31 Mayıs 2014 Cumartesi

Halk korkusu AKP'ye sıkıyönetim ilan ettirdi

Onbinlerce yurttaş Gezi Direnişi’nin  yıldönümü için sokaklara akın etti. Soma’da, Gezi’de ve Roboski’de katledilen canları anan onbinlere polis saldırdı, halk karşılık verdi.

Bir yıl önce 31 Mayıs’ta başlayan Gezi Direnişi için dün tüm Türkiye sokaktaydı. Başta İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Amed olmak üzere onlarca ilde sokağa çıkan onbinlere AKP polisi saldırdı; halk karşılık verdi, gençleri katleden AKP iktidarından hesap sordu. 

A’dan Z’ye polis saldırısı A’dan Z’ye halk direnişi
Taksim’de tam bir OHAL uygulanırken Sultangazi Belediyesi’nin hizmet binası açılışında konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, “Burada Taksim’i anıtlaştırma konusunda attığımız ve anlatacağımız adamları engelleme yöntemi vardır. Eğer Taksim’e gelme gibi bir duruma gelirseniz kusura bakmayın güvenlik güçleri kesin talimat almıştır gereği neyse A’dan Z’ye yapılacaktır. Burası yol geçen hanı değil” dedi.

Hükümet tarafından günlerdir Taksim civarına konuşlandırılan polis güçleri ve TOMA’lar tam da Başbakan’ın bu emrini yerine getirerek kitleye saldırdı. Yoldan geçen neredeyse herkesin gözaltına alındığı ablukada İstiklal Caddesi’nin birçok noktasında yurttaşları darp ederken basın mensuplarının görüntü almasını da engelledi. Mis Sokak önünde bir araya gelerek “Her yer Taksim her yer direniş” sloganıyla İstiklal Caddesi üzerinden Taksim’e yürümek isteyenlere polis gaz bombaları ile müdahale etti. Fransız Konsolosluğu’nun önünde “Gezi’den Soma’ya hesap sormaya” pankartı açan kitleye TOMA’lardan sıkılan tazyikli su ve gaz bombaları ile müdahale etti.

Saldırı başladı
İstiklal Caddesi’nden Taksim Meydanı’na çıkmaya çalışan Avusturyalı iki turist gözaltına alındı. Talimhane tarafından Gezi Parkı’na bakan bir binaya “Korkmayın” yazılı pankart asan 3 kişi de polis tarafından gözaltına alındı. Polis, Mis Sokak’a girerek bazı işyerlerine baskın düzenlemeye çalıştı. .

Yine İstiklal Caddesi üzerinde “Lice’den Gezi’ye direnişe bin selam”, “Bijî tekoşina Gezi”, “Bijî têkoşina Licê” sloganı atarak yürüyen yurttaşlar da sivil polisler tarafından coplarla darp edilerek gözaltına alındı. Polis gözaltı yaptığı sırada haber takibi yapan gazetecilere de coplarla saldırdı. Bu arada, Polisler, TMMOB’a saldırdı. İçeriye girmeye çalıştı. Ancak, içeride bulunan TMMOB’lular buna izin vermedi. Sivil polisler de dışarı çıktı. Bir kişi dövülerek gözaltına alındı.

Dayanışmaya saldırı
Taksim Dayanışması, Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. İstiklal Caddesi’ndeki TMMOB binasında bir araya gelen Taksim Dayanışması üyeleri Taksim’e doğru yürüyüşe geçti, ancak Meşelik Sokak’ta yolları polis barikatı ile kesildi. Aralarında HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü, HDP İstanbul milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Levent Tüzel, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Şamil Altan, CHP milletvekilleri Melda Onur ve Mahmut Tanal, Taksim Dayanışması üyeleri Mimar Mücella Yapıcı, Ali Çerkezoğlu’nun da bulunduğu kitle, “Her yer Taksim her yer direniş”, “Gezi’den Lice’ye direnene bin selam”, “Berkin Elvan 15’inde bir fidan”, “Daha fazla Taksim daha fazla direniş” sloganları attı ve oturma eylemine başladı.

Polisin, Taksim Dayanışması üyelerinin Fransız Konsolosluğu’nun önünde basın açıklaması yapmasına izin vermemesi nedeniyle uzun süre devam eden gerilimin ardından, grubun burada açıklama yapmasına izin verildi ve polis barikatı kaldırıldı. Ancak Taksim Dayanışması adına açıklama yapan Hüseyin Demirdizen, “Bugün alanlarına sahip çıkan binlerce insan yine polis ablukasına alındı, meydanlara çıkmak isteyenler gözaltına alındı. Tam bir akıl tutulması var. Akıl yok mantık yok. Bugün yapmayı düşündüğümüz açıklamayı yapmak için koşullar oluşuncaya kadar bekleyişimizi sürdüreceğiz” dedi. Gazetemiz baskıya girerken Dayanışma’nın oturma eylemi devam ediyordu.

Cihangir’de saldırı
Öte yandan, Cihangir’den Taksim’e yürümek isteyen kitleye de polis gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti. Cihangir’den Taksim’e yürümek için Firuzağa’da toplanarak “Her yer Taksim her yer direniş” sloganlarıyla Taksim’e doğru yürüyüşe geçen kitleye polis TOMA’lardan sıkılan tazyikli su ve gaz bombaları ile müdahale etti. Polisin müdahalesine kitle taş ve şişelerle karşılık verdi. Bu arada, Beşiktaş-Osmanbey güzergahından Taksim’e yürüyenlere gaz bombalarıyla müdahale edildi.

Gazi’ye müdahale
Aynı saaatlerde Gazi Mahallesi’nde toplanarak Taksim’e yürümek isteyen gruba polis müdahale etti. TEM Otoyolu’na çıkmak isteyen gruba polis, biber gazı ve TOMA’dan sıkılan tazyikli su ile müdahale etti. Eylemciler ile polis çatışma uzun süre devam etti. Ayrıca, Okmeydanı’nda da akşam saatlerine doğru çatışmalar başladı. Beşiktaş’ta toplanarak Taksim’e yürüyen grupların önü ise polis tarafından kesildi.

Onlarca gözaltı var
İstiklal Caddesi’nde 3 kişinin dahi yan yana dolaşmasına izin vermeyen polisler, ara sokaklara girmek isteyen yurttaşlara da izin vermedi. Değişik kaynaklardan alınan bilgilere göre, daha eylem başlamadan 51 kişi gözaltına alındı. Ancak daha sonraki gözaltılarla toplam sayının yüze vardığı sanılıyor.

Çiçeğe izin yok
Sabah Taksim Gezi Parkı’na çiçek bırakmak istediğini belirten bir vatandaşa da polis izin vermedi. Mehmet Rıza Camcı, polislerden izin isteyerek parka çiçek bırakmak istedi. Nöbet tutan polisler, Camcı’ya izin vermedi. Esnaf olduğunu belirten ve kendi yetiştirdiği çiçeklerle parka geldiğini söyleyen Mehmet Rıza Camcı, “Burada kaldım geçen sene. 19 gün burada yattım ve burada gaz bombasıyla vuruldum. Onun için, hüzünlendim geldim, çiçeklerle geldim” şeklinde konuştu. Camcı daha sonra elinde çiçekleriyle parkın girişinden uzaklaştı.

Kitap okuma eylemi
Haziran ayaklanması nedeniyle polisiye önlemlerin artırıldığı Taksim’de bir grup genç, “kitap okuma” eylemi yaptı. Kitap okumaya devam ettikleri sırada polis kimi yurttaşlara müdahale ederek gözaltına almak istedi. Bu sırada çevrede bulunan yurttaşlar “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları atarak polisi protesto etti. Protesto üzerine yurttaşları gözaltına almayan polis, çember kurarak aralarında kitap okuyan yurttaşların da bulunduğu tüm yurttaşları alandan uzaklaştırdı.

Eller copta savaşa hazır
Gezi direnişin yıldönümünde, Taksim Dayanışması’nın yaptığı buluşma çağrısı nedeniyle polis Taksim’de adeta “OHAL” önlemleri aldı. Gezi Parkı direnişinin yıldönümünde, Taksim Dayanışması’nın saat 19.00’da yurttaşları direnişte yaşamını yitirenleri anmak ve taleplerini yinelemek için Taksim’e çağırmasının ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü adeta “OHAL” önlemleri aldı. Taksim’e giriş çıkışlara yada sokaklara barikat kurulmadı ama sabahın erken saatleriyle birlikte Gezi Parkı, Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi ve caddeye çıkan tüm ara sokaklarda ellerinde cop olan binlerce polis bekletilmeye başlandı.

Mêrdîn’den bile geldiler
Yine Gezi Parkı’nın içinde çevik kuvvet ekipleri de bekletilirken, Taksim ve civarına otobüslerle polisler getirilmeye devam ediyor. Galatasaray Meydanı’nda ise itfaiye araçları bekletiliyor. Beşiktaş’ta ise Abbasağa Parkı, Yıldız Yokuşu, Beşiktaş Meydan ve Başbakanlık Ofisi önünde yığınak yapan polis, çarşı içine de çok sayıda sivil polis konuşlandırdı. Öte yandan sabah saatlerinde Sinop, Ordu, Samsun, Giresun, Çorum, Kırşehir, Nevşehir, Kastamonu, Elazığ, Bingöl ve Mardin’den binlerce polis, İstanbul Atatürk Havalimanı’na getirildi. Polisler buradan otobüslerle görevlendirildikleri yerlere gönderildi.

Gezi Parkı kapatıldı
Bu arada polis, Gezi Parkı’nı yurttaşlara kapattı. Direnişin yıl dönümü nedeniyle Taksim’de toplanacak yurttaşlara karşı bekleyen polis, Gezi Parkı’nı dün saat 10.50 sıralarında kapattı. Şişli Meydanı’nda ve Beşiktaş’ta ise iş makineleri bekletildi.

Direnişin yıldönümünde İstanbul Valiliği kararıyla Anadolu yakasından Avrupa yönüne tüm vapur seferleri durduruldu. Şehir Hatları A.Ş’nin internet sitesinden yapılan açıklamada, “İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün aldığı kararlar uyarınca 31 Mayıs 2014 Cumartesi günü Anadolu yakasından Avrupa yönüne tüm seferler saat 15.00 itibariyle iptal edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Son yolculuğuna uğurlandı
Kadıköy’de “çevre ve doğaya dikkati çekmek” amacıyla düzenlenen mitingde polisin attığı gaz bombalarından etkilenerek kalp krizi geçiren ve 5 aydır tedavi gördüğü hastanede dün 64 yaşında hayatını kaybeden Elif Çermik’in cenazesi toprağa verildi. Nurtepe Cemevi’nde düzenlenen törende taziyeleri Çermik’in eşi Mustafa Çermik, oğulları Deniz ve Şenol, kızları Demet ve Derya Çermik kabul etti. Cenaze törenine sanatçı Ferhat Tunç ve Pınar Aydınlar, HDP Eşbaşkan Yardımcısı Hatice Altınışık, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, Partizan, Taksim Dayanışması üyelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Kadıköy’de, İstanbul Kent Mitingi’nde biber gazıyla kalp krizi geçiren Çermik, Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavisi yoğun bakımda devam ederken 30 Mayıs’ta solunum yetmezliği nedeniyle vefat etmişti.

Sırrı Süreyya Önder Gezi Parkı’nda
HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Gezi olaylarında yaşamını yitirenlerin anısına, Gezi Parkı’na çiçek bıraktı. Önder, elinde bir buket papatya ile polis çemberinin arasından geçerek, merdivenleri çıktı. Kendisini takip eden gazeteciler ile birlikte Gezi Parkı’na giren Sırrı Süreyya Önder, bir buket çiçeği park içindeki bir kayanın üzerine bıraktı. Önder, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çiçekleri yitirdiklerimizin anısına bıraktım” dedi ve Gezi Parkı’ndan ayrıldı.

Her yer Gezi her yer müdahale
Gezi Parkı eylemlerinin başladığı yıldönümünde sadece Taksim’de değil bir çok ilde halk meydanlarına çıkarak protesto eylemleri gerçekleştirdi.

En kitlesel eylem ve sert müdahalede Ankara’a İstanbul’dan sonra başı çekerken İzmir, Adana, Eskişehir, Antalya, Sivas, Kocaeli, Kırıklareli, Tekirdağ ve Kayseri’ye kadar her yer eylem ve müdahale alanı oldu.

Gezi direnişinin yıl dönümü vesilesiyle direnişte hayatını kaybedenleri anmak ve direnişi selamlamak için Ankara Dayanışması’nın çağrısıyla dört koldan Kızılay’a yürüyen binlerce kişiye, polis gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti. Polis, Güvenpark arkasında Başbakanlığın bulunduğu alanı ablukaya aldı. Yine polis helikopterleri Kızılay’ın üzerinden uçmaya başladı. Eylem ara sokaklara yayılırken çok sayıda gencin baretle katılması dikkat çekti.

TOMA’yı zaptetti
Adana’da Atatürk Parkı’nda biraraya gelerek AKP İl binasına doğru yürüyüşe geçen kitleye polis şiddetli müdahalede bulundu. Polisin sert müdahalesine eylemciler de taş ve sopalarla karşılık verdi. Çevik Kuvvet polisinin de müdahale ettiği eylemcilerden biri TOMA’nın üzerine çıkarak su sıkmasını engellemeye çalıştı. Diğer TOMA’dan eylemci gencin üzerine su sıkılınca yere düştü.

Hükümet istifa
Ali İsmail Korkmaz’ın katledildiği Eskişehir’de halk Ali İsmail Korkmaz Parkı”nda buluşarak “Hükümet istifa” sloganları attı. Dersim’de ise kitle Seyid Rıza Meydanı’na yürüdü.

Ankara'da Haziran için büyük yürüyüş

Haziran Direnişi’nin yıl dönümünde birçok ilde emekçiler sokağa çıktı.

00.50: Adana’da gözaltına alınanların isimleri şöyle: Çocuk Şube’de tutulanlar: Özgür Köse, Semih Bozgaç, Ali Koçkaya, Baha Kağan Koltan...

Emniyet Müdürlüğü’nde tutulanlar: Kazım Günbay, Zuhal Subaşı, Derya Günay, Gülten Çayırcı, Onurcan Taşdemir, Erhan Batmaz, Hasan Can Kabuklu, Uğurcan Büyüknisan, Hüseyin Erdi, Çağlar Vesek, Emre Can Çetin, Yahya Kaplan, Osman İblas.





















İngiliz haber ajansı Reuters, Gezi Parkı eylemlerinin 1′inci yıldönümü için düzenlenen eylemlerde polisin uyguladığı şiddeti, abonelerine bu fotoğraflarla duyurdu.



23.50: Antakya'da polis saldırısı var.

22.45: Zonguldak'ta öğrenciler ve emekçiler İnönü Parkı'nda anma gerçekleştirdi. Anmanın ardından topluluk forum düzenledi.

22.38: Malatya'da saat 17.00'de Öğretmen Evi önünde toplanan 500 kişi İnönü Caddesi'nde yürüyüşe geçti.

Sloganlarla yürüyen topluluk Soykan Parkı'nda basın açıklaması ve oturma eylemi yaptı.

22.30: Adana'da gözaltına alınanların aileleri, Emniyet Müdürlüğü önünde gözaltına alınanların serbest bırakılması için bekliyorlar.

22.20: Adana'da 3 BDSP'li de gözaltılar arasında. Gözaltna alınanlar Emniyet Müdürlüğü'nde tutuluyor.

22.10: Muğla'da yapılan yürüyüş sona erdi. Sınırsızlık Meydanı'nda yeniden toplanan kitle eylemi sona erdirdi.

22.05: Adana'da SDP binası basıldı, gözaltılar var.

22.00: Antakya BP önünde polis saldırısı yaşandı.

21.50: Bursa'da eylem sona erdi.

21.35: Denizli'de de eylemler sürüyor.

21.20: Adana'da eylem gözaltıların bırakılması talebiyle devam ediyor.

21.20: Bursa'da saygı duruşunun ardından basın açıklaması yapılıyor.

21.15: Antakya'da BP'ye doğru yürüyüş başladı.

21.12: Kocaeli'de eylemciler AKP önünde. Bekleyiş sürüyor.

21.10: Adana'da polis saldırısı şimdilik durdu. Eylemciler saldırıya uğrayan binalardan çıkıyorlar.

21.10: Bursa'da eylemciler Heykel'e ulaştılar.

21.05: Eskişehir'de belgesel gösteriminde Tayyip Erdoğan her çıktığında yuhalanıyor.

21.00: Bursa'da Ulucami'ye gelindi.

20.58: Gebze'de mücadele çağrısıyla eylem sonlandırıldı.

20.55: Haziran Direnişi’ne 3 şehit veren Antakya’da emekçiler Armutlu’da toplanıyor. Yürüyüş ise 21.00′da başlayacak.

20.55: Kocaeli’nde yürüyüşün hedefi AKP İl Bina’sı.

20.53: Zonguldak’ta valilik yanında bulunan İsmet İnönü Parkı’nda çadırlar kuruluyor.

20.50: Bursa'da kitle Timurtaşpaşa'ya geldi. "Sık bakalım" şarkısı söyleniyor.

20.40: Bursa'da Heykel yolu trafiğe kapatıldı. Eylemciler zafer Plaza'ya ulaştı.

20.35: Çanakkale'de AKP İl Binası'na yürünüyor.

20.30: Kocaeli'nde Fethiye Caddesi'nde "Hükümet istifa!" sloganlarıyla Cumhuriyet Parkı'na yürünüyor.

20.25: Bursa'da yaklaşık 2 bin kişi Heykel'e doğru yürüyor.

20.15: Adana’da Eğitim-Sen’in ve diğer kurumların da olduğu binanın olduğu yerde polis iki sokakta saldırıyor. Binaların içine gaz bombasının atıldığı söyleniyor. Sokaklarda akrepler var. 100′ün üzerinde gözaltıdan bahsediliyor.

20.10: Bursa'da kitleye Haziran Direnişi'nde katledilenlerin isimleri okunuyor ve ardından "yaşıyor" deniyor. Ayrıca "Katil polis hesap verecek!" ve "Gezi şehitleri ölümsüzdür!" sloganı atılıyor.

20.05: Gebze'de Haziran Direnişi'nde katledilenri anmak için yapılan saygı duruşunun ardından, bugün Taksim'de yapılan saldırıları ve gözaltıları protesto etmek için oturma eylemi yapılıyor.

19.55: Adana'da Eğitim-Sen'in olduğu sokakta polis saldırıyor ve plastik mermi kullanıyor.

19.50: Adana'da aralarında Avukat Taylan Özgür'ün de olduğu 20 kişinin gözaltında olduğu öğrenildi.

19.47: Gebze'de yol kesen eylemciler geri çekildiler. Yürüyüş sürüyor.

19.45: Gebze'de aralarında sınıf devrimcilerinin de olduğu eylemciler E-5'i kapattılar. Polis saldırıya geçti. Havai fişeklerle karşılık veriliyor.

19.40: Gebze'de Trafo Meydanı'ndan dolaşılarak Eski Öğretmenevi'ne yürünüyor.

19.40: Bursa'da polis validen telefon gelene kadar yolu açmayacağını söylüyor. "Katil polis hesap verecek!", "Bu daha başlangıç!" slogaları atılıyor.

19.35: Adana’da ara sokaklarda polis saldırısı sürüyor. 40′ın üzerinde gözaltı olduğu söyleniyor.

19.30: Çanakkale İskele Meydanı’nda Elif Çermik için basın açıklaması yapılıyor.

19.30: Samsun’da KESK tarafından basın açıklaması yapılıyor.

19.30: Bursa'da eylemciler Altıparmak Caddesi'ndeler. Polis barikatı var. Eylemciler polis barikatının önünde bekliyorlar.

19.20: Eskişehir'de Espark'a gelindi.

19.18: Gebze'de kent merkezine yürüyüş devam ediyor.

19.15: Samsun’da eylemciler Uğur Mumcu Parkı’na ulaştılar.

19.13: Adana'da polis TOMA'dan eylemcilere su sıkarak saldırıyor.

19.10: Adana'da 11 gözaltı var. Gözaltına alınanların ikisinin avukat olduğu söyleniyor. Polis döverek gözaltına alıyor.

19.10: Dersim'de Seyit Rıza Meydanı'na yürünüyor.

19.05: Gebze’de AKP önünde “İşte burası katil yuvası” sloganları atıldı. Eylemciler buradan kent merkezine yürüyor.

19.05: Samsun’da Uğur Mumcu Parkı’na yürünüyor.

19.00: Mersin Forum AVM önünde toplanma başladı.

18.55: Adana’da Sular’a doğru yürümek isteyenlere polis saldırdı.

18.50: Adana'da eylemde konuşmalar yapılıyor.

18.50: Gebze'de eylemciler AKP'ye yürüyor.

18.45: Eskişehir'de eyleme katılım artarak devam ediyor.

18.40: Gebze'de Eski Öğretmenevi'nde toplanan yüzlerce kişi yürüyüşe başladı.

18.35: Adana Atatürk Parkı'nda eylem slogan ve marşlarla sürüyor.

18.25: Eskişehir’de emekçiler Ali İsmail Korkmaz Parkı’nda bir araya geliyor. Buradan Espark’a yürünecek.

18.20: Bolu’da oturma eylemi yapılıyor.

18.15: Antalya’da Aydın Kanza Parkı’na yürünüyor.

18.10: Samsun’da eylemciler Süleymaniye geçidinde toplanmaya başladı.

18:10: Giresun’da Gazi Caddesi’nde emekçiler toplanıyor.

18.00: Adana’da Haziran Direnişi’nin merkezi olan Atatürk Parkı’nda buluşuluyor.

Lobna Allami: Artık bizi vurmasınlar

Gezi'de vurulup 25 gün komada kalan, üç beyin ameliyatı geçiren Lobna Allami yaşama döndü.

Arhus, deniz kıyısında, sokakları bisiklet dolu, sakin, küçük bir kuzey Avrupa kenti.

Bu Danimarka kentindeki Türkiyeliler böylesine uzağa yeni bir yaşam kurmak göçmüş.

Lobna Allami'yi Türkiye'den buraya savuransa 'eski yaşamına' geri dönme çabası.

Allami, eskisi gibi konuşmak, eskisi gibi yazmak, eskisi gibi çalışmak, eskisi gibi yürümek kısacası eskisi gibi yaşamak adına iyileşmek için bu sıralarda sevgilisinin yanında bulunduğu bu kentte bulunuyor.

Onun için eskisi demek, 31 Mayıs öncesi demek.

Allami o günü artık hatırlıyor: Çok da insan değildik, 50 kişi falan vardık. Gittik oraya, Taksim’e, oturduk. Etrafımızda olurlar ama bize vurmazlar diye düşündük. O yüzden ben hep oturdum. Polisler geldi, gaz başladı, ben hala oturdum. En son bir arkadaşım 'artık nefes alamıyorum, gidelim' dedi. Sonra oradan kalktım, biraz yürüdüm, sonra hemen gittim, onu da hatırlamıyorum.

Allami vurulup hastaneye kaldırıldıktan kısa süre sonra, kanlar içinde yerde yatan ve titreyen vücudunun apar topar ambulansa konma görüntüleri yayılmaya başlamıştı.

24 saat içinde sayıları sürekli artan göstericiler Taksim Meydanı'na girerken Allami yoğun bakımda yaşam savaşına başlamıştı.

Kız kardeşini dahi hatırlamadı
O dönemde 'Diren Lobna' günler boyunca hem sokaklara yazılan hem de sosyal medyada etiketlenen sloganlardan oldu.

Üç beyin ameliyatı ve 25 günlük komadan sonra Allami yaşama döndü.

Konuşamıyor, hatırlamıyor, vücudunun birçok özelliğini kullanamıyordu.

Bugün, hastanede bir yanında kız kardeşi, bir yanında annesinin bulunduğu fotoğrafı gösterip "Onu bile hatırlamıyordum, o benim kardeşim ya" diyor gülerek.

Hafızası sonra yavaş yavaş gelmeye başladı.

Allami üç aydır kendini ifade edebilecek kadar konuşuyor.

Kelimeler ağzından yavaş yavaş çıkıyor, bazen doğru kelimeleri hatırlayamıyor ama konuşuyor.

Okumaya da başlamış durumda.

O hastanedeyken arkadaşları, Gezi Parkı'nda bir defter gezdirip notlar toplamış.

Kardeşi Fatin bu defteri ve ona yazılan mektupları geçen günlerde Allami'ye göndermiş.

Bugünlerde onları yeni yeni okuyor.

En sevdiği notlardan birini okumaya çalışıyor, yavaş yavaş: "Haydi uyan bak direniyoruz. Haydi uyan bak kazanıyoruz".

Yazılara bakıp gülümsüyor, "Çok güzeller" diyor, "Bunları bir gün bir şekilde yayınlamak istiyorum".

Sonra ekliyor: "İnsanların seni hatırlaması ve sürekli takip etmesi çok güzel bir şey. Yoksa zaten çok zor bir hayat üstüne bir de insanların olması benim için bir lütuf yani."

'Keşke hiç olmasa bir iki gün Gezi'yi görseydim'
Deftere yapıştırılmış, Gezi Parkı içindeki kalabalıkların fotoğraflarına bakıp derin bir nefes alıyor:

Hiç olmasa orada bir iki gün olsaydım, biraz görseydim. Orada olmak isterdim. Herkes oradaydı. Herkes savaş yapıyordu. Duruyorlardı ve hiçbir yere gitmiyorlardı. Ama en sonunda polis zaten hepsini dağıttı.

Allami eski haline dönmek için yoğun bir çaba içinde.

Bedensel yeteneklerini yeniden kazanmak için spor yapıyor.

Ameliyat nedeniyle sürekli çektiği başağrısını günde ortalama üç ağrı kesici alarak azaltmaya çalışıyor.

Zamanında çok iyi bildiği İngilizce'yi öğrenmek için ders alıyor.

Ürdünlü bir babanın ve Türk bir annenin çocuğu olarak Ürdün’de doğan ve 14'üne kadar bu ülkede yaşayan Allami, anadili Arapça'yı hatırlayamıyor, hatırlamak adına annesiyle telefonda ara sıra Arapça konuşuyor.
Eskiden yaptığı gibi yazamıyor.

Yurtdışı seyahatlerinin notlarını yüklediği blogunu gösteriyor ve "Zamanında neler neler yazmışım" diyor, okumakta zorlanarak.

Bunun boşluğunu doldurmak için hayatında ilk kez resim yapıyor.

Hükümete öfkeli
Allami yaşadıklarından dolayı öfkeli.

Başına gelenlerden en fazla hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan'ı sorumlu tutuyor.

Şu an için Türkiye'de yaşamayı düşünmediğini, iyileşme süreci gibi siyasi yönetime kızgınlığının da bu kararda payı olduğunu söylüyor.

Her ne kadar böyle söylese de iki gün boyunca sokaklarda, sahil kenarında, parklarda yaptığımız uzun yürüyüşlerde sürekli Türkiye'yi ve Türkiye'deki insanları ne kadar özlediğinden bahsediyor.

'Gezi yine olsa, yine giderim'
İkinci gün ayrılmadan son bir soru Allami'ye: "Polisin o günkü gibi müdahale edeceğini bilsen yine de Gezi Parkı protestolarına katılır mıydı?"

Önce gülümsüyor, "Evet yine giderim" diye başladığı cümlesine şöyle devam ediyor: Ama bu sefer daha hazırlıklı olmam gerekiyor. Yüzümde bir maske olması gerekiyor. Geçen ki gibi olmaması gerekiyor. Ama olursa gider miyim, kesinlikle, maalesef yaparım yani. Bunu her zaman yaptım her zaman da yapacağım yani.

Neden maalesef kelimesini kullandığını soruncaysa şunları söylüyor: Çünkü isterim ki böyle şeyler olmasın. Biz sokağa gidelim ve protesto yapalım, ama bizi vurmasınlar, biz ne yapacaksak yapalım, sonra eve gidelim. Bizi vurmasınlar, bizi itmesinler. Polis olsun ama dursun. Maalesef dediğim bizi vuruyorlar yani. Bunu yapmasınlar artık. Bizi bıraksınlar.

Mahmut Hamsici / BBC

Erdoğan da o sanatçıları hedef gösterdi

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in ardından Erdoğan da Gezi eylemlerinin 1.yılında meydana çağıran sanatçıları hedef gösterdi. Gezi olaylarıyla Türkiye’ye tuzak kurulmak istendiğini belirten Erdoğan,  Artist görünümünde, sanatçı görünümünde bir takım müsveddeler yeni yıkımlar, yeni acılar, yeni ölümler yaşansın diye isyan çağrıları yapıyorlar” diye konuştu. 

Erdoğan, İstanbul’un fethinin 561. yıldönümü münasebetiyle Birlik Vakfı ve Milli Türk Talebe Birliği tarafından Sinan Erdem Spor Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, “Bir yıl önce bunun provasını İstanbul’da yaptılar. Büyük Türkiye’yi durdurmak için gençleri kullandılar. Türkiye ekonomisine zarar vermek için gençleri kullandılar. Türkiye’nin yurt dışındaki imajını sarsmak için sokaklarda gençleri kullandılar. Çözüm sürecini sabote etmek için, birliğimizi, huzurumuzu kardeşliğimiz tehdit etmek için gençleri kullandılar. Kadıköy’ün duvarlarında ne yazıyordu biliyor musunuz? ‘Zulüm 1453’te başladı.’ Bunu yazan köksüz ve hain bir zihniyetin karanlık hedefleri için kullanılan gençlerdi. O gençlere Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağını dahi yaktırdılar. Silahlı örgütler, köksüz yapılanmalar, maşalar ve taşeronlar Türkiye’nin aydınlık istikbalini karartmak için maalesef gençleri sokağa döktüler, tahrik ettiler” ifadelerini kullandı. 

“ARTİST GÖRÜNÜMÜNDE, SANATÇI GÖRÜNÜMÜNDE…”
Gezi olaylarıyla Türkiye’ye tuzak kurulmak istendiğini belirten Erdoğan, Mısır ve Ukrayna’da da gençlerin tahrik edildiğini söyleyerek, “Türkiye’mizde bunu başaramadılar ve başaramayacaklar. Çünkü Türkiye’de 1453’e sahip çıkan bir gençlik ver. Türkiye’de 1071’e sahip çıkan bir gençlik var. Türkiye’de fatih ruhuna, Fatih Sultan Mehmet’e sahip çıkan bir gençlik var. Türkiye’mizde bayrağına aşık, vatanına, istiklaline aşık ve istikbaline aşık bir gençlik var. İşte o gençliğin sabrı, tahammülü, dirayeti 1 yıl önceki o tuzağı bozdu, dağıttı, darmadağın etti. Bu günlerde aynı tuzağı yeniden canlandırmak istiyorlar. Türkiye’ye yeni ölümler, yeni acılar yaşatma heveslileri bir kez daha sahneye çıkmak istiyorlar. Artist görünümünde, sanatçı görünümünde bir takım müsveddeler yeni yıkımlar, yeni acılar, yeni ölümler yaşansın diye isyan çağrıları yapıyorlar. Ama bu gençlik bu çağrılara asla kulak asmayacak. Bu gençlik bayrağının tekrar yakılmasına asla müsaade etmeyecek, bu gençlik büyük Türkiye’ye yönelik bu alçakça saldırılara inanıyorum ki boyun eğmeyecektir. Bu gençlik asla sokağa çıkmayacak. Siz kitaplarınızla bu ülkeye sahip çıkacaktır” dedi. 

GÖKÇEK DE HEDEF GÖSTERMİŞTİ
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek sosyal paylaşım sitesi twitter hesabından yaptığı açıklamada Gezi Parkı eylemlerinin 1.yılında "31 Mayıs'ta Meydandayız!"sloganıyla hazırlanan videoda oynayan Edip Akbayram, Orhan Aydın, Genco Erkal, Nejat Yavaşoğulları ve Şebnem Sönmez'in de aralarında bulunduğu oyuncu ve sanatçıların yaşanacak olayların sorumlusu olacağını söylerek hedef göstermişti.

Gülsuyu'nda ev baskınları

Polisin bugünkü hedefinde Ezilenlerin Sosyalist Partisi üyeleri olduğu öğrenildi. Gülsuyu'nda birçok ESP'linin evi basıldı. Polis saldırısında saat 05.00 sularında ESP'li Çağrı Aydoğan, Duygu Tuna ve Adnan Boyraz ile Gülensu Spor Kulübü Başkanı Volkan Uyar'ın evleri basıldı. ESP’li Volkan Uyar, evinden gözaltına alındı, Boyraz da evindeki aramanın ardından gözaltına alındı. Boyraz’ın ev basıldığı sırada Olay Yeri İnceleme ekibinin de eve getirildiği aktarıldı.

Kürt çocukları neden dağa çıkıyor?

Diyarbakır’da çocukları PKK’ye katılan birkaç ailenin başlattığı oturma eylemi medyada ağırdan işlenip belli bir kıvama getirildikten sonra Recep Tayyip Erdoğan da bu konuyu miting alanlarında dillendirmeye başladı. Son günlerde gündemden düşmeyen konuya ışık tutan bir söyleşi Express Dergisi'nde yayınlanmıştı.

Express Dergisi’nin Nisan 2009 tarihli sayısında yayınlanan söyleşi, Kürt çocuklarını kimin dağlara “kaçırdığını” ortaya koyar nitelikte. İşte Adana’da yaşayan iki Kürt çocuğunun Express'e anlattıkları:

İşte beş yıl önce Express Dergisi’nde yayınlanan o söyleşi:

2008’in Ekim ayında tutuklanan, Adana-Karataş Kadın Cezaevi’nde dört ay yatan B.E. (15) ve M.E. (17), yaşadıkları travmatik süreci, maruz kaldıkları eziyeti, cezaevinde edindikleri “bilinci” ve nasıl bir hayat sürdürdüklerini anlatıyor. B.E.’nin annesi de arada söze girip tabloyu netleştiriyor…

B.E. : Biz 20 Ekim 2008’de tutuklandık, 20 Şubat 2009’da da tahliye olduk. Benle teyzem M., öbür teyzemin evine gitmiştik, ziyarete. 20 Ekim 2008’deydi. Eylem olduğu sırada biz de içine girecektik ama polis havaya ateş açtı, biz de korktuk ve kaçmaya başladık. Polisler tuttular bizi. İsmimi sordular. Dedim ismim B.’dir. Ooo, PKK’nın komutanının ismidir bu, dedi. Herkesi arabaya sokup götürdüler ama benle M.’yi saçımızdan tutarak koşturdular. Benim ismimi öğrenince, copla belime vurdular. Copun içinde galiba sivri şeyler vardı. Çünkü sanki elektrik verdiler. Ben yerdeyken elimin üstüne bastı, topuğuyla. Filmlerdeki gibi, topuğunu elimin üstünde çevirdi. Elim kan oldu. Sonra bizi karakola götürdüler. Fotoğrafımızı çektiler. Orada bayağı durduk. Sonra bizi emniyete götürdüler. Orada konuştular bize. Bir odaya soktular, cam gibi bir şey vardı. Dediler o cama bakın. Baktık biz de. Tekrar içeri götürdüler. Sonra bir adam, kanımıza mı girmeye çalıştı bilmiyorum ama dedi ki, böyle şeyler yapmayın, eylemlere katılmayın, bütün polisler zaten pistir, sizi böyle döverler…

M.E. : Ablamın evinden gelirken eylem vardı. Biz de korkup kaçtık. Yani daha girmemişiz eyleme. Kalabalık içinde B.’yi de kaybettim. Sonra bizi bir köşeye sıkıştırdılar. Hem cop vuruyordular hem de ateş ediyordular. Sonra ayağıma iki tane kurşun çarptı. Ama kurşunlar lastikmiş. Yani insanı öldüren şeyler değilmiş. O yüzden ölmedim işte. Benim yanımda iki kişi daha vardı ama onları tanımıyordum. Yakaladılar üçümüzü de. Beni tam arabaya bindireceklerdi, vazgeçtiler. Polis dedi ki, bu kızdır, az koşmuştur, en iyisi bunu biraz daha koşturalım. Saçımdan tutup sürüklediler. Saçımı açıp dağıttılar, şalımla boğazımı sıktılar. Sen kızsın, burada ne işin var, dediler. Edilmeyecek laflar ettiler. Sonra birisi bana tacizde bulundu. Rapor almaya giderken söyledim ama kimse ilgilenmedi. Bir de kafamın arkasına vurmuştular. Çok şişmişti. Bir de mor olmuştu. Aynadan baktım. Ama hastanede kimse onunla da ilgilenmedi. Hem başım dönüyordu hem midem bulanıyordu ama kimse ilgilenmiyordu. Gelmeseydin buraya, sen kızsın, burada ne işin var, diyorlardı. Ettikleri küfürler bizi psikolojikman çok etkilemişti. Küfürler hâlâ kafamdan çıkmıyor. Emniyette hem dövüyorlardı hem üstümüzü arıyorlardı. Saçımızı çektiler. Tekme, tokat atıyorlardı.

B.E. : Emniyetteyken çok dövüyordular. Sonra bizi Çocuk Şubesi’ne götürdüler.

M.E. : Adana’da toplam 19 kişi yakalanmıştı o gün.

B.E. : Altı-yedi tane kızdık. Ama bir tane de kadın vardı. En büyüğümüz M.’ydi.

M.E. : Evet, en büyükleri bendim. 17 yaşındayım. Dokuz yaşındaki kızlar da vardı. Sokaktaki bir özürlüyü bile getirmiştiler.

B.E. : Bir tane kadın polis ilk emniyete gittiğimizde M.’ye bir tane vurdu. Yere düştü.

M.E. : Sonra B.’leri içeri sokup beni ayrıca dövdüler. Hani ben biraz güzelim ya, diyordu ben senin bakışlarına dayanamıyorum. Senin bakışların çok etkileyicidir diyordu. O yüzden dövüyordu.

B.E. : Çok ayıp şeyler söylüyorlardı.

M.E. : Diyordular sizi ormana götürüp şöyle şöyle yapmalı. Bütün emniyet sizi şöyle şöyle yapsın. Siz Kürt çocuğusunuz. Anneniz babanız ancak doğurmasını bilir, sonra sizi sokağa atar, diyordular. Kürt halkına bile etmedikleri laf kalmadı.

B.E. : Kemerle vuruyordular. Bir sürü kelimeler ediyordular. Diyordular siz bizi taşladınız biz de sizi taşlayacağız. Cezaevine götürdüklerinde biz kızları büyüklerin yanına koydular zaten. O sırada da çok küfürler ettiler, dövdüler.

M.E. : Kızlara ayriyeten kötü uygulamalar yaptılar. Adliyede de biz konuşamadık. Polisler, elli yıl yatacaksınız diyordular. Bir de isim istediler. Eğer isim vermezseniz, babanız emekliyse maaşını, yeşil kartlıysa yeşil kartını keseceğiz dediler.

B.E. : Ama isim verirseniz yeşil kartları iptal etmem dediler. İsim verin, sizi hemen bırakacağım, dediler.

M.E. : Biz bir şey söylemedik ama. Zaten kelime ettiğinde kafana cop iniyordu. İsim dışında hiç konuşmayın dediler. Düşünsene abi, bir bakış yüzünden bile yemediğim dayak kalmadı.

B.E. : Saçımızı okşuyor, bu güzellik karşısında… Afedersiniz ama, sizin namusunuz bizimdir, diyordu.

M.E. : Kelepçe takarken, babanız size hiç bilezik taktı mı, bakın ben takıyorum, diyordu.

B.E. : Çok alay ediyordular.

M.E. : Cezaevine girdiğiniz için bu saatten sonra kimse sizi kimse almaz, dediler.

B.E. : Cezaevine girdiğimizde zaten askerler de dövdü bizi. Gardiyanların önünde tekme attılar.

M.E. : Gardiyanlar bize dedi ki, girişte sizi dövdüler mi? Biz de gösterdik morlukları. Bunlar olmaz, daha büyük yaralar var mı, dediler. Daha büyük yara yoktu.

B.E. : Elim kan olmuştu. Cezaevinde gösterdim onlara. Pansuman yaparsak geçer, dediler. Ama dört ay geçti, yarası hâlâ geçmedi. Yalan söylediler.

M. E. : Döverken de, iz bırakmayın dedi biri. Rapordan sonra istediğiniz kadar döversiniz, dedi. Doktora götürdüler bizi, o da doğru düzgün bakmadı bize.

B.E. : Elimi gösterdim doktora. Ne zaman oldu bu, dedi. Yakalandığımda polis yaptı dedim. Yalan söyleme, kaçarken duvarın üstünden atlamışsındır, orada olmuştur, dedi.

M.E. : Zaten polis de demişti ki, doktor sorduğunda polis yaptı demeyin, kendim yaptım deyin, yoksa sizi bir daha döveriz. Sizin raporunuza bakacağız, ifadenizi okuyacağız, sonra görüşürüz, diyordular.

B.E. : Onlar ne diyorsa, he diyorduk. Ama avukat geldi, doktora da hâkime de sadece gerçekleri anlatın dedi. Biz de gerçekleri anlattık. Ama yine de hapse attılar.
M.E. : Daha önce hiç gözaltına alınmamıştım.

B.E. : Ben de. İlk defa oldu.

M.E. : İçeri girip çıktıktan sonra bizimkiler diyor ki siz çok psikolojik olmuşsunuz. Çünkü çok çabuk sinirleniyoruz.

B.’nin Annesi: He valla, B.’yi tanıyamaz oldum. Çok çabuk sinirleniyor. Bağırıp çağırıyor. Sesi bütün mahallede yankılanıyor.

M.E. : Benim annem de bu şekil konuşuyor.

B.’nin Annesi: Kardeşi beş yaşındadır, ona bile öyle bağırıyor ki, ben korkuyorum. Çok kötü olmuş.

B.E.: Kulağım cezaevinde çok ağrımaya başladı. Sabah kalktığımda yastığımda hep akıntı vardı. Revire çıktım. Beni Numune’ye sevk ettiler. Hastaneye götürürken de saçımdan tutup eğerek götürdüler. Doktor adımı sordu. Dedim “B.” Sonra beni götürenlerden biri dedi ki, aslında bunun kulağını patlatmak lazımdı. Doktor da, ben gereğini yaparım dedi. Elim kelepçeli tedavi edildi ama koğuştaki ablaların söylediğine göre normalde elin kelepçeli tedavi edilmezmişsin. Kulağıma iğne gibi bir şey kattı. Dedi kulağın kirlenmiş. İğneyi tam batırınca, baktım içine su kaçtı. Galiba o zaman delindi. Sonra dedi ki kulağın delinmiş. Dedim peki ne olacak? Dedi hiçbir şey olmayacak. Dedim tedavi etmeyecek misiniz? Dedi “bunun tedavisi yok, en çok konuşma.” Kulağım şu anda ancak büyük sesli şeyler duyuyor. Polis dövdükten sonra böyle oldu kulağım.

M.E. : Ben liseden terk ettim okulu.

B.E. : Ben de lise 1’de bıraktım. Durumumuz yoktu. Aileme bakmam gerekiyordu.

B.’nin Annesi: Babası da yoktur. Kalp krizinden öldü. 35 yaşındaydı. Hiçbir şeyi de yoktu ama kalp krizi geçirdi. Üç sene önce.

B.E.: Tekstil işinde çalışıyordum ama şu an o da yok. Kriz yüzünden kapanmış fabrika. İş arıyorum şu an.

M.E. : Tam dört ay cezaevinde kaldık. Bir sefer koğuşta arama olurken dediler yasak şeyler bulmuşuz. Bizim hiç yasak bir şeyimiz yoktu ama üstümüze attılar. Tutuklama çıkardılar.

B.E. : Tutuklama değil, tutanak.

M.E. : He, tutanak.

B.E. : Bir sefer de bizi koğuştan çıkarırlarken, baktım koridorda bizim siyasi bir arkadaşımız. O başka koğuştaydı. El salladı bize, biz de el salladık. O zaman da kadın gardiyan Zeynep dedi ki, yasak. Bana sormadan el sallayamazsın, dedi. Hakkımızda tutanak çıkardı.

M.E. : Zeynep de aslında bir suç yaptı. B.’yle tartıştıktan sonra bizi tekrar koğuşa kattı. O sırada da cezaevinde bize verilen kimlikleri yüzümüze fırlattı. Yani kendi devletinin kimliğini yere atmış oldu. Bence bu da suçtur. Biz de ondan şikâyetçi olduk. Dedik TC.’nin kimliğini suratımıza atmıştır.

B.E. : Cezaevine girenlere birer kimlik veriyorlar. Önceden o kimliğin üstünde “terör” yazıyormuş. Sonradan değiştirmişler.

M.E. : Cezaevinin adı Karataş Kapalı Kadın Cezaevi. F tipi galiba.

B.E. : Yok, F tipi değil. Sanırım tipi yokmuş Karataş’ın.

M.E. : Evet, galiba tipi yokmuş.

B.E. : 16 kişi kalıyorduk cezaevinde. Çok iyi anlaşıyorduk. Kardeş gibiydik.

M.E. : Hepsi bizim gibi siyasiydi sonuçta. Zaten cezaevi sürecimizin en iyi tarafı oydu bence.

B.E. : Adlilerde her gün kavga oluyordu. Mesela bir et için, bir ekmek için kavga ediyordular. Ama bizimki öyle değildi. Bize günde iki ekmek veriyordular. Yalan yok, doymuyorduk. Ablalarımız kendi ekmeklerini bize verdiler. Cezaevinin en iyi koşulu oydu. Hep büyük kadınlar vardı. Ama küçücük bir bebek de vardı. Kadın cezaevine girdiğinde bebeği iki aylıkmış. Şimdi bir yaşına çıktı. Ama aramızda ajan da vardı. Sürekli bizi dinliyordu. Biz diyorduk ajanı deşifre edelim, böylece düşman onu alıp öldürsün.

M.E. : O yüzden ailemize yazdığımız mektuplarda diyorduk aramızda ajan var filan. Mektuplarımızı okuyordular ya, dedik belki ajanı tanıdığımızı sanırlar. Ama sanmadılar. Çünkü ajan hep aramızdaydı. Mektuplarımız ailemize gitmiyordu. Ailemizin mektupları da bize gelmiyordu. Adliler telefonda konuşuyordu ama biz konuşamıyorduk.

B.E. : Bir tane annemiz vardı koğuşta; şeker hastası, 65 yaşında. Gardiyan onu alıp itekledi. Açık, kapalı tüm görüşlerini de kilitledi. Görüşte de elektrikleri kesiyordular. Ailemizin yüzünü göremiyorduk. Elektrik varken de hani ziyaretçiyle telefonda konuşuyorduk ya, onun sesini kesiyordular. Ziyarete giderken kolumuza “aslı gibidir” diye bir mühür vurdular. Koğuştaki abalar dedi ki, sizi resmen koyun yerine koyuyorlar. Onlara yapmıyormuşlar bunu. Yani biz sesimizi çıkarmadıkça onlar hep zor yasalar çıkarıyordular.

M.E. : Bu arada mahkememiz devam ediyor. Ama bizi çağırmadılar.

B.E. : Bizi hem propaganda hem de üyelikten suçluyorlar. İkisi üst üste binince bir sürü yıl yapıyor.

M.E. : Kâğıtta propaganda diyordu ama mahkemeye gidince üyelikten yargılanıyorduk. Bir alt üyelik varmış bir de üst üyelik. Alt üyelik daha iyiymiş.

B.E. : Düşman benim üzerimde taş çıktığını söylüyormuş. Ama ben kabul etmedim. İkinci mahkemede dediler Molotof çıkmış üstünden. Bunlar üst üyelik oluyor işte. Mesela M.’nin gerçek adı E.’dir. Biz ona hep E. diyoruz. Bizi ilk gözaltına aldıklarında karakolda söyledi polise: Gerçek adım E.’dir ama kayıtta M.’dir diye. Ama düşman demiş ki, M.’nin kod adı E.’dir.

M.E. : Kod adım olsaydı niye polise gerçeği anlatayım ki. Eskiden kafalarına göre yazıyorlarmış ya isimleri. Benim gerçek ismim E. ama kimlikte M. diye yazmışlar. Bu benim suçum değil ki.

B.E. : Abi, diyorsun ya bana, niye düşman diyorsun diye. Ben eskiden düşmanı seviyordum. Ama artık sevmiyorum. Düşman… Polis yani. Çünkü hep bizim hayatımızı bitirmek için çalışıyor. E.’nin ismini kod ad olarak yazmışlar kâğıda. O yüzden M., üst üyelikten yargılanacak. Hâlbuki bence böyle yapmaları ayıp bir şey. İftira gibi bir şey yani. Beni de üst üyelikten yargılıyorlar.

M.E. : Benim kardeşim on beş yaşından küçük olduğu için serbest bırakıldı. Ama onu da yargılıyorlar.

B.’nin Annesi: Yeminle söylüyorum, görsen, sanırsın altı yaşındadır. Ufacık bir çocuk M.’nin kardeşi.

B.E. : Anne onu bırak da, özürlü birini getirmiştiler. Sürekli onunla alay ediyordular.

B.’nin Annesi: He valla, o çocuğu görmüşüm mahallede. Titriyor sürekli. Zaten o ismini bile bilmiyor ki.

B.E. : Bir çocuğun da pantolonu maviydi ama kandan kıpkırmızı olmuştu. O şanslıydı, çünkü o halde mahkemeye çıkaramadılar. Sen evine git, dediler.

M.E. : Bizim erkek arkadaşların çoğu ağladı ama benle B., bir kez olsun ağlamadık. Cezaevindeyken de bize kızıyordu ablalar, niye ağlamıyoruz diye. Polis de çok sinirlendi, biz ağlamıyoruz diye. Dedi ki, Kürt kızları niye bu kadar cesurdurlar, niye ağlamıyorlar.

B.E. : Ölümden bile korkmuyoruz.

M.E. : Bizi o kadar çok dövdüler o kadar çok dövdüler ama biz ne ağladık ne de güldük. O yüzden bizden nefret ettiler. Ağlamamız için neredeyse yalvarıyordular artık. Bir de sürekli, bildikleri şeyleri gelip bize soruyordular. Bizden de duymak istiyorlardı. Yani Kürt kızları olarak onlara itirafçılık yapmamızı istediler. Ama kimsenin ismini vermedik.

B.E. : Biz çalışmak için okulu bıraktık. Ama nedense bizim erkekler hem çalışıyor hem de okuyorlar. Annem diyor bana, oku diye. Ama artık okuyamam. Yalan yok, derslerim de çok iyi değildi. Ablam okumayı çok istiyordu, dedim ben çalışıp onlara bakayım, onlar okusun. Hani babamız yok ya, o yüzden ben bakıyorum onlara. Ablam da benden bir yaş büyüktür. Ben de okusaydım, aç kalacaktık. Bir kardeşim 11, biri 9 yaşında. Tek erkek en küçüğüdür, o da daha okula başlamadı.

M.E. : Erkekler hem okuyup hem çalışabiliyor. Çünkü bazen biz işten geceyarısı dönebiliyorduk. O yüzden hem çalışıp hem okumak zordu. Bir de lise dersleri zaten çok zor.

B.’nin Annesi: Valla ben B.’ye diyorum, oku mutlaka diye. Ama benim sözümü dinlemiyor.

B.E. : Ben tutuklanmadan önce okula gidiyordum gerçi. Ama çıkınca devam etmedim. Yalan yok, gidip sormadım okula ama polis dedi ki, sizin okul hayatınız bitmiştir.

B.’nin Annesi: Biz aslen Siirtliyiz, Pervari’den. Ama ben Adana’da evlendim. Ailemiz çok önceden buraya çalışmak için gelmişti.

B.E. : Biz serbest kaldıktan sonra bazı arkadaşlar dedi biz artık eylemlere katılmayız. Ben bir yandan dedim, eğer benim elimi yara yaptılar, kulağımı patlattılarsa, bunlar gerçekten düşmandır. Eyleme katılırsam, tamam yakalayıp biraz dövsünler. Ama eyleme daha katılmamıştık. Buna rağmen kulağımı patlatmaları, elime böyle yapmaları bence çök kötüdür. Bence bunu yapmamaları lazımdı. Tamam, belki Erdoğan demiştir kadın da olsa, çocuk da olsa gereği yapılacaktır. Belki o yüzden dövüyorlar. Ama eskiden dövmek de yokmuş. Şimdi dövme olması bence kötüdür.

B’nin Annesi: Ohoo! Nasıl dövmek yoktu kızım? Babanın çektiği işkenceleri görmedin sen. Gerçi o zaman vardın sen ama hatırlamıyorsun. O da siyasiden iki yıl yattı. Ona yaptıkları işkenceyi kafirler bile yapmazdı.

B.E. : Tamam da anne o çok çok eskidenmiş. On yıl önce filanmış o işkenceler. Şimdi bile olması, bence yanlıştır artık.

B.’nin Annesi: B.’yi yakaladıklarında söylemişler: senin baban içeri girmiş, amcan içeri girmiş, halan öbür tarafa gitmiş… Her şeyi söylemişler.

B.E. : Bazı şeyleri ben bile bilmiyordum, onlar söylediler. Bir tek amcamın hâlâ cezaevinde olduğunu biliyordum. Babamı soğuk sudan sıcak suya atmışlar. Elektrikle dövmüşler. Resmen idam etmişler. Böbrek hastalığı geçirmiş. Zaten işkenceden sonra toparlanamamış. Ama bence düşman şunu çok iyi düşünmeli: Biz ilk önce cezaevine girmek istemiyorduk ama şu anda cezaevinden çıkmak istemiyoruz.

M.E. : O kadar işkence gördük ama hiç ağlamadık. Tahliye olduğumuz gün ağladık. Çünkü çok değerli arkadaşlarımızdan ayrılmak zorunda kaldık.

B.E. : Gardiyanlar çabuk vedalaşıp çıkın yoksa sizi çıkarmayız bir daha, dedi. Dedik tamam, çıkarmayın bizi. Burada kalmak istiyoruz, dedik.

M.E. : Yargılamamız devam ediyor ya, eğer tekrar tutuklanırsak pek üzülmeyiz.

B.E. : Ama ailemiz arkada kalıyor. Benim çalışıp onlara bakmam lazım. Yoksa valla içeri girmekten hiç korkmuyorum. Ailemin durumu olsa, yemin ederim gidip bile bile eyleme katılır ve kendimi tutuklatıp koğuş ortamına sokarım kendimi. O kadar güzel ki cezaevi! Ben yıllardır böyle güzel bir arkadaşlık ortamı görmedim. Gerekirse onlar için canımı bile verirdim, gerçekten. O kadar değerliler ki benim için. Mesela heval Tekoşin vardı, süperdi.

M.E. : Ben bir kere hastalanmıştım mesela. Sabaha kadar koğuşta hiç kimse uyumadı. Herkes başımda bekledi. Ben o ilgiyi annemden bile görmedim.

B.E. : Yeri geldiğinde annelik, yeri geldiğinde babalık ediyordular. Ama yine de biz, bize yapılanları kabul etmeyeceğiz. Hani bazıları var dağa gidiyor ya. Bizim öyle bir amacımız yok. Çünkü ailemizi de düşünmemiz lazım. Ama bize yaptıklarını yanlarına bırakmayacağız.

M.E. : Biz, bize yapılanları başkalarına yapmasınlar istiyoruz. Tek isteğimiz budur.

B.E. : Ben diyorum ki, sonuna kadar onlardan intikamımızı almalıyız. Onlar… Yani polisler. Boşu boşuna bize o kadar işkence yaptılar. Anlatması bile acı, yapılması daha da kötü. Yani biz sana bunları anlatırken acı hissediyorsun ama biz bunu yaşarken daha fazla acı çektik. Kelimeleri, küfürleri dövmekten beterdi. Sanki yaptıkları küfürleri gerçekten yapıyorlarmış gibi hissediyordum. Pis şeyler söylediler. Ben eskiden eylemmiş meylemmiş pek ilgilenmezdim. Ama bana bunlar yapıldıktan sonra, aşırı derecede bağlandım.

M.E. : Yani sözde bize ders vermek amacıyla bizi cezaevine kattılar ama karşılaşacakları tepkinin bence farkında bile değiller. Bize yapılanların karşılığı çok kötü olacak bence.

B.E. : Evet, bence cezaevine kattıkları insanlar daha fazla akıllanıp çıkıyorlar. Cezaevine giren insanlar boş boş mu oturuyorlar? Hayır, kendini geliştiriyor, kitap okuyor ve düşmanı, yani polisi daha iyi tanıyor. Bence cezaevine katmaları hiç çözüm değil. Ölüm de çözüm değil… 

İçerdeyken Mehmed Uzun’un Yitik Bir Aşkın Gölgesinde’sini, başka bir yazarın Dörtlerin Gecesi’ni okudum. Ki ben içeri girmeden önce kitaplardan nefret ederdim. Nedir kitap okumak, saçma bir şey, diyordum. Ama şu an kitap okumayı o kadar çok seviyorum ki! Artık hep kitap okuyacağım, kendimi geliştireceğim. M.’nin okuduğu kitapları ben okuyorum, ben de okuduklarımı ona veriyorum. Bazen de cezaevinden arkadaşlar bize kitap yolluyor. Biz tüm siyasiler kardeş gibiyiz yani. Cezaevine güzel kitaplar girebiliyor ama eğer bir kitap gelişme amaçlıysa, yasak oluyor.

M.E. : Beş erkek, dört kız tutuklandık. 15 yaşın altındaki herkes serbest bırakıldı. Bizimle birlikte yakalanan bir kadın vardı, hâlâ içerde. Beş tane çocuğu var. Hepsi minicik. Kocası da içerde. Çocuklarına şimdi bakan hiç kimse yok. Kadın resmen delirmişti. Devlet de alıp bakmıyor çocuklara. Çocukları annelerinin yanına da katmıyorlar.

B.’nin Annesi: Ben B.’ye eylemlere katılma diyemiyorum. Kendisi bilir. Cezaevine düşmeden önce eylemlere katılma, hepsi erkektir, diyordum. Ama gelmiyordu. Baktım bütün çocuklar yüzlerini kapatmışlar, eyleme girmişler. B.’yi zorla alıp eve götürmeye gönlüm elvermedi. Sonuçta kendi kızımı götürsem, diğer çocuklar ne olacak? Sonra dedim B.’ye, kızım vallahi benim de yaşım genç olsa, gelip katılırdım eyleme! (gülüyor). İnsan çok etkileniyor gerçekten. Tutuklanınca da dedim sonuçta o da arkadaşları gibidir, ne diyeyim…

M.E. : Bence Kürt olduğumuz için bize böyle yapıyorlar.

B.E. : Diyorlar ki, Abdullah Öcalan Ermeni’dir, niye onun için sokaklara çıkıyorsunuz. Tamam, bırakın Abdullah Öcalan’ı ama bize bari özgürlüğü verin! Ama yok, diyorlar biz size özgürlüğü de vermiyoruz… Özgürlük demek, yani Kürtler yoktur dememek. Bence Kürt olduğumuz için böyle yapıyorlar. Ama eylemde bir Türk de olsa bence aynı şeyi yaparlar. Bence biz, Kürt olduğumuz için böyle yapmıyorlar. Özgürlüğü istediğimiz için yapıyorlar. Ben Türkleri hayatta reddetmem. Sonuçta biz onlarla kardeşiz. Biz Kürtleri seviyoruz diyen Türkler de var sonuçta. Bence haklı konuşanı işkenceye veriyorlar.

M.E. : Sonuçta gerillada olanlar da askerde olanlar da bizim abilerimiz, ablalarımız.

B.E. : Bence resmen kardeşleri düşman ediyorlar. Türk-Kürt kardeştir sonuçta.

M.E. : Dağdaki abimiz veya ablamız şehit düştüğünde öldü veya geberdi diyorlar. Askerdeki abimiz şehit düştüğünde de şehit diyorlar. Bence bu kötü bir şey.

B.E. : Bir gerilla şehit olduğunda bile gidip kulağını kesiyorlar. Yav zaten ölmüştür, niye kulağını kesiyorsun. Ama gerillalar askerleri yakaladıklarında hiç dövmüyorlar bile. Ama bazı Kürtler de gerilladan nefret ediyor.

M.E. : Biz mahallede çok güzel yaşıyoruz.

B.E. : Eylem dışında düğünlere gidiyoruz, arkadaşlarımızla dolaşıyoruz, çalışıyoruz. Her gün eylem oluyor. Çünkü bizim her günümüz var yani. Mesela şehitlerimizin günü var, Öcalan’ın doğum günü var, yakalanış tarihi var… Onun dışında mesela Öcalan’a işkence yapıldığında da hemen ayaklanıyoruz… Cezaevinden çıktıktan sonra eylemlere katılmadık. Korkudan filan değil. Diyorlar ki, şimdi tekrar yakalanırsanız 533 yıl yatarsınız. Bence bunu korkutmak için söylüyorlar. Çünkü 533 yıl kimse yaşamaz, bundan eminim. Belki 13, 23 yıl verebilirler. Ama bence 533 yıl veremezler. Biz yine de gitmiyoruz eylemlere. Kendimizi geliştiriyoruz. Bir de iş arıyoruz.

İrfan Aktan / Express Dergisi

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers