30 Eylül 2013 Pazartesi

Bu fotoğraflar olay yaratacak

Halk Cephesi, dün Gülsuyu’nda gerçekleşen ve Hasan Ferit Gedik’in ölümüyle sonuçlanan silahlı saldırıyı yaptıkları iddia edilen kişilerin fotoğraflarını sosyal medyadan paylaştı.

Maltepe Gülsuyu Mahallesi’nde uyuşturucu çetelerine karşı bölge halkının mücadelesi aylardır sürüyor.

Daha önce 9 kişinin vurulduğu Gülsulu mahallesinde dün de Halk Cephesi üyesi bir grup "Çetelere izin vermeyeceğiz, hesap soracağız" yazılı pankart açıp sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti. Grubun yürüyüşü sırasında kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce ateş açıldı.

Açılan ateş sonrasında başına aldığı dört mermi ile yaralanan Hasan Ferit Gedik, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Semiha Ateş, Gökhan Aktaş ve Yalçın İleri ile olay yeri yakınındaki bir markette alışveriş yapan Abdullah Kıyak yaralandı.

Saldırı sonrasında Halk Cephesi, sosyal medyadan saldırıyı yaptıklarını iddia ettikleri kişilerin fotoğraflarını paylaştı.

İşte sosyal medyada paylaşılan o fotoğraf: (Fotoğrafı büyütmek için üzerine tıklayın)

O FOTOĞRAFLARDAN MEHMET ALİ AĞCA ÇIKTI
Halk Cephesi’nin Gülsuyu’ndaki saldırıyı yaptıkları iddiasıyla yayınladıkları fotoğraflarda ilginç isimler de yer alıyordu.

Fotoğraftakiler arasında olan Yusuf  Turhan'ın, Facebook hesabından paylaştığı fotoğraflarda gazeteci Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca ile yakın ilişkiler içinde olduğu görülüyor. Öyle ki Ağca, Yusuf Turhan’ın çocuğunun sünnetine katılarak kirveliğini üstlenmiş. Ağca ile Yusuf Turhan'ın beraber belediye başkanını ziyaret ettikleri de yine fotoğraflarda göze çarpıyor.

Turhan'ın oğlunun sünnet töreninde "Sedat Peker" yazılı çelenk de dikkat çekiyor.

Halk Cephesi’nin paylaştığı fotoğraflardaki Yusuf Turhan’a ilişkin bir diğer dikkat çeken husus ise, kendisinin Haziran ayında 500 kişilik bir genç ekiple AKP’ye geçmesi. Turhan’ın, yerel seçimlerde AKP’den Kocaeli Dilovası Meclis üyeliği yapmayı da düşündüğü yerel basında birçok kez yer aldı.

GÜLTEPE'DE SİLAHLI SALDIRININ OLDUĞU SAATLERDE SOSYAL MEDYADA İLGİNÇ YORUMLAR
Hasan Ferit Gedik'in öldürülmesinde şüpheli olduğu Halk Cephesi tarafından iddia edilen diğer bir kişi de Yusuf Turhan ile aynı soy ismi taşıyan Zafer Turhan.

Yusuf Turhan'ın facebook hesabından övgüler düzen ve "Allah başımızdan eksik etmesin seni CANIM ABİM" diye hitap eden Zafer Turhan, Hasan Ferit Gedik'in öldüğü saatlerde şunları yazdı:

"ey namusu bütün ve adalet için savaşan gülsuyu geçleri asıl hedef sinmek yılmak bilmeyen gençlerin hikayesi Allah size yar ve yardımcı olsun Allah sizle beraber olsun"

İşte Zafer Turhan'ın fotoğrafları:

FACEBOOK'TAN SİLAH FOTOĞRAFLARI PAYLAŞTILAR

Yine şüpheliler arasında olduğu iddia edilen bir diğer isim olan Hakan Taşhan'ın da facebook hesabında paylaştığı silah fotoğrafı ve Gülsuyu'nun fotoğrafı dikkat çekiyor.

POLİS İŞBİRLİĞİ Mİ YAPIYOR
Hatırlanacağı gibi Gülsuyu'nda daha önce de çeteler tarafından 9 kişi vurulmuştu. Ancak saldırı ile ilgili kimse ifade vermeye yanaşmamıştı. Twitter'da yapılan yorumlara göre; mahalleli polisin de çetelerle işbirliği içinde olduğu fikrinde. Mağdurlar şikayetçi olduğu takdirde can güvenliklerinin tehlikeye gireceğinden endişe ediyor.

Kaynak: OdaTv.Com

Halkın Birliği: Uyuşturucu çetesi faşistler Halk Cepheli Hasan Ferit Gedik’i katlettiler

Daha öncesinden Gülsuyu Mahallesi’nde BDP’li ve ESP’li 9 kişiyi polisinde desteğinde ve korumasında silahlı saldırıyla yaralayan uyuşturucu çeteleri bu kezde 29 Eylül akşamı Gülsuyunda çeteleşmeyi protesto eden gösteride silahlı saldırıda Halk Cepheli 5 kişiyi daha vurdular. Başına birden fazla mermi isabet eden Halk Cepheli 21 yaşındaki üniversite hazırlık öğrencisi Hasan Ferit Gedik kaldırıldığı hastanede yaşamını kaybetti. Yaralılardan Gökhan Aktaş'ın durumunun ise ağır olduğu öğrenildi.

Gülsuyu mahallesine üslenen ve uyuşturucu ticareti yapan çetelere karşı uzun dönemden bu yana devrimciler tarafından mücadele yürütülüyordu. Faşist çetelerin kimler olduğu bilinmesine rağmen devrimcilere göz açtırmayan polis bu faşist çeteleri koruyup kollamakta ve devrimci çalışmalara karşı v bir koçbaşı olarak kullanmaktadır. 29 Eylül akşamı Maltepe, Gülsuyu Mahallesi, Mesut Caddesi üzerinde Halk Cephesi üyesi bir grup devrimci "Çetelere izin vermeyeceğiz, hesap soracağız" yazılı pankart açıp sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti.

Gülsuyu Fatma Hanım Durağı'na kadar gelen grup burada basın açıklaması yaptı. Açıklamada, "Bu saldırılar karşısında mahallemizi terk edip gideceğimizi düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Dün Armutlu'yu ele geçirmek istedilerse şimdi de mahallemizi ele geçirmek istiyorlar. Mahallemizden gidecekler başka yolu yok" denildi.

Açıklamanın ardından dağılan gruba faşist çetelerce ateş açıldı. Olayın ardından bölgeye polis sevk edilen polisler inceleme başlattı.

Açılan ateş nedeniyle, Semiha Ateş, Hasan Ferit Gedik, Gökhan Aktaş ve Yalçın İleri ile olay yeri yakınındaki bir markette alışveriş yapan Abdullah Kıyak yaralandı.

Yaralılar, sağlık ekiplerince yapılan ilk müdahalenin ardından, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Hastane önünde toplanan arkadaşları 21 yaşındaki üniversite hazırlık öğrencisi Hasan Ferit Gedik'in hayatını kaybettiğini duyurdu.

Hayatını kaybeden Hasan Ferit Gedik'in odasına durumu şüpheli iki kişi girdi. Teknisyen olduğunu söyleyen kişiler şüphe çekince kimlik soruldu. Kimliklerini gösteremeyen iki kişi bir odaya kaçarak kendilerini içeri kilitledi.

Sivil polis olduğu tahmin edilen kişilerin elinde bir torba olduğu görüldü. Hasan Ferit Gedik'in yakınları iki kişinin sivil polis olduğunu ve çetelere yardım ederek delilleri ortadan kaldırmak için hastaneye gelmiş olabileceklerini söyledi.

İçeride bir odaya sığınan iki kişiyi çevik kuvvet ekipleri kurtardı. Ve bunların sivil polis olduğu açığa çıktı. Ve hatırlanacağı gibi Gülsuyu Mahallesi, Mesut Caddesi üzerinde 7 Ağustos 2013 tarihinde meydana gelen olaylar zincirinde 3 ayrı silahla yaralama olayında toplam 9 kişi yaralanmıştı. Olayla ilgili olduğu öne sürülen Göksel K. isimli tetikçi yakalanmış ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine konulmuştu.

Aslında Gülsuyunda devrimcilerin mücadelesini engellemekle ve mahalleye egemen olmak için uyuşturucu çetesi faşistleri polis koruyup kolluyor. Bu çetecilerin kimler olduğunu polis biliyor ama dokunmuyor. Hasan Ferit Gedik’in katili uyuşturucu çetelerini koruyup kollayan faşist AKP hükümetidir.

Faşist çetelerden hesap sormak için safları sıklaştıralım!
Hasan Ferit Gedik ölümsüzdür!

Başbakan 'demokratikleşme paketi'ni açıkladı: Bir dahaki sefere inşallah...

Erdoğan, uzun süredir gündemde olan "demokratikleşme paketi'ni açıklıyor. AKP çevrelerince yürütülen kampanyaya karşın, paketten çıkacak düzenlemeler konusunda endişeler büyük.

Günlerdir reklamı yapılan "paket"ten çıkan büyük adım, kamuda türban serbestisi ve "nefret suçlarıyla mücadele" adı altında gericiliğe dokunulmazlık kazandırılması oldu.

Alevilere yönelik çıkan tek şey, "Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi" oldu.

Kürtler için, anadilde eğitimin "parası olana" verilmesi kararlaştırıldı. Paketten çıkan "eşantiyonlar" ise ilkokul andının kaldırılması, köy isimlerinin iade edilmesi ve seçim propagandasında Türkçe dışındaki dillere izin oldu.

Terörle Mücadele Kanunu, Özel Yetkili Mahkemeler gibi kamuoyunda çokça tartışılan konular ise "paket"te yer bulamadı.

Başbakan'ın "demokratikleşme paketi'ni açıkladığı konuşma sona erdi. Pakette kayda değer düzenlemeler bulunmaması dikkat çekerken, dinselleşmenin önünü açacak uygulamaların paketle birlikte yasallaştırılması tepki topladı.

Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

Demokratikleşme paketini açıklarken tüm o şehitlerimizin arzularını yerine getiriyoruz. Terörün son bulması akan kanın durması, öncelikli olarak şehit yakınlarının arzu ve temennisidir. Bu paketle şehitlerimizin uğruna can verdiği milletimizin kardeşliğini, birliğini dayanışmasını daha da pekiştiriyoruz.

Bugün açıklayacağımız demokratikleşme paketi bir ilk değildir, son da olmayacaktır.

Bugün açıklayacağımız reformları bir son nokta olarak görmüyoruz. Türkiye geliştikçe, şartlar olgunlaştıkça, siyaset hak arama, sorun çözme yöntemi olarak daha fazla güç kazandıkça yeni hak ve özgürlükler Türkiye gündeminde kaçınılmaz olarak yerini alacaktır.

Hak ve özgürlükler, barış kavramlarını dillerinden düşürmeyen siyasetçilerin bu kavramlar karşısında nasıl bir direnç geliştirdiklerini milletim gördü.

Darbe senaryolarına tertiplere rağmen vazgeçmedik. Tahriklere kanlı provokasyonlara rağmen geri adım atmadık Partimize yönelik doğrudan terör eylemlerine karşın boyun eğmedik.

İleri demokrasiye doğru attığımız her adım mağdur ve mazlum kesimleri mutlu eder, tek tipçi, yasakçı zihniyetleri tedirgin eder.

Nasıl halka rağmen düzen kurmaya çalışanlar başarılı olamadıysa, halka rağmen ileri adımlar atmak mümkün değildir.

Esas olan hak ve özgürlük taleplerinin, şiddetin, silahın olmadığı bir ortamda yapılması, mücadelenin siyasi zeminde verilmesidir. Hiçbir silah güç gösterisi meşru demokrasi talebinin yerini tutamaz. Yumruklar sıkılıysa tokalaşma, ellerin birleşmesi mümkün değildir.

Son 11 yılda hukuk ve demokrasi alanında yaşadığımız sessiz devrimle, yukardan dayatmacı, ceberrut, kibirli devlet anlayışı tarihin çöp sepetinde yer almıştır.

Meşruiyetin kaynağı millettir. Söz, yetki ve karar artık milletindir. Türkiye'de demokrasiye, çok partili sisteme sancılı bir sürecin sonunda 1950 yılında geçilebilmiştir. Türkiye tıkır tıkır işleyen bir saatken, 27 Mayıs'ta bu saatin zembereği durmuştur.

Türkiye'de değişimin önündeki en büyük engel 27 Mayıs'ın o karanlık gölgesidir.

Saati durdurulsa da, zembereği parçalansa da Türkiye'de millet zamanın ruhunu kavramayı her zaman başarmış, devletin, bürokrasinin hatta siyasetin önünde ilerlemiştir. Devleti ve siyaseti dönüştüren de bizzat milletin kendisi olmuştur.

11 yıl boyunca Türkiye bölünüyor iddiasını dile getirdiler. Göreceksiniz, bunları bugün de aynı şekilde söyleyecekler. 11 yıl boyunca her reformla milleti korkuttular. Bugün de korkutmaya çalışacaklar.

Muhalefet artık dilini, üslubunu, en önemlisi de siyaset tarzını değiştirmek, büyüyen Türkiye vizyonuna ayak uydurmak zorundadır. Türkiye'nin bölünme, gerileme, parçalanma diye bir sorunu yoktur. Türkiye'nin muhalefet diye bir sorunu vardır.

Paketten ölümsüzlük iksiri bekleyenler, irrasyonel, abartılı bir beklentinin içindedirler. Kuşkusuz hayalkırıklığına uğrayacaklardır. Bu bir aşamadır, basamaktır, büyük Türkiye istikametinde çok önemli bir safhadır.

Pakette yer alan sorunlar, çoğunluğu son 30 yıl olmak üzere, cumhuriyet tarihimiz boyunca var olan sorunlardır.

Bu paket, dayatmanın, pazarlığın müzakerenin sonucu değildir. Demokratik hak ve özgürlükler müzakerenin, dayatmanın konusu olamaz.

Böyle bir muhalefetle yeni bir anayasa mümkün olamadı. Bu reform paketinde de referans noktamız, önce millettir.

Her bir madde geçmişte hedef olarak ortaya konmuştur, seçimlerde milletimizden teyit almıştır.

Biz 76 milyonun nazarımızda bir ve beraber olduğuna inanan bir iktidarız. Biz batıya bakarken, doğuyu, güneydoğuyu görmemezlikten gelen bir iktidar olmadık.

Bu paketin on yılların tortusunu kaldırdığı, onyılların sorununa çözüm ürettiği, kardeşliğimizi güçlendirdiği açıkça görülecektir.

Reformların bir kısmı yasal düzenleme gerektiriyor, bir kısmı da idari düzenlemelerle hayata geçecek.

Yüzde 10 barajı AK Parti'nin getirdiği bir sistem değildir. Biz 2002 seçimlerine girerken bu sistem uygulanıyordu. Yüzde 10 barajı vardı.

Yeni seçim sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda bir seçenek sunmuyoruz. Üç farklı alternatif sunuyoruz.

Yüzde 10 barajıyla devam edebiliriz.

İkincisi barajı yüzde 5'çekip beşli gruplandırmayla dar bölge seçim sistemini uygulayabiliriz.

Üçüncüsü ülke barajını tamamen kaldırarak dar bölge seçim sistemini getirebiliriz.

Siyasi partilere devlet yardımının kapsamını genişletiyoruz. Siyasi partiler kanununun ek birinci maddesini genişletiyor, yüzde 7 olan mevcut oranı yüzde 3'e çekiyoruz. Yüzde 3'ü aşan oy alanlara hazineye ayrılan kaynak içinden yardım yapılacaktır.

Partilerin ilçede teşkilatlanmak için beldelerde de teşkilatlanması gereğini kaldırıyoruz. Siyasi partilerde eş genelbaşkanlığın önünü açıyoruz.

Siyasi partilere üyelikte engelleri kaldırıyoruz. Siyasi partilere üye olmayı daraltan, kısıtlayan bazı engelleri ortadan kaldırıyoruz. Oy verme hakkına sahip olan herkesin, siyasi partilere üye olabilmesinin önünü açıyoruz.

Nefret saikiyle işlenmesi durumunda belirli suçların cezalarını arttırıyoruz.

Türkiye'de hiçkimse, dilinden, ırkından, renginden, inancından ve inancını yerine getirmekten dolayı ayrımcılığa uğrayamaz.

Klavyelere özgürlük getiriyoruz.

Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde hükümet komseri uygulamasına son veriyoruz. Artık bu görev düzenleme kurulu tarafından yerine getilecek. Kurul gerekirse dağılma kararı alacak, kolluk amirine bildirecek.

Köy isimlerinin değiştirilmesinin önündeki yasal engeli kaldırıyoruz. Köylerin tarihi isimlerini yeniden almasını mümkün hale getiriyoruz. Köy isimlerinin değiştirilmesi İçişleri Bakanlığı'nın tasdikiyle olacak. İl ve ilçe isimlerinin değiştirilmesi yönündeki talepleri dikkate alacağımızı belirtmek isterim.

Bir üniversitemizin ismini değiştiriyoruz. Nevşehir Üniversitesi'nin adı Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi olacak.

Kişilerin özel verileri ilgisiz kişiler tarafından kullanılamayacak. İlgisiz kişilerle paylaşılamayacak.

Kılık kıyafet yönetmeliğini değiştirerek, kamu kurumlarında başörtüsü yasağını kaldırıyoruz. Kısıtlamalar çalışma, din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ediyordu. Hakimler, savcılar ve silahlı kuvvetler mensupları istisna' tutularak kaldırılacaktır.

Yardım toplamanın önündeki engelleri kaldırıyoruz. Vatandaşımız hür iradesiyle yardımlarını istediği yere verebilecek.

Andımız uygulamasını kaldırıyoruz. Ortaokullarda kaldırmıştık, şimdi de ilkokullarda kaldırıyoruz.

Roman dil ve kültür enstitüsü kuruyoruz. Bir ilimiz üniversitesi bünyesinde enstitü kuracağız. Roman vatandaşlarımız için adımlar atıyoruz.

Paketi eleştirenlerin Twitter'da görüşlerini ifade etmek için kullandığı #atmarecep etiketi TSİ 11.41 itibariyle dünya çapında en popüler ikinci etiket.

Başbakan Erdoğan açıklamanın yapılacağı salona gelerek konuşmasına başladı.

Uzun süredir gündemde olan "demokratikleşme paketi" bugün açıklanıyor. Başbakan Erdoğan tarafından açıklanacak olan pakette, beklenen birçok değişikliğin yer almayacağı tahmin ediliyor. AKP çevrelerince yürütülen kampanyaya karşın, paketten çıkacak düzenlemeler konusunda endişeler büyük.

Paketin açıklanacağı toplantıya muhalif basının temsilcilerinin kabul edilmemesi, AKP'nin demokrasi anlayışını gözler önüne sererken, sabah saatlerinde toplantıda soru-cevap kısmının olmayacağı bilgisi de ajanslara ulaştı. Toplantıya alınmayan gazeteler şunlar: Evrensel, Birgün, Özgür Gündem, Aydınlık, Sözcü, Sol ve Yeniçağ gazeteleri ile Halk TV, Hayat TV, İmece TV.

Kaynak: soL

'Suriye İslam Ordusu' kuruldu

Suriye'de 2,5 yıldır çatışmalar devam ederken, yönetime karşı savaşan 43 muhalif grup 'Suriye İslami Ordusu' ismiyle tek çatı altında birleşti.
Muhalifler, Şam'da Esad yönetimine karşı savaşan grupların birleşme kararı aldığını duyurdu.
Yurt'un haberine göre, Aralarında tabur ve tugayların bulunduğu 43 grup, ortak hareket edecek. Suriye'de bu birleşme ile muhalifler arasındaki ayrılığın giderilmesi ve yönetime karşı etkin bir mücadele yürütülmesi amaçlanıyor.
Yapılan toplantı sonucunda 43 grup birleşerek “Suriye İslami Ordusu”nu kurma kararı aldı. Bu şekilde ortak imza ile oluşan ordunun amacının, tek bir çatı altında toplanarak daha güçlü halde Esad rejimine karşı mücadele etmek olduğu bildirildi.
“Suriye İslam Ordusu”na ise Şeyh Zahran Alluş’un liderlik edeceği belirtiliyor.
Zahran Alluş, Suriye’de en etkin İslami direniş gruplarından İslam Tugayı komutanı. 18 Temmuz’da Esad’ın kalbine yapılan ve Genelkurmay Başkan Yardımcısı ile İçişleri Bakanı dahil rejimin üst yöneticilerinin öldürüldüğü saldırıyı üstlenen Liva El İslam Birliği'nin sorumlusu olarak da tanınıyor.

Rojava devriminin teminatı: Kadın taburları

Temmuz 2012’de kurdukları özyönetimlerle bölgede laik, demokratik, sosyal bir alternatifi yaşama geçirmeye çalışan Suriye Kürtlerinin başlattığı değişim sürecinde kadınlar önemli bir rol oynuyor. ANF’nin haberinde, “Rojava devriminin teminatı” olarak gösterilen kadın taburları anlatılıyor.

Rojava’da birçok kurumda eşbaşkanlık sistemi yürürlükte olsa da kadın ağırlığı hemen her alanda gözle görülür düzeyde. Mesela son göçlerle birlikte nüfusu bir milyonu aşan Efrin’de, kent yönetiminin yüzde 65’ı kadınlardan oluşuyor. Sivil yönetim alanlarının yanı sıra bir başka zorlu alan olan halk savunma alanında ise tarihi bir gelişme, bir farklılık yaşanıyor. Dikkat çeken bu farklılık, halk savunma gücü olan YPG ile birlikte savunma alanında yerini alan kadın savaşçıların özgün yapılanması olan Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) yani ‘Kadın Taburları’…

Devrim sürecinden önce gizli örgütlenmeyle kurulan ve devrim sürecine girilmesiyle birlikte varlığını resmen ilan ederek halk savunmasını fiilen üstlenen YPG’den bağımsız şekilde askeri bir yapılanma olan Kadın Taburları, son dönemde kent savunmasında, çetelere yaptığı askeri operasyonlarla, cephe savaşı pratiğiyle gündemde. Mevcut yapısıyla dünyada bir başka örneği bulunmayan, her kademesi kadın savaşçılardan oluşan Kadın Taburları, dünya medyasının da dikkatini çekmeye başladı. Birçok uluslararası haber ajansı Rojava’ya gelerek bu konuda haberler yaptı.

Peki ‘Kadın Taburları’ nedir, nasıl bir yapılanmadır, işlevi nedir, neden böyle bir yapılanmaya ihtiyaç duyuldu? Tüm bu sorulara cevap bulabilmek için günlerce YPJ yetkililerini, komutan ve savaşçılarını dinledik, karargah, tabur ve savaştıkları mevzilerde çalışmalarını gözlemleme imkanı bulduk.

Rojava’da halk savunma gücü olarak ilk YPG kuruldu ve yapısında hem kadın hem erkek savaşçılar bulunan karma bir yapıya sahipti.

Kadın savaşçıların katılımı hızla artınca 5 Mart 2013 tarihinde ‘Şehit Ruken Taburu’ adıyla ilk kadın taburu Efrin’de kuruldu. Ardından da diğer kentlerin kadın taburları geldi. Şimdi Efrin’de tabur sayısı ikiye çıkmış durumda. Nihai hedef; Rojava’da devrimin başarılı sonuçlanmasıyla birlikte özgün kadın ordusu kurmak. YPJ’nin, Rojava’nın tüm kentlerinde taburları ve tüm ilçe ve nahiyelerinde irtibat ve örgütlenme faaliyetleri bulunmakta. Kadın savaşçı sayısı tam olarak belirtilmese de binlerle ifade ediliyor.

Kadın savaşçıların yaş ortalaması 19-20. Savaşçıların büyük çoğunluğu Kürt kadın savaşçılardan oluşuyor ancak Ermeni, Arap gibi diğer milletlerden de kadın savaşçıların katılımı söz konusu. YPG’ye her yaş grubundan katılım olurken YPJ’ye katılım ağırlıklı olarak genç kadınlardan oluşuyor. Büyük kesimi 20 yaş civarında. Ancak 20 yaş üstünde olanlar da var. Evli ve çocuk sahibi olup YPJ’ye katılmak isteyenler olsa da bazı örnekler hariç, çocukların ve aile yapısının korunması nedeniyle kabul edilmiyorlar. Kabul gören katılımlar ise öğrenciler, işsizler, ev emekçisi kadınlar.

YPG ile aralarında ast-üst ilişkisi yok. Ana karargahları, çalışma sistemleri aynı fakat askeri yapısı ve taburları ayrı.

Peki kadın savaşçılar nasıl bir eğitime tabi tutuluyor?
Bu konuda YPJ Genel Komutanı Axin Nucan şunları söylüyor: ‘Kadınlar YPJ’ye tam katılımdan önce 20 günlük bir YPG eğitimi görüyorlar. Bu kısa eğitimden sonra tümden katılmak isteyenler çok sıkı eğitimlere tabi tutuluyor. Bu eğitimlerde siyasi ve askeri eğitimlerin yanı sıra kadın tarihi ve toplumsal cinsiyet üzerine bir eğitim de veriliyor. Eğitim süreçleri tamamlanıp görev dağılımı yapılan taburlarda eğitim hali devam ediyor.

Eğitimlerde en çok önem verilen ve kadın savaşçıların da en çok üzerinde durduğu temel nokta ise kadın bilincinin geliştirilmesi. Genel Komutan Nucan da bu konuya dikkat çekerek şöyle diyor: ‘Özgün kadın eğitimi… Kadının yaşamı zenginleştirme imkanı bırakılmamıştır. Bu eğitimin temel sebebi kadının kendini tanıması, hayatın her alanında varolma, irade ve güven geliştirmesidir. YPG ve YPJ örgütlenmeleri yenidir. YPJ de YPG ile paralel olarak geliştirildi ve güçlendirildi. Yaşamın her alanında olduğu gibi askeri alanda da kadın bir güç olarak var olacaktır, yer alacaktır. Bu, kadına özgü bir güçtür artık. Askeri olarak tamamen kadın gücüne, özgünlüğüne dayalı bir gücüz. En hafif silahtan en ağır silaha kadar her silahı kullanıyoruz. Şu anda yakın dövüş sanatlarından tutun da tank gibi ağır silahların eğitimine kadar her türlü eğitim verilerek uzmanlaştırılıyor kadın savaşçılarımız. Başkan Apo’nun da dediği gibi ‘başka bir dünya mümkündür’. Erkeğin bize dayattığı kader bizim kaderimiz olamaz. Bizim yapımız, bize katılan her kadın kendini bu yapıda kendini ifade edebileceği bir yapıdır. Yapımız yeni ve farklı olduğu için dikkat çekiyor. Halkın büyük sevgisi, saygısı var yapımıza karşı. Bazıları bizi görünce sevinçten ağlıyor.’

Ve savaşın acı gerçeği: can kayıpları. YPJ’nin savaşarak yaşamını yitiren ilk savaşçısı ise Berivan isimli kadın savaşçı olmuş.

Bu konuyu sorunca komutan Nucan’ın gözleri doluyor. Belli ki bu kayıptan dolayı çok üzgündü.

Ve onun hikayesini bizimle paylaşıyor: ‘Bizim ilk şehidimiz Heval Berivan’dır. Burada her kadın acı çeker. Berivan arkadaş bir çocuk annesiydi. Kocasında büyük zulüm görmüştü. Çok acı çekmişti. Zorla evlendirilmişti. Orada kalıp aynı acıyı çekmeyi kabullenmediği için başka çare aramıştı ve YPJ’ye katılmakta bulmuştu kurtuluşu. Acı dolu kapkara bir oda düşünün, odanın bir yerinde küçük bir ışık hüzmesi var. Böyle bir durumda bazı insanlar o ışıktan korkar, yaklaşmaz. Bazıları ise o ışığa doğru inatla gider ve kurtulmayı başarır. İşte Berivan arkadaş da kapkaranlık dünyasında bu ışık hüzmesine inatla, tutkuyla yürüdü ve o karanlıktan kurtuldu. YPJ’de bir özgürlük savaşçı olarak var olmayı başardı. Ülkesi, halkı, ülkesinin kadınlarının özgürleşmesi için savaştı ve bu uğurda ilk olarak şehit düşerek bizim tarihimize adını bir daha silinmeyecek şekilde onurla yazdırdı.’

İLK KADIN TABURU: ŞEHİT RUKEN TABURU
İlk kadın taburu olan Şehit Ruken Taburu, Efrin ile Halep arasında bulunan Şérewa bölgesinde bulunmakta. Bizim ziyaret ettiğimiz günlerde karşıdan konuşlanan çete gruplarının saldırıları devam ediyordu. Tabur komutanı Zozan Deniz. Komutan Deniz’in aktardığına göre 25 günden beri aralıklarla çatışma devam ediyor. Karşıdaki saldırı grubunun bir savaş taktiği, sistemi bulunmadığı için rastgele saldırıda bulunduklarını ve saldırganların çok sayıda kayıp vererek geri çekilmek zorunda kaldığını söylüyor.

Zozan Deniz’e göre Rojava devriminin geleceğini, gidişatını belirleyecek olan kadınlardır. Kadınların öncülüğü olmasaydı, kadınlar desteklemeseydi devrim belki de bu kadar ilerlemezdi. Kadın taburları oluşturma ihtiyacının nereden doğduğunu soruyoruz.

Şöyle açıklıyor komutan Deniz: ‘Toplum içerisinde, hele de Kürt toplumu içerisinde kadın kendisine güvenmiyor. Toplum da kadına güvenmiyor. Kadın, karma ortamlarda genelde erkeğin gölgesinde kendini var edebiliyor. Ancak, kadın tek başına olduğunda kendi gücüyle ayakta kalmayı da çok iyi başarıyor. Kadınlardan oluşan özgün yerlerde kadınların duruşu farklı, genel ortamlarda farklı oluyor. ‘Bir sorun olursa, erkekler yapar’ algısı var. Bunu yıkmamız gerekliydi. Savaşta da elimizden geldiğince özgünlüğü korumaya çalışıyoruz. Savaş tarzımız aynı. Ancak kadınlar, ayrıntılara daha çok dikkat ediyor. Örneğin şu an bulunduğumuz alanda da kadınların bulunduğu mevzilere daha çok güveniyoruz. Toplumun bu konuda algısı da öyle. Kadınların duyarlılığı, hassasiyeti, toplumda bu anlamda bir güven de yaratıyor. Erkeklerin kendine olan aşırı güveni rahatlık getirebiliyor ancak bu rahatlık birçok yerde kaybettirebiliyor. Hele savaş ortamında sonuçları çok ağır olabiliyor. Şu an bulunduğumuz Şérewa’da bu alanın yarısı YPJ’nin elindedir. En önemli mevzilerde kadın arkadaşlar bulunuyor.’

Peki Kürt halkının kadın taburlarına yaklaşımı nasıl?
‘Ailelerin çok özel bir ilgisi ve desteği var kadın taburuna’ diyor komutan Zozan Deniz ve devam ediyor: ‘Aileler, YPG’ye katılan çocuklarının özgün tabura geçtiğine daha çok seviniyorlar. Kendi araçlarımız ve bayraklarımızla Efrin’e gittiğimizde halkın büyük bir sevgisiyle karşılaşıyoruz. Gören ayağa kalkıp selamlıyor, slogan atıyor, el sallıyor. Şoförlerimiz de kadın. Bu başka bir yer için çok normal olabilir. Ama araçları kadınların kullanması bile Afrin’de günlerce konuşuldu, heyecanlandı. Halk görüyor, arabayı süren kadın, doçkayı kullanan kadın. Tüm bunlar onları etkiliyor. Bu etkilenme düzeyi, YPG’ye, karma ortamlara göre 10 kat daha fazladır. Genç kadınların katılımını etkiliyor ve kadınların katılımı giderek yükseliyor. Yaklaşık 25 gün önce, bu mevzilerde savaş oldu ve 3 arkadaşımız şehit düştü. Bu savaşın ardından kadınların katılım hızla arttı.’

Son dönemde kadın savaşçıların katılım sayısı erkek savaşçıları geçtiğini birçok yerde duymuştuk. Bu konuyu soruyoruz komutan Deniz’e. Duyduklarımızı doğruluyor: ‘Şimdi yeni savaşçıların eğitimleri var. 10 erkek varsa devrelerde, 20 de kadın var. Kadınlar, genellikle kendini tanımlama üzerinden geliyor. Şu anki toplumda yaşayamayacaklarını görüyorlar. Hele hele kadınlar için daha kötü. Tel Aran’da kadınlara olan yaklaşımı gördüler. Cihadçı çeteler, girdiği bölgelerde kadınlara özel olarak yöneldi. Onları çırılçıplak soyarak sokaklara attı. Tecavüzler yaşandı. Kadınlar, kendilerini savunmazlarsa, ne ile karşılaşacaklarını gördüler. Öldürülecekler, kesilecekler, tecavüze maruz kalacaklar, bedenleri satılacak. Bunu gördüler. Sadece kendileri değil, tüm toplumun tehlikeli altında olduğunu gördüler. Erkekler kaçarken, kadınlar, kaçmak yerine savaşmayı tercih ettiler. Buradan kaçan erkek sayısı çok fazla. Ama kadınlar gitmiyor, kalıyor. Bu nedenle diyoruz ki: Rojava’yı kurtaracak olan kadınlardır. Bu gerçekten hareketle kadınların katılımını güçlendirmeye çalışıyoruz. Bu devrim başarıya ulaşmazsa kadınlar ve toplum için bir gelecek olmayacaktır. Kadınlar bunu çok iyi anladı. Kadınların katılımı yükseldi. Toplumun kadına bakış açısında büyük bir değişiklik var. Kadının kabul edilebilirliğini artırdı. Tamamen değişmedi elbette. Hala bazı ilçelerde feodal kültür nedeniyle çocuklarının katılımını engelleyenler var. Ama kadın taburunu görünce, bu kültürden kopuş için adım atıyor.’

Bugün Rojava devrimine baktığımızda aynı zamanda bir kadın devrimini de görüyoruz. Kadın olmasaydı, Rojava devriminin neyi eksik olurdu? Komutan Deniz kadınların bu devrime katkısını ise şu sözlerle anlatıyor: ‘Kadınlar olmasaydı, bu devrimin çok önemli bir parçası olmayacaktı. Devrimin geleceğini, gidişatını belirleyecek olan da kadınlar. Kadınların öncülüğü olmasaydı, kadınlar desteklemeseydi devrim bu kadar ilerlemezdi. Törenlerden meclislere, akademilerden savunmaya kadar her alanda öncülük kadınlarda. Kadınların bu devrime katılımı ne kadar güçlü olursa, devrim o kadar güçlenecektir. Zayıflarsa, zayıflayacaktır. Her kadına kendi koşullarına, düzeyine göre devrime katılma zemini yaratmaya çalışıyoruz. Savunma sistemine katılamıyorsa, mecliste çalışabilir örneğin. Birçok mekanizma var. Örneğin mevzilerde savaştayken, anneler yemeklerle kilometrelerce yol geldiler. Bu da çok önemli. Burada şu anda bir tarih yazılıyor ve kadınlar bir biçimde bu tarihin içinde yer alıyorlar. Büyük fedakârlık gösteriyor. Bazı aileler, 5 kız çocuğunu YPJ’ye gönderiyor. Bu bir anne için çok büyük bir fedakârlıktır. Sorumluluğu çok büyük. Bizim gördüklerimiz, yaşadıklarımız çok ağır. Ve bir halkın geleceğinin sorumluluğu üzerimizde. Bu nedenle daha çok şey yapmak istiyorsun. Kendi adıma şöyle düşünüyorum; bu devrim, başarıya ulaşmazsa, adımız tarihe kara harflerle geçecek.’

Peki Rojava devriminin başarısı için şu anda neye ihtiyacı var?
Şöyle devam ediyor komutan Zozan Deniz: ‘Halkın daha da bilinçlenmesine. Devrime olan büyük desteğin yanında, halkta biraz rahatlık da var. Bunu değiştirmemiz gerek. İçinde bulunduğumuz an Kürtler için varlık yokluk savaşıdır. Rojava kazanırsa, tüm Kürtler kazanacak. Bunu çok iyi anlamak gerekiyor. O nedenle, sadece Rojava’dan değil, diğer parçalardan da katılımın çok güçlü olması gerekiyor. Kuzey’deki Kürt gençleri de YPG’ye katılmalı. Halkın, yürüyüşler, mitingler şeklinde kitlesel desteğinin olması gerekiyor. 

Rojava’nın Kuzey halkının desteğine çok ihtiyacı var. Halk fedakârlığa hazır. Aylardır Rojava’da insanlar elektriksiz. Elektrik olmayınca, su sorunu yaşanıyor. Afrin coğrafi olarak çemberdedir. Halk, yaklaşık bir ay ekmek görmedi. Bu anlamda dıştan gelebilecek destek halk için önemlidir. Bunun yanı sıra, kadınlar arasındaki dayanışma güçlendirilmeli. Buradaki annelere, Kuzey’deki anneler destek sunmalı. Burada insanların yaşadıkları dünya gündemine taşınmalı. Kuzey’deki kadınlar, Rojavalı kadınlara yanlarında olduklarını hissettirmeli.’

KADIN SAVAŞÇILAR ANLATIYOR:
Komutanların yanı sıra bir çok kadın savaşçıyla da görüştük. Onları bu tercihi yapmaya iten etkenler nelerdir, amaçları nedir, aldıkları eğitimle nasıl bir değişim dönüşüm yaşadılar, Rojava’nın geleceği hakkındaki görüşleri… İşte o kadın savaşçıların anlattıkları: Avesta Cotkar (22): Efrin’liyim. Bir yıldır YPJ’deyim. 2011’de Suriye’de olaylar başladığında ben Halep’te okul okuyordum. O dönem Kürt gençlerinin çalışmalarıyla tanıştım. 3 çocuklu bir aileydik. Kardeşimle biz olaylara kayıtsız kalamadık ve birlikte gençlik hareketine katıldık. Gençlik hareketindeyken aslında tam olarak hiçbir şeyin farkında değildik. Politik olarak ne olduğunun, olayların yaşamımızı nasıl etkileyeceğini ve bundan sonra nasıl yaşayacağımızı bilemiyorduk. Gençlik hareketinde bir süre aktif çalıştıktan sonra artık YPG’ye katılma kararı aldım. Ailem önce karşı çıktı ama onları ikna ettim ve razı oldular, beni desteklediler de. Benden sonra kardeşim de katıldı.

Önce dört aylık eğitim gördüm. Eğitime girmeden önceki halimle eğitimden sonraki halim arasındaki farkı çok net olarak artık görebiliyordum. Eğitimden sonra olaylara bakışım, bilincim, düşünce yapım, algılamam tamamen değişti. Artık kendimi çok farklı hissediyordum. Herşeyin farkına vardığımı düşünüyordum. Artık neler yaşandığını ve bundan sonra nasıl hareket etmem gerektiğini çok iyi anlamıştım. Olayları algılayışım ve değerlendirmem açısından bambaşka biri olarak kendimdeki farkı görebiliyordum. Kısacası mantalitem değişmişti. Tabii kendimi ifade etmem biçimim, üslubum da tamamen değişti.

Bu eğitimde beni değiştirip dönüştürenlerin başında, birinci olarak başkan Apo’nun kadın üzerine tezleri ve ikinci olarak da kadın tarihini okuyup öğrenmem gelir. Kadının tarihini okuduktan sonra önder Apo’nun kadın özgürlüğü üzerine olan perspektiflerini okumam fikirsel olarak dönüşümümü tamamladı. Şimdiye kadar toplumun kadına biçtiği rolün aksine başkanın kadına biçtiği rol tamamen kadının özgürlüğü temelindeydi. Yaşamın her alanında kadının özgürce, kendi iradesiyle yer alması gerektiğini önermesi, bizim için yol ışığı oldu. Şuanda da, bir savaşçı olarak o ışık doğrultusunda hareket ediyorum.

Rojava’da devrimin ilk döneminde kadının katılımı çok az sayıdaydı. Katılımın az olmasının sebebi; Kürt toplumunun kadına bakışıyla alakalı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü şimdiye kadar toplumsal alanda kadının varlığı olmamıştı. Sanki kadın hiç ‘yoktu’. Bu anlamda YPG’ye ilk katılan kadınlar büyük bir cesaretle, sonradan katılan bizlere yol gösterdikleri gibi aynı zamanda tabuları da yıkan müthiş bir iş başardılar. Devrimin kadınlarla daha güçlü gerçekleşebileceğini gösterdiler. Adeta tarih yazdılar ilk katılanlar. 

Bizim toplumumuzda kadında inanç yoktu. Açıkçası bu inançsızlık sadece bizim erkeklerde değil şimdiye kadar evden dışarıya adımı atmayan bizim kadınlarımızda da vardı. Nasıl olur da kadın eline silah alıp savaşabilir ki? Nasıl olur da kadın erkeksiz, tek başına savaşacak ki? Kendini nasıl savunabilir ki? Toplumdaki geçerli mantık buydu! Binbir bahane sayarlardı. Kısacası kadın tek başına bir şey başaramazdı bu mantığa göre.

İlk katılımlarla Rojava devriminde kadının özgürleşme devrimi de yaşanmaya başladı aslında. İki devrim paralel şekilde ilerlemeye, büyümeye devam etti, ediyor. Katılan herkes, en başta biz kadınlara olmak üzere tüm topluma kadının başarabileceğini kanıtladı. İlk kadın şehitlerimizden sonra büyük katılımlar yaşandı YPJ’ye. Gördüler ki kadınlar savaşıyor ve şehit düşüyor. Sonrası devam etti, katılımlar hızla artıyordu ve artık ‘Kadın Taburları’ kurulmaya kadar vardı. Artık devrimde ‘kadın’ olarak ‘erkek’lerin arkasında değil de, erkek yoldaşlarımızla yan yana, omuz omuza yürümeye başladık. Devrim artık kadının omuzundaydı.

Törenlerde, merasimlerde, yolda ya da cepheye giderken şehir merkezlerinde geçişimizde halk bize büyük sevgi gösterilerinde bulunuyor. Bizi görür görmez alkışlıyorlar, el sallıyorlar, tokalaşıyorlar, yaşlı kadınlar gelip sarılıp öpüyorlar. Bizi görünce çok mutlu oluyorlar, ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Ve en önemlisi artık saygı gösteriyorlar. Artık bizim, onlar için savaşabileceğimizi ve başarabileceğimizi gördüler. Bu sebepten büyük saygı gösteriyorlar.

Benim için gelecek planım şudur: Öncelikle Rojava devriminin başarıyla sonuçlanması için son ana kadar savaşmak. Bu, kendi ülkeme, halkıma, önderime karşı tarihsel sorumluluğumdur, görevimdir. Rojava devrimi tamamlandığında tek isteğim var; gidip özgür Kürdistan dağlarında yaşamak. Herkesin bir hayali var, benim hayalim de budur.

Zilan Cudi (25): Kobani’liyim. 6 aydır YPJ görev yapıyorum. YPJ’ye katılmadan önce evde oturuyordum. Yani halk tabiriyle ‘ev kızı’ydım. Devrim başlayınca binlerce Kürt genci gibi ben de savaşmaya karar verdim. Doğrusunu söylemek gerekirse intikam duygusuyla savaşçı olmaya karar verdim. Baas rejimi başta babam olmak üzere bütün aileme çok zulüm yaptı. Bu duyguyla gelip katıldım. Siyasi ve askeri eğitimler aldım. Bugün bir savaşçıda olması gereken donanıma sahibim. Her türlü silahı kullanabiliyorum. Bugün dönüp baktığımda şunu görüyorum; şuanda halkımızın kazandığı kazanımlar kişisel intikamımızdan daha önemlidir. Belki kişisel intikam için gelip katıldım ama eğitimler sonucu artık çok farklı bir düşüncedeyim. Önemli olan ülkemin, halkımın intikamıdır, kazanımıdır. Bu halk kazanımlara sahipse bugün demek ki intikamımı almışım demektir.

Bir kadın olarak savaşmak zor mu geliyor? Hayır gelmiyor. Erkeğin savaşta yaptığı her şeyi ben de yapıyorum. Bu anlamda zorlanmıyorum. Bir erkek savaşçı ile bir kadın savaşçı arasında ne gibi fark olabilir ki? Erkek de mevzide 15 saat aralıksız savaşıyor, ben de savaşıyorum. Aynı silah kullanıyoruz. Ben daha hafif olanı kullanmıyorum ki!

Şu anda tek düşüncem başarmak! Savaşarak devrimi sonuca ulaştırmak, bunu yaparken aynı zamanda kadının özgürlüğünü de başarmak.

Şimdilik toplumun geneliyle aramızdaki düşünce farkı nedir? Farkımız biz kadın özgünlüğünün, kadın hakikatının, gücünün farkındayız. Bir gün tüm toplum da bu düşüncede birleşecek. Toplumdaki sıradan bir kadın sadece ‘yaşar’. Ama düşünerek, hissederek yaşamaz. Sadece yaşamak için yaşar. Ama biz kadın savaşçılar olarak yaşarken bir temel felsefemiz de var. Kadının güzelliğini, özgünlüğünü fark etme, kendine ait gücü ve bu güçle yaşama iradesi ortaya koyma felsefesine sahibiz artık.

Viyan Soran (17): Efrin’liyim. YPJ için 3 aylık eğitimimi daha yeni bitirdim ve on gün önce bu taburda görev almaya başladım. 

Suriye’de ilk olaylar başladığında 15 yaşındaydım. Olaylar başlayınca okulumuz kapandı ve olaylar yavaş yavaş bizi etkilemeye başladı. Olaylarla birlikte Kürt gençleri de siyasi çalışmalara başlamıştı. Ben de onların yanına gidip gelmeye başladım. O çalışmalarda Kürt gençlerinin, rejimin sistemini sorgulamaya ve o sistemden çıkış yollarını aramaya başladıklarını gördüm. Olaylar hızla gelişiyordu. Biz çocuktuk. 15 yaşındaki bir çocuk hangi sistemi ve nasıl sorgulayabilir ki? Ama şartlar bizim bir an önce büyümemizi dayatıyordu. Olaylar hızla büyüyordu, biz de olaylarla birlikte hızla büyüdük. Bizden büyük insanlar vardı. Tabii onlardan çok etkileniyorduk. Hep onlara ‘Apocu’ diyorlardı. Bizim üzerimizde büyük tesirleri vardı. Onlar ne yapsa nerdeyse biz gençler de onlar gibi davranıyorduk. O ara YPG’nin kurulduğunu, gizli örgütlenmeye gittiğini öğrendim. Hemen gidip onlara katıldım. Bir süre siyasi ve askeri eğitim aldım. Bu senenin Mart ayında ise YPJ konferansı oldu ve ben de katıldım. Daha sonra YPG’den ayrılıp YPJ’ye katıldım. Neden YPJ’ye katıldım? Kadının özgürlüğü için. Çünkü kadının özgürlüğünü ancak kadınların gerçekleştirebileceğine inanıyorum. Bir yandan ülkemiz, halkımız için savaşırken bir yandan da kadının özgürlüğünün savaşını veriyoruz. Artık bu savaşta kadınca yöntemler olacaktır.

Bence bu devrim, ülke devrimi olduğu kadar kadının da devrimidir. İki devrim paraleldir diye biliriz. Kadına biçilen toplumsal rol de bu süreçte kırıldı. Bunu kadın savaşçılar olarak pratiklerimizle kırdık. Yani o geleneksel düşünce yapısı yıkılıyor hergün. Hem kadına biçilen rol değişti hem de biz kadınlar olarak bu süreçte kendimizi tanıdık. Şimdiye kadar erkeğe göre yaşamaya alıştırılan biz kadınlar, toplumsal her alanda olduğu gibi savaşta da, devrimde de varolabileceğimizi gördük, anladık. Bu gücümüzün farkına vardık yani. Artık Rojava devriminde kadın da bir güçtür ve devrim bu güçle daha güçlüdür diyebiliriz. Bugünkü devrim sürecinde diğer çalışmalara baktığınızda da en güçlü ve en fedakar çalışanların kadın olduğunu görebilirsiniz. Devrim de, kadının gücü de büyüyor aynı anda.

Rojava devrimi de gösterdi ki Kürt milleti artık ayaktadır. Bugün Ortadoğu’da kendimizi savunacak güçteyiz. Buraya baktığımızda ise YPG ve YPJ Rojava’da sadece Kürt halkını değil, ezilen, savunmaya ihtiyacı olan diğer halkları da savunabiliyor. Bu, Kürtlerin artık ayağa kalktığını ve bir daha düşmeyeceğini gösteriyor.

Biz savunma gücüyüz, Kendi halkımızı, ülkemizi savunma felsefesiyle kurulduk ve buna göre hareket ediyoruz. Saldırı gücü değiliz, kimseye saldırıp öldürmüyoruz. Zaten bizim pratiğimizi gören, bizi tanıyan diğer milletlerden de gelip bize katılıyorlar. Bizde sadece Kürt savaşçılar yok, Ermeni, Arap ve diğer halklardan da katılımlar var. Bu anlamda da diğer halkların da savunma gücüyüz. Tarihten de biliyoruz ki kendini savunabilecek her devrim başarıyla sonuçlanmıştır. Biz de başaracağız, geleceğimiz özgürlüktür.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim; bugün halkımıza saldıran çetelerle işbirliği yapan, onlara yardım eden Kürtler de vardır. Onlar sadece bireysel çıkarları için halkına ihanet ediyorlar ama gelecekte kazanacakları bir şey olmayacaktır. Halkına ihanet eden zaten insanlık düşmanıdır. Bir an önce bu ihanetten vazgeçsinler.

Sarina Efrin (17): Ben 1 yıldır bu hareketin bünyesindeyim. 15 yaşında aktif gençlik çalışmalarında yer aldım ve daha sonra da YPJ’ye katıldım. Siyasi ve askeri eğitimler aldım. Bu eğitim sürecinde beni değiştiren, dönüştüren ve artık bir savaşçı olarak yer almamı sağlayan ise Kurdistan Tarihi ve Kadın Tarihi dersleri oldu. 

Bu teorik eğitimden sonra aslında kendimi, cinsiyetimi hiç tanımadığımı anladım. Bir kadın olarak kadınlığımın farkında bile değilmişim. Şimdi ise bambaşka bir düşünceye sahibim. Bir kadın olarak kimliğime ve bir Kürt olarak ülkeme sahip çıkacak bir donanımla eğitimlerimi tamamladığımı düşünüyorum. Siyasi eğitimden sonra askeri eğitime başladığımda herşeyden önce silahtan korkuyordum. Silahı elime alamayacak derecede korkuyordum. Tabi ki beni böyle davranmaya, düşünmeye sevkeden şey toplumun bize, kadına dayattığı, bize biçtiği kadınlık rolüydü. ‘Kadın savaşamaz, kendini koruyamaz, kadın erkeğin yaptığını yapamazdı’ Bize dayatılan ve kabul gören temel düşüne buydu. Teorik eğitimde zaten bu düşünceleri kıracak bilgilere ulaşmıştım. Burada en önemli etken başkan Apo’nun kitaplarıydı. O’nun kadına yönelik çözümlemelerinden çok etkilenmiştim. Kendimi, kadınlığımı çözmüştüm. Kadının hakikatını anlamıştım. Şimdiye kadar bu toplum, kadını sadece erkeğe bağlı yaşayan, hiçbir özgünlüğü olmayan, kendi iradesini, aklını ortaya koymasına izin verilmeyen bir meta olarak belletmişti. Kapatılmış bir sandık düşünün, onun gibi bir şeydi kadın. Ama o eğitimlerden sonra hiç de öyle olmadığı gerçeğini anlamıştım. Ve alışılagelmiş şekilde yaşamaya gerek olmadığı gerçeğini anladım ve bambaşka bir yaşama karar verdim.

Uzun süre kendimle, içimdeki kadınla, bana öğretilen kadınla savaştım ve şimdiye kadar bize dayatılan ‘kadın’ın ben olmadığımı da bu sürede çok net anladım, kavradım. Hedefimi belirledim; hem yeni bir yaşama adım atacaktım hem de bu toplumun bin yıllarca süredir bize dayattığı ‘kadın’ın özgürlüğü için savaşacaktım.

Yaşamın her alanında savaş var. İnsan kendi kendisiyle de savaşır. Bugün ülkemize, Rojava’ya baktığımızda evet bir savaş var. Biz de kadınlar olarak bu savaşta savaşçı olarak yerimizi almış bulunuyoruz. ülkeyi savunmak sadece erkeğe özgü bir şey değildir. Kadın da çok iyi savaşabilir. Ve biz bunu pratiğimizle ortaya koyup kanıtladık. Ayrıca bizim savaşımız sadece ülke savunmasıyla bitmiyor, kadının özgürlüğü için de savaşıyoruz.

Bugün burada en ilginç olan şey şudur; şuanda kendilerine ‘cihadçı’ diyen aslında bazı ülkelerin çeteleri olan silahlı gruplar ülkemize, halkımıza saldırıyorlar. Bu saldırılarda karşı savunma gücü olarak biz kadın savaşçılarla karşılaşınca şoke oluyorlar. Onlara göre kadın, evinde erkeğinin hizmetçisi olan kişidir. Onlara göre kadın aşağılık bir varlıktır. Ki bu çete zihniyetinin kadına yönelik söylemleri, verdikleri dini fetvalar ortadadır, biliniyor. Ama işte bugün cephede karşılarında kadını görünce çıldırıyorlar. Zaten biz kadın savaşçıları görünce kendilerinden utandıklarından da çok eminim. Aslında çok da trajikomik bir halleri var. Bu halleriyle doğrusu eğleniyoruz. Onlar ne de olsa erkek ve ‘kadın’larla savaşıyorlar, üstelik de kaybediyorlar. Bize karşı kazanma ihtimalleri sıfır. Saldırıyorlar ve kaybediyorlar. Ölenler ölüyor, kalanlar da utancından ne yapacağını şaşırıyor. Nasıl oluyor da kadınlarla baş edemiyoruz diye. Bunu karşı köyden gelen köylüler bize anlatıyor. 

Önceleri kadın savaşçı olduğumuza inanmıyorlarmış, dürbünle sürekli kadın olup olmadığımızı anlamaya çalışıyorlarmış. Sonraki yakın çatışmalarımızda artık anladılar hepimizin kadın savaşçı olduğumuzu. Aslına bakarsanız bu çetelerin savaşma şekli de çok sersericedir. Yani bir savaşçı bile değiller. Başıboş, serserice hareket ediyorlar. Bir tarzları, sistemleri yok. Savaşı kol gücüyle yapıp kazanacaklarını sanacak derecede zavallılar. Savaşın bile bir kaidesi, ahlakı var ama bunlar çeteci, talancı oldukları için bunlarla savaşmaya bir anlamda üzülüyoruz. Zaman kaybından başka bir şey değiller. Koca koca gövdeleri, kocaman sakallarıyla karşımıza çıkıp savaşmaya cesaret ediyorlar ama nasıl savaşacaklarını bilmiyorlar. Bu yüzden zaten hiçbir çatışmada kazanmadılar ve hiçbir zaman da kazanamayacaklar. Onları küçümsemiyoruz, ciddi savaşıyoruz ama gerçek de budur.

Son olarak Rojava’yı terk edip kaçanlara sözüm var. Savaş kötüdür, çirkindir, zordur. Doğrudur. Kimse durduk yere ölmek istemez. Fakat Rojava’da durum tam olarak böyle değil ki! Kaçıp gitmeyi gerektirecek bir durum yok. Özellikle genç erkeklerin neden kaçtıklarını anlayamıyorum. İnsan ülkesini bırakıp neden, ne için kaçabilir? Genç erkekler kaçıyorlar. Hani nerde kaldı ‘erkek’lik? İnsan ülkesini, toprağını bırakıp kaçar mı?

Okuyucuya not: bu haberin ‘Rojava devriminin teminatı: Kadın Taburları' olan başlığı YPG’nin bir erkek komutanına aittir. Kadın Taburları üzerine kendisiyle yaptığımız sohbette ‘Kadın Taburları şu anki haliyle bizim devrimimizin teminatıdır’ dedi.

Kaynak: ANF

Sağlıksız sağlık müdürlüğü

SES İzmir Şubesi’nin İl Sağlık Müdürlüğü’nün bedensel ve ruhsal bozukluk tanısı konmuş hekimleri acil servislere görevlendirdiğini belgelemesine karşın uygulamanın devam ettiği öğrenildi.

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, geçtiğimiz aylarda Sağlık Bakanlığı’nın çıkardığı bir genelgeye dayanarak çeşitli ilçe hastanelerinin acil servislerine kendi uzmanlık alanı olmamasına rağmen geçici görevlendirme ile hekim ve hekim dışı sağlık çalışanı atamaları gerçekleştirmişti. Yine ruhsal ve bedensel problemler yaşayan hekimler de bu geçici görevlendirmelere dahil edilmişlerdi. Bu atamalara yönelik tepkilerini daha önce kamuoyu ile paylaşan Sağlık ve sosyal hizmet Emekçileri Sendikası SES İzmir Şube Başkanı Dr. Veli Atanur, tüm çabalarına rağmen aradan geçen sürede bu durumun devam ettirildiğini söyledi. 

Durumu kurtarmak için 
Yetkili kurumların tek derdinin ortada duran bir ihtiyacı göstermelik olarak çözmek ve müşteri gibi gördükleri hastaların alacağı hizmet kalitesini düşünmeden sadece herhangi bir görevli ile muhatap ettirmek olduğunu dile getiren Veli Atanur, “Bu durumdan hastaların ne kadar mağdur oldukları veya hekim bu konuda iligili birimin vasıflarına sahip olmadığı için oluşabilecek mağduriyetler düşünülmüyor” sözlerini sarfetti. ‘Hasta merkezli’ olmayan, hastayı ‘müşteri’ olarak gören bu anlayışın hem sağlık emekçilerini hem de hastaları mağdur ettiğinin altını çizen Dr. Veli Atanur hasta yakınlarına da duyarlılık çağrısında bulundu.

Cihatçılardan Erdoğan’a tehdit

Irak ve Şam'da İslam Devleti: Terörist örgüt Erdoğan'ı 
intihar eylemleriyle tehdit ediyor. Buda tehditlerin yazılı ilanı.
Irak ve Şam İslam Devleti adlı cihatçı örgütün sınır kapılarını açması için Erdoğan’ı Türkiye’de bombalı eylem düzenlemekle tehdit ettiği ve Reyhanlı saldırısını üstlendiği iddia edildi. Söz konusu haber Şam’ın bir psikolojik harp operasyonuysa bile Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdide dikkat çekiyor.

Suriye’de yönetim yanlısı yayın yapan breakingnews.sy sitesinde Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı cihatçı örgütün sınır kapılarını açması için Erdoğan’ı Türkiye’de bombalı eylem düzenlemekle tehdit ettiği ve Reyhanlı saldırısını üstlendiği iddia edildi.

Kısa süre önce Türkiye-Suriye sınırındaki kasabaları ÖSO’dan çatışarak alan ve Türkiye’nin fiili komşusu haline gelen Irak ve Şam İslam Devleti adlı cihatçı örgüte ait olduğu belirtilen bir bildiri breakingnews.sy sitesinde yayımlandı. Bildiride IŞİD’in sınır bölgelerinde denetimi ele geçirmesiyle birlikte kapana sınır kapılarının açılması isteniyor. Aksi takdirde Reyhanlı’da ve Cilvegözü’nde patlayan bombaların İstanbul ve Ankara’da patlayabileceği tehdidi savruluyor.

İddia yalansa bile…
Söz konusu haber bir psikolojik harp operasyonu olarak türetilmiş yalan haberse bile gerçek bir tehlikeye dikkat çekiyor. El Kaide türevi cihatçı örgütler AKP iktidarının sunduğu lojistik destek ve kontrolsüz sınır politikası ile etkinliklerini artırdı. Sonunda Türkiye kontrolünde olduğu iddia edilen Azez gibi sınır bölgelerini de ele geçirdi ve AKP sınır kapılarını kapamak zorunda kaldı.

Bugüne kadar Körfez ülkeleri, Pakistan, ABD gibi kendilerini destekleyip kullanmaya çalışan ülkeleri yeri geldiğinde hedef alan “sadakatsiz” bir yapı olduklarını ortaya koyan cihatçı örgütlerin, AKP’yi hedef almak için genel ve güncel bahaneleri de var. Türkiye’nin NATO üyesi ve İsrail müttefiki olmasından, Erdoğan’ın artık Suriye’de yalnızca Esad’ı değil El Kaide’yi de eleştirir hale gelmesine kadar pek çok gerekçe sayılabilir.

Tam da Erdoğan’ın El Kaide benzeri örgütleri terörizmle ithamının üstüne denk gelen bu haber de gerçek bir tehdit altında bulunulduğunu hatırlatıyor.

Breakingnews’te yayımlanan bildiri:
“Biz, Irak ve Şam İslami Devlet  örgütü, Allah’ın düşmanlarını cezalandırmak için seçtiklerinin en iyisiyiz. Yahudileri ve onların Türk diyarındaki müttefiklerini uyarıyoruz. Allah’ın hükmü onlara yaklaşmıştır. Mesajı taşıyana sadece bildirmek düşer. Biz Ömer’in evlatları, Muaviye’nin kardeşleri olarak ilan ederiz ki, örgütümüzün aslanlarının temiz ayaklarının Türk diyarındaki İslam topraklarına basması artık çok yakındır; Allahın güzel mesajını vermek ve bu toprakları kafir ve zalimlerden arındırmak için…

Irak ve Şam İslam Devlet örgütü  bu mesajla, hükümde istibdat edenleri, Recep Tayyip Erdoğan’ın destekçilerini, ÖSO kafirleri ve Nusra dönekleri üzerinden hamlelerini, Allah’ın aslanlarına karşı kışkırtmayı durdurması konusunda uyarmakla birlikte Erdoğan ve onun evlatlarının artık kafalarına bakması lazım. Çünkü ülke ve kullara istibdat ettiler ve Allah’ın zalimlere hükmünü hak ettiler.

İslam ümmetine hükmetmek isteyen Yahudi müttefiki Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyoruz. Kendisi İslami Devletin şehitlerinin cesaretini bilmektedir. Kendi adamlarının parçalarıyla Reyhanlı patlaması ona ne kadar acı vereceğimizin sadece br örneğidir. Irak ve Şam İslam Devleti olarak, Erdoğan hükümetine Pazartesi 25 Zülkıde’ye kadar süre tanıyor. Izaz (Cilvegözü) ve Babı-l Hava (Reyhanlı) sınır kapılarını açmazsa yeminle Yahudilerin dostları “Devlet”in yüzünden acı çekecektir. Sadece Reyhanlı veya Cilvegözü’nde değil, İstanbul ve Ankara’nın ortasında inşallah.

Allah’u Ekber

Irak ve Şam İslam Devleti Kuzey Vilayet – Halep sancağı”

Antakya'da anneler çocukları için buluştu

Antakya'da Ahmet, Ethem, Abdullah ve Medeni'nin annelerinin çağrısıyla bir araya gelen binlerce kişi çocukları için bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.

Antakya'da Ahmet Atakan, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert ve Medeni Yıldırım'ın annelerinin çağrısıyla bir araya gelen anneler Armutlu'da bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.
Açıklamada Ahmet'in annesi, "Ahmet yiğitti, delikanlıydı, AKP'ye hep direndi. Beraber direndik. Katili AKP'dir, polistir." diye konuştu. Medeni'nin annesinin konuşması da Kürtçe sloganlarla karşılık buldu.
Polisin eylem sırasında bir kişiyi gözaltına almak istemesi üzerine gerginlik yaşandı. Katılımcıların müdahalesi ile polis gözaltı yapamadı.
"Bu daha başlangıç mücadeleye devam", "Anaların öfkesi katilleri boğacak", "Katil Tayyip hesap verecek" sloganlarının atıldığı eylem, Uğur Mumcu'ya yürüyüşle son buldu.

Tuncel Kurtiz son yolculuğuna uğurlandı

Ünlü sinema oyuncusu Tuncel Kurtiz, binlerce kişi tarafından son yolculuğuna uğurlandı. 

Ünlü sinema oyuncusu Tuncel Kurtiz, dün İstanbul'da gerçekleştirilen törenin ardından Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Çamlıbel köyünde toprağa verildi. Cenaze törenine binlerce yurttaş ve çok sayıda sanatçı katıldı. İstanbul'dan dün akşam Edremit Devlet Hastanesi morguna getirilen 77 yaşındaki Kurtiz'in cenazesi, toprağa verilmeden önce 13 yıl yaşadığı Çamlıbel köyündeki evine getirildi. Kurtiz'in cenazesi alkışlarla evinden çıkartılarak cenaze namazının kılınacağı ve defin edileceği mezarlığa çok sayıda sanatçı dostu ve yurttaş tarafından omuzlarda taşındı.

Cenaze namazına katılmak için binlerce kişinin köye akın etmesi ile köy yolu kapandı. Yurttaşlar araçlarını yol kenarına bırakıp, yürüyerek köye ulaştı. Cenaze kılınan cenaze namazının ardından, sanatçının vasiyeti doğrultusunda, deniz gören bir yere defnedildi. Törene oyuncular; Halit Ergenç, Kenan İmarzalıoğlu, Yılmaz Köksal, Berrak Tüzünataç, Okan Yalabık, Güven Kıraç, Cansu Dere, Kıvanç Tatlıtuğ, Yiğit Özşener, Rıza Kocaoğlu, Sarp Akkaya gibi sanatçıların yanı sıra, çevre belde belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri de katıldı. Cenazenin taşınması sırasında "Her yer Taksim her yer direniş" sloganı atılması dikkat çekti.

 Dersim ismi yetmez demokrasi istiyoruz

AKP büyük bir gürültüyle açıklayacağı ancak kimseyle müzakere etmediği, içeriğini adeta bir sır gibi sakladığı ‘demokratikleşme paketi’ bugün nihayet açıklanıyor. Pakete ilişkin şimdiden bilinen tek şey Dersim isminin ‘iade edilecek’ olması. Bu söylenti bir süredir dillendiriliyor. Dersimliler ise artık herkesin Dersim olarak dillendirdiği Tunceli’ye ismin iadesinin bir kurnazlık olduğu fikrinde. Halkın beklentisi sadece Dersim isminin iade edilmesi değil, Kürt sorununun demokratik çözümü için gerçek demokratikleşme adımlarının atılması, Kürt ve Aleviler üzerindeki baskılara son verilerek, haklarının anayasal güvenceye alınması.

‘DERSİM SADECE BİR İSİM MESELESİ DEĞİL’
Bir kahvede çalışan Cihan Duman, Dersim’in sadece bir isim olarak düşünülmemesi gerektiğini söylüyor. İsmin iade edilmesinin yaşanan acıları unutturmayacağını belirten Duman “İsmin geri verilmesi yeterli değil. Bizler yaşanan zulmü, acıları bir kolye gibi boynumuzda taşıyoruz. Bu düzenleme bize bunları unutturmaz” diyor.

AKP SAMİMİ DEĞİL
AKP’nin samimiyetine inanmadığını söyleyen Şahin Can Demir ise “Bizim inancımız herkesi eşit görmektir. Ama onlar bizim gibi bakmıyor” diyor. Dersim adının geri verilmesinin olumlu bir çalışma olduğunu söyleyen Demir, “Bu yeterli bir adım değil. Ama biz zaten AKP’den herhangi samimi bir adım da beklemiyoruz” diyor.

‘HAPİSTEKİLERİ BIRAKSIN’
Dersim’de berberlik yapan Onur Çakar da AKP’nin samimi olmadığını düşünenlerden. “Barış süreci başladı başlayalı hiç bir adım atılmadı” diyen Çakar, “AKP hükümeti gerçekten samimi ise öncelikle 38 dosyalarının tamamını açsın. Yüzde 10 barajını kaldırsın. KCK tutuklularını bıraksın. Dersim ismi elbette önemlidir bizim için. Ama madem bu bir demokrasi paketi AKP önce gençleri bıraksın” dedi.

‘PEKİ DİLİMİZ, İNANCIMIZ?’
Dersim isminin iadesinin bir oyalama taktiği olduğunu düşünen Özkan Atan ise “AKP az şey verip, çok şey veriyormuş gibi gösteriyor. Memlekette bir sürü çözülmesi gereken şey var. Cezaevleri dolu, ‘Esad insanlarını öldürüyor’ diyor ama kendisinin de farkı yok. Gezi olayları ortada. Dil, kültür, inanç yok ediliyor, sadece bir isimle bu durumu geçiştirmek istiyorlar” diyor.

‘AKP YİNE KURNAZLIK YAPIYOR’
Hükümetin demokratikleşme paketini EMEP, BDP ve CHP il başkanlarına da sorduk. Onlar da paketi eleştirerek, AKP’nin bilinen kurnazlığı yinelediğini söylüyorlar. Gerçek demokratikleşmenin ise toplumun tüm kesimlerinin beklentilerini dikkate almakla mümkün olacağını söylüyorlar.  

CHP: REFERANDUM YAPILSIN
“Dersim isminin iade edilmesi AKP’nin demokratlığı değil, aksine Tunceli üzerinde oynanan bir oyundur” diyen CHP İl Başkanı Kemal Bozkurt, şu soruları sıralıyor; “Bunun arkasında neler var? Tunceli toplumuna veya Dersim toplumuna AKP ne vadediyor? Aç insanlar doyurulacak mı? İşsizlere iş bulunulacak mı? Baraj projeleri iptal edilecek mi? ” Bozkurt, Dersim isminin iadesi için ise referandum önererek, “Halka gidelim, halka danışalım referandum yapılsın, sonucu halk belirlesin” diyor.

EMEP: AKP DEMOKRASİYİ ÇARPITIYOR
AKP’nin Dersim adını siyasi rant malzemesi olarak kullanarak içeriğini kamuoyundan gizlediği demokratikleşme konusunu çarpıttığını söyleyen Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Mustafa Taşkale ise “Uzun yıllardır bütün baskı ve yasaklama politikalarına rağmen halkımız zaten Dersim adını meşru ve fiili bir şekilde kullanıyor. Var olan ve kullanılan bir ismi, demokrasi adına yeni bir şeymiş gibi, lütufmuş gibi sunmak paketin içeriğine dair de ipuçları veriyor” şeklinde konuştu. Kimi çevrelerin Dersim adının iade edilmesine bile karşı çıkmasını da eleştiren Taşkale, Bu çevrelerin, ‘38’de devletin ‘tunç’ eli ile yaptığı katliamı onaylayan bir zihniyete sahip olduklarını da halkımız bilmelidir” dedi.

BDP: İNANDIRICILIKTAN UZAK
Dersim isminin iade edilecek olmasını ‘tipik bir AKP kurnazlığı’ olarak niteleyen BDP İl Başkanı Ergin Doğru “Zaten bu coğrafyaya Dersim deniyor. Egemenlerin, bir avuç iş birlikçinin Tunceli demesi ya da resmi yazışmalarda Tunceli kullanılması da halkın kabul ettiği bir şey değildir” dedi. AKP’nin Dersim isminin iadesini gündeme getirmesinin iki nedeni olduğunu söyleyen Doğru, “Bir tanesi, Kemalizmin ‘sol kalesi’ olan CHP ile girdikleri sahte demokrasi yarışıdır. Diğer bir boyutu da zaten var olan, herkesin kabul ettiği bir realiteyi resmileştirerek kendine mal etmek ve Dersim şahsında Alevilere mesaj verme kaygısıdır” dedi. Bunun inandırıcılıktan uzak olduğunu söyleyen Doğru, “Bir yandan köprülere Yavuz Selim ismi verirken, Alevilerin ibadet yerine cümbüş evi derken, Alevileri diyanete mahkum ederken, Ebu Suud Efendi gibi bir Alevi katliamcısını överken, diğer yandan kalkıp herkesin kabul ettiği Dersim’e yeniden Dersim demenin bir anlamı yok. AKP samimi ise oturup Türkiye’nin geleceğini tüm toplumsal kesimlerle konuşur, onların görüşlerini de bu sürece dahil eder” şeklinde konuştu. 

Duygu Kurban - Evrensel

29 Eylül 2013 Pazar

Çetecilerin silahlı saldırısında Halk Cepheli Hasan Ferit yaşamını yitirdi

Gülsuyu Mahallesi'nde dün akşam çetecilerin silahlı saldırısında ağır yaralanan Halk Cepheli Hasan Ferit, yaşamını yitirdi. Saldırıda 4 kişi yaralanmıştı.

İSTANBUL- Maltepe'ye bağlı Gülsuyu Mahallesi'nde Halk Cephesi'nin dün akşam yaptığı eyleme çetecilerin saldırısı sırasında ağır yaralanan Hasan Ferit, yaşamını yitirdi.

Başından yaralanan Halk Cepheli Ferit, Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılmıştı. Ferit'in cenazesi Adli Tıp Kurumu'na götürüldü.

4 KİŞİ YARALANMIŞTI
Çetelerinden saldırısında başından vurulan Gökhan Aktaş'ın da durumu ağır. Çetesinden ve karnından vurulan Abdullah Kıyak, Fatih Sultan Mehmet Hastanesi'nde tedavi görüyor. Karnından vurulan ve soyadı öğrenilemeyen Yalçın adlı devrimci de Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi görüyor.

El Kaide Reyhanlı'yı üstlendi iddiası!

Irak ve Şam'da İslam Devleti: Terörist örgüt
Erdoğan'ı intihar eylemleriyle
tehdit ediyor. Buda tehditlerinyazılı ilanı.
El Kaide'ye bağlı Irak-Şam İslam Devleti'nin, Reyhanlı katliamını üstlendiği iddia ediliyor. Aynı örgüt, AKP'ye yarına kadar sınır kapılarını açması için süre verdi, Ankara ve İstanbul'da "intihar saldırısı" tehdidinde bulundu.

Suriye'deki en önemli silahlı çete olan ve Türkiye tarafından yardım gördüğü iddia edilen El Kaide'ye bağlı Irak-Şam İslam Devleti IŞİD) isimli örgütün, geçtiğimiz Mayıs ayında Reyhanlı'da yaşanan ve resmi rakamlara göre 53 kişinin hayatını kaybettiği katliamı üstlendiği iddia edildi. Örgüt, Bab el-Hava'daki patlamayı da üstlendi.

breakingnews.sy'nin haberine göre, cihadcılardan haberler veren bir internet sitesinde yayınlanan IŞİD bildirisinde, AKP hükümetine seslenerek, IŞİD'in Azaz'ı ele geçirmesinin ardından Türkiye tarafından kapatılan Bab el-Hava ve Beb el-Selame sınır kapılarının açılmasını istedi. Bildiride, "IŞİD'in aslanlarının", Türkiye'de allahın mesajını yaymaya ve bu toprakları kafirlerden temizleye yakın olduğu belirtildi.

Hükümete ve Tayyip Erdoğan'a pazartesine kadar sınır kapılarının açılması için süre veren IŞİD, "Siz ve arkadaşlarınız kendinizi kollamalısınız. Ülkenize ve halkınıza zulmettiniz, bu yüzden allahın kanunları günahkarlara uygulanmalıdır" dedi.

Örgüt, saldırılarının Ankara ve İstanbul'u etkileyebileceğini söyleyerek tehditlerini sürdürdü.

Bildirinin IŞİD'e ait olup olmadığı bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı.

Kaynak: soL

Katil zanlısı polis Ankara dışına yollandı

Gezi Parkı protestolarına Ankara’dan verilen desteğin ilk gününde Ethem Sarısülük’ü başından vurarak öldürdüğü iddia edilen polis Ahmet Şahbaz’ın mahkemenin ilk duruşmasında yaşanan olaylar nedeniyle darp raporu aldığı ve Sarısülük ailesinden şikâyetçi olduğu öğrenildi. Peruğu düştüğü için deşifre olan polis Şahbaz’ın can güvenliği gerekçesiyle Ankara dışında bir ile tayin edildiği belirtildi.

Ankara’daki Gezi Parkı eylemlerine katılan Ethem Sarısülük’ün, çevik kuvvet polisi Ahmet Şahbaz tarafından başından vurularak öldürüldüğü iddia edilmişti. Ahmet Şahbaz’ın olay sonrasında tutuksuz yargılanmasına karar verilmişti. Yakın koruma verilen Şahbaz, aktif görevden pasif göreve çekilmişti. Sarısülük davasının ilk duruşmasında Sarısülük ailesi salona peruk, kalın çerçeveli gözlük ve bıyık takarak, korumalar altında gelen polis Şahbaz’ın üstüne yürümüş, başındaki peruk Ethem’in kardeşi İkrar Sarısülük’ün elinde kalmıştı. Sanık Şahbaz’ın olay sonrasında darp raporu alarak kendisine saldıranlar hakkında suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi. Ahmet Şahbaz’ın, darp raporunda vücudunda ve yüzünde morluklar ve eziklikler oluştuğu belirtildi. Emniyet Genel Müdürlüğü, dava sırasında Ahmet Şahbaz’ı savunmaları için sanık polise iki avukat tahsis etmişti. Emniyet’in, bu avukatlara da dava nedeniyle ölüm tehdidi aldıkları gerekçeleriyle ayrı ayrı yakın
koruma verdiği öğrenildi.

Öte yandan Şahbaz, mahkemede deşifre olması ve can güvenliği nedeniyle Ankara’dan başka bir ile tayin edildi. Şahbaz’a verilen yakın korumaların da Şahbaz ile birlikte tayin edildiği ile gönderildiği belirtildi.

çArşı’dan zehir zemberek açıklama

 Beşiktaş’ın taraftar grubu çArşı taraftar gruplarına yönelik operasyon sonrasında yazılı bir açıklama yaptı. çArşı’dan zehir zemberek açıklama.

Çok sert ifadelerin bulunduğu açıklamada "Kimse bize olduğumuzdan farklı kimlikler biçmesin, misyonlar yüklemesin", "Şu bir gerçektir ki, vicdanı olmayanlardan adalet beklenmesi nafiledir. Vicdansızsınız, adaletsizsiniz", "Dünyanın hiçbir yerinde böylesine bir ruhun vücut bulduğu insanların biraradalığı organize bir örgüt olarak tanımlanamaz" cümleleri dikkat çekiyor.

İşte çArşı'nın o açıklaması;

Gürsel Tekin’den Barbaros Şansal’a: Seni kim kaçırdı?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Modacı Barbaros Şansal’ın iddialarına yanıt verdi. Gürsel Tekin’den Barbaros Şansal’a: Seni kim kaçırdı?

Partisinin Kadıköy İlçe Başkanlığı'nda basın toplantısı düzenleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin, Şansal'a çağrıda bulunarak," Seni kim kaçırdı? Seni kaçıranlar iktidarla ilintisi olan adamlar mıdır ? Herhangi bir yetkili midir ? Bunları kamuoyuyla paylaşmazsanız, AKP'nin oyununun parçası olacaksınız" dedi.

"DEVLET VİCDANI, AKP İKTİDARININ CÜZDANI ARASINI SIKIŞMIŞ"
İktidarın çeteleşme içerisinde olduğunu öne süren Gürsel Tekin, "Bu çeteleşmenin önünde duracak tek kurum var; CHP. Hemen hemen siyasi partileri istediği gibi sindirebildi. Sayın Başbakan, 90 yıllık bir çınarla karşı karşıyadır... Senin gibi kirlenmiş bir adama teslim olmayacak "diye konuştu. AKP sözcüsü Hüseyin Çelik'in "Savcıları göreve çağırıyorum" açıklamasına tepki gösteren Gürsel Tekin, "Türkiye'nin gerek içeride, gerek dışarıda bu kadar meselelerinin olduğu bir dönemde, niye buna ihtiyaç duyuldu. Bu palalı hikayesi. Bir kısım TV'ler bunu da fırsat bilerek, üç gün üst üste bütün yayınlarını bunun üzerine kurdular. İktidar yetkilileri boş durur mu ? Çelik, çıkıp dedi ki 'Savcıları göreve çağırıyorum'. Günaydın... Devlet vicdanı, AKP iktidarının cüzdanı arasını sıkışmış. Önemli belgelerimiz var. İktidarın nasıl çeteleştiğini gösteren belgeleri, uygun bir zamanda Cumhurbaşkanına teslim edeceğim" şeklinde konuştu. Tekin, Şansal'ın 'şahit oldu' iddialarını da yalanladı.

"TOPBAŞ REDDİ MİRAS YAPIYOR"
Gürsel Tekin, 'Tayyip Erdoğan'ın İstanbul'u Kadir Topbaş'ın İstanbul'una karşı' yazılı bir İstanbul haritasını gazetecilere göstererek, "Meraklı gazetecilere soruyorum. İstanbul'un 3. köprü arazilerinin kimlerin çocuklarına ait olduğunu merak etmez misiniz ? Önümüzdeki günlerde açıklayacağız" dedi.

Toplantının sonunda haritanın önünde gazetecilere poz veren Tekin, Kadir Topbaş imzasıyla gazetelerde çıkan ilanları da eleştirerek, " Sayın Topbaş 2004'ü baz alıyor. Bu şunu gösteriyor: Ya sürçü lisan etti ya da Başbakanın dönemiyle ilgili reddi miras içinde. Yandaşlarınıza 100 milyar dolar rant yaratacaksınız. 20 yılda yapamadığınızı, önümüzdeki 5 yılda yapacağınızı tahattüt edeceksiniz, yazıklar olsun" şeklinde konuştu.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers