31 Ocak 2014 Cuma

Berkin Elvan davasında polisler ifade verdi: Olayı hatırlamıyoruz

Gezi direnişi sırasında gaz fişeğiyle vurulan ve 231 gündür komada olan Berkin Elvan'ın davasında polisler ilk kez ifade verdi.

Gezi Parkı direnişinde, 16 Haziran 2013’de yapılan müdahalede, Okmeydanı’nda gaz bombası fişeğiyle ağır yaralanan ve 231 gündür komada olan 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın babasının suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmada, 229 gün sonra Gezi eylemlerinde görev yapan polislerin ifadelerinin alınmasına başlandı.

POLİSLER BERKİN SORUŞTURMASINDA 229 GÜN SONRA İFADE VERDİLER
Soruşturmaya bakan Cumhuriyet Savcısı Adnan Çimen’in, HSYK’nın 16 Ocak kararnamesi ile Büyükçekmece Savcılığı’na atanmasının ardından görevlendirilen Cumhuriyet Savcısı Abdullah Yıldırım’a ifade veren Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde görevli 7 polis, Gezi eylemlerinde görev aldıklarını ancak Berkin Elvan’ı yaralamadıklarını söylediler. İfade veren 7 polis gaz kullanımı konusunda hizmet içi eğitim aldıklarını belirtirken, 5 polis olaylar esnasında gaz kullanmadıklarını, 2 polis ise gaz kullandıklarını ancak Berkin Elvan’ın yaralanmasına neden olmadıklarını savundu.

“MÜDAHALE ETTİĞİM OLAYLARI TEK TEK HATIRLAMIYORUM”
30 Ocak 2014’de Cumhuriyet Savcısı Abdullah Yıldırım’a ifade veren polis memuru M.C. suçlamayı reddederek şunları söyledi: “İddia edildiği gibi Berkin Elvan’a gaz tüfeği ile ateş ederek yaralanmasına sebebiyet vermiş değilim. O günlerde çevik kuvvet polisi olarak bütün Gezi olaylarına müdahale ediyorduk. Dolayısıyla müdahale ettiğim olayları tek tek hatırlamam mümkün değildir. Çok yoğun çalışıyorduk: Gaz kullanımı konusunda hizmet içi eğitim aldım. Ancak görevli bulunduğumuz Gezi olayları boyunca herhangi bir şekilde gaz kullanmadım.”

“BEN YARALAMADIM”
Gezi olayları nedeniyle Mahmut Şevket Paşa Mahallesi’ne gidip gitmediğimi ve olayı hatırlamadığını ifade eden O.Ş. ise “Gaz kullanımı konusunda hizmet içi eğitim aldım ancak Gezi olayları boyunca hiç gaz ve gaz tüfeği kullanmadım. Daha doğrusu hiçbir gaz ürününü kullanmadım. Berkin Elvan’a gaz tüfeği ile ateş edip yaralamış değilim. Şahsın nasıl yaralandığını bilmiyorum. Ben yaralamadım” dedi.

“GAZ KULLANDIM AMA BEN YARALAMADIM”
Polis memuru H.B. ise ifadesinde şunlara yer verdi: “Berkin Elvan’a gaz tüfeği ile ateş ederek yaralanmasına sebebiyet vermiş değilim. Olay tarihi olan 16 Haziran 2013’te görevli olduğum doğrudur. Ancak olayın cereyan ettiği yerde görev yaptığımı hatırlamıyorum. Çünkü Gezi olayları boyunca çok yoğun olarak çalıştık. Gezi olayları sırasında müdahale ettiğimiz durumlarda gaz tüfeği kullandım ancak Berkin Elvan’ın yaralandığı olayda kesinlikle gaz tüfeği kullanmadım. Zaten olayı da hatırlamıyorum. Adliyeye gelince öğrendim.”

“OLAYLARDA KALKAN TUTUYORDUM”
Gezi olayları boyunca sürekli görev yaptığını belirten R.Ç. ise “Görevlendirme emirleri telefonla geliyordu. Telefon emri üzerine görev yerimize gidiyorduk. Berkin Elvan’ı gaz tüfeğiyle ateş etmek sureti ile yaralamış değilim. Müdahale ettiğim gezi olaylarında herhangi bir şekilde gaz kullanmadım. Kalkan tutuyordum. Suçlamaları kabul etmiyorum” diye konuştu.

“BERKİN ELVAN’IN YARALANDIĞI OLAYDA GAZ TÜFEĞİ KULLANMADIM”
 Berkin Elvan’ın gaz tüfeği ile ateş ederek yaralanmasına sebebiyet vermediğini savunan Ö.K., Gezi olayları boyunca çok yoğun çalıştık ve görev yerlerimiz sabit değildi. Gezi olayları sırasında müdahale ettiğimiz durumlarda gaz tüfeği kullandım. Fakat Berkin Elvan’ın yaralandığı olayda kesinlikle gaz tüfeği kullanmadım. Zaten bu olayı da kişiyi de hatırlamıyorum” dedi.

Taksim'de Berkin Elvan yürüyüşüne polis müdahale etti

Berkin Elvan için yürümek isteyen gruba müdahale eden polis 10 kişiyi gözaltına aldı.

Gezi olayları sırasında polisin attığı gaz kapsülüyle başından vurulan Berkin Elvan için Taksim Tünel'de toplanan yaklaşık 50 kişilik gruba polis müdahale etti.

Saat 18.00'de toplanan grup, Tünel'den Galatasaray Lisesi önüne kadar yürüyerek, orada basın açıklaması yapmak isteyince polis tarafından durduruldu. 

TOMA eşliğindeki çevik kuvvet polisleri, İstiklal Caddesi'ni kapatarak grubun yürümesine izin vermedi. Bu sırada yürüyüşte ısrar eden grup ile polis arasında arbede yaşandı. TOMA'nın su sıktığı gruptan 10 kişi ellerindeki pankartla bir süre caddede oturdu. Polis, zaman zaman slogan atan grubun dağılması yönünde anonslar yaptı. 

Yaklaşık bir saat süren gerginlik sonrası pankart açarak, oturan 10 kişi kendilerini çeviren polis ekiplerince gözaltına alındı. Gözaltına alınan kişilerin polis otbüsüne bindirilmeleri sırasında, bazı vatandaşlar polise tepki gösterdi.

İşte AKP Türkiye'si: Batman'da çarşaflı diploma töreni

Batman'da dini eğitim verilen 144 kız öğrenci için yapılan diploma törenindeki görüntüler büyük tepki topladı. Törende, kız öğrencilerin yalnızca gözleri görünüyordu.

DHA'dan Arif Arslan'ın haberine göre Batman'ın yerel gazetelerinde bir diploma töreninden fotoğraf yayınlandı. Fotoğraf sosyal medyada tartışma konusu oldu. Peygamber Sevdalıları ve Kur'an Nesli Platformu'nun düzenlediği bir törende sadece gözleri gözükecek şekilde çarşaf giyen 144 genç kız, belge alarak "alime" oldu.

Batman'da bulunan Peygamber Sevdalıları ve Kur'an Nesli Platformu tarafından düzenlenen program çerçevesinde 4 yıldır Sarf, Nahiv, Tefsir, Hadis, Fıkıh gibi Arapça eğitim alan 144 genç kıza sertifika verildi.

Diploma alan kursiyerler sadece gözlerini açıkta bırakan kara çarşaflarla görüntülendiler. Düğün salonunda yapılan töreni yalnızca kadınlar ve çocuklar izledi.

'Bugünden sonra, Batman denilince akla petrol gelmeyecek'
Törene katılan tek erkek, Doğruhaber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ilahiyatçı Mehmet Göktaş "Buradaki kızlarımız sadece bir Kuran kursu diploması almıyor" dedi ve şöyle devam etti:

"Bu basitçe geçiştirilecek bir olay değildir. Peygamber Sevdalılarına sesleniyorum. Vallahi Diyarbakır Meydanı'ndaki bir milyon insanın toplanmasından ve Batman'da 500 bin insanın toplanmasından bu olay çok daha önemlidir. Sadece dinini öğrenmek için değil alime olmak için icazet alıyorlar. Bugünden sonra Batman denilince akla petrol gelmeyecek. İslam gelecek, alimeler gelecek, yeryüzüne Allah'ın dinini öğretmek üzere fışkıran Allah'ın nurları gelecek akla, göreceksiniz. Bu bir başlangıçtır. Çünkü buradan mezun olan kızlarımız evlerine gitmeyecek ve bu kızlarımız Allah'ın nurunu bu coğrafyanın dört bir yanına yayacak."

'Ayakkabı kutun kaç numara' diyen AKP'li vekil istifa etti!

AKP'nin 'partiye zarar verdiği, parti içinde fitne yaratan konuşmalar yaptığı' gerekçesiyle kesin ihraç istemiyle disipline sevk ettiği İstanbul Milletvekili Muhammed Çetin, partisinden çok sert sözlerle istifa etti. Çetin, "AK Parti maalesef kararmıştır. Varlık sebebini yitirmiş partide kalmak günahlara ortak olmak olacağından AK Parti'den istifa ediyor, bağımsız olarak siyasi hayatıma devam ediyorum" dedi.

İSTİFALAR SÜRECEK: YAKINDA PATIR PATIR DÖKÜLÜRLER
Çetin, "Hukukun serbest kalması karşısında sessiz kalmak mümkün değil. Birçok arkadaşımın aynı şeyi yapacağını göreceksiniz" ifadelerini kullandı. Çetin, istifalar için "Yakında patır patır dökülürler" ifadesini de kullandı. Çetin, "Arkadaşlarım arasında, konuştuğum kişiler arasında ‘Keşke olmasaydı, rahatsızım, seçmenin önüme çıkamıyorum’ diyen insanlar var"dedi.

Gülsuyu Raporu: Amaç halkı göç ettirmek

CHP milletvekillerinin, geçtiğimiz yaz çete saldırılarının yaşandığı Gülsuyu Mahallesi ile ilgili raporunda, planlı ve polis gözetiminde gerçekleştiren saldırılarda amacın, halkı mahalleden göç ettirmek olduğu vurgulandı.

CHP Milletvekilleri Mahmut Tanal, Celal Dinçer ve Müslim Sarı, Gülsuyu ve Gülensu mahallelerinde 13-14-15 Ağustos günlerinde yaşanan çete saldırılarının ardından hazırladıkları raporu CHP Grup Başkanlığı'na sundu.

Yaptıkları incelemeler ve görüşmeler sonucunda Maltepe'de uzun yıllardır devam eden uyuşturucu çetelerinin faaliyetlerine polis güçlerinin adeta göç yumarak, müdahale etmediğine dikkat çeken milletvekilleri, "İlçede devriye gezmeyen, asayişi sağlamayan emniyet güçlerinin ihmali neticesinde ilçe halkı ve sivil toplum kuruluşlarının ilçe temsilcilikleri çetelerle kendileri mücadele etmeye çalışmışlar ve çalışmaya devam etmektedirler. İlçe sakinleri ve sivil toplum kuruluşlarının çetelere karşı direnmesi artık çeteleri halka, esnafa karşı saldırır hale getirmiştir. Esnaf, çetelerin silahlı saldırıları nedeniyle kepenk kapatacak duruma gelmiştir" denildi.

Gülsuyu halkının yıllardır korku içinde yaşadığına dikkat çekilen raporda, şöyle denildi: "Gülsuyu ve Gülensu Mahalleleri muhtarları ile yapmış olduğumuz görüşmelerde vatandaşlarımızın göçe zorlandığı ve yoğun baskı ve yıldırma çabası ile kaşı karşıya kaldıkları bilgisi edinilmiştir. Saldırılar bilinçli ve planlı şekilde yapılmaktadır. Olayların hiçbiri tesadüfi olarak yaşanmamaktadır. 

Gülsuyu-Gülensu'da gerçekleştirilen çete saldırılarına karşı mahalle halkı kendi mücadelesini vermeye çalışıyor. Uyuşturucu çeteleri özellikle mahallede uyuşturucu ticareti ile mücadelede öncülük eden sivil toplum kuruluşlarını hedef almaya devam etmektedir. Polis yıllardır göz yumduğu ve çetelerin eline bıraktığı mahallede halen güvenliği sağlamamaktadır. İlçe halkı kaderine terk edilmiş durumdadır."

Raporda, Gülsuyu Mahallesi'nde bulunan Yavuz Taksi Durağı'na çetecilerin el koyduğuna dikkat çekildi, İmranlı, Şahinler ve Selma sokaklarında çetelerin açık bir şekilde uyuşturucu satışı yaptığı vurgulandı.

Söz konusu saldırıdan yaklaşık bir ay kadar önce çetelerin isimlerinin dahi polise verildiğini hatırlatan CHP milletvekilleri, "Ancak polis kılını bile kıpırdatmadı" yorumunu yaptı.

'İKTİDAR MAHALLEDEN RAHATSIZLIK DUYUYOR'
Raporda, olaylarla ilgili şu yorum yapıldı: "Gülensu-Gülsuyu Mahallesi'nde uyuşturucu çeteleri, güpegündüz insanların üzerine ateş açabilecek kadar rahat hareket edebilmektedir. Koca bir mahalleye kök söktüren, güpegündüz insanları tarayan bir çete hakkında emniyet güçleri tarafından hiçbir girişim yapılmamaktadır. Bunun nedeni olarak mahalle sakinleri, Gezi olaylarında Gülsuyu ve Gülensu mahallelerinin kitlesel olarak Gezi eylemine destek vermesi ve bu nedenle iktidarın mahallelerden duyduğu rahatsızlık olduğu belirtiliyor."

Alevi ve Kürt emekçilerinin yoğun olarak yaşadığı Gülensu-Gülsuyu Mahallesi'nde, son yıllarda solcu ve devrimcilere yönelik saldırıların da arttığına dikkat çekilen raporda, "Anlatılanlara göre, uyuşturucu çeteleri, halka yönelik saldırılarıyla mahalleliyi korkutmaya ve buradan göç ettirmeye çalışıyor. Gülsuyu ve Gülensu mahallelerinde büyük bir mülkiyet sorunu yaşanmakta. Bu saldırılarla halk yıldırılmaya çalışılıyor, bu esnada da adeta halk halka kırdırılıyor. 

Mahalledeki mülkiyet sorununun baskı ve yıldırmayla silah zoruyla yapılmaya çalışılması son derece ürkütücü bir durumdur. Gülsuyu ve Gülensu'da bilinçli bir şekilde yıldırma politikası seyrediliyor ve emniyet güçleri de buna müdahale etmeyerek destek veriyor" denildi.

CHP milletvekilleri çözüm olarak ise polisin denetim ve tedbirlerini arttırmasını önerdi, "Emniyet Güçleri gelen ihbarları dikkate almalı ve mahallede sık aralıklarla devriye gezerek asayişi sağlamalıdır. MOBESE kameralarının derhal aktif hale getirilmesi ve mahallede yaşanan olaylara anında müdahalede bulunulması ve kanıt toplanması sağlanmalıdır" dedi.

Gülen'in yeni ses kayıtları: Tweetleri iki katına çıkarın

Fethullah Gülen'in yeni ses kayıtları yayımlandı. Kayıtlarda, İslam peygamberi Muhammed'i rüyasında gören bir kişi twit sayısının ikiye katlanmasını isteyince Gülen'in de buna uyulmasını istiyor.
Cumhuriyet'in haberine göre, Hükümet ile Cemaat arasındaki savaşta yine kaset silahı çekildi. Dün akşam internet üzerinden Fethullah Gülen'in yeni ses kasetleri servis edildi.
Cemaatin yayınladığı iddia edilen AKP'li işadamlarının Sabah ve ATV'nin satışına ilişkin ses kasetlerinin ardından yeni Gülen kasetlerinin piyasaya sürülmesi karşı atak olarak yorumlandı.
Tespih dillerde
Yine kasetlerde Gülen ile Cemaat üyesi bir kişi arasında geçtiği iddia edilen konuşmalarda işadamlarının, özellikle de Koç'un ismi geçiyor. Daha önceki kasetlerde yer alan ananas hediyesinden sonra bu kez de 'tespih' hediyesi sosyal medyayı salladı.
'70 milletvekili istifa edecek'
Yeni ses kayıtlarındaki gündemi sallayan iddia ise AKP milletvekilleriyle ilgiliydi. Ses kayıtlarında 70 kadar milletvekilinin AKP'den istifa edeceği ileri sürülürken, yeni bir partinin kurulacağından söz ediliyor. Kurulacağı belirtilen yeni partinin yüzde 30 civarında oy alacağı, sadece cemaatin oyunun ise yüzde 7 civarında olduğu konuşuluyor.
Peygamber 'tweetleri iki katına çıkarın' demiş!
Sosyal medyada ise kasetlerdeki rüyaların Gülen'e rapor edildiği bölüm fırtınalar koparttı. Hazreti Muhammed'i rüyasında gören bir kişi tweet sayısının ikiye katlanmasını isteyince Gülen'in de buna uyulmasını istediği iddia ediliyor.

Taraf-Der: ‘Polis baskısı ve keyfiyeti kabul edilemez’

Taraf-Der, taraftarlara yönelik artan polis baskısına ve keyfi cezai uygulamalara ilişkin bir açıklama yaptı, örgütlü taraftarın sesini yükselteceğini söyledi.

Futbolda ligin ikinci yarısının başlamasıyla birlikte taraftarlar üzerindeki baskı da yoğunlaştı. Fenerbahçe-Konyaspor maçı sonrasında 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ve “siyasi slogan” gerekçe gösterilerek bazı Fenerbahçe taraftarları hakkında “seyirden yasaklama” kararı alındı.

Güngörenspor-Ankaragücü maçında ise polis deplasmana giden bazı Ankaragücü taraftarları maça giremediği gibi önce kimlikleri belirsiz bir grubun, ardından polisin saldırısına uğradı.

Polisten hukuksuz tutanakTaraftar Hakları Derneği (Taraf-Der), taraftarlara yönelik fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet örnekleri ile ilgili bir basın açıklaması yayımladı. Fenerbahçe taraftarlarına yönelik “siyasi slogan” iddiasının 6222 Sayılı Kanun’da yer almadığına dikkat çeken Taraf-Der, polisin fiziksel şiddet boyutuna varan saldırısının keyfiyet ve görevi kötüye kullanmak anlamlarına geleceğini belirtti.

Taraf-Der, 6222 Sayılı Kanun gerekçe gösterilerek tutulan ve ispat etme mükellefiyetlerini görmezden gelen tutanağın da hukuki geçersizliği olduğunun altını çizdi.

‘Örgütlü taraftar sesini yükseltecek’Taraf-Der, artan polis şiddeti ve keyfiyetinin sporda şiddeti önlemediği gibi taraftarlara direnme hakkı verdiğini vurguladı. Taraf-Der, kamuoyuna, emniyet görevlilerine ve yargı erkine seslenerek açıklamasını sonlandırdı:

Kamu otoritesi tarafından, hiçbir taraftara karşı şiddet kullanılması kabul edilemez. Hiçbir taraftara karşı, keyfi tutanaklarla hukuk ve yasaya aykırı işlem tesis edilemez. Taraftarların örgütlü gücü bu hukuksuzluklara ve keyfi tutumlara karşı kendi sesini yükseltmeye devam edecektir.

DİSK-AR: Yetki devletten değil, işçiden alınır

DİSK-AR, işkollarındaki işçi sayısı ve sendikaların üye sayılarına ilişkin açıklanan istatistikleri değerlendirdi. AKP'nin işçinin örgütlenme iradesine kelepçe vurmaya devam ettiğini belirten DİSK-AR "Sendikalar yetkiyi dünyanın her yerinde devletten değil, işçiden alır" dedi. DİSK-AR, verilerin tutarsız olduğuna dikkat çekti.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR9, 6356 sayılı "Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi" kanunu gereğince açıklanan, işkollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin 2014 Ocak ayı istatistiklerine ilişkin raporunu yayınladı.

DİSK-AR, milyonlarca işçinin toplu sözleşme hakkının gasp edilmesi planının adım adım işlemeye devam edildiğini belirtti. Açıklamada, "2018 yılı Temmuz istatistiklerinin açıklanması ile yüzde 3 barajı altında kalacak işkollarında, 5 milyon 870 bin işçi, yani tüm kayıtlı işçilerin yüzde 51'i için Toplu İş Sözleşmesi (TİS) hayal haline gelirken, bu işçilerin bulunduğu 7 işkolunda işçiler yetkili sendika bulamayacak" denildi. Kayıtlı işçilerin 3 milyon 637 bininin ise tek sendika tercihine mahkûm olacağına dikkat çekildi.

Dünya'da örneği olmayan ve işçinin sendika seçme, toplu sözleşme hakkını ortadan kaldırmayı amaçlayan işkolu barajının, 6356 sayılı yasa ile yüzde 3 olarak belirlendiğini hatırlatan DİSK-AR, "Ekonomik ve Sosyal Konsey üyesi konfederasyonlar için kademeli geçiş öngörülmüştü. 

Yasaya göre bir işçinin toplu sözleşme hakkını kullanabilmesi için, o işkolundaki tüm işçilerin yüzde 3'ünü örgütlemiş olan bir sendikaya üye olması gerekiyor. Bu yükümlülüğü yerine getirmesi için sendikaların işkoluna göre kimi sektörde 2 bin, kimi sektörde 71 bin işçiyi örgütlemesi gerekiyor. Sendikal yasakların ve baskıların son derece fazla olduğu koşullarda bu sayıda işçiyi örgütleyebilmek yeni bir sendika için neredeyse imkansız" dedi.

Geçtiğimiz yıl ocak ayında yetki istatistiklerinin yayınlanması ve yüzde 1 işkolu barajının uygulanması ile birlikte, daha önce işkolu barajının üzerinde olan ve toplu iş sözleşmesi imzalayabilen 7 sendika yüzde 1 barajının altında kalmış ve yeni toplu iş sözleşmesi imzalayabilme yetkisini yitirmişti. Mevcut sözleşmenin olduğu işyerlerinde bu sendikaların bir kereye mahsus olmak üzere toplusözleşme yapabileceğini hatırlatan DİSK-Ar, Ocak 2013 istatistikleri ile Türk-İş'e bağlı 3, DİSK'e bağlı 3 olmak üzere toplamda 6 sendikanın barajın altında kaldığını anımsattı.

Açıklamada, "Sonuç olarak, işkolu barajının sözde düşürülmesine rağmen yasa öncesi toplu sözleşme imzalayamayan yalnızca 3 sendika, toplu iş sözleşmesi imzalayabilir hale gelmiş bu sendikaların hükümete yakın Hak-İş üyesi sendikalar olması ve siyasal iradenin müdahalesi ile örgütlendiği gözlemlenmektedir" denildi.

Daha önce toplu sözleşme yetkisi olan ve yasa ile bu yetkisini kaybeden sendikalardan yalnızca TGS'nin Ocak 2014 istatistikleri ile geçici yüzde 1'lik işkolu barajını geçtiği de hatırlatıldı.

'TAŞERON İŞÇİSİNE İŞKOLU DARBESİ'
Sağlık sektörü başta olmak üzere pek çok sektörde binlerce taşeron işçisinin sendikal haklarının gasp edildiğini ifade eden DİSK-AR, yeni yasadan güç alan taşeron şirketlerin yaptıkları tek taraflı SGK bildirimleriyle işçileri ayrı ayrı işkollarında göstererek, taşeron işçiler ve onların sendikaları için yetki gaspına yol açtığını, bu ihlallerin de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından desteklendiğini bildirdi. İstatistikler açıklanırken yargı kararlarının da dikkate alınmadığını belirten DİSK-AR, mahkeme kararı ile Dev Sağlık-İş'in yetkili sendika olmasının önüne geçildiğini anımsattı.

'5 MİLYON 870 BİN İŞÇİ İÇİN TİS FİİLİ OLARAK YASAK'
Türk-İş, Hak-İş ve DİSK'e bağlı sendikalar için işkolu barajının 2018 yılının Temmuz ayından itibaren yüzde 3 olarak uygulanacağını hatırlatan DİSK-AR, şunlara dikkat çekti: "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın keyfi tutumu da sürmeye devam ederse, İnşaat, Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar, Hava, Kara ve Demiryolu Ulaşımı, Konaklama ve Eğlence, Basın, Yayın ve Gazetecilik, Gemi Yapımı ve Deniz Taşımacılığı, Ardiye ve Antrepoculuk, Sağlık ve Sosyal Güvenlik işkollarında yetkili sendika kalmayacak. Bu 5 milyon 870 bin işçi için daha fiili toplu sözleşme yasağı anlamına geliyor. Bu toplamda kayıtlı işçilerin yüzde 51'ine denk geliyor."

'8 İŞKOLUNDA İŞÇİLER TEK SENDİKAYA MAHKÛM OLACAK'
DİSK-AR, mevcut yasa ve baraj sistemi ile birlikte, yüzde 3 barajına geçildi durumda, 8 işkolunda sadece tek sendikanın toplu iş sözleşmesi imzalayabileceğini kaydetti, "Böylece bu 8 işkolunda çalışan toplam 3,6 milyon işçi, yani sigortalı işçilerin yüzde 31'i, sendika seçme hakkını kullanamayacak. 8 işkolunda sendika tekeli yaşanacak."

'VERİLER TUTARSIZ'
Daha önce istatistiklerde kendi verilerini kullanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın şimdi sendikal barajlara esas olacak verileri SGK üzerinden temin ettiğini kaydeden DİSK-AR, SGK verilerindeki işçi sayılarını Bakanlığın açıkladığı verilerin çok daha üzerinde olduğunu vurguladı. Raporda şunlara dikkat çekildi: "Ancak başka bir devlet kurumu olan Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK) de, kayıtlı işgücü istatistiklerini farklı açıklıyor. Ocak 2014 istatistiklerinde ÇSGB sendikal barajlarda 11 milyon 882 bin kişiyi esas aldı. Bu rakam Temmuz 2013 için 1 milyon kişi artış gösterdi. TÜİK Ocak 2012 Hanehalkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre 12 milyon 610 bin kayıtlı ücretli vardır. Bu ücretlilerin 2 milyon 700 bini kamu emekçisi statüsünde olup değerlendirme dışıdır. Buna göre TÜİK'e göre kayıtlı ve işçi statüsündeki ücretlilerin sayısı 9 milyon 910 bindir. SGK verileri ile bu veriler arasındaki fark mevcut hak gasplarına neden olan yasayı iyice geriletmektedir. Örneğin inşaat sektöründe kayıtlı çalışan sayısı (sadece ücretliler değil) TÜİK'e göre Ocak 2013 dönemi esas alındığında 940 bin iken, ÇSGB SGK kayıtlarına dayanarak yetki barajını 1 milyon 438 bin ücretli üzerinden belirlemiştir."

'ANAYASA'YA VE ILO'YA AYKIRI'
Toplu iş sözleşmesi yapabilen sendika sayısını aşağıya çeken, işçilerin yaklaşık yarısını toplu iş sözleşmesi ve sendikal haklardan yoksun bırakma riskini getiren, işçilerin yaklaşık üçte biri için sendika seçme hakkı ve özgürlüğünü fiilen yok edebilecek olan Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun Anayasa'ya aykırı olduğu belirtildi.

İşkolu barajının da ILO Sözleşmeleri'ne aykırı olduğu ve ILO denetim organlarının 20 yıldır Türkiye'ye işkolu ve işyeri barajlarının tümüyle kaldırılması yönünde uyarıda bulunduğu belirtilerek, "Ancak AKP hükümeti Türkiye'nin uymakla yükümlüğü olduğu ILO Sözleşmelerine aykırı bir yasa çıkarmış olup bu yasayı uygulamaktadır" denildi.

"12 Eylül 1980 askeri darbesinin çalışma hayatını, sendikal hak ve özgürlükleri tahrip etmeye yönelik en önemli hamlesi, devlete dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar işçi-işveren ilişkisine müdahale etme yetkisi vermesidir. AKP hükümeti askeri cuntanın getirdiği bu anti-demokratik yetki meselesini büyük bir coşku ile himayesine aldı" diyen DİSK-AR, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun bu fikri zemin üzerine kurulduğunu belirtti.

Bunun, hükümetin işçi adına hangi sendikanın yetkili olacağına keyfi bir biçimde karar verdiği bir mekanizmaya dönüştüğüne dikkat çekildi, "Askeri cunta bile bunu bu denli fütursuzca yapmamıştı" denildi.

'SENDİKAL İÇİN BARAJ OLMAZ'
Raporun sonuç kısmında şu değerlendirmeler yer aldı: "Taşeron işçilerin sendika üyeliklerinin mahkeme kararlarına rağmen yok sayıldığı, bu amaçla noterlik kurumunun bile çiğnendiği, sendika üye sayıları ile masa başında oynayarak yandaş sendikalar için operasyonlar yapıldığı, işkolları yönetmeliğinin bu amaçla değiştirilebildiği, sektördeki işçi sayılarının güvenilirliği tartışmalı SGK verileri üzerinden ele alındığı, grev hakkının yok sayılabildiği bir süreçten geçiyoruz. Ne yazık ki, Türkiye'de demokrasinin ayrılmaz parçası ve Anayasal bir hak olan sendikalaşma ve toplu sözleşme hakkı bu istatistiklerle bir kez daha yaralanmıştır. İşçinin örgütlenme iradesi, Anayasal hakkı, alın teri, masa başında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bürokratlarının keyfiyetine emanet edilmiştir. Sendikalar yetkiyi dünyanın her yerinde devletten değil, işçiden alır.

Sendikalar için baraj olmaz. İşçinin örgütlenme iradesine baraj olmaz. Bırakın işçiler özgürce örgütlensin, sendikalarını özgürce seçsin. Koyun tüm işyerlerine sandığı kim çıkarsa o işçi adına toplusözleşme yapsın. Ama siyasal iktidar 12 Eylül ruhunu elden bırakmamaktadır. Askeri darbenin izinden yol almaya devam etmektedir. Sonra darbe karşıtı kesilmektedir. Hükümet çalışma hayatına yapılan bu darbeyi katmerleyerek diktatör sıfatına ne kadar layık olduğunu göstermiştir. Demokrasi keyfiyet rejiminin ismi değildir. Bu istatistik, yetki, baraj oyununu işçilerin örgütlü iradesi ile bozulacaktır."

Racıng Santanderli futbolcular ‘iş bıraktı’

İspanya Kral Kupası çeyrek final maçında Racing Santander’li futbolcular ücretlerini almadıkları için maça çıktılar ancak oynamadılar.

Racing Santander, 3-1 kaybettikleri mücadelenin rövanşında kendi sahalarında Real Sociedad ile karşılaşmak üzere sahaya çıktı. Ancak bir süredir başkanları Angel Lavin'e maaşlarını vermediği için istifa çağrısı yapıp, "Maçlara çıkmayız" ültimatomu veren oyuncular, istekleri gerçekleşmeyince Real Sociedad karşılaşmasında oynamama kararı aldı. 

Santanderli oyuncular, mücadelenin başlama düdüğü ile birlikte orta yuvarlakta omuz omuza verdi ve hareket etmedi. Bunun üzerine Sociedadlı oyuncular bir süre aralarında paslaştı ve daha sonra topu taca attı. Maçın hakemi de Racing Santander'in kaptanı ile konuşarak mücadeleyi tatil etme kararı aldı. Bir süre önce açıklama yapan Racing Santander Başkanı Angel Lavin, oyuncuların grev yapacakları iddiası ile ilgili, "Futbolcularım sadece üç aydır maaşlarını alamıyor. Bu sorunu da çözeceğiz. Bu kadar kısa süre içinde para alamayanlar grev kararı mı alırmış" ifadelerini kullanmıştı.

Çağrı merkezi çalışanları örgütleniyor

Çağrı merkezi çalışanları kurdukları derneğin ardından şimdi de sendika kurdular. Yarın NHKM’de dayanışma etkinliği düzenleniyor. Sendika yöneticisi Berrin Selbuz, tüm iletişim sektöründe sendika aracılığıyla mücadeleyi sıçratmaya çalışacaklarını söyledi.
Devrimci İletişim ve Çağrı Merkezi Çalışanları Sendikası (Dev İletişim-İş), yarın bir dayanışma etkinliği düzenliyor. Sendika yöneticisi Berrin Selbuz’la sendikayı ve daha önce kurulan dernekle ilişkilerini konuştuk.
İletişim sektöründe neden yeni bir sendika kurdunuz? 
www.gercegecagrimerkezi.org olarak 2006 yılından bu yana, Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği (ÇMÇ-Der) olarak da 6 yıldır bu sektörde mücadele yürütüyoruz. Sektörün koşullarını, sıkıntılarını, yaşananları gayet iyi bilen ve zaten birebir kendimiz de yaşayan kişileriz. Dernek olarak önemli işlere el atıp, iyi kazanımlar elde ettik. Artık sadece çağrı merkezlerinde değil, tüm iletişim sektöründe örgütsel olarak bir adım atılması gerektiğini, mücadeleyi sıçratabilmek için sendikanın iyi bir araç olduğunu düşünerek, Dev-İletişim-İş’i kurduk.
Sektördeki çalışma şartlarının düzeltilmesi, baskının durdurulması açısından işyerlerine sendikaların girmesi, örgütlü bir şekilde hareket edilmesi şart. Bu sektörde sendikal anlamda büyük bir boşluk olduğu da net. Sadece çağrı merkezleri değil, gsm bayide çalışan, evimize mektup getiren taşeron firmada çalışan işçinin de sendikalı olup, insanca çalışma koşullarına sahip olma hakkı var. Şu an sektörde yaklaşık 69 bin işçi çalışıyor ve sendikal barajların kısa zamanda geçilmesi de mümkün bizce.
Bundan sonra ÇMÇ-Der ile ilişkileriniz nasıl yürüyecek? 
Biz dernek ve sendika çalışmalarını ayrı tutmuyoruz açıkçası. Dernekle daha geniş kapsamlı bir kitleye hitap edebiliyor ve ulaşabiliyoruz. Sendikanın çalışma yürütebileceği alanlarsa daha kısıtlı ve belli. Çünkü çağrı merkezlerinin hepsi maalesef ki iletişim sektörüne girmemekte. Kimi hizmet sektöründe, kimi iletişim sektöründe gözükmekte. Mesela aynı işyerinde yanyana oturan iki çalışandan birinin iletişim sektöründe, diğerinin hizmet sektöründe göründüğüne bile şahit olduk. Tabii bunun böyle olması Türkiye’deki sendika kanunuyla ilgili. Hizmet ya da bankacılık sektöründe görünen firmalardaki çalışmaları ÇMÇ-Der üzerinden yürüteceğiz ve derneğe üye yapacağız. Gerekli olduğu durumda ilgili sendikalarla iletişime geçeceğiz, ki bugüne kadar çalışmalarımızı bu şekilde yürüttük. İletişim sektöründe olan ve Dev-İletişim-İş kapsamına giren üyelerimizi de doğrudan sendika bünyesine dahil edeceğiz. Önemli olan, çağrı merkezlerinde sendikanın olması, haklarına sahip çıkacak bir toplu iş sözleşmesi yapılması; biz veya başka bir sendika olması bizim için önemli değil. Yeter ki bu sektördeki sömürünün, baskının, kötü çalışma şartlarının önüne geçelim ve kazanım elde edelim.
Ne tür işyerlerinde örgütlenme çalışması yapabileceksiniz? 
Çağrı merkezleri dışında telekomünikasyon; Turkcell, Avea, Vodafone gibi gsm şirketlerinde, Superonline gibi internet sağlayıcı firmalarla bazı bilişim ve dağıtım firmalarında olabilir. Kısacası haberleşme ve iletişim sektörüne giren tüm işyerlerinde çalışma yürüteceğiz.
Sendikanın yönetiminde kadın ağırlığı var, bu özel bir tercih mi?
Aslında değil 3 kişilik yönetimin 2’si kadın ama bunu özellikle yapmadık sektördeki ağırlığın bir yansıması. Ancak kadınların sendikalarda öne çıkması oldukça sevindirici.
Nasıl bir örgütlenme stratejiniz var? 
Bu ülkede sendikal çalışma yürütmek ve bir işyerine sendikayı sokabilmek zor, bunun farkındayız. Ama bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sabırla çalışmaya devam edeceğiz; zorluklar bizi hiç yıldırmıyor.
Sendikal faaliyette aslolan işçidir. İstediğiniz kadar donanıma sahip olun, her şey içerde çalışan işçide biter. İşyerinde çalışma yürütecek ve sendikayla bağı yüksek bir ekip oluştuktan sonra gerisi çorap söküğü gibi gelmekte. Bunu birebir yaşayan insanların kurduğu bir yönetimden oluşuyor sendikamız. Assistt’te 3-4 kişilik bir ekiple 5 ay içinde 150 kişi örgütledik vakti zamanında. O zaman da şimdi olduğu gibi internet üzerinden sendikalara üye olunabilseydi, bu ülke ilk kez çağrı merkezinde sendikanın olduğunu görebilecekti.
Sektördeki problemlerin çokluğu ve insanların ciddi kötü koşullarda çalışması örgütlenmeyi hızlandıracak diye umuyoruz. Amacımız bu sektörde 1-2 yıl değil daha uzun süre çalışılabilecek insani yaşam ve çalışma koşullarının oluşturulması. Bu da ancak örgütlü hareket etmekle mümkün olacak. İletişim işkolundaki tüm çalışanları Dev-İletişim-İş’e ve 1 Şubat’ta saat 19.00’da, Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştireceğimiz dayanışma gecemize bekliyoruz.

30 Ocak 2014 Perşembe

Lice'de Hüda-Par ve BDP arasında seçim gerginliği: 16 yaralı

Hüda-Par ve BDP'liler arasındaki sözlü tarışma taşlı sopalı kavgaya dönüştü.

Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nde Hür Dava Partisi (Hüda-Par) ile BDP’liler arasında çıkan taşlı ve sopalı kavgada 16 kişi yaralandı.

Olay bugün akşam saatlerinde Lice İlçesi’nde meydana geldi. Hüda-Par üyeleri Lice’de Belediye Başkan adayı Abdulmutalip Yuva’yı tanıtırak, esnafa broşür dağıttı. İddiaya göre Hüda-Par konvoyu ilçe merkezindeki BDP binası önünden geçerken, iki partili grubu arasında sözlü tartışma oldu. Tartışma kısa sürede iki partili grup arasında taş ve sopların kullanıldığı kavgaya dönüştü.

Lice Emniyet Müdürlüğü ekipleri müdahale ettiği kavgayı güçlükle ayırdı. Kavgada yaralananlar Lice Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Olayda araçları hasar gören Hüda-Par üyelerinin polis kontrolü altında ilçeden çıkarıldığı belirtildi.

Gökçek’in saat kulelerinin maliyeti dudak uçuklatıyor

Yerel seçimlere iki ay kala adaylar seçim propagandalarını sürdürüyor. Bunlardan biri de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek. Ama bu sefer yol ya da bitmeyen metro çalışmaları değil saat kulesi yapılıyor. Bu saat kulelerinin maliyeti ise dudak uçuklatıyor .

Yerel seçimler öncesi adaylar tanıtımını yaparken Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de kentte saat ekonomisi başlattı. Hatta saat kulelerinin içinden seğmenler bile çıkacak.

Seçime kadar 52 saat kulesinin Ankara’nın değişik bölgelerinde kullanıma açılması bekleniyor.

Kamu İhale Kurumu kayıtlarına göre bugüne kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan saat ihalelerinin toplam büyüklüğü 21 milyon 740 bin TL Söz konusu rakama şehrin girişlerine yerleştirilen iki kapı da dahil. Yani Ankaralı saate doyacak.

Bolu Valisi'nden El Kaide açıklaması

Suriye'deki PYD'nin lideri Salih Müslim, El Kaide militanlarının Bolu Dağları'nda eğitim alarak Suriye'ye gittikleri iddiasında bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanıtlaması isteğiyle TBMM'ye verdiği soru önergesinde, El Kaide bağlantılı örgüt üyelerinin Bolu Dağları'nda oluşturulmuş kamplarda askeri eğitime tabi tutuldukları iddiasının doğru olup olmadığını sordu.

İddialarla ilgili olarak Bolu Valisi İbrahim Özçimen, "Bizde böyle bir bilgi yok" dedi. Vali Özçimen ayrıca twitter hesabından, "Gerek şimdiye kadar ki bilgilerimiz, gerek basındaki haber üzerine yapılan araştırmalarda ilimizde El Kaide örgütü faaliyeti tespit edilmedi" diye yazdı.

BOLU'DA EL KAİDE VAR MI?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, "Suriye İç Savaşında savaşmak için El Kaide ve El Kaide Örgütü bağlantılı örgüt üyelerinin Suriye'ye gitmeden önce Bolu Dağlarında oluşturulmuş bu kamplarda askeri eğitime tabi tutuldukları iddiası doğru mudur? Bolu İl ve İlçelerinde El Kaide Örgütü yapılanmaları mevcut mudur?" diye sordu.

Soru önergesinde şu sorular yer almıştı:

Bolu Dağı'nda El Kaide Örgüt Üyeleri için bir kamp bulunduğu iddiaları doğru mudur? İddia doğru ise, Suriye İç Savaşında savaşmak için El Kaide ve El Kaide Örgütü bağlantılı örgüt üyelerinin Suriye'ye gitmeden önce Bolu Dağlarında oluşturulmuş bu kamplarda askeri eğitime tabi tutuldukları iddiası doğru mudur?

Bolu Dağında El Kaide Üyelerine komando eğitimi verilen eğitim kampları bulunmakta mıdır?

Bolu Dağlarındaki güvenlik izlemesi ve takibi hangi yöntemlerle yapılmaktadır?

İstihbarat Birimlerinin söz konusu eğitim kamplarına dair elde ettiği bulgular bulunmakta mıdır?

İstihbarat Birimlerinin elde ettiği bulgular, Bolu Dağında El Kaide Üyelerine komando eğitimi verildiğini doğrulamakta mıdır?

Bolu İl ve İlçelerinde El Kaide Örgütü yapılanmaları mevcut mudur?

1 Mayıs 2011'den 28 Ocak 2014'e kadar El Kaide ve bağlantılı Örgüt Üyelerine yönelik düzenlenen operasyonlar sonucu göz altına alınan, tutuklanan ve sınır dışı edilen kişilerin iller bazında sayıları nedir? TSK ve Emniyet birimleri tarafından iddiaların araştırılması için Bolu Dağlarında arama operasyonları yapılacak mıdır?

1 milyon öğrenci 'harçlığını' böyle çıkartıyor...

İnternet üzerindeki bir "eş bulma" sitesine kaydolan 1 miyon öğrenci, kendilerinden daha zengin durumdaki kişilerle seks yaparak para kazanıyor ve okul harçlarını ödüyor.
Huffington Post'un haberine göre, tüm dünyada 1 milyon üyesi olan bir internet sitesi, yoksul öğrencilerin zenginlerle "eşleşerek" para kazanmasına aracılık ediyor.
İngilizcede "Sugar Daddy" olarak bilinen bu yöntem, genellikle zengin erkeklerle yoksul genç kadınların birlikteliğiyle gerçekleşiyor. Kadınların eşleştiği "Sugar Daddy" ("Şeker Babacık"), cinsel ilişki karşılığında "Sugar Baby"ye ("Şeker Bebek") para veriyor.
SeekingArrangement.com isimli site, "karşılıklı yarar ilişkileri" ayarlayarak, çoğunlukla zengin erkeklerle öğrencileri bir araya getiriyor. İddiaya göre, bir üniversiteli genç kadın, beraber olduğu erkekten ayda ortalama 5 bin pound kazanabiliyor.
Sitenin, 2013 yılında üye sayısını yüzde 53 oranında artırdığı belirtiliyor. 1 Ocak 2014 itibariyle, siteye dünya çapında üye olan öğrenci sayısı 1 milyon oldu. Örneğin, bunların 208'i Kent Üniversitesi'nden, 195'i Nottingham Üniversitesi'nden ve 175'i de Manchester Üniversitesi'nden.
Sitenin kurucusu ve CEO'su Brandon Wade'e göre, 2012 yılında Britanya üniversitelerinde harçlara yapılan zam ile sitenin popülaritesinin artması arasında doğrudan bir bağlantı var. Wade, harçların ödenmesinin mümkün olmadığını, borçların gittikçe arttığını, Sugar Daddy sitelerinin ise bu probleme "gerçek çözümler" sunduğunu söyledi.
Wade, sitenin yalnızca öğrencilere ve zenginlere yardım etmediğini, aynı zamanda hükümete de faydasının dokunduğunu ileri sürdü. Wade'e göre, SeekingArrangement.com öğrencilere "ekonomik özgürlüklerini" sağlayarak, harçların ödenmesini sağlıyor. Site kurucusu, bu sayede hükümetin yüksek öğrenim harcamalarında "dramatik düşüşler" yaşanacağını iddia ediyor.
Siteye deneyimlerini yazan genç bir kadın, bir arkadaşının referansıyla siteyle tanıştığını ve ilk başlarda ne yaptığının farkında olmadığını söylüyor. Çok sayıda harika adamla tanıştığını kaydeden kadın, daha önce hayatında görmediği fırsatlar yakaladığını vurguladı. Ona göre site, "genç, akıllı, güzel ve hırsı kadınlara oraya gitme ve kendini gösterme" şansı tanıyor.
Sitenin kurucusu Brandon Wade, daha önce GQ'ya verdiği bir röportajında, "Aşk, yoksul insanlar tarafından icat edilmiş bir kavramdır. Bu insanlar zengin değil, bu insanlar güzel değil, bu insanlar kaymak tabakadan değil. Peki, neye sahipler? Aşka. Bunlar haricindeki herkes için bizim sitemiz var." demişti.

KCK 'anlaştılar' haberlerini yalanladı

KCK, Rojava hususunda KDP ile PKK'nin anlaştıkları yönünde son günlerde basına yansıyan haberleri yalanladı. 

Rojava konusunda Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK)'nin uzlaştıklarına ilişkin çeşitli basın organlarında yayınlanan haberlere ilişkin KCK'den yalanlama geldi. KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit, DİHA'ya yaptığı açıklamada "böylesi bir açıklamamız yok, saptırılmış" dedi. Cenevre 2 öncesi PKK ile KDP arasında bir mutabakatın olduğunu ve bu çerçevede Rojava ve Kürt Ulusal Kongresi'ne ilişkin olarak bazı hususlarda anlaştıklarını belirten Agit, KDP'nin bu mutabakata bağlı kalmadığını söyledi. 

Agit devamla, KDP ile varılan mutabakatta Rojavaya ilişkin "Kürtler Cenevre 2 konferansına ya hepsi birlikte katılırlar ya da hepsi beraber katılmazlar" şeklinde temel bir ilkesel yaklaşımın olduğuna dikkat çekti. Cenevre 2'ye Suriye Ulusal Muhalefetiyle birlikte katılma şartının da muhalefetin Kürtlerin kimliğini kabul etmesine bağlı olduğu hususunda KDP ile anlaştıklarının altını çizin Agit, devamla şöyle konuştu; "Suriye Ulusal Muhalefeti hala Kürtleri tanımıyor. Buna rağmen Abdulhakim Beşar ve diğerlerinden oluşan bir heyetle gidip Cenevre 2'ye katıldılar. Bu da KDP'nin mutabakata bağlı kalmadığını açıkça gösteriyor."

İran, Zencani’nin mal varlığına el koydu

İran, hakkındaki suçlamalar nedeniyle 30 Aralıkta tutuklanarak cezaevine götürülen işadamı Babek Zencani’nin mal varlığına el konulduğunu bildirdi.

İran Yargı Erki Başkan Vekili İbrahim Reisi, işadamı Babek Zencani’nin yargıda devam eden dosyasıyla ilgili bugün yaptığı açıklamada, ünlü milyarderin mal varlığına el konulduğunu açıkladı.

Yarı resmi Mehr ajansının haberine göre, Reisi, “Zencani’nin tanımlanan mal varlığına el konularak savcılığın kontrolü altında alındığını” belirtti.

Reisi, Zencani hakkındaki esas konunun işadamının Petrol Bakanlığı’na olan borcu ve bunun geri ödenmesi meselesi olduğunu ifade etti.

Mal varlığının listesini yargıya verdi
Konuyla ilgili bir açıklamada da Yargı Sözcüsü Gulam Hüseyin Muhsini Ejei’den geldi.

Zencani’nin yurt içi ve yurt dışında bulunan mal varlığı listesini kendilerini ilettiğini ifade eden Ejei, “Yaptığımız ilk incelemede işadamının sunduğu liste, borcunu karşılaması için yeterlidir” dedi.

İran makamları Zencani’nin petrol satışından dolayı devlete 2 milyar avronun üzerinde borcunun olduğunu belirtiyor.

İran basını, ünlü milyarderin, Petrol Bakanlığı’na olan borcunu ödemediğinden ve rüşvet vererek ödendiğine dair sahte belgeler düzenlediğinden dolayı tutuklandığını kaydediyor. Zencani’ye yönelik başka suçlamalar da yönletilmektedir.

Zencani’nin, Türkiye’deki 17 Aralık operasyonu kapsamında tutuklanan İran asıllı işadamı Rıza Sarraf’ın İran’daki ortağı olduğu söyleniyor. Zencani, yaptığı savunmalarda, Sarraf’la çalıştığını kabul etmiş ancak kendisiyle yaptığın ticaretin tamamen yasal zeminde olduğunu ifade etmişti.

Kaynak: soL

İnternet sansürüne tepki

Aralarında meslek örgütü, dernek ve odaların da bulunduğu dokuz örgüt, TBMM'de görüşmeleri başlayan internete sansürü getirecek yasaya karşı ortak bir bülten yayımlayarak tepki gösterdiler.

Yasanın meclisteki görüşmelerini yakından takip ederek her gün bülten yayımlayacak olan örgütlerin ilk yayınladıkları bülten şöyle:

Basına ve kamuoyuna
Bilişim STK`ları olarak şiddetle karşı çıktığımız, 5651 sayılı İnternet Kanunu değişikliği, dün Meclis`te görüşülmeye başlandı. Yurttaşlık ve STK görevlerimizi yerine getirmekte ve yasama sürecini gün­gün yakından takip etmekteyiz.

Kanun süreci boyunca her gün yayınlayacağımız bu bültende, vekillerimizin, Meclis tutanaklarına da yansıyan performanslarına dikkat çekip, bu vesileyle itirazlarımızı yinelemek istiyoruz.

Günün internet kahramanı: Zozani
28 Ocak 2013 tarihli görüşmelerde, getirilen değişikliğin hem usul açısından hem de içerik açısından problemlerini anlatan ve sivil toplum kuruluşlarının itirazlarını en iyi dile getiren milletvekili Erdal Zozani olmuştur. Bizlerin itiraz noktalarını büyük oranda doğru ve ısrarla dile getirdiği için kendisine tebrik ve teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Diğer internet destekçilerimiz
Ayrıca yasa aleyhine konuşan ve yine bizlerin sesini taşıyan vekillerimiz Oktay Vural, Mehmet Akif Hamzaçelebi, Mustafa Kalaycı, Hülya Güven, Aydın Ağan Ayaydın ve Hasip Kaplan`a teşekkürlerimizi iletiriz.

Günün hayal kırıklığı
Sayın Necdet Ünüvar'ın konuşmaları, İnternet Araştırma Komisyonu Başkanlığı ile kendisini tanıyan İnternet camiası için tam bir hayal kırıklığı olmuştur. İnternet sektörünün sorunlarını bizzat ilgililerinden dinleyen kişi olarak sorunları içeren bir konuşma beklerdik. Ancak demogoji yapmayı ve 4,5 milyon aboneli günlerdeki 5651 sayılı Kanunu savunurken ve o gün geçerli olan sözlerden bahsederek geçiştirmeyi tercih ettiğini gördük. Kamuoyunu yanıltıcı bilgiler vermek, yasa hakkındaki beklentilerin tam aksini işaret ettiğini net bir şekilde bilen vekilimize yakışmamıştır. Sayın Ünüvar, tüm STK temsilcilerine, sektör ile ilgili hemen herkese bir telefon mesafesindedir. Arayıp bilgilerini tazeleyebilir. Görüşleri yeniden dinleyebilir.

Vagus.tv kapatmasının kararı nerde?
Vagus.TV, SoundCloud ve belki de adını bilemediğimiz başkaca siteler şu anda hukuksuz bir şekilde kapalıdır. Vagus.TV sitesi sahipleri, TİB‘in ilan ettiği karardaki adı geçen savcılığa ulaşmışlar, ancak savcı böyle bir kararın olmadığını bildirmiştir. Şimdi karara itiraz edecek mahkeme ve savcılık bulamamaktadırlar. Bu durum yasanın mevcut halinin bile yargı ve idari kurumlar tarafından yanlış veya kötüye kullanıldığının ispatıdır.

Gelecek düzenleme ise yargının ve idarenin yetkileri arttırmakta; yurttaşın, içerik sahiplerinin, yer sağlayıcıların, erişim sağlayıcıların pozisyonlarını güçsüzleştirmektedir. Bu da durumu daha kötü hale getirecektir.

TBMM‘nin değerli üyelerine, anayasanın ve AİHS`nin ifade özgürlüğü, iletişimin gizliliği, mahremiyet ve diğer ilgili maddeleri ile çelişen İnternet Kanunu teklifini geri çekmeleri ve geleceğimiz için pozitif düzenlemeleri birlikte yapma çağrımızı yineliyoruz. Bugün yaptıklarınızı tarih yazacak bunu hatırlayınız.

Alternatif Bilişim Derneği
Bilgisayar Mühendisleri Odası
Bilişim Muhabirleri Derneği
Elektrik Mühendisleri Odası
İnternet Teknolojileri Derneği
İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu
Korsan Parti Türkiye Hareketi
Linux Kullanıcıları Derneği
Tüm İnternet Derneği

'Suriye ordusunun zayıflaması olumlu'

İsrailli Tümgeneral Amos Yadlin, ülke güvenliğinin 2013 bilançosunu çıkartırken, Suriye ordusunun "iç savaşla meşgul olmasının" İsrail için olumlu olduğunu söyledi.

İsrail'deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü için bir rapor hazırlayan Tümgeneral Amos Yadlin, 2013 ve 2014 yılları için İsrail'in güvenlik sorunlarına dair değerlendirmelerde bulundu.

"İsrail için stratejik inceleme 2013-2014" başlıklı yazısında, 2013 yılının İsrail'in ulusal güvenliği bilançosunun büyük oranda "olumlu" olduğunu belirten Yadlin, buna rağmen 2014 yılının ikinci yarısında bölgeyi daha karmaşık ve sorunlu bir sürecin beklediğini savundu. Yadlin'in bu süreç içinde saydığı olaylar arasında İran'ın nükleer programı, İsrail-Filistin sorununun çözümüne yönelik çabalar, Arap dünyasındaki değişiklikler ve ABD'nin Ortadoğu'daki önemi yer alıyor.

'Suriye'deki karışıklık bizim için olumlu'
İncelemdeki dikkat çekici hususlardan bir tanesi, Suriye'deki vekalet savaşının İsrail'e etkileri. Yadlin, "olumlu bilanço"nun içerisinde, Suriye ordusunun iç karışıklarla meşgul olmasını da ekliyor.

Suriye ordusunun "şiddetli bir şekilde zayıf düştüğünü" ileri süren Yadlin, çok sayıda askerin öldüğünü ve ekipman kaybı yaşandığını, ayrıca kimyasal silahların da imha sürecinde olduğunu vurguladı.

Hizbullah'ın da Suriye'deki savaşla meşgul olduğunu belirten tümgeneral, Suriye'den Hizbullah'a gönderilen silah konvoylarına yapılan İsrail saldırılarına karşılık verilemediğini öne sürdü.

Yadlin'e göre bir diğer olumlu nokta da, İran'a uygulanan yaptırımların ekonomiye verdiği zarar ile eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın "kötü ekonomi yönetimi".

Yadlin, Mısır'daki Müslüman Kardeşler yönetiminin askeri darbe ile devrilmesini de İsrail açısından "olumlu" haneye yazdı.

Arap ülkeleriyle işbirliği
Tümgeneral Yadlin, Körfez'deki Arap ülkelerini işaret ederek, bunlarla İsrail'in çıkarları arasında İran, Suriye ve Mısır konusuna bakışları nedeniyle bir birleşme yaşandığını söyledi.

Yadlin, İsrail'in güvenliği için "olumsuz" hanesine yazılan olaylar arasında ise İran'ın nükleer programını, İsrail-Filitin "barış" sürecini, ABD'nin Ortadoğu siyasetini ve Suriye, Mısır, Ürdün ve Lübnan'daki merkezi hükümetlerin zayıflamasını saydı.

Arap ülkelerindeki merkezi otoritelerin dağılmasının, İsrail sınırlarındaki radikal unsurları artıracağını ve bunun da ulusal güvenlik için risk oluşturacağını söyleyen Yadlin, buna rağmen İsrail'in bu durumda yakalayacağı fırsatların riskleri bertaraf edebileceğini savundu.

Yadlin, Suriye'deki savaş nedeniyle Suudi Arabistan'ın başını çektiği Sünni ekseni ile İran'ın başını çektiği Şii ekseninin arasının açıldığını, bu sayede de İsrail'in bölgedeki manevra imkanlarının genişlediğini yazdı. Yadlin, bu sayede İsrail'in Sünni eksenindeki ülkelerle işbirliğini artırma fırsatı elde ettiğini belirtti.

Kaynak: soL

BDP'den 'yeniden yargılama' açıklaması: KCK da Ergenekon da Balyoz da...

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, yeniden yargılamaya ilişkin, "(Herkes için yeniden yargılama) diyoruz. KCK da Ergenekon da Balyoz da basın davaları da avukat davaları da..." dedi.

Kaplan, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Federasyonu Dayanışma Federasyonu Ankara Temsilciliği ile Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, cezaevlerinde hiçbir insani ve hukuku değerlerle bağdaşmayan ağır insan hakları ihlallerinin söz konusu olduğunu ileri sürdü. 

Cezaevlerinde şu an itibariyle 163'ü ağır olmak üzere 544 hasta tutuklu ve hükümlü bulunduğunu belirten Kaplan, bunların veda haklarını aileleriyle kullanmalarının engellendiğini iddia etti. Kaplan, çözümün ve barışın ilk adresinin cezaevleri olduğunu söyledi.

BAKAN ÇOCUKLARINA UYGULANAN...
ÖYM'lerin kaldırılmasına değinen Kaplan, "Hükümetin açıklamalarına baktığınız zaman 'ÖYM'yi kaldıracağız, TMK'yı kaldıracağız, TCK'ya da alacağız.' Böyle saçma sapan yaklaşım, hukuk olmaz. Zaten TCK yapılırken TMK'yı da kapsamıştı. Şimdi yeni bir oyun peşinde olduklarını görüyoruz" dedi. 

Olağanüstü mahkemelerin hepsinin adaletsiz olduğunu savunan Kaplan, "Sıkıyönetim, DGM, ÖYM...Hiçbirinde adalet dağıtılmadı. Siyasi iktidarların zulmü ve gücü sınandı. Hükümetten isteğimiz çok fazla bir şey değil, 'bakan çocuklarına uyguladığınız hukuku yurttaşların çocuklarına da uygulayın' diyoruz" diye konuştu.

TAMAMEN KALDIRILSIN
Kaplan, gazetecilerin, ÖYM'lerin kaldırılmasıyla ilgili bir sorusu üzerine, ÖYM'lerin tamamen kaldırılmasını Meclis'te konuştukları zaman 100 milletvekiliyle kendilerine saldırı olduğunu iddia ederek, bu konuda her zaman açık ve net tavır koyduklarını, bu mahkemelerin meşruiyeti olmadığını kapatılmaları gerektiğini söylediklerini ifade etti. Kaplan, şöyle devam etti: 

"TMK, temel kanun TCK yapıldığı zaman onun bütün karşılıkları ceza infazı dahil, silahlı örgütler ve diğer örgütlerin tamamını karşılayacak düzenleme TCK'da yapılmıştır. Hatta fazlası yapılmıştır. Bu nedenle biz TMK'nın ve ÖYM'lerin tamamen kaldırılmasını hatta TCK'da düşünce örgütlenme özgürlüğünü yok sayan Avrupa Mahkemesi içtihatlarında şiddet unsuru içermediği için suç teşkil etmeyen ifadelerle artık gazetecilerin, avukatların, siyasetçilerin, yurttaşın terörist sıfatıyla yargılanmasına son verilmesini istiyoruz. Böyle bir düzenleme geldiği takdirde ÖYM'ye 'hayır' diyeceğiz. Zaten bütün mahkemelerde artık yurttaşlarınız meşru olmayan bu mahkemeleri de, hakimlerini de tanımıyor. İfade vermedikleri, tanımadıkları bu mahkemeleri bu hükümet tutarsa bu ayıbın ortağıdır zaten. TMK'nın bir virgülünü dahi TCK'ya taşırlarsa onlar hukuktan da demokrasiden de zerre kadar nasibini almamışlardır demektir."

BUMERANG DİYE BİRŞEY VAR
Kaplan, "Bu düzenlemelerin 17 Aralık'tan sonra gündeme gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi: 

"(Bumerang) diye bir şey var. 'Döner döner sahibini bulur' derler. Adaletin olmadığı yerde iktidarda olsa herkes suçlu duruma düşer. Hukuk dışılığın, terör örgütlerinin alası yargının, emniyetin içine çöreklenmiş. Gizli dinleme yapıyorlar, sahte delil topluyorlar, hard diskleri değiştiriyorlar. Adalet hercümerç olmuş. Yeniden yargılama Balyoz davası, Ergenekon...'Herkes için yeniden yargılama' diyoruz. KCK da Ergenekon da Balyoz da basın davaları da avukat davaları da..."

Tunceli'de Gezi davası: Hrant Dink'i anmak da suç

Tunceli'de Gezi Parkı gösterilerine katılan 5 kişiyle ilgili iddianameden: Hrant Dink'i anmak suç. 'Özgür basın susturulamaz' sloganı da suç. İbrahim Kaypakkaya da intihar etmiş!

Tunceli’de Gezi Parkı gösterilerine katılan beş kişi yasadışı TİKKO üyesi oldukları iddiasıyla tutuklandı. Haklarında hazırlanan iddianamede, 1973’te sorgu sırasında işkencede öldürüldüğü ifade edilen TİKKO’nun kurucusu İbrahim Kaypakkaya’nın intihar ettiği ileri sürüldü. Sanıkların katıldığı her etkinlik, cenazeler dahil, ‘terör eylemi’ sayıldı ve tabuta omuz vermişken çekilen resimleri iddianameye kondu. Dahası iki yıl önce Gazeteci Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde Tunceli Üniversitesi’nde açıklama düzenlemek ve bu eylemde megafonu tutmak da ‘suçlar’ arasına girdi.

İNTİHAR ETMEK SURETİYLE...
Tunceli’de, Gezi Parkı gösterilerine katılan ‘Partizan’ adlı sol derginin okurları Ahmet Elma, Behsat Doğan, Gazel Gür, Kenan Küçük ve Önder Ergen geçen yıl 1 Ağustos’ta tutuklandı. Beş kişi hakkında yasadışı TİKKO üyeliği ve örgüt propagandası savıyla Malatya 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede, 1973 yılında Diyarbakır Cezaevi’nde işkencede öldürülen TİKKO kurucusu İbrahim Kaypakkaya’nın intihar ettiği ileri sürülerek, şöyle denildi: 

“24 Ocak 1973’te Tunceli Vartinik mezrası ve Munzur dağlarında gerçekleştirilen askeri operasyonda güvenlik güçleri ile girdiği çatışma sonucu yaralanarak olay yerinden kaçan, beş gün sonra bir başka askeri operasyonda saklanmış olduğu köyde sağ olarak ele geçirilen ve 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Cezaevi’nde intihar etmek suretiyle ölen...” 

KATILDIKLARI HER EYLEM SUÇ
İddianamede, Tunceli’de Gezi Parkı gösterilerinden geriye doğru, sanıkların katıldıkları tüm yasal eylemler ‘örgüt suçu’ kabul edildi. Gezi Parkı eylemleri için “kalkışma haline getirme” ifadesi kullanıldı. Sanıkların gösterilerde hep bir ağızdan söylediği “İşçi Köylü Partisi erleri / Elleri havada parlıyor silahları” dizelerinden oluşan şarkı için, “sözde kahramanlık marşı” denildi. Katıldıkları tüm cenaze törenleri ve mezarlıklardaki anmalar da yakından takip edildi.

Paris’te öldürülen Sakine Cansız’ın cenaze töreni de bu eylemler arasında sayıldı. Sanık Ahmet Elma’nın cenaze kortejinin resmini çektiği belirtilerek, “cenaze törenine örgütsel birlikteliği sağlamak” için katıldığı ileri sürüldü. Sanık Behsat Doğan’ın da öldürülmüş bir PKK’lının tabutuna omuz vermiş haldeki resmi iddianameye kondu. Sanıkların cenazelere “akrabalık bağı olmaksızın” katılmış olmalarına dikkat çekildi.

‘Örgütsel eylemler’ arasında 19 Ocak 2012’de Gazeteci Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde Tunceli Üniversitesi’nde açıklama yapmak yer aldı. Doğan’ın suçları arasında gösterilen anmada megafonu tutarken çekilmiş resmi, iddianameye kondu. Rektörlüğe yüründüğü, “Özgür basın susturulamaz”, “Katil devlet hesap verecek”, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant” sloganları atıldığı, bir dakikalık saygı duruşunda bulunulduğu, bir kadın eylemcinin açıklamayı okuduğu, Doğan’ın bu sırada megafonu tuttuğu ifade edildi.

Haber: İsmail Saymaz - Radikal

İMO’da dinleme cihazı bulundu

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu toplantı odasında dinleme cihazı bulundu.

İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu toplantılarının yapıldığı odada ‘böcek’ olarak adlandırılan dinleme cihazı bulundu. Konu ile ilgili açıklama yapan İMO, kamu adına mesleki denetim yapan bir meslek örgütünün siyasi iktidar ve yerel yönetimler tarafından hazmedilmediğini ve meslek odalarına karşı mücadele edenlerin kirli yollara başvurduğunu belirtti.

İMO’nun konu ile ilgili yaptığı açıklama şu şekilde;

İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu toplantı odasında “böcek” tabir edilen dinleme cihazı bulundu

Daha önce Mimarlar Odası Ankara Şubesi`nde dinleme cihazı bulunması nedeniyle Odamız Yönetim Kurulu toplantı odasında böcek araması yaptırmak için bir özel şirkete başvurdu. Şirket dün yaptığı aramada, Yönetim Kurulumuzun toplantı yaptığı masanın altında böcek tespit etti. Bunun üzerine konu Çankaya Emniyet Müdürlüğü`ne ve savcılığa aksettirildi. Bulunan böcekle ilgili tutanak tutuldu, fotoğraflandı; olay yeri inceleme ekibi böceği tutanakla teslim aldı.

Sormak istiyoruz: Kim ya da kimler İMO`yu dinlemek ister? Bir meslek örgütünün yasa dışı yollardan dinlenmesinden kim medet umar? Amaçlanan nedir? Kanunla kurulmuş, Anayasal bir kuruluş olan İnşaat Mühendisleri Odası hangi gerekçeyle dinlenmiştir?

Bu soruların yanıtını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Ancak bu tuhaf olayın bir an önce aydınlatılmasını, sorumluların tespit edilip yargılanmasını talep ediyoruz.

İnşaat Mühendisleri Odası kamu adına mesleki denetim yapan kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütüdür. Siyasi iktidarların ve yerel yönetimlerin karar ve tasarruflarını mesleki-bilimsel esaslar bağlamında denetlemekte ve dolayısıyla merkezi ya da yerel bazdaki yöneticilerle yıldızı barışmamaktadır. Odamızın bu nedenle dinleniyor olduğunu düşünmek bile istemiyoruz. Çünkü eğer Odamız bu nedenle dinlenmişse, sıkıntı daha derinlerde demektir.

Son birkaç yıldır meslek odalarına dönük mevzuat değişiklikleri kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Siyasi iktidar meslek odalarını güçsüzleştirmek, ekonomik açıdan zayıflatmak, üyesiyle bağlarını kopartmak için mevzuatta köklü değişiklikler gerçekleştirmiştir. Bütün bu değişiklikler Odaları yasal anlamada elini kolunu bağlamaya dönük girişimlerdir. Ancak bu kez yasal olmayan bir uygulamayla karşı karşıya bulunduğumuz açığa çıktı ki, bu, bizleri ülkemiz adına kaygılandırmaktadır.

İnşaat Mühendisleri Odası`nın gizli kapaklı, yasal olmayan hiçbir uygulaması, gündemi, ajandası yoktur. Bu olay, Türkiye`nin bir ayıbı olarak tarihteki yerini alacaktır.

Bilinmelidir ki İnşaat Mühendisleri Odası doğru bildiğini ifade etmekten, doğrularda ısrar etmekten, kamuoyunu bilgilendirmekten asla vazgeçmeyecektir.

İnşaat Mühendisleri Odası YK

Kaynak: politeknik.org.tr

17 Aralık dosyaları savcıların odalarından alındı

17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcılar Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in dosyadan el çektirilmeleri üzerine, odalarında bulunan dosyalar alındı.

Dosyalar soruşturmaya yeni atanacak savcılar belli olduktan sonra onların odalarına taşınacak. 

İstanbul’un yeni Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu iki savcıya dosyadan el çektirildiklerini dün e-posta atarak bildirmişti. Mehmet Yüzgeç İstanbul 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Celal Kara ise İstanbul 45. Asliye Ceza Mahkemesi’ne duruşma savcısı olmuştu. Savcılık kaynakları, 17 Aralık soruşturmasının ikinci dalgasıyla ilgili iki ünlü işadamına tebligat gönderildiğini ve sanık sıfatıyla ifadeye çağırıldığı belirterek, “Savcılar operasyonun ikinci dalgasına başlamışlardı. İki ünlü isme tebligatların ulaşmasının hemen ardından görevden alındılar” iddiasında bulunmuştu.

Haber: Fırat Alkaç - Hürriyet

500 polisin görev yeri değişti

17 Aralık operasyonundan bu yana bir kalemde yapılan en büyük görev değişikliği fırtınası bugün Ankara'da esti. Ankara Emniyeti'nde 500 polisin görev yeri değiştirildi.

17 Aralık operasyonu sonrasında emniyet birimlerinde yaşanan görevden alma dalgasına bir yenisi daha eklendi. Daha önce farklı zamanlarda bin 500 dolayında polisin görev yerlerinin değiştirildiği Ankara Emniyeti'nde son olarak aralarında kritik birimlerde çalışan rütbelilerinde bulunduğu 500 dolayında polisin görev yeri değiştirildi. 

Görev yeri değişikliğinden en çok etkilenen şubeler ise asayiş, güvenlik, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadeleyle ilçe emniyet müdürlükleri oldu. Buralarda görev yapan 500'e yakın polisin görev yeri değişti. 

Görevden almalar şube müdür yardımcıları, emniyet amirleri, başkomiser ve memur seviyesinde gerçekleşti. Görev yeri değişitirilenlerin çoğunluğunu memurlar oluşturdu. Bu memurların büyük çoğunluğunun operasyonel yetkiye sahip olan kritik birimlerde görev yaptığı belirtildi. Böylece Ankara Emniyeti'nde 17 Aralık operasyonunun ardından görev yeri değiştirilen polis sayısı 2 bine ulaştı. 

TÜRKİYE'DE 6 BİN OLDU
Operasyon sonrasında Emniyet Genel Müdürlüğü ile İstanbul, Ankara ve İzmir emniyetleri başta olmak üzere çok sayıda polisin görev yerleri değiştirildi. Ankara Emniyeti'nde yaşanan son görev değişiklikleri ile Türkiye çapında görev yeri değiştirilen polis sayısı, 6 bine yaklaştı. 

Görev yeri değiştirilen polisler arasında bir ay içinde ikinci kez görev yerleri değiştirilenlerin de olduğu öğrenildi. 

CHP'li Tanrıkulu'ndan Başbakan'a: Bolu Dağı'nda El Kaide kampı var mı?

CHP'li Sezgin Tanrıkulu, Erdoğan'a, Bolu Dağı'nda el Kaide örgüt üyeleri için bir kamp bulunduğu iddialarının doğru olup olmadığını sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Tayyip Erdoğan’a, "Suriye İç Savaşında savaşmak için El Kaide ve El Kaide Örgütü bağlantılı örgüt üyelerinin Suriye’ye gitmeden önce Bolu Dağlarında oluşturulmuş bu kamplarda askeri eğitime tabi tutuldukları iddiası doğru mudur? Bolu İl ve İlçelerinde El Kaide Örgütü yapılanmaları mevcut mudur?" diye sordu.

'Bolu Dağlarında arama operasyonları yapılacak mı?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde şu sorular yer aldı: Bolu Dağı’nda El Kaide Örgüt Üyeleri için bir kamp bulunduğu iddiaları doğru mudur? İddia doğru ise, Suriye İç Savaşında savaşmak için El Kaide ve El Kaide Örgütü bağlantılı örgüt üyelerinin Suriye’ye gitmeden önce Bolu Dağlarında oluşturulmuş bu kamplarda askeri eğitime tabi tutuldukları iddiası doğru mudur? Bolu Dağında El Kaide Üyelerine komando eğitimi verilen eğitim kampları bulunmakta mıdır? Bolu Dağlarındaki güvenlik izlemesi ve takibi hangi yöntemlerle yapılmaktadır? İstihbarat Birimlerinin söz konusu eğitim kamplarına dair elde ettiği bulgular bulunmakta mıdır? İstihbarat Birimlerinin elde ettiği bulgular, Bolu Dağında El Kaide Üyelerine komando eğitimi verildiğini doğrulamakta mıdır? Bolu İl ve İlçelerinde El Kaide Örgütü yapılanmaları mevcut mudur? 1 Mayıs 2011’den 28 Ocak 2014’e kadar El Kaide ve bağlantılı Örgüt Üyelerine yönelik düzenlenen operasyonlar sonucu göz altına alınan, tutuklanan ve sınır dışı edilen kişilerin iller bazında sayıları nedir? TSK ve Emniyet birimleri tarafından iddiaların araştırılması için Bolu Dağlarında arama operasyonları yapılacak mıdır?

Salih Müslim: Sanırım Bolu Dağları tarafında eğitim görüyorlar
İddiayı PYD lideri Salih Müslim Hürriyet'e verdiği söyleşide dile getirmişti. Müslim, "Bu adamlar (el Kaide militanları) kendileri Türkiye ’den geldiklerini, orada eğitim aldıklarını söylüyor" demiş, "Nerede eğitim alıyorlar?" sorusuna da, "Sanırım Bolu Dağları tarafında. Bir de bu Sarıkamış kampları falan var. Bunu oradan gelip savaşanlar söylüyor, ben söylemiyorum" yanıtını vermişti.

AKP'nin JİTEM'i Hilal timi!

Hatay'da durdurulan MİT TIR'ı olduğu gerekçesiyle soruşturulmasına izin verilmeyen TIR'lardan, AKP'nin 'özel örgütü' HİLAL timi çıktı.

Yurt'tan Ömer Ödemiş'in haberine göre, Suriye'deki terörist gruplara mühimmat götürürken Hatay'da durdurulan MİT TIR'ı olduğu gerekçesiyle soruşturulmasına izin verilmeyen TIR'lardan, AKP'nin 'özel örgütü' HİLAL timi çıktı. Eski JİTEM'cilerin içinde yer aldığı özel örgüt AKP hesabına Suriye'deki teröristlere silah taşıyor. Paylaş19 Ocak 2014'te Adana-Hatay yolu üzerinde çevrilerek aranan 3 TIR'dan askeri malzeme ve mühimmat çıkmış ve TIR'ların Milli İstahbarat Teşkilatı'na ait olduğu belirtilerek talimatla serbest bırakılması sağlanmıştı. TIR'ların aranması emrini veren özel yetkili savcı dahil olmak üzere, operasyonu düzenleyen ve aramakta ısrar eden tüm kamu görevlileri tayini edilerek cezalandırılmıştı.

TIR'larda Hilal Timi
Suriye'deki küresel cihatçı terör çetelerine silah naklettiği iddia edilen 3 TIR'daki personelin, MİT elemanları olduğu öne sürülmüştü. Ancak bu kişilerin MİT elemanı değil AKP'nin, JİTEM'in dağılmasından sonra oluşturduğu ve HİLAL timi olarak adlandırdığı özel birliklere ait olduğu iddiası ağırlık kazanmaya başladı. 3 TIR Adana'da çevrildiğinde içinde olan ve kendisini MİT görevlisi olarak tanıtan kişinin Yunus Çakmak olduğu ve bu kişinin aynı zamanda HİLAL timine mensup özel görevli olduğu belirtiliyor.

Sorumlu eski JİTEM'ci
Sorumluluğunu eski JİTEM'cilerden Metin Canikli'nin üstlendiği HİLAL timinin ağırlıklı olarak Suriye sahasında görev yaptıkları, Suriye'deki küresel İslamcı terör çetelerine eğitim verdikleri ve silah sevkıyat işini organize ettikleri belirtiliyor.

Sevkiyat amblans ve katırla
Adana'da savcılık talimatıyla çevrilen TIR'ların daha sonra yoluna devam ederek Reyhanlı'ya ulaştığı, buradan ambulanslara ve katırlara yüklenerek sınırdan geçirildiği ve Suriye sınırları içindeki kampa ulaştırıldığı belirtiliyor. Ağırlıklı olarak havan mermileri, biksi ve uçaksavar mermileri ile karadan atılan kısa menzilli füzelerin yer aldığı silahların bazı terör gruplarına dağıtıldığı iddia ediliyor.

Sevkiyat Çakmak'ta
Bünyesinde 200 yakın eski JİTEM'ci ve İtirafçı, emekli asker ve polislerin görev aldığı HİLAL timinin sorumluğunu, Psikolojik harp uzmanı olan Canikli'nin yürüttüğü, silah ve mühimmat sevkıyatlarını ise MİT mensubu olduğu öne sürülen Yunus Çakmak'ın yürüttüğü belirtiliyor.

Tokat'ta terör kampı
Tokat Nüfusuna kayıtlı Yunus Çakmak'ın Tokat'ta da bir askeri kamp oluşturarak, Suriye'de savaşa gidecek Çerkeslere askeri eğitim verdiği ve eğitim sonrasında Suriye'ye girişlerinin sağladığı iddia ediliyor. Bölgede aktif görevler üstlenen Yunus Çakmak'ın Suriye'de ki değişik gruplarla da ilişkisi olduğu belirtiliyor.

Suriye'de bombalama
AKP'nin faaliyete soktuğu iddia edilen HİLAL timinin, "ne kadar alıcı vurursanız o kadar cennete yaklaşırsınız" sloganını kullandığı belirtiliyor. Aynı timin Suriye Savunma Bakanlığı'na yapılan bombalı saldırıyı da organize ettiği de ayrıca iddia ediliyor. Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler'e bilgi veren 'derin devlet' mensubunun da HİLAL timinin psikolojik savaş birimini yöneten kişi olduğu iddialar arasında.

Suriye'de kirli oyunlar
Gazetemize ulaşan bilgilere göre AKP'nin Suriye'ye ilişkin tüm hukuk dışı girişimlerini HİLAL timini kullanarak gerçekleştirdiği, HİLAL'in JİTEM benzeri bir yapı olduğu ancak daha geniş bir hareket alanının bulunduğu belirtiliyor. Bazı MİT mensuplarının da içinde yer aldığı Tim'in bütün elemanlarının MİT kimliği taşıdığı öne sürülüyor. HİLAL timi AKP zihniyetindeki 'kontrgerilla' elemanlarından oluşuyor. Suriye'deki terörist grupların eğitilmesi, yönlendirilmesi, tedariklerinin sağlanması, nokta eylemlerin planlanması, Türkiye'ye giriş - çıkışların organize edilmesi gibi görevleri, HİLAL TİMİ üstleniyor.

AKP 'Kontrgerillası'nın lideri
AKP'nin kontrgerilla yapılanması HİLAL timinin sorumlusu Metin Canikli'nin Kahramanmaraş ili Göksun İlçesi nüfusuna kayıtlı olduğu ve Mersin'de yaşadığı belirtiliyor. JİTEM'in ilk kurulduğu yıllarda psikolojik harp uzmanı olarak görev alan Canikli'nin Doğu ve Güneydoğu da pek çok faili meçhul cinayetlerde görev aldığı ve toplu mezar yerlerinin bilgisine sahip istisna kişilerden olduğu ifade ediliyor. 1990 - 2000 yıllarında bölgede aktif görev yapan Canikli'nin onlarca insanın katledilmesi eylemlerine katıldığı iddia ediliyor.

Trafonun altında cesetle
Canikli'nin eski Hadep Silopi ilçe başkanı Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'i bizzat yakalayıp ifadelerini aldıktan sonra Şırnak Görümlü kırsalına yakın Siyahkaya dağ Tabur Komutanlığına 5 km kala Hezil çayının geçtiği yakın bir noktaya gömdüğü iddia ediliyor. Ayrıca Cizre'de kaçırılan birkaç köylü ile iki tane PKK'liyi, Silopi de yapılan Gümrük Lojmanları inşaatına bu cenazeleri gömerek üzerine elektrik trafosunu inşa ettikleri, bahse konu elektrik trafosunun altında faili meçhul cinayete kurban gitmiş 12 tane insan cesedi bulunduğu iddia edilmektedir.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers