19 Haziran 2013 Çarşamba

Katil polisin adı Ahmet Şahbaz

Polis kurşunuyla başından vurularak katledilen Ethem yoldaşın katil zanlısı polisin kimliği belli oldu.

Haziran İsyanı sırasında polis kurşunuyla başından vurularak katledilen Ethem yoldaşın katil zanlısı polisin kimliği belli oldu: Ahmet Şahbaz.

Emniyet tarafından zanlı olarak ismi savcılığa bildirilen Ahmet Şahbaz, şu anda (18 Haziran sabah) savcılıkta ifade veriyor. Verilen ismin yanı sıra savcılığa teslim edilen silahın katilin o gün kullandığı silah olup olmadığı henüz belirsiz. 

Hukuki süreç bundan sonra hangi yönde nasıl seyreder bilinmez. Diktatör Tayyip Erdoğan'ın “polisimizi yedirtmeyiz” direktifi doğrultusunda daha önceki polis cinayetlerinde de yaşandığı gibi bu cinayetin üstü de örtülmeye çalışılabilir. Ancak katilin adı tarihin belleğine kazınmıştır artık: AHMET ŞAHBAZ!

Ahmet Şahbaz çevik kuvvet polisi ve 1986 doğumlu.

Aşağıda jandarmadan çağrılan bilirkişilerin hazırladıkları olay yeri keşif tutanağını yayınlıyoruz:


18 Haziran 2013 Salı

Subcomandate Marcos’tan Gezi direnişine selam

Subcomandate Marcos, Gezi direnişi için “Tüm dünya vatandaşlarına” başlıklı bir mesaj yayımladı.

“Kardeşler, Kadınlar, Erkekler, Evsizler, Yoksullar…
Zapatalar kaç kişidir diye sormuşlardı bizlere ve biz, hakları, özgürlükleri, kendi gelecekleri için mücadele verilen her yerde yüz binler olduğumuzu söylemiştik. Şimdi bugün, buradan binlerce kilometre öteden duyuyoruz ki Anadolu topraklarında, Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Lazların, Çerkezlerin ve sayamadığım diğer halkların anayurdunda onurlu yaşamak isteyen yüzleri maskeli yüz binler sokaklarda özgürlük diye haykırıyor. Yıllardır Kürt kardeşlerinin onurlu bir yaşam mücadelesinde olduğu gibi. Mücadeleye başladığımız günden bu yana, yalnız olmadığımızı, milyonlar olduğumuzu ve her gün çoğaldığımızı biliyorduk. Bugün bir toprak daha çoğaldığımızı görüyoruz. Hükümetlerinin on yıllardır süren baskıcı yönetimine karşı onurlarını savunmak için Türkiye halklarının sokaklarda isyanda olduğunu, Ya Basta! diye haykırdığını işitiyoruz. Tarih boyunca efendilerin başkenti olmuş büyük İstanbul bugün isyanın başkentine dönüşmekte, ezilenlerin sesine ortak olmakta. Büyük İstanbul’un sokakları bugün kadınların, çocukların, erkeklerin, eşcinsellerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Hıristiyanların, Müslümanların başkentine dönüştüğünü; on yıllardır kendi hükümetlerince aşağılananların, bastırılanların, yok sayılanların bugün artık buradayım dediğini görüyoruz. Heyecan duyuyoruz!

İsteğimiz hiçbir zaman yeni bir iktidar, yeni bir yönetim, yeni bir hükümet, yeni bir başkan olmadı. Sadece saygı bekledik. Özgürlük, demokrasi ve adalet isteğimize saygı göstermesini bekledik hükümetlerden. Türkiye halkı da günlerdir süren direnişinde aynısını istiyor ve talep ediyor: Şu an iktidardaki hükümetten başlamak üzere, iktidara gelecek tüm hükümetlerden sadece özgürlük, demokrasi ve adalet isteğine saygı! Ve ekliyor: Bunu göstermediğiniz takdirde, hakların ve özgürlüklerin sahibi olan bizler, size karşı her zaman direneceğiz, saygılı olmayı öğreninceye kadar sokaklarda savaşacağız. Yeni bir şey, fazla bir şey değil sadece haklarımıza saygı duymanızı bekliyoruz. Çünkü bizler nasıl yaşamak istediğimizi biliyor, nasıl yönetmek ve yönetilmek istediğimizi çok iyi biliyoruz. Kendimizi yönetmek ve hakkımızda kendimiz karar vermek istiyoruz.

Ve bizler buradan, onurlu bir yaşam için mücadele eden Türkiye halklarına dostça selamlarımızı iletiyor ve isyanın ateşinin Chiapas’ı ısıttığını belirtmek istiyoruz. Tarihi geçmişten ve gelecekten kurtarıp şimdiye taşıyanlarla dayanışmayla.

Lakandon Ormanları – Subcomandate Marcos”

Arınç'tan TSK açıklaması

Bülent Arınç, Taksim Gezi Parkı olaylarıyla ilgili olarak önemli açıklamalar yaptı. Bülent Arınç, Taksim Gezi Parkı olaylarında polis yetersiz kalırsa gerekirse Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de müdahale edebileceğini söyledi.

Arınç "Türkiye, 3-5 kişiye bırakılacak bir ülke değil. Gücü yeten varsa hukuku çiğnemek isteyen varsa onlar çıktığında görürüz. Onları önce iknaya çalışırız. Yoksa hukuktaki yetkilere göre TSK'yı bile kullanabiliriz" dedi.

Arınç, şu anda emniyet teşkilatının olaylara müdahalede sorun yaşamadığını belirtirken ihtiyaçlara göre gerekli adımların atılacağını belirtti.

İşte Arınç'ın açıklamalarından satır başları:

- Polisle çatışmaya girenlere CHP'li vekiller de katıldı. Onlar da güvenlik güçleri tarafından dağıtıldı.

- Gezi Parkı'nda belediye tarafından ağaçlandırma başladı.

- İnsanlar orada iç içe hijyen şartlarının olmadığı ortamda yaşıyorlardı.

- Şimdi Gezi Parkı eskisinden daha güzel bir noktaya getirilmeye başlandı.

GÖSTERİLER NE ZAMAN BİTECEK
Gösteriler Gezi Parkı eyleminden çıktı. Yasal olmaktan çıktı. Sokaklarda, mahallelerde bunlar devam edebilir. Onlar da anında bastırılır ve sorumluları hakkında yasal işlem başlatılır. 20 gün önce başlayan masum gösteriler bence tamamen bitmiştir

78 İLDE BİR MİLYONDAN FAZLA GÖSTERİCİ EYLEM YAPTI
İlk günlerde polisin aşırı şiddet uyguladığını Başbakanımız da ifade etti. İlk gün 40-50 kişi ile başlayan olayların polislerin gaz kullanmasıyla, oradaki çadırın ateşe verilmesiyle ki sorumluları da çok karmaşık, aşırı orantısız güç kullanmasaydı olayların büyümeyeceğini ifade ettiler. Bunu ben de ifade ettim.

İlk planda aşırı güç kullanılmasaydı kalabalıklar toplanmayacaktı. 78 ilde 1 milyonu aşan göstericiler Gezi bahanesiyle farklı amaçlarla gösteri yaptı. Gezi Parkı'nda başlayan olayların devamı veya onlara dayanışma olarak ortaya konuldu.

Emniyet Müdürü, Vali orada aşırı güç kullanımı varsa inceleme başlattılar. Gösteriler devam ederken, polis de bu olaylara müdahale ederken soruşturmanın bitmesi mümkün değil, olaylar durursa soruşturma biter demiştim.

- Ön rapor tanzim edilmiş durumda

- Emniyet bunun gereğini yerine getirir

- 3-4 canımıza mal oldu, araçlar tahrip oldu

- Orada aşırı güç kullanılmasıyla olayların bu noktaya gelmiş olması paraleldir sözü yanlıştır.

- Sadece İstanbul'da değil Ankara ve İzmir'de de polis müfettişleri olaylarla ilgili soruşturma yaptığı söylenebilir.

POLİS ÖNCE HEP PASİF KONUMDA
Polis bizim kolluk gücümüz. Son yıllarda polis çok da iyi eğitim aldı. Şu anda sayıları 300 bine yaklaştı diye tahmin ediyorum. Polisin asayiş güçleri ve terörle mücadelede çalışanları çok karmaşık olaylarla mücadele diyorlar. Çok iyi yetişmiş anarşist gruplar polisle çatışmaya giriyor. Polise verilen talimat şudur: Öncelikle pasif konumda olacaklar. Bunu polis çok güzel yapıyor. Bazen rica ederek, bazen anlaşarak Fotoğraflara ve kamera kayıtlarına bakın. Polis daima pasiftedir. Polis çok sabırlı ama olaylar büyüyünce meşru müdafaa yapıyor..

BURASI DİNGONUN AHIRI DEĞİL

Utanmadan bir Ankara CHP vekili polisin karşısına geçti, annesine küfredecek kadar alenen hakaret etti. Polis bir şey yaptı mı? Yapmadı. Bir BDP vekili emniyet amirine tokat atmıştı, emniyet amiri bir şey yapmamıştı. Ama bazen iş çileden çıkıyor. Olayların büyümesi halinde de elindeki yetkileri kullanacak. Polisten şikayet edenler her şeyi yakıp yıkanlar. Kusura bakma burası dingonun ahırı değil hukuk devletidir.

Çağlayan Adliyesi'nde avukatlar protesto yapmış. Cumhuriyet Başsavcısı da diyor ki 600 tane hakim görev yapıyor. Davacısı davalısı var. Bu eylem adliyenin düzenini bozdu. Bir yerde düzenin bozulması halinde onlara müdahale edilebilir.

- Bu eylemler yüzünden oteller müşteri kaybettiler.

- Polis eylemlerde hiçbir AVM veya otele girmemiştir.

- Eylemcilere destek veren otel hakkında işlem yapılabilir.

- Eylemciler kendi içinden ölüm olayını artıracak çaba içerisinde.

- Sosyal medyada yalan haberler paylaşıldı.

- Ertuğrul Günay'ın paylaşımları duygusaldır.

- Sendikaların gezi eylemi nedeniyle iş bırakması çok yanlış.

- Hukuka bağlı insan buna uygun davranmalıdır.

- Kılıçdaroğlu'nun hangi sözü ne kadar geçerli bilemediğim için sözlerini değerlendiremiyorum!

- Kılıçdaroğlu çok kötü bir sınav verdi. CHP Genel başkanı partisine hakim olmalı.

Kaynak: internethaber.com

Halkın ta kendisidir

Gezi Parkı protestolarına katılanlara, başta Başbakan olmak üzere birçok AKP’li Bakan ve milletvekili söylemleriyle saldırdı. Bu protestolara katılanların halktan insanlar olduğu gerçeğini görmek istemeyen iktidar, onları“marjinal, çapulcu, provokatör" ve "terörist”olarak yaftalandı.
Direnişin başladığı ilk günlerde göze ilk çarpan fotoğraf kırmızılı kadındı. Polise hiçbir karşılık vermemesine rağmen çok yakın mesefadan biber gazına maruz bırakılmıştı.
Sonrasındaki kare ise siyah elbiseli kadın. TOMA’nın üzerine ellerini açarak yürüyen kadına, tazyikli su sıkılmıştı. Bir sonraki fotoğraf ise TOMA’nın önüne yatan kadındı...
Gezi Parkı direnişi sırasında böyle binlerce fotoğraf çekildi. Yani bu direnişin en önemli ve belki de en önde gelenleri kadınlardı.
Dünya ve Türkiye tarihine bakıldığında devrimlerin ya da halk hareketlerinin önünde hep bir kadın figürü yer almakta.
Kadın figürü Kurtuluş Savaşı’nda da Fransız Devrimi’nde de vardı. Dünyadaki halk hareketlerinin varolduğu her yerde olduğu gibi.
Sosyal medyada dolaşan bir fotoğrafta Fransız Devrim’nin simgesi haline gelmiş bir tablo ile Türkiye’deki direnişten bir kadın figürü yan yana getirilmiş.
Yani…
Gezi Parkı direnişe bakıldığında doğrudan bir halk hareketi olduğunu görmemek olanaksız.
İşte o fotograf:
Not: Fransız Devrimi simgeleyen tablo 1830 yılında "Halka yol gösteren özgürlük" adıyla Ferdinand Victor Eugène Delacroix tarafından yapılmıştır.

Ethem'i vuran polisin adı belli oldu!

Kızılay Güvenpark yakınlarında vurulan Ethem’in ağabeyi Mustafa Sarısülük burada oturma eylemine başladı. Ağabey Sarısülük'ü oturma eylemini gören çok sayıda kişi Ethem'in vurulduğu yere karanfiller bırakıyor.
Ankara'da Ethem Sarısülük'ü katleden polisi uzun süre saklayan ve hala hiçbir işlem yapmayan emniyet katil polisin ismini savcılığa bildirdi: Ahmet Şahbaz.
Ethem Sarısülük'ü katleden polisin ismi ortaya çıktı.
Alınteri'nde yer alan habere göre, emniyet tarafından zanlı olarak ismi savcılığa bildirilen Ahmet Şahbaz, şu anda (18 Haziran sabah) savcılıkta ifade veriyor. Verilen ismin yanı sıra savcılığa teslim edilen silahın katilin o gün kullandığı silah olup olmadığı henüz belirsiz.
Jandarmadan çağrılan bilirkişilerin hazırladıkları olay yeri keşif tutanağını:


Gaz bombasıyla yaralanan Dilan yoğun bakımda

Polisin gaz bombasıyla başından ağır yaralanan üniversite öğrencisi Dilan Dursun'un durumu ciddiyetini koruyor.

Taksim Gezi Parkı direnişine destek vermek amacıyla Ankara Kızılay'da 1 Haziran'da yapılan eylemde polisin ateş etmesi sonucu yaşamını yitiren Ethem Sarısülük'ün anmasına yapılan polis müdahalesinde, üniversite öğrencisi Dilan Dursun başına gaz bombası isabet etmesi sonucu yaralanmıştı. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü birinci sınıf öğrencisi ve Öğrenci Kolektifleri üyesi Dilan Dursun başına gelen biber gazı kapsülü sonucu ağır yaralanması üzerine, Ankara Numune Hastanesi'ne kaldırıldı. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından yoğun bakıma alınan Dursun'un bilincinin halen kapalı olduğu belirtildi.

Afrin’deki çatışmalarda 7 çete üyesi öldü

Afrin’in Şêrawa ilçesine bağlı Bênê köyünde YPG güçleri ile silahlı çete grupları arasında çıkan çatışmada 7 çete grubu üyesi hayatını kaybetti.

YPG kaynaklarının bildirdiğine göre, Bsilê, Aqîbê ve Bênê’de konumlanan silahlı gruplar ile YPG güçleri arasında sabah saatlerinde başlayan çatışmalar öğle saatlerine kadar da devam etti. Çatışma sonucunda Bênê köyüne geri çekilen silahlı gruptan 7 kişi öldürüldü. Bir doçka aracı, bir roketatar silahı ele geçirildi. Bênê köyüne konumlanan çete üyelerinin köyün etrafını havan bombalarıyla bombaladığı köylülerin arazi ve tarım alanlarının zarar gördüğü belirtiliyor. Bênê köyü çevresinde çatışmaların devam ettiği bildiriliyor.

Gezi Parkı Direnişi’nde 5 kişi hayatını kaybetti, 7959 kişi yaralandı

Gezi Parkı Direnişi’nin başından bu yana uygulanan polis terörünün bilançosu son derece ağır. Ortaya çıkan tablo AKP'nin halka savaş ilan ettiğinin de göstergesi...

3 haftayı geride bırakan halk hareketi sürecinde, direniş AKP'ye geri adım attırdı, Gezi parkında inşaat durduruldu, Erdoğan "siz ne derseniz deyin biz kararımızı verdik" noktasından, "mahkeme kararını bekleyeceğiz, sonra da halka soracağız" noktasına getirildi.

Ancak AKP'nin halka karşı adı konulmamış bir savaş yürüttüğü bu süreçte 5 yurttaş hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı.

Toplam 5 kişi hayatını kaybetti
TTB’nin verilerine göre, kamu hastanelerine, özel hastane ve tıp merkezlerine ve çatışmaların yaşandığı alanlarda kurulan revirlere toplam 7959 kişi yaralı olarak başvurdu. Mehmet Ayvalıtaş (İstanbul), Abdullah Cömert (Antakya), Ethem Sarısülük (Ankara) Gezi Direnişi’nde hayatını kaybetti.

15 Haziran’da Taksim Gezi Parkı'nda yapılan saldırının ardından parkta olan damadı ve çocukları için Avcılar'dan başlayan yürüyüşe katılan Zeynep Eryaşar kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Adana’da Mustafa Sarı adlı komiser eylemler sırasında inşaat alanına düşerek yaşamını yitirdi. Bunun dışında Ankara’da bir dershanede temizlik işçisi olarak çalışan İrfan Tuna’nın yoğun biber gazından etkilenerek kalp krizi geçirdiği ve hayatını kaybettiği belirtildi. Bu konudaki incelemeler sürüyor.

7959 kişi yaralandı
AKP’nin vahşi saldırıları sonucunda toplamda 7959 kişi yaralanırken, bunlardan 59’unun durumu ağır. Saldırılarda 100 kişi kafa travmasına uğrarken, İstanbul’da 4, Ankara’da 1, Eskişehir’de 1 kişi, olmak üzere 6 ağır yaralının hayati tehlikesi bulunuyor. Gaz kapsüllerinin hedef alınarak atılması sonucu 11 yurttaş gözünü kaybetti, 1 kişinin dalağı alındı.

İşte TTB'nin verilerine göre Gezi Direnişi dökümü:
İSTANBUL
Toplam yaralı başvurusu: 4477
Ağır yaralanma: 21
Ölüm: 1
Hayati tehlikesi devam eden: 4
6 kişi ağır-kırıklı kafa travmasına uğradı.
6 kişi gözünü kaybetti
SADECE 16 HAZİRAN VERİLERİ:
Yaralı: 132
Ağır yaralı:2
7 hafif-orta, 1 ağır dereceli; 8 kafa travması
1 görme riski
20 TOMA suyundan kaynaklı yanık

ANKARA
Toplam yaralı: 1350
Ağır yaralanma: 21
Ölüm: 1
Toplamda 7 ağır-kırıklı kafa travması
4 görme kaybı
SADECE 14-15-16 HAZİRAN 2013 VERİLERİ: 
185 yaralı başvurusu var
2 ağır yaralı
Bir kişide görme kaybı

İZMİR
Toplam yaralı: 800
Ağır yaralı: 2

ANTAKYA
Toplam yaralı: 161
Ağır yaralı: 3
Ölüm: 1

ADANA
Toplam yaralı: 162
Ağır yaralanma: 6 (5 kafa travması, 10 yaşında bir çocukta kalça kırığı var)
Ölüm: 1 (1 polis memuru köprüden düşme sonucu hayatını kaybetti)

ESKİŞEHİR
Toplam yaralı: 300
Ağır yaralanma: 3 (2 yoğun bakım, 1 kafa travması)

MUĞLA
Toplam yaralı: 50
Ağır yaralanma: 1 (Görme kaybı riski)

BALIKESİR
Toplam yaralı: 150

KOCAELİ
Toplam yaralı: 10

ANTALYA
Toplam yaralı: 150
1 kişi gözünü kaybetti

RİZE
Toplam yaralı: 8

Kaynak: soL

Çarşı Grubundan önemli açıklama

ÇARŞI GRUBU OLARAK DÜN GECE BİR KARAR ALDIK!
Polis Taksim'i ele geçirmişti ve kimse oralarda neler olduğunu bilmiyordu. Yakaladıklarını oraya getirip dövüyorlar mıydı? Kadınları kızları taciz mi ediyorlardı? Ağaçları mı yakıyorlardı? Olanlardan kimsenin haberi yoktu. Taksim kurtarılmış bölgeydi. Adeta bir polis mahallesiydi.

Çarşı liderleri şafak baskınlarıyla evlerinden alınmış ve bu süreçte işlenmiş ne kadar suç varsa üzerlerine yüklenmişti.

Çarşı'nın ve heykelin (Kartal) orada toplanan yaklaşık 10 bin kişilik bir grup ile Abbas ağa'ya yürüdük.

Basın açıklaması yapıldı ve bir karar aldık.

Buradaki basın açıklamamızdan sonra oradaki insanlara, bu kararı alırken polisin bir düşman olmadığını, hiç bir zaman da düşmanımız olmayacağını, bizim arkadaşlarımız, akrabalarımız ve kardeşlerimiz olduğunu ve hiç bir şekilde; taş, sopa, bıçak, silah gibi ilkel nesnelerle, ilkel bir mücadele içinde olmadığımızı ve hiç bir zaman olmayacağımızı anlattık.

Bu kararımızı beğenmeyen ve ortalığı ateşlemek isteyenler oldu! "yukarıda arkadaşlarımızı dövüyorlar, onlara yardıma gitmeliyiz" diyenler oldu.

Bunların kim olduğunu artık hepimiz biliyoruz!

Gruptan kopmalar da oldu ama biz kararımızdan emindik!

Önce 200 kişilik bir grupla bekledik. Konuşmalar yapıldı, yağmur başladı. Oturduk ve şarkılar söyledik, danslar ettik.

KARAR!
Taksim'den bizi çıkardınız mı sevgili ağabeylerim, ablalarım, polislerim, devlet büyüklerim. Gezi'yi aldınız mı elimizden? Bizi dövdünüz mü?

EYVALLAH!
BUNDAN BÖYLE 2. TAKSİM ve 2. GEZİ PARKI: ABBAS AĞA PARKI'DIR!

Sizi orada bekliyor olacağız! Oturuyoruz! Şarkılar söylüyoruz. Bundan böyle sizleri "ŞİMDİLİK" orada bekleyeceğiz!

Gelin bizi oradan da atın. EMİRGAN KORUSU'na gideceğiz!


Gelin bizi oradan da atın. FETHİPAŞA KORUSU’na gideceğiz!

Gelin bizi oradan da atın. YILDIZ PARKI'na gideceğiz!

Gelin bizi oradan da atın. 3. köprünün ayaklarında sizi bekliyor olacağız!

Çünkü HER YER TAKSİM! HER YER DİRENİŞ!

Biz biber gazını çok sevdik. Bu aralar jopu da sevmeye başladık.

SİZ BUNU ANLAYANA KADAR DİRENİŞİMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ!

Saygılar sevgiler.

17 Haziran 2013 Pazartesi

Tüm listenizi davet edin!

TV ÜYELİKLERİMİZİ İPTAL EDİYORUZ!
GARANTİ BANKASI HESAPLARIMIZI KAPATIYORUZ! 
YANDAŞ GAZETELERİ SATIN ALMIYORUZ!

KARA LİSTE
MADO
Kızılkayalar
Saray Muhallebicisi
Aras Kargo
Komşufırın

ÇALIK GRUBU
DOĞUŞ HOLDİNG
GARANTI BANKASI
DOĞUŞ OTOMOTİV
DOĞUŞ İNŞAAT
NTV
CNBC-E
STAR TV
KRAL TV
E2
VIRGIN RADIO
KRAL FM
VOGUE (dergi)
GQ (dergi)
NATIONAL GEOGRAPHIC (dergi)
NUSR-ET
KIVA
EMPORIO ARMANI RISTORANTE
GQ BAR
GO MONGO
MEZZALUNA
DA MARIO
ANJELIQUE
KITCHENETTE
GINA
VOGUE
GIGI
N11.COM (ALİŞVERİŞ SİTESİ)
GRAND HYATT
PARK HYATT - MACKA PALAS
D-HOTEL MARIS
MARITIM HOTEL CLUB ALANTUR
D-RESORT GRAND AZUR
D-OTEL GOCEK
ALDIANA SİDE
PARADISE SİDE BEACH HOTEL

DOĞAN HOLDİNG
KANAL D
CNN TÜRK
HÜRRİYET 
POSTA
RADİKAL
FANATİK
D-SMART
D&R
RADYO D
SLOW TÜRK
CNN TÜRK RADYO

*DERGİLER
CHİP
PCNET
LEVEL
ATLAS
GÜNCEL HUKUK
YATCH TÜRKİYE
POPULAR SCİENCE
AUTO SHOW
TEMPO
CAPİTAL
EKONOMİST
BLUE JEAN
HEY GİRL
İSTANBUL LİFE
ELLE DECORATİON
EVİM
MAİSON FRANCAİSE
EV&BAHÇE
HAFTA SONU
HELLO!
BURDA
ELELE
ELLE
FORMSANTE
SENİNLE
LEZZET

DMC (DOĞAN MUSİC COMPANY)
D PRODUCTİONS
MİLTA BODRUM MARİNA
IŞIL CLUB BODRUM
IŞIL TUR

CİNER HOLDİNG
HABERTÜRK
SHOW TV
BLOOMBERG
C YAPIM FİLMCİLİK
HAVATAŞ
PARK HOLDİNG
LARES PARK HOTEL - İSTANBUL
LARES TURİZM

Yarından itibaren süresiz ucu açık olarak ilk ekonomik protestomuza başlıyoruz. Hiçbir şekilde AVM’lerden alışveriş yapmıyoruz. Çarşıdan, küçük esnaftan ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz.

Sadece sokaklarda gaz, cop, dayak yiyerek biryere varamayacağımızı biliyorlar. Olan bizlere oluyor. Bizim ekonomik olarak da bir gücümüz var onu kullanmalıyız.

Bilime, sanata, insanlığa, demokrasiye, doğaya düşman olan bu oluşuma karşı elimizden ne geliyorsa yapmalıyız.

Arkadaşlar sokaklara çıkmak önemli, ses yapmak korna çalmak önemli ama salt bunlarla kalırsa yetmeyebilir. Çok acı çekiyoruz ve salt bu şekilde direnirsek yenik düşebiliriz.

Unutmayınız bu kişi bize çapulcu dedi, kaymak tabaka dedi, zavallı garibana ananı al da git dedi. İşçiyi ezdi, esnafı ezdi, öğretmeni, doktoru, akademisyeni vs. vs. ezdi. Her gün başka bir yalan söyledi, başka bir günah işledi.

Bu partiler üstü bir direniştir. Bunu asla unutmayın.

Bu adamdan kurtulacağız.

Hükümetin uşağı, paralı askeri, yalakası Ferit Şahenk ve Doğuş Grubu'na ait restaurant, cafe ve barların listesi aşağıdadır! Bu mekanların tüm cirosu zaten sosyal medyayı aktif olarak kullanan, çevremizdeki kişilerden elde ediliyor, onlar ayakta tutuyor bu mekanları. Onların kullanmaması hepsini ciddi zora sokacaktır. Hemen hepsinin birebir aynı kalitede veya daha kaliteli muadilleri bulunuyor! Onları tercih edelim lütfen! Bu mesajı yayalım yaydıralım lütfen!

- NUSR-ET STEAKHOUSE
- ANJELIQUE
- KITCHENETTE
- GQ BAR
- VOGUE
- RAİKA
- WANNA POP
- ZUMA
- GINA
- GIGI
- ARMANI RISTORANTE
- GO MONGO
- AIJA
- MAMA
- KİVA
- CARLOTTA
- POUPON
- CA’D’ORO
- FOODIST CATERING
- TOM AIKENS RESTAURANT
- TOM'S KITCHEN
- TOM'S DELI

GARANTİ BANKASI HESAPLARIMIZI VE KREDİ KARTLARIMIZI İPTAL EDELİM!
Sizler menfaatiniz için, hiç düşünmeden, bir an bile tereddüt etmeden, kollarına kan gruplarını yazarak, tüm değer verdiklerini, sevdiklerini, eşlerini, çocuklarını, hastalarını, bakıma muhtaçlarını arkasında, merakta, endişe içinde bırakıp, sizin geleceğiniz için de, baskı ve zulüme karşı mücadele etmeye gelen, tepeden tırnağa sırılsıklam, gözlerini açamayan, nefes alamayan, sadece duyabilen insanların kulaklarını tıkadınız. Bizi büyük bir bilinmezin içinde yalnız ve çaresiz bıraktınız. Bir küçük altyazı için bile canını verebilecek ailelerimizi televizyon başında kahrettiniz. Ne olduğu ve yan etkileri, gelecekteki etkileri nedir bilinmeyen gazlarla yapılan tüm bu insanlık dışı müdahalenin ortağı oldunuz. Beş gündür gaza maruz kalan, yemek yiyemeyen dışkısından kan gelen çocuklardan, dövülenlerden, tazyikli suyla boynu kırılan, yaralananlardan, ölenlerden, sorumlusunuz! Utanın! Ben sizi sildim!

Turquie

Güç gösterisi çözümsüzlük

Erdoğan sokaktan yükselen sesi şiddetle bastırmaya yönelerek ve alanlara kendi kitlesini doldurarak güç gösterisiyle dün de tam bir çözümsüzlük ve çatışma üretti.  Sokaktaki yüzbinlerin taleplerini görmezden gelen Erdoğan, İstanbul mitinginde de olan biteni komplo teorisiyle izaha kalkıştı.

İşte gerçek çevreci!
Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Kazlıçeşme’de güç gösterisi mitingi yaptığı sırada polis Taksim’in tüm ara sokaklarında eylemcilere gaz vahşeti yaşatıyordu.

Taksim ve çevresini gaza boğan bu resmin yaratıcısı Erdoğan Taksim’e müdahaleyi gerçek bir çevre eylemi gibi sunarak şunları söyledi: “Şu anda Gezi Parkı ve Taksim Meydanı boşaltıldı. İBB Gezi Parkı’nın içini temizledi, şimdi çiçeklendirmesini yapıyoruz. Gerçek çevreciler şu anda iş başında. Atatürk Anıtı’nın etrafında da çiçeklendirme yapıldı. Çevreciler iş başında.” Taksim Dayanışma Platformu’nun Taksime çağrısına da çevap veren Erdoğan, “Bugün yine çağrı yaptılar ve meydana gelin dediler. Aklı selime hitap ediyorum. Ey benim milletim lütfen bu oyuna gelmeyin” diyerek çevrecilerin ağaçları savunmasını ısrarla oyunmuş gibi anlamaya devam etti. Türkiye’deki merkez medyayı baskı altına alarak ekranları adeta karartan Erdoğan, Uluslararası medyanın görüntüleri vermesine çatarak şunları söyledi: “Eğer Türkiye fotoğrafı görmek isteyen varsa, uluslararası medyaya rağmen görmek isteyen varsa fotoğraf burada. Uluslararası medya bunu da gizleyin olur mu? Hadi bakalım BBC bunu da gizle. CNN bunu da gizle. Reuters bunu da gizle. Günlerdir yalan haberler ürettiniz. Türkiye’yi dünyaya farklı gösterdiniz. Siz yalanlarınızla başbaşa kaldınız.”

Biri bu valiyi sustursun
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Taksim Gezi Parkı olayları başladığından bugüne her ağzını hayırla açtığında şer oldu, ne dediyse tersi çıktı. Önceki gün Gezi Parkı’na yapılan vahşi müdahaleyi fevkalade orantılı bulduğunu da söyleyen Mutlu, eylemcilere yapılan dehşet müdahaleyi küçümseyerek, basının bilgi kirliliği yarattığını ileri sürdü. Sevgili gençler nutuklarından da geri kalmayan Mutlu, yüzlerce yaralıyı görmezden gelerek insanlarını gözüne baka baka şunları söylemekten sakınmadı: “29 yaralımız var. Hiçbirinin durumu ağır değil bu sevindiricidir. Malesef çok saydıda ölü olduğu, yaralı olduğu dış basından kaynaklanan bilgi kirliliğine vatandaşlarımızın dikkatini çekiyorum. Ümit ediyorum önümüzdeki saatler itibariyle de gerek bizde çatışanlar açısından da olsa, gerek emniyetten de olsa en ufak bir Allah göstermesin yaralımızın can kaybımızın olmamasıdır. Hukukun içerisindeki bütün nöbetleri beraber tutarız. Gezi Parkı sevgili gençlerin, İstanbulluların hepimizindir. Hiç endişeye mahal yok. Bu konuyla ilgili üstün iradeyi hukukumuz koyacaktır.”

Çözüm ve birlik manifestosu

Birlik ve Çözüm Konferansı’nda Amed’de bir araya gelen tüm Kürdistani topluluklar, Demokratik Çözüm ve Barış Süreci’ni tek bir çatı altında yürütme kararı aldı.

Konferansın sonuç bildirgesinde Kürdistani toplulukların manifestosu açıklandı. Birlik ve Çözüm Komitesi’nin kurulduğu ilan edildi.

PKK Lideri Öcalan’ın çağrısıyla toplanan “Birlik ve Çözüm Konferansı”nın sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgeyi Türkçe DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, Kürtçe ise Azadi İnisiyatifi Koordinatörü Adem Özcaner okudu. Tuğluk, “Mesajımız tüm Kürdistan ve dünya halklarına” dedi.

Öcalan’ın özgürlüğü istenen bildirgede, demokratik müzakare sürecinin etkili organı olma misyonuyla ‘Birlik ve Çözüm Komitesi’ kurulduğu ilan edilirken, başta yeni anayasa, Kürdistan’a statü, Kürtlerin birliği gibi başlıklar altında Demokratik Çözüm Süreci’nin yol haritası açıklandı.

Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Kürdistani topluluklar ‘Birlik ve Çözüm Komitesi’ kurarak tarihi bir misyonla yola çıktı. Konferans bileşenleri Kürdistan’a statü, demokratik anayasa ve Öcalan’a özgürlük için sorumluluk alma iradesini ortaya koyarken, hükümeti de ciddi adımlar atmaya çağırdı

Amed’de iki gün süren Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Sonuç bildirgesini okuyan DTK Eşbakanı Aysel Tuğluk, 15-16 Haziran 2013 tarihinde değişik siyasi, etnik, inanç gruplarının temsilcileri olarak Amed’de gerçekleştirdikleri konferansı, tarihi önemde kararlar alarak başarıyla sonuçlandırdıklarını belirterek, “Kürdistani tüm renklerin buluşmasıyla, iki günlük yoğun tartışma ve değerlendirmeler ışığında elde ettiğimiz sonuçları, tüm Kürdistan ve dünya halkları ile paylaşıyoruz” dedi.

Yeni bir başlangıç
Kürtçe ve Türkçe olarak okunan bildirgeyi Türkçe DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, Kürtçe ise Azadi İnisiyatifi Koordinatörü Adem Özcaner okudu. Tuğluk, Kürdistani tüm renklerin buluşmasıyla, iki günlük yoğun tartışma ve değerlendirmeler ışığında elde ettikleri sonuçları, tüm Kürdistan ve dünya halkları ile paylaştıklarını kaydetti. Tuğluk, “Türkiye Cumhuriyeti, resmi kurucu ideolojisiyle tekçi ulus-devlet anlayışının en ağır örneğini yaşatmıştır. Kuzey Kürdistan’da Kürt halkı ve Kürdistani tüm toplulukları baskı ve sömürüyle yok etmeye-göç etmeye ve Türklük içinde eritmeye zorlamakla kalmayıp, Anadolu’daki farklılıklara da yaşam hakkı tanımamıştır. Bu bağlamda, Asuri-Süryani, Ermeni, Laz, Gürcü, Alevi, Hıristiyan, Musevi, Arap, Çerkes, Türkmen, Mıhallemi, Êzidî, Romanlar gibi halklar ve kültürler ile İslami grup, cemaatler ve özellikle kadınlar inanılmaz bir baskı ve yıldırma mekanizmasının mağdurları olmuştur” dedi. Son yüzyılın kendileri açısından tekçi sisteme karşı başkaldırı ve özgürlük mücadelesi ile geçtiğini belirten Tuğluk, “Konferansımız, bu serhildanlarda hayatını kaybetmiş ve şehit olmuş herkesi minnet ve saygıyla yad eder, rahmetle anar” dedi. “Serhildanlar geleneğinin” bir parçası olan PKK öncülüğündeki Kürt başkaldırısının son 30 yıldır sürdüğüne işaret eden Tuğluk, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm imha, inkar ve baskı uygulamalarına rağmen Kürt halkının direncinin kırılmadığını vurguladı. Tuğluk, konuşmasını devamında şunları dile getirdi: “Barış ve özgürlük özlemi içinde, Kürdistani kimliklerin katılımıyla toplanan konferansımız, Kürdistan ve tüm bölgenin özgür geleceği için anlamlı bir adım atmış ve tarihi kararlara ulaşmıştır.”

TARİHİ KARARLAR
•Sayın Abdullah Öcalan Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için tarihi bir fırsat yaratmıştır. Kürt hareketi sorunun barışçıl ve demokratik çözümü için samimi ve ciddi adımlar atmıştır. Konferansımız hükümetin aynı ciddiyetle ve samimiyetle adımlar atması gerektiğini ifade etmiştir.

•Delegasyonumuz, bu aşamada, hükümetin hala kullanmakta olduğu dil ve üslup, yeni karakol yapımları, koruculuğa yeni kadroların açılması ve askeri hareketlilik gibi uygulamalardan kaygı duymaktadır. Kamuoyunda güven yitimine ve samimiyetin sorgulanmasına yol açan bu uygulamaların derhal sonlandırılması çağrısında bulunur. Konferansımız, bu bağlamda, müzakere sürecinin sağlıklı ve güvenli bir biçimde sürdürülmesi için demokratik çözüm sürecinin başat aktörü Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü talep eder.

•Kürdistan halkların kendi tercihleriyle statülerini (özerklik-federasyon-bağımsızlık gibi) belirleme hakkına sahip olduğunu, Kürdistan halklarının kendi kaderini tayin hakkının sadece Kürdistan halkının kararına ve onayına bırakılması Konferansımızda ortaklaşılan bir ilkedir. Konferansımız Kürdistan’ın bir statüsü olmadan Kürt sorununun nihai olarak çözülemeyeceğini karar altına almıştır.

•Delegasyonumuz, çağdaş demokratik bir anayasa yapılmasını talep eder. Kürdistan halklarının kendi kimliği ile örgütlenme özgürlüğü, anadilde eğitim ve Kürtçe’nin resmi dil olarak kabulü, anayasal güvence altına alınmalıdır.

•Yoksulluk, göç, işsizlik, ekolojik tahribat gibi devasa toplumsal sorunlar, Kürdistan’da tüm yoğunluğuyla yaşanmaktadır. İçerisinde siyasetin-sivil toplum örgütlerinin-yerel yönetimlerin ve farklı grupların da olduğu bir mekanizma kurularak, kamu kaynaklarının pozitif ayrımcılık ilkesi temelinde Kürdistan’a aktarılmasının sağlanması gerektiğini önemle vurgular.

•Konferansımız Kürdistan’ın geleceğinin inşasında gençliğe olan inancını ifade eder ve iradesini önemser.

•Başta hasta ve çocuk tutsaklar olmak üzere cezaevlerindeki tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

•Faili meçhullerin aydınlatılması ve toplu mezarların ortaya çıkarılması için devlet sorumluluklarını yerine getirmelidir.

•Konferansımız 21’inci yüzyılın en temel sorunlarından birisinin cins çelişkisi olduğu tespitinden hareketle, toplumsallığın en dinamik parçası ve kurucu aktörü olan kadının durumunun toplumdan ayrı ele alınamayacağına dikkat çeker. Kadına yönelik her tür müdahale aynı zamanda topluma yapılan bir müdahaledir. Konferansımız kadına yönelik her türlü saldırının karşısında olduğunu ilan eder. Kürt kadınının Kürdistan mücadelesinde oynadığı rol tüm dünyaya örnek olacak şekildedir. Kadının, toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde, özgün ve özerk yapısıyla, karşı cinsle eşit boyutta toplumsallığın her kademesine eşit katılma kararlılığını benimser.

•Kürdistan coğrafyasında yaşayan Ermeni, Asuri-Süryani, Arap, Mıhallemi ve Türkmen gibi birçok halk ile Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Êzidî ve Aleviler gibi inanç grupları hem devletin politikaları nedeniyle hem de bu politikaların yol açtığı yanlış bilinç nedeniyle önemli zorluklar yaşamaktadır. Öncelikle tüm bu geçmişle yüzleşerek, yeni, eşit bir yaşam kurmak gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle kimliklerin özgürce ve inançları doğrultusunda yaşayabilmeleri ve gereken koşulların sağlanması için Konferansımız etkin çaba içinde olacaktır. Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı 20’nci yüzyıl boyunca tekleştirici politikalar nedeniyle kendi topraklarından kopmuş tüm kesimleri geri dönmeye çağırır.

•Konferansımız, Rojava parçasında kendi özgücüyle ve kendi özgün siyasetiyle gerçekleşen halk devrimininin yanında olduğunu belirtir. Kürt Yüksek Konseyi şahsında, birliğini ve ittifakını büyük ölçüde sağlamasını önemli görür. Rojava’da elde edilen kazanımların her Kürdistanlı tarafından korunması gerektiğine işaret eder. Diktatörlük rejimi ve Suriye muhalefetinde yer alan kimi çeteci grupların Rojava’ya yönelik tüm saldırılarını kınar. Konferansımız Rojava’nın, sınır kapılarının açık tutularak tüm Kürdistanlıların Rojava’ya yardım yapması çağrısında bulunur. Uluslararası camiayı Suriye ile ilgili mekanizmalara Rojava Kürdistanı’nı resmi olarak dahil etmesini talep eder.

•Ulusal Konferansın toplanmasının yaşamsal önemde olduğunu ifade eden konferansımız, Kuzey Kürdistan Konferansı olarak bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceği iradesini beyan eder. Irak Cumhurbaşkanı Sayın Celal Talabani, Kürdistan Federe Bölgesi Başkanı Sayın Mesud Barzani, KCK Başkanlık Konseyi ve tüm diğer Kürdistani güçleri, Ulusal Konferansın bir an önce toplanması için girişimde bulunmaya çağırır.

•Konferans delegasyonu, Kürdistan davasına katkı sunmuş her siyasi şahsiyet ve yapının emeğine saygı ve minnetle yaklaşır.

•Konferansımız BM, İKÖ, AB ve dünya halklarını Kürdistan halkının adalet, özgürlük, eşitlik için verdiği mücadelesine karşı sorumlu davranmaya davet eder.

•Konferansımız tüm uluslararası örgüt ve devletlerden PKK’nin terör listesinden çıkarılmasını talep eder.

•Konferans delegasyonu Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’nın iradesini temsil edecek ‘Birlik ve Çözüm Komitesi’ oluşturma kararı vermiştir. Bu mekanizma, yeni katılımlara açık bir şekilde konferansın aldığı tüm kararları takip etme, uygulama ve ihtiyaç duyduğu alanlarda komisyonlar kurma ve daha sonraki dönemlerde Konferansı yeniden toplama iradesine sahiptir. Bu komite demokratik müzakere sürecinin etkili organı olma misyonuyla çalışmalarını yürütür.

•Konferansımız; Türkiye halklarını, Konferansımızda açığa çıkan iradeyi tanımaya, esas almaya ve Türkiye Cumhuriyeti devletine Kürt halkının haklarını tanıması için baskı kurmaya çağırır. Aynı zamanda Konferansımız demokratik ve meşru mücadeleyi destekler.

Bu ne savaşta ne darbe döneminde oldu: Gönüllü doktorlar gözaltında

Halka yönelik giderek tırmanan devlet şiddeti, doktorları da hedefe koydu. Ramada otelde yaralılara gönüllü sağlık hizmeti veren doktorlar polis tarafından gözaltına alındı. Gezi Direnişi'nde öne çıkan dinamiklerden biris olan gönüllü doktorlar polis şiddetinin hedefi haline geldi.

BUNLAR NE DARBEDE NE SAVAŞTA OLMADI
Doktorların iki gün boyunca çeşitli saldırılara uğramasının ardından son olarak Ramada iki doktorun gözaltı görüntüsü Erdoğan hükümetinin çıtayı daha da yükselttiğini gösterdi.

RAMADA OTELDE İKİ DOKTOR GÖZALTINA ALINDI
Osmanbey'de bulunan Ramada Otel'e giren polisler burada bulunanları gözaltına alacağını söylerek tehdit etti. Sendika.org'un haberine göre, daha sonra Ramada Otel'deki gönüllü hekimler gözaltına alındı.

HEKİMLERİN TEPKİSİNİN SERT OLMASI BEKLENİYOR
Savaş dönemlerinde dahi görülmeyen bu manzaraların Türkiye çapında ve tüm dünya'da büyük tepki çekmesi bekleniyor. Geçtiğimiz hafta 70'in üzerinde avukatın Çağlayan Adliyesi'nde kelepçelenerek gözaltına alınmasının ardından tüm ülkede binlerce avukat ayağa kalkmıştı.

Gezi direnişi ve sosyal medya: İletişim örgütlenmektir!

Her zaman olduğu gibi, ne sosyal bilimcilerin ne iktidar sahiplerinin ne de kıvılcımı çakanların kendilerinin tamamen öngöremeyeceği bir biçimde ve hızla başladı: Gezi Parkı Direnişi artık tüm ülkenin direnişi. Her şehrin adı artık "diren" önekiyle başlıyor...

Her zaman olduğu gibi, ne sosyal bilimcilerin ne iktidar sahiplerinin ne de kıvılcımı çakanların kendilerinin tamamen öngöremeyeceği bir biçimde ve hızla başladı: Gezi Parkı Direnişi artık tüm ülkenin direnişi. Her şehrin adı artık "diren" önekiyle başlıyor...

2010'da başlayan, ama aslında 2008'e de tarihlenebilecek dipten gelen dalga, tıpkı 1848 "Halkların Baharı" isyanı gibi yavaş yavaş tüm dünyayı kapladı. Türkiye de kendine özgü, benzersiz, karmaşık dinamiğiyle bu dalganın tepesinde şu an. Türkiye direnişi, ne Arap Baharı'na, ne Avrupa'nın Öfkeliler Hareketi'ne (Los Indignados) ne de tıpkı Gezi Parkı gibi bir parktan, Zucotti Park'tan başlayıp dünyaya yayılan Occupy/İşgal hareketine benziyor. Ama ortak yönleri var tabii. Artık otokrasiye çalan bir tek adam iktidarının nobranlığına isyan etmesiyle Arap Baharı'nı andırıyor. Sabrın taşma derecesinde Öfkeliler hareketinden çok şey bulmak mümkün. Kendine ait gördüğü kamusal alana, sokağa çıkıp orada kalma ve orayı demokratik katılımla yönetme becerisi bakımından İşgal hareketine benziyor. Birçok yorumcu Türkiye direnişini 1968 ruhunun bir uzantısı olarak görüyor.

Ama bütün bu hareketlerde istisnasız ortak olan bir şey var: İletişimin hayati baskınlığı, yani İnternetin, özellikle de sosyal medyanın bir iletişim, örgütlenme, dayanışma, haberleşme ortamı olarak rolü. Türkiye direnişi bu bakımdan da dalganın tepe noktası. Sadece sosyal medya paylaşımlarının dünya eğilimlerini belirleyecek bir yoğunluğa erişmesi yüzünden değil; İnternetin herkesi yayıncıya, haberciye, eylemciye dönüştüren etkileşimli yapısının ortaya çıkardığı yaratıcı ve yenilikçi yeni işlevler nedeniyle de...

2012'de yazdığım bir yazıya şu adı vermiştim: "SOKAK + (DİJİTAL) İLETİŞİM = AKTİVİZM" (). Bugün, bu formülün işlediğini görüyoruz. Yani baştan söyleyeyim: Tıpkı yukarda andığım toplumsal hareketlerin hiçbiri için söylenemeyeceği gibi, Türkiye direnişi için de "bir sosyal medya devrimi" yakıştırması yapılamaz. Ama iletişim yeteneklerini yenilikçi bir biçimde kullanmayan bir toplumsal dinamizmin etkili bir harekete dönüşmesi de imkansızdır. Hareket sokakta vuku buluyorsa etkilidir, ama iletişim yeteneği olmayan bir hareket tüm sokaklara, meydanlara yürüyemez.

GEZİ DİRENİŞİNİN YENİLİKLERİ
Bunun da ötesinde Gezi direnişi sosyal medyanın toplumsal dinamizm odaklı kullanımı bakımından çığır açacak yeniliklerle dolu. Bu yeniliklerin birçoğunun daha farkına bile varmadık, çünkü akışın orta yerindeyiz, her şey daha çok sıcak. Ama emin olabilirsiniz ki, önümüzdeki beş yıl içerisinde dünya akademi çevrelerinde, aktivizm ortamlarında ve medyada Türkiye ile ilgili birçok çalışma, tez, makale vb. göreceğiz.

Öncelikle kullanım yoğunluğu bakımından Gezi direnişinin sosyal medya kullanımında bir zirve oluşturduğunu söyleyelim. İlk günden itibaren tutarlı bir şekilde yükselen Twitter içeriği tepeyi bulduktan sonra neredeyse hiç düşmedi, nemli anlarda patlama yaptı ve direnişi tüm coğrafyasında kapsadı.

İkinci ve daha önemli nokta ise, bu içeriğin odaklı etkililiği oldu. Özellikle "hashtag", yani sosyal medya etiketi kullanımıyla her bir içeriğin odaklandığı hedef kitleye ulaşması, aranabilir arşivler halinde istendiğinde yeniden erişilebilir olması ve daha da önemlisi, özellikle görsel içeriğin bazı uygulamalarla özel amaçlı platformlarda derlenmesi sağlandı.

Ana akım medyanın rezil bir oto sansür içinde kontrpiyede kaldığı bir zamanda direnişin temel mecrası sosyal medya oldu. Dolayısıyla haber alma ve haberleşme özgürlüğünün de ayrıcalıklı mecrası sosyal medyaydı. Sadece ülke içine değil, uluslararası basına, uluslararası sivil toplum kuruluşları, insan hakkı örgütleri, gazetecilik, hukuk, sağlık örgütleri, eylemci inisiyatiflerine yönelik çok dilli içerik aktarıldı ve bu akışın ne kadar farkındalık yarattığı da yabancı basının olayları verme şeklinden, uluslararası kuruluşların uyguladığı baskıdan görüldü. Bu tür durumlarda şiddeti tek başına durduramasa da ülkeyi dışarıya karşı şeffaflaştırmanın otoriter, baskıcı, faşizan uygulamalara karşı ne kadar etkili olduğu bilinir.

Protesto eylemlerine katılan kitleye, sağlık yardımı, hukuki destek, polis şiddetinin durumu ve coğrafyası gibi konularda acil mesajların ulaştırılması sosyal medya üzerinden sağlandı. Sosyal medyanın diğer iletişim kanallarından farklılığı, gerçek zamanlı akışıyla sadece bir medya olmaktan öte bir örgütlenme, harekete geçirme, kolaylaştırma aracı da olmasıdır ve Türkiye direnişi bu bakımdan çok ciddi bir etkililik düzeyine ulaştı.

#DELİLİMVAR
Benim en çok önemsediğim işlevlerden biri de, polis terörüne, polis koruması altında saldıran milisvari çetelerin suçlarına, polisin kask numarası kapatma gibi hukuksuzluklarına, avukatları gözaltına alma şeklindeki gayri meşruluğa, yaralanma ve ölüm olaylarında kolluk kuvvetlerinin sorumluluğunun ortaya çıkarılmasına, kolluk kuvvetleri ile provokatörler arasındaki ilişkilerin açığa çıkmasına ilişkin delillerin #delilimvar etiketiyle paylaşılarak bu amaçla oluşturulmuş bir sitede derlenmesi oldu:  . Bu deliller Baroların ilgili kurulları tarafından suç duyurularında kullanılmaya başlandı ve hukuk arayışı katlanarak devam edecek. Üstelik izlendiğinin farkına varan suçluda oluşan psikolojik etkiyi azımsamamak lazım. Kameralar ve İnternet kimbilir kaç can kurtardı. MOBESE kameraları kapatıldığında binlerce pencere kameralarla sokakları taradı ve o kameralara ne utanç görüntüleri takıldı! Bu, Gezi direnişinin dünyaya yaptığı en önemli katkılardan biri ve tüm dünyadaki aktivistler tarafından da ilgiyle izleniyor.

Sosyal medyanın örgütlenme işlevinin bir başka boyutu da tartışma, uzlaşma, ortak karar alma ve katılım mekanizmalarının etkililiği boyutunda ortaya çıktı. Tüm ülkeye yayılan eylemciler birçok konuda birlikte davranabildi, konuştu, tartıştı, karar aldı, tepkisini koydu. Bu çok önemli. Çünkü içinde bulunduğumuz dönemde lidersiz organizasyonların önlenemez yükselişine tanık oluyoruz. Kitle bir güruh gibi değil, her bir birimi bilinçli kocaman bir ortak akıl gibi hareket ediyor; bütün etkisi de buradan geliyor. Bu kitleye en yakışan iletişim aracı kuşkusuz sosyal medya.

Bir başka ve yine çok önemli katkı da direnişin yeni, vurucu, çarpıcı ve yaratıcı diliyle ilgili olarak geldi. Sokakta ortaya çıkan bu dil, tıpkı Öfkeliler veya İşgal hareketlerinde gördüğümüz gibi, keskin bir zekayla son derece vurucu bir ironi, mizah seviyesine ulaştı. Bunu "orantısız şiddete karşı orantısız zeka" olarak adlandırabiliriz. Sokak yazılarından, pankartlardan çıkagelen bu güçlü dil, sosyal medya sayesinde bir gramere kavuştu ve herkesin ortak dili oluverdi: Başbakan'ın gençliğe reva gördüğü "çapulcu" aşağılaması bir anda tersine çevrilerek direnişçinin ortak adı oluverdi ve sahibini vurdu! Hatta İngilizceye yeni bir fiil bile hediye ettik: "chapulling"... Sokağın bu yeni dili eski muhalefet diline hiç benzemiyor. Ortak ruhla ortak zekaya seslendiği için iletişim değeri çok yüksek. Türkiye direnişinin dili bile tek başına birçok çalışmaya konu olacak.  Sosyal medya sayesinde direnişin muhteşem bir hafızası oluştu. Sosyal medya araçlarındaki hızlı gelişme, artık fotoğraf ve video paylaşımını ve erişilebilirliğini çok kolaylaştırmış durumda ve Türkiye direnişi çarpıcı görselleriyle tüm dünyayı bir albüm gibi kapladı. Görselin etkililiğini hatırlatmama gerek yok sanırım.

SOSYAL MEDYAYA YÖNELİK BASKI ARTACAK
Şimdi neler olacak? İktidar açısından bakarsanız, Başbakan'ın deyimiyle bir "bela" olan sosyal medyaya karşı her zamankinden daha büyük bir tehdit algısı yerleşecek. Başbakana,aynı dille konuşan benzerlerinin acı tecrübelerini hatırlatmaya gerek var mı? Ama otokratın zihni her zaman kendisini benzersiz görme körlüğüyle çalıştığından, önümüzdeki dönemde sosyal medyaya yönelik daha da şiddetli bir karalama, bastırma, sansürleme, gözdağı verme şevki göreceğiz. Nitekim şimdiden başladı: Twitter kullanıcıları gülünç ve elbette hukuksuz bahanelerle gözaltına alındı ve salıverilmek zorunda kaldılar. İktidarın bu gözaltılarla asıl amacı elbette kullanıcıları oto sansüre zorlamak Çünkü tamamen kapatmak pek mümkün değil. Mısır'da bu denendiğinde borsa çöktü ama muhalifler alternatif yollarla tweet geçmeye devam ediyordu. Sosyal medyanın muhalif kullanımını suç haline getirmeye çalışan bir yasa önerisi bekleyebiliriz. Nitekim AKP'li Ali Şahin'den Twitter'ı "bomba yüklü araçtan daha tehlikeli" bulan bir absürt açıklama geldi bile. Ama tıpkı 5651 sayılı internet sansür yasası veya BTK'nın merkezi filtresi gibi bu düzenleme de Anayasaya ve bağlı bulunduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırı olacak. Ve 5651 ya da filtre ne kadar "başarılı" olduysa bu da o kadar işe yarayacak. Durun ve kendinize sorun: "Ya 'yeni medya', yani herkesi bir yayıncı haline getiren internet olmasaydı, ne olacaktı? Ya da iktidarların hepsinin hayalini kurduğu Çin, İran, S. Arabistan "intranet"i gibi bir internetimiz olsaydı? Son yıllarda onca insanı sokağa döken, davalar, suç duyurularıyla, kamuoyu baskısıyla direnmesine yol açan ağır sansür, merkezi filtreler tamamen başarıya ulaşsaydı? Ne olurdu? Şimdi o ana akım medyanızla baş başa kalırdınız ve kurabiye tariflerini izlerken, acizlik ne demekmiş anlardınız!" (). Bir de geçtiğimiz yıllarda İnternet sansürüne karşı mücadele veren on binlere neler borçlu olduğunuzu hatırlayın bir zahmet! Muktedirler her geçen gün iktidarsızlıklarının biraz daha farkına varacak. Sokaklarda ve internette akan bilgi onları can evinden, yani gayri meşruluklarının teşhir edilmesinden vuracak! İnterneti size karşı kullanmaya, hepinizi fişlemeye, gözünüzü korkutmaya, özel hayatınızı ihlal etmeye, iletişiminizi dinlemeye, hareketlerinizi gözetlemeye çalışacaklar. Burada bir sonraki adım gelecek: Herkes birer şifreci, anonimleştirme ustası, alternatif erişim sihirbazına dönüşecek. Julian Assange'ın dediği gibi, matematik kaba şiddeti yenecek (ŞifrePunk, Metis Yayınlar, 2013).

Evrensel Kültür'de (Temmuz 2011) yayınladığım bir başka yazıma da şu başlığı düşmüştüm: "İletişim örgütlenmektir!" Bir düşünün abiler, ablalar, kardeşler.

DEZENFORMASYON TEHLİKESİ
PEKİ hiç mi olumsuz örnek yok? Var tabii: dezenformasyon ve provokasyon çalışmaları, insanları yılgınlığa sürükleyecek korku ve gözdağı operasyonları, tehditler ve nefret söylemi... Bu boyutlardaki bir hareketliliğin kaçınılmaz unsurlarından biri olarak bu olumsuz boyuta da tanıklık ettik. Ama sosyal medyanın ortak aklı bu tehdidi bertaraf etmeyi her zamanki gibi bildi. Üstelik direnişçi kitlenin iletişim araçlarını kullanma becerisindeki orantısızlık, iktidarın karşı saldırılarını gülünç seviyeye indirdi.

Özgür Uçkan- Evrensel

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers