31 Temmuz 2013 Çarşamba

Taksim'de Berkin Elvan için yapılan eyleme polis saldırısı!

Polisin gaz bombasıyla yaralanan ve bir buçuk aydır komada bulunan Berkin Elvan'ın ailesinin çağrısıyla yapılan eyleme Taksim'de polis müdahale etti.

Erdoğan’dan müjde: Herkes onu sevmek zorunda değilmiş!

TOBB Genel Kurulu'nda konuşan Erdoğan, "Herkes bizi sevmek zorunda değil" dedi. Erdoğan, 'sokakları terörize etmekle demokrasi olmayacağını' savunarak, "Sandık demokrasinin namusudur" ifadesini kullandı.
Recep Tayyip Erdoğan, TOBB Genel Kurulu'nda konuştu. Erdoğan, "Herkes bizi sevmek zorunda değil. Bunu samimi söylüyorum. Böyle bir mecburiyet yok. Biz 76 milyonun tamamının hükümetiyiz. Seven sevmeyen farketmez." ifadelerini kullanarak şunları söyledi:
"Bugün elde ettiğimiz başarılar hiç kuşkusuz siyasette, demokraside, dış politikada gerçekleştirdiğimiz reformların eseridir. Demokraside en ufak bir geriye gidişin faturasını önce sanayici öder, sizler ödersiniz. Dış politikadaki en küçük bir ilkesizliğin bedelini sizler ödersiniz, milletimiz öder, hep birlikte öderiz. Biz bugünlere gerçekten çok zor şartlar altında ulaştık. 10,5 yıl boyunca Türkiye'yi bu seviyeye getirmek için ne badireler atlattığımızı sizler de çok iyi biliyorsunuz. İnanın bir kez boyun eğseydik, bir kez taviz verseydik Türkiye'yi böyle 3 kattan fazla büyütemezdik. Formül çok ama çok net kardeşlerim. Eğer ekonomideki kazanımlarımızı koruyacaksak demokrasiye sahip çıkacağız. Eğer ekonomiyi daha da büyütmek istiyorsak demokrasiye daha fazla sahip çıkacağız. Eğer bugün elde ettiğimiz kazanımları korumak, daha da arttırmak istiyorsak demokrasinin üzerine büyük bir hassasiyetle eğilecek, demokrasiyi daha ileri noktalara taşımaya gayret edeceğiz. TOBB'un bundan sonra da kazanımlarımıza en güçlü şekilde sahip çıkacağına inanıyorum. Herkes bizi sevmek zorunda değil. Bunu samimi söylüyorum. Böyle bir mecburiyet yok. Biz 76 milyonun tamamının hükümetiyiz. Seven sevmeyen farketmez. Biz bu millete efendi olmaya değil, bu millete hizmetkâr olmaya geldik."
Sandıktan gayrı demokrasi olmaz
Erdoğan, 'Türkiye'de demokrasiye yalnızca sandıkta müdahale edilebileceğini' ve 'sokakları terörize ederek demokratik hakların dile getirilemeyeceğini iddia ederek şöyle konuştu:
"76 milyonun fertleri arasında hiçbir ayrım yapmak, asla. Batı ne hizmet alıyorsa Doğu da aynı hizmeti alacak. İşte şu Ramazan boyunca Bingöl, ardından Kastamonu, ardından Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı'nın açılışını yaptık. 10 yıl önce denilseydi Bingöl'e, Şırnak'a havalimanı yapılacak. Kim inanırdı buna? Hayal bile edilemezdi. Hakkari Yüksekova'da havalimanı yapmak istiyoruz ama müteahhit tehdit ediliyor. İş makineleri yakıldı. Müteahhit korku belasına çalışamıyor. Yetmiyor. Bir de ne var? İhale bedelinin yüzde 10'unu Kandil'e göndereceksin. Bu şartlar altında bu eserler inşa ediliyor. Ama öyle de olsa böyle de olsa biz bunları yapacağız. Yüksekova'ya da havalimanı yapacağız. Bizi sevmeyenler olacaktır. Bunu biliyoruz. Ama sandık da bunun için var. Seçim sandığı milletin önüne gelir. Millet o engin feraseti ile iktidardaki partiye hesabını sorar. Ya tamam ya da devam der. Milletin tercihini özgürce kullandığı bir ortamda diktatörlük olmaz. Sandık demokrasinin namusudur. Sandık demokrasilerde hesap sorma makamıdır. Emniyet sübabıdır. Sandık sonucundan asıl ders çıkarması gereken kazanan değil kaybeden olmalıdır. Kaybeden nerede hata yaptığını enine boyuna ölçüp biçmelidir. Ne aldık, yüzde 50. Biz öteki yüzde 50'nin içinden ne kadar alabiliriz hesabını yaparız. Çoğunluğun azınlığına hükmetmesine şüphesiz hep birlikte karşı duracağız. Ama Türkiye'de on yıllardır yaşandığı gibi azınlığın çoğunluğa dayatmalar yapmasına da hep birlikte karşı durmak zorundayız. Elbette medya, üniversiteler, meydanlar demokrasinin olmazsa olmazlarıdır. Ancak tek başına medyanın, sermayenin ülkenin gidişine yön verdiği bir rejime demokrasi denebilir mi? Sesini sadece sandıkla duyuran sessiz kitleyi o zaman nereye koyacaksınız? O zaman bu sisteme nasıl demokrasi diyeceksiniz. Türkiye'de artık demokrasiye sadece sandıkta müdahale edilebilir. Bunun dışındaki her müdahale artık gayri meşrudur. Dağda ya da şehirde meydanları işgal ederek, sokakları terörize ederek demokratik hak dile getirilmez. Bu demokrasiye sadece zarar verir. Demokrasinin tehdit altında olduğu bir ülkede kuşkunuz olmasın ekonomi de tehdit altında olur. Camı çerçevesi indirilen ensafın günahı neydi? Bu ne biçim bir anlayış, bunu anlamak mümkün mü? Biz bu istikrar ve güven ortamını çok zor tesis ettik arkadaşlar."
'Allah için sevmeye mecburuz'
Türkiye'nin son dönemde 'çıta atladığını' belirten Erdoğan hükümete karşı alınan tutumları eleştirerek şu ifadeleri kullandı:
"İşte biz burada dayanışmamızı çok açık, net ortaya koymak zorundayız. Çünkü Türkiye ve bu millet bunları hak etmiyor. Türkiye sınıf atlamış, çıtayı yükseltiyor, yapılana bak. 10 yıl önce bu ülkede köşelerinde istediği gibi yazamayanlar, çizemeyenler, el pençe divan duranlar şimdi bakıyorsunuz farklı bir tavır sergiliyor. Demokrasinin güç kaybettiği bir ortamda seçkinler kazanır, imtiyazlılar kazanır ama çoğunluk kaybeder. Bu ülkenin her bir ferdi, özellikle sivil toplum örgütleri demokrasi konusundaki hassasiyetlerini bugüne kadar olduğu gibi korumalı ve daha üst noktalara taşımalıdır. Biz bir olmaya, beraber olmaya. Hepsinden öte kardeş olmaya mecburuz. Birbirimizi Allah için sevmeye mecburuz. Hiçbir ayrıma tabi tutmadan birbirimizi yaradılanı yaradandan ötürü seveceğiz."
Bunlar hep faiz lobisi!
Erdoğan, 'Türkiye üzerinde oynanan oyunlara karşı' da uyarılarda bulundu. Bir kez daha 'faiz lobisi'ne dikkat çeken Erdoğan şunları söyledi:
"İçeriden dışarıdan üzerimizde oynanan oyunları herhalde hissediyorsunuz. Türkiye her alanda olduğu gibi sermaye noktasında da ayrımcılığın bedellerini çok ağır ödemiş bir ülkedir. Cadı avlarının yapıldığı, kredilerde, teşviklerde ayrımcılığın yapıldığı dönemlerden geçti. Türkiye'de ne bugün ne de bundan sonra böyle dönemlerin yaşanmasına asla müsaade etmeyiz. Faiz lobisi uyanık. Sadece faizle yetinmiyor bir de komisyonlar adı altında komisyonlarla garibim tüketicileri çökertiyor."
Kaynak: soL

Cemil Bayık son tarihi verdi!

PKK'nin liderlerinden Cemil Bayık, buna karşın yaklaşımını “tamamen öteleme” olarak değerlendirdiği hükümeti uyardı.

Abdullah Öcalan'ın çözüm sürecinin ikinci aşamasına ilişkin birçok proje sunduğunu belirten PKK'nın liderlerinden Cemil Bayık, buna karşın yaklaşımını “tamamen öteleme” olarak değerlendirdiği hükümeti uyardı.

Bayık, “Artık adım atılması lazım. 1 Eylül son tarihtir. 1 Eylül'e kadar adım atılmazsa amacın çözüm değil, tasfiye ve katliam olduğu anlaşılacaktır. Elbette o zaman özgürlük hareketi ve Kürt halkı bu tasfiyeye karşı kendini savunacaktır” dedi. ANF'ye göre katıldığı bir televizyon yayınında soruları yanıtlayan Bayık, çözüm sürecinin ikinci aşamasına değinerek, bu projenin Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü esaslı olduğunu belirtti. Bayık, Öcalan'ın da bu konuda büyük bir sorumlulukla yaklaştığını kaydetti.

“ÖCALAN İKİNCİ AŞAMANIN TAMAMLANMASINI İSTEDİ”
Öcalan'ın bu sorumluluktan hareketle şu ana kadar birçok çözüm projesi ortaya koyduğunu savunan Bayık, ancak Türk devleti ve hükümetinin bu konudaki yaklaşımının “tamamen ötelemeden” ibaret olduğu belirterek “Apo son olarak 8 komisyon önerdi. Bu komisyonların oluşturulmasını, demokratikleşme ve çözüm için yasa tasarıları hazırlamasını ve Mecli'se sunmasını istedi. Bu tasarıların Meclis'te tartışılıp yasalaştırılmasını, böylece atılacak demokratik adımlarla çözümün üçüncü aşamasına geçilebilmesi için ikinci aşamanın tamamlanmasını istedi” dedi.

“1 EYLÜL SON TARİHTİR”
Konuşmasının devamında hükümete seslenen Bayık, “Eğer gerçekten Kürt sorununu çözme istemi varsa Apo ve özgürlük hareketi bunun zeminini yarattı. Artık adım atılması lazım. Eğer adım atılmazsa 1 Eylül son tarihtir” diye konuştu. Artık basit oyunların ve sürece basit yaklaşımların terk edilmesini isteyen Bayık şunları kaydetti: “Bunun için 1 Eylül son tarihtir. 1 Eylül'e kadar adım atılmazsa amacın çözüm değil, tasfiye ve katliam olduğu anlaşılacaktır. Ama tasfiye mümkün değildir. Elbette o zaman özgürlük hareketi ve Kürt halkı bu tasfiyeye karşı kendini savunacaktır. Şimdiye kadar nasıl ki kendini savunma mücadelesi yürüttüyse bundan sonra aynı şekilde kendini savunacaktır. Bunu herkes böyle bilmeli.”

Levent Üzümcü: "İstediğiniz kadar yırtının..."

Oyuncu Levent Üzümcü, bir tweet'i nedeniyle sosyal medya ve internet medyasında kendisini hedef alan yorumlara yanıt verdi.

Peygambere hakaret ettiği iddialarını kesin bir dille reddeden Üzümcü "işiniz gücünüz hedef yaratmak. aklımın ucundan geçmeyen şeyleri demişim gibi bir hava yaratarak cadı avı yapmak." dedi.

"İSTEDİĞİNİZ KADAR YIRTININ ORADAN BİR ŞEY ÇIKMAZ"

Üzümcü’nün "Aranda 1600 yıl fark olan bir adamla aynı zaman diliminde yaşamanın zorluğuna ilaç olur mu demokrasi?" yazılı tweeti sosyal medya ve muhafazakâr internet medyasında peygambere hakaret olarak yorumlanmıştı.

Bu çıkarsamanın "cadı avı" harekatının bir parçası olduğunu vurgulayan Levent Üzümcü Twitter'dan yaptığı açıklamada "İstediğiniz kadar yırtının oradan bir şey çıkmaz.kimsenin inancını hedef almadığımı ya da birini kast etmediğimi tarafsız okuyan herkes anlar.." dedi.

Levent Üzümcü'nün konuyla ilgili attığı tweetler şöyle:

"NE ZAMAN KİMİN İNANCINA DİL UZATTIM?"
- Israrla cadı avı yapmaya çalışıyorsunuz. Küfür kıyamet itibarsızlaştırma çabası ve tehditle. Demediğimi demişim gibi anlıyorsunuz.

- Mağdur edebiyatı yapma ihtiyacınız o kadar fazla ki. Çünkü başka türlü var olamayacağınızı düşünüyorsunuz.Ne zaman kimin inancına dil uzattım..

- Yazdıklarım üzerinden de mazlum olma çabanız boşa.

- İstediğiniz kadar yırtının oradan bir şey çıkmaz.kimsenin inancını hedef almadığımı ya da birini kast etmediğimi tarafsız okuyan herkes anlar..

- işiniz gücünüz hedef yaratmak. Aklımın ucundan geçmeyen şeyleri demişim gibi bir hava yaratarak cadı avı yapmak.

- Demedim dememe gerek yok o kadar açık ki herhangi birini hedef almadığım böyle deşarj olmak istemişsiniz lütfen yazılanlara bir kez daha bakın..

- Daha da diyecek sözüm yok. Bu güne kadar yüzlerce kez yazmışım. Hiç kimsenin inancına asla saldırmadım.

ÇHD'yi kapatma operasyonu devrede

ÇHD avukatlarına DHKP/C adı altında hazırlanan intikam iddianamesinde Taylan Tanay’ın yöneticilikle suçlanması yetmemiş gibi İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü tarafından hakkında ikinci bir dava daha açıldı. Müdürlüğün  “ Dernekler Kanununa muhalefet” adı altında açtığı davada, ikinci kez ÇHD başkanı seçilen Tanay’ın TCK 53/1 gereğince vakıf, dernek, sendika kurmaktan ve yönetici olmaktan men edilmesi öngörülüyor. Burada esas amacın Taylan Tanay üzerinden ÇHD ‘yi kapatmak olduğuna dikkat çeken ÇHD İstanbul Yöneticisi Avukat Gülvin Aydın, açılan davaların, yapılan operasyonların, yandaş medyanın  karalama politikalarının  bunun açık göstergesi olduğunu vurguladı.

Dernekler Müdürlüğü  müfettişlerinin 30 Ekim 2012’de ÇHD’yi denetlemeye geldiğini  anlatan Avukat Gülvin Aydın,  kanuna göre Müdürlüğün bir derneğin  sadece 5 yılını incelemeye alması izni olmasına rağmen, müfettişler tarafından  ÇHD’nin 10 yıllık defterlerinin alıkonulmak istendiğini belirtti. Avukatlar olarak buna izin vermediklerini, sadece  5 yıllık defterleri alabileceklerini söyleyerek bu hukuksuzluğun önüne geçtiklerini söyledi.

CEZAEVİNDE OLAN BİRİ PARA CEZASINI NASIL ÖDEYEBİLİR
Aylarca defterlerin incelenmeye alındığı sırada ikinci bir baskının bu kez polis tarafından yapıldığına dikkat çeken Aydın, Taylan Tanay, Selçuk Kozağaçlı, Ebru Timtik’in de aralarında bulunduğu 22 avukatın gözaltına alınıp tutuklandığını hatırlattı. 19 Nisan 2013 tarihinde Dernekler Müdürlüğü tarafından defterlerin usulüne göre tutulmadığı bahanesiyle yüksek miktarda para cezasına çarptırıldıklarını belirten Aydın, “ Taylan Tanay  o esnada zaten tutuklu olduğu için parayı ödeyemezdi. Ancak bunu fırsat bilen  Dernekler Müdürlüğü  bu kez de 19 Haziran 2013 tarihinde  Dernekler Kanunu 32/k maddesi ve TCK 53/1 maddesinden Taylan hakkında 55.Asliye Ceza Mahkemesinde dava açtı.  27 Nisan 2013’te yapılan ÇHD seçimlerinde Taylan Tanay’ın tekrar İstanbul Başkanı seçilmesini sindiremeyen zihniyetin şimdi de adım adım ÇHD’yi kapatma manevrasını devreye koyduğuna dikkat çeken Aydın, açılan davaların, avukatlara yapılan operasyonun,  hükümete yakın medyanın avukatlara yönelik karalama kampanyasının aslında, derneğin denetimine gelindiği günden bu yana kapatma amacıyla hareket edildiğinin göstergesi olduğunu aktardı.

Zeynep Kuray / BirGün

'Uludere'yi en iyi bilen kişi Necdet Özel'

361 sanıklı 'Balyoz' davasında Şırnak İl Jandarma Komutanı Cüneyt Küsmez'in avukatı Roboski katliamı ilgili bazı iddialarda bulundu.

Aralarında emekli Oramiral Özden Örnek ile emekli orgeneraller Halil İbrahim Fırtına ve Çetin Doğan'ın da bulunduğu 361 sanıklı "Balyoz Planı" davasının, Yargıtay 9. Ceza Dairesindeki temyiz duruşmasına devam edildi.

Sanık Abdullah Cüneyt Küsmez'in avukatı Tamer Öner, müvekkilinin listelerde adı geçtiği için mahkum edildiğini belirterek, müvekkiliyle ilgili tespit edilmiş somut eylem, ıslak imza bulunmadığını savundu.

Müvekkili Cüneyt Küsmez'in Şırnak İl Jandarma Komutanı görevindeyken tutuklandıktan sonra Şırnak ilinin terörden büyük zarar gördüğünü ileri süren Öner, "Hatta 35 kişinin katledildiği Uludere olayı da bu tutuklamadan sonra gerçekleşmiştir. İddia edilen suçu işleyip işlemediklerini en iyi bilen kişi Necdet Özel'dir. Necdet Özel'in tanık olarak dinlenilmemesi de bozma sebeplerinden biridir" diye konuştu.

Kaynak: BirGün

Teslimiyet masası



Tel Aviv ve Ramallah yönetimlerinin temsilcileri üç yıl sonra ABD’nin başkenti Washington’da müzakerelere başlamak için bir araya geldi. İsrail, Yahudi yerleşimciler ve Filistinli mülteciler konusunda taviz vermeyeceğini belli ediyor.
(soL - Dış Haberler) İsrail ve Filistin arasındaki barış müzakereleri, ABD’nin başkenti Washington’da başladı. İsrail’i temsilen Adalet Bakanı Zipi Livni ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun danışmanı İzak Molcho, Ramallah’taki Filistin yönetiminin temsilcisi Başmüzakereci Saib Erekat ve Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın danışmanı Muhammed Şitayye, ABD Dışışleri Bakanı John Kerry’nin ev sahipliği yaptığı yemekte bir araya geldi.
Sabıkalı arabulucu
ABD, yeni tur görüşmelerin arabuluculuğuna hazırlanıyor ancak Dışışleri Bakanı John Kerry’i müzakereler boyunca temsil edecek Martin Indyk’in siyasi kariyeri, bu görevin ne kadar tarafsız bir biçimde yürütüleceğine dair soru işaretleri yaratıyor. Dün atanan yeni Ortadoğu Özel Temsilcisi Indyk, 1995-1997 yılları arasında ABD’nin İsrail büyükelçisiydi. Eski ABD Devlet Başkanı Bill Clinton tarafından başlatılan ve başarısızlıkla sonuçlanan Camp David görüşmelerine de katılan Indyk, aynı zamanda Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) üyesi. Tel Aviv adına ABD’de lobi faaliyetleri yürüten AIPAC, Washington’un İsrail ordusuna yapacağı yardımları belirleyebilecek kadar etkili bir kurum olarak biliniyor. Yemekte söz alan ABD Dışışleri Bakanı John Kerry, “Bunun zor bir süreç olduğu sır değil. Kolay olsaydı yıllar önce gerçekleşirdi” diye konuştu. Kerry, koltuğa oturduğu altı ayda defalarca kez İsrail ve Filistin’i ziyaret etmişti.
Filistin'de çatlak sesler
İsrail ve Filistin müzakerelerinin en önemli başlığını Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşayan 350 bin Yahudi yerleşimci ve İsrail işgali nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan 4,5 milyon Filistinli mülteci oluşturuyor: İsrail yerleşimlerden vazgeçmek istemediği gibi Filistinli mültecilerin uluslararası toplum tarafından tanınan geri dönüş hakkını engellemeye çalışıyor. Ayrıca Doğu Kudüs’ü de ilhak ederek Kudüs’ü İsrail devletinin başkenti yapmak isteyen Tel Aviv yönetimi, bu amaçla yerleşimleri özellikle Ramallah ve Tel Aviv arasındaki bölgeye yoğunlaştırmış durumda. Görüşmelerin başlamasından hemen önce Filistin tarafına Ürdün sınırına asker konuşlandırma isteğini ileten Tel Aviv bölgeden yapılacak silah kaçakçılığının ulusal güvenliğini tehdit edeceği iddiasında bulunuyor. Ancak Ramallah’taki yönetimin lideri Mahmud Abbas dün Mısır’ın başkenti Kahire’ye yaptığı ziyarette “Nihai çöüzümde topraklarımızda tek bir İsrailli asker veya sivil kalmayacak” diye konuştu.
Görüşmelere Filistinli diğer direniş örgütleri ise itiraz ediyor. Dün AFP’ye konuşan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, görüşmelere karşı olduğunu açıkladı ve Abbas’ı masaya dönerken Filistin Kurtuluş Örgütü’nün fikrini almamakla eleştirdi.
Görüşmelerin başladığı gün Filistin’den yine çatışma haberleri geldi. İsrail ordusu Batı Şeria’daki Cenin Mülteci Kampı’nda taş attıkları gerekçesiyle ateş açtı ve olayda üç Filistinli yaralandı. Sabah saatlerinde ise Gazze’den İsrail’in güneyindeki bir yahudi yerleşim birimine roket atıldı. Olayda ölen veya yaralanan olmadı.
Barışa inanan az
Filistinlilere göre görüşmeler “vakit kaybı”. Filistin Siyaset ve Araştırma Merkezi’nin Haziran ayında düzenlediği anketin sonuçlarına göre halkın yüzde 53’ü iki devletli çözümden yana ancak yüzde 58 bunun İsrail yerleşimleri yüzünden son derece güç olduğunu düşünüyor. İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesinin anketine göre ise taraflar bir barış anlaşmasında uzlaşırsa referandumda “evet” oyu vereceklerin oranı yüzde 55... İsraillilerin yüzde 25’i ise aynı referandumda “hayır” oyu vereceğini belirtiyor.

Özgürlük savaşçıları' Halep'te kruvasanı yasakladı!



Halep'in bir bölgesinde kontrolü elinde bulunduran İslamcı çete, "sömürgeciliği yansıttığı" gerekçesiyle kruvasanı "haram" ilan etti.
(soL - Dış Haberler) Şark el-Avsat'ın haberine göre, Halep'in çete kontrolünde olan bir bölgesinde kurulan şeriat komitesi, "sömürgeci anlamı" nedeniyle bir fetva yayınlayarak kruvasanı (ay çöreği) haram ilan etti.
Fetvaya göre kruvasanın hilal şekli, Avrupalıların Müslümanlar üzerindeki zaferini simgeliyor.
Yine aynı gazetenin haberine göre, Halep'teki bir başka şeriat komitesi, Facebook üzerinden yayınlanan bir fetvayla, kadınların makyaj yapmasını ve fiziksel özelliklerini gösteren dar kıyafetler giymesini yasakladı.
Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile bağlantılı Birleşik Yargı Konseyi de, Ramazan boyunca oruç tutmayanların bir yıl hapis cezasına çarptırılmasını öngörüyor.
Kruvasanın kökeni
Kruvasan çöreği hakkında birçok şehir efsanesi bulunuyor. Bunlardan en bilineni, Osmanlı İmparatorluğu'nun 2. Viyana Seferi'nin başarısızlığa uğraması üzerine, Avrupalıların bu çöreği Osmanlı bayrağına atıfta bulunarak yaygınlaştırmış olması.
Ancak Wikipedia'daki "croissants" maddesinde, bu iddiaların kanıtlarının yetersiz olduğu bildiriliyor. Aynı şekilde, kurvasanın 13. yüzyılda Avusturya'da "Kipferl" adıyla yaygınlaştığı, bu çöreğin de 732 yılında Emevilerle Frankler arasında gerçekleşen ve Franklerin kazandığı Puvatya Savaşı'na atıfla kullanıldığı da iddialar arasında.

Gezi eylemleri müebbetlikmiş!



AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, ayarı kaçırdı. Halkın büyük direnişini hedef alan Şahin, eylemlerin müebbet hapsi öngören TCK’nın 312. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
TRT Haber’de yayınlanan İnce Çizgi programına konuk olan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Mehmet Ali Şahin, AKP'nin halk eylemleri karşısındaki korkusunu en net ifadelerle gözler önüne serdi.

Şahin'in açıklamaları şöyle:
Şahin, eylemlerin müebbet hapsi öngören TCK’nın 312. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“İzlenimim, bu eylemlerin Hükümeti düşürmeyi amaçlayan eylemlere dönüştüğü yönünde. Çünkü İstanbul ’da Dolmabahçe’yi işgal etme, Başbakanlık Konutu’nu işgal etme, Sayın Başbakan’ın konutunu bile işgal etme şeklinde eylemcilerin bir takım hedefleri zorlamış olmaları, hatta sabahlara kadar zorlamış olmaları, bu amaca yönelik tavırlardır diye değerlendiriyorum. Bu eylemleri başlatıp yönlendirenlerin Hükümeti devirmeyi ve görevden uzaklaştırmayı amaçladıklarını düşünüyorum. Ancak, devletin güvenlik güçleri ve Hükümetin basiretli davranışı bu heves içinde olanların amacına ulaşmasını engellemiştir. Bundan sonra bu tür eylemlere tevessül edilebileceğini de düşünmüyorum.”

AKP’nin Suriye Kürtleriyle hesabı değişmedi

PYD lideri Müslim’le yapılan görüşmenin ardından, Ankara’nın Suriye Kürtlerine yönelik politika değiştirdiği iddia ediliyor. Oysa AKP’nin Suriye politikası değişmiş değil. Arınç, hükümetin önceliğinin sınır güvenliği olduğunu söylüyor. Son iki günde sınırda 3 bin civarında kaçakçıyla TSK arasında çatışmalar yaşandı.

Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanı Salih Müslim’le Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin İstanbul’da yaptığı görüşmenin yankıları sürüyor. Yandaş medyada görüşme Türkiye’nin Suriye Kürtleri’ne yönelik politikasında ciddi bir değişim olarak lanse ediliyor. Kürt tarafı da görüşmeyi önemli bir dönüm noktası olarak algıladığını gösteren açıklamalar yapıyor. Salih Müslim, önümüzdeki hafta Türkiye’ye yeniden geleceğini ve devlet yetkilileriyle görüşmelerin süreceğini açıkladı. Dün de Kuzey Irak Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, sürpriz bir ziyaretle, bölgedeki gelişmeleri görüşmek üzere Ankara’ya geldi.

Gelişmeler AKP’nin bölge Kürtlerine yönelik politikasında büyük bir değişim gibi sunulsa da siyasi doğrultudan ciddi bir sapma söz konusu değil. Türkiye’nin Kürt sorununu, yayılmacı ve İslamcı politikalar içerisinde “çözme” iddiasındaki hükümet, Suriye Kürtleriyle bu çerçeve içerisinde daha önce de masaya oturdu. PYD Eşbaşkanı da daha önce iki kez Kahire’de yüz yüze görüşme olduğunu, bir PYD heyetinin Ankara’ya geldiğini ve birçok defa da telefonla temas kurulduğunu ifade etti.

Yeni olan ne?
Başka bir ifadeyle tarafların görüşmesi yeni değil. Ancak omurgasını PYD’nin oluşturduğu silahlı Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG), Serekaniye’deki sınır kapısını ele geçirmesi kuşkusuz yeni bir gelişme. Sınırın Nusra Cephesi ve kendisini Özgür Suriye Ordusu diye adlandıran çetelerin denetiminden YPG’ye geçmesi AKP’yi rahatsız etmiş, hükümet sınıra YPG bayrağı dikilmesine tepki göstermişti.

Hiç de öngörülemez olmayan bu durum üzerine yapılan görüşmelerde AKP’nin Kürtlere, Kürtlerin de AKP’ye söylediği farklı bir şey yok. AKP, Suriye Kürtleri ve PYD’yi esas olarak ÖSO’yla işbirliği yapmaya, PYD de AKP’yi, kendi varlığını yok saymayan bir politika izlemeye ikna etme gayretinde. Başka bir ifadeyle, ne PYD ÖSO’yla işbirliği yapmaya kökten itiraz ediyor ne de AKP PYD’yle işbirliğine tamamen kapalı bir politika izliyor.

O halde neden bir bardak suda fırtına koparılıyor? Salih Müslim, görüşmenin ana başlıklarından birinin El Kaide’nin uzantısı olan Nusra Cephesi olduğunu söylüyor. PYD, AKP’ye radikal İslamcıları devre dışı bırakan bir ittifak formülü önerirken, AKP’nin böyle bir formüle tamamen angaje olmakta güçlük yaşadığı anlaşılıyor. Zira Suriye’deki radikal İslamcı grupları asıl besleyen ve büyüten, Türkiye ve Katar’ın desteği oldu. Üstelik bu gruplar askeri olarak ÖSO içerisinde faaliyet yürüten çetelere kıyasla daha iyi organize olmuş durumda. Buna karşın Salih Müslim, Dışişleri yetkililerinin kendisine Nusra Cephesi’ni bir tehlike olarak gördüklerini söylediğini aktarıyor.

Hangi 'ezber' bozuldu?
Suriye’de kendisini “muhalefet” olarak adlandıran kesimlerin son aylarda askeri ve siyasi planda çok fazla mevzi kaybetmiş olması, AKP’nin Suriye politikasında at değiştirme yoluna gitmeye mecbur kaldığını düşündürüyor. Kaldı ki bu değişiklik ABD’yle yaşanan sürtünmeleri de azaltabilir. Kürt siyasetinin de AKP’yi bu yola çekmeye çalıştığı açıkça görülüyor.

Selahattin Demirtaş Reuters’e verdiği röportajda, Salih Müslim’le yapılan görüşmenin Türkiye’nin Kürt politikasının artık değiştiğini gösteren önemli bir gelişme olduğunu ve yalnızca Türkiye açısından değil, Suriye açısından da ciddi sonuçlar doğuracağını söyledi. Demirtaş, “Kürtler Suriye’de etkin olabilir, Kürtlere olan desteği artırmamız gerekiyor. ABD de dahil Batılı ülkeler Suriye Kürtleriyle gerektiği gibi bir ilişki kurmalı” dedi.

Benzer sözleri Müslim de çeşitli demeçlerinde sıkça dile getiriyor. Muhtemelen bu nedenle dün Özgür Gündem’de yayımlanan röportajda, PYD Eşbaşkanı’nın ağzından “artık ezber bozuldu, Türkiye siyasetinde inkar siyaseti aşılıyor” ifadesi aktarılmıştı. Oysa Müslim bunları doğrudan söylememiş, röportajı yapan M. Ali Çelebi’nin “artık ezber bozuldu, inkar siyaseti aşılıyor diyebilir miyiz” sorusuna “Evet aşılıyor. Doğrudur” diye yanıt vermişti.

Sınır kapıları bir haftaya açılacak
Diğer yandan Müslim, İstanbul’da Dışişleri yetkilileriyle yapılan görüşme hakkında başka önemli ayrıntılar da aktardı. Sınır güvenliği konusunda Türkiye’ye güvence verdiklerini ifade eden PYD Eşbaşkanı, Dışişleri yetkililerinin insani yardım malzemelerinin geçişine izin verileceği konusunda söz verdiklerini kaydetti. Bakanlık yetkililerinin Nusra Cephesi’nin sınır bölgelerinde olması nedeniyle sorunlar yaşanabileceğini söylediğini aktaran Müslim, “Qamişlo’da (Kamışlı) ya da başka yerde insani yardımların kapıdan doğrudan teslim edilmesi, hatta resmi kapı olmayan yerlerde de yardımın ulaştırılmasına söz verdiler. Bir haftaya kadar bir şeyler yapacaklar” dedi.

Bu veri, eğer AKP yeni bir oyun oynamaya çalışmıyorsa, hükümetin Kürtlere “ÖSO’ya katıl” baskısını sürdüreceğini, ancak sınırda PYD varlığından şikayet etmeyeceğini gösteriyor. Başka bir açıdan bu, AKP’nin El Kaideci gruplarla ilişkisine yeni bir ayar vereceği şeklinde de yorumlanabilir.

Bu işbirliğinden Türki-ye’nin sınırlarının istikrarlı hale gelmesi sonucu çıkabilir mi? TRT’ye konuşan Bülent Arınç’a göre, hükümetin esas önceliği bu. Arınç, “biz (...) önce güvenliğimizi düşünüyoruz. Türkiye’nin huzuru, barışı önemlidir. Türkiye’ye yeni bir güvenlik riski oluşturmayacak gelişmeler lazım. Bunlara o gözle baktığımız zaman müdahale edeceğimiz anlar olabilir. Bu silahlı müdahale anlamında değil. Diplomasi yoluyla, güç kullanmak suretiyle, diyalog suretiyle Türkiye’de vuku bulacak güvenlik riskini minimize etmeye çalışırız” diyor.

Bu sözlerin samimi olduğuna inanılsa bile, sınırdan gelen haberler nedeniyle bahsedilen planın şimdiden çöktüğü söylenebilir. Önceki gün sınırı geçmeye çalışan bin civarında, dün de 2 bin civarında “kaçakçı”yla TSK arasında çatışma yaşandı. Sınırın yol geçen hanına dönmüş olması, AKP’nin iki seneyi aşkın süredir yağmacı grupları himaye etmesi ve bu yoldan döneceği konusunda hiçbir işaretin olmaması, sınırın şu ya da bu güçle yapılacak işbirliği üzerinden istikrar kazanmayacağını gösteriyor.

Üstelik bu çok bilinmeyenli denkleme radikal İslamcı grupların kendi hesapları dahil edilmiş de değil. Suriye’de yaptıkları onlarca bombalı eylemle yüzlerce sivili katleden bu çetelerin, Türkiye’nin kendilerine eskisi kadar destek olmayacağı kanaatine vardıklarında ne tür yollara başvuracakları ve AKP’nin buna karşı ne yapacağı meçhul.

Rojava’da ‘özerklik’ ne kadar mümkün?
Rojava’da (Suriye Kürdistanı) PKK’ye yakınlığıyla bilinen PYD’nin özerklik ilan edeceği iddiaları, son günlerde sıkça gündem edildi. Oysa Suriye-Türkiye sınırındaki bölgelerin kontrolünün nasıl dağıldığına bakıldığında, bunun fiili olarak pek mümkün olmadığı görülüyor.

Nitekim PYD’nin kontrol ettiği ya da iktidarı paylaştığı Afrin, Kobane (Ayn el-Arab), Serekaniye (Ras el-Ayn) ve Kamışlı (Qamışlo) gibi merkezlerden her biri arasında yüzlerce kilometre mesafe var ve sınırdaki bu kuşakta ÖSO’nun, El Nusra’nın ve Suriye ordusunun elinde bulunan birçok bölge mevcut. Sınır bölgelerde ayrıca, Ermeni ve Süryani Arap gibi farklı gruplar da yaşıyor.

Öte yandan AKP’nin politikası, sınır hattında varlık gösteren, başta PYD olmak üzere çeşitli grupların, ÖSO’nun koordinasyonuyla Suriye yönetimine karşı birlikte çalışmasını amaçlıyor. PYD lideri Salih Müslim’in Türkiye ziyareti sırasında yaptığı “Esad’a karşıyız ve rejimin yıkılmasını istiyoruz” açıklaması ve Türkiye’yle birlikte çalışmaya dönük mesajları ise bu politikaya dönük “olumlu sinyaller” olarak yorumlanıyor.

Yüksek Kürt Konseyi üyesine bombalı suikast
Yüksek Kürt Konseyi’nin 10 üyesinden biri olan İsa Huso, Kamışlı’da uğradığı bombalı saldırı sonucunda hayatını kaybetti.

Suriye Kürtlerinin geçtiğimiz yıl oluşturdukları Yüksek Kürt Konseyi’nin Diplomasi Komitesi üyesi ve Rojava Halk Meclisi Başkanlık Divanı üyesi İsa Huso, dün Kamışlı’da öldürüldü. Huso, sabah 06.00 sularında arabasına konulan bombanın patlamasıyla olay yerinde hayatını kaybederken, olay yerinde bulunan bir kadının da patlamada yaralandığı belirtildi.

Demokratik Toplum Kongresi ve BDP, saldırıyla ilgili açıklama yaptı. BDP açıklamasında “bu vahşi saldırı Sayın Huso’nun şahsında kendi özyönetimini kurmak için onurlu bir mücadele veren tüm Kürt halkına yönelik yapılmıştır. Dört parçaya ayrılmış Kürt halkı, bu tür alçakça saldılar karşısında şimdiye kadar sürekli direnmiştir ve direnmeye devam edecektir” denildi. “Suriye’de tüm insani değerlerin hiçe sayıldığı bir savaşın yaşandığının, hem rejim hem de muhalefette yer alan bazı çetelerin savaş hukukuna uymayan eylemler yaptıklarının söylendiği DTK’nın açıklamasında, “bu alçakça saldırı ile İsa Huso şahsında Kürt halkının kendini yönetme iradesi hedef alınmıştır. Fail kim olursa olsun, hedef budur. Fakat bu saldırılar amacına ulaşmayacaktır” denildi.

Saldırının 20-30 Ağustos tarihleri arasında yapılacağı belirtilen Kürt Ulusal Kongresi öncesinde gerçekleştirilmiş olması da dikkat çeken bir başka husus.

Alper Birdal - soL

Teslimiyet masası

Tel Aviv ve Ramallah yönetimlerinin temsilcileri üç yıl sonra ABD’nin başkenti Washington’da müzakerelere başlamak için bir araya geldi. İsrail, Yahudi yerleşimciler ve Filistinli mülteciler konusunda taviz vermeyeceğini belli ediyor.

İsrail ve Filistin arasındaki barış müzakereleri, ABD’nin başkenti Washington’da başladı. İsrail’i temsilen Adalet Bakanı Zipi Livni ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun danışmanı İzak Molcho, Ramallah’taki Filistin yönetiminin temsilcisi Başmüzakereci Saib Erekat ve Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın danışmanı Muhammed Şitayye, ABD Dışışleri Bakanı John Kerry’nin ev sahipliği yaptığı yemekte bir araya geldi.

Sabıkalı arabulucu
ABD, yeni tur görüşmelerin arabuluculuğuna hazırlanıyor ancak Dışışleri Bakanı John Kerry’i müzakereler boyunca temsil edecek Martin Indyk’in siyasi kariyeri, bu görevin ne kadar tarafsız bir biçimde yürütüleceğine dair soru işaretleri yaratıyor. Dün atanan yeni Ortadoğu Özel Temsilcisi Indyk, 1995-1997 yılları arasında ABD’nin İsrail büyükelçisiydi. Eski ABD Devlet Başkanı Bill Clinton tarafından başlatılan ve başarısızlıkla sonuçlanan Camp David görüşmelerine de katılan Indyk, aynı zamanda Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) üyesi. Tel Aviv adına ABD’de lobi faaliyetleri yürüten AIPAC, Washington’un İsrail ordusuna yapacağı yardımları belirleyebilecek kadar etkili bir kurum olarak biliniyor. Yemekte söz alan ABD Dışışleri Bakanı John Kerry, “Bunun zor bir süreç olduğu sır değil. Kolay olsaydı yıllar önce gerçekleşirdi” diye konuştu. Kerry, koltuğa oturduğu altı ayda defalarca kez İsrail ve Filistin’i ziyaret etmişti.

Filistin'de çatlak sesler
İsrail ve Filistin müzakerelerinin en önemli başlığını Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşayan 350 bin Yahudi yerleşimci ve İsrail işgali nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan 4,5 milyon Filistinli mülteci oluşturuyor: İsrail yerleşimlerden vazgeçmek istemediği gibi Filistinli mültecilerin uluslararası toplum tarafından tanınan geri dönüş hakkını engellemeye çalışıyor. Ayrıca Doğu Kudüs’ü de ilhak ederek Kudüs’ü İsrail devletinin başkenti yapmak isteyen Tel Aviv yönetimi, bu amaçla yerleşimleri özellikle Ramallah ve Tel Aviv arasındaki bölgeye yoğunlaştırmış durumda. Görüşmelerin başlamasından hemen önce Filistin tarafına Ürdün sınırına asker konuşlandırma isteğini ileten Tel Aviv bölgeden yapılacak silah kaçakçılığının ulusal güvenliğini tehdit edeceği iddiasında bulunuyor. Ancak Ramallah’taki yönetimin lideri Mahmud Abbas dün Mısır’ın başkenti Kahire’ye yaptığı ziyarette “Nihai çöüzümde topraklarımızda tek bir İsrailli asker veya sivil kalmayacak” diye konuştu.

Görüşmelere Filistinli diğer direniş örgütleri ise itiraz ediyor. Dün AFP’ye konuşan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, görüşmelere karşı olduğunu açıkladı ve Abbas’ı masaya dönerken Filistin Kurtuluş Örgütü’nün fikrini almamakla eleştirdi.

Görüşmelerin başladığı gün Filistin’den yine çatışma haberleri geldi. İsrail ordusu Batı Şeria’daki Cenin Mülteci Kampı’nda taş attıkları gerekçesiyle ateş açtı ve olayda üç Filistinli yaralandı. Sabah saatlerinde ise Gazze’den İsrail’in güneyindeki bir yahudi yerleşim birimine roket atıldı. Olayda ölen veya yaralanan olmadı.

Barışa inanan az
Filistinlilere göre görüşmeler “vakit kaybı”. Filistin Siyaset ve Araştırma Merkezi’nin Haziran ayında düzenlediği anketin sonuçlarına göre halkın yüzde 53’ü iki devletli çözümden yana ancak yüzde 58 bunun İsrail yerleşimleri yüzünden son derece güç olduğunu düşünüyor. İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesinin anketine göre ise taraflar bir barış anlaşmasında uzlaşırsa referandumda “evet” oyu vereceklerin oranı yüzde 55... İsraillilerin yüzde 25’i ise aynı referandumda “hayır” oyu vereceğini belirtiyor.

Kaynak: soL

Mustafa AliTombul yoğun bakımdan çıktı



İzmir’den tatil için geldiği İstanbul’da 6 Temmuz’da Gezi Parkı’na gitmek isterken polisin attığı gaz fişeğiyle yaralanan lise öğrencisi Mustafa Ali Tombul, dün yoğun bakımdan çıktı.
(soL -İstanbul) Taksim İlk Yardım Hastanesi’nde tedavi gören 17 yaşındaki Mustafa, birkaç gün önce ayağa kalkarak tüm Türkiye’yi sevindirmişti.

Gezi eylemleri müebbetlikmiş!

AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, ayarı kaçırdı. Halkın büyük direnişini hedef alan Şahin, eylemlerin müebbet hapsi öngören TCK’nın 312. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

TRT Haber’de yayınlanan İnce Çizgi programına konuk olan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Mehmet Ali Şahin, AKP'nin halk eylemleri karşısındaki korkusunu en net ifadelerle gözler önüne serdi.

Şahin, eylemlerin müebbet hapsi öngören TCK’nın 312. Maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Şahin'in açıklamaları şöyle:

“İzlenimim, bu eylemlerin Hükümeti düşürmeyi amaçlayan eylemlere dönüştüğü yönünde. Çünkü İstanbul ’da Dolmabahçe’yi işgal etme, Başbakanlık Konutu’nu işgal etme, Sayın Başbakan’ın konutunu bile işgal etme şeklinde eylemcilerin bir takım hedefleri zorlamış olmaları, hatta sabahlara kadar zorlamış olmaları, bu amaca yönelik tavırlardır diye değerlendiriyorum. Bu eylemleri başlatıp yönlendirenlerin Hükümeti devirmeyi ve görevden uzaklaştırmayı amaçladıklarını düşünüyorum. Ancak, devletin güvenlik güçleri ve Hükümetin basiretli davranışı bu heves içinde olanların amacına ulaşmasını engellemiştir. Bundan sonra bu tür eylemlere tevessül edilebileceğini de düşünmüyorum.”

Sekiz KESK'liye tahliye

Altı aydır DHKP-C üyeliği iddiasıyla tutuklu olan sekiz KESK üyesi tahliye edildi.

19 Şubat'ta 28 ildeki Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyelerine DHKP-C adı altında düzenlenen operasyonda Ankara'da gözaltına alınanlardan sekizi tutuklanmıştı.

Ankara TMK 10. Madde ile görevli "Özgürlük" Hâkimliği’ne yapılan tutukluluğa itiraz sonucu tutuklu sekiz kişi tahliye edildi.

Avukat Engin Gökoğlu'nun verdiği bilgiye göre, savcılığın 12 Temmuz'da mahkemeye sunduğu iddianame "usulü eksiklikler" nedeniyle 25 Temmuz'da reddedildi. Yeni bir iddianame hazırlanacak.

Gizlilik kararı nedeniyle iddianameyi görmediklerini söyleyen Gökoğlu, sanıkların DHKP-C'nin memur yapılanması içinde yer aldıkları suçlamasıyla tutuklandıklarını söyledi.

Toplam 69 KESK'li cezaevinde
Şu anda çoğu 19 Şubat'taki operasyonda tutuklananlar dahil KESK üyesi 69 kişi tutuklu.

Eğitim Sen, SES, Tümbel Sen, BES, Yapı Yol Sen, Haber Sen üyesi tutuklulardan 15'i kadın.

Tahliye olanlar şöyle: Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Akman Şimşek, BES eski MYK üyesi Abidin Sırma, SES eski MYK üyesi Arzu Koluaçık, EĞİTİM SEN Ankara 1 nolu Şube Kadın Sekreteri Acun Karadağ, Ankara 1 nolu Şube üyesi Gülcan Kalkan, Ankara 2 nolu şube üyeleri Mehmet Toğan, Dinçer Öztürk ile Düzce üyesi Salih Baydemi.


Hani 'Yargı' bağımsızdı?

Savcılığın GDO'lu pirinç soruşturmasına göre firma, Mehdi Eker, Zafer Çağlayan ve Sadullah Ergin'den mahkemenin değiştirilmesini istiyor. Mahkemenin dinleme kayıtlarına takılan görüşmelerde, Adalet Bakanlığı'nın devreye girmesi ile şüphelilerin sevk edildiği mahkeme değiştirildiği ortaya çıktı.

İşte Taraf'ta yer alan Mehmet Baransu imzalı o haber:

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü "GDO'lu pirinç" soruşturmasına üç bakanın ismi karıştı. Teknik takibe takılan konuşmalarda, pirinç ithalatını gerçekleştiren firmanın yetkilileri, savcılığın soruşturmayı başlatmasının ardından AKP'li bakanlar ve yetkililerle görüşüp, kendilerine yardımcı olunmasını istemişler. Bakanlardan, mahkeme heyeti ve savcılığa baskı yapılması yönünde de talepte bulunmuşlar. 

GDO'lu pirinçleri Türkiye'ye sokmaya çalışan şirket yetkilileri, savcılığın düğmeye basmasının ardından önce Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'le ardından da Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'la görüşüyorlar. Kendilerine haksızlık yapıldığı gerekçesiyle, soruşturmanın kapatılması için yardım talep ediliyor. 

ÖNCE MAHKEME DEĞİŞTİRİLİYOR
Konu aynı gün Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e intikal ettiriliyor. Bakanlık'tan mahkeme üzerinde baskı kurması isteniyor. Bakanlığın devreye girmesinin ardından önce şüphelilerin sevk edildiği mahkeme değiştiriliyor. Aynı dönemde Adalet Bakanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu devreye sokup, Mersin ve Afyon adliyelerinde kapsamlı bir değişiklik yapmak istiyor. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Ankara ve İzmir adliyelerinde değişiklik yapılmasını istemesi üzerine, Mersin'e dokunulamıyor. 

Yaşanan tüm bu trafik, soruşturmada ismi geçen isimlerle bakanların yaptığı görüşmeler Mersin Cumhuriyet Savcılığı'nca teknik takibe alınıyor. Hatta Tarım Bakanı Mehdi Eker'in "pirinçler GDO'ludur" diye rapor veren, İTÜ rektörü ve bazı öğretim üyelerini makamına çağırması, makamında bu raporların mutlaka Hüseyin Çelik değiştirilmesi talimatı vermesinin de teknik takibe takıldığı iddia ediliyor. Baz istasyonu incelemesiyle bu görüşmeye kimlerin katıldığı da tespit edilmiş. "

Kaynak: Odatv.com

Beşiktaş yönetiminden taraftara siyaset yasağı!

22 Temmuz Pazartesi günü satışa çıkan ve dün itibariyle dağıtımına başlanan 2013-2014 sezonu kombinelerini almak için satış bürolarına giden Beşiktaş taraftarları, her yıl imzalatılan taahhütnamenin 5.maddesini görünce büyük şaşkınlık geçirdiler. İmzalatılan taahhütnamenin 5. maddesi ile taraftarların tribünlerde siyaset yapması yasaklanıyor.

Hürriyet gazetesinin haberine göre, İnönü Stadı’nın yenilenmesi nedeniyle 2013-2014 sezonunda derbi maçlar dışındaki karşılaşmalarının Kasımpaşa Recep Tayyip Erdoğan Stadı’nda oynayacak olan Beşiktaş taraftarları için kombine kart satışları dün başladı. (Derbi maçlar Olimpiyat Stadı’nda oynanacak.)

Olimpiyat Stadı’ndaki derbi maçlarda da geçerli olacak kombine kartları almaya giden taraftarlar ise ilginç bir uygulama ile karşı karşıya kaldı.

Yönetim kararıyla, kombine almaya gelen taraftarlara biz taahhütname imzalatılıyor. Bu taahhütname ise yer alan maddelerden biri şu şekilde:

“Toplumsal, siyasi ve ideolojik olaylara sebebiyet verecek şekilde veya bir kişiyi veya grubu veya zümreyi hedef alacak şekilde hakaret etmeyeceğimi, hakaret içeren sloganlar atmayacağımı, aksi halde BJK’nin sezon kartını bedelsiz olarak geri alma ve iptal etme hakkına sahip olduğunu, böyle bir duruma itiraz etmeyeceğimi ve bu nedenle BJK’dan herhangi bir talepte bulunmayacağımı ayrıca böyle bir duruma sebebiyet vermem halinde BJK’nin uğradığı veya uğrayacağı zararlardan sorumlu olduğumu ….”

Bu madde neden koyuldu?
Beşiktaş ile Kasımpaşa kulüpleri arasında yapılan stat anlaşmasında şöyle bir madde yer alıyor: “Taraftarlar, özellikle siyasi içerikli küfürler ederse sözleşme tek taraflı feshedilecek.” İşte bu madde nedeniyle siyah-beyazlı kulüp taahhütnameye böyle bir madde koydu.

Taraftar tepkili
İmzalatılan taahhütnamede böyle bir madde olduğunu öğrenen taraftarlar, tepkilerini sosyal medyada dile getirdi.

@AltugYucel
Beşiktaş kombine alanlaraİmzaltılan taahhüd tribünlerin yaratıcılığınıHareketeGeçirir.

@denizz_demir
Ben bu şartları kabul etmiyorum kombine alamayacak mıyım?

@tolgaatmaca
Beşiktaş taraftarı! BJK yönetiminin size imzalattığı kombine kart sözleşmesi anayasaya aykırıdır! İmzalamayın! Hatta itiraz edin, dava açın!

@yakuza_istanbul
Kombine alırken DikkatYönetimin tarafı zatenbelli ama bize dayatma yapmayin Tribüntoplumunaynasıdır.# DİREN BEŞİKTAŞ

@zeynep1923
@Besiktas bu ne demek cevap ver !

Beşiktaş’ın asil taraftarı KOMBİNE ALMA bu bu taahhütnameyi asla İMZALAMA !

@emredoker
Beşiktaş taraftarına uyarı; kombine alacakların önüne koyulan sözleşmeyi imzalamayın gerekirse kombine almayın.

İşte o taahhütname:


Kaynak: Sendika.Org

YPG seferberlik ilan etti

Batı Kürdistan Halk Savunma Birlikleri (YPG) Genel Komutanlığı, El Kaide’ye bağlı El Nusra Cephesi’nin başlatmış olduğu saldırılara Özgür Suriye Ordusu’na bağlı çok sayıda taburun da katılması ile savaşın yeni bir boyuta ulaştığını belirterek tüm Batı Kürdistan için seferberlik ilan etti: “Saldırılar yeni bir boyuta ulaştı. Gençleri, eli silah tutan herkesi bölgelerini savunmaya çağırıyoruz. Kürt halkının menfaatlerini korumak için seferberlik ilan ediyoruz.”

Batı Kürdistan Halk Savunma Birlikleri (YPG) Genel Komutanlığı, çeteci grupların saldırıları ile Kürt Yüksek Konseyi Diplomasi Komitesi, Halk Meclisi Başkanlık Divanı ile TEV-DEM üyesi İsa Huso’ya yönelik bombalı suikastla ilgili yazılı açıklamada bulundu.

‘ÖSO taburları saldırılarda yer almakta’
Açıklamada, Irak İslam devleti ile Bilad El-Şam /El Nusra Cephesi’nin seferberlik ilanları ardından Batı Kürdistan bölgelerinde güçlerini arttırarak, işgal amaçlı saldırılar gerçekleştirdikleri belirtildi.

Saldırılara karşı Suriye Muhalifleri Ulusal Koalisyon ile Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) yapmış oldukları tutum belirleme çağrılarının yanıtsız bırakıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Saldırılar üzerinden 2 hafta geçmesi ardından, ÖSO’ya bağlı taburların çoğunun Irak İslam devleti ile Bilad El-Şam /El Nusra Cephesi’ne destek verdikleri, Derik’ten Halep ve Afrine kadar saldırıların tarafı oldukları açığa çıkmıştır. Yine ÖSO’ya bağlı birçok tabur komutanı tarafından Suriye’nin değişik bölgelerindeki silahlı elemanlarına Batı Kürdistan’a gelerek Kürtlerle savaşmaları yönünde emir verilmiştir. Bu şekilde Kürtler ile Araplar arasında çatışma başlatarak, bu savaşı Kürt-Arap savaşı olarak göstermeye çalışıyorlar” dendi.

‘Mezhep savaşına karşı olduk, olmaya devam edeceğiz’
YPG olarak baştan beri bu tür girişimlere karşı durdukları belirtilen açıklamanın devamında, “YPG olarak biz kamuoyu ile Suriye devrimine gönül vermiş olan tüm kesimlere, mezhep savaşlarından uzak durduk, uzak durmaya devam edeceğiz diyoruz. Bu tür planları boşa çıkaracağız” dendi.

‘Seferberlik ilan ediyoruz’
YPG Genel Komutanlığı, Batı Kürdistan’daki savaşın yeni bir boyuta ulaştığını, İsa Huso’ya karşı gerçekleştirilen bombalı saldırının da bunun sonucu olduğu belirtilerek seferberlik ilan etti: “Biz gençlere ve eli tutan herkese, YPG saflarında yerlerini alarak bölgelerini savunmaya çağırıyoruz. Bu çerçevede Kürt halkının menfaatlerini korumak için seferberlik ilan ediyoruz.”

Kaynak: ANF

Gezi direnişi sürecinde 59 gazeteci işten çıkarıldı, istifaya zorlandı

İşten çıkarılan gazeteciler TGS'de buluştu: Gezi direnişi sürecinde 59 gazeteci işten çıkarıldı, istifaya zorlandı.

TGS İstanbul Şubesi, 27 Mayıs'tan bu yana en az 59 basın emekçisinin işinden olduğunu, zorunlu izne gönderilen en az 14 basın emekçisinin ise durumunun belirsizliğini koruduğunu açıkladı. Gezi direnişi sürecinde işten çıkarılan ve istifaya zorlanan gazeteciler Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen basın toplantısında bir araya geldi.

TUĞÇE TATARİ: ARKAMDAN BU MİLİTANDIR ONDAN İŞTEN ÇIKARDIK DENİLDİ
TGS Genel Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan NTV Kültür Sanat Editörü Hasan Cömert, "Gezi olayları, anaakım medyanın aslında gazetecilik yapmadığını bizlere kanıtlamış oldu" dedi. TMSF tarafından devralındıktan sonra yayın çizgisi hükümet güdümüne giren Akşam gazetesindeki işinden çıkarılan gazeteci Tuğçe Tatari de kendisi işten çıkarıldıktan sonra arkasından "Bu militandır, ondan çıkardık" denildiğini ifade etti.

İŞTEN ÇIKARILAN GAZETECİLER TGS'DE BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ
TGS İstanbul Şubesi Gezi direnişinin ardından son dönemde yaşanan ve halen süren işten atmalar ve istifalarla ilgili işten çıkartılan gazetecilerle birlikte TGS Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi. TGS İstanbul Şube Başkanı Gökhan Durmuş, istifa eden NTV Kültür Sanat Editörü Hasan Cömert ve Akşam gazetesi muhabiri Tuğçe Tatari'nin de katıldığı basın toplantısında toplantı salonuna "Baskıyı durdurun", "İşten atmalara son" ve "Sansür baskı kovulma hep aynı hava" dövizleri asıldı.

GÖKHAN DURMUŞ: TESPİT ETTİĞİMİZ EN AZ 59 BASIN EMEKÇİSİ İŞTEN ÇIKARILDI, 37 İSTİFA VAR, EN AZ 14 GAZETECİ DE ZORUNLU İZNE ÇIKARILDI
Açıklama yapan TGS İstanbul Şube Başkanı Gökhan Durmuş, konuşmasına "Siyasi iktidar ve patron baskısına karşı halkın haber alma hakkı için direnen, istifa etmek zorunda kalan, işten atılan meslektaşlarımızın yanındayız" diye başladı ve 27 Mayıs'tan bu yana yalnızca sendikanın tespit edebildiği kadarıyla en az 59 basın emekçisinin işinden olduğunu, zorunlu izne gönderilen en az 14 basın emekçisinin ise durumunun belirsizliğini koruduğunu söyledi.

59 basın emekçisinin 22'si işten çıkarılırken, 37'sinin ise istifa etmek durumunda kaldığını belirten Durmuş, listeye her geçen gün yeni gazetecilerin isimlerin eklendiğini söyledi. Durmuş, "TMSF'nin el koymasının ardından hükümete yakın sermaye gruplarına satılan ve yayın çizgisi değiştirilen medya kuruluşlarında da işten atmalar sürüyor" dedi. Durmuş, bu istifaların ve işten atmaların büyük çoğunluğunun, Gezi Parkı direnişinde medya kuruluşlarının izlediği sansüre ve dezenformasyona dayalı yayın politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu söyledi.

'BASIN EMEKÇİLERİ GAZETECİLİKLERİYLE DİRENDİLER'
Basın emekçilerinin, AKP iktidarının ve işverenlerin baskısına, sansür ve dezenformasyona karşı gazetecilikleriyle direndiklerini ifade eden Durmuş, "Meslektaşlarımız halkın doğru haber alma hakkı için çabaladılar ve bunun bedelini işlerini kaybederek ödediler. Kiminin dergisi kapatıldı, kiminin televizyon programı kaldırıldı, kiminin yazısı, haberi sansürlendi. Twit attığı için işten atılan meslektaşlarımız oldu. Bir meslektaşımız, yalnızca çalıştığı işyerinin önünde eylem yapan protestoculardan birine selam verdiği için kovuldu" diye konuştu.

MEDYA EN KARANLIK DÖNEMLERİNDEN BİRİSİN YAŞIYOR
Medyanın, halka değil iktidara hizmet ettiğini, bunun için sansür ve dezenformasyona dayalı yayın politikasıyla halkın haber alma özgürlüğünü gasp ettiğini kaydeden Durmuş, medyanın en karanlık dönemlerinden birini yaşadığını ifade etti.

Durmuş, "Siyasi iktidar, medya patronlarıyla kurmuş oldukları çıkar ilişkileri üzerinden medya üzerindeki tahakkümü her geçen gün daha da güçlendirirken, bu baskılara gazetecilik faaliyetleriyle; haberleri, yazıları, programlarıyla direnen medya emekçileri mobbinge uğruyor, işten atılıyor, istifa etmek zorunda bırakılıyor” dedi.

'MEDYADAKİ ÖRGÜTSÜZLÜK BASIN EMEKÇİLERİNİ SAVUNMASIZ BIRAKIYOR'
Medyadaki örgütsüzlüğün basın emekçilerini savunmasız bıraktığına dikkat çeken Durmuş şöyle devam etti: "Kalemimiz üzerindeki baskılara, güvencesiz çalıştırılmaya, haklarımıza dönük saldırılara karşı etkin bir mücadele yürütmenin yegane yolu örgütlenmekten geçiyor. Tüm meslektaşlarımızı, TGS'de örgütlenmeye ve birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz."

Hükümete ve medya patronlarına da seslenen Durmuş, "Bu kıyıma ve bakıya derhal son verin. Siz ne yaparsanız yapın bu ülkede melek onuruna sahip çıkan, gerçeğin peşinde koşan, halkın haber alma hakkı için bedeli ne olursa olsun direnen gazeteciler her zaman olacak" dedi. Durmuş, konuşmasını "Bırakın işimizi yapalım" diye tamamlandı.

GEZİ'YE SEMPATİ DUYUYOR KOVUN!
Durmuş'un ardından TMSF'nin Akşam Gazetesi'ne el koymasının ardından işten atılan Tuğçe Tatari, 6 yıldır çalıştığı Akşam'dan "Gezi direnişine sempati ile bakma" gerekçesiyle atıldığını söyledi. Tatari, "Beni işten çıkardıklarından sonra arkamdan 'bu militandır ondan çıkardık' diye söylemişler. Kimse benim ne olduğum ve sempati duyduklarım için beni yargılayamaz. Bunun tartışması bile doğru değildir" dedi.

TATARİ: TMSF AKŞAM'I 'TEMİZLEDİ'
Kendisi gibi çok sayıda kişinin işten atıldığını hatırlan Tatari, "Bizi çıkardıktan sonra gazetenin yeni yönetimi -aslında TMSF bir devlet kurumu, gazete yönetimi demek ne kadar doğru bilmiyorum- kendi arkadaşlarını, eşlerini, dostalarını, kızlarını bir takım yerlere yerleştirdiler ve kısa süre sonra gazetenin içi onların deyimi ile temizlendikten sonra gazetenin satışını gerçekleştirdiler" diye konuştu. Tuğçe Tatari, işten çıkarılmadan 10 gün önce internet sitelerinden işten çıkartıldığı haberlerini duyduğunu söyledi. TMSF'nin yetkisini aşarak hükümete yakın yayın yaptığını söyleyen Tatari, bunun meslek ahlakına aykırı olduğu gibi hukuksuz olduğunu bildirdi. "Devletin memurları, TMSF'nin memurları benim neye sempati ile bakacağımı belirleyemez" diyen Tatari, ekledi: "Gezi'nin dışında kalmamız istendi. Gezi'nin dışında kalmak çok acıklı bir durum olurdu."

HASAN CÖMERT: GEZİ DİRENİŞİYLE MEDYANIN GERÇEK YÜZÜ AÇIĞA ÇIKTI
İstifa eden NTV Kültür Sanat Editörü Hasan Cömert ise, Gezi direnişi ile medyanın gerçek yüzünün açığa çıktığını söylerken, işten atılmasına ise hiç şaşırmadığını söyledi. Aslında bu tür toplumsal olayların bölgede sürekli yaşandığını ama ilk defa Gezi direnişi ile kendilerine bu kadar fazla yansıdığını belirten Cömert, "Kendimizi kirlenmiş hissettik, çünkü işe girdiğimizden beri bize yapılmaması gereken şeyler öğretiliyor. Hangi haberleri nasıl yapman gerektiği sana öğretiliyor. Bu bile yeterince korkunç bir şey" dedi.

'MEDYA'DA DA GEZİ BENZERİ PATLAMA OLACAK'
Cömert, iktidarın muhalefete yönelik baskılarını eleştirdi, en küçük muhalefete bile itiraz edildiğini söyledi. Cömert, ekledi: "Madem bu kadar haklısınız neden korkuyorsunuz? Haklılığınız sizi güçlü kılması lazım." Cömert, medyada Gezi benzeri bir patlama olacağını düşündüğünü dile getirdi.

İşte Ali İsmail’in katilleri!

Eskişehir'de Ali İsmail Korkmaz'a yapılan sopalı saldırının tanığı S.B.Y. tüm detayları anlattı, eşgalleri verdi. S.B.Y’nin “Polislerden biri elinde budaklı sopa olan sivil şahsa ‘Başımıza iş açacaksın sakin ol’ diye söyledi” sözleri de ifade tutanağına geçti.

Polis ve sivil saldırganların saldırısıyla katledilen Ali İsmail Korkmaz'ın soruşturmasında ifade veren bir tanık, tüm detayları anlattı.

En ince ayrıntısına kadar anlattı
Cumhuriyet'ten İlhan Taşçı'nın haberine göre, üniversite öğrencisi 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ın dövülerek katledilmesinin üzerinden iki ay geçmesine karşın soruşturmada bir arpa boyu yol alınamazken tanık S.B.Y, hem Korkmaz’ı dövenleri hem de o gece Eskişehir’de terör estiren “Balyoz Timi”nde yer alanların eşkallerini ve yaptıklarını en ince ayrıntısına kadar anlattı. Polis ve sivillerden oluşan timin yaptıklarını 3 saat boyunca izleyen ve konuşmalarına tanıklık eden S.B.Y’nin “Polislerden biri elinde budaklı sopa olan sivil şahsa ‘Başımıza iş açacaksın sakin ol’ diye söyledi” sözleri de ifade tutanağına geçti. Korkmaz’ın katledilmesiyle ilgili cinayetin faillerine bir türlü “ulaşılamazken” soruşturma dosyasına giren bir tanığın ifadesi o gece Korkmaz’a kimlerin nasıl saldırdığını; bu “polisle-sivilin” karışık olduğu gruptakilerin eşkâllerini tek tek anlattı.

Robot resmini çizdi
Kız arkadaşını evine bıraktıktan sonra kendi evine doğru giderken gördüğü tanıklıklarını ifadesinde aktaran S.B.Y, bölgede yer alan kişilerle karşılaşmasını ve eşkâllerini şöyle anlattı:

“...Biber gazından etkilendim ve fırının içerisine girdim. Fırının içerisinde iki şahıs haricinde elinde plastik siyah cop olan sivil giyimli ve polis olduğunu zannettiğim bir şahıs vardı. Ben biber gazının etkisinin geçmesi için yaklaşık 10-15 dakika fırının içerisinde kaldım. Dışarıda ellerinde cop olan sivil giyimli şahıslar vardı. Bu şahısların olduğu yerden telsiz sesi geliyordu. Ayrıca polislerin yanında elinde beysbol sopası olan 1.60-1.65 boylarında topluca, 85-90 kg. civarında saçları kırlaşmış bir şahıs vardı. Ayrıca elinde budaklı sopa olan 1.60-1.65 boylarında atletik vücutlu 30-35 yaşlarında saçı kıvırcık, siyah saçlı bir şahıs, ayrıca 25-30 yaşlarında 1.65 civarında zayıf bir şahıs vardı. Bu 3 şahıs zannedersem sivil şahıslardı.”

Beş kişi daha vardı
Tanık bu kişilerin yanında coplarından dolayı sivil polis olduğunu düşündüğü 5 kişinin daha bulunduğunu belirterek “Polislerden birinin yüzünde gaz maskesi vardı. Maskenin üzerinde herhangi bir harf ya da rakam yoktu. Bu şahıs ara sıra maskeyi çıkardığında bıyıklı, kısa saçlı ve esmer şahıs olduğunu gördüm. Bu şahsın yaklaşık 1.70 boyu vardı. Hatırladığım diğer polis ise 1.75-1.80 boyunda zayıf, uzun kıvırcık saçları vardı, saçları omuzlarına değer vaziyette idi. Saçları kırlaşmış görüntüde idi” ifadesiyle de polis eşkâllerini savcılığa aktardı.

Korkmaz’ın dövüldüğü bölgede yer alan fırının bulunduğu caddeden “yapmayın, etmeyin” diye bağırma ve yalvarma sesleri duyunca yeniden fırının olduğu yere döndüğünü anlatan tanık, “Bu şahsı uzun kır saçlı diye tarif ettiğim polis ile başka bir polis kolundan tutup götürüyorlardı, bunu kapalı pazar hizasına doğru götürüyorlardı. Bu polislerin yanında eli budaklı diye tabir ettiğim şahıs ile beraber bir sivil polis daha vardı. Bu şahsı darp etmeye başladılar. Coplarla, tekmelerle bu şahsı darp ediyorlardı. Polisler arasında elinde budaklı odun olan şahıs da vardı. Bu şahıs da gerek sopa ile gerekse tekmelerle bu şahsı darp ediyorlardı. Bir süre sonra sivil polisler şahsın başından ayrıldılar.

Dayak yiyen bu şahsın başında elinde budaklı odun olan şahıs kaldı. Bu şahıs darp etmeye devam etti. Dayak yiyen şahıs bir an fırsatını bularak bu şahsın elinden kurtulup kaçtı. Elinde budaklı odun olan bu şahıs tekrar fırının oraya döndü. Ben de fırının oraya döndüm” dedi.

Yarım saat sonra evine gitmek için yola çıktığını anlatan tanık, eli sopalı ve coplu grubun bu kez de “uzun boylu, sarışın, kısa saçlı” birisini sopa ve tekmelerle dövmeye başladıklarını, dövülen kişinin de “Ben su almaya geldim yapmayın” diye yalvardığını aktardı.

Pusuya düşürmüşler
Tanık, olayların yatışmasını beklediği sırada çevik kuvvetin müdahalesiyle bulunduğu yere doğru iki kişinin koşmaya başladığını belirterek şunları anlattı: “Bu şahıslardan öndeki şahıs sonradan gazetelerde resmini gördüğüm İsmail isimli şahıstı. Elinde budaklı odun olan şahıs daha önceden Sanayi Sokak üzerinde küçük bir pasajın köşesinde pusuya yatmıştı. Hatta bu şahıs bana ‘Ben çıkarken sen geriye kaç’ diye söyledi. Elinde beysbol sopası olan şahıs ile bunun yanındaki 3-4 tane polis copu olan şahıslar İsmail’i yakaladılar. Sopa ve coplarla darp etmeye başladılar. İsmail darbelerin etkisi ile yere düştü ve kaldırıma oturur vaziyette durdu.

Bu esnada da şahıslar ellerindeki coplar ve sopa ile ayrıca ayakları ile İsmail’i darp etmeye devam ettiler. İsmail iki elini başına doğru tutuyordu, elinde beysbol sopası olan sivil şahıs İsmail’in yüzüne doğru tekme ile vurunca İsmail kaldırıma düşerek başını da kaldırım taşına çarptı ve kendinden geçti.

Polisler ve elinde beysbol sopası olan şahıs ve diğer şahıs benim de bulunduğum fırının yanına geldiler. İsmail birkaç dakika sonra kendine geldi. Elinde beysbol sopası olan şahıs sinkaflı sözler ile küfredip ‘Sen hâlâ burada mısın’ diye söyledi. İsmail de sessiz bir şekilde bu şahsa karşılık verdi. Elinde beysbol sopası olan şahıs sen bana ne dedin diyerek İsmail’in yanına gidip kafasına doğru 4-5 kez tekme ile vurdu. Ayrıca birkaç kez tekme ile beline vurdu.”

Tanık, koşarak uzaklaşmaya çalışan ve başka bir polis grubunun daha saldırdığı Korkmaz’ı bir daha görmediğini söyledi. Fırının önüne daha önce hiç görmediği sivil polislerin geldiğini aktaran tanık S.B.Y, “Polislerden biri elinde budaklı sopa olan sivil şahsa ‘Başımıza iş açacaksın sakin ol’ diye söyledi” ifadesini verdi. S.B.Y, elinde budaklı odun olan sivil şahıs ile uzun saçlı polisi teşhis edebileceğini de söyledi.

TÜMTİS'in DHL örgütlenmesine sanatçı ve aydın desteği

Tarık Akan, Tuncel Kurtiz, Ertuğrul Kürkçü, Nur Sürer, Suavi, Mehmet Bekaroğlu, Haluk Gerger, Erkan Can ve Ferhat Tunç'un da içinde olduğu aydın, sanatçı ve siyasetçiler, TÜMTİS'in DHL'de başlattığı örgütlenme kampanyasına destek verdi.

Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası- TÜMTİS'in DHL Lojistik'te başlattığı ve sendika üyesi olan çok sayıda işçinin işten çıkarılması nedeniyle direnişe dönüşürek bir yıla yakın bir süredir devam eden örgütlenme kampanyasına sanatçı, aydın, yazar ve akademisyenlerden de destek geldi. Kısa süre  önce de Alman bir sendikacı heyet Türkiye'ye gelerek direnişe destek olmuş ve Almanya Büyükelçiliği'yle görüşmüştü.

TÜMTİS'İN İMZA KAMPANYASINA AYDIN, SANATÇI, SENDİKACI  VE SİYASETÇİLERDEN DESTEK
Tarık Akan, Tuncel Kurtiz, Ertuğrul Kürkçü, Nur Sürer, Suavi, Mehmet Bekaroğlu, Haluk Gerger, Erkan Can ve Ferhat Tunç'un da aralarında bulunduğu aydın ve sanatçılar, imzaladıkları ortak metinde DHL'de işçi kıyımı ve hak ihlallerine son verilmesini istedi. Milletvekili ve sendika başkanlarının da imzasının yer aldığı metinde "DHL'deki örgütlenme kampanyasını destekliyoruz" denildi.

İŞTE İLK İMZACI LİSTESİ
Lami Özgen (KESK Genel Başkanı),Kani Beko (DİSK Genel Başkanı),  Mustafa Öztaşkın (Petrol-İş Genel Başkanı), Gürsel Tekin (24.Dönem İstanbul Milletvekili, CHP Genel Başkan Yardımcısı), Mustafa Türkel (Tek-Gıda-İş Genel Başkanı), Mahmut Tanal (24.Dönem İstanbul Milletvekili), Atilay Ayçin(Hava-İş Genel Başkanı), Altan Erkekli(Tiyatro Oyuncusu), Baskın Oran (Prof.Dr.), Ece Temelkuran(Gazeteci/Yazar), Edip Akbayram (Sanatçı), Osman Gürsu (Tez-Koop-İş Genel Başkanı), Gencay Gürsoy (Prof.Dr.), Hüseyin Aygün (24.Dönem Tunceli Milletvekili), Nihat Yurdakul (Belediye-İş Genel Başkanı), Ercan Sadık İpekçi (TGS Genel Başkanı), Akın Birdal (Siyasetçi-İnsan Hakları Aktivisti), Bilal Çetintaş (Kristal-İş Genel Başkanı), Ertuğrul Kürkçü (24.Dönem Mersin Milletvekili), Aytaç Arman(Sinema Sanatçısı), Cahit Berkay(Sanatçı), Nazmi Gür (24.Dönem Van Milletvekili), Lale Mansur(Sinema Sanatçısı), Musa Servi(Deri-İş Genel Başkanı), Tarık Akan(Sinema Sanatçısı), Arzu Çerkezoğlu (DİSK Genel Sekreteri), A.Levent Tüzel (24.Dönem İstanbul Milletvekili), Adnan Serdaroğlu (Bileşik Metal-İş Genel Başkanı), Mehmet Bekaroğlu (Prof.Dr.), Erkan Can (Tiyatro Oyuncusu), Ataol Behramoğlu (Şair/Yazar), Ufuk Uras (23.Dönem İstanbul Milletvekili), Atilla Özsever(Dr./Akademisyen/Gazeteci), Ö.Levent Ülgen (Tiyatro Oyuncusu), Adnan Özyalçıner (Yazar), Yakup Akkaya (Basın-İş Genel Başkanı), Pınar Aydınlar (Sanatçı), Celal Başlangıç(Gazeteci/Yazar), Haluk Gerger (Prof.Dr.), Tuncel Kurtiz (Sinema Sanatçısı), Ercan Karakaş (Siyasetçi/Yazar), Nur Sürer (Sinema Sanatçısı), Erdal Erzincan (Sanatçı), Suavi (Sanatçı), Ezel Akay (Yönetmen), Ferhat Tunç (Sanatçı), Hüseyin Turan (Sanatçı), Ali Balkız (Yazar), Füsun Üstel (Prof.Dr.), Hale İşsever (Sine-Sen Genel Sekreteri), Hüseyin Kuzu (Yönetmen), İbrahim Aydın(Gazeteci), Latife Tekin (Yazar), Sadık Gürbüz (Sanatçı), Metin Karataş (Sanatçı), Orhan Aydın (Tiyatro Oyuncusu), Orhan Alkaya (Tiyatro Oyuncusu/Yazar), Emre Saltık (Sanatçı), Özgür Müftüoğlu (Yrd. Doç.Dr.), Taner Öngür (Sanatçı), Erdoğan Emir (Sanatçı), Sami Evren (Eğitimci/Sendikacı), Sennur Sezer (Yazar), Tayfun Görgün(Dev-Maden-Sen Genel Başkanı), Sinem Güngör (Sanatçı), Tolga Sağ (Sanatçı), Ursula Spuler-Stegemann (Prof.Dr.), Emrah Çavaz (Sanatçı), Yaşart Kurt (Sanatçı), Yılmaz Onay (Tiyatro Yazarı), Yılmaz Yalçın (Sinema Sanatçısı), Zafer Ayden (Sine-Sen Genel Başkanı)

ALMAN HEYET DHL DİRENİŞİNİ ZİYARET ETTİ VE ALMANYA  İSTANBUL KONSOLOSUYLA GÖRÜŞTÜ
DHL direnişine ve örgütlenme çalışmasına yönelik bir diğer destek de geçtiğimiz günlerde Türkiye'ye gelerek DHL direnişini ziyaret eden Alman sendikacı heyetinden gelmişti. Kıraç’daki direniş alanını ziyaret eden Alman sendikacı heyeti daha sonra Almanya Federal Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu daimi vekili Dr. Philipp Deichmann ile görüşmüştü. Yapılan bu görüşmenin ayrıntıları, heyetin izlenimleri daha  sonra düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşılmıştı.

'BASKICI UYGULAMALARI YERİNDE GÖRDÜK'
Toplantıda konuşan Ver.di heyetinden Detlev Borowsky, sendikamız ile diyalogu güçlendirmek ve DHL direnişini yerinde ziyaret etmek amacıyla geldikleri Türkiye’de, DHL şirketinin baskıcı uygulamalarını yerinde gördüklerini söyledi.

“Ver.di sendikası olarak DHL Türkiye’nin tutumunu desteklemiyoruz ve utanç verici buluyoruz” diyen Borowsky konuşmasını şöyle sürdürdü; “DHL’de yüzde 24,9 hissesi olan Alman Hükümeti’nin buradaki tutumunu  doğru bulmuyoruz. İşyerindeki temsilciler sıkıntı altında bırakılıyor, işçiler baskı altında. DHL Lojistik yöneticilerinin Türkiye’de ne tür bir baskı yaptığını detaylarıyla biliyoruz.”

'GEREKİRSE MERKEL'LE GÖRÜŞÜRÜZ'
Türk Alman Ticaret Odası ve Alman Konsolosluğu ile yaptıkları görüşmede de sorunu bu şekilde dile getirdiklerini belirten Borowsky, “Bizim Başbakanımız Merkel demokrasinin ve insan haklarının nasıl olması gerektiği konusunda önerilerde bulunuyor. Ama DHL’de işler onun istediği biçimde gitmiyor. Bunu onun da bilmesini istiyoruz. Bizim oralarda bir atasözü vardır ‘herkes kendi kapısının önünü süpürsün’ diye. Alman Hükümeti de bu anlamda harekete geçmelidir” diye konuştu. Borowsky gazetecilerin sorusu üzerine, Almanya’ya döndüklerinde sorunun çözümü konusunda Alman hükümetiyle görüşmeler yapacaklarını gerekirse Başbakan Angela Merkel’le de görüşeceklerini kaydetti.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers