31 Aralık 2014 Çarşamba

Bir yılda ağır bilanço

Halk Savunma Birlikleri (YPG), 2014 yılı boyunca Rojava’nın farklı yerlerinde yaşanan çatışmalar ve yapılan operasyonlarda, 4 bin 964 çete üyesinin öldürüldüğünü bildirdi.

YPG Sözcüsü Rêdûr Xelîl, Rimêlan kasabasındaki İşçi Sendikası Salonu’nda önceki gün düzenlediği basın toplantısıyla 2014 yılı bilançosunu açıkladı.

Xelîl, 2014 yılı boyunca YPG güçleriyle DAİŞ çetesi arasında Rojava’nın birçok farklı bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşandığını ve bu çatışmalarda tespit edilebildiği kadarıyla 4 bin 964 çete üyesinin öldürüldüğünü, 228 çete cenazesinin YPG güçlerinin eline geçtiğini, 11 çete üyesinin de sağ yakalandığını açıkladı.

2014 yılındaki askeri durumu değerlendiren YPG Sözcüsü, YPG güçlerinin başarıyla atlattığı 3 tarihi dönemecin olduğunu belirterek, bu aşamaları şöyle sıraladı:

* Tarihi bir direnişle Şengal’de onbinlerce Êzîdî’nin DAİŞ çetesinin katliamından kurtarılması, Şengal-Rojava arasında güvenli insani koridor açılması ve 150 binden fazla Şengallinin bu koridordan Rojava’ya geçirilmesidir.

* Kobanê’de tüm askeri olanaksızlıklara rağmen çetelerin en ağır silahlarıyla düzenledikleri saldırılara karşı gelişen ve tüm dünyayı şaşkına çeviren tarihi onur direnişi oldu.

* Til Hemîs ve Serêkaniyê’den Mebrûka kasabası ile Aliya köylerini de kapsayan geniş bir cephede geliştirdiğimiz ‘savunma ve temizlik operasyonları’ olmuştur.

Tüm Kürdistanlılar için
YPG/YPJ savaşçılarının sergiledikleri tarihi direnişin sadece Kürt halkını değil, Rojava Kürdistanı’nda yaşayan halkların tümünü korumayı amaçladığını belirten YPG Sözcüsü, ”YPG/YPJ güçlerimiz, 2014 yılındaki direnişi ve kararlı duruşuyla DAİŞ’ı çökertecek en temel güç olduğunu kanıtlamıştır” dedi.

Nicel ve nitel büyüme
2015 yılında çetelere karşı direnişlerini daha da güçlendireceklerini, DAİŞ’ı yenilgiye uğratmak için de askeri güçlerini nicel olarak artırıp nitelik olarak daha uzman hale getireceklerini kaydeden Rêdûr Xelîl, ilgili güçlerle de ilişkilerini geliştireceklerini söyledi.

YPG Sözcüsü Redûr Xelîl’in açıkladığı 2014 yılı bilançosu şöyle:

4 bin 964 çete üyesi öldürüldü
YPG güçleri 2014 yılında DAİŞ’e yönelik 337 askeri operasyon düzenledi. 414 sıcak temas ve çatışma yaşandı. Operasyon, eylem ve çatışmalar sonucunda 4 bin 964 çete üyesi öldürülürken 228 çete üyesinin cenazesi YPG savaşçılarının eline geçti. 11 çete üyesi de YPG tarafından sağ yakalandı.

Buna karşılık DAİŞ, 74 intihar saldırısı düzenledi.

İmha edilen araçlar
Bir yıllık süreç içinde çetelere ait 167 askeri araç, 13 tank, 8 doçka yüklü araç, 7 Hummer tipi zırhlı araç, 3 panzer, 26 doçka, 4 araç, 2 adet 57’lik topçu bataryası, bir Katyuşa Rampası, 6 motosiklet ve 3 havan topu bataryası imha edildi.

Ele geçirilen malzemeler
16 araç, 3 panzer, 4 adet Hummer, 316 adet Kalaşnikov, 48 adet BKC, 60 adet RBG-7, 8 adet M16, 3 adet AKS, bir adet suikast silahı, 2 adet Bruno tüfek, bir havan, 3 adet Doçka, bir bombaatar, 1 adet 23.5’lik Doçka (Şêlka), 14 top, 19 tabanca, 31 telsiz cihazı, 287 mayın, 450 el bombası, 114 raxt, 24 dürbün, 3 intihar yeleği, bir bilgisayar, bir kamera ile binlerce Kalaşnikov ve BKC mermisinin yanında birçok askeri belge de ele geçirildi.

537 savaşçı şehit
YPG Sözcüsü Rêdûr Xelîl, 2014 yılında 537 YPG/YPJ savaşçısının şehit düştüğünü ve bunlardan 14’ünün Burkan El Fırat Ortak Operasyon Merkezine bağlı güçler olduğunu söyledi.

Topraklarını öperek girdiler

YPG/YPJ güçlerinin, işgalci DAİŞ çetesine karşı başlattığı zafer hamlesinde her gün yeni mevziler kazanıp ağır darbe vurması üzerine, güvenlik amacıyla sınırın Suruç tarafına geçen siviller, Kobanê'ye dönüyor. 

Dün de aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların bulunduğu 50 Kobanêli Mürşitpınar (Kobanê Serxet) Sınır Kapısı üzerinden Kobanê'ye geçti. Toprağı öperek kente giren Kobanêliler, Mala Gel yöneticileri tarafından karşılandı. Kobanêliler, YPG/YPJ saflarında direnen çocuklarının kendilerini yurtlarına kavuşturduğunu ifade etti. Mala Gel'de isimleri kaydedilen Kobanêlilerin, güvenli bölgelere yerleştirileceği öğrenildi.

IŞİD saldırıları ticareti bitirdi

Beş aydır Kerkük’te DAİŞ çetelerine karşı savaşan YJA Star gerillaları başta kadınlar olmak üzere Güney halkının da öz savunma bilincini geliştirmek istediklerini söyledi. Güneyli kadınların kendilerini savunabilmesi için bir öz savunma gücünün olması gerektiğine vurgu yapan kadın gerillalar, kadınlara öz savunma güçlerine katılma çağrısında bulundu.

Savaşımız ideolojiktir
YJA Star gerillası Axin Amed, DAİŞ çetelerine karşı sadece fiziksel olarak savaşmadıklarını belirterek, “Bizim savaşımız aynı zamanda ideolojiktir” dedi. Amed, öz savunmanın önemine vurgu yaparak kadınlara öz savunma güçlerine katılma çağrısında bulundu.

Her biri Leyla Kasım olabilir
Kürdistan’ın her yerinde olduğu gibi Güney’de de öz savunma çalışmalarının olduğunu söyleyen YJA Star gerillalarından Zelal Newal, Güney Kürdistanlı kadınlara dönük öz savunmaya ilişkin ciddi çalışmaların olması gerektiğine vurgu yaptı. Newal, “Kürdistan’ın hiçbir yerinde Güney’de olduğu gibi kadınlar ve gençler savunmasız bırakılmamış. Kadınlar sistemin ve erkeğin özellikle DAİŞ’in saldırıları karşında savunmasız konumdaydılar” dedi. Kadınların içinde bulunduğu kafesi kırmaları gerektiğini söyleyen Newal, “Kafesini yıkan kadın devrim yapar. Bunun örneğini de Leyla Kasım bize gösteriyor. Güneyli kadınların her biri Leyla Kasım olabilir” diyerek kadınlara öz savunmalarını geliştirme çağrısında bulundu.

DAİŞ ve erkek şiddetine karşı
Kürdistan ve Ortadoğu’da yaşanan savaşlarda en çok kadınların mağdur olduğunu ifade eden Zelal Sidem ise, “Bu dönemde sadece konuşarak ya da savunma teorisini yaparak kadınları koruyamayız. Güneyli kadınlar cesaretli olup dışarı çıkmalılar. Kadınlar üzerinde yürütülen politikalara karşı mücadele etmeliler, öz savunmalarını geliştirmeliler” diye kaydetti.

Kadınları ancak kadının savunabileceğini söyleyen Delal Arjin de Şengal’in buna bir örnek olduğunu belirterek, “Şengal’de kadınların kendisini savunacak ne gücü ne de eğitimi vardı. Sonuç katliam oldu. Onun için de kadınlar olarak nerede olursak olalım, kendimizi hem örgütleyelim, hem de silahlandıralım. DAİŞ’e, erkek şiddetine, polis şiddetine karşı kendimizi savunalım” şeklinde konuştu. Güneyli kadınlara da çağrıda bulunan Arjin, “Güneyde kadınların savunma gücünü umut gücüne dönüştürelim” dedi.

Kaynak: Sinem Akgül - Zeynep Dicle / Jinha

AKP’nin kontra gücü: Hüda-Par

‘AKP, Rojava’da IŞİD’i, Kuzey Kürdistan’da Hüda-Par’ı kullanıyor’ diyen KCK, ‘Hüda-Par AKP’nin paramiliter gücü’ dedi.

AKP damgalı provokasyon
Cizîr’de AKP destekli kontra saldırılara karşı başta Silopya, Şirnex ve Gever olmak üzere onlarca kentte eylemler yapılırken, polis yine halka saldırdı. Öte yandan AKP hükümeti Cizîr’e tank ve ağır silahlar sevk etti.

Adım adım devlet provokasyonu
Şirnex’in (Şırnak) Cizîr (Cizre) ilçesinde 27 Aralık gecesi YDG-H üyeleri ile Hür Dava Partisi üyeleri arasında başlayan silahlı çatışmalar bir anda tüm gözleri buraya çevirdi. Herkes ilçede yaşananları şaşkınlık içinde izlerken, bölgeyi bilenler yaşananların 90’larda sık sık karşılaşılan devlet-kontra işbirliğinin sonucu olduğu değerlendirmelerini yaptı. Cizre halkı, yaşanan çatışmanın hazırlıklarının ekim ayından bu yana yapıldığına dikkat çekti.

5 Ekim’den bu yana, saldırılarını artıran polis ve askerlerin, ilçe merkezinde her fırsatta çoğu kez hiçbir eylem, etkinlik veya olay olmamasına rağmen halkın üstüne gaz bombaları ve gerçek mermilerle müdahalelerde bulunması aylarca halkın diken üstünde yaşamasına neden olmuştu. Hemen ardından başlatılan genel gözaltı ve tutuklama furyası üzerine Cizîr halkı, Cudi, Sur, Nur ve Yafes mahallelerinde hendekler kazarak, polisin mahallelere dilediği gibi girmesine engel olmak için nöbetler tutmuştu.

Bir genç sırtından vuruldu
Devlet ve hükümet yetkililerinin; HDP, DBP ve Kürt gençlerini hedef gösteren açıklamalarının ardından bu kez de polis desteğiyle ilçedeki Hizbul-Kontra olarak adlandırılan çevreler, halka saldırmaya başladı. Önce kasım ayının son günlerinde bir genç dizinden satırla vuruldu, ardından da yurttaşlar sokak ortasında tehdit edilmeye başlandı. Son olarak geçen 13 Aralık akşamı, mahallelerde dolaşan DBP anons aracına ve içindekilere saldırı gerçekleştirilerek, HDP İlçe Eşbaşkanı Semra Örüç ile beraberindeki 3 kişi yaralandı.

‘Biz heval değiliz’
Bu kez farklı bir uygulama devreye konuldu. Kasım ayı içinde akşam saatlerinde özellikle Cizre Adliyesi ve İlçe Emniyet Müdürlüğü yakınlarında, polis zırhlı araçlarının desteğiyle yörenin elbiseleri “şal û şapik” giyen pompalı tüfek taşıyan kişiler, araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmaya başladı. Kendilerini “Saidê Nursi Askerleri” olarak tanıtan grup, araçlarını kontrol ettiği yurttaşlara, “PKK’liler yol kontrolü yapabiliyorlarsa biz de yaparız, sıkıysa gelip müdahale etsin” şeklinde tehditler yağdırdığı belirtildi. Olaya tanık olan ve güvenlik nedeniyle ismini vermek istemeyen yurttaşlar, “Kimlik istediklerini ‘Al heval’ dediğimizde, bize ‘Biz heval değiliz, biz Saîdê Nursî’nin askerleriyiz’ diyorlardı” dedi.

Roboskili aileler acıları paylaştı
Cizîr’de yaşanan olaylarda yaşamını yitiren Barış Dalmış ve Yasin Özer ile Şengal’de yaşamını yitiren HPG’li Serdar Sansak için Cudi Mahallesi’nde kurulan taziyeyi Roboskili aileler ve öğrenciler ziyaret etti.

Bardağı taşıran son damla
Yine son olarak 27 Aralık akşamında Nur Mahallesi’nde bulunan gençlerin çadırına “leşkeri” elbiseler giyerek sızıp provokasyon peşinde olan iki kişinin, gençler tarafından fark edilmesi üzerine geri kaçıp gençlerin üzerine ateş açması ise bardağı taşıran son damla oldu. Hür Dava Partisi üyesi olduğu belirtilen kişilerin uzun namlulu silahlarla hedef gözeterek gençlerin üzerine ateş açması sonucu Yasin Özer isimli gencin yaşamını yitirmesi; olayların tırmanmasına neden oldu. Olayların başlamasıyla “Mahallede bulunan Hür Dava Partisi üyelerinin evleri, PKK ve Zerdüştler tarafından yakılmak isteniyor” söylemleri yayılmaya başlandı. Görgü tanığı yurttaşlar, olaylar sırasında polislerin saldırgan gruba mühimmat taşıdığı da iddia edildi. Sonraki güne de sarkan çatışmalarda Yasin Özer ve Barış Dalmış isimli gençler ile Hür Dava Partisi üyesi olduğu belirtilen Abdullah Deniz isimli kişi yaşamını yitirdi.

Kaynak: Erdoğan Altan - Diha

2014 Kürtçe eğitim için tarihi adım

Kürt halkı ve kurumları, 2014 yılı içinde Kürtçe eğitim için tarihi adımlar attı. Belediyeler, Kurdî-Der, TZP Kurdî ve Eğitim Sen gibi kurumların öncülüğünde Kürtçe eğitim için pilot bölge olarak seçilen Amed’de Ferzad Kemangar, Cizîr’de Bêrîvan ve Gever’de Dayîka Uveyş adlı okullar düzenlenen törenlerle eğitime açıldı. Ziller Kürtçe eğitim için çaldı. 2014-2015 eğitim yılının başında ise Kürt çocukları, ırkçı Türk eğitim sistemini bir hafta boykot etti.

Pilot bölge olarak seçilen Amed, Cizîr ve Gever’de Kürtçe eğitim veren okullarda öğrenciler ders başı yaptı. Adeta bir şölen havasında yapılan okulların açılmasını içine sindiremeyen AKP hükümeti ise valilik ve kaymakamlıklar eliyle okulları “yasa dışı” ilan ederek mühürledi. Ancak alternatif Kürtçe eğitim veren okulların kapısına vurulan “mühürler” Kürt çocuklarının anadillerinde eğitim almasını isteyen Kürt kurumları tarafından söküldü. Amed, Cizîr ve Gever’de mühürleri sökülen okullar, alkış, zılgıt ve “Bê ziman jiyan nabe”, Şehit namirîn”, “Bijî Serok Apo” ve “PKK halktır, halk burada” sloganları eşliğinde yeniden eğitime açıldı. DTK, BDP, HDP, belediyeler, KURDÎ- DER, KESK, Eğitim-Sen, Maper, Göç-Der, Meya-Der, Tuhad-Der, Botan Din Alimleri, Dayikên Aştîyê, Baro, Ses, DÖKH, MKM’de Kürtçe eğitim veren okullara büyük destek verdi. Alternatif anadilde eğitim modelinin Kürdistan’ın her yerinde hayata geçirilmesi için önemli kararlar da alındı.

Mülteciler için ölüm ülkesi
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre 2014 yılında ülkelerindeki savaşlardan kaçarak “umut yolculuğuna” çıkan onbinlerce mülteciden 3419 kişi hayatını kaybetti. İnsan ticaretinde kilit ülke konumundaki Türkiye’de ise 2014 yılında insan tacirlerinin tuzağına düşen yüzlerce mülteci ya denizlerde boğuldu, ya da gözaltına alındı. 2014’ün ilk 10 ayında Yunanistan üzerinden Avrupa ülkelerine götürülmek istenen 11 bin 890 mülteci gözaltına alındı.

Yıl içinde mültecilerin yaşadığı en dikkat çekici facialardan biri 4 Mayıs’ta yaşandı. Ege Denizi’nde bir tekne alabora oldu. Olayda 22 mülteci yaşamını yitirdi. 8 mülteci denizde kayboldu. Akdeniz ve Ege denizleri insan tacirleri için riskli hale gelince, insan tacirleri bu kez rotalarını Karadeniz’e çevirdi. Kasım ayında Rumeli Feneri’nde 27 mülteciyi taşıyan tekne battı, 15 mülteci denizde kayboldu. 4 Mayıs’ta batan yatın kabininde kilitlenen 22 Afrikalı birbirlerine sarılı halde ölü olarak bulundu.

Alevilerin talepleri görülmedi
2014 yılında eğitim alanına damga vuran diğer gelişmeler ise şunlar oldu: AKP hükümeti, AİHM’in ‘zorunlu din dersleri’nin kaldırılması kararını ve Alevilerin taleplerini görmezden geldi. Merkezi atama sistemi ile Ermeni öğrenciler bile imam hatip liselerine kayıt edildi. 19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan tavsiye kararları ile gerici eğitim sistemi ana sınıflara kadar indi. Şurada, ayrıca Osmanlıca’nın liselerde zorunlu ders olması kararı da tartışma yarattı. 15 Ocak’ta yapılan SBS sınavları hakkında Ankara 18. İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yıla damgasını vuran bir diğer önemli olay ise dersaneleri kapatma kararı oldu. Dersanelerin kapatılması AKP hükümeti ile Gülen Cemaati arasında iktidar savaşını kızıştırdı.  

Cenazesi çuvalda taşındı
2014 yılı sağlık alanı ise artık kronikleşen sorunlarla geçti. Hekim, hemşire gibi personel sorunlarının ve çalışma koşullarının ağırlığı, sağlık emekçilerine yönelik şiddet olaylarının yanı sıra 2014 yılına Wan’da yetkililerin duyarsızlığı sonucu yaşamını yitiren 3 yaşındaki Muharrem Taş’ın son yolculuğuna bir çuval içinde taşınması damgasını vurdu. 4 Şubat tarihinde Wan’ın Payizava (Gürpınar) ilçesine bağlı Yalınca Köyü Çeli mezrasında Muharrem, yetkililerin yardıma gitmemesi sonucu yaşamını yitirdi. Daha da vahimi ise yetkililerin köye gitmemesi üzerine Muharrem’in cenazesini babasının bir çuvalın içinde taşınması oldu. Babası minik Muharrem’in cansız bedenini bir çuvala koyup sırtında taşıyarak, 16 kilometre uzaklıktaki Yalınca Köyü’ne buradan da Wan’a götürdü. Sağlık rezaleti kamuoyuna yansıyınca, Türk Tabibler Birliği, SES ve insan hakları kuruluşları yaşanan durumu “vicdansızlık” olarak nitelendirdi. Sağlık Bakanlığı ise bu insanlık dışı olayın üzerini örtemeyince, soruşturma açmak zorunda kaldı. Ancak, Van Valiliği olayda sorumluluğu bulunan 4 kurum hakkında soruşturmaya izin vermedi. Muharrem’in ölümünde sorumluluğu bulananlar hala mahkeme önüne çıkarılmadı.

Yollar savaş alanı gibi
2014 yılında yaşanan trafik kazalarında 3 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Kazaların biri Sêwaz’ın Yıldızeli ilçesinde yaşandı. 27 Ocak’da Wan’dan Ankara’ya giden yolcu otobüsü Yıldızeli’nde şarampole yuvarlandı. Kazada 9 kişi öldü. İstanbul’dan Mûş’a giden bir yolcu otobüsü de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi yakınlarında devrildi. Kazada 21 kişi yaşamını yitirdi. Yürek burkan kazalardan biri ise Eskişehir’e gezmeye giden Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencilerini taşıyan otobüsün Afyon’un Çay ilçesi yakınlarında şarampole devrilmesi ile yaşandı. Kazada, 8 öğrenci öldü, 20 kişi de yaralandı.

Kürdistan’ı karanlığı gömdüler
2014 yılnda Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 50’sini karşılayan Kürdistan kentlerinde yaşanan elektrik kesintileri yurttaşları isyan ettirdi. Elektrik kesintilerini protesto etmek amacıyla Mêrdîn ve Riha’da günlerce yollar trafiğe kapatılırken; Amed ise 10 DEDAŞ personeli yurttaşlar tarafında saatlerce alıkonuldu. Erzerom, Êlih, Sêrt, Wan, Colemêrg ve Şirnex gibi kentlerde, elektrik kesintileri protesto edildi. Ağustos ayında Mêrdîn’in Qoser ve Riha’nın Kanîya Xezalan (Akçekale) ilçeleri başta olmak üzere birçok ilçede yaşanan elektrik kesintileri yüzünden çiftçiler günlerce İpek Yolu’nu kapatarak kesintileri protesto etti. Amed’in Farqîn (Silvan) ilçesinde 10 DEDAŞ çalışanı yurttaşlar tarafında alıkonuldu.

Barajlarda katiller dolaşıyor
AKP hükümetinin Kürdistan’ın doğasını talan etmek için “güvenlik barajları” adı altında yaptığı barajlar, 2014 yılında can almaya devam etti. Sêrt’te (Siirt) Limak’a ait Alkumru Barajı’nın 3 kapağının hiçbir duyuru yapılmadan açılmasıyla, 2 Ağustos’ta 12 kişi sulara kapıldı. Olayda 3’ü çocuk 6 kişi öldü. Siirt Valiliği ve Limak, bütün suçu bölgede piknik yapanlara yıkmaya çalıştı. Sêrt Belediyesi Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan ise baraj katliamının daha fazla elekrik üretim yapmak isteyen TEİAŞ’ın isteğinden kaynaklandığını açıkladı. Botan Çayı üzerinde 2011 yılında da benzer bir katliam daha yaşanmıştı. Facia sonrası Hastane önüne akın eden binlerce yurttaş, hükümetin baraj politikalarına tepki göstererek, Siirt Valisi Mustafa Tutulmaz’ı istifaya çağırdı.

Çağlayan ‘orantısız’ bulunan malvarlığı savunmasına Van depremini de ‘alet etti’

Yüce Divan’a gitmeleri Meclis Soruşturma Komisyonu’nda oylanacak dört eski bakandan Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış’ın malvarlıklarıyla ilgili bilirkişi raporuna dair yaptıkları itirazlar dikkat çekti.

Savunmaya Van depremi de ‘alet oldu’
Cumhuriyet’ten Emine Kaplan’ın haberine göre oğullarının bilirkişi tarafından ‘orantısız’ bulunan malvarlıklarını düğünlerde gelen takılarla açıklamasıyla bilinen Zafer Çağlayan, takıların çokluğunu da Van depremine bağladı.

Çağlayan, 17 Aralık’ta gözaltına alınan oğlu Kaan’ın düğününe 4 bin 500, Çağan’ınkine ise 5 bin kişi geldiğini söyleyip, davetlilere Çağan’ın düğününe çiçek göndermek yerine depremle sarsılan Van’a bağış yapmalarını istediğini, bunun da düğüne ilgiyi artırdığını öne sürdü.

Van için 359 bin TL bağış toplandığını belirten Çağlayan, yardımın boyutunun bu düğüne ilgiyi ve hediyelerin büyüklüğünü açıklamaya yettiğini öne sürdü.

Bilirkişi raporunda, Çağlayan’ın çocukları Salih Kaan Çağlayan’ın tapu harcı 174 bin ve 700 bin olan 2 ev, Ahmet Çağan Çağlayan’ın tapu harçları 275 bin, 277 bin ve 713 bin TL olan 3 ev almasına dikkat çekiliyordu.

Çağlayan, çocuklarıyla ilgili iddialara karşı ‘soruşturmanın reşit çocukları kapsayamacağı’ yönünde savunma da yaptı. Ancak Çağlayan’ın gözaltına alınan oğlu Kaan Çağlayan, bizzat Rıza Sarraf’la ilişkileri sebebiyle 17 Ağustos’un aktörlerinden biriydi.

40 bin TL aylık gelir
Çağlayan, komisyona aylık geliriyle ilgili de açıklama yaptı. Ayda, 40 bin TL geliri olduğunu öne süren Çağlayan bunu da şöyle açıkladı: “Eylül 2013 tarihi itibarıyla milletvekili maaşı 13 bin 393 TL, emeklilik maaşı 6 bin 973 TL, bakanlık dönemindeki ilgili aylık yurtdışı Başbakanlık harcırahı 3 bin 525 TL, temsil ödeneği olarak 383 TL olmak üzere aylık net ödeme 24 bin 276 TL’dir. Ayrıca mal bildirimlerinde de görüldüğü üzere, çeşitli hesaplardan aylık katılım gelirlerinin ortalama 15 bin TL olduğu anlaşılacaktır. Bu katılım geliri dahil edildiğinde aylık net gelir yaklaşık 40 bin TL’dir.”

106 bin TL’lik piyano ev eşyası
Rıza Sarraf’tan aldığı öne sürülen 700 bin TL’lik saati kadar 40 bin Avro’luk bedeliyle gündeme gelen piyanosuna dair Çağlayan’ın komisyona gönderdiği ‘savunma’da şunlar kaydedildi: “106 bin TL olan piyanonun müvekkilimin aylık net gelirinin 5 katının altında olması nedeniyle mal bildirimine konu teşkil etmeyeceği açıktır. Kaldı ki müvekkilim düzenli olarak verdiği tüm mal bildirimlerinde ev eşyalarını göstermemiştir. Piyanoyu da ev eşyası kapsamında değerlendirerek mal bildiriminde belirtmemiştir.”

Güler sıkışınca ‘Bakan değildim’ dedi
Eski içişleri bakanı Muammer Güler de, Çağlayan’a benzer bir biçimde soruşturmanın kapsamını sorguladı.

İçişleri bakanı olmasından önce kendisinin ve ailesinin malvarlıklarının soruşturmaya dahil edilmesi ile yorum getirilmesinin mümkün olmadığını dile getiren Güler, “Bilirkişi; söz konusu raporunda, benim ve aile fertlerimin malvarlığına ilişkin incelemesini, bakanlık görevini yürüttüğüm süre ile sınırlı tutması gerekirken buna uyulmamıştır” dedi.

Valiyken de ‘iyiymiş’
Milletvekili seçilene kadar geçen sürede elde edilen gelirlerini komisyona sunan Güler, malvarlıkları orantısız bulunan ailesi için ‘kendini siper etti’.

Güler, komisyona şu bilgileri aktardı: “Emekli ikramiyesi, İdareciler Vakfı emeklilik ödentisi, satılan bir gayrimenkulün bedeli, kira ve faiz gelirleriyle, 3.5 yıllık milletvekili ve emekli maaşları eklendiğinde; bu gelirlerimden aile fertlerime katkı yapabilecek seviyede bir gelir düzeyine sahip olduğum açık bir şekilde görülebilecektir. Komisyona 2003-2009 yılları arasında yaptığı valilik görevi sırasında 1.2 milyon lira gelirinin olduğu belirtildi.”

Tapu devirleri ‘nedense’ geç yapılmış
Eski AB bakanı Egemen Bağış da ‘orantısız’ olduğu kaydedilen mülklerini açıklamaya girişti. Bir evinin Ankara Dikmen’deki evin başka bir taşınmazın satışından elde edilen gelirle alındığını öne süren Bağış, “Satmış olduğumuz daire 2011 yılında satılmış, ancak tapu devri 2013 yılında yapılmıştır. Söz konusu daire ile olan zilyetlik ilişiği 2011 yılında kesilmiş ve yeni taşınmazda ikamete başlanmıştır.”

Bağış bir diğer evinin de aileden miras kaldığını açıkladı: “Bilirkişi raporunda açıklanması istenen diğer bir taşınmaz Konur Sokak’ta bulunan dairedir. Söz konusu daire annesi Güler Bağış adına kayıtlı iken annesinin arzusu ile Egemen bağış ve ağabeyi arasında yarı yarıya paylaştırılmış ve tapu devirleri yapılmıştır. Diğer konut ise taksitle alınmıştır.”

Erdoğan’ın ‘medar-ı iftarı’ duble yollar kara gömüldü, binlerce insan yolda mahsur kaldı

AKP hükümetinin 12 yıllık ‘medar-ı iftiharı’  şehirlerarası ‘duble yollar’, yoğun yağışta kara gümüldü, binlerce insan mahsur kaldı.

Manisa ile Balıkesir arasında dünden beri etkili olan kar yağışı İstanbul-İzmir karayolunu kapattı. Bursa-Ankara ve Afyonkarahisar-Kütahya-Uşak karayolunda da kar yağışı nedeniyle ulaşım durdu. Binlerce araç yollarda kaldı, yolcular saatlerce soğukta arabalarında mağdur oldu.

Yollarda mahsur kalan yurttaşlar, televizyon programlarına bağlanarak ‘yetkililerden’ yardım istedi.

Araçlar bekletildi
Araçların yoğunluğu nedeniyle Kırkağaç-Soma kavşağı tıkandı. Karayolları ekiplerinin çalışmaları devam ederken, yüksek kesimlerdeki yağışların sürmesi nedeniyle birçok araç Akhisar giriş ve çıkışlarında bekletildi.

Karayolları”ndan edinilen bilgiye göre ise yolların her iki yönünde açık olduğu ancak zincirsiz araçlar ve kayan TIR’ların yolu kapattığı bildirildi. Bazı vatandaşlar ise 12 saattir yolda kaldıklarını ve mağduriyetlerinin giderilmesini istedi.

Tırlar duble yolları kapattı
Balıkesir-Manisa arasında en büyük sıkıntı Balıkesir çıkışındaki Çanakçı rampaları ile Akhisar çıkışındaki Gelembe rampalarında yaşandı.

Burada çok sayıda TIR kayıp yolu kapatınca Karayolu ekiplerinin ters yönden kaza bölgelerine ulaşma çabaları da  sonuç vermedi.

Duble yol var ama köyler mahsur
Bolu ve Düzce’de de etkili olan kar yağışı nedeniyle Bolu’da 345 köy, Düzce’de 115 köy yolu ulaşıma kapandı. Kastamonu’da 781, Bursa’da 236, Bartın’da 7 köy yolu ulaşıma kapandı.

Kabaş: Hakim tweetimi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdi

Twitter'da 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının dosyalarına takipsizlik veren savcıları eleştiren Sedef Kabaş "bu ismi unutmayın" diye twit atmıştı.

Sedef Kabaş'ın İstanbul Çekmeköy'deki evine giden polis bilgisayarına el koydu. Kabaş'ın Gayrettepe'deki Bilişim Şube'ye getirilerek ifadesi alındı. Sedef Kabaş, 'Tehdit' iddiası ve adli kontrol talebiyle Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edildi. Avukatı Hasan Kılıç, Sorgu hakimine vereceği ifadenin ardından Kabaş'ın serbest bırakılması bekliyoruz" dedi.

KABAŞ SERBEST BIRAKILDI
Sedef Kabaş, sevk edildiği mahkeme tarafından "adli kontrol" şartına gerek duyulmadan serbest bırakıldı. Emniyet'teki ifadesinin ardından Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na getirilen Sedef Kabaş, savcılık sorgsunun ardından "adli kontrol" uygulanması talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Ancak Nöbetçi 2. Sulh Ceza Hakimliği, Kabaş'ı adli kontrole gerek duymadan serbest bıraktı.

'HAKİM TWEETİMİ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRDİ'
Adliye çıkışında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Sedef Kabaş, şunları söyledi: "Bu sabah 10.00 civarında evime 3 polis geldi. Ellerinde arama kararı olduğunu söylediler. Evimin aranacağını söylediler. İçeri girdiler ve genel bir arama yaptılar. Savcılığın emri üzerine arama kararı verilmiş. Ardından, kullanmış olduğum cep telefonum, bütün işimi yaptığım, bir anlamda bürom olan dizüstü bilgisayarıma, oğlumun daha çok çizgi film izlemek için kullandığım tabletime el koydular. İfademi aldılar, tutanak tuttular. Ardından savcılığa sevk edildim. Suçlama, 'Terörle mücadele yapan kişilere yönelik hedef göstermem.' Halbuki tam tersi, her zaman terörle mücadele edenleri alkışladım. Benim eleştirim, 17 Aralık soruşturması kapsamında yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet gibi suçlar konusunda ciddi şüphesi olan kişilerle ilgili gerekli soruşturma ve takip yapılmadan dosyanın kapatılmasına yönelik bir eleştiriden ibarettir. Tweetimde zaten vardır. Herkese açıktır. Savcıya verdiğim ifade sonrasında 'Tehdit' adıyla hakim karşısına sevk edildim. Değerli hakimimiz ifademi aldı ve ardından tweetimi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirdi."

KABAŞ'TAN MESAJ
İstanbul'da kendi adını taşıyan eğitim, koçluk ve danışmanlık şirketinin sahibi, gazeteci, program yapımcısı Sedef Kabaş'ın twitter'dan paylaştığı "17 Aralık soruşturmasına takipsizlik veren hakimin ismini unutmayın" şeklindeki mesajı üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Başlatılan soruşturma kapsamında , Asayiş Şube Müdürlüğü Bilişim Büro Amirliği ekipleri bugün Kabaş'ın evine giderek, evde arama yaptı. İfadesinin alınması için Asayiş Şube Müdürlüğü'ne götürülen Sedef Kabaş, buradaki işlemlerinin ardından öğleden sonra saat 16.10 sıralarında  Çağlayan'da bulunan İstanbul Adalet Sarayı'na getirildi.

KABAŞ İFADESİNDE NE DEDİ?
Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından getirilen adliyeye getirilen Gazeteci Sedef Kabaş, kendilerini görüntüleyen gazetecilerin "Neden gözaltına alındınız?" sorusuna, "17 Aralık süreciyle ilgili attığım bir tweet. Soruşturmanın kapatılmaması gerektiğine inandığımı söyledim" dedi.
Haber görseli

ŞAFAK PAVEY EMNİYETTE
CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, sosyal medya üzerinden paylaştığı bir mesajla ilgili gözaltına alınan gazeteci Sedef Kabaş'a destek vermek için Asayiş Şube Müdürlüğü’ne gitti. Kabaş'ın avukatı Hasan Kılıç ise, Sedef Kabaş'ın suçlamaları kabul etmediğini ve 'terör görevi yapan birimleri hedef göstermek' suçlaması için "Böyle bir kastım yok" dediğini söyledi.

CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, Sedef Kabaş nezdinde ifade özgürlüğüne destek vermek için Emniyet'e geldiğini belirterek şunları söyledi:

BEN İFADE VERİRKEN SARRAF YILBAŞI TATİLİNİ NEREDE GEÇİRECEK
“Biraz önce de ifadesi alındı ve tamamlandı. Savcının çok esrarengiz ısrarlarıyla şu anda adliyeye sevk edilecek, birazdan. Polis devletinin hileli uygulamalarından bir tanesi ile karşı karşıyayız. Savcılığın bu ısrarını da anlamak mümkün değil. Adliyeye sevk edildikten sonra ne olacağını da yakından takip edeceğiz elbette. İfade özgürlüğüne destek için buradayım ama, kendisiyle konuşmamızda içeride Sedef Kabaş’ın şöyle bir ifadesi de oldu: ‘Acaba ben burada ifade verirken Rıza Sarraf da yılbaşı tatilini nerede geçirmeyi düşünüyor?’ diye bir mesajı da oldu, onu da iletmek isterim. Hırsızlar dışarıdayken, ülkesini düşünen, kafasını ülkesi için yoran insanların tutuklanması herhalde sözde özgürlükçü Davutoğlu’nun Türkiye’sine çok iyi örnek oluyor, diye düşünüyorum. Polis nezaretinde adliyeye götürülecek. Bir gazetecinin de bu kadar yetersiz ve dayanaksız bir tehdit konusunda savcılığa sevk edilmesini gerçekten anlamak mümkün değil. Dediğim gibi, sözde özgürlükçü Davutoğlu’nun Türkiye'si bu olsa gerek. Anlamak mümkün değil, olacak iş değil. Hırsızlar dışarıdayken, ülkesini düşünen ve bu konuda kafa yoran insanların tutuklanması ve bir gazetecinin bu hale getirilmesi inanılmaz. Yani sadece akıl almaz bir iş olduğunu düşünüyorum. İfade özgürlüğüne destek için elbette Sedef Kabaş nezdinde bütün bu olayı takip edeceğiz."

"BÖYLE BİR KASTIM YOK"
Sedef Kabaş'ın avukatı Hasan Kılıç da, Kabaş'ın 'terör görevi yapan birimleri hedef göstermek" suçlamasıyla adliyeye sevk edildiğini söyledi. Kabaş'ın ifadesinde suçlamaları kabul etmediği ve "Böyle bir kastım yok" dediği öğrenildi.

CELAL ÜLGEN'DEN AÇIKLAMA
Gazeteci Sedef Kabaş'ın evine yapılan polis baskını ile ilgili Avukat Celal Ülgen Twitter'dan açıkalama yaptı.

Gezi raporu: Türkiye totaliter rejime gidiyor

"2013 yazında bir kent ve çevre savunması hareketi olarak başlayan Gezi protestoları kısa zamanda toplumun değişik kesimlerinden gelen siyasi tepki ve talepleri içerisine alarak güçlü bir toplumsal muhalefete dönüşmüştür."

"Bu muhalefetin siyasi iktidar tarafından şiddetle bastırılmaya çalışılması, temel hak ve özgürlüklerin sürekli bir şekilde ihlal edildiği, hukuk devleti ve demokrasiyle bağların koparıldığı bir siyasi ortam yaratılmıştır."

"Barışçıl sokak gösterileri ile dile getirilen demokratikleşme ve özgürleşme talepleri siyasi iktidar tarafından bir darbe girişimi olarak topluma sunulmuş, bu suçlama göstericilere karşı hazırlanan iddianamelerde de yer almıştır."

" Özellikle kentsel ve ekolojik talan, kişi özgürlüğü ve özel yaşama müdahaleler, kadın bedeni üzerinden siyaset, toplumu muhafazakarlaştırma çabası, artan polis şiddeti gibi faktörlerden beslenen Gezi muhalefetinin, milli irade karşıtlığı, darbe savunuculuğu veya komplolarla ilişkilendirilmesi mümkün değildir."

"Toplumsal muhalefetin tekrar canlanmasını önlemek amacıyla ifade ve örgütlenme özgürlüklerini kısıtlayıcı yeni düzenlemeler ivme kazanmıştır. Özgürlükler alanı daralırken, yasalaşma aşamasında olan iç güvenlik paketiyle kolluğun yetkileri genişletilmek istenmektedir."

Gezi Hukuki İzleme Grubu tarafından hazırlanan 'Gezi Raporu' kamuoyuna açıklandı. 

Raporda, Türkiye'nin giderek otoriter, hatta totaliter rejime doğru hızla yol aldığı vurgulandı.

Gezi Hukuki İzleme Grubu'nun bir süredir üzerinde çalıştığı 'Demokrasi ve Totalitarizm Sarkacında Türkiye' başlıklı 'Gezi Raporu' tamamlandı. Akademisyenler, avukatlar, Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Tabip Odası, Çevre Mühendisleri Odası ve DİSK başta olmak üzere çok sayıda kişi, meslek odası ve sivil toplum örgütünün çok yönlü olarak katkı sunduğu belirtilen raporu, Taksim Hill Otel'de düzenlenen basın toplantısıyla Gezi Hukuk İzleme Grubu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu açıkladı.

Kaboğlu, "Türkiye'de seçimlerin demokrasi açısından anlamını, yargının demokrasi içindeki yerini, dil-devlet ilişkisine kadar, din özgürlüğüne kadar, demokratik rejim, hukuk devleti veya hukukun üstünlüğü bağlamında bu konularını tartıştık. Bunları tartışırken, demokrasi anlayışı bakımından esasen çoğunlukçu demokrasinin öne çıktığını ve çoğunluk = milli irade şeklinde bir görünümün 2013-2014 Türkiye'sinde karşımıza çıktığını ve çoğu zaman hukukun üstünde bir görüntü yansıttığını saptamış bulunuyoruz" dedi.

Kaboğlu, söz konusu milli iradenin, hukuk ve siyaset arasındaki çelişkinin ana eksenini oluşturduğunu ifade etti.

"TANZİMAT'DAN BU YANA..."
Prof. İbrahim Kaboğlu, demokratik devlet açısından bakıldığında din-devlet ilişkisinde yaşanan, dinin siyasete alet edilmesi şeklindeki uygulamaların, son Milli Eğitim Şurası'nda alınan tavsiye kararlarıyla iyice gün ışığına çıktığını belirterek, "Hatta Tanzimat'tan bu yana tanık olunan laikleşme yönündeki hareketler ilk kez bu kadar açık ve büyük bir dalgayla, dinselleşmeye doğru, dinsel eğitime doğru kayış şeklinde bir görünüm ortaya çıkmıştır. Burada demokratik rejim ve hukukun üstünlüğü üzerinde 3 yönlü tehdit veya kıskaç saptamasında bulunulmuştur. Birincisi, anayasal fren ve denge düzenekleri giderek bozulmuştur. İkincisi; merkeziyetçi eğilimle yani yetkilerin tek kişi üzerinde toplanması yönündeki eğilimle ülkedeki çevresel bozulma arasında tam bir paralellik saptanmaktadır. Bir tür yeşil neo-liberalizmin, kural tanımaz neo-liberalizmen çevresel ve doğal değerler üzerinde merkezileşme eğilimiyle birlikte musallat olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

"GEREKLİ KORUMA ANAYASAMIZDA VARDIR"
Kaboğlu, hak ve özgürlükler alanının giderek daraltılması ve bunun da belirli bir mezhep bakış açısının belirleyici olmasının raporun birinci bölümünün nedenini oluşturduğunu belirtti. Kaboğlu, birinci bölümde Gezi'ye giden sonuçları tartıştıklarını ve Gezi'nin bir sonuç olduğunu ifade ederek, "Esasen Gezi ekseninde meydana gelen olayların bir daha meydana gelmemesi için gerekli koruma anayasamızda vardır. Çok eleştirdiğimiz, karşı çıktığımız 1982 Anayasası asgari güvenceleri koymaktadır. Sağlıklı ve düzenli bir kentleşmeden ormanların korunmasına kadar asgari güvenceleri koymaktadır. Bu çerçevede yurttaşlara sadece hak tanımamakta, ödevler yüklemektedir" dedi.

RAPOR...
Gezi Raporu'nda şu ifadeler yer aldı:

"2013 yazında bir kent ve çevre savunması hareketi olarak başlayan Gezi protestoları kısa zamanda toplumun değişik kesimlerinden gelen siyasi tepki ve talepleri içerisine alarak güçlü bir toplumsal muhalefete dönüşmüştür. Bu muhalefetin siyasi iktidar tarafından şiddetle bastırılmaya çalışılması, temel hak ve özgürlüklerin sürekli bir şekilde ihlal edildiği, hukuk devleti ve demokrasiyle bağların koparıldığı bir siyasi ortam yaratılmıştır. Barışçıl sokak gösterileri ile dile getirilen demokratikleşme ve özgürleşme talepleri siyasi iktidar tarafından bir darbe girişimi olarak topluma sunulmuş, bu suçlama göstericilere karşı hazırlanan iddianamelerde de yer almıştır. Bu ve Gezi sonrası meydana gelen diğer gelişmeler demokrasiden uzaklaşılarak otoriter, hatta totaliter bir rejime doğru hızla yol alındığını göstermektedir. Gezi'de gün yüzüne çıkan toplumsal muhalefet bizzat iktidarın politikaları sonucu şekillenmiştir. Özellikle kentsel ve ekolojik talan, kişi özgürlüğü ve özel yaşama müdahaleler, kadın bedeni üzerinden siyaset, toplumu muhafazakarlaştırma çabası, artan polis şiddeti gibi faktörlerden beslenen Gezi muhalefetinin, milli irade karşıtlığı, darbe savunuculuğu veya komplolarla ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Anayasa ve uluslararası insan hakları hukuku ışığında bakıldığında, Gezi protestoları geneli itibariyle barışçıl eylemlerdir. Bu eylemlerin sistematik bir şekilde yasaklanması, zor kullanılarak bastırılması anayasa ve hukuka aykırıdır. Toplumsal muhalefetin tekrar canlanmasını önlemek amacıyla ifade ve örgütlenme özgürlüklerini kısıtlayıcı yeni düzenlemeler ivme kazanmıştır. Özgürlükler alanı daralırken, yasalaşma aşamasında olan iç güvenlik paketiyle kolluğun yetkileri genişletilmek istenmektedir."

Ve Zekeriya Öz açığa alındı!

Savcı Öz, Akkaş, Kara ve Yüzgeç HSYK tarafından açığa alındı.

Zekeriya Öz: Ergenekon davasıyla kamuoyu tarafından tanınıyor.

Celal Kara: Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu yürütmüştü.

Muammer Akkaş: Bilal Erdoğan'ın da adının geçtiği 25 Aralık operasyonu engellenen savcı.

Mehmet Yüzgeç: 17 Aralık operasyonu savcılarından.

Okullarda yılbaşı kutlamasına yasak getirildi

Sarıyer İlçe Milli Eğitim Müdürü İbrahim Tahmaz imzasıyla ilçedeki ‘ resmi ve özel’ tüm okulların müdürlüklerine gönderilen yazıda, “Müdürlüğümüze yapılan şikayetlerden, yılbaşı kutlamaları ile ilgili mevzuat dışı uygulamaların olduğu anlaşılmaktadır. Yılbaşı neden ile öğrencilerin velilerin rızası olmadan hediyeleşmeye yönlendirilmesi, okullarda yılbaşı uygulamasının olmaması konusunda bilgilerinizi ve gereğini önemle rica ederim” denildi.

Sarıyer İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden ‘Şube Müdürü Erdal Yazan’ imzasıyla gönderilen bir başka yazıda ise belirli gün ve haftalara yönelik etkinliklerin “Türk Milli Eğitimi’nin genel amaçları ve temel ilkelerine uygun yapılması (Örn: Yeni yıl için ağaç kesilmemesi, süslenmemesi.. vs.) hususunda” gereğinin yapılması istendi.

Sarıyer İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün yönergesinden Radikal’i haberdar eden veli ve eğitimciler öğrencilerin birbirine hediye almasını bile yasaklamaya yönelik uygulamayı eleştirirken, İstanbul’un başka ilçelerinde de okullara benzer yazılar gittiği ortaya çıktı. 

Hürriyet'ten Gülseven Özkan’ın haberine göre, Bakırköy’de de ‘derslerin engellenmemesi’ gerekçesiyle ‘yılsonunda gerçekleştirilecek eğlence, çekiliş, şans oyunu gibi etkinliklerin yapılmaması’ istendi.

İstanbul Bakırköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 25 Aralık’ta gönderilen yazıda şu ifadeler yer aldı: “Yıl sonu itibari ile dersleri engelleyecek her türlü eğlence, çekiliş, şans oyunu ve öğrencileri olumsuz davranışlara sevk edebilecek tüm organizasyonların yapılmaması hususunda gereğini rica ederim.”

BARTIN’DA DA SMS’Lİ UYARI YAPILMIŞTI
Bartın Milli Eğitim Müdürü Yaşar Demir de geçen hafta okul müdürlerinin cep telefonlarına gönderdiği mesajda, yılbaşı kutlamalarının, çocukların bilinçaltını işgal etmesine fırsat verilmemesini istemişti. İl Milli Eğitim Müdürü Yaşar Demir, yılbaşı nedeniyle kentteki 108 okul müdürünün cep telefonuna yolladığı mesajda şöyle demişti: 

“Kıymetli yönetici arkadaşlarım; yaklaşan yılbaşı nedeniyle yüzde 99’u Müslüman olan bu güzel Anadolumuzun anasınıfı, anaokulu ve tüm okullarımızda çocuklarımıza Anadolu insanının gelenek ve görenekleri ile bağdaşmayan, Hıristiyanlık propagandası olan noel-yılbaşı kutlamalarının çocuklarımızın bilinçaltını işgal etmesine fırsat vermeyerek, milli bir hassasiyet sergileyeceğiniz için şimdiden teşekkür ederim.”

Dünyanın 2015’e devrettiği

Ağır bir yıl geçirdi yaşlı dünya. Gericiliğin en barbar yüzü bir kez daha ortaya çıktı. Emek sömürüsünün önceki yıldan devreden vahşeti sürdü. Ama insanlık tarihine not düşen büyük direnişlerin, halk ayaklanmalarının, yıkılan diktatörlerin, işçi grevlerinin de yılı oldu 2014.. Bir sonraki yıla dünyanın kurtulması gereken insanlık ayıplarının yanı sıra umut da devretti.

Ocak ayı Kamboçya’da 500 bin tekstil işçisinin aylık 100 dolar (230 TL) asgari ücret dayatmasına isyanıyla başladı. On binlerce işçi onurlu bir ücret için sokağa çıktı. Hükümetin yanıtı polise ateş açtırmak oldu. İşçiler öldü ancak Kamboçyalı tekstil işçileri 2014’ü de tekstil grevleri ve eylemleri ile kapatıyor.

Ocak başladığı gibi bitti. 21 ocakta Güney Afrika’da yüz bin maden işçisi platin madeni üretimini durdurdu.

Öte yandan Ocak 2014, on yıllardır bölgeyi uluslar arası sömürünün ve çatışmaların merkezi haline dönüştüren emperyalistlerin Ortadoğu’ya yeni yıl hediyesi Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) adını duyurmaya başladığı ay oldu. IŞİD, 3 Ocak’ta Irak’ın Felluce kentinde bağımsız bir “İslam Devleti” ilan etti.

KÜRTAJ, SOCHİ, EBOLA
Şubat’a “elini bedenimden çek” diye haykırarak girdi İspanyol kadınlar. Kürtajın yasaklanması tartışmalarına karşı binlercesi 1 Şubatta sokaktaydı. Aynı gün Suriye’de iç savaş nedeniyle ölenlerin sayısının 130 bine, yerinden olanların sayısının 4 milyona ulaştığı açıklandı.

7 Şubat’ta Çerkez soykırımının başkenti Sochi’de protestolara rağmen başladı. Kış Olimpiyatları. Sporseverler 85 ülkeden 2900 sporcunun karşılaşmasını hatırlar belki, bizim aklımızda kalanlardan biri de, açılış günü stad dışında uzatılan bir mikrofona, Bizim aklımızda ise  “Gençliğimde kayak yapıyordum. Fabrikamın birincisiydim” diyen; işçilerin spor yapacak imkan ve zamanının olduğu Sovyetler döneminin tanığı kadın işçi oldu. Şimdilerde işçilere ancak spor organizasyonlarının inşaatlarında ölmek düşüyor çünkü.

9 Şubat’ta Saraybosna sokaklarında işsizliğin yüzde 40’a yükselmesine öfke vardı. 11 Şubat’ta, Mısır Devrimi’ne giden yolu dokuyan 13 bin Mısırlı tekstil işçisi bu kez asgari ücretin yükseltilmesi için oturma eylemine başlamışlardı.  

Şubat, Batı Afrika’da ilk Ebola vakalarının da ortaya çıktığı ay oldu.

KOBANÊ, UKRAYNA, NİJERYA…
Mart’ta artık Suriye’de de kan dökmeye başlayan IŞİD, Rojava’nın Kobanê kantonuna yönelik saldırılarına başlamıştı. Suriye’ye demokratik ve kollektif umudu ekme yoluna çıkan Suriye Kürtlerinin dünya gündemine oturacak direnişi de böyle başladı.

YPG de 18 Mart’ta seferberlik ilan etti.

16 Mart’da Kırım’da referandum yapıldı. Ukrayna’dan ayrılan Kırım’da, 17 Mart’ta Kırım Cumhuriyeti ilan edildi. Ukrayna’da çıkan çatışmalarda Nisan ayına kadar 4 bin kişi ölmüştü.

14 Nisan’da gerici barbarlığın Nijerya şubesi Boko Haram 276 kız öğrenciyi kaçırdı. Çocukların çoğu hala kayıp. Boko Haram çocukları sattığını ilan etti. Yıl boyunca Boko Haram’ın kilise, okul ve kamu binalarına saldırıları sürdü. Nijerya’da İslam Devleti kurma iddiasındaki örgüt binlerce kişi öldürdü. Son beş yılda ise 1.6 milyon kişinin iç göçüne neden oldu.

16 Nisan’da bir Real Madrid, Barselona’yı yenenerek 19. Kraliyet Kupası’nı aldı. Kupa Kraliyet’indi ama 2014 yılı İspanyolların “Kraliyetin sona ermesi ve Cumhuriyetin ilanı” için sokağa en çok çıktığı yıllardan biri oldu.

17 Nisan’da Nobel ödüllü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez 87 yaşında yaşımını yitirdi. Yazarın “Dünyanın sosyalist olmasını istiyorum ve inanıyorum ki er ya da geç öyle olacak” sözü en iyi yeni yıl dileği olmaya aday.

11 Mayıs’ta Ukrayna’dan ayrılan Donetsk’te Donetsk Halk Cumhuriyeti, 27 Mayıs’ta Lugansk Halk Cumhuriyeti yapılan referandumların ardından bağmsızlıklarını ilan etti.

IŞİD’İN HİLAFETİ, GAZZE’NİN İŞGALİ, DÜNYA KUPASI..
30 Haziranda niyeti bozan IŞİD, Bağdat’a ilerleyişini sürdürürken arada “hilafet” ilan etti. IŞİD lideri Ebu Bekir Bağdadi “halife”liğini duyurdu.  

Aynı gün bir başka barbarlığın gerekçesi olarak kabul edilecek bir olay Batı Şeria’da yaşandı. Kayıp 3 İsrailli gencin cesetleri bulundu. 7 Temmuz’da İsrail Gazze’ye hava saldırılarına , 17 Temmuz’da kara saldırısına başladı. 1 aydan uzun süren saldırılarda, sahilde top oynayan Filistinli çocuklar da dahil en az 2 bin kişi öldürüldü.

“Darısı başımıza” dedirten olaylar da yaşandı 2014’te. 2 Temmuz’da Fransa’da eski  Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy hakkında “ağır yolsuzluk” iddiaları nedeniyle soruşturma başlatıldı.

Temmuz’da bir başka kıtada daha sokaklar hareketliydi. Brezilya’da yapılan Dünya Kupası’na Brezilyalı emekçilerin eylem ve grevleri damgasını vurdu. Dünya, Kupa’ya yetişsin diye hızlandırılan stadyum inşaatlarında ölen en az 11 Brezilyalı işçiyi çoktan unuttu, ancak Almanya’nın Brezilya’yı 7-1 yendiği maç tüm ayrıntılarıyla hafızalarda.  

10 Temmuz’da İngiltere “son yüzyılın en büyük grevi”ne sahne oldu. Hükümetin ekonomi politikaları binlerce emekçinin öfkesiyle yanıt buldu.

AKP Hükümeti’nin “3 saatte Şam’ı alırız” iddiasının 3. yılında seçimleri kazanan 3. kez kazanan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın 16 Temmuz’da görevine başlamak için yemin etti.

31 Temmuz’da, Gazze işgali sürerken ABD, İsrail’e silah verme kararını onayladı. Silahların arasında roket atarlar, mayınlar, havan topları vardı. On binlerce Filistinlinin katili İsrail’e silah satan ABD’de bir başka katile karşı mücadele iddiasıyla 8 Ağustos Irak’ta IŞİD üslerine yönelik hava saldırılarına başladı.

Aynı gün Dünya Sağlık Örgütü, Ebola salgını için “uluslararası olağanüstü hal” ilan etti. Küba Batı Afrika’ya doktor gönderme kararı alırken ABD, askeri birliklerini gönderdi.

FERGUSON, AFRİKA, HONG KONG…
9 Ağustos’ta ise bizzat ABD’li bir katil, bir polis memuru, Ferguson kentinde 18 yaşındaki silahsız siyah genç Micheal Brown’u vurarak öldürdü. Önce Ferguson ayaklandı. Polisin siyahları öldürmesi olayları devam edince eylemler tüm ABD’ye yayıldı.

26 ağustosta 100’ü aşkın Afrikalı göçmenin cansız bedeni Libya sahiline vurdu. Kaddafi yönetiminin devrilmesi sonrası iç karışıklıktan kurtulamayan Libya, Afrika ülkelerinden Avrupa’ya geçmek isteyen göçmenlerin ana göç merkezlerinden biri haline dönüştü.

1 Eylül’de Çin Hükümetinin, Hong Kong’da 2017’de yapılacak seçimlere müdahale etmesi başta öğrenciler olmak üzere Hong Kongluları “demokrasi” talebiyle sokağa döktü. Kent merkezinde uzun süre işgal eylemleri yapıldı. Gaz bombalarına karşı kullanılan şemsiyeler sembol oldu. Onlarca öğrenci gözaltına alınmış olmasına rağmen Hong Kongluların öfkesi 2015’e devretti.

Eylül’de dünyanın öbür ucundada da gençlik eylemleri vardı. 23 Eylül’de Meksika’da öğretmenlik okulu öğrencisi 43 genç bir eyleme yönelik polis saldırısının ardından “kayboldu”. Öğrencilerin polis tarafından uyuşturucu çetelerine teslim edildiği ileri sürülüyor. Meksika’da Başkanlık Sarayı’nı kuşatmaya kadar varan eylemler sürüyor. Gençlerden sadece birinin “cesedi” bulundu. 42 öğrenci hala kayıp.

Bu arada 18 Eylül’de İskoçya ‘Britanya’dan ayrılmak için bağımsızlık referandumuna gitti. İngiltere’yi alarma geçiren referandum kararı nedeniyle büyük bir “hayır” kampanyası düzendi, İngiliz siyasetçiler halkı ikna etmek üzere İskoçya’ya akın etti. Sonuçta İskoç seçmenin yüzde 55’i “hayır” oyu verdi ama bağmsızlık tartışması sona ermedi.

AFRİKA’NIN GURURU
31 Ekim’da dünya, en yoksul üçüncü ülkenin halkının isyanına tanık oldu. Batı Afrika ülkesi Burkina Faso’nun başkentinde 1 milyon kişi sokağa çıktı, 27 yıllık diktatörlüğe son verdi. Devlet Başkanı Compaore istifa ederek ülkeden kaçtı. Ordu iktidara el koymaya kalkınca halk bir daha sokağa çıkarak geçici sivil hükümet kurulmasını sağladı.

Kasım Obama için hüzünlü başladı. 4 Kasım’da ABD’de ara seçimler yapıldı. Demotrak Parti senatodaki çoğunluğu Cumhuriyetçilere kaptırdı.

11 Kasım’da İspanya’nın Katalunya Özerk Bölgesi, Madrid hükümetinin tehditlerine rağmen bağımsızlık referandumuna gitti. Yasal geçerliliği tanınmasada oy kullanan Katalanların yüzde 80’ı İspanya’dan ayrılmaya ‘evet’ dedi.

2014 politikacıların iktidar planlarına kadınların rahmini de dahil ettiği yıllardan biri oldu. İspanya ve Türkiye’deki tartışmaların yanına Hindistan eklendi. Nüfusu planlaması gerekçesiyle kadınları “tüp bağlatması” için para ödenen Hindistan’da 6 saatte 83 kadına kısırlaştırma ameliyatı yapılan bir klinikte 12 kadın ameliyat sonrası öldü.

VE ARALIK...
Dünya İnsan Hakları Günü’nünden bir hafta önce, 2 Aralıkta Dünya Gıda Programı, Ürdün, Lübnan, Türkiye, Irak ve Mısır’da 1.7 milyon Suriyeli göçmene yapılan gıda yardımını durdurduğunu açıkladı.

Dünya İnsan Hakları Günü’nden bir gün önce, ABD’nin haber alma örgütü CIA hakkında “işkence raporu” yayınlandı. CIA’in 2001-2006 yılları arasında ‘terörizm’ iddiasıyla tutukladığı kişilere dünyanın bir çok ülkesindeki gizli soru odalarında işkence yaptığı bizzat ABD senatosu tarafından açıklandı. Binlerce sayfalık işkence raporlarına rağmen kimse hakkında soruşturma bile açılmadı.

Sovyetlere karşı Afganistan’da yaratılan ve beslenen, emperyalizmin dünya halklarına bir başka hediyesi(!) Taliban örgütü, 16 Aralıkta Pakistan’da okul bastı, çoğu çocuk 148 kişi katledildi.  

17 Aralık’ta aynı anda televizyona çıkan ABD Başkanı Obama ve Küba Başkanı Raul Castro iki ülkenin diplomatik ilişkilere başlayacağını duyurdu. Yine bir yeni yıl sabahı, 1 ocak 1959’de gerçekleştirilen Küba Devrimi’nden bu yana 53 yılını Küba’da hükümeti yıkmaya çalışan bunun için işgale, suikastlere, casusluk faaliyetlerine, ticari ambargoya kadar varan insanlık dışı her türlü eyleme imza atan ABD karşısında geri adım atmayan Küba Hükümeti tarihi bir diplomatik zafer kazanmış oldu. 

İlişkilerin kimin lehine ilerleyeceği sorusunun yanıtı ise 2015 yılına kaldı.

Aralık sona ererken adriyatikteki feribot yangında 10 kişinin öldüğü, 162 yolculu Malezya uçağının kaybolduğu haberleri geldi…

2015’E DEVREDEN SORU
Dünyayı yönetme iddiasında olanlar güçler için ise kriz yılı oldu. Suriye krizine Ukrayna krizi, IŞİD krizi, petrol krizi eklendi. İşçi katliamlarından bölgesel savaşlara, en gerici örgütlerin kanlı niyetlerinden her kıtada ortaya çıkan büyük halk direnişlerine 2014, “böyle gitmez” duygusunun en çok yükseldiği yıllardan biri oldu.

2015’e devredilen en önemli sorulardan birini ise, bu yıl 94 yaşında kaybettiğimiz ünlü ABD’li müzisyen Peter Seeger’ın, zamanında bir işçi marşına dönüşen o ünlü şarkısı yıllar önce sormuştu bile:

“Babam bir madenciydi
Karıştı toprağa ve güneşe
Yine de siz işçilerle olacak
Kazanılana dek mücadele.
Siz hangi taraftasınız?
Siz hangi taraftasınız?”

Elif Görgü - Evrensel

Çukurova Üniversitesi'nde faşist saldırı

Dün Çukurova Üniversitesi’nde  üniversitede gerçekleştirilen faşist saldırının protesto edildiği bir yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüş sırasında ülkücü faşist grupların saldırısına uğrayan devrimci demokrat öğrenciler, saldırının ardından R1alanındaki kütüphaneye çekildi. R2 binası ile kütüphaneyi işgal eden üniversite öğrencilerine yönelik çevik kuvvet polisleri gaz bombası ve coplarla sert bir saldırı düzenledi. Faşistlerin ve çevik kuvvet polislerinin saldırısı sırasında onlarca öğrenci yaralandı. 

Çevik kuvvet saldırısı sırasında 100’ün üzerinde üniversite öğrencisi darp edilerek gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Halkın Günlüğü Gazetesi Muhabiri Emin Burak Türer de bulunuyor.

Adana Emniyet Müdürlüğü önünde bekleyen kitleye polis saldırdı
Gözaltına alınan üniversite öğrencilerinin serbest bırakılması talebiyle Adana Emniyet Müdürlüğü önünde bekleyen yaklaşık 100 kişiden oluşan kitleye polis yeniden tazyikli su ve biber gazıyla saldırdı. Defalarca gerçekleştirilen saldırının ardından üniversite öğrencileri ara sokaklara çekildi. Şu anda Adana Emniyet Müdürlüğü’nün yanındaki parkta gözaltıların serbest bırakılması talebiyle bir araya gelen kitlenin sayısı giderek artıyor.

30 Aralık 2014 Salı

2015’i sömürü ve zulmün darbelendiği mücadele yılı yapmak için ileri

Yeni bir yıla adım atıyoruz. Eskiyi geride bırakıp yeninin kapısını aralıyoruz. Biliyoruz ki yeni yıl takvim anlamını katan yapraklarının değişimi değildir. Nerede yaşam varsa orada sınıf savaşımı var ve orada umut da vardır. Yeni yılda tüm umutlar ve başarılar işçi ve emekçi yığınların örgütlü savaşımıyla mümkün olacaktır. Yeniye başlamanın verdiği heyecan ve umuttur, değişime dair bir simgedir yeni bir yıla girmede.

2015'a girerken eskiye vurup yeniyi kurma kavgasının heyecanı umudun varlığına işarettir ki, umut işçi ve emekçi yığınların en güçlü silahlarından biridir.

Biliyoruz ki umut istenilen şeyler için çaba göstermeye, mücadeleye yol açıyorsa anlamlıdır. Dahası umut demek eylem ve harekete geçmek ve değiştirmek demektir. Yeniden beklenecek en önemli şey değiştirme-dönüştürme gücü olan bir umudu taşımasıdır. Ve işte bir yıl daha geri de kalıyor. Faşist baskı ve zulümlerle, devlet terörüyle, politik cinayetlerle, acılarla, yoksullukla, savaşlarla, kadın kırımları, geçen bir yıl geride kalıyor. Ve işte bir yıl geride kalıyor. Direnişlerle, mücadelelerle, sevinçlerle geçen kocaman bir yıl geride kalıyor... Şimdi yeni bir yıla kapı aralanıyor...

2014 işçi ve emekçi yığınların kendi yaşamlarına ve geleceklerine daha sıkı sarıldıkları, umutlarını büyüttükleri ve özledikleri her şey için birleşerek daha güçlü olarak örgütlenip kavgaya atıldıkları bir yıl olsun... 2015 Filistin'deki taş generalin, Irak'ta-Suriye de Şengalde-Rojava da-Kobane de elde silah direnişçinin, Yunanistan'daki işçi ve öğrencinin, Latin Amerika'daki emekçi yığınların, Avrupa'daki işçinin, Türkiye topraklarda çeşitli ulus ev ulusal azınlıklardan işçi ve emekçinin mücadeleleriyle kazandıkları bir yıl olsun...

Türkiye işçi ve emekçilerin her türlü faşist baskı ve kuşatmaya karşı gezi ve Kobane’nin direniş ruhuyla örgütlenip, başlarını yukarıya kaldırma savaşımının arttığı bir yılı geride bırakırken, devrimci ve komünistler, işçi ve emekçiler olarak her bakımdan iyimser olmamızı gerektiren veriler ortada duruyor. Bu verilere dayanarak mücadeleyi geliştirip büyütmek çabamıza bağlıdır.

Devrimci ve komünistler olarak, dur-durak bilmeden devrim ve sosyalizm görevlerine sıkıca sarılarak, 2015 yeni yılda kitlelerin arasına dalarak, örgütlenip, safları büyütüp, kavgayı harlamalıyız. Buradan olarak bir yılı geride bırakıp yeni bir yıla adım atarken her bakımdan kendimizi yenilemeli, silkinip ayağa kalkmalı ve devrimci görevlerin gereklerine göre konumlanmalıyız.

Dünya ve çeşitli milliyetlerden Türkiye halklarının 2015 yeni yıllarını kutluyor ve her bakımdan mücadelenin yükseltildiği, sömürü ve zulmün darbelendiği, demokrasi ve özgürlük umudunun büyütüldüğü başarı ve mutluluk dolu bir yıl diliyoruz.

2015 emperyalist haydutların, para babalarının, işçi ve emekçi düşmanı iktidar ve hükümetlerin, savaşları, halklar arasında düşmanlığı körükleyenlerin kabusu olsun. 2015 yılının başta yaşadığımız coğrafya olmak üzere, tüm dünyada savaşsız, sömürüsüz özgür ve kardeşliğin yaşandığı bir yıl olmasıyla dileğiyle.

İstifa eden AKP'li: “Üniversite partinin arka bahçesi”

Konya’da görevinden istifa eden AKP Konya İl Kadın Kolları Başkanı Özgür Ergun, Necmettin Erbakan Üniversitesi’nin AKP’nin arka bahçesi olduğunu öne sürdü.

AKP Konya 5′nci İl Kongresi 27 Aralık Cumartesi günü Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla gerçekleşti. 2 yıldır İl Kadın Kolları Başkanlığı görevini yürüten Çevre Mühendisi Özgür Ergun, görevinden istifa etti.

İstifa dilekçesini aynı gün parti genel merkezine gönderdiğini belirten Ergun, yaptığı yazılı açıklamada, partisini eleştirip sözlerini şöyle sürdürdü:

“AK Parti teşkilatlarında görev yapmış olmanın devletten maaş almayı hak ettirdiği bir AK Parti, yozlaşmanın eşiğine gelmiş demektir. Gerek Necmettin Erbakan Üniversitesi’nin bir arka bahçe gibi kullanılması, il başkanlığında görev alan isimlerin kadro verilerek ödüllendirilmesi, gerekse de resmi kurumların avukatlığını AK Partili yöneticilerin yapması etik ve adil olmayan uygulamalardan bazılarıdır.”

CHP Zeytinburnu İlçe Örgütü’ne “pankart” baskını

CHP Zeytinburnu İlçe Örgütü, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması konulu bir pankart nedeniyle Bakırköy 3′ncü Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı doğrultusunda polis ekipleri tarafından basıldı.

CHP Zeytinburnu İlçe Başkanlığı, yolsuzluk ve rüşvet olaylarına tepki çekmek amacıyla bina dışına yerleştirilen pankart ve makara sistemini sökmek için Bakırköy 3′ncü Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı doğrultusunda gelen polis ekiplerinin baskınına uğradı.

Akşam saatlerinde bir itfaiye aracı ile gelen polis ekipleri, mahkemenin kararını göstererek, pankart, bayrak ve slayt gösterisi için kurulan makara sistemini sökmek istedi. Partililerin duruma tepki göstermesi üzerine, polis ekipleri olay yerinden ayrıldı.

CHP Zeytinburnu İlçe Başkanı Barbaros Dorel, “Mahkeme kararının 7 günlük bir itiraz süresi var, onu da kullandırtmıyorlar. İtfaiye geldi, onu sokmadık. Herhalde birazdan başka araçlarla gelirler” diye konuştu.

Mahkeme tarafından verilen kararda, karşı binaya duvara monte edilmiş, çelik kancalara bağlı makaralı sistem kurulduğu belirtilerek, “beyaz bez” ile makara sisteminin kuvvetli şüpheyle “suç eşyası” ve “delil” olabileceği kaydedildi. Partililer polisin yeniden gelme ihtimaline karşı nöbetlerini sürdürüyor.

Erdoğan liselilerin davasına müdahil oldu

İzmir’de Berkin Elvan’ı anma eyleminde dönemin Başbakanı Erdoğan’a hakaret ettikleri iddiasıyla 11′i lise öğrencisi 13 kişinin yargılandığı davaya Cumhurbaşkanı Erdoğan müdahil oldu.

Erdoğan, İzmir Konak’ta Berkin Elvan anmasına katılan 11 lise öğrencisinin yargılandığı davaya müdahil oldu.

Berkin Elvan’ı anma eyleminde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettikleri iddiasıyla 11′i lise öğrencisi 13 kişinin yargılanmasına devam edildi. Davaya konu olan olay, 13 Mart’ta Konak Meydanı’ndaki Tarihi Saat Kulesi önünde meydana gelmişti. Yere serdikleri Berkin Elvan’ın fotoğrafı ve yüzlerine taktıkları maskeyle bir grup lise öğrencisi oturma eylemi yapmıştı.

Eylemde öğrenciler iddiaya göre dönemin Başbakanı Erdoğan ve hükümet aleyhine sloganlar atmıştı. Polis, bu sloganlarla ilgili “155 Polis İmdat” hattına çok sayıda şikayet geldiği gerekçesiyle gençlerin önce kimliklerini toplamış daha sonra da gözaltına almıştı. İşlemlerin ardından adliyeye sevk edilen 11 lise öğrencisi ile yaşları büyük olan Yağmur G. ve Sercan Ö., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

Asgari ücret 2015′in ilk yarısı 949 TL, ikinci yarısı 1000 TL

Asgari Ücret Tespit Komisyonu 4 toplantının ardından çalışmalarını tamamladı. Asgari ücret 2015′in ilk yarısı net 949 TL, ikinci yarısı net 1000 TL olacak.

Komisyon Başkanı “2015′in ilk 6 ayı için Asgari Ücret bekar bir işçi için aylık bürüt asgari ücret 1.202 TL, ikinci 6 ay için 1.274 TL’ye yükseltildi. Aylık net asgari ücret, bekar bir işçi için 2015′in ilk 6 ayı için 949 TL’ye, ikinci 6 ayı için ise 1000 TL oldu. Böylece asgari ücret yılın ilk 6 ayı için yüzde 6, ikinci 6 ayı için ise yüzde 6 oranında artırılmıştır. Asgari ücrette, 2015 yılındaki ortalama artış yüzde 12.30 olarak gerçekleşmiş bulunmaktadır. 1000 TL eşiğini de bu toplantılar neticesinde asgari ücrette aşmış bulunaktayız” dedi.

TÜSİAD: Türkiye’de yolsuzluklar var

TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer, Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’yi hedef alan söylemleri hakkında konuşan Dinçer, “AB’nin daha etkili ve güçlü olabilmek için Türkiye’nin coğrafyasına, ilişkilerine ve ekonomik dinamizmine ihtiyacı var. Bunu Avrupalıların bazıları fark etti, bazıları etmedi. Bu bir zaman meselesi. Sonunda Türkiye mutlaka AB’ye üye olacaktır, ben buna inanıyorum” dedi.

Dinçer, Erdoğan’ın cemaate karşı TÜSİAD’dan  yardım istemesine ilişkin soruya ise şu şekilde cevap verdi:

“Paralel devlet çok ciddi bir iddiadır. TÜSİAD’ın paralel devlet iddialarıyla ilgili bir pozisyonu olamaz, çünkü sonuçta bu yargıya intikal etmesi gereken bir konudur.

Ben çıkmış bir şey göremiyorum. Çıkaracak olan yargıdır. TÜSİAD ne yapabilir paralel devletle ilgili? Ben bir şey görmüyorum. Benim gördüğüm sadece bazı usulsüz dinlemelerle ilgili olarak bazı emniyet mensuplarının tutuklanması. Ama bu paralel devlet tanımına tam uymamaktadır herhalde.”

“Paralel devlet görmüyorum”
Cemaat hakkındaki iddiaların inandırıcı olup olmadığına dair bir soruyu cevaplayan Dinçer, şu ifadeleri kulandı: “Tabii ki bu yapılanmayla ilgili sağdan soldan bazı duyumlarımız olmakla beraber bunlar tamamen algıdır. Gerçekleri ortaya çıkaracak olan yargıdır. Bu anlamda, ortada somut bir şey olmadığını düşünüyorum. Usulsüz dinleme yaptığı iddia edilen birkaç kişinin yakalanmasıyla devlet içinde bir paralel devlet ortaya çıkmadı. 2009 senesinde çekilen bir diziyle ilgili Samanyolu Medya Grup Başkanı’nın ve Zaman Gazetesi Yayın Yönetmeni’nin gözaltına alınması, sonra birisinin tutuklanmasının paralel devletle nasıl bir ilgisi olduğunu biz anlayabilmiş değiliz. İki cemaat arasında bir mücadele olmuş olabilir ama ben bir paralel devlet görmüyorum.”

“Gezi darbe değil”
Dinçer, Haziran Direnişi hakkında hükümetin ‘darbe’ söylemine katılmadıklarını kaydetti. Dinçer şu şekilde konuştu: “Gezi bir darbe girişimiyse –ki bize göre Gezi bir darbe girişimi değil- TÜSİAD penceresinden baktığınız vakit, Gezi bir demokratik hak arayışı, bir çevresel duyarlılık ve otoriter bir tavra karşı bir tepki. Net bu böyle. Ha üçüncü günden sonra başka şekle dönüşmüş olabilir, gerçekten niyeti darbe olanlar içine karışmış olabilir. Ortaya çıkarsınlar o zaman bunun bir darbe girişimi olduğunu, bunu ortaya çıkarmadan devamlı ‘darbe’ demek bize pek normal gelmiyor.”

“Türkiye’de yolsuzluklar var”
17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu hakkındaki soruları cevaplayan Dinçer, şunları söyledi: “Bir kere şunu çok net biliyoruz; Türkiye’de yolsuzluklar var ve artma eğiliminde. OECD’nin çalışmaları da bunu gösteriyor. Uluslararası şeffaflık örgütü Türkiye’yi 11 basamak geriletti. Bizim 800 tane iş insanıyla yaptığımız ankette; yüzde 37’si faaliyet gösterdikleri sektörde yoğun biçimde yolsuzluk olduğunu, yüzde 46’sı ise bu yolsuzlukların artma eğiliminde olduğunu söylüyor. Dolayısıyla 17 Aralık sürecinde yaşananlar iş dünyası açısından çok da şaşırtıcı değil. o kişilerden bağımsız konuşuyorum ama yolsuzlukların oradan veya buradan çıkmasını biz aslında normal görüyoruz.”

TÜSAD – Erdoğan ilişkileri
Dinçer, TÜSİAD’ın Erdoğan ile ilişkilerine dair olarak şu ifadeleri kullandı: “Bugün itibarıyla bizim Cumhurbaşkanımızla hiçbir sorunumuz yoktur. Cumhurbaşkanı devletin başıdır. TÜSİAD’ın muhatabı zaten cumhurbaşkanı değildir, TÜSİAD’ın muhatabı başbakandır. Bizim çalışma alanlarımızla ilgili bakanlardır. Sayın Cumhurbaşkanı ile ben kendim göreve geldikten sonra yaptığım görüşmede, o geçmişte yaşanan gerginlikleri unutup ilişkilerimizi normalleştirme teklifi yaptım. Kendisi de bunu olumlu karşıladı. Kendisini YİK toplantımıza davet ettim, oraya da geldi. Orada tabii yine bazı sert açıklamalarda bulunduğu doğrudur. Ama bütün metni dikkatlice okursanız gayet olumlu söylem de var. Bir el uzatmıştır, biz de o eli havada bırakmadık ve ilişkilerimizi normalleştirdik. Bizim ilişkilerimiz artık, Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden devletin başı ve Türkiye’nin özgür, bağımsız, etkili bir iş dünyası örgütü ilişkisidir.”

“Başkanlık sistemine karşıyız”
Başkanlık sistemi tartışmalarına hakkındaki soruları yanıtlayan Dinçer, “Pozisyonumuz son derece net. Türkiye’ye en uygun sistemin parlamenter sistem olduğunu söylüyoruz. Başkanlık sistemini kategorik olarak reddetmiyoruz ama Türkiye’nin anayasal geleneğine ve siyasi kültürüne daha uygun olanın parlamenter sistem olduğunu düşünüyoruz. Türk tipi bir başkanlık sistemine elbette karşıyız. Bir sistem bir bütündür, onun beğendiğim taraflarını alırım, beğenmediğim taraflarını almam şeklinde bir hareket Türkiye’yi bugün olduğu noktadan daha geriye götürebilir gibi bir endişe taşıyoruz” ifadelerini kullandı.

Kar ve soğuk hava en çok evsizleri etkiledi

İstanbul’da dün akşam saatlerinden itibaren etkili olan kar ve soğuk hava, en çok barınma hakkından mahrum bırakılan evsizleri etkiledi.

İstanbul, dün akşam saatlerinden itibaren mevsimin ilk karıyla tanıştı. Sulu kar ilerleyen saatlerde kar yağışına dönüştü. Hava sıcaklığı da 4 derecenin altına düştü. Soğuk ve karlı hava en fazla evsizleri etkiledi. Kimi bankamatikleri kendine mekan tutarken kimi de battaniyelere sarılarak otobüs duraklarındaki banklarda sabahladı.

Birçok Suriyeli çocuk ise aileleri tarafından bırakıldığı İstiklal Caddesi’nde çalışmayı sürdürdü.

Bazı evsiz vatandaşlar, belediye ve polis ekipleri tarafından Zeytinburnu Spor Kompleksi’ne yerleştirildi. Evsiz vatandaşların burada barınma, yiyecek ve temizlik ihtiyaçları giderildi. Bazı evsizler, belediye ve polis ekipleriyle gelmeyi kabul etmedi.

İDO VE BUDO'NUN BAZI SEFERLERİ İPTAL
İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) ve Bursa Deniz Otobüsleri (BUDO) resmi internet sitelerinden, bugün yapılması planlanan bazı seferlerini, olumsuz hava şartları nedeniyle iptal ettiğini duyurdu.

İDO'nun iptal ettiği seferler ve saatleri şöyle:

07.30 Bandırma-Yenikapı-Bostancı Deniz Otobüsü seferi
08.00 Bursa-Armutlu-Yenikapı-Kadıköy Deniz Otobüsü seferi
09.00 Bursa-Yenikapı-Kadıköy Deniz Otobüsü seferi
BUDO'nun iptal ettiği seferler ve saatleri ise şöyle:
07.00 Bursa (Mudanya)-İstanbul (Kabataş) seferi
08.00 İstanbul (Kabataş)-Bursa (Mudanya) seferi
09.00 Bursa (Mudanya)-İstanbul (Kabataş) seferi
09.30 Armutlu (İhlas)-İstanbul (Kabataş) seferi
10.45 İstanbul (Kabataş)-Bursa (Mudanya) seferi.

Kadın çalışanların 4'te 3'ü şiddet görüyor

“Yakın İlişkide Şiddetin Beyaz Yakalı Kadın Çalışanlara ve İşletmeye Etkisi Araştırma Raporu” tanıtıldı.

* Çoğunluğu üniversite mezunu beyaz yakalı kadın çalışanların yüzde 75’i en az bir kez şiddetin bir türüne maruz kalmış. Çalışan kadınların yüzde 40’ı Psikolojik-duygusal şiddete, yüzde 35’i sosyal şiddete, yüzde 17’si ekonomik şiddete ve yüzde 8’i fiziksel şiddete maruz kalıyor.

* Erkek çalışanların yüzde 40’ı eşine veya birlikte olduğu kişiye kötü davrandığını kabul ediyor. Üniversite mezunu erkeklerin yüzde 37,5’i eşine veya birlikte olduğu kişiye şiddetin bir türünü içeren kötü davranışta bulunduğunu kabul ederken bu oran lise mezunu erkeklerde yüzde 24,5.

* Kadınların yaklaşık üçte biri şiddet gören kadının bu durumu yöneticisi ile paylaşmasının onun için olumsuz etkisi olabileceğini ve kadın katılımcıların yarıya yakını ise bu durumu paylaşmaktan utanacaklarını belirtiyor.

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu tarafından hayata geçirilen İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı (Business Against Domestic Violance -BADV) Projesi kapsamında, “Yakın İlişkide Şiddetin Beyaz Yakalı Kadın Çalışanlara ve İşletmeye Etkisi Araştırma Raporu” bugün Sabancı Center’da tanıtıldı.

19 gönüllü şirkette 1715 kişiyle konuşarak yapılan araştırma, kadın çalışanların ve şirketlerin aileiçi şiddet konusunda farkındalıklarını, kadın çalışanların yakın ilişkilerinde şiddete maruz kalma durumlarını ve şirketlerin bu konudaki tutumlarını ortaya koyuyor.

Toplantıda Hollanda Başkonsolosu Robert Schuddeboom, Brleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye temsilcisi Zeynep Başaran Kurtkan, Hürriyet gazetesinden Emel Armutçu ve KAMER kuruçusu Nebahat Akkoç konuştu.

“Yakın İlişkide Şiddetin Beyaz Yakalı Kadın Çalışanlara ve İşletmeye Etkisi Araştırma Raporu”nun sunumunu Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Melsa Ararat gerçekleştirdi.

Çalışan beyaz yakalı kadınların yaşadığı farklı şiddet türleri
* Kadınların yüzde 20’si tartaklama türü fiziksel şiddet, yüzde 10’u cinsel şiddet, yüzde 2,5’i ağır fiziksel şiddet gördüğünü belirtti.

* Kadınların yüzde 60’ı son beş yıl içerisinde en az bir kere birlikte oldukları erkekten psikolojik şiddet gördüklerini belirtti. Kadınların yüzde 6’sı sürekli bu tür şiddet altında olduklarını söylerken yüzde 35 ‘i ise arada sırada psikolojik şiddet maruz kaldıklarını belirtti.

* En az bir kere sosyal şiddet gördüğünü ifade eden kadınların oranı yüzde 53.

* Kadınların yüzde 24’ü ekonomik şiddetle son beş sene içerisinde en az bir kere karşılaştığını belirtti.

“Eşitlik şiddetle mücadelenin parçası”
Hollanda Başkonsolosu Robert Schuddeboom, açılış konuşmasında görünmeyen şiddete dikkat çekerken “Şiddet kurbanlarının küçük düşme korkusuyla yaşananları anlatamayacağı bir dünyayı hoş göremeyiz. Kadınların başlarını kaldıramayıp, haklarını arayamadıkları, şiddet faillerinin cezalanmadığı bir dünyayı hoş göremeyiz. Politik, sosyal, ekonomik ve cinsiyet anlamında kadın erkek eşitliği şiddetle mücadelenin önemli bir unsurudur” diye konutu.

UNFPA Türkiye temsilcisi Zeynep Başaran Kurtkan “Şiddet yalnızca kadınları değil, toplumun bütününü etkilemektedir. Şiddet mağduru kişi, istismarın sonucu olarak işgücü piyasasına katılamamaktadır. Bu durum şirketlerin kendisini, kalkınmayı, toplumun bütünü etkilemektedir” dedi. Çalışmanın önemine dikkat çekti.

Hürriyet’ten Emel Armutçu, Hürriyet’in bir asansörde kadına yönelik şiddetle ilgili gerçekleştirdiği sosyal deneyin videosunu izletti ve bu videonun Türkiye’deki durumu özetlediğini anlattı. İstanbul Sözleşmesi’ne de değinen Armutçu, sözleşmenin uygulanmadığını, eşitliğin fıtrata aykırı olduğu beyanının bile başlı başına bu sözleşmeye aykırı olduğunu vurgularken, gazetenin şiddete karşı yaptığı çalışmaları anlattı.

Şiddetin algılanan nedenlerinde kadın-erkek farkları var mı?
* Birlikte olunan kişinin şiddeti normal görmesi durumu, kadınlar (yüzde 72) için erkeklere kıyasla (yüzde 58) şiddeti gerekçelendirmede daha çok başvurulan bir kavram olarak ortaya çıkıyor.

* Kadının yetersiz veya kusurlu bir eş/sevgili olarak görülmesinin erkeklerin (yüzde 17) şiddeti gerekçelendirmede kadınlara (%9) kıyasla daha çok başvurduğu bir ifade olarak görülüyor.

* Ev içi sorumluluklarda yetersiz veya kusurlu olmak bir kadının şiddete uğraması için erkeklerin (yüzde 20) kadınlara (yüzde 11) kıyasla daha sıklıkla başvurduğu bir gerekçe.

Ararat: Eviçi şiddet aynı zamanda bir işyeri sorunu
Melsa Ararat, şiddete uğramanın kadınlar için bir istisna olmadığını söylerken, kadınların bu şiddeti normalleştirdiğini, çoğunun şiddeti “kadın olma durumunun normal bir sonucu” gibi gördüklerini anketten örneklerle anlattı.

“Tek tek şiddet biçimlerini betimleyerek sorulan sorulara verilen cevapları toplandığımızda, kadın çalışanların yüzde 75’inin şiddet gördüğünü görüyoruz. Ancak ‘şiddete maruz kaldınız mı’ sorusu doğrudan sorulduğunda 'evet' diyenlerin oranı yüzde 12.”

Ararat, konuşmasında şiddetin nasıl kanıksandığını anlatırken, bununla ilgili farkındalığın da anket sonuçlarına yansıdığını belirtti. Avrupa ülkelerinde yapılan şiddet araştırmalarında oranların yüksek olduğunu hatırlatan Ararat, kendi araştırmalarında da kadınların gördüğü şiddeti içselleştirmesinin, çoğu zaman şiddete uğradığının farkında olmamasının toplumsal algının bir yansıması olduğunu söyledi.

Ararat, eviçi şiddetin neden bir işyeri sorunu olduğunu çalışanlar açısından “sağlık, toplumsal hayata katılım, iş performansını etkilemesi, odaklanma sorunu, dikkatsizlik, sorumluluk almaktan kaçınma, işi terk etme”; işyeri açısından ise “ücretli-ücretsiz izin kaybı, verimliliğin düşmesi, diğer çalışanların güvenliğinin tehlikeye alınması, rahatsızlığa bağlı izin alımında artış, çalışanların moralinde düşüş” başlıklarıyla özetledi. İşyerlerinde şiddete sıfır tolerans veren eşitlikçi bir kültür oluşturulması ve şirketlerde formel destek mekanizmaları oluşturulması gerektiğini belirtti.

Kadının şiddet gördüğü kişiden ayrılamamasının nedenleri neler?
* Katılımcıların sadece yüzde 28’i kadınların gerçekten isterlerse şiddet içeren ilişkiyi bitirebileceklerini düşünüyor.

* 45 yaş altındaki bireyler (yüzde 28) bu görüşe 46-55 yaş arasına (yüzde 19) kıyasla daha yüksek oranda katılıyor.

* Katılımcıların yüzde 85’i ekonomik nedenleri kadının şiddet gördüğü kişiden ayrılamamasının bir nedeni olarak görüyor.


* Tek başına çocuk büyütmekle ilgili endişeler (yüzde 82) ve kadınların kendilerine olan güvensizlikleri (yüzde 72) onların şiddet gördükleri ortamdan ayrılamamalarının önemli nedenleri olarak görülüyor.

* Kadının şiddet gördüğünü kabul etmekten (%39) ve boşanmaktan/ ayrılmaktan utanmasını (%60) ayrılamaması için olası nedenlerden bazıları olarak görülüyor.

Akkoç: Her kadın şiddete uğruyor
Kapanış konuşmasını yapan Nebahat Akkoç, KAMER’in çalışmalarından bahsederken, en çok şiddet gören kadın grubunun yüzde 18 ile eşinden daha fazla kazanan ya da kariyeri daha yüksek olan kadınlardan oluştuğunu ifade etti.

“Şiddet kurumlara, kanunlara, davranışlara, resmi ve resmi olmayan her türlü sisteme o kadar nüksetmiştir ki, biz bunu fark etmeden hayatımızın sonuna kadar yaşayabiliriz. Farkındalık bu nedenle çok önemli” diyen Akkoç, KAMER’in farkındalık grup çalışmalarından bahsetti.

Akkoç, konuşmasını, yapılan her çalışmanın olumlu etkileri olduğunu söylerken, şiddetin oranının artıyor olmasının her ne kadar ürkütücü görünse de, kadınların mücadele ettiğinin ve şiddetin görünürleştiğinin bir göstergesi olduğunu belirtti. “Kadınların şiddetten kurtarmak için geliştirdiği yöntemler bizim için yeni bir dünya hayal etmeyi mümkün kılıyor” dedi.

Çiçek Tahaoğlu - Bianet

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers