28 Şubat 2014 Cuma

İzmir’de binler yolsuzluklara karşı ‘Hükümet istifa’ dedi

İzmir’de işçi, kamu emekçileri sendikaları ve meslek odaları yolsuzluklara karşı “Hükümet istifa” eyleminde buluştu.

İzmir’de27 Şubat günü KESK, DİSK ve TMMOB tarafından yolsuzluklara karşı “Hükümet istifa” eylemi gerçekleştirildi. Basmane Meydanı’nda toplanan eylemciler Konak Meydanı’na yürüdü.

Eylem başlamadan önce polis, Konak Meydanı’na yürünmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Polis “kitlenin parça parça yürümesine izin vereceğini” aksi halde ‘saldıracağını’ belirtti.

Polisin tehditlerine aldırmayan DİSK yöneticileri eylem programını değiştirmeyeceklerini ve yolu kapatıp yürüyüşlerine başlayacaklarını ifade etti. Polisin kurduğu barikatın kaldırılması istendi. Barikat kaldırılmadan Basmane Meydanı’ndan ayrılmayacaklarını söylediler. Sonunda polis barikatı geri çekti ve eylem başladı.

Eylemciler Çankaya yolunu trafiğe kapatarak yürüyüşe geçti. Yol boyunca sıklıkla “Hükümet istifa!”, “Her yer yolsuzluk her yer rüşvet!” ,”Hırsız var!” sloganları atıldı.

Konak Meydanı’na gelindiğinde basın açıklamasını Ramis Sağlam okudu. Sağlam, konuşmasına 12 yıldır AKP iktidarının yolsuzlukla, rüşvetle, yasaklarla ülkeyi yönettiğini söyledi. Açıklamada, AKP iktidarının meşruluğunu yitirdiği ve gitmesi gerektiği belirtildi.

17 Aralık operasyonundan bugüne kadar yaşanan baskıları, yasakları, yolsuzluk ve rüşvetleri özetleyen Sağlam “bu iktidardan kurtuluncaya kadar alanlarda olmaya devam edeceğiz” sözleriyle işçi ve emekçileri mücadeleyi büyütmeye çağırdı.

Sağlam son olarak açıklamayı şu sözlerle bitirdi: “AKP’nin hırsızlık, soygun, şiddet, yalan-talan düzenine karşı mücadelemiz devam edecek. Daha özgür eşitlikçi, hırsızlığın, yolsuzluğun olmadığı, barışçıl, laik, demokratik Türkiye özlemi gerçekleşene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Erdoğan: Adalet yerini buldu

Tahliyelerle ilgili soruları yanıtlayan Başbakan Erdoğan, 'Adalet yerini buldu' dedi. 

Balıkesir mitinginin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda tutuklanan bakan çocuklarının ve Rıza Sarraf'ın tahliyeleriyle ilgili soruyu "Adalet yerini buldu" şeklinde yanıtladı.

Adalet sıfırlandı

17 Aralık yolsuzluk operasyonunda tutuklanan bakan çocukları Barış Güler, Kaan Çağlayan ile ‘işadamı’ Zarrab’ın da aralarında bulunduğu 5 kişi tahliye edildi. Yolsuzluktan tutuklu kalmadı.

AKP’nin yolsuzluk çarkını gözler önüne seren operasyondan sonra başta emniyet ve yargı alanında yüzlerce görevden alma gerçekleşmişti. Yolsuzluğu gizleme ve soruşturmayı engelleme girişimleri ise dünkü ‘aklama’ operasyonuyla tamamlandı.

Tahliye kararını nöbetçi hakim İslam Çiçek verdi. Daha önce ‘Çirkin yollara tenezzül edildi’ diyen Başbakan Erdoğan, yargıyı kendine bağladıktan sonra “Adalet yerini buldu” açıklaması yaparken, Adalet Bakanı Bozdağ ise, “Yargı kararıdır” dedi.

17 Aralık ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ kapsamında tutuklanan iş veren Reza Sarraf ile eski bakanlar Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ve Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan’ın da aralarında bulunduğu 5 kişi tahliye edildi. Tutuklu bulunan 5 kişi, atılı suçların şüpheliler lehine değişme ihtimali, delillerin toplandıkları sabit ikametgah ve konumları gereği kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunmadığından ayrı ayrı tahliyelerine karar verildi.

5 şüpheli hakkında yurt dışına çıkış yasağı konuldu ve kamu davası açılıp savunmaları tespit edilene kadar ikametgahlarına en yakın karakola her cuma günü mesai saatleri içinde giderek imza atmalarına karar verildi. Tahliye kararını nöbetçi hakim İslam Çiçek’in verdiği kaydedildi.

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında 17 Aralık 2013 tarihinde yapılan operasyonda Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Halk Bankası eski Genel Müdür Süleyman Aslan, eski bakan Erdoğan Bayraktar’ın oğlu gözaltına alınmıştı. Operasyonda, 14 şüpheli tutuklanmış, şüphelilerden 9’u tahliye edilmişti. Dün son tahliyelerle birlikte yolsulluk operasyonu kapsamında tutuklu kalmadı.

İlçe başkanı gibi çalışınca...
Gözaltılar olunca yargıya her türlü lafı söyleyen Başbakan Erdoğan, yargı sistemini partisinin ilçe başkanlığına çevirdikten sonra tahliye kararı verilince “Hak yerini buldu” açıklaması yaptı. Edoğan’ın gözaltı kararına ilk tepkilerinden biri “çirkin yollara tenezzül edildi” demişti. İkinci dalga operasyonunu yargı mensuplarını sürerek önleyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da, “yargı kararıdır” dedi. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise, “Yolsuzlukların üstü örtülüyor” dedi.

Dünyanın merkezi sağa mı kayıyor?

Ekvador’da geçtiğimiz hafta sonu yerel seçimler yapıldı. Başkent Quito dahil önemli kentlerin belediye başkanlıklarını sağcı adayların kazanması, gözleri Latin Amerika’nın bu küçük ülkesine çevirdi. Venezuela’da sağcı şiddetin sokağa inmesinin ardından Ekvador seçimlerindeki bu sonuçlar, Latin Amerika’da 15 yıl önce Chavez’in Venezuela’da iktidara gelmesi ile değişen dengeler yerinden mi oynuyor tartışmasını da gündeme getirdi.

HÜKÜMET SOLLA UĞRAŞTI, SAĞA ALAN AÇTI
Peki Ekvador’da uzun yıllardır politik olarak sözü geçmeyen sağ, gücünü nasıl topladı? Önce seçim sonuçları hakkında bilgi verelim: 23 Şubat Pazar günü yapılan seçimlerde yaklaşık 15 milyonluk Ekvador halkı 238 belediye, 24 eyalet valiliği ve 2 bin 300 kadar belediye meclis üyesi için sandığa gitti. Bu yazı yazıldığında 4 gün geçmiş olmasına rağmen oyların yüzde 60’ı sayılmıştı. Ancak seçim sonuçları aşağı yukarı belli.

En önemli sonuç Devlet Başkanı Rafael Correa’nın liderliğini yaptığı siyasi blokun büyük koltuk kaybı oldu. Hatırlatmakta fayda var, Correa büyük halk eylemlerinin ard arda hükümetten düşürdüğü devlet başkanlarının ardından 2000 yılında, geniş bir sol, sosyalist ve demokrat cephenin; yerlilerden işçilere kadar büyük destekle ile iktidara gelmiş, anayasanın tüm halkın katılımı ile yeniden yazılmasıyla dünya tarihe not düşecek bir sürecin ardından sosyalist sola ve emekçilere ihanet ederek neoliberal politikalara yönelmişti.

Kısıtlı sosyal projeleri hayata geçirse de özellikle ikinci ve üçüncü iktidar döneminde bankacıların ve burjuvazinin kazancını garanti altına alacak kararlara imza atmış, parasız eğitim gibi anayasal hakları bir bir geri almıştı. Son iki yıldır da daha önce ittifak halinde olduğu Ekvador Halk Hareketi (MPD) ve yerli örgütü Pachakutik gibi ilerici ve sosyalist güçlere yönelik politik ve hukuki saldırı başlatmış, üniversite liderlerini, yerli temsilcilerini ve siyasi parti yöneticilerini birer birer hapse atarak “terörizm”le suçlamıştı. Sağın ekonomik ve politik temsilcilerine dokunmayarak solu itibarsızlaştırma yoluna giren Correa’nın bu tercihi, yerel seçimlere sağ adayların ülkenin en önemli belediyeleri ele geçirmesine yaradı.  

CORREA ÖNEMLİ HER YERDE KAYBETTİ
Correa’nın siyasi örgütü Alianza País (Ülke İttifakı) Ekvador’un başkenti Quito, önemli kentlerinden Cuenca, Ibarra, Latacunga, Ibarra, Latacunga, Riobamba, Portoviejo, Babahoyo, yeni Loja, Tena gibi çok sayıda sahil, dağ ve Amazon kentini kaybetti. Özellikle başkentin kaybedilmesi büyük bir darbe oldu. Correa, seçim kampanyasını bizzat burada kendisi yürütmüştü. Hükümet önemli kentlerden sadece 4’ünün belediye başkanlığını ve büyük kentlerin 8’inde de valiliği alabildi.

SAĞCI ‘SUMA’ OYLARI TOPLADI
Seçimlerde öne çıkan sağcı siyasi parti SUMA oldu. SUMA, Ekvador sağının 38 yaşındaki Mauricio Rodas liderliğinde yeni oluşturduğu bir politik ittifak. Bu ittifak, son devlet başkanlığı seçimlerinde yüzde 5 oy alabilmişti. 3 valilik ve 10 kentin belediye başkanlığını kazanan SUMA büyük bir politik atak yapmış oldu.

Rodas da artık Quito’nun yeni belediye başkanı. Oy artıran diğer politik örgütler ise mevcut sanayi bakanının liderliğini yaptığı Demokratik Sol isimli sosyal demokrat parti ve Avanza (İleri) isimli yine sosyal demokrat eğilimli politik örgüt oldu.

DİKTATÖRLÜK DÖNEMİNDEN SONRA İLK DEFA SOKAKTA...
Latin Amerika’da Chavez liderliğinde birleşen ve ana karakterini ABD’den politik ve ekonomik bağımsızlık hedefinden bulan ilerici eğilimler Ekvador, Bolivya, Brezilya, Arjantin, Uruguay gibi önemli ülkelerde ilerici liderlerin seçilmesi ile devam etmişti. Ancak Brezilya ve Arjantin hükümetleri Chavez çizgisini hiç yakalamamış ve ekonomik politikalarda neoliberalizmden uzaklaşmamıştı.

2002 yılında Chavez’e yönelik darbe girişimi boşa düşürülse de Ekvador’da Correa’nın değişen çizgisi, Honduras’ta ABD destekli darbe ve Paraguay’da sivil darbe de eğilim değiştiğinin belirtileri oldu. Şili’de başkanlık, Pinochet destekçisi Piñera’dan sosyal demokrat Michelle Bachelet’e geçmiş olsa da Bachelet’in geçmiş başkınlık deneyimi emperyalizmle bağlarını koparmayacağını gösteriyor. Ancak gençlik hareketin güçlü olması Şili’nin geleceği açısından umudu arttıran nedenlerden biri. Öte yandan Latin Amerika’nın ABD destekli büyük burjuvazisinin ekonomik gücünü kaybetmemesi sağ partiler politik gücünü toplamasına da izin veriyor. Son olarak Brezilya’da otobüs ücretleri nedeniyle başlayan haziran direnişinde de aşırı sağ da gençlerle birlikte sokağa inmişti.

Geçtiğimiz günlerde konuşma fırsatı bulduğumuz Brezilya Komünist Partisi’nden bir yetkilinin belirttiğine göre de 60’ların diktatörlük yönetiminden sonra ilk defa aşırı sağ örgütlü olarak sokakta görüldü.

SOSYALİSTLER VE YERLİLER KOLTUKLARI KORUDU
Ekvador Marksist Leninist Komünist Partisinin (PCMLE) desteklediği Ekvador Halk Hareketi (MPD) ve yerli partisi Pachakutik’in önderlik ettiği, öğrenci örgütleri, farklı siyasi örgütler, ülkenin en büyük sendikası olan Eğitimciler Sendikası (UNE) ve UNAPE gibi sanatçı örgütlerinin de desteklediği sosyalist, ilerici ittifak ise hükümetin bütün saldırı ve propagadansına rağmen elindeki belediyeleri korudu.

Hakkında ‘terörizm’ iddiası ile dava açılmış ve görevinden alınmış olmasına rağmen Lucia Sosa bir kez daha önemli liman kentlerinden Esmeraldas’ın valililiğini kazandı. Amazonlarda Zamora, Morona Santiago ve Orellana valiliklerini MPD-Pachakutik koalisyonu kazanırken, Cotopaxi ve Azuay gibi And Dağları bölgenin önemli kentleri de bu ittifakın oldu. Sandıkların yüzde 60’ının sayıldığı şu ana kadar da toplamda 6 valilik, 25 belediye başkanlığı kazanıldı.

SOSYALİSTLERE  SAVAŞ AÇTI
İlk seçildiğinde Ekvador’un Chavez’i olarak görülen Correa özellikle son iki yıldır yürüttüğü “terörizmle savaş” politikasıyla halk liderlerini ve sosyalist politikacıları ard arda tutuklatıyor. Öğrenci Federasyonu eski başkanının 2 yıl hapis yattığı Ekvador’da son olarak Pachakutik milletvekili Kléber Jiménez, yine eski MPD milletvekili Paúl Jácome, Üniversite Öğrencileri Federasyonu yöneticisi Edwin Lasluisa ve MPD’nin bir çok yerel yöneticisi tutuklanarak hapse atıldı.

Haber: Elif Görgü - Evrensel

İşte 'hayırsever' Rıza'nın mide bulandıran sözleri!

17 Aralık'ta gözaltına alınan ve bugün serbest bırakılmasına karar verilen Rıza Sarraf'ın yeni ses kaydında, Sarraf'ın "işlerini" nasıl gördüğü gözler önüne seriliyor. Sarraf'ın prensibi: "Memurun ve orospunun bahşişini önceden vereceksin."

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda gözaltına alındıktan sonra tutuklanan ve bugün serbest bırakılmasına karar verilen Rıza Sarraf'a ait bir ses kaydında, Sarraf'ın "işlerini" nasıl gördüğü gözler önüne seriliyor. İşte yolsuzluğu ve rüşveti kanıtlayan ve Rıza Sarraf ile Rüçhan Bayar arasında geçen görüşme trafiği:
Ses kaydınıdinlemek için tıklayın!

'Masraftan kaçma, yan arsaları topla'

Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen 'para sıfırlama' operasyonunu internete sızdırmasıyla ünlenen 'Başçalan' hesabı bugün bir ses kaydı daha yayımladı.

Çatalca’nın Kabakça köyündeki villalarla ilgili Recep Tayyip Erdoğan olduğu iddia edilen kişinin dünürü Osman Ketenci ile telefon görüşmelerinde Erdoğan’ın ‘jeneratör hassasiyeti’ ve villaların etrafındaki arsaları almak istemesi konusundaki ısrarı dikkat çekiyor.

‘PİYASA YÜKSELMESİN’
3 ayrı telefon görüşmesinin bulunduğu ses kaydının ilk görüşmesinde dünürü Osman Ketenci’ye yan arsaların durumunu soran Erdoğan, Ketenci’den konuyu takip ettiklerini ve piyasasının yükselmemesi için sormadıkları cevabını alıyor. Bu cevap üzerine Erdoğan, işlemin hızlandırılması talimatını veriyor.

Başçalan Tayyip resmen Çatalca / Kabakça Mahallesi'ni parselliyor. İşte dünürü Osman Ketenci üzerine alınan tapular.
PİYASA YÜKSELDİ
2′nci görüşmede villalara yapılan işlemleri anlatan Ketenci’ye Erdoğan jeneratörün olup olmadığını soruyor. Olmadığı cevabını alınca ise jeneratörün ‘olmazsa olmaz’ olduğunu belirtiyor ve bir an önce alınması talimatını veriyor.

Hırsız Erdoğan’ın telefonda konuşmasını yanında bulunan oğlu Bilal Erdoğan bölüyor ve yan arsalarla ilgili bilgi alması için uyarıyor.

Ketenci’ye yan arsaların durumunu soran Erdoğan, yan tarafın fiyatının yükseldiği cevabını alıyor.

300 bin lira fiyatla satışa çıkan 5300 metrekarelik yerin 500 bin liraya çıktığını duyan Erdoğan’ın ‘bayağı yükselmiş’ demesi dikkat çekiyor.

MASRAFTAN KAÇMA BİLAL
3′üncü görüşmede ise Erdoğan, Osman Ketenci ve Abdülkadir Kart ile Çatalca’ya gittiğini belirten oğlu Bilal Erdoğan ile görüşüyor. Mutfak, parke, boya gibi konuları halledeceğini ve büyük masrafa girmeyeceğini söyleyen Bilal Erdoğan’a Başbakan Erdoğan’ın ‘Mimarın önünü kesme, baksın etsin’ diyerek masraftan kaçınmaması gerektiği söylemesi, asıl önemli olanın süre olduğunu söylediği duyuluyor.
Ses kaydınıdinlemek için tıklayın!

Halka saldırıyorlar

Müzakere sürecine geçmeyen AKP süreci uçurumun kenarına iterken, polis ve asker ise halka saldırıyor. Licê’de karakol yapımını, Nisêbîn’de ise ‘utanç duvarı’nı protesto eylemlerine polis ve askerin saldırısı sonucu çok sayıda kişi yaralandı.

Nisêbîn ve Qamişlo sınırına örülmek istenen “utanç duvarı”na karşı dün binler sınıra yürümek istedi. Takviye zırhlı araçlarla durdurulan kitle, kent merkezinde oturma eylemi gerçekleştirdi. Polis, halka gaz bombaları ile saldırırken, kitle direnişe geçti.

Licê’de ise binlerce kişi dün Sîsê köyünü ziyaret ettikten sonra Abalı Karakolu’na doğru hareket etti. Jandarma ve polis ise zırhlı araçlarla halka saldırdı. Çatışmanın ardından gençler, Licê - Çewlig karayolunu trafiğe kapattı, barikatlar kurdu.

Karakola karşı barış barikatı
Licê’de karakol yapımını protesto etmek için yola çıkan binlerce kişi, Sîsê köyünde “Şehit Amed Şehitliği”ni ziyaret etti. “Şehit Amed Şehitliği”ne gelerek, mezarlıkları ziyaret eden binlerce kişi, saygı duruşunda bulundu. Ziyaret sırasında yurttaşlara ikramlarda bulunuldu. Ardından kitle araçlarla ikinci buluşma noktası olan Yolçatı köyüne doğru hareket etti. Ziyaretten sonra kitle Abalı (Korxa) Karakolu’na doğru hareket etti. Abalı Karakolu’na kısa bir mesafe kala yüzlerce jandarma ve polis zırhlı araçlarla kitleyi durdurdu.

“Karakol değil özerklik istiyoruz”, “Savaşa hayır”, “Bijî serok Apo” sloganları atan kitleye gaz bombalarıyla müdahale edildi, 3 kişi plastik mermiyle yaralandı. Halk saldırıyı protesto etmek için Licê-Çewlig (Bingöl) karayolunu trafiğe kapatarak barikat kurdu.

'Polis, bana şalteri kapatmamı söyledi'

Kayseri 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin isteği üzerine Ali İsmail Korkmaz Davası ile ilgili olarak Eskişehir 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün 14 tanıktan 12'si talimatla ifade verdi, 2 tanık ise duruşmaya gelmedi.

Korkmaz ailesine destek için gelen yaklaşık 80 avukat duruşmaya katılırken, 3 sanık avukatı hazır bulundu. Duruşmayı Hatay'dan gelen öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın avukat olan ağabeyi Gürkan Korkmaz da izledi.

Duruşma öncesinde Adalet Sarayı önünde toplanan yaklaşık 80 kişi sık sık 'Ali İsmail Korkmaz ölümsüz' diye slogan attı. Kalabalıktakilerden bir-kaç kişi de Adalet Sarayı karşısındaki yaya üst geçit köprüsüne pankartlar astı.

Duruşmada Sezer Zehir (39), Mehmet Aslan (35), İbrahim Arslan (30), Doğukan Bilir (24), Volkan Ferlidilek (38), Mustafa Ayaş (30), Mustafa Arslan (25), Erdoğan Gözseçen (53), Mehmet Beyazıt Mallı (49), Mehmet Avcı (56), Seyitcan Göl (19) ve Habil Duru (51) katıldı. Yılmaz Balkan ve Koray Demirel ise duruşmaya gelmedi.

ESOGÜ Beyin Cerrahisi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi uzman doktor Sezer Zehir, olay akşamı nöbetçi olduğunu başka bir hastaneden sevkle gelen Ali İsmail Korkmaz'ı muayene ettiğini ve beyin cerrahisi yoğun bakım servisine yatış işlemini gerçekleştirdiğini söyledi.

"GÖRÜNTÜLERDEKİ PATRONUMU TESPİT ETTİM"
Fırın işçisi Mehmet Aslan da olaylardan bir hafta önce başladığını belirterek "Her gece olaylar oluyordu. Ben hamurhanede çalıştığım için dışarıdaki olayları görmüyordum ve bu konuda bilgim yok. Ancak olay gecesi bir gürültü duydum. Dışarı çıktığımda çöplerin yanında polis mi sivil mi birileri kim olduklarını bilemiyorum birilerini dövüyordu. Görüntülerini izledim jandarmada ifade verdim. Görüntülerdeki patronum İsmail Koyuncu'yu tespit ettim. Dövenleri de dövülenlerin de kim olduğunu bilmiyorum. Olay anında patronum İsmail Koyuncu'nun elinde sopa görmedim" diye konuştu.

İbrahim Arslan'da kendisinin esnaf olduğunu belirterek "Olay gecesi dükkanımın alarmı çaldı. İşyerine gittiğimizde sokağa gaz bombası atılmıştı. Polisler kardeşimi dövüyordu. Kardeşimin esnaf olduğunu söyleyip polislerin ellerinden aldık. Ali İsmail Korkmaz'ın dövüldüğünü görmedim" dedi.

"7-8 KİŞİ BANA VURDU"
Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı öğrencisi olan Doğukan Bilir de "Espark önünde başlayan Gezi Parkı protesto eylemlerine katıldım. Yunus Emre Caddesi'ne yürüdük. Eylemler sırasında tanıştığımız arkadaşlar yanımdaydı. Bunlar arasında Ali İsmail Korkmaz da vardı. 3 kişiydik. TOMA su ve gaz sıkmayınca kaçmaya başladık. Fırının olduğu sokağa girdik. Ali İsmail de yanımızdaydı. Otele doğru kaçıyorduk. Yüzleri gaz maskeli 4-5 kişi ellerinde sopa ve coplarla karşımıza çıktı. Bizi kovalıyorlardı. Sivil giyimli ancak yüzünde maske olan sivil polis olduğunu düşündüğüm bana vurmaya başladı. Daha sonra 7-8 kişi oldular. Onlar da vurmaya başladı. Bana hangi örgütten olduğumu sordular, kimliğimi aldılar ertesi gün emniyetten almamı söylediler. Aldığım darbeler sonucu yere yığıldım. Beni bıraktılar. Gitmek istedim ancak darbeler nedeniyle yürüyemedim. Babamı aradım gelip beni aldı ve hastaneye götürdü. Beni döven polislerden şikayetçiyim. O sırada Ali İsmail Korkmaz'ı görmedim. Ona kimin vurduğunu da bilmiyorum" diye konuştu.

Eskişehir Ticaret Borsası'nda çalıştığını belirten Volkan Ferlidilek ise kendisinin isim benzerliği yüzünden tanık olarak çağrıldığını söyledi. Ferlidilek "Ben o tarihte şehir dışındaydım. Olayları da görmedim. beni yanlışlıkla tanık olarak göstermişler" dedi.

Anadolu Üniversitesi'nde işçi olarak çalışan Mustafa Ayaş da "Ben daha önceden Beşik Otel'in güvenlik kamerasının bakımlarını yapıyordum. Polisler beni aradı. Beşik Otel'deki güvenlik kamerası görüntülerini nasıl alabileceklerini sordu. Ben de işimin olduğunu söyleyerek gelemeyeceğimi belirttim. 2 gün sonra tekrar aradılar ve savcının talimatının olduğunu söyleyince otele geldim. Görüntülerin nasıl yedeklenebileceğini sordular. Onlara nasıl yedekleneceğini gösterdikten sonra otelden ayrıldım. Polislerin görüntülere el koyup koymadıkları bilmiyorum. Kamera görüntülerinde de dövülme olayını görmemiştim" diye konuştu.

"DAYAK YERKEN AĞABEYİM GELİP ESNAF OLDUĞUMU SÖYLEDİ"
Esnaflardan Mustafa Arslan da "Fırın önünde polislerden dayak yerken ağabeyim geldi ve benim esnaf olduğumu söyledi. Bunun üzerine polisler beni bıraktı. Polisler beni eylemci sanıp dövmüş" dedi.

"OĞLUNUN DÖVÜLME GÖRÜNTÜLERİNİ KENDİSİNE İZLETTİM"
Beşik Otel'in sahibi olan Erdoğan Gözseçen ise "Olay gecesi oteldeydim. Gece 01.30 sıralarında Ercan Bilir'in oğlu Doğukan Bilir benim otelimin önünde dövülmüştü. Diğer olayları görmedim. Güvenlik kamerası görüntülerinin silindiği iddiasını basından öğrendim. Otelimdeki güvenlik kamerası görüntülerinin silinmesi söz konusu değildir. Olaylar sırasında eylemciler kaçarken otelime sığınmak istiyordu. Tuvaletleri kullanmak istiyordu. Bu nedenle kapıyı kapatıp şalteri indireceğim sırada polis kapıyı çalıp içeriyi girdi ve bana şalteri kapatmamı söyledi. Elektrikler kesmiş olduk. Yaklaşık 10-15 dakika şalteri inik kaldı. Daha sonra şalteri kaldırdık. Bu 10-15 dakikalık sürede güvenlik kameraları görüntü kaydetmedi. Sabah saatlerinde Doğukan Bilir'in babası Ercan Bilir otele geldi. Oğlunun dövülme görüntülerini kendisine izlettim. Benden görüntüleri istedi. Kendisine Emniyet ya da savcılık arkacılığıyla alabileceğini söyledim. Daha sonra polisler geldi görüntü aktarmayı bilmediğim için kendilerine hard diski verebileceğimi söyledim. Hard diski götürdüler ancak görüntüyü açamadıklarını belirterek geri getirdiler. Sonra Mustafa Ayaş görüntüleri açtı" şeklinde konuştu.

Tanıklardan Mehmet Beyazıt Mallı ise "Olayın meydana geldiği sokakta dövülme olayı vardı. Ancak kimin dövdüğünü kimin dövüldüğünü bilmiyorum" dedi. Olayın meydana geldiği sokakta esnaflık yapan Mehmet Avcı da "Ali İsmail Korkmaz dövüldüğü sırada ben lokalde alkol alıyordum. Olay anını görmedim. Bir süre sonra dükkanıma gittiğimde eli sopalı ve gaz maskeli kişiler bir başka kişiyi döverlerken gördüm" diye konuştu.

ÇAYCI: POLİSLER BANA DA VURMAYA BAŞLADI
Çaycılık yapan Seyitcan Göl, "Olay gecesi fırının önünde beklerken polisler gelip sopayla bana vurmaya başladı. Bu sırada fırın sahibi gelerek benim esnaf olduğumu söyledi. Beni döven polisleri de tanımıyorum" diye konuştu.

KUAFÖR: EVİMİN PENCERESİNDEN UTANMIYOR MUSUNUZ DİYE BAĞIRDIM
Erkek kuaförü olan Habil Kuru "Geceleyin evimdeydim. Pencereden baktığımda sokakta polislerin ellerinde sopalar vardı. Dava konusunda tutuklu olan sivil bir kişiyi gördüm. 4-5 kişi bir kişiyi dövüyordu. Pencereden kendilerine doğru 'Utanmıyor musunuz?. 4-5 kişi bir kişiye saldırır mı?' diye bağırdım. O sırada fırıncı da olay yerindeydi" dedi.

11 NİSAN'A ERTELENDİ
Duruşmaya katılan Korkmaz ailesi ile sanıkların avukatları mahkeme heyetine tanık beyanlarına karşı Kayseri 3'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde beyanda bulanacakları belirttiler. Eskişehir 1'inci Ağır ceza Mahkemesi heyeti gelmeyen Yılmaz Balkan ve Koray Demirel adlı tanıkların dinlenmesi için duruşmayı 11 Nisan 2014 tarihine erteledi.

Ali İsmail Korkmaz davası ile ilgili 14 tanıktan 12'si talimatla ifade verdi.

Haber: Kemal Atlan-Hakan Türktan-Saadet Kefal / Eskişehir (DHA)

Erdoğan ODTÜ'lüleri hedef aldı: Solcu, ateist, terörist

1071 Malazgirt Bulvarı'nın yapımı sırasındaki doğa katliamını protesto eden ODTÜ'lüleri hedef alan Başbakan Erdoğan "Pazartesi günü Ankara’da bir bulvar açtık. Kimlere rağmen o solculara rağmen. O ateistlere rağmen. Bunlar terörist" dedi.

Balıkesir'de konuşan gerici partinin şefi Tayyip Erdoğan, ODTÜ'lüleri hedef alarak "Pazartesi günü Ankara’da bir bulvar açtık. Kimlere rağmen o solculara rağmen. O ateistlere rağmen. Bunlar terörist. Ama CHP bunlara bizim gençler diyor. Bizim sevgili gençlerimizin elinde Molotof kokteyli olmaz. Bilgisayarı, kalemi olur. Bulvarın adı ne 1071 Malazgirt. Bunlardan bir tanesi üzerine Bizans kıyafeti giymiş Alpaslan Bizans’a karşı savaşıyor ya kendini Bizans’ın yerine koyuyor. Yazıklar olsun" dedi.

Manidar açıklama: Menderes'i de sıfırlamak istediler
Kendisi hakkında çıkan yolsuzluk iddialarıyla ilgili konuşan gerici şef Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

3 Temmuz 1960 tarihli bir gazetenin haberi. İsmini vermiyorum. Bu da benim hassasiyetim. Vermiyorum, vermeyeceğim. 27 Mayıs’ta darbe yapmışlar Menderes’i hapse atmışlar bu haberi yapıyorlar. 

Şöyle yazıyor: Menderes’in kasası yolsuzluk evrakı ve vesikalarla dolu diyor. Aynen bugünkü gibi. Haberin içinde merhum Başbakan ile ilgili son derece alçakça edepsizce iftiralar var. Darbe yapmışlar yetmemiş Menderes ve arkadaşlarını hapsi atmışlar yetmemiş, bu haberlerle Menderes’in itibarını sıfırlamak istiyorlar. Sonuç, Menderes silinmez bir demokrasi kahramanı.

Barış Güler, Kaan Çağlayan ve Reza Zarrab dahil 5 kişiye tahliye kararı çıktı

17 Aralık soruşturması kapsamında tutuklanan eski bakan oğulları Barış Güler ile Kaan Çağlayan’ın yanı sıra işadamı Reza Zarrab’ın da aralarında bulunduğu 5 kişi hakkında tahliye kararı çıktı.

17 Aralık soruşturması kapsamında tutuklanan eski bakan oğulları Barış Güler ile Kaan Çağlayan’ın yanı sıra işadamı Reza Zarrab’ın da aralarında bulunduğu 5 kişi hakkında tahliye kararı çıktı.

Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan ve işadamı Reza Zarrab 17 Aralık 2013’te düzenlenen yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında tutuklanarak cezaevine konmuştu.

Barış Güler, Kaan Çağlayan ve Reza Zarrab’ın da aralarında bulunduğu 5 kişi tahliye edildi. Tahliye gerekçesi olarak “Atılı suçların şüpheliler lehine değişme ihtimali delillerin toplandıkları sabit ikematgah ve konumları gereği kaçma ve delilleri karartma ihtimali bulunmaması” gösterildi.

Greif işçileri ABD elçiliğine yürüdü

ABD Başkonsolosluğu’nun önünde eylem yapan direnişçi Greif işçileri, Türkiye’ye gelen Greif CEO’sunun kendilerini Ekonomi Bakanı’na şikâyet ederek hedef gösterdiğini açıkladı.

Fabrikaları işgal eyleminde 18 günü geride bırakan Greif işçileri, dün ABD İstanbul Başkonsolosluğu önünde eylem yaptı. İşçiler, Greif yönetimini çözümsüzlük girişimlerinden vazgeçmeye çağırdı. DİSK Tekstil Sendikası üyesi Greif işçileri, dün İstinye Park AVM önünden İstinye merkezde bulunan ABD İstanbul Başkonsolosluğu'nun önüne yürüdü. “İşgal, grev, direniş!” pankartı açan işçiler, yürüyüş sırasında sık sık “Greif işçisi direnişin simgesi”, “Ücretli köle olmayacağız”, “Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek” sloganları attı.

'AYAK OYUNLARI SÜRÜYOR'
İşçiler, Başkonsolosluk önünde polis barikatıyla karşılaştı. Polis işçileri binaya yaklaştırmadı. Barikatın önünde işçiler adına basın açıklamasını okuyan Ferhat Alsaç, Greif'in dünyanın en büyük endüstriyel ambalaj üreticisi olan ABD sermayeli bir işletme olduğuna dikkat çekti.

Alsaç, şunları söyledi: “Greif yönetiminin sendikamız ile yürüttüğü toplusözleşme görüşmelerinde takındığı uzlaşmaz ve taleplerimizi hiçe sayan tutumuna karşı haklarımıza ve geleceğimize sahip çıktık. Bu süreçte Greif Türkiye yönetimi en temel insani taleplerimizi görmezden gelerek bizler kapı önüne kormak ve fabrikayı kapatıp gitmekle tehdit etti. Greif yönetiminin ayak oyunları devam ediyor. İşçi arkadaşlarımıza gönderilen uydurma belgeler, sendika temsilcilerimize yönelik suçlamalar, silahlı taşeron patronlarının savurduğu tehditler vb yollarla bizleri sindirmeye çalışıyor.”

'YASALARI ÇİĞNEYEN BİZ DEĞİLİZ'
Bununla yetinmeyen Greif yönetiminin Anayasa güvencesindeki sendikaya üye olma hakkını da engellediğini belirten Alsaç, “Greif'in Dudullu, Sultanbeyli ve Samandıra'daki işletmelerinde silahlı özel güvenlikler nöbet tutuyor. Fabrika etrafına çekilen jiletli tellerle sendikanın faaliyetleri engellenmek isteniyor. Buna dair elimizde birçok kanıt var” dedi.

Hadımköy ve Dudullu fabrikalarında gerçekleştirdikleri direnişin “yasadışı” ilan edildiğini ifade eden Alsaç, “Asıl yasadışı olan taşeron sistemini fabrikalarında koruyarak suç işleyen Greif yönetimidir. Greif Türkiye yönetiminin Türkiye Cumhuriyeti Devleti yasalarında belirlenen iş hukukuna aykırı bir biçimde 44 taşerona fabrika bünyesinde üretim yaptırmasına göz yumuluyor” diye konuştu.

***
Greif CEO’su işçileri hükümete şikâyet etti
İşçiler adına konuşan Ferhat Alsaç, Greif şirketinin CEO'su Daniel Lister'in Türkiye'ye gelir gelmez direnişçi işçileri Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'ye şikâyet ettiğini söyledi. Greif yönetiminin bu tutumuyla kendilerini hükümete hedef gösterdiğini dile getiren Alsaç, “Bu son girişilen çaba da diğerleri gibi beyhudedir ve aynı akıbete uğrayacaktır. Sizleri bu çözümsüzlük girişimlerinden vazgeçmeye, süreci sonlandırmak için doğrudan temsilcilerimizle görüşmeye ve taleplerimizi kabul etmeye çağırıyoruz. Bizler, Greif işçileri olarak, bedeli her ne olursa olsun mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz'' dedi.

Kaynak: BirGün

FT: Türkiye'deki sorunların kaynağı Erdoğan

İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesinde yer alan bir makalede, "Türkiye'deki sorunların kaynağı Erdoğan" denildi.

BBC Türkçe'de yer alan habere göre David Gardner imzalı yazı özetle şöyle:

"Bu kuşağın en doğuştan siyasetçilerinden biri olan Erdoğan, dijital çağla baş edemiyor. Erdoğan, oğluyla arasında geçtiği iddia edilen bir kaydı düşmanları tarafından yapılan bir montaj olarak niteledi. Ama şimdi Erdoğan çukurda. Ülkesi de öyle. Erdoğan ile Gülen arasındaki iktidar mücadelesi ülkeyi sarsıyor. Her şeyin mubah olduğu bu savaş, geçen yaz yüzbinlerce kişinin Erdoğan'ın davranışlarına karşı çıktığı isyanın üzerine geldi ve şimdi yolsuzluk kanıtları Erdoğan'ın yakın çevresine ulaştı. "

 "Erdoğan köşeye sıkışmış olsa da hâlâ baskın bir siyasetçi. Muhalifleri siyasi pigme. Ancak Erdoğan'ın itibarı içeride ve dışarıda, kurtarılamayacak şekilde zedelenmiş durumda. Peki, nasıl bu noktaya gelindi?

"Erdoğan çok uzun zamandır iktidarda. Erdoğan'ın döneminde Türkiye yeniden bölgesel güç olarak ortaya çıktı. Türkiye'nin ekonomisi, Çin'inkine yakın bir hızda büyüdü. Zenginlik arttı, sağlık hizmetleri yayıldı, okullar, yollar yapıldı. Birkaç büyük işadamının karşısına 'Anadolu kaplanları' çıktı."

"Yasaklanmış iki İslamcı partinin enkazından çıkan yeni AKP nizamı, Atatürk'ten beri Türkiye'nin idaresini bir hak olarak ellerinde tutan laik seçkinleri devre dışı bıraktı. Kan dökülmemişti ama Marquees of Queensberry kurallarına (1867'de boks karşılaşmalarının adil olmasını sağlamaya yönelik kurallar) göre de yapılmamıştı. Askerlerden, kodamanlara, seçkinlerin devre dışı bırakılma şekli, Türkiye'deki kurumların kırılganlığını ortaya çıkardı, hukukun üstünlüğünü konusunda soru işaretleri uyandırdı. Gülenci savcılar ve hâkimlerle ittifak kuran hükümet, yasaları kullanarak ve gerekmesi durumunda bunları suistimal ederek generalleri ve müttefiklerini ezdi."

"Ordu nötralize edilince, Erdoğan Gülen'in Türkiye'nin kurumlarını ele geçirme arzularına set çekmeye başladı. Bu şahmerdan bumeranga dönüştü. Entrikacılar, efendilerine döndü. O kadar ki Erdoğan Kemalist ve milliyetçi muhalefet liderlerinden bazı liderlerinin seks kasetleriyle nasıl devrildiği hakkında konuşmalarını istedi."

"Tezat bir şekilde Erdoğan, yarım kalsa da gerçek bir anayasal devrime öncülük etti. Bunun itici gücü Avrupa Birliği'ne üyelik perspektifiydi. Ama Almanya ve Fransa gibi ülkeler Türkiye'nin üyeliğine ısrarla karşı çıkınca, Avrupa, reformların lokomotifi olmaktan çıktı. Erdoğan internete kelepçe vururken, yargıyı kösteklerken ve ajanlarına dinleme yetkisi verirken Brüksel'den gelen tepkiler, AB'nin dışarıda tutmak istediği bir ülkede etkisiz kalıyor. Erdoğan bu hafta 'Bu bir bağımsızlık savaşıdır ve son sözü halkım söyleyecek" dedi.

Erdoğan'ın kendisini milletle özdeştirmesi sorunu büyük ölçüde özetliyor. Yetkileri üzerinde siyasi ve kurumsal bir denetim olmayan Erdoğan, kendinden başka kimseyi dinlememeye başladı."

Rus Ordusu Kırım'a girdi

Rus ordusunun Kırım yarımadasındaki önemli havalimanlarında kontrolü ele geçirdiği iddiası gündeme bomba gibi düştü.

Kırım’ın başkenti Akmescit’teki parlamento ve başbakanlık binası, dün sabah saatlerinde silahlı bir grup tarafından işgal edilmiş, parlamento’daki silahlı grubu görüntülemek isteyen basın mensuplarının binaya yaklaşması üzerine, silah sesleri duyulmuştu.

Bölgede yaşaan karışıklığın ardından bugün flaş bir gelişme daha yaşandı. Ukrayna’nın Kırım bölgesindeki en büyük havalimanında askeri üniformalı ve silahlı kişilerin devriye gezdiği görüldü. Ukrayna İçişleri Bakanı Arsen Avakov, havaalanının işgal edilmesini"Rusya'nın silahlı işgali" olarak değerlendirdiklerini belirtti.

Şimdilik herhangi bir silahlı çatışmanın yaşanmadığını ifade eden Avakov, sosyal paylaşım sitesi üzerinden yaptığı açıklamada, Belbek (Sivastopol) Havaalanı'nın Rusya filosuna bağlı askerler tarafından bloke edildiğini ve havaalanının içerisinde Ukrayna asker ve sınır görevlilerinin bulunduğunu, dışarıda da herhangi bir belgesi olmayan, kamuflajlı ve silahlı kişilerin bulunduğunu ifade etti.

"SİLAHLI İŞGAL"
Reuters'in bildirdiğine göre, Simferopol Uluslararası Havalimanı'nda silahlı kişiler kontrol kulesine de girip çıkıyor. Ajansa konuşan Vladimir adlı bir kişi Reuters'e, "Kırım Halk Milisleri ile birlikteyim. Bizler gönüllüleriz"dedi ve silahlı kişilerin nereden geldiğini bilmediğini de sözlerine ekledi. Kırım parlamentosuna dün baskın düzenleyen bir grup çatıya Rus bayrağı asmıştı.

"RUSYA KIRIM'DAN VAZGEÇMEZ"
Bölgede bulunan gazeteci Hilmi Hacaloğlu Twitter hesabından şunları yazdı: "Kırım Tatarları bugün cuma namazından sonra sivil savunma birlikleri oluşturacak. Birlikler, Meclis Bşk. Rıfat Çubarov'a bağlı olacak! Kırım Tatarların kuracağı birlikler, saldırıya karşı savunma amaçlı olacak. Ancak Kırım Tatarlarının ne kadar endişeli olduğu açık. Simferopol-Sivastopol yolunun kapalı olduğu bilgileri geliyor. Havaalanı da Rus askerilerinin kontrolü altında. Rusya, Kırım'dan vazgeçmez.

RUSYA KIRIM'DAN VAZGEÇMEZ
Bölgede bulunan gazeteci Hilmi Hacaloğlu Twitter hesabından şunları yazdı: "Kırım Tatarları bugün cuma namazından sonra sivil savunma birlikleri oluşturacak. Birlikler, Meclis Bşk. Rıfat Çubarov'a bağlı olacak! Kırım Tatarların kuracağı birlikler, saldırıya karşı savunma amaçlı olacak. Ancak Kırım Tatarlarının ne kadar endişeli olduğu açık. Simferopol-Sivastopol yolunun kapalı olduğu bilgileri geliyor. Havaalanı da Rus askerilerinin kontrolü altında. Rusya, Kırım'dan vazgeçmez.

Gelişmeler canlı olarak aktaran Wall Street Journal, Ukrayna İçişleri Bakanının “Bu bağımsız bir devletin toprakları üzerinde kan dökmeye yönelik doğrudan bir provokasyondur” dediğini aktardı. Ayrıca Ukrayna geçici cumhurbaşkanının, güvenlik şeflerini Kırım’daki durumu görüşmek üzere toplantıya çağırdığı belirtildi.

Bu arada Rus haber ajansı RIA Novosti, Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in savaş uçakları eşliğinde Rusya’ya getirildiğini rapor etti.

RUSYA YALANLADI
Rus haber ajansı Interfax tarafından geçilen son dakikaya göre Rusya yaptığı bir açıklamada kendine bağlı Karadeniz Donanması’nın Sivastopol havalimanını “bloke” ettiğini yalanladı.

AGİT TEMSİLCİ GÖNDERİYOR
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Başkanı Didier Burkhalter Kırım’daki olaylardan endişelerini dile getirdi ve oraya ziyaret için özel temsilcisi Tim Guldimanna’yı ve ayrıca Ulusal Azınlıklar Dairesi Yüksek Komiseri Astrid Thors’u göndereceğini bildirdi.

BBC’nin bildirdiğine göre, AGİT Başkanı “Ben çatışma taraflarını bu tehlikeli durumda dikkatli ve sorumluluk sahibi olmaya çağırıyorum ve ileriye dönük bunun tırmanmasının önlenmesine yönelik tüm önlemlerin alınmasını istiyorum” ifadelerine yer verdi. Perşembe gecesi silahlı kişiler Kırım Parlamentosu ve Bakanlar Kurulu binalarını ele geçirirken, binaların üzerlerine Rus bayrağı çekmişlerdi. Öte yandan, Kırım Parlamentosu 25 Mayıs’ta özerk bölgenin yetkilerinin arttırılmasına yönelik referandum yapılması kararı aldı.

Kaynak: Odatv.com

27 Şubat 2014 Perşembe

Başbakan’ın damadıyla ilgili ses kaydı

Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’la ilgili yeni ses kayıtları dün akşam internete düştü. Söz konusu kayıtlarda Albayrak olduğu iddia edilen şahıs, bazı evrakları imha etmek için özel şoförünü öğütücü makinası almaya yolladığı görülüyor. 
Bakınız: Ses kayıdı!
Kayıtlarda Albayrak’ın iki kez öğütücü siparişi verdiği ve ilk alınan malın kötü çıkmasından dolayı şoförüne kızıyor, ikinci öğütücünün daha iyi ve büyük olmasını istediği, bunun hayati bir konu olduğunu söylediği de kayıtlarda mevcut.

Çalık Holding’in eski CEO’su Berat Albayrak, Başbakan sıfatı taşıyan Erdoğan’ın kızı Esra Erdoğan ile 11 Temmuz 2004 yılında evlendi. Albayrak, 10 Şubat 2014 itibarıyla Sabah gazetesinde köşe yazmaya başladı.

Trilyonları çalıyorlar ama hırsızlık belgelerini öğütmek için 80 Euroluk makine alıp kazık yiyiyorlar. Neyse enselenmemeleri tuhaf olurdu zaten.

Bölgenin sorumluluğu poliste

Adana'da silah yüklü olduğu iddia edilen MİT TIR'ların durdurulduğu transit karayollarının sorumluluğu jandarmadan alınarak polise devredildi. Jandarma o bölgelerde operasyon, denetleme ve arama yapamayacak.

Adana’da MİT’e ait TIR’ların arandığı transit karayolları üzerinde jandarma sorumluluk bölgelerinin tamamı polise devredildi. 

Milliyet Gazetesi'nin haberine göre, Adana’da MİT'e ait TIR’ların aranması nedeniyle yaşanan krizin ardından Adana Valiliği harekete geçti.

Valilik, il sınırları içinde kalan transit karayolları üzerindeki jandarma sorumluluk bölgelerinin tamamını polise devretti. 

Düzenlemeyle sadece iki büyük karayolu değil, çevresindeki yerleşim yerlerinin de her türlü güvenlik sorumluluğu polise devredildi. Adana Valiliği’nce Adana İl Jandarma Komutanlığı ile Adana İl Emniyet Müdürlüğü arasında yapılan özel protokol sonrasında 144 köy de polis sorumluluk bölgesine aktarıldı.

Jandarma, bu bölgede operasyon, denetleme ve aramaya yapamayacak. Uygulamanın amacı ise benzer bir krizin yaşanmasını önlemek.

Yatağan İşçileri Erdoğan'ı karşılayacak

2 Mart’ta yerel seçim çalışmaları kapsamında Muğla’ya gelecek olan  Erdoğan’ı, Mersin, Milas ve Kemerköy’den enerji ve maden işçileri karşılayacak.

Maden-İş Şube Başkanı Süleyman Girgin ve Tes-İş Şube Başkanı Fatih Erçelik’in imzasıyla yapılan açıklama şu şekilde;

3 ay içerisinde bir operasyona engel olabilmek için nasıl 6000 emniyet müdürü ve emniyet personelinin yerinin değiştirildiğini, savcıların ellerindeki soruşturma dosyaları alınarak nasıl tayin edildiklerini, yargıyı denetim altına almak için HSYK yapısının düzenleyen kanunun, istihbarat devleti oluşturmak amaçlı MİT yasasının, ifade özgürlüğünü kısıtlayan İnternet yasasının nasıl Meclisten geçtiğini, basın özgürlüğünün gazetecilere açılan telefonlarla nasıl baskı altına alındığını, yani imkansızların nasıl başarılabileceğini AKP Hükümeti çok güzel gösterdi. Sadece özelleştirmeler konusunda geri adım atmadı yalnızca firmaların talebi doğrultusunda istemeye istemeye, canları sıkıla sıkıla ihale tarihlerini ertelediklerini söylediler o kadar.

Haramzadeler'den SKY Türk ve Akşam'ın satışı ile ilgili tapeler

Habertürk Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Saraç ile işadamı Ethem Sancak arasında, Akşam gazetesi ve Skyturk360 televizyonunun satışıyla ilgili olduğu iddia edilen ses kayıtları internette yayınlandı. Bu akşam internette yayınlanan bir başka ses kaydında, Cengiz İnşaat’ın sahibi Mehmet Cengiz’in, Başbakan’dan azar işittiği ve bu durumla ilgili, “Bu yaşa geldim böyle fırça yemedim” dediği iddia ediliyor. 

Çukurova Holding’in bünyesindeki aralarında Akşam gazetesi, Skyturk360 televizyonu da bulunan Türkmedya Grubu’ nu iş adamı Ethem Sancak 62 milyon dolara (yaklaşık 125 milyon TL) 22 Kasım 2013′te satın almıştı.

Biri yer, biri bakar - Hüseyin Ali

Türkiye yeni bir sürece girmiştir. Bu, AKP iktidarının yerine yeni bir iktidar bloğunun getirilme sürecidir. Türkiye’de 80 yıllık hegemonik iktidar dağıtılıp yerine yeni bir hegemonik iktidar bloğu kurulmak istendi. AKP ile Fethullahçılar bir ittifak ve koalisyon olarak dış güçlerin desteğiyle bu yeni hegemonik iktidarı oluşturmak için büyük çaba gösterdiler. Ancak AKP hükümeti hiçbir doğrultusu olmayan, herkesi idare eden politikasıyla ne iç ne de dış güçlerin ihtiyaçlarına cevap veren bir iktidar olmuştur. Demokratikleşme gibi bir hedefi ve adımı da olmayınca, yandaşları dışında sahiplenilmeyen bir iktidar haline gelmiştir. Bu da aslında eski iktidar bloğu yerine yenisinin konulamamasıdır. Bu açıdan Türkiye’de yaşanan sadece bir hükümet krizi değil, bir devlet krizi, bir sistem krizidir. Bu gerçeklik görülmeden doğru tutum ortaya konulamaz, doğru adım da atılamaz. Yine Türkiye’deki bu devlet krizini sadece içerideki gelişmelerle açıklamak da yetmez. Ortadoğu gibi dünya dengelerinin oluştuğu bir yerde ve Türkiye gibi NATO üyesi ve ABD’ye bağlı bir ülkede yaşanan siyasi gelişmelerin her zaman bir dış boyutu vardır. Yoksa Türkiye gerçeğinde siyasi gelişmeleri doğru değerlendiremeyiz.

Türkiye’de sistem içi güçlerin çatışmasının yarattığı bir kriz yaşanıyor. Eski hegemonik iktidar yerine yenisi kurulmak istenirken, sistem güçleri arasında bir çatışma gelişmiştir. Dolayısıyla iç ve dış dengelere göre yeni bir iktidar oluşturulamadı. AKP bu ihtiyaca cevap veremedi. En önemlisi de başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halkları Türkiye’de yeni bir hegemonik iktidar değil, demokratik Türkiye istiyor.

Şu andaki sistem içi çatışma ve devlet krizi AKP ile Fethullahçılar arasındaki kavga olarak ortaya çıktı. Fethullahçılar özellikle 12 Eylül’den bu yana kazandığı mevzileri AKP iktidarında daha da güçlendirmişlerdir. Bu gücü ABD tarafından da desteklenerek, yeni hegemonyada kendi ağırlıklarının olmasını istemişler ve harekete geçmişlerdir. CHP’nin de yeni hegemonya içinde var olmak istemesiyle birlikte AKP iktidarının aşılma süreci başlamıştır. AKP’nin tek çıkış yolu köklü demokratikleşmeydi; bu temelde demokratik bir ülkede herhangi bir siyasi güç olmayı kabul etmesiydi. Yani kendi hegemonyasını kurmaktan vazgeçmesiydi. Böyle bir zihniyeti ve kapasitesi de olmadığından, AKP hükümetinin 12 yıllık yeni hegemonyaya sahip olma serüveni sonuna gelmiş bulunmaktadır.

AKP hükümetinin çok fazla direnmesi zordur. Çünkü AKP’ye fazla direnme gücü verecek bir şey kalmamıştır. Milli irade ve halktan söz etse de, bu millet ve halkın AKP’yi destekleyecek bir nedenleri kalmamıştır. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasakları kaldıracağım diyen AKP, bugün yolsuzluk ve yasakların sembolü haline gelmiştir. Yolsuzluğu da giderememiş, sadece yandaşlarını palazlandırmıştır. Yandaşlarının çok fazla palazlandığı ortaya çıkınca son dayanaklarını da kaybetmiştir. Biri yer biri bakar, kıyamet bundan koparmış. Şimdi de AKP için kıyamet zamanı gelmiştir.

Türkiye tarihinde AKP kadar kendine düşman yaratan başka bir iktidar olmamıştır. Özellikle Başbakan’ın üslubu sürekli düşman yaratan bir üsluptur. Tabii bu üslup kendisine göre uygulamalar ortaya çıkarıyordu. AKP demokrasi söylemi ve yolsuzluklara son verme iddiasıyla iktidar oldu. Ancak demokratikleşme bekleyen tüm toplumsal kesimleri hayal kırıklığına uğrattığı gibi, yolsuzluklara son verme iddiası da tamamıyla fos çıktı. Dolayısıyla herkesi düşman ve hoşnutsuz yapan bir iktidarı ayakta tutmak zordur.

Kürtler bu hükümete çok şans tanıdılar. Ama AKP tek devlet, tek millet, tek vatan ve tek bayrakta ısrar etti. Adım atma yerine askeri ve siyasi operasyonlar ya da oyalama ile Kürt Hareketini tasfiye edip kültürel soykırımcı sömürgeciliği sürdürmek istedi. Kürtler üzerinde devlet terörü uygulayan bir hükümet haline geldi. Kürt sorununun çözümünde adım atmadığı gibi, Kürtlerin yüz yıllık mücadelesini tasfiye etmek istemesi tabii Kürtlerde büyük bir öfke yaratmaktadır. Kendisini uzun süre destekleyen, ‘yetmez ama evet’ diyen aydın ve yazarların çoğunluğu şimdi AKP karşıtı hale gelmiştir. Çünkü basın üzerinde o kadar hoyratça bir baskı kurmuştur ki, tarafsız, hatta AKP’ye yakın çevreler bile bu kadar olmaz demişlerdir. Hasan Cemal gibi birisi AKP’ye öfkeliyse, bu öfkeyi yaratan AKP hükümeti ve Başbakan’dır. AKP’nin politikaları ve Başbakan’ın politikası ve üslubu kesinlikle kendi yandaşları dışındaki herkesi öfkelendirip tepkilendirmiştir.

AKP gidicidir, ama sadece AKP’nin gitmesiyle mevcut kriz aşılamaz. Bir hegemon gitsin, başka bir hegemon gelsin diye beklenemez. Çünkü kriz zaten bir hegemonun yerine başka bir hegemonun hakim kılınmak istendiği bir sistem kurma çabası yüzünden çıkmıştır. Toplumun tepkisi esas olarak bunadır. Bu açıdan şu andaki temel görev, AKP giderse yerine ne konulacağının tartışılması, hazırlıkların buna göre yapılmasıdır.

AKP gitmeli, yerine demokratik bir alternatif ortaya çıkarılmalıdır. AKP giderken başka bir hegemonyanın kuyruğuna takılmak tarihi bir hata ve gaflet olur. Türkiye artık CHP ve Fethullahçılar gibi yeni bir hegemonik güce bırakılamaz. AKP’nin gidici olması Türkiye tarihi ve demokrasi güçleri için çok tarihî bir fırsat ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Hemen bir demokrasi ittifakı ve demokrasi programı ile sürece müdahale edilmelidir. Çünkü toplumda demokratikleşme özlemi ve Kürt sorununun çözüm beklentisi çok güçlüdür.

HDP’nin siyasal partiler yasası demokratikleşsin, seçim barajı kalksın, genel seçime gidilsin önerisi bu sürece uygun bir öneridir. Ama bu öneri yetmez. Demokrasi güçleri bir araya gelip hemen bir demokrasi programı ortaya koymalıdır. Böylece yeni bir hegemonik iktidarın önüne geçilmiş olur. Nasıl ki 1905 Şubat Devrimi ve krizinde Lenin Nisan Tezlerini ortaya atarak bu ortamda inisiyatif almış ve toplumsal güçleri etrafına toplamışsa, şimdi de kuşkusuz günümüz Türkiye koşullarına göre farklı olan, ama Türkiye’nin tüm demokratikleşme sorunlarına çözüm bulan bir demokrasi programına ihtiyaç vardır. Bu program başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere çok geniş toplumsal kesimleri etrafına toplayabilmelidir. Tabii bu, kültürel demokratik İslam perspektifiyle İslam inancına sahip büyük toplumsal kesimlerin inanç özgürlüğünü de sağlayan bir program olmalıdır. Tam düşünce ve örgütlenme özgürlüğüyle emekçi ve sol güçlerin örgütlenmesi önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekir. Bu çerçevede basın özgürlüğü de bu programın esaslarından olur. Yargının yürütmenin etkisinden çıkması ve derin güçlerin kontrolüne girmemesi için tüm tedbirleri alan bir yargı reformu da bu programın temelinde olur. Çünkü yargı dün olduğu gibi bugün de hep bazı derin güçlerin kontrolünde hareket etmiştir. Böyle bir demokrasi programıyla tarih sahnesine çıkıldığında hiçbir siyasi güç hegemonyasını kuracak bir konum yakalayamaz.

Özcesi şu anda en temel görev ve çalışma, tüm demokrasi güçlerinin içinde olduğu bir demokrasi hareketi yaratabilmektir. Böylece Türkiye yeni hegemonya peşinde koşan güçlerin tasallutundan kurtulur.

Cemaat kamuda konfederasyonunu kurdu: Memur-Sen’de yarılmaya doğru

Cemaat, AKP ile yaşadığı çok boyutlu çatışmada Memur-Sen’de yarılma taktiğini devreye soktu. Yeniden işlerlik kazandırılan Aktif Eğitim-Sen ile yeni kurulan kamu sendikaları Cihan-Sen çatısı altında yan yana geldi.

AKP iktidarıyla ilk ciddi gerilimini yaşadığı 7 Şubat 2012 MİT krizi sonrasında sendikal örgütlenme yolunda adım atarak Memur-Sen saflarında bir krizin kapısını aralayan Gülen Cemaati, dershanelerin kapatılmasına yönelik adımlarla başlayan yeni siyasal krizde bir kez daha memur sendikaları kozunu devreye soktu. 2014’ün ilk günlerinde peş peşe kurulan Cemaat’e yakın memur sendikaları, Cihan Sendikalar Konfederasyonu (Cihan-Sen) çatısı altında yan yana geldi.

22 Kasım 2013’te yeniden işler hale getirilen ve 10 bine yakın üyeye ulaştığı öne sürülen Aktif Eğitim-Sen’in yanı sıra Ufuk Sağlık-Sen, Ufuk Büro-Sen, Ufuk Yerel-Sen, Ufuk Tarım-Orman-Sen, Ufuk Enerji-Sen yan yana gelerek Cihan-Sen’i oluşturdu. Cihan-Sen’in genel başkanlığını Aktif Eğitim-Sen’in de Genel Başkanı Osman Bahçe’nin yürüteceği açıklandı. Bahçe’nin yanı sıra yönetimde şu isimler yer aldı: Genel başkanvekilleri Cemalettin Çelik ve Bayram Ali Bahadır, Genel Başkan yardımcıları Erkan Kocaoğlu, Ahmet Yılmaz, Bülent Kaya, Melik Türedi, Naci Haliloğlu, Yüksel Uluer ve Faruk Aslan.

Amaç: ‘Mutlu ve müreffeh bir dünya’
Cihan-Sen Genel Başkanı Osman Bahçe, konfederasyonun kuruluş sürecine ilişkin yaptığı açıklamada yürütecekleri çalışmalara dair bilgi verdi. Tüm kamu çalışanlarının sosyal, kültürel, mesleki ve ekonomik hak ve menfaatlerini korumak ve artırmak için çalışacaklarını öne süren Bahçe, konfederasyonun amaçlarını ise şöyle sıraladı: Devlet-millet kaynaşmasının en üst düzeyde sağlandığı, sosyal barışın tesis edildiği, kamu çalışanlarının ve milletimizin bütün unsurlarının mutlu ve müreffeh bir şekilde daha yaşanılabilir bir dünyanın kurulmasını sağlamak.

Yetki dengesi değişir mi?
Cihan-Sen’in kuruluşu kamuda yetkili sendikalarda değişimlerin kapısını araladı. AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana Memur-Sen çatısı altında kadrolarını örgütleten Gülen Cemaati’nin, böylece 11 işkolunun 10’unda yetkili Memur-Sen’e büyük bir darbe indirmesinin ve bazı işkollarında yetkiyi kaybettirmesinin önü açıldı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın son istatistiklerine göre bağımsız sendikaların dışında 8 kamu çalışanları konfederasyonu bulunuyor. Bunlardan Memur-Sen’in 707 bin 652, Türkiye Kamu-Sen’in 444 bin 935, KESK’in 237 bin 180, Birleşik Kamu-İş’in 40 bin 41 üyesi bulunuyor. Memur-Sen 11 işkolunun 10’unda yetkiliyken, sadece kültür-sanat işkolunda yetkili sendika KESK’e bağlı Kültür Sanat-Sen.

İşçi sendikaları konfederasyonu da yolda
Öte yandan kamuda konfederasyonlaşmayı gerçekleştiren Gülen Cemaati’nin işçi sendikaları alanındaki örgütlenme çalışmaları da benzer bir sürece girmek üzere. Cemaat’in ocak ayında isimleri “Pak” olan bir dizi işçi sendikası kurduğu ve böylece Hak-İş’te bir yarılma yaratacağı öne sürülmüştü.

İnternet sansürü başladı

Tüm ülkede tepkilere neden olan, eylemlerle protesto edilen 'internette sansür' yasası uygulanmaya başlandı. Başbakan Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal arasında geçtiği iddia edilen ses kaydı yasanın ilk hedefi oldu. 

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre 'Haramzadeler' ve 'Başçalan' isimli hesaplardan yayınlanan ses kayıtları arasında sadece 'Paraları sıfırla' denildiği iddia edilen telefon görüşmesine ait sayfa resmen sansürlendi. 

YouTube'a yüklenen videoya erişmek isyenler, linke tıkladığında "http://85.29.61.130/uyari.html" sayfasına yönlendiriliyor. 'URL tabanlı sansür'ün ilk uygulaması olduğu belirtilen bu durum, sosyal medya ve Ekşi Sözlük'te internet kullanıcıları tarafından da dile getirildi. Ses kaydını dinlemek isteyenler youtube.com/watch?v=Cvf4aeRLu0E … basınca boş, beyaz bir sayfa ile karşılaşırken bazı kullanıcılar da 'Sayfa görüntülenemiyor' uyarısı aldıklarını belirtiyorlar.

Urla'da ırkçı gruplar sahnede

Seçim çalışmaları için Urla'ya gitmeye çalışan HDP'liler, polis tarafından otogarda durduruldu. Urla merkezinde 3 bin kişinin toplandığı belirtilirken, polis HDP'lilere "150 kişi gidip etkinliğinizi yapın" dedi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan adayı Pınar Türk, "Bizi katliama sürüklüyorlar" dedi.

Halkların Demokratik Partisi'nin Urla'daki seçim çalışmaları yine engellendi.

HDP, 23 Şubat'ta Urla'da ırkçı saldırıların yaşanması üzerine bugün tekrar ilçeye gitti.

250'den fazla araçlık konvoyla, 1500 civarında kişi İzmir'den yola çıkarken, polis aracı konvoya Urla'ya kadar eskortluk yaptı. HDP İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan adayları Pınar Türk ve Osman Özçelik'in de içinde yer aldığı konvoylar, Urla otogarında polis tarafından durduruldu.

Polis, MHP'lilerin ilçe merkezinde toplandığını belirtirken, bu kadar kalabalık kitlenin ilçeye girmemesini istedi. Polis amiri, güvenliğin sağlanamayacağını belirterek, "150 kişi gidip etkinliğini yapsın, diğerleri dönsün" dedi.

Öte yandan, bölgedeki polis yoğunluğu dikkat çekti. İki tane TOMA, bir adet akrep adlı zırhlı araç ve 100'den fazla çevik kuvvet polisi otogar ve civarında bekletildi. Otogarın etrafındaki tepeliklere de polisler yerleştirildi. Polisler, zaman zaman ses bombası atarak provokasyon yaratmaya çalıştı. Polis tarafından atılan yanıcı maddelerden bir tanesi kitlenin arasına düştü.

'BİZİ KATLİAMA SÜRÜKLÜYORLAR'
ETHA'ya açıklama yapan Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan adayı Pınar Türk, ilçe merkezinde 3-4 bin kişinin toplandığı bilgisini aldıklarını söyledi. Türk, "Polis, 150 kişiyi almaya çalışıyor. Girecekseniz 150 kişi girin diyor. Urla'da yüzü maskeli insanlar toplanmış. Polis bizi katliama sürüklemeye çalışıyor" diye konuştu.

Öte yandan, ilçede eğitime ara verilerek okulların boşaltıldığı ve kepenklerin kapatıldığı belirtildi.

Uzun süren görüşmeler sonuç vermezken, HDP'den bir heyet ilçe merkezine giderek incelemelerde bulundu ve İzmir İl Emniyet Müdürü ile görüştü.

Otogara dönerek kitleye bilgi veren HDP heyeti, alanda İşçi Partisi ve MHP'lilerin beklediğini belirterek, Emniyet'in "sizin güvenliğinizi alamayız" dediğini aktardı.

SADECE İL BAŞKANLARI GİDECEK
HDP İzmir İl Başkanı Cavit Uğur ve BDP İzmir İl Başkanı Yusuf Kaya, Urla'ya giderek seçim bürosu önünde bekleyen HDP'lilere bir açıklama yapacak. Diğer kitle ilçeye gitmeyecek.

Kim bu Tunç Abi?

Bilal Erdoğan 17 Aralık tarihli görüşmede Başbakan’a “Tunç Abi’nin” ancak 10 milyon Avro’yu alabildiği bilgisini veriyor. “Bir kısmını Tunç Ağabey’e verdik” denilen kişinin, 2. dalgadaki 41 kişilik gözaltı listesinde yer alan Kadri Tunç Peker olup olmadığı önem kazandı.

Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği ve Başbakan’ın “paraları sıfırla” talimatı verdiği iddia edilen ses kaydında adı geçen “Tunç Ağabey”in kimliği merak konusu oldu.

“Tunç Ağabey”in; 25 Aralık’ta savcının soruşturmadan alınması sonucu tamamlanamayan 2. dalga yolsuzluk ve rüşvet operasyonundaki 41 kişilik gözaltı listesinde yer alan Kadri Tunç Peker olup olmadığı sorusuna yanıt aranıyor.

Tape’de geçen “Tunç Ağabey”in, 2. dalgada geçen Kadri Tunç Peker olması halinde; iki ay önce gündeme getirdiğimiz; Halkbank’ın sorunlu bir kredi dosyasındaki teminatlı 5 milyon metrekarelik Pendik arazisinin satışındaki kuşkular, yeni boyutlar kazanacak.

“İkinci Dalga’dan Büyük Bir Rant Öyküsü” başlığıyla gündeme taşıdığımız dosyada, Halkbank’ın bu değerli araziyi resmi itirazlara rağmen; ortaklık yapısı satıştan 2 gün önce değişmiş Güven Enerji adlı bir şirkete, değerinin çok altında satışına yer verilmişti.

- Meksan adlı şirketin 1998’de kullandığı krediyi ödeyememesi sonucu bankaya geçen bu arazi, Kadıköy 3. İcra ve İflas Müdürü’nün görevlendirdiği bilirkişinin “Değeri 198.6 milyon TL’dir” raporuna rağmen, 120 milyon TL’ye satıldı.

- Bu satışı kuşkulu hale getiren işlemler dizisi 2011’de başladı. Halkbank, önce Meksan’a icra takibi sırasında 137 milyon dolar bildirdiği kamu alacağını, Akabe AŞ adlı şirkete 15 milyon dolara temlik etti.

- Bu temliğin de en kritik kısmı; Akabe AŞ’nin; kamu bankalarının “kalitesiz alacaklarını” devralacak varlık yönetim şirketleri arasında yer almaması. Şirketin ortakları Mustafa Latif Topbaş, Mahmut Muhammet Topbaş ve Abdullah Tivnikli.

- Bu devirden sonra, Meksan’ın iflas masası toplandı ve 5 milyon metrekarelik arazinin 120 milyon TL’den az olmamak üzere “pazarlık usulüyle” satışına karar verildi.

- 30 Kasım 2012’de pazarlık usulü yöntemle satışa çıkarılan bu araziyi, tek alıcı olarak katılan Güven Enerji aldı. Ticaret sicili kayıtlarına göre, bu satıştan 2 gün önce 28 Kasım 2012’de şirketin ortaklık yapısı değişmiş; şirketin eski hissedarı Mustafa Ekrem Yıldırım, hisselerini Kadri Tunç Peker’e devretmişti.

- Böylece, Kadri Tunç Peker, satıştan iki gün önce girdiği şirket aracılığıyla, Halkbank’ın resmi bilirkişi raporuna rağmen değerinin 78.6 milyon TL altında sattığı arazinin sahiplerinden biri haline geldi.

Diğer yandan Güven Enerji’nin sicil kayıtlarındaki adresi, büyük ortağı Abdullah Tivnikli olan Eksim Holding ile aynıydı. Ve durdurulan 2. dalgadaki gözaltı listesinde Tivnikli’nin de adı vardı.

- Sonuç olarak, bir kamu bankası olan Halkbank’ın, batık bir alacağı önce devralan (Akabe), o alacağın teminatı olan Pendik arazisini satışa çıkaran ve satışa çıkan araziyi alanların da birbiriyle organik bağı ve yakınlığı olan kişilerden oluştuğu bir satış gerçekleşmiş oldu.

Bu şaibeli satış; tapedeki “Tunç Ağabey”in, Pendik arazisinin sahibi Kadri Tunç Peker olup olmadığı sorusunu önemli hale getiriyor.

Tapede adı geçen “Tunç Ağabey” olabileceği yorumlanan Kadri Tunç Peker, aynı zamanda İlim Yayma Vakfı kurucu üyesi. Vakfın 112 kişilik kurucular listesinde Peker’in yanı sıra; Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın isimleri de yer alıyor.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yanıtlaması talebiyle, dün bu konudaki kuşkuları dile getiren bir soru önergesini TBMM Başkanlığı’na sundu.

Tanrıkulu’nun, önergesinde yer verdiği sorulardan bazıları şöyle:

- Kadri Tunç Peker’in Başbakan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan ile akrabalık ilişkisi nedir?

- Kadri Tunç Peker’in 2003-2013 yılları arasındaki dönemde hissedarı olduğu şirket veya şirketler ile yönetim kurulunda yer aldığı şirket veya şirketlere hangi kamu ihaleleri verilmiştir?

Haber: Çiğdem Toker/Cumhuriyet

Ankaralı hekimler direnen İzmirli meslektaşlarının yanında

Ankaralı hekimler İzmir’de grevde olan asistan hekimlerle dayanışmak ve tıp eğitimi alanında yaşanan sorunlara dikkat çekmek için bir basın açıklaması düzenledi.

İzmir Katip Çelebi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 19 Şubat’tan bu yana greve devam eden asistan hekimlere Ankara’dan destek geldi. TTB ve Ankara Tabip Odası üyesi hekimler, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası önünde Türkiye’de tıp eğitimi alanında yaşanan sorunlara dikkat çekmek ve İzmir’deki asistan hekimlerle dayanışmak için bir basın açıklaması düzenledi.  Açıklamaya SES ve Türk Hemşireler Derneği üyeleri de destek verdi.

Basın açıklamasından önce kısa bir söz alan Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Özden Şener tıp fakültesindeki hocalara seslendi. Şener, tıp fakültelerinin tahrip edilmesine ve yok edilmesine seyirci kalmama çağrısında bulundu.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ebru Basa’nın okuduğu basın açıklaması İzmir’deki asistan hekimlerin taleplerinin sıralanması ve arkasında olunduğunun belirtilmesiyle başladı. Aralık 2013’te de İstanbul Çapa’da benzer bir eylem olduğunu hatırlatan Basa, tıp fakültelerinin sayısının artarken kontenjanların da çok hızla genişletildiğini ve dekanların kontenjan düşürme taleplerini YÖK’e ilettiklerini söyledi.

Türkiye’de sağlık kuruluşlarının performansa ve kâra odaklandığının altını çizen Basa, Sağlık Bakanı’na seslendi: “Sağlığı insanların hastalığı üzerinden para kazanılacak, kâr edilecek bir alan olarak görmekten vazgeçin. Eksik yetişmiş hekim ve sağlık çalışanı, hatalı tanı, yanlış tedavi demektir. Halkımıza bunu yapmayın.” Sağlık Bakanı’na “Her tıbbi işlemin sorumlusu sizsiniz” diyen hekimler, YÖK’e de bakanlığın kontenjan artışı talebini karşılamak zorunda olmadığını hatırlattı.

Yolsuzlukların efendisi: ‘Benim MİT’im, benim hakimim, benim askerim’

İnternet, HSYK, MİT ve Askerlik yasalarında peş peşe gündeme gelen değişikliklerle AKP yargı, istihbarat ve ordu üzerinde kontrolünü pekiştirirken kendisini denetim dışına çıkarmayı, muhalefetin sesini kısmayı planlıyor.

Yıllarca kendi isteklerini pürüzsüzce yerine getirecek bir güçlü yürütme peşinde koşan egemen sınıflar şimdi, kendi elleriyle yarattıkları “tek adam”dan kurtulmanın yollarını arıyor. Bu tasfiye çabası yolsuzluk, rüşvet ve MİT operasyonları üzerinden açığa vuruyor.

Sistemin “tek adamı” Tayyip Erdoğan ise, iktidar tekelini daha da güçlendirecek adımlar atarak kendisinden kurtulmak isteyenlerle çatışmasında elini güçlendirmeye, operasyonlara karşı kalkan oluşturmaya çalışıyor.

İnternet, HSYK, MİT ve Askerlik yasalarında peş peşe gündeme gelen değişikliklerle AKP yargı, istihbarat ve ordu üzerinde kontrolünü pekiştirirken kendisini denetim dışına çıkarmayı, muhalefetin sesini kısmayı planlıyor.

İnternet, Askerlik ve HSYK yasaları bütün itirazlara karşın TBMM’de oylanarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayından geçirildi. MİT Yasası da yolda. Erdoğan’ın bir dediğini iki edemeyen Gül, yetkisini kullanarak yasaları geri çevirmesi yönündeki yoğun talep karşısında “ne şiş yansın ne kebap” anlayışıyla kendisini Anayasa Mahkemesi’nin yerine koyamayacağını söyledi.

Mahkeme Tayyip’e mülk oldu
Abdullah Gül, 26 Şubat günü yargı bağımsızlığını tehdit ettiği eleştirilerine neden olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) ilişkin yasa değişikliklerini onayladı. Gül, “yasa teklifindeki bazı maddelerin Anayasayla çeliştiğini ve değerlendirmeyi Anayasa Mahkemesi’ne bıraktığını” söyledi.

Yasanın onaylanmasıyla birlikte HSYK’nın seçilmiş üyeleri dışında 1000 görevli otomatik olarak tasfiye edildi. Yeni atamalar ise 15 gün içinde Bekir Bozdağ tarafından yapılacak.

Adalet Bakanı’nın HSYK üzerindeki yetkilerini genişleten tasarı TBMM’de yaklaşık 20 saat süren ve yumruklaşmaların yaşandığı oturumun sonunda kabul edilmişti.

Yasaya göre, meslekleriyle ilgili araştırma yapacak, iç ve dış burstan yararlanacak hâkim ve savcıların yurtdışına gönderilmesi Adalet Bakanlığı’nın yetkisinde olacak. Hâkim ve savcıların dış temsilciliklere, uluslararası mahkeme veya kuruluşlara gönderilmesini Adalet Bakanlığı yapacak.

HSYK başkan ve yardımcıları hükümet tarafından belirlenecek.

Meslek içi eğitimleri de HSYK yerine, Türkiye Adalet Akademisi tarafından düzenlenecek.

Akademi’nin yönetimi de Adalet Bakanı tarafından belirlenecek.

Tayyip’in paşaları
Genelkurmay başkanları ve kuvvet komutanlarına Yüce Divan yolunu açan Askerlik Kanunu, Cumhurbaşkanı Gül’ün onaylamasının ardından 22 Şubat’ta yürürlüğe girdi. “Komutanlara Yüce Divan Yasası” denilen kanunla, Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarına MİT Müsteşarını da aşan biçimde dokunulmazlık zırhı sağlandı. Buna göre Başbakan’ın izin vermediği hiçbir paşa ne soruşturulabilecek ne de yargılanabilecek. Böylece Başbakan kaderini eline aldığı paşaların kendisine biat etmesini de sağlayacak.

Yasaya göre, hükümetin de memnun olduğu kuvvet komutanlarının görev süreleri 1’er yıl süreyle yaş haddine (67) kadar uzatılabilecek. Böylece hükümetin istemesi durumunda mevcut Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, bu görevini 2017 yılına kadar sürdürebilecek. (Adnan Keskin, Taraf)

Tayyip’in süper MİT’i
Gazete hazırlanırken Meclis’te hala görüşülmekte olan MİT Yasası ile ise, MİT’in yetki ve olanaklarını genişleterek son dönemde operasyonlara konu olan savaş suçu dahil kirli faaliyetlerine yasal kılıf oluşturuluyor. Türkiye toplumunun belleğine insanlık düşmanı, kirli, kriminal faaliyetleriyle kazınmış olan MİT’e milletvekillerinin dahi sahip olmadığı bir dokunulmazlık zırhı getiriliyor.

- MİT’e yargıya ilişkin konularda adalet bakanında dahi olmayan olağanüstü yetkiler veriliyor. Avukatların dahi bilgi alamadığı soruşturma aşamasında MİT’e istediği her türlü dosyaya erişim yetkisi verilecek.

- MİT’ten gelecek her talep kayıtsız şartsız yerine getirilecek ve bu talepleri yerine getirenlere hukuki ve cezai sorumluluk çıkmayacak. Bu, milletvekillerine dahi tanınmayan bir dokunulmazlık zırhı sağlıyor.

- MİT mensupların ‘devlet çıkarlarının zorunlu olduğu haller’ dışında tanıklık yapmayacak.

- Teklif, MİT’e yabancı uyruklu tutuklu ve hükümlüler hakkında sınır dışı etme, iade ya da takas yetkileri tanıyor.

- MİT her türlü kuruluş ve örgüt ile temas yetkisi verilerek ‘çözüm süreci’ adı altında PKK ile yapılan görüşmelerde sorumsuz hale getiriliyor. Ancak bu yetki MİT’in El Kaide benzeri örgütlerle ya da mafyatik örgütlerle ilişkileri de olağanlaştırıyor. Yetki, herhangi bir örgüte (örn. Suriyeli cihatçılar) yönelik silahlandırma faaliyetlerinin de önünü açıyor.

- Önleyici dinleme adı altında MİT’e ucu bucağı olmayan dinleme yetkisi veriliyor.

- MİT belgesi yayımlayanlara hapis cezası getiriyor. (İlhan Cihaner, soL)

Erdoğan’ın bir yandan sistem içi kavganın bir yandan sokak muhalefetinin basıncı altında giriştiği bu hamlelerin onun kaçınılmaz çöküş sürecini nasıl etkileyeceğini, kağıt üzerinde yazanlar değil somut siyasal çatışmalar belirleyecek.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers