benim böyle savaştığımı görünce önce inanamadılar, ama artık bana biraz da olsa saygı gösteriyorlar.”

Suriyeli Kürtlerin siyasi olarak kendi aralarında ayrıştığı, bazı grupların Türkiye’deki PKK’ye yakın olduğunu, bazılarının da Kuzey Irak’ta Kürdistan Demokrat Partisi destekçisi olduğu ifade edilirken, “Çoğu, devrimden özerk bir Kürt yönetiminin doğmasını istiyor” denildi. Gazeteye göre, bu özellikleri, kendilerini İslamcı bir devlet kurma arayışındaki Özgür Suriye Ordusu’ndan ayıran bir özellik oluşturuyor.

“Türkiye'den ayrılan 1500 PKK'li Suriye'de”

Gazeteye konuşan YPG komutanları da, Suriye yönetimiyle aralarının açılmasını, Türkiye’nin PKK ile yürüttüğü barış görüşmelerinin neden olduğu güven kaybına bağlıyor.

Haberde, Irak’taki hükümet kaynaklarının, bin 500’den fazla PKK savaşçısının Türkiye’nin güneyinden ayrılıp, Kürt bölgelerini korumak için Suriye’ye girdiği yönündeki iddialara yer veriliyor.

“Suriye’de PKK’ye ihtiyaç yok”
İki gün önce Radikal'de yayımlanan bir haberde, Ezgi Başaran'a konuşan KCK lideri Murat Karayılan, Kürtlerin Suriye'de devletten ve muhalefetten bağımsız bir güç olduğunu ve PKK’nin de Suriye'ye herhangi bir müdahalesinin olmayacağını söylemişti.

28 Nisan 2013 Pazar

Taksim emekçilerindir 1 Mayıs alanı emekçilere kapatılmaz!

İşçi sınıfı ve emekçi yığınlar 1976’dan bugüne egemen sınıflara  meydan okumasının adresi Taksim oldu. 70′lerde,  80′ler de verilen kitlesel mücadelelerin ardından 2000′li yıllarda da AKP hükümetinin yasaklarına karşı işçiler, emekçiler, devrimci ve  sosyalistler dişe dişe bir mücadele yürüterek 1 Mayıs Alanı  Taksim’i yeniden kazanarak bu Alana kolay kolay silinemeyecek bir politik anlam kazandırdı. Kuşku yok ki bu yalnızca  basitçe  egemen sınıfların 1 Mayıs düşmanlığıyla açıklanacak bir durum değildir.

Egemen sınıflar kent merkezlerini emekçilere kapatmak ve emekçileri şehir dışına sürmek ve  buraları kendi egemenli altında tutmak istiyor. Haliyle 1 Mayıs’ın Taksim de kutlanması bir yönüyle egemen sınıfların taksimi emekçilerin eylemlerine kapama planına karşıda bir duruştur. Bu yönüyle de AKP hükümetinin 1 Mayıs Taksim alanını 1 Mayıs kutlamasına kapatma yasaklaması tamamıyla politiktir. Taksim de 1 Mayıs alanıdır, emekçiler onun içindir ki 1 Mayıs alanı Taksim emekçilere kapatılmaz ve  AKP’nin sınırlarını çizdiği 1 vesayetçi 1 Mayıs’a evet denemez.

TKP, TSİP vb. gibi bir kısım parti ve örgütler, Kürt sorunundaki görüşmeleri de bahane ederek AKP’nin taksimde 1 Mayıs kutlamasını yasaklama tutumuna adeta çanak tutarak  hemen 1 Mayıs’ı Kadıköy de kutlayacakları açıklamasıyla, AKP’nin Taksim yasağına suç ortaklığı yapmışlar ve  sosyal şoven, bölücü karakterlerini bir kez daha ortaya koymuşlardır.

Dinci faşizm ve sermayenin emekçilere Taksimi yasaklama saldırısına  sendikalar, demokratik kitle örgütleri, devrimi ve ilerici güçler  karşı çıkarak 1 Mayıs’ı 1 Mayıs alanı Taksim’de kutlama karalığını dile getirmişlerdir. Tüm işçileri, emekçiler, AKP hükümetinin vesayet dayatmaları ve  Taksime emekçilere kapatma yasaklarına, tehditlerine ve gözdağı saldırılarına karşı  1 Mayıs’ta  Taksim alanında olmaya ve  1 Mayıs’a vurulmaya çalışılan zinciri kırmaya çağırıyoruz.

Taksim emekçilerindir!
1 Mayıs alanı emekçilere yasaklanamaz!
Yaşasın 1 Mayıs! Bji Yek Gulan! 

KTÜ’de faşistler rektörle yan yana, polisle el ele

KTÜ’de açılan 1 Mayıs standına saldıran ülkücü faşistlerin rektörle ve üniversite yönetimiyle görüşmesinin ve saldırı öncesi polisle tokalaşmasının görüntülerini KTÜ Kolektif ortaya çıkardı. 

KTÜ’de 24 Nisan’da 1 Mayıs standı açan üniversitelilere KTÜ Öğrenci Derneği’nde örgütlenen bir grup ülkücü faşist polis desteğiyle saldırmıştı. Üniversitelilerin direnişi faşist saldırıyı püskürtmüştü.

KTÜ Kolektif, üniversite salonunu öğrencilere vermeyen, rektörlük önünde günlerce nöbet tutan üniversitelilerle bir kere bile görüşmeyen ve özel güvelikçileri üniversitelilere saldırtan Rektör Prof. Dr. Süleyman Baykal ve yardımcılarının saldırıda başı çeken faşistle fotoğraflarını ortaya çıkardı.

Öğrenci düşmanı rektörle faşistin sık sık görüştüğünü söyleyen KTÜ Kolektif,  1 Mayıs standına saldırmadan önce de sivil polisle tokalaşıp uzun süre sohbet ettiği ve ardından saldırıya geçtiğini belirtti.

KTÜ Kolektif fotoğraflarla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Bu görüntüler KTÜ’de parasız eğitim ve demokratik üniversite mücadelesi veren üniversitelilere karşı rektörlük, polis ve faşist işbirliğiyle nasıl çirkin bir tezgah kurulduğunun göstergesi olarak görülüyor.”

Kaynak: Sendika.Org 

'İşçi sağlığı emek mücadelesinin ana konusu olmalı'

İstanbul Tabip Odası, "İş Cinayetlerinde Yaşamlarını Yitiren ve Yaralananları Anma Günü" için panel gerçekleştirdi. Panelde, iş cinayetlerine ve işçi sağlığına dikkat çekilerek mücadelenin önemi vurgulandı.
İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi, "İş Cinayetlerinde Yaşamlarını Yitiren ve Yaralananları Anma Günü" için İstanbul Tabip Odası’nda bir panel gerçekleştirdi.
Panelde konuşma yapan Ban Asbestos Koordinatörü Laure Kazan-Allen, asbest ölümlerine değindi. Allen, asbeste bağlı ölümlerinin ilk dalgasının asbest imalatında kullanılan firmalarda çalışanlarda görüldüğünü söyledi. Hastalıkların 2. dalgasının ise asbest içeren ürünleri kullanan, tersane ve inşaat işçileri arasında görüldüğünü belirten Allen, 3. dalgada ise öğretmenler olduğunu belirtti.
Larren, sunumunda dünyanın her yerinden asbest hikayelerini paylaştı ve hepsinin de ortak özelliklere sahip uyarılmayan ve önleme imkanı sunulmayan insanlar olduklarını söyledi. “Asbest yasaklansa da onunla yapılmış bir çok bina var" diyen Allen, binaların yaşlandıkça insanlar için ciddi kamusal risk oluşturduğunu söyledi ve asbesti yasaklamanın yetmediğini tamamen ortadan kaldırmak gerektiğine dikkat çekti.
"Mesleki kanser tanısı sıfır"
Dr. Coşkun Canıvar ise, işçi ölümleri çok ciddi bir gündem oluşturduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Meslek hastalıkları işçi ölümlerinin görünmeyen yüzü olduğunu belirten Canıvar, şu verileri paylaştı: Her yıl 2 milyon kişi meslek hastalıkları yüzünden yaşamını yitiriyor. Tüm kanser vakalarının yüzde 6 ile 10’u kanserojenlere bağlı gelişmektedir. Türkiye’de her yıl 150 bin kişi tanısı almaktadır. Her yıl 9 bin ile 15 bin arasında işçi mesleki kansere yakalanmaktadır. Türkiye'de mesleki kanser tanısı: O"
Canıvar, kapitalizmin 200 yıllık son dönemine bakıldığına içinden geçtiğimiz süreç emek mücadelesinin karşılığını almadaki en zor süreç olduğunu ifade ederek “İşçi sağlığı ve güvenliğini ana mücadele konusu yapmalıyız. İşçi sınıfı ve onun örgütlerine bu konuda çok ciddi görevler düşüyor” dedi.
Dr. İbrahim Akkurt ise her yıl160 milyon meslek hastalığının sadece tahmini rakam olduğunu gerçek rakamlarının ise çok korkunç boyutlarda olduğunu belirtti.
Konuşmaların ardından her yıl İstanbul Tabip Odası tarafından gerçekleştirilen hizmet ödülü töreni gerçekleştirildi. Dr. İbrahim Akkurt ve Dr. Metin Çelikiz ödüle layık bulundu.
Kaynak: soL

Bu da oldu: THY'de hosteslere kırmızı ruj yasağı!


AKP'nin THY operasyonu şimdi de kırmızı ruj yasağı ile sürüyor.

305 emekçiyi hakkını aradığı için işten atan ardından emekçilerin hak taleplerini reddeden THY, alkol yasağının ardından bir de skandal hostes kıyafetleriyle gündeme gelmişti. THY'nin yeni skandalı ise kırmızı ruju yasaklaması oldu.

THY yasaklar listesine kırmızı ruju da ekledi. THY yönetimi, kabin memurlarının “kızıl kırmızı ve platin sarısı saç kullanılması” yasağının ardından şimdi de “kırmızı ruj” kullanımına karşı tedbir almaya hazırlanıyor.

“Yolculardan da gelen tepkiler” üzerine bu kararı aldığını ileri süren THY yönetimi, “Kabin Memuru Üniforma Yönetmeliği”nde bazı değişikliklere gitmeye karar verdi. Cumhuriyet gazetesinin haberine göre; kabin ekiplerinin, kılık-kıyafet ve makyaj kriterlerinin dışına çıkması üzerine hazırlanan yönetmelikte, geçen yıl 12 Temmuz’da da değişikliğe gidilmiş, frapan ve simli makyaj, pastel renklerde makyaj malzemesi kullanımı, kızıl kırmızı ve platin sarısı renkli saçlar yasaklanmıştı.

Son hazırlanan yönetmelikte ise kabin memurlarının kırmızı ruj kullanmasına yasak geliyor.

Yönetmelikte, kırmızı ruj yerine abartı olmayan, daha pastel renklerde rujlar kullanılması istenirken saçların da üstten topuz değil arkadan toplanıp topuz yapılacağı ifade edildi. Hosteslere gönderilen Kabin Memuru Üniforma Yönetmeliği’ndeki revizyon değişikliğinin kısa süre sonra duyuru şeklinde yayımlanarak uygulamaya geçeceği belirtildi.

Mayıs’ı direnişte karşılayacaklar

İzmir’de 3 fabrikanın işçileri 2013 1 Mayıs’ına fabrika önlerindeki direnişlerini Gündoğdu’ya taşıyarak girecek. Sendikalı oldukları için işten atılan veya maaşlarını alamadıkları için üretimi durduran işçiler fabrika önlerindeki bekleyişlerini sürdürüyor. Direnişteki işçilere bu seneki 1 Mayıs’ın onlar için anlamını sorduk.

ÖRGÜTLÜLÜĞÜN ÖNEMİNİ ANLADIK
Tek Gıda İş Sendikası’na üye oldukları için Pakmaya’nın Kocaeli’ndeki tesislerinde 6, Düzce’deki tesislerindeki 4 ve İzmir’deki tesislerinde ise 4 işçi ‘iş huzurunu bozma’ gerekçesiyle işten çıkarıldı 4 Pakmaya işçisinin Kemalpaşa’daki tesislerin önündeki direnişi 30. gününe girdi. Sendikadan istifa etmeleri için ikna odalarına çekilen işçiler istifa için Kur’an’a bile el bastırılmak istenmişti.

Pakmaya’nın 9 yıllık emekçisi Bülent Çiftçi ilk defa bu sene 1 Mayıs’a örgütlü olarak katılacağını ifade ederek şunları kaydetti “Çalışan arkadaşlarımızla da görüşüyoruz. Ana amacımız içerideki arkadaşlarımızla 1 Mayıs’a katılmak ama bir taraftan da çalışan arkadaşlarımıza baskı devam ediyor yönetim tarafından. Direnişimiz bize örgütlülüğün önemini gösterdi ve bu seneki 1 Mayıs’ta da bunun gerekliliğini yapacağız. Yaşananlar Türkiye işçi sınıfının kendisini fark etmesini sağladı.”

DİRENİŞTEKİ İŞÇİLERLE BİRLEŞTİRECEĞİZ
EGE Serbest Bölge’de bulunan Simeco fabrikasından 24 işçi de Türk Metal Sendikası’na üye oldukları için işten çıkarıldı. İşlerine geri dönebilmek amacıyla serbest bölge girişinde 1 Nisandan beri bekleyen işçiler direnişlerinin 28. gününe girdi.

Görüştüğümüz işçilerden Cem Uzunget, Simeco işçilerinin 1 Mayıs’ta Gündoğdu’da olacaklarını dile getirerek “Geçen senelerde 1 Mayıs’a bireysel olarak katılıyordum ama bu sene Simeco işçileri olarak kendi pankartlarımızla dövizlerimizle katılacağız ve direnişimizi İzmir’de direnişte olan BMC ve Pakmaya işçileri ile birleştireceğiz. Daha güçlü bir şekilde iş ve ekmek taleplerimizi haykıracağız” dedi. AKP Hükümetinin ekonomi politikalarını da eleştiren Uzunget “Başta taşeronlaştırma olmak üzere emekçilere yönelik uyguladığı yıkım politikalarına karşı emekçilerin sesi daha gür çıkmaya başladı. İzmir’de 3 fabrika önünde aynı anda direniş olması umut verici ama yeterli değil. Daha güçlenmemiz gerekecek. Umarım bu seneki 1 Mayıs AKP’nin yıkılışının başlangıcı olur” şeklinde konuştu.

DİRENİŞ GÜNÜ OLACAK
Bin 600’e yakın BMC işçisi bir yıldır maaş alamıyor. Maaşlarını alabilmek için üretimi durdurarak fabrika önünde direniş başlatan işçiler defalarca eylem yaptı. BMC’nin bağlı olduğu Çukurova Holding’in İstanbul’daki merkezine ve TBMM’nin kapısına dayanan işçiler çözüm bulamadı. İzmir halkından topladıkları binlerce imzayı da Meclise yolladılar. İşçilerin fabrika önünde bekleyişleri sürüyor.

Bu seneki 1 Mayıs’a katılımlarının daha güçlü olacağını belirten 17 yıllık BMC işçisi Hakan Yılmaz “Bu sene 1 Mayıs bizim için bayramdan ziyade daha güçlü bir direniş günü olacak. Gündoğdu Meydanı’nda Türk Metal bayrakları ile yerimizi alacağız ama işçi arkadaşlarımızla yaptığımız bir toplantıda Mehmet Emin Karamehmet’in medyaya uyguladığı BMC sansürünü kırıp daha çok ses getirebilmek için bir grup arkadaşımız Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs’a katılabilir. Sendikamızın da bu konuda desteği olacak” dedi.

Metehan Ud - Evrensel

Pakmaya işçileri 32 gündür direniyor

Pakmaya fabrikasında çalışan ve sendikaya üye oldukları için işten çıkarılan 14 işçi, 32 gündür hakları için direniyor.

Pakmaya'nın Kocaeli, Düzce ve İzmir'deki fabrikalarında sendikal çalışma yürüttükleri için işten çıkarılan 14 Pakmaya işçisi, 32 gündür fabrikaların önüne kurdukları çadırda hakları için direniyor.

İş koşullarının kötü olması ve maaşlarına zam yapılmaması üzerine sendikalaşmaya karar veren, Türkiye Tütün Müskirat Gıda ve Yardımcı İşçileri Sendikası'na (Tekgıda-İş) üye oldukları ve sendikal çalışmalarda öncülük ettikleri gerekçesi ile Düzce'deki fabrikadan 4, İzmir Kemalpaşa'daki fabrikadan 4, Kocaeli Köseköy'deki fabrikadan ise 6 işçi işten çıkartıldı. Köseköy'deki fabrika önünde açtıkları, "Sendika hakkımız söke söke alırız", "Sendikaya üye olduk işten atıldık" pankart ve kurdukları çadırla direnişte olan 6 işçiden Nazım Şahmar, işverenin yıldırma politikalarına karşı işe alınıncaya kadar direnişlerine devam edeceklerini belirtti.

“TEHDİT EDİLDİK”
Nazım Şahmar, iş koşullarının düzeltilmemesi ve maaşlarına zam yapılmaması üzerine sendikaya üye oldukları gerekçesiyle işten atıldıklarını belirtti  ve "Sendikal faaliyetlerde bulunmayın, istediğiniz kadar çalışın; ama sendikadan istifa edin, aksi taktirde sonuçlarına katlanırsınız" diye tehdit edildiğini söyledi. Direniş başlattıkları için fabrika tarafından alanlarının daraltılmaya çalışıldığına işaret eden Şahmar, işe geri alınıncaya kadar direnişe devam edeceklerini söyledi. Şahmar, "İşveren belediye durağını ve tel örgülerini kaldırdı. Otopark kapısını kapattırdı. Bizi yola doğru itti. Lavabo vardı ihtiyaçlarımızı gideriyorduk onu da kaldırdı. Bunlar yıldırma politikaları ancak bizler yılmadık. Direnmeye devam edeceğiz. İşe geri alınana ve sendikamız fabrikada tam yetki alana kadar bu direniş devam edecek" dedi.

İŞÇİLERİN ÖRGÜTLENMESİ İŞVERENİ  KORKUTTU
Tekgıda-İş Sendikası İstanbul Şube Başkanı Yunus Durdu ise, Pakmaya fabrikalarında çalışan işçilerin daha önce örgütsüz oldukları için işverene karşı yasal haklarını kullanamadıklarını söyledi. İşçilerin sendikalaşmaya karar verme sürecinde işçilerle temasa geçtiklerini aktaran Durdu, "İşçiler, iş koşullarından, maaşlarının az olmasından kaynaklı işverenlerle yaptıkları görüşmelerde red cevaplarını aldı. Kocaeli, Düzce ve İzmir'deki işçilerle temasa geçtik ve üyeliklerimize başladık. İşveren sendikamıza üyelikleri duyunca sendikal çalışmalara önderlik eden 14 arkadaşımızın iş hakkını feshetti" dedi.

“İŞÇİLER GERİ ALININCAYA KADAR MÜCADELEYE DEVAM”
Durdu, işçilerin anayasal haklarını engellemek isteyen yöneticiler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti. İşverenin, sendikaya üye olan diğer işçilere sendikadan istifa etmeleri için rüşvet verdiğini belirten Durdu şöyle dedi: "Mücadelemizden geri adım atmayacağız. İşçi hakları için bu sendikayı fabrikaya sokana, işçiler geri alınana kadar burada olacağız."

Kamuyu erkekler yönetiyor!

Kamu kurumlarında erkek egemenliği sürüyor. Kamuda çalışan her üç kişiden birinin kadın olmasına rağmen, yöneticiler arasında her 10 yöneticiden sadece biri kadın.

Devlet Personel Başkanlığı verilerinden yapılan belirlemelere göre, kamuda çalışan her üç kişiden birinin kadın olmasına rağmen, yöneticilikte ise her 10 yöneticiden sadece biri kadın.

2013 yılı rakamlarına göre kamu kurum ve kuruluşlarında toplam 2 milyon 548 bin 56 kişi çalışıyor. Başbakanlık, bakanlıklar, üniversiteler, kuvvet komutanlıkları, müsteşarlıklar, genel müdürlükler, üst kurullar ve diğer statü kurumlar ve KİT’ler de çalışan bu 2 milyon 548 bin kişinin 1 milyon 633 bin 324’ü erkeklerden oluşurken, 914 bin 732’si ise kadınlardan oluşuyor. Yani kamuda çalışan kadınların oranı yüzde 35.9 iken, erkeklerin oranı yüzde 64.1 olarak gerçekleşiyor.

HER 10 YÖNETİCİDEN SADECE BİRİ KADIN
Kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan yöneticilerin dağılımına bakıldığında ise kadınlara yöneticilik konusunda neredeyse hiç şans tanınmadığı görüldü. Buna göre kamuda   görev yapan toplam 5 bin 899 yöneticinin sadece 608’i kadın, 5 bin 291 erkek yöneticinin bulunduğu kamuda, kadın yöneticilerin oranı yüzde 10.3 olurken, erkek yöneticilerin oranı ise yüzde 89.7 seviyesinde.

ÖĞRETİM ELEMANLIĞINDA KADIN ÇALIŞAN ORANI YÜZDE 41 DÜZEYİNDE
Kamuda 2013 yılı rakamlarına göre çalışan toplam 2 milyon 548 bin 56 çalışanın, 2 milyon 70 bin 929’u memur, 204 bin 513’ü işçi ve geçici personel, 148 bin 78’i sözleşmeli personel, 110 bin 633’ü öğretim elemanı ve 13 bin 903’ü ise hakim ve savcılardan oluşuyor.

Memuriyette kadın çalışanların oranı yüzde 38.7 olurken, bu oran erkeklerde ise yüzde 61.3 seviyesinde. Kadınların erkeklere en fazla yaklaştığı statü ise öğretim elemanlarında görüldü. Türkiye’de çalışan toplam 110 bin 633 öğretim elemanının yüzde 41’i kadınlardan oluşuyor.

EKONOMİ YÖNETİMİNDE DE DURUM İÇLER ACISI
Türkiye ekonomisini yöneten kuruluşlar arasında da kadın yönetici sayısı yok denecek kadar az. Buna göre, Hazine Müsteşarlığında birim yöneticileri arasında sadece bir kadın bürokrat yer alıyor, Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürü Gülsüm Yazganarıkan. BDDK’da ve SPK’da ise kadın yönetici bulunmuyor. Merkez Bankası, Banka Meclis Üyeleri, başkan yardımcıları ve para politikaları kurulu üyeleri arasında ise kadın bürokratlar yer almazken, sadece 2 birim başında kadın bürokrat bulunuyor. Bunlar, Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürü Gülbin Şahinbeyoğlu ve Bankacılık ve Finansal Kuruluşlar Genel Müdürü Dr. Çiğdem Koğar. Yine Sosyal Güvenlik Kurumu’nun başında da bir kadın genel müdür görev yapıyor.

ADALETİ ERKEKLER DAĞITIYOR
Başkanlığını Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Başkan vekilliğini ise Ahmet Hamsici’nin yaptığı 22 üyeli Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda sadece 3 kadın üye bulunuyor. Nesibe Özer’in 2. Dairenin başkanlığını yürüttüğü HSYK’da kadın üye olarak Zeynep Kavlak ve Zeynep Nilgün Hacımahmutoğlu yer alıyor. Yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ın başkanları da erkek. Anayasa Mahkemesi tarihinde tek ve ilk kadın olarak başkanlık koltuğuna Tülay Tuğcu oturmuştu.

SADECE AİLE BAKANLIĞI
Kabinede Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin tek kadın bakan olarak yer alıyor. Tek kadın bakan yardımcısı da yine Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Aşkın Asan iken bakanlıkta Hatice Kara da müsteşar yardımcısı olarak görev yapıyor.

İşçiler geldi rezillik bitti!

DİSK, Çalışma Bakanlığı’nın desteğiyle Maslak Sheraton Otel’de düzenlenecek olan “İşten Çıkartma Stratejileri” panelini otel önünde protesto etti. Yapılan protestonun ve açıklamanın ardından panel iptal edildi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Çalışma Bakanlığı’nın katkılarıyla sermaye gruplarının ve patronların Maslak Sheraton Otel’de düzenleyecekleri “İşten Çıkarma Stratejileri” adlı paneli, otel önünde protesto etti. DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun konuşma yaptığı protesto sonucu, panel iptal edildi.


Panel öncesinde Maslak Sheraton Otel önünde toplanan DİSK üyeleri, “Kahrolsun işçi düşmanları”, “Çalışma Bakanı işçi düşmanı” sloganlarıyla otelin giriş kapısına yürüdü. Burada bir açıklama yapan DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, düzenlenecek olan panelin, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin haklarına yönelik saldırıların planı olduğunu belirtti. Çerkezoğlu, AKP destekli yapılan bu tarz toplantı ve panelleri her zaman protesto ettiklerini, bundan sonra da protesto edeceklerini söyledi.

Kadınlar meydanlara

PKK Lideri Öcalan’ın Amed Newrozu’ndaki tarihi çağrısıyla başlayan ‘Demokratik Kurtuluş, Özgür Yaşam’ yürüyüşüne en güçlü ve örgütlü yanıt kadınlardan geldi. Binlerce kadın Ankara’da toplanarak, sürecin önüne düşecek bir dizi karar aldı

Sabahın erken saatlerinde Ankara’da Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nu dolduran binlerce kadın, salona sığmadı. Adeta bir demokratik çözüm ve barış şenliği biçimde başlayan kongrede, BDP Kadın Meclisi Sözcüsü Pelin Yılmaz, ‘Kadın yoksa özgürlük de yok’ dedi

PKK Lideri Öcalan’ın mesajıyla başlayan toplantıda DTK Eşbaşkanı Tuğluk ve BDP Eşbaşkanı Kışanak birer konuşma yaptı. Coşkulu bir kalabalığa seslenen eşbaşkanlar, ‘süreci sahiplenmek ve kadın özgürlüğü için mutfakları değil meydanları dolduracağız’ dedi.

Binlerce kadın dün Ankara’da
BDP Kadın Meclisi Kongresi’nde buluştu. Yöresel kıyafetleriyle dört bir yandan gelen kadınlar, barış taleplerini yineleyerek, ‘Kadınsız barış ve demokrasi olmaz. Kadın barışın ve çözümün muhatabıdır, öznesidir’ mesajı verdi

Kongrede konuşan BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, ‘Tüm Türkiyeli kadınlara sesleniyorum; kadın özgürlük mücadelesine inananlar, bizler, bunun teminatını veriyoruz. Bir barış olacaksa onurlu, demokratik, özgürlükçü olacak’ diye konuştu

DTK Eşbaşkanı Tuğluk ise, ‘Büyük bir kararlılıkla, cesaretle, yürekle, inatla inadına barış diyelim. Çözümün ve barışın konuşulduğu, müzakere edildiği bu süreçte biz kadınlar olarak     kendi öz örgütlülüğümüzle mücadelemizi yükseltelim’ dedi

Başta Bölge olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen binlerce kadın, BDP Kadın Meclisi’nin 2. Olağan Kongresi’nde buluştu. Kongre Paris’te katledilen Kürt kadın siyasetçiler, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’e atfedildi. Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda “Örgütlü kadın, demokratik kurtuluş, özgür yaşam” sloganıyla buluşan binlerce kadın, ulusal kıyafetlerle salonu ve salon dışını renk cümbüşü haline getirdi.

Kongrenin açılış konuşmasını BDP Kadın Meclisi Üyesi Kibriye Evren yaptı. Evren, “Kürt Halk Lideri Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde 14 yıldır gösterdiği direnişe selam olarak bu kongreyi düzenliyoruz” dedi. Bu sürecin Öcalan’ın emeğiyle yaratıldığını ifade eden Evren, “Barışı hep beraber inşa edeceğiz. Sayın Öcalan’ın aşk, özgürlük, hakikat gerçeğine bu temelde mücadele ederek ulaşacağız” dedi.

Rengimizle varız
Kongrede en büyük coşku ise PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kongreye gönderdiği mesaj oldu. Öcalan’ın gönderdiği mesaj Kürtçe ve Türkçe okundu. Mesajın ardından söz alan BDP Kadın Meclisi Sözcüsü Pelin Yılmaz, kadının yok sayıldığı, köleleştirildiği toplumun özgür olamayacağının altını çizerek, “Kadının özgürleşmesi toplumun özgürleşmesi demektir. Dili, kimliği, kültürü yok sayılmış, inkar edilmiş Kürt kadınları olarak kendi rengimizle var olduk, var olmaya da devam edeceğiz” dedi. Yüzlerce kadın tutsağın olmasının sistemin kadından ne kadar korktuğunun göstergesi olduğunu belirten Yılmaz, kadınların yürüttüğü mücadelenin bu komplo sürecini boşa çıkardığını kaydetti. Şakran ve Tekirdağ cezaevlerindeki açlık grevlerine dikkat çeken Yılmaz, herkesi duyarlı olmaya çağırdı. Rojava’daki kadınların direnişini selamlayan Yılmaz, “Sayın Öcalan, kadınların özgürlüğüne ne kadar önem atfediyorsa, biz de Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne o denli önem atfediyoruz” dedi. Ardından tutuklu BDP Milletvekilleri Selma Irmak ve Gülseren Yıldırım’ın kongreye gönderdiği mesajlar okundu.

Meydanlarda olacağız
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak da kongrede bir konuşma yaptı. Önemli bir süreçten geçildiğini belirten Kışanak, “Siz kadınlara evlatlarını yitirmiş analara onurlu bir barışı armağan edeceğiz. Bizler Kürt kadınları, Kürt siyasal hareketi ve sayın Öcalan, hiçbir şeyi pazarlık konusu yapmıyoruz. Herkes eşit olsun, özgür olsun, akan kan dursun, barış olsun, çözüm olsun, herkes evladına kavuşsun istiyoruz. Kadınların mücadelesi demokratik bir yaşamın teminatıdır. Tüm Türkiyeli kadınlara sesleniyorum; kadın özgürlük mücadelesine inananlar, bizler, bunun teminatını veriyoruz. Bir barış olacaksa onurlu, demokratik, özgürlükçü olacak” diye konuştu.

Meydanlarda ön saflardayız
Kadınların toplumsal mücadele süreçlerinde her zaman yer aldığını ve Kürt kadınlarının bu mücadelenin en ön saflarında, hayatın her alanında mücadele yürüttüğünü belirten Kışanak, “Biz bu mücadele sürecinde olduğu gibi bundan sonra da hayatın her alanında en önde olacağız. Bütün kadınlarla birlikte bu mücadeleyi yürüteceğiz. Emek ve demokrasi mücadelesinde hayatın her alanında yerimizi alacağız. Kadın kurtuluş mücadelesine gönül vermiş kadınları kimse dört duvar arasına geri gönderemez. Sizlere soruyorum. Kürt sorunu çözülürse, barış olursa, mutfağa mı döneceksiniz, yoksa meydanlarda mı olacaksınız?” dedi. Kadınlar coşkulu bir şekilde “Meydanlarda” diye cevap verdiği Kışanak, “Bizler bu mücadelede en merkezde yer alıyoruz. Çünkü bizim içinde olmayacağımız bir mücadele eksik olacaktır. Bu nedenle biz kendi mücadelemizi Türkiye’nin demokrasi, Kürt halkının özgürlük mücadelesi olarak görüyoruz. Türkiye’de demokratik cumhuriyeti inşa edecek güçlü bir mücadele olarak görüyoruz” diye konuştu.

Birlikte hareket edelim
Kadın sorununun en az Kürt sorunu kadar ağır bir sorun olduğuna vurgu yapan Kışanak, aynı ciddiyet ve özveriyle kadın sorununu çözmek için mücadele ederek, örgütleneceklerini söyledi. Çocuk yaşta istemediği kişilerle evlendirilirken acı çektiklerini söyleyen Kışanak, “Biz kadınlar sorunlarımızı çözmek için güçlerimizi yan yana getireceğiz. Türkiye kadın hareketine sesleniyorum; Kürt kadınlarının bu mücadelesi sizin mücadelenizdir. Kürt kadınlarının bu başarısı Türkiye kadın hareketinin başarısıdır. Büyütelim, başarıya ulaştıralım.”

Jin jiyan azadî
Kadınların pankartlardaki talepleri ise şöyle: “Jin jiyan azadî”, “Ulusal diriliş en büyük anlamını kadın dirilişinde bulabilir”, “Kadının özgürlük düzeyi toplumun özgürlük düzeyidir”, “Özgürleşen kadın özgürleşen toplumdur, özgürleşen toplum demokratik ulustur”, “Önderlik yaşamdır, yaşamımızdan vazgeçmeyeceğiz”, “Demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü toplumu yaratalım”, “Çocukları katleden zihniyet yargılansın”, “Erkek katlediyor devlet koruyor”, “Qirkirina jinê qirkirina civakê ye”.

Demokratik yaşamı birlikte inşa edelim
 Kışanak’ın ardından konuşan DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ise kadın yoksa yaşamın da olmayacağını söyledi. Kürt kadınları olarak iddialı, kararlı olduklarını ifade eden Tuğluk, “Bu süreçte biz kadınlara çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. İnanıyorum ki, bu kongremiz, barış mücadelesinde iddialı bir kararlaşmanın adımı olacak. Kürt kadınları, Kürt siyasetçileri olarak barışa ve demokratik çözüme hazırız. Bunun bedelini ödeyip, mücadelesini veriyoruz. Özgür bir gelecek için Kürt siyaseti adımlar atıyor. Sayın Öcalan bir kez daha önderlik sorumluluğunu, önderlik misyonunu yerine getiriyor. Özgür ve demokratik bir yaşamı birlikte inşa edelim diyor” diye konuştu.

Barışı biz getirelim
Tuğluk, Öcalan’ın bu halkın eşitlik, özgürlük, barış isteyen dili, kendisi olarak özgürleşmesi gerektiğini dile getirerek, “Sayın Öcalan’ın barışa ve çözüme etkin katılımı bu şartlar altında mümkün değil. Bu nedenle eğer bir çözüm, barış isteniyorsa bunun koşullarının oluşturulması gerekiyor. Biz Kürt kadınları Sayın Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesini istiyoruz. Sayın Öcalan’ın diyalog kuracağı koşulların yaratılmasını istiyoruz” dedi. Barışın tek taraflı gerçekleşemeyeceğini belirten Tuğluk, “Barış, iktidarın da tüm toplumsal kesimlerin de sorumlu davranmasıyla olur. Kürt kadınları olarak diyoruz ki; barış ve mücadelemizle, örgütlü gücümüz ve iddialı duruşumuzla biz bu topraklara eninde sonunda barışı getireceğiz. Devrimci demokrat kurum, örgüt temsilcileri, gelin barışı erkeklerin insafına bırakmayalım. Kadınlar olarak barışı biz getirelim” ifadelerinde bulundu.

Sürecin içinde olalım
Tuğluk, mücadeleyi daha da yükseltme çağrısında bulunarak, şunları söyledi: “Büyük bir kararlılık, cesaretle, yürekle, inatla inadına barış diyelim. Kadınsız barış ve demokrasi olmaz. Kadın barışın ve çözümün muhatabıdır, öznesidir. Çözümün ve barışın konuşulduğu, müzakere edildiği bu süreçte biz kadınlar olarak kendi öz örgütlülüğümüzle gücümüzle var olma mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz. Barış isteyen, anneler ağlamasın diyen yiğit Kürt anaları, barış işte bu anaların yüreğinde. Barış bu anaların vicdanlarında. Tüm anaların, asker ve gerilla analarının bir daha çatışmaların yaşanmaması, ölümlerin yaşanmaması için vicdanlarını, yüreklerini ortaya koymaya davet ediyorum. Olası bir çatışmaya karşı tüm kadınları ‘dur’ demeye çağırıyorum. Ölümler olmasın istiyoruz. Bunun için Öcalan’ı özgürleştireceğiz. Tüm tutsak yoldaşlarımızı da özgürleştireceğiz.”

Kongre salonunda Kürt kadın hareketinin sembol isimleri olan Zeynep Kınacı, Gülnaz Karataş, Ekin Ceren Doğruak, Şilan Kubani, Viyan Soran, Sema Yüce, Leyla Qasım, Şirin Elemhulu ve tutuklu bulunan kadın milletvekili ve belediye başkanlarının fotoğrafları asıldı.
‘Eşit temsiliyet’ kararı alındı

Binlerce kadının katıldığı kongre seçimlerle sona erdi. BDP Kadın Konferansı’nda karar altına alınan ‘eşit temsiliyet’ ilkesi, kabul edildi. Seçimlerden önce konuşan konuşan Barış Annesi Kibriye Ektiren, yıllarca barış için mücadele ettiklerini dile getirdi. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kızkardeşi Fatma Öcalan’ın isminin okunmasıyla salonda sloganlar yükseldi. Goran Hareketi’nden Fevziye Fekirest, Avusturya’dan Uluslar arası Kadın Projeleri Geliştirme ve Kalkındırma Ağı’ndan Helga Neumaier, Avrupa Sol Partisi’nden Sia Anağnostopoulou, Fransa Komünist Partisi’nden Helene Bidard, Avrupa Kadınlarının Konferansı’ndan Halinka Auğustin, Almana Marksist Leninist Parti’den Monica Gaertner, Dünya Kadınları Avrupa Konferansı’ndan Anne Wilhelm, Hollanda Utek Üniversitesi’nden Eveleyn Klijweg, Federal Kürdistan Bölgesi’nden Alkaddi Widad, Kürdistan Zahmetkeşan Partisi’nden Niştiman Kemal ve Sayma Mamend kısa konuşmalar yaparak, Kürt kadın hareketinin uluslar arası bir boyut kazandığını ve burada olmaktan büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti. Yine Türkiye’den siyasi parti temsilcisi kadınlar da kısa birer konuşma yaptı.

Özgür Demokratik Alevi Derneği Başkanı Elmas Çalışkan, Aleviler olarak inançlarından dolayı sorgulandıklarını, katliamlardan geçirildiklerini belirtti. Aleviler olarak bu sürecin destekçisi değil bizzat yürütücü öznesi olduklarını ifade eden Çalışkan, bu temelde yürütülen spekülasyonları kabul etmediklerini ve kimsenin de Aleviler adına konuşmaması gerektiğini söyledi. Xarpet’te (Elâzığ) askerlik yaparken intihar ettiği iddiasıyla cenazesi ailesine gönderilen EMEP yöneticisi Mazlum Aksu’nun annesi Hayat Aksu, “Savaş dursun kimse ölmesin. Bijî Apo, bijî Kurdistan” dedi.

Ardından Kadın Meclisi oylanarak seçildi. Seçilen isimler şöyle: “Pelin Yılmaz, Naile Bali, Ayşe Yıldız, Necla Nergiz, Hamide Yüksel, Miyeser Çelik, Sakine Kayran, Cihan Ekin, Aysel Ceylan, Naile Coşkun, Müslime Kaplan, Hülya Taşar, Hatice Güngör, Emine İnan, Rahşan Engin, Kıymet Ilgaz, Aynur Aşan, Leyla Erdem, Zeynep Üren, Şemse Akın, Şahcan Tüner, Zehra Süleymaoğlu, Emine Esmer ve Altun Yaray.

Şoförlere ırkçı saldırı
Kongreye katılmak için Wan’dan Ankara’ya gelen kadınları getiren Vangölü otobüsü şoförlerinin saldırıya uğradığı öğrenildi. Saldırıya uğrayan şoförlerden Ferit Gedük, kongrenin sürdüğü esnada yemek için lokantaya giderken sivil bir araçtan inen kişilerin sopalı saldırısına uğradıklarını ifade etti. Gedük, “Yolda giderken bir araç arkamızdan gelerek kornaya bastı. Bizler yol verdik, ama araçtan inen kişiler gömleğimizin üzerinde Vangölü yazısını görünce bize sopa ve kalaslarla saldırmaya çalıştı. Kendimizi korumaya çalışırken sopa ve kalas darbeleri koluma isabet etti” dedi. Hastaneye kaldırılan Gedük, yapılan tetkikler sonucu ameliyat olması gerektiğinin kendisine bildirildiğini ifade etti.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers