31 Temmuz 2014 Perşembe

Selefiler aramızda

Yıllar önce Şanlıurfa’da bana kenti gezdiren bir tanıdığım, şimdi anlatması çok uzun olacak alakasız bir konuda şöyle demişti: “Malum, bizim insanlarımız gözleriyle düşünür!” Bu tespitin ne kadar isabetli olduğunu değişik zaman ve yerlerde, değişik olaylarda deneme imkanım oldu.

İşte son bir örnek: Mart ayının başlarında Türkiye’de İslami hareketin güncel durumunu tahlil ettiğim bir yazımı şöyle bitirmiştim: “İslami hareketin yaşamakta olduğu şu büyük hayal kırıklığı ve bozgunun ardından Türkiye, tarihinde görmediği ölçüde sert bir İslamcı dalgaya tanık olabilir. İslamcılık tek başına sorun değil. Ancak esas olarak ‘yeni-Selefilik’ denen akımı kastediyorum. Tüm bu yaşadıklarımızın, İslam ülkelerinin ve Batı’da yaşayan Müslüman toplulukların çoğunu altüst eden, en çok geleneksel İslami yapılanmaları tedirgin eden ve ülkemizde bugüne kadar ciddi olarak kök salamamış olan ‘yeni-Selefilik’ akımı için son derece elverişli bir zemin hazırladığı kanısındayım.”

Bu final paragrafına tahminimin ötesinde fazla sayıda ve birbirinden farklı tepki aldım. Özellikle muhafazakâr okurlar, abarttığımı, Türkiye’nin tarihsel olarak Selefiliğe elverişli olmadığını ve bu akımın hiçbir durumda bu topraklarda yeşeremeyeceğini düşünüyorlardı. Bu tepkilerden hareketle iki yazı daha yazdım. Bunlardan birinin başlığı ‘Selefileri beklerken’di. Fakat “Yeni ya da eski, Selefilik bizde tutmaz” diyenleri bir ölçüde bile olsa esnetebilmek mümkün olmadı, öyle ki “Boşuna beklemeyin, gelmezler” dediler.

Ancak çok sayıda Selefinin İstanbul Ömerli’de kıldıkları bayram namazının görüntüleri medyada yer alınca itirazlar da doğal olarak kesildi. Dolayısıyla bu yazının başlığına pek itiraz geleceğini sanmıyorum, çünkü fazla beklemeye gerek kalmadığını, Selefilerin zaten aramızda olduğunu hep birlikte gördük.

Buzdağının görünen kısmı
İlk andan itibaren bu kişilerin IŞİD (Irak Şam İslam Devleti-yeni adıyla İD, yani sadece İslam Devleti) ile organik bağ içinde oldukları ileri sürüldü ve bu iddia düzenleyiciler tarafından reddedildi. Bir internet sitesinde yapılan yalanlamada İD ve onun ‘halifesi’ Bağdadi hakkında hiçbir şekilde olumsuz bir söz edilmediğinin altını çizelim. 

Bu kişiler IŞİD, ya da son dönemde onunla çatışma halindeki El Kaide veya Suriye ve Irak’ta savaşan diğer radikal İslamcı gruplardan herhangi biriyle doğrudan ilişki içinde olabilirler, hatta an itibariyle hiçbir grupla organik bağlantıları da bulunmayabilir. Fakat gerek bayram kutlaması görüntülerden, gerek internette ele aldıkları konular, yaptıkları yorumlardan hareketle Türkiye’de yeni-selefiliğin belli bir örgütlenme seviyesine gelmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu arada, İstanbul’da farklı Selefi grupların da bulunduğunu, İstanbul dışında, özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde yeni-Selefilik akımına ilginin tırmandığını, kısacası Ömerli’de bu potansiyelin çok az bir kısmının ortaya çıktığını vurgulayalım.

Rehin alınan Türkiye
Ülkemizdeki Selefi hareketin varlığını alenileştirdiği için Ömerli görüntüleri muhakkak hayırlı olmuştur. Fakat bunların, bizzat düzenleyiciler tarafından paylaşıldığı düşünüldüğünde ciddi bir propaganda işlevi gördükleri de ortada. Bu yolla Musul’un IŞİD’in eline geçmesi ve burada bir “İslam devleti”, hatta “hilafet” ilan edilmesinin de etkilenen ama ne yapacağını tam olarak kestiremeyen kişilerin kazanılmak istendiği anlaşılıyor.

Lafı uzatmaya gerek yok: Irak ve Suriye’deki istikrarsızlık sürdükçe, AKP hükümeti bu iki ülkede IŞİD, El Kaide ve benzeri örgütlerin savaştığı kesimlerle (ki bunlar sadece Bağdat ve Şam’daki yönetimler değil, Suriye/Rojava’da bu tür gruplarla ölüm kalım savaşı yürüten Kürtler de söz konusu) iyi ilişki geliştirmedikçe, buna bağlı olarak ülkemiz Irak ve Suriye’ye savaşmaya giden yabancı selefiler için lojistik merkezi olma özelliğini korudukça ve tabii ki İD/IŞİD’in elinde rehin tutulan vatandaşlarımız kurtulmadıkça yükselen yeni-Selefi cihat çizgisine karşı çok fazla bir şey yapılması mümkün gözükmüyor.

Ruşen Çakır - Vatan

Halk Cephesi: Kürt milliyetçileri yalan ve demagojiyle saldırıyor

Halkın Birliği: Okurlarımızın nesnel değerlendirme yapabilmeleri için Halk Cephesi'nin açıklamasını yayınlıyoruz. 

KÜRT MİLLİYETÇİLERİ YALAN VE DEMAGOJİYLE SALDIRIYOR, KÜRT MİLLİYETÇİ HAREKETİNİN YAPTIĞI  FIRSAT KOLLAMAKTIR! DEVRİMCİLER DEĞERLERİNİ KORUYOR!

BUGÜN BU DEĞERLERİ KORUMAYAN SOL, YARIN KENDİ DEĞERLERİNE SALDIRILDIĞINDA  KENDİLERİNİ DE KORUYAMAYACAKLARDIR!

Biz bu yolu biliyoruz. BU DÜZENE DÖNÜŞ YOLUDUR.

Kürt milliyetçi hareket düzene dönüş yolundadır.

Düzene dönüş yolunda uğradıkları İLK DURAĞI BİLİYORUZ. Bu durak her zaman devrimcilere saldırmak olmuştur.

Kendisini oligarşiye ispat etmeden dönüş  yolunu açamazlar çünkü...

Cumhurbaşkanlığı seçimi bahanedir. Devrimcilerin yarattığı değerler üzerinde tepinmek istiyorlar… Oligarşinin adına saldırıyorlar…

Bu mahalleler devrimcilerin kanıyla kuruldu. Düzene  Cumhurbaşkanı seçeceğiz diye fırsat kollayıp devrimcilere saldırıyorlar. Faşizmle girdikleri Cumhurbaşkanlığı yarışında değerlerimizi ayaklar altına almak istiyorlar. Çayan’da yaratılan değerler Türkiye devriminin değerleridir. Oligarşiyle dişe diş verilen savaşta yaratılmıştır bu değerler.

Kürt milliyetçilerinin yalanlarını, her saldırı için yarattıkları BAHANELERİ BİLİYORUZ.

Bahaneleri Halk Cephesinin saldırısı, kendi faaliyetlerini engellemesi ya da Abdullah Öcalan’a hakaret etmesi... vb olabilir.

Kürt milliyetçileri için saldırı bahanesi yaratmak kolay; yalan söylemek sıradandır.

Emperyalizme yaranma, oligarşiyle uzlaşma kararlılığını başka  hiçbir işte göstermeyenlerin önce devrimcileri yok etmek istemeleri tarihsel zorunluluklarıdır.

Uzlaşma yolundaki saflaşmada kürt milliyetçileri kendirollerine bahane; suçlarına kılıf aramaya devam ediyorlar.

HİÇ BİR BAHANE-YALANIN GÜCÜ DEVRİMCİ KANI DÖKMEYİ MEŞRULAŞTIRMAYA YETMEZ.

KÜRT MİLLİYETÇİLERİ, HALK CEPHESİNİN HDP STANDINA SALDIRDIĞINI SÖYLÜYORLAR. YALANDIR.

HALK CEPHESİ TARAFINDAN, ÇAYAN’DAKİ ÇALIŞMALARININ ENGELLENDİĞİNİ SÖYLÜYORLAR. YALANDIR.

Halk Cepheliler, HDP’lilerinmasalarına konuşmaya gider gitmez demir sopalarla saldırıya uğramışlardır.

HDP liler saldırı hazırlığı yaparak Çayana gitmişlerdir.  Saldırı planlıdır.

Halk Cephesi olayın başından itibaren HDP’lilerle konuşmaya, sorunu çözmeye çalışmıştır.

HDP’liler masayı Çayan mahallesine açmakta ısrar ederek önce saldırılarına zemin yaratmışlar; sonra da kendileriyle konuşmaya giden Halk Cephelilere daha ilk anlardan itibaren saldırmışlardır.

HDP’liler, demagojilerle, yalanlarla saldırılarına gerekçe yaratamazlar.

Devrimci kanı dökmenin, emperyalizme ve oligarşiye karşı savaşanlara saldırmanın hiçbir gerekçesi olamaz. Kaldı ki HDP’lilerin çalışmalarına saldırmak gibi bir durum da yoktur.

Halk Cephesi’nin tarihi ve devrimci ilkelere olan bağlılığı ortadadır.

Çayan örgütlü bir mahalledir. İlk kazmanın vurulduğu süreçten günümüze kadar devrimci hareketin kurallarının geçerli olduğu bir işleyişi vardır.

HİÇ KİMSE BU TARİHİ YOK SAYAMAZ. Ucuz demagojileri kendisine saldırı bahanesi yapamaz.

Dost-düşman herkes bilir ki ARMUTLU VE ÇAYAN demek devrimci hareket demektir.

Örgütlülük demektir.

Hiç kimse, hiçbir demagojiyle ARMUTLU VE ÇAYAN’I sıradanlaştıramaz, herhangi bir mahalle gibi tavır almamızı bekleyemez.

İstanbul’da 39 ilçe 876 mahalle varken, buralardaki halkımız örgütsüzken HDP’liler neden çalışma yapmak için Çayan’ı tercih ederler?...

Neden kendileriyle konuşmaya gelen Halk Cephelilere ilk andan itibaren saldırmışlardır?

Hedefledikleri sadece masa açmaksa yanlarında demir sopalar ne arıyor?...

Dahası neden günlerdir Çayan’a, Okmeydanı’na, Gazi mahallesine saldırıyor, devrimci kanı döküyor?...

Neden silahlarla saldırıyor, hedef gözeterek ateş ediyor?...

Soruların cevaplarını HDP’lilerin düzenden yana olan tercihlerinde; milliyetçiliğin yarattığı sonu gelmez mülkiyetçilik bataklığında aramak gerekiyor.

Bunları görmek için Kürt milliyetçi hareketin tarihineg özatmak dahi yeterlidir.

Kürt milliyetçi hareket yıllardır Kürdistanı kendi tekelinde görür. Devrimci örgütlerin çalışmalarını engellemiş, devrimci kanı dökmüşlerdir.

Öldürdükleri dört tane TDKP gerillasının hesabını asla vermemişlerdir.

2006 yılında Diyarbakır Dicle Üniversitesinde BAGEH’liler, imza toplayan DEV-GENÇ’lilere saldırmışlar, imza kağıtlarını yırtmışlar, son olarak da bir Dev-Gençliye sopalarla saldırarak yaralamışlardır.  O dönem de “önderliğimize küfürettiniz”  yalanını söyleyerek saldırılarını meşrulaştırmaya çalışan Kürt milliyetçileri saldırıları sırasında zaman zaman da “burada size çalışma yaptırmayacağız, defolun gidin” diyerek gerçek niyetlerini ortaya koyuyarlardı.

Kürdistan’da çalışma yapma yakalkıp da Kürt milliyetçi hareketin saldırmadığı örgüt yoktur.

Öyle ki Kürt milliyetçilerinin bir dediğini iki etmeyen ESP’lilerin bile geçmişte Kürdistan’daki kimi mitinglerde pankart açmaları nedeniyle dayak yedikleri de olmuştur.

Mülkiyetçilik, benmerkezcilik nedeniyle her tür devrimci değeri çiğneyen; devrimcilere saldırmaktan çekinmeyen Kürt milliyetçileri dönüp kendi tarihlerine bakmalıdır. Orada döktükleri devrimci kanlarını görecekler. Bu kadarkan, saldırı ve devrimci değerlerin tahribatı onların eseridir. Bu eserin sahipleri Çayan konusunda demagoji yapamazlar.

Bu tarihe biraz olsun bakanlar Halk Cephesinin gelenekleri konusunda ucuz laf edemezler.

Mahallelerimizi, mevzilerimizi on yıllardıroligarşinin her türlüsaldırısınakarşıkoruyoruz.

Barikatlarımızın ardında koruduğumuz sadece duvarlar değildir. Direniş geleneğimiz, devrimci değerlerimizdir.

Saldıran kim olursa olsun biz devrimci değerlerimizi ve emeğimizi o barikatlarda korumaya devam edeceğiz. Bize saldıranlar kendi siyasi ölümlerini hızlandırmaktan başka bir sonuç alamazlar.

Halk Cephesi
31 Temmuz 2014

'Jet Fadıl' suçluyu buldu: Paralel yapı

Son vurgunu "Müslüman ada" projesi olan Fadıl Akgündüz suçlu olarak "paralel yapı" ilan etti. Erdoğan'a mektup yazan Akgündüz, "Size kardeşim diye seslenmek istiyorum. Ben sizi seviyorum. Ama eskiden sizi bir seviyor idiysen son iki yıldır bu sevgim 10 kat arttı" dedi.
Maldivler'de "Müslüman ada" projesiyle son vurgununu yapan "Jet Fadıl" lakaplı Fadıl Akgündüz, Erdoğan'a yazdığı mektupta suçluyu "cemaat" ilan etti. Akgündüz, Caprice Termal otelin internet sitesinden yayınladığı mektupta, haksızlığa uğradığını ve 2011 seçimlerinden önce de kendisine suikast düzenlendiğini iddia etti.
Akgündüz, mektubunda Erdoğan'a da "Size kardeşim diye seslenmek istiyorum. Ben sizi seviyorum. Ama eskiden sizi bir seviyor idiysen son iki yıldır bu sevgim 10 kat arttı" şeklinde seslendi.
'Bizi rahat bıraksınlar'
Akgündüz, Maldivler vurgunuyla ilgili "Bizim Maldivler Cumhuriyeti’nde yaptığımız bir yatırımla ilgili olarak uğradığımız bir haksızlık var. İki Sayın Bakanımıza da konuyla ilgili olarak bildirimlerde bulundum. Paralel yapının Maldivler projesini nasıl müdahale ettiğini Sayın Bakanlarımıza ilettik. Hükümetimizin Maldivler nezdinde bir an önce gündeme getirmesini bekliyoruz. Bizi rahat bıraksınlar, biz Caprice Gold Sarayı'nı da bitiririz, ilk türk otomobili İMZA'yı da üretiriz" ifadelerini kullandı.
'AKP'ye destek için mücadele veriyorum'
"AKP'ye destek sağlamak için büyük çaba sarfediyorum" diyen Akgündüz, şu ifadeleri kullandı: "2011 seçimlerimden iki gün önce bana bir “suikast trafik kazası” düzenlendi. Çünkü paralel yapının müdahaleleri ile çok önemli bir topluluğun uluslararası bir organizasyonu için sponsor olarak şirketimizin İBB’den kiraladğı Sinan Erdem Spor Salonu son günde belediye tarafından iptal edilmiş ve bize yakın bir gazetede bu topluluk aleyhine manşet atılmıştı. Ak Parti'ye destek sağlamak için büyük mücadele veriyordum. Ama paralel yapı size gelecek bu oyları önlemek için bana suikast düzenledi. Devlet ve yargı ise bu suikasti örtbas etti."

Emma Watson'dan #DirenKahkaha fotoğrafı


Harry Potter film serisinde canlandırdığı Hermione Granger karakteriyle tanınan oyuncu Emma Watson, Facebook sayfasından #direnkahkaha hashtagi ile bir fotoğraf paylaştı.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, "Kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak" sözlerinin ardından twitter'da #direnkahkaha hashtagi ile çok sayıda tweet atıldı.
Oyuncu Emma Watson da Facebook sayfasından paylaştığı fotoğrafla #direnkahkaha hashtag'ine destek verdi.
Bülent Arınç'ın "Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak" demiş, sözleri sosyal medyada büyük tepki toplamış tepkiler yabancı basında da geniş yer bulmuştu.

IŞiD’e devrimci darbe

Uluslararası güçlerin Rojava'ya saldırttığı IŞİD çetesi ile YPG arasında çatışmalar sürüyor. YPG'nin Kobanê'nin batısında düzenlediği devrimci operasyonda IŞİD hezimete uğratıldı. Operasyonda 150 çeteci öldürülürken, stratejik Zagros tepesi kurtarıldı. Halep'te de El Ekrad ile IŞİD çatıştı; onlarca çeteci öldürüldü, 1 tank imha edildi.

YPG’den IŞİD’e devrimci operasyon
Uluslararası güçlerin Rojava Devrimi’ni boğmak amacıyla Rojava’ya saldırttığı Irak Şam İslam Devleti çetesi ile YPG/YPJ güçleri arasında Kobanê’nin batısında devam eden çatışmalarda 150 çeteci öldürülürken; çok sayıda silaha da el konuldu. Çatışmalarda 14 YPG/YPJ savaşçısı yaşamını yitirdi. Kobanê’nin batısındaki Cibilferec, Şêxler, Gedaş, Borêz köyleri ve Zagros tepesi hattında YPG/YPJ’nin başlattığı, “Kobanê Şehitleri İntikam Hamlesi” operasyonları sürüyor. YPG kaynaklarına göre yaşanan şiddetli çatışmalarda en az 150 IŞİD üyesi öldürüldü, 75 çeteci ise yaralandı. Çatışmalarda 14 YPG ve YPJ savaşçısının hayatını kaybettiği bildirildi.

Halep’te çatışma
Halep’te de Cephet El Ekrad ile IŞİD çeteleri arasında önceki gün çıkan çatışmada onlarca çeteci öldürülürken, 1 tank ve ağır silah yüklü bir araç imha edildi. Extarin ve Dodiyan beldelerinde çıkan çatışmalarda, Suriyeli muhalif güçlerin de Cephet El-Ekrad ile birlikte hareket ettiği öğrenildi. IŞİD’in bölgeden geri çekildiği bildirildi. Öte yandan YPG Basın Merkezi, IŞİD çetesinin Serêkaniyê’nin batısındaki El-Dehmai ve El-Rawiye köyleri arasındaki saldırı hazırlığı yaparken YPG/YPJ’nin eylem yaptığını ve eylem sonucu 3 çetecinin öldürüldüğünü duyurdu.

HDP - Halk Cephesi gerginliği sürerken Sultangazi’de 14 yaşındaki İbrahim Öksüz öldürüldü

Halk Cephesi ve HDP arasında geçtiği iddia edilen çatışmanın ardından geriye protestolarla ilgisi olmayan 14 yaşındaki İbrahim Öksüz hayatını kaybetti.

14 yaşındaki İbrahim Öksüz, arkadaşları ile oyun oynamak için sokağa çıktı. Hemen ardından oyun oynayan çocuklar Halk Cephesi’nin yürüyüşüne saldıran grubun içerisinde kaldılar. İbrahim Öksüz çıkan çatışmalar sırasında kalbine isabet eden tek bir kurşunla hayatını kaybetti.

Gazi Hastanesi’nin önünde vurulan İbrahim Öksüz, Gazi Hastanesi tarafından kabul edilmedi ve ambulansla Şişli Etfal Hastanesi’ne sevk edildi. Sevki sırasında ambulansta hayatını kaybeden 14 yaşındaki Öksüz, Şişli Etfal’in morguna çıkarıldı.

Olaylardan sonra hastanenin önüne gelen anne Makbule Öksüz ve baba Arif Öksüz hastane kapısında fenalık geçirdi. Hastanede aynı zamanda çatışma sırasında elektro şok ile yaralanan bir protestocu da bulunuyor.

cagdasses.com’a konuşan baba Arif Öksüz, hayatını kaybeden oğlu İbrahim’in evde kuşlarına yem verirken arkadaşları tarafından oyun oynamak için çağırıldığını ve evden ayrıldığını, daha sonra acı haberi aldıklarını, oğlunun hiçbir şekilde olaylardan haberdar olmadığını söyledikten sonra fenalık geçirdi.

Edinilen bilgiye göre, nöbetçi savcı olay yerine intikal etmeyecek. Sabah 9’da incelemek için geleceği belirtildi.

Emniyet amirleri geldi, aileyle görüşüyorlar. Basını yanlarına almadılar. Cenazeyi kaçırmaya çalıştırıldıkları iddiası var.

Aile cenazeyi almak için yarın sabah 9’da hastanede olacak. Aynı saatte savcı da hastanede hazır bulunacak.

Gazi’de 12 gözaltı, iki yaralı var. Bir de kaçırılma olayı var.

Kaynak: Mahsun Fidan - Çağdaş Ses

İsrail için tüneller neden bu kadar önemli?

İsrail'in Gazze saldırılarının temel dayanağı olarak gösterdiği Hamas'ın kullandığı ileri sürülen tünellerin 50'nin üstünde olduğu tahmin ediliyor.

İsrail, Filistin topraklarına yaptığı saldırıların temel amacı olarak, "Hamas'ın Gazze Şeridi ve İsrail sınırının altında incelikle açtığı tünel ağının ortadan kaldırılması"nı gösteriyor.

wsj.com.tr'nin haberine göre İsrail ordusu, iki hafta önce kara harekatına başlamasından bu yana 32 tünel ve bu tünellere 60'ın üzerinde giriş olduğunu keşfettiklerini açıkladı. Onlarca Hamas militanı, savaş boyunca tünellerden İsrail'e geçmeye çalıştı. İsrail'in içinde tünel saldırısını önlemeye çalışan beş İsrail askeri Pazartesi günü yaşamını yitirdi.

Soru: Tünel ağı İsrail için neden bu kadar önemli?

Cevap: Tüneller, İsrail'in düşmanı olan ve Gazze Şeridi'ni yöneten Hamas için çok önemli bir askeri varlık. Hamas militanları bu tünelleri, İsrail'in hava teftişine yakalanmadan silah ve insan taşımasını sağlıyor. Ancak İsraillileri en çok korkutan ise, Gazze sınırından, İsrail'in güneyindeki çiftlik alanlarına uzanan tüneller. Militanlar, İsrail hükümetinin "terör tünelleri" olarak adlandırdığı bu tünelleri, sınırdan geçmek, saldırılarda bulunmak ve kaçakçılık için kullanıyor.

Soru: Tüneller yeni mi?

Cevap: Hayır. Gazzeliler, onyıldan uzun süredir tünel inşa ediyor. Mısır sınırının ötesine uzanan tüneller, araba büyüklüğünde malları taşımak ve kaçakçılık için inşa edilmişti. Hamas, 2006'da tüneller aracılığıyla İsrail askeri Gilad Şalit'i esir aldı. Gilad Şalit beş yıl sonra 1000'in üzerinde Filistinli ve Arap mahkumun salınması karşılığında serbest bırakılmıştı.

Soru: Kaç tane tünel var?

Cevap: Rakam tam olarak bilinmese de İsrail ordusu 50'nin üzerinde tünelin olduğunu tahmin ediyor. Ordu ayrıca bu tünellere onlarca farklı giriş ve daha küçük tüneller olduğunu söylüyor.

Soru: Tüneller büyük mü?

Cevap: Tünel inşaları değişken. Daha gelişmiş olanları, daha sağlam inşa edilmiş ve ortalama boyda bir adamın ayakta durabileceğini uzunlukta. Genellikle tünellerde elektrik ve iletişim hatları var.

Soru: İsrail tünelleri nasıl yıkıyor?

Cevap: Patlayıcılar ve silahlı buldozerlerle.

ÇHD: Basına ve kamuoyuna

Çağdaş Hukukçular Derneği 40 yıllık mücadele tarihi boyunca devrimci, demokrat, yurtsever tüm kurumların yanında ve toplumsal mücadelenin içerisinde yer almıştır.  Çağdaş Hukukçular Derneği, devrimci, demokrat, yurtsever kurumlar arası sorunların, ideolojik mücadele ile çözülebileceğine inanmakta olup sol içi şiddete karşı durmaktadır. ÇHD elbette çözüm mekanizması değildir ve gerçek çözüm ancak taraflar arasında sağlanabilir.

Son süreçte Nurtepe’de başlayıp İstanbul’un birçok mahallesine yayılan olaylarla ilgili tarafların kendini anlatabileceği imkân ve ortamın yaratılmasının çözüme katkı sağlayacağı inancıyla, Halk Cephesi’nin talebi üzerine İstanbul Şubemiz tarafından basın açıklaması için yer temin edilmiştir. Açıklamaların tarafları bağlayacağı açıktır. Zira ÇHD her konuda olduğu gibi bu konuda düşüncesini gerektiğinde imzasıyla yayınlar.

Bu vesileyle Derneğimizin tüm şubelerinin ve merkezinin kapısının devrimci, demokrat, yurtsever tüm kurumlara açık olduğunu bir kere daha belirtmek isteriz.

Saygılarımızla…

ÇHD Genel Merkezi

SDP, ESP ve HDP'den Nurtepe değerlendirmesi

Nurtepe’de yaşanan olayalara ilişkin HDP İstanbul İl Örgütü bir açıklama yayınlayarak yaşanan çatışmaları değerlendirdi.

Dün akşam Nurtepe'de HDP'lilerin seçim standına yönelik saldırıların ardından yaşanan olaylarda bir çok kişi yaralanmış, Gazi Mahallesi'ne de sıçrayan olayların ardından Nurtepe'de mahalleye polislerin saldırmasıyla birlikte çatışmalar daha da büyümüştü. 

İki gündür yaşanan olayların ardından SDP İl Yöneticisi Doruk Balkan Gelecek Halk Gazetesi'ne yaşanan çatışmaları değerlendirdi. SDP İl Yöneticisi D. Balkan'ın yanı sıra HDP İstanbul İl örgütü ve ESP Genel Merkezi de açıklamalarda bulunarak yaşanan olayları açıklığa kavuşturdu. 

SDP İstanbul İl Yöneticisi Doruk Balkan’dan Nurtepe değerlendirmesi
Dün akşam saatlerinde Kağıthane Nurtepe Mahallesi'nde Özgür Demokratik Alevi Derneği'nin, Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş'ı destekleyen standına "Burası Çayan Mahallesi burada seçim çalışması yapamazsınız" diyen Halk Cephesi'nin saldırısıyla başlayan kavga ikinci gününe ulaşmış durumda. Kendisinden başkasını devrimci görmeyen, ya bizim yanımızdasınız ya karşımızda anlayışını sürdüren, "bu mahalleyi biz kurduk, sadece biz siyaset yapabiliriz" anlayışı üzerinden özel mülkiyeti yücelten anlayış bir aya yakın süredir gerginliği artırıp sol içi şiddete zemin hazırlamaktaydı. Her görüşme talebinin ve uzlaşmanın ancak onların isteklerinin yerine getirilmesiyle gerçekleşebileceğini söyleyenlerin hata yaptığı gün gibi ortadadır. Arada sosyal medya üzerinde çıkan SDP Nurtepe bürosuna da saldırıldığı haberleri doğru değildir. Ortada fiili bir saldırı  Bir kaç kendini bilmezin tarihimize ve devrimci pratiğimize yönelik hakaretlerini ise devrimciliğe ve dayanışmacı ilişkilere sığmadığından ciddiye almıyoruz. Mahalleye yönelik polis saldırısını püskürtmeye dönük hamleler dışında da büromuzun başındaydık. Devletin eline Nurtepe'ye girmek gibi şansın verildiği bu olaylarla ilgili ise yaşananlar oldukça trajiktir. Devlet geldiğinde farklı yerlerde de olsa saldırıya direnen fakat devlet geri çekildikten sonra devrimciler arasında ki kavganın devam ettiği, develete direnirken kullanılmayan enstrümanların, söz konusu kavgada tarafların birbirine fütursuzca kullandığı bir durum yaşanmaktadır.

Gelinen son noktada ise yaşanan durumun devam etmesi adına kullanılan argümanlar herkesi tedirgin etmektedir. "Kürtler Alevileri kesmeye geliyor", "PKK'lilere karşı mahallemizi savunuyoruz" söylemlerinin nelerle sonuçlanabileceğini ya da devrimcilikle uzaktan yakından bir ilgisinin olup olmadığını durup düşünmek gerekir.

Mevcut durumda bir kez daha yinelemek gerek, bu topraklarda yaşanan tüm katliamlara, devletin saldırılarına karşı emekçilerin bir mevzisi olan Nurtepe'de devletin sözde var olan duruma müdahalesi ise devletin eline verilmiş bir kozdur. Devletin kendini meşrulaştırma ve kendine alan açma hamlesidir.

Halk Cephesi özel mülkiyetçi tavrını değiştirip, karşısındakilerinde aynı düşmana karşı dövüşmüş, dövüşen, tutuklanan, bedel ödeyen ve ödeten devrimciler olduğunu hatırlaması gerekir.

Nurtepede bütün devrimci örgütler özgürce çalışma yürütebilmelidir. Sonuç olarak devrimcilere dönük yapılan her saldırıda ortak mücadele zeminleri yaratılabilirken, bir devrimci örgütün bir bölgeyi kendi tekeline aldığını ilan etmesi ve bunun üzerine diğer devrimcilere saldırması kabul edilemez.

HDP'den kamuoyuna zorunlu açıklama...
İstanbul Nurtepe’de Salı gecesi yaşanan ve bugün diğer mahallelere de taşınan gerginlikler demokrasi ve halk güçleri açısından kabul edilebilir değildir. Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesinde ‘herkes için demokrasi’ talebimiz, aynı zamanda herkesin özgürce siyaset yapması hedefidir. Demokrasi güçleri hiçbir mekanda ve alanda siyaset yasaklarının olmadığı bir Türkiye özlemine sahiptir.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin son aşamasında, herhangi bir provokatif ortamın oluşmasına yol açmamak için, halkımızı, demokrasi ve barış güçlerini sağduyuya davet ediyoruz. Taraflar arasında yapılan görüşmelerde çatışmalı ortamın ve gerginliğin ortadan kaldırılması konusunda görüş birliği sağlanmıştır. HDP, barış ve kardeşlik, demokrasi ve özgürlük mücadelesini sürdürecektir. Bugün siyasi çalışmalar sırasında halk güçleri arasında yaşanacak her tür gerginlik egemenlere yarayacaktır. Demokrasi ve özgürlük mücadelesini sürdürenler arasında bir düşmanlık yaratma doğrultusundaki girişimler bu nedenle de kabul edilebilir değildir.

Bu nedenle, Türkiye’nin her yerinde siyasi çalışmalarımızı sürdürürken, her grup ve bireyin itidalli davranmasını önemsediğimizi ve buna özen göstereceğimizi belirtiyoruz.

ESP: Halk Cephesi özür dilemelidir
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Merkezi, dün akşam Halk Cephesi'nin Halkların ve Değişimin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş'ın seçim standına yaptığı saldırıyla başlayan olaylara ilişkin olarak yazılı bir açıklama yaptı. ESP Genel Merkezi'nin açıklaması şöyle:

"Halk Cephesi özür dilemelidir. 

Halk Cephesi 29 Temmuz günü Halkların ve Değişimin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş için İstanbul-Nurtepe'de HDP'lilerin açtığı seçim standına saldırdı. Standı dağıtan Halk Cephesi üyeleri seçim broşürlerini de yaktı. Halk Cephesi'nin resmi twitter adresinden 'Çayan Mahallesi'nde hiçbir siyasi partiye seçim propagandası yaptırmayacağız' açıklaması yapıldı. Halk Cephesi'ne yakın halkınsesitv.com sitesinde yayınlanan haberde de HDP'lilerin halka saldırdığı yalanı ileri sürüldü.

Biz bu kirli siyaset tarzını tanıyoruz. Halk Cephesi belirli bir siyasi etkinlik sağladığı mahallelerde diğer sol parti ve örgütlere sistematik olarak siyaset yasağı uygulamaya çalışır. Ve bu yasakçılığı yıllardır çizgi haline getirmiş olan Halk Cephesi, bir de ikiyüzlüce solun birliğinden yana olduğundan ve solda demokratik ilişkileri savunduğundan dem vurur. Grupçu, rekabetçi, antidemokratik, benmerkezci ve sol içi düşmanlaşmayı örgütleyen bir siyaset tarzına sahip olan Halk Cephesi, sol içi pek çok çatışmanın müsebbibidir. Nurtepe'de daha önce de aynı siyaset yasakçılığından kaynaklanan gerilimler yaşanmıştır ve Halk Cephesi adeta mahalle kabadayılığını andıran bu anlayışıyla sol içi sürtüşmeleri körüklemektedir.

Nurtepe'de başlayan ve ardından Okmeydanı'ndan Gazi'ye değin İstanbul'un farklı mahallelerine yayılan olayların sorumlusu tamamen Halk Cephesi'dir. Halk Cephesi'nin bu pervasız saldırganlığının devrimci mücadeleyle de, halklarımızın çıkarlarıyla da en küçük bir ilgisi yoktur. 'HDP faşizme hizmet ediyor' demagojisiyle emekçileri kışkırtmaya çalışan Halk Cephesi, bu olaylarda kimin faşizme hizmet ettiğini görmek için dönüp aynaya bakmalıdır. Zira faşistlerin birçok saldırısına uğrayan HDP seçim stantları, bu kez de Halk Cephesi’nin saldırısıyla karşı karşıya kalmıştır.

Partimiz mevcut gerilimin sol içi çatışma şeklinde tırmanmasını önleme yönünde tutum almış, bütün mahallelerde olayların daha da vahim boyutlara sıçramasını engellemeye çalışmıştır. Bu sorunun çözüm yöntemi, kontrolden çıkmış ve hedefini şaşmış şiddet değildir. Devrimci mücadelenin meşru araçlarının hedefi elbette sömürgeci faşizmdir.

Tüm devrimci ve demokratik kurumlar Halk Cephesi’nin bu pervasızlığını kınamalıdır. Halk Cephesi siyaset yasakçılığı çizgisini derhal terk etmeli, HDP'nin seçim çalışmalarına dönük saldırısından dolayı özür dilemelidir. Onun için tek devrimci ve sol duyulu tutum budur." 

YDG-H: Mahallelerden çekiliyoruz
Halk Cephesi'nin Nurtepe'de Halkların ve Değişimin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş için açılan standa saldırmasının ardından başlayan çatışmalara ilişkin olarak Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi'nden açıklama geldi.

YDG-H İstanbul Basın İrtibat Birimi'nden yapılan açıklamada, YDG-H güçlerinin mahallelerden çekileceği duyuruldu.

Açıklama şöyle: "Birimlerimiz yaşanan bu olayların, cumhurbaşkanlığı seçimlerine gölge düşürmek için yapılan bir oyun olduğunun farkındadır.

Önderliğimizin de dediği gibi 'Size bir vurana siz bin vurun'. Birimlerimiz mahallelerden çekilip bu ırkçıların oyunlarına gelmeyecektir.

Bu tür olayların tekrar yaşanması halinde ne sonuçlar vereceği az çok anlaşılmıştır."

Gramsci'nin gazetesi Unita mali krize yenik düştü

Marksist kuramın önde gelen düşünürlerinden Antonio Gramsci'nin 1924'te kurduğu Unita (Birlik) gazetesi yaşadığı mali kriz nedeniyle sağcılara satılmak yerine yayınını durdurdu.

BBC Türkçe'den Övgü Pınar'ın haberine göre, 1970’lerde 230 binin üzerinde satan Unita’nın tirajı son dönemde 23 bine düşmüştü.Gazete , yine Gramsci'nin kurduğu ve liderliğini yaptığı İtalyan Komünist Partisi'nin yayın organıydı. Gazete son yıllarda sıklıkla ekonomik sorunlar yaşıyor, çalışanlarına maaş ödeyemiyordu. 

Unita, sol içindeki bölünmeler, devlet yardımındaki kesintiler, reklam gelirlerinin gerilemesi ve internet medyasının yarattığı rekabet gibi sorunların üstesinden gelemeyince son 20 yılda 4 kez iflas ilan etmişti. 

Borçları 39 milyon euro’ya ulaşan gazetenin son üç aydır da çalışanlara maaşlarını ödeyemediği bildiriliyor.

BERLUSCONİ'NİN DESTEKÇİLERİ TALİP OLDU
Gazeteyi borç krizinden kurtarmak için 14 Temmuz’da bir satın alma girişimi yaşanmış, ancak gazetenin yayın kurulu bu satışa karşı çıkmıştı. Gazeteyi satın almak isteyenler ise, eski Başbakan Silvio Berlusconi’nin partisinden milletvekili Daniela Santanche ve yine Berlusconi’ye yakınlığıyla bilinen televizyon sunucusu Paola Ferrari’ydi. Unita yayın kurulu, sol çizgide yayın yapan gazetenin sağcıların eline düşmesine izin vermemişti. Ancak bu satın alma girişimini reddettikten yaklaşık iki hafta sonra gazete kapanma kararını açıklamak zorunda kaldı. Dün yapılan toplantıda, Unita’nın 31 Temmuz’dan sonra baskısını “askıya alması” kararlaştırıldı. 

Üst başlık olarak da Gramsci’nin gazetenin kuruluşu için yazdığı mektuptaki ifadelerine yer verildi: 

''Solcu bir gazete olmalı. Sade ve basit “Unita” (birlik) adını öneriyorum, bu isim işçiler için bir simge olacak ve daha genel bir anlam da taşıyacak.'' 

Gazete, yayın durdurma kararına 3 sayfa ayırırken, geri kalan sayfaları boş halde yayımlandı.

YOLUN SONUNA GELİNDİ
Gazete çalışanlarının sendikasından yapılan açıklamada da “Yolun sonuna gelindi. Üç aylık mücadelenin ardından Unita’yı öldürmeyi başardılar. Hissedarlar, gazeteyi kurtarabilecek planlar üzerinde anlaşmaya varmayı başaramadı” denildi. 

Gazetenin 31 Temmuz’da son kez bayilerde satılmasının ardından da çözüm görüşmelerinin sürmesi bekleniyor. 

Unita’nın hissedarlarından biri olan iktidardaki Demokratik Parti’nin (PD) gazeteyi kurtarmak için devreye girmesi çağrıları yapılıyor. PD’li Başbakan Matteo Renzi de Unita’yı kurtarmaya çalışacaklarını açıkladı. 

Unita gazetesi 1924'te Gramsci tarafından kurulduğunda "işçilerin ve çiftçilerin gazetesi" sloganını kullanıyor, 1991'den bu yana da "Antonio Gramsci'nin kurduğu gazete" alt başlığıyla yayımlanıyordu. 

Faşist lider Benito Mussolini'nin iktidarda olduğu 1926'da kapatılan gazete, Fransa'da gizlice basılıp el altından dağıtılmaya devam etmiş,1945'te de İtalya’da yasal olarak yayın hayatına dönmüştü.

Kaynak: Gelecek Gazetesi

Moda Gezi Bostanı’nda otoparka karşı nöbet

Moda Gezi Bostanı’nın bulunduğu alana açık otopark yapılmasına karşı Caferağa Dayanışması ve mahalle sakinleri çadır nöbeti başlattı.

Kadıköy Moda Gezi Bostanı’nın bulunduğu alana açık otopark yapılmasına karşı Caferağa Dayanışması ve mahalle sakinleri çadır nöbeti başlattı.

Sabah saatlerinde alana gelen dozerler, otopark için çalışma yapmak istedi. Ancak mahalle sakinleri ve Caferağa Dayanışması yıkıma karşı çıkınca dozerler geri döndü.

Bianet‘e konuşan Caferağa Dayanışması’ndan Melis Özbakır alana gelen görevlilerin otopark için iş yeri açma ve çalışma ruhsatı gösterdiklerini söyledi.

Kadıköy Belediyesi Fen İşleri Müdürü Mehmet Şengün de mahallenin otoparka karşı çıkması nedeniyle kararı tekrar gözden geçirmesi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile bir yazışma daha yapabileceklerini söyledi.

Bostanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin otoparka dair ruhsat ve izinleri kaldırmasını isteyen imza kampanyası başlatıldı. İmza metninde alanın deprem toplanma alanı olarak belirlediği ve buranın mahallelinin tek nefes alabilecekleri yer olduğu belirtiliyor.

Dozerlerin yeniden geleceğini düşünen mahalle sakinleri ve Caferağa Dayanışması, bostanda nöbet eylemi başlattı.

Dayanışma saat 20.00’de bostanda forum gerçekleştireceğini duyurdu.

Kadıköy Moda semtinde “Afet Toplanma Alanı” olarak kullanılan alanın otopark yapılmak istenmesi üzerine, Caferağa Dayanışması alanı bostan haline getirilmişti.

İsrail askeri: 'Bugün 13 çocuk öldürdüm'

Instagram hesabından tüfeğiyle çektirdiği fotoğrafını yayınlayan İsrailli keskin nişancı David D. Ovadia, bir günde 13 Filistinli çocuğu öldürdüğünü söyledi.

İsrail Ordusu'nda kesin nişancı olarak çalışan David D. Ovadia, keskin nişancı tüfeği ile çektirdiği fotoğrafı Instagram hesabından paylaştı.

Fotoğrafına tepki gösteren Filistinli Şeri El Kaderi'ye cevap veren Ovadia, "Bugün 13 çocuk öldürdüm sıra sende" diyerek küfürler yağdırdı.

Anonymous Mossad'ı hackledi
Bu arada Ovadia'nın hesabını hackleyen hacker grubu Anonymous, ardından da Mossad'ın sitelerine saldırı düzenledi. İsrail Savunma Bakanlığı'nın da hesabını hackleyen Anonymous gerekçe olarak Ovadia'nın yaptığı yorumları gösterdi.

Kaynak: soL

10 yılda 12 bin işçi iş cinayetlerinde öldü

Sermaye sınıfının azami kar hırsının ve güvencesiz çalışma koşullarının iş cinayetlerine davetiye çıkardığı Türkiye’de, gün geçmiyor ki işçiler iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesin. Bu konuyla ilgili bir açıklamada İş Sağlığı ve Güvenliği Profesyonelleri Derneği (İSAG) tarafından yapıldı. Dernek başkanı Levent Kavlak, iş cinayetleri nedeniyle 10 yılda 12 bin işçinin yaşamını yitirdiğini söyledi.

Türkiye'de iş güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğunun 1 Ocak itibarıyla zorunlu hale getirildiğini söyleyen Kavlak, 630 bin iş yerinin iş güvenliği uzmanı istihdam etmek zorunda olduklarını ifade etti. İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünün açıklamasına göre 630 bin iş yerinden yüzde 25'i, yani 130 bin iş yerinin bu zorunluluğu yerine getirdiğin söyleyen Kavlak, yıl sonuna kadar sayının artacağını düşünüyor.

100 bin iş güvenliği uzmanı var
Kavlak, Türkiye'de 20 bini A ve B sınıfı olmak üzere 100 bin iş güvenliği uzmanı olduğunu ancak bunların tamamının istihdam edilmediğini söyledi. "Bizim aktif olarak, 'çok tehlikeli' ve 'tehlikeli' dediğimiz iş yerlerinde 20 bin iş güvenliği uzmanından 7-8 bini görev yapıyor” diyen Kavlak, bunu patronların henüz olayın ciddiyetinin farkında olmamasına bağlıyor.

500 müfettiş denetleyecek
Kavlak’ın açıkladığı bu rakamlar doğrudan patronlardan maaş alacak iş güvenliği uzmanlarının sayısını ifade ediyor. Diğer taraftan kapitalistlerde güvencesiz çalışma koşullarını kitabına uydurmak ve yaşanabilecek olası iş cinayetlerinin sorumluluğunu bu uzmanlara yüklemek için bunu fırsat olarak da kullanmayı düşünüyor. Asıl problemse iş yerlerini denetlemesi gereken iş müfettişlerinin durumu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na bağlı 1050 müfettiş var ve sadece 500'ü iş güvenliği ve işçi sağlığı denetimi yapıyor. Yani 630 bin iş yerini sadece bu 500 müfettişin denetleyebileceği düşünülüyor.

Kavlak’ta maliyet hesabı yapıyor
"İş kazaları nedeniyle son 10 yılda 12 binin üzerinde insan yaşamını kaybetti, 20 binin üzerinde insan sakat kaldı, milyarlarca dolar maddi kayıp oldu" diyen Kavlak, bilançonun çok ağır olduğunu söylüyor. Ancak Kavlak’a göre bilançonun ağırlığı şöyle oluyor: "Bir çalışanın kaybedilmesi, işverene minimum şu an 1-2 milyon lira maliyet getiriyor."

Kavlak şöyle devam ediyor: "İş kazalarındaki tahribat adeta savaş bilançosu gibi. Son iş kazalarıyla bunun önemi daha da ortaya çıktı. 

Sadece idari cezalarla değil, yargı boyutuyla da gündeme geldi çünkü yargı boyutu işin daha da önemini ortaya çıkardı. Bugün, her gün iş kazası haberi geliyordu. Yaşamını kaybeden çalışanlar, yargıyla karşı karşıya kalan işverenler, iş güvenliği uzmanları, sakat kalan işsizler, öksüz kalan çocuklar... Bunlar birer yara. İşveren, bunu mali yük gibi görüyor. Oysa iş güvenliği uzmanlarının istihdam edildiği iş yerinde, iş gücü kaybını ve iş kazalarını önlediği gibi ayrıca orada çalışma barışı ve huzurunu getirecek. Bu da verimliliği arttıracak. Bir çalışanın yaşamını kaybetmesi minimum şu an 1-2 milyon lira maliyet getiriyor işverene. Bugün oysa çok daha düşük maliyetle, orada yüzlerce işçi çalıştırıyor. İnsanların hayatı çok değerli. Parasal kaybın yanında manevi kayıp daha önemli."

"Türkiye olarak, iş sağlığı ve güvenliği kültürünü bir an önce yerleştirmeliyiz" diyen Kavlak, iş cinayetleri ve meslek hastalıklarının sermayedarlara önemli külfet getirdiğini, önlem alındığında her yıl 4-5 milyar dolarlık kaybın önüne geçilmiş olacağını söylüyor.

IŞİD çetesi Irak’ta da saldırıyor

Irak ordusunun çekildiği noktaları tutan peşmergelerle yoğun çatışmalara giren gerici çetelerin bölgeyi alamadıkları aktarılıyor.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çeteleri, Diyala kentinde Celavle Kasabası'nı peşmergeden almaya çalışıyor. Özellikle akşam saatlerinde ağır silahlarla saldırıya geçildiği aktarılırken kasabada sokağa çıkma yasağı uygulandığı ifdae edildi. Ayrıca bombalı saldırı ihtimali nedeniyle araç trafiğinin de engellendiği belirtiliyor.

Celavle Emniyet Müdürü Şemal Abdurrahman Muhammet, çetenin bölgeyi hedef almasına ilişkin şunları ifade etti: “Kasabanın yüzde 65'i peşmergenin kontrolünde. Akşam saatleriyle çatışmalar başlıyor. Silahlı grupların hedefi, Wahde ve Navçe bölgelerini kontrol altına almak. Özellikle Navçe bölgesi, kasabanın merkezinden geçen Sirwan Nehri'nin hemen yanında. Eğer bu bölgeleri ele geçirirlerse kasaba merkezi çok kısa sürede militanların eline geçer.”

Burak Erdoğan'ın İsrail'le ticaret yaptığı doğru mu?'

HDP Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın İsrail'le ticaret yaptığı iddiasını Meclis'e taşıdı. 

 HDP Urfa Milletvekili İbrahim Ayhan, Burak Erdoğan'ın İsrail ile ticaret yaptığı iddialarını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanıtlaması talebiyle Meclis Başkanlığı'na soru önergesi verdi. İsrail'in Filistin'e karşı yaptığı saldırılara dünyanın seyirci kaldığını ve Gazze'nin kan ağladığını belirten Ayhan, Erdoğan'a şu soruları yöneltti: "2013 yılında İsrail ile gerçekleştirilen ticaret hacmi kaç milyar dolardır? İsrail ile ticaret daha çok hangi alanlarda gerçekleşmektedir İsrail ile ticaret yapan ülkeler arasında Türkiye'nin ithalat ve ihracat sıralamasındaki yeri nedir? Malatya'daki Kürecik üssünden İsrail'e bilgi aktarıldığı iddiaları doğru mudur? Hükümet olarak bu üssü kapatmak gündeminizde var mıdır? İsrail'in petrol depolarının Hatay üzerinden Tel Aviv'e gönderilen petrol ile doldurduğu iddiaları doğru mudur? İsrail jetleri yakıtının 2013 Mart ve Nisan aylarında Türkiye'den ihraç edildiği iddiaları doğru mudur? Oğlunuz Burak Erdoğan'ın İsrail ile ticaret yaptığı doğru mudur? İsrail'in Gazze'ye dönük bu saldırılarına hükümet olarak İsrail'e ambargo uygulama gündeminizde midir? Saldırıların devam etmesi durumunda büyükelçinizi geri çekmek gündeminizde midir?"

Erdoğan'ın Mercedes'inin plakası Fiat'a ait çıktı

Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan bugün seçim yasaklarının başlamasıyla makam aracını değil sivil plakalı bir aracı kullandı. Van'daki miting için evinden ayrılırken "06 BV 8534" plakalı Mercedes marka bir aracı kullanan Erdoğan, ANA uçağını da kullanmadı.


PLAKA SAHTE ÇIKTI
Erdoğan'ın makam aracı olarak kullandığı arabanın plakası ise başka bir araca ait çıktı.. E-Devlet üzerinden yapılan sorgulamada Erdoğan'ın kullandığı araçta takılı olan plaka, 2009 model, Fiat marka bir gri bir araca ait gözüküyor.


AYNI SKANDALI BELEDİYE BAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE DE YAPMIŞTI
Bu olay Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan'ın 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğu dönemde yaşanan bir başka skandalı akıllara getirdi.

Erdoğan'ın 1994 yılında propaganda, ardından da makam aracı olarak kullandığı 1992 model 300 SE Mercedes'in plakası da '34 RTE 45'tü. Plakadaki RTE, Erdoğan'ın adı ve soyadının ilk harflerini, 54 ise 1954 olan doğum tarihini yansıtıyordu.

Irak'ta bir uygarlık yok oluyor

IŞİD çetelerinin Haziran ayında Musul'u ele geçirmesi ardından tüm mal varlıklarını geride bırakmak şartı ile kentten ayrılmalarına izin verilen Hıristiyanlar, kitleler halinde Güney Kürdistan'ın Hewler ve Duhok kentlerine göç ettiler. Hıristiyanların bir kısmı buralarda kiliselere sığınırken, büyük bir kısmı Hıristiyan köylerinde ve kiralanan evlerde kalmaya başladı. Birçok Hıristiyan Hewler'den havayolu ile başta Fransa ve İsveç başta olmak üzere Avrupa'ya göç ediyor. Musul'dan kaçıp Hewler'de kilise ve evlere yerleşen Hıristiyanlarla basının görüşmesine ise metropolit (matran) tarafından izin verilmiyor.

IŞİD çeteleri, Musul'u ele geçirdikten sonra ilk yaptıkları iş, kaçamayan rejim askerleri ve polislerini vahşi yöntemlerle öldürmek oldu ve bunun görüntülerini internet üzerinden yayınladılar. Daha sonra Şiilere yönelen IŞİD, bir çoğunu tutukladı.

HIRİSTİYANLARIN SAYISI 1,5 MİLYONDAN 400 BİNE GERİLEDİ
Irak'ta Hıristiyanların yaşadığı en büyük kentlerin başında yer alan Musul'da, IŞİD en son olarak Hıristiyanlara yöneldi. Hıristiyanlara Hıristiyanlıktan vazgeçerek Müslüman olarak kendilerine biat etmeleri veya her ay vergi ödemeleri şartını koşan IŞİD, bunları kabul etmeyenlerin geride menkul ve gayri menkul tüm mal varlıklarını bırakarak göç etmelerine izin verdi.

Musul'da çok az sayıda Hıristiyan'ın vergi ödemeyi kabul ederek kentte kaldıkları bildirilirken, 200 binden fazla kişinin ise kenti terk ettiği öğrenildi. 2003'teki Amerikan işgalinden bu yana Irak'ın Hıristiyan nüfusu 1,5 milyondan 400 bine geriledi.  Hıristiyanlar endişeli, bu şekilde devam ederse Irak'ta tek bir Hıristiyan kalmayacak.

Hıristiyanların terk etmesi ardından Musul'da bulunan başta Hıristiyan aleminin kutsal mekanlarından sayılan 4. yüzyıldan kalma Mar Behnan manastırı olmak üzere birçok manastır ve kilise de yerle bir edilerek yakıldı. Rahipler kentten çıkarıldı.

METROPOLİT'TEN BASIN YASAĞI
Musul'dan IŞİD'in şartlarını kabul etmeyerek kaçan Hıristiyanların en başta sığındığı kentler ise Hewler ve Duhok. Hıristiyanlar aynı şekilde Hıristiyan nüfusun bulunduğu Şaqlawa, Diyala, Sersing, Amediye ve Barzan bölgelerine göç ettiler. Hıristiyanlar, buralarda kilise, köy ve kiralık evlere yerleştirildiler.

Hewler'de kilise ve evlere sığınan Hıristiyanlara kilise tarafından düzenli bir şekilde yardım yapılıyor. Gelenlerin tümünün isimleri, geldikleri il, ilçe ve mahalle kayıt altına alınırken, kiliselerin görevlendirdiği kişiler, gelenlerin barınma, yiyecek ya da başka bir ülkeye gitme taleplerini not alıyor. Aynı şekilde toplanan battaniye, sünger yataklar ve gıda kumanyaları da kilise görevlileri aracılığı ile ihtiyaç sahibi Hıristiyanlara teslim ediliyor.

Hewler'de konutunda görüştüğümüz Hewler Keldani Katolik Kilisesi Metropoliti Beşar Meti Verda, basına demeç vermeyeceklerini, bu konuda cemaatin kesin kararı olduğunu söyledi.

HAVAYOLU İLE AVRUPAYA KAÇIYORLAR
Güney Kürdistan'a gelen binlerce Hıristiyan ise havayolu ile Hewler'den Avrupa'ya gitmeye devam ediyor. Hıristiyanlar, yakınlarının bulunduğu başta Fransa ve İsveç olmak üzere Avrupa'nın birçok ülkesine kaçıyor. Fransa hükümeti geçen hafta yaptığı açıklamada Musul'dan kaçan Hıristiyanlara iltica hakkı vermeye hazır olduklarını bildirdi.

Göç eden Hıristiyanlara, her gün Hewler havaalanında rastlamak mümkün. Avrupa'ya gitmek isteyen Hıristiyanların fazla olması nedeniyle, yeni uçak seferleri tahsis edilirken, Avrupa'dan da Hıristiyan cemaatlerinin kiraladıkları uçakların Hewler havaalanına indiği ve buradan Hıristiyanları alarak havalandıkları bildirildi. Hewler havalananında Hıristiyanları Avrupa'ya taşıyacak uçaklar, buradan yolcuları aldıktan sonra havalanırken, günde ondan fazla uçağın Hıristiyanlar için Hewler havaalanına indiği öğrenildi.

SÜRYANİLERDEN BM'YE ÇAĞRI
Hewler'de geçen hafta Ankawa semtindeki Keldani Kültür Merkezi önünde toplanan Hıristiyanlar da protesto gösterisi yaparak Birleşmiş Milletler (BM) Hewler temsilciliğine kadar yürüdüler. Yüzlerce Hıristiyan Kürtçe, Arapça ve İngilizce "Biz Hıristiyanız, biz Iraklıyız", "Ey IŞİD burası benim vatanım", "Biz Irak’ın kökleriyiz", "Mirasımızı koruyun" yazılı pankartlar taşıdı.

Hewler Keldani Katolik Kilisesi Metropoliti Beşar Meti Verda, grup adına burada yaptığı konuşmada, Musul'daki Hıristiyanların, IŞİD'in baskıları nedeniyle evlerini terk ettiklerini ve insanlığı sığmayan bir muameleyle karşılaştıklarını belirterek, "Bu insanlar, evlerini ve topraklarını terk etmeye zorlandılar. Buradan Birleşmiş Milletler'e çağrıda bulunuyoruz. Bu sorunu biran önce çözün. BM, Irak'taki Hıristiyan ve diğer azınlıkların can güvenliğini sağlamalıdır" demişti.

Hıristiyanların protesto eylemine destek veren Kürdistan İslam Alimleri Birliği üyesi Seyid Ekmen de, IŞİD'in Musul'da Hıristiyan ve Müslüman alemine yaptığı kötü muameleyi kınadıklarını belirterek, hiç kimsenin İslam dini adına insanlara eziyet etme hakkı olmadığını ve Hewler'e sığınan Hıristiyanlara yardımcı olmaya hazır olduklarını söylemişti. Yapılan protesto gösterisi ardından Hıristiyan ve Müslüman 4 din adamı, taleplerini BM yetkililerine yazılı olarak ilettikten sonra gösteri sona ermişti.

Haber: Ahmet Sümbül - ANF

Barzani'den Peşmerge'ye: Rojava'yı savunun

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani, Peşmerge’den Rojava’yı da korumalarını ve oradaki halka yardımcı olmalarını istedi. Barzani, "Peşmerge nasıl Irak’taki Kürdistan bölgesini savunuyorsa Rojava’yı da savunsun, onlara yardımcı olsun" dedi.

Ramazan Bayramı nedeniyle Suriye sınırında Dicle Nehri'nin batısındaki Peşmerge güçlerini ziyaret eden Barzani, "Suriye’deki Kürt bölgesini de koruyun" çağrısında bulundu.

Cihan'da yer alan habere göre Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, Barzani’nin üst düzey komutanlarla birlikte Peşmergeyi ziyaret ettiği ve bayramlarını kutladığı belirtildi. Peşmerge karargahında bir toplantı yapan Barzani, Rojava’daki bugünkü durumun geçici olduğunu, Peşmerge’nin her türlü olasılık karşısında hazır bulunması gerektiğini kaydetti. Barzani, "Siz nasıl Irak Kürdistan’ını koruyorsunuz aynı şekilde Rojava’daki kardeşlerinizi de savunun ve onlara yardım edin” dedi. Peşmergeye mücadelesinden dolayı teşekkür eden Barzani, “ Hiçbir zaman hiç kimseye sitem etmek istemedik. Saldırılar zamanında da her zaman Peşmerge hazırdır ve vatanını savunacaktır. Peşmergelik kutlu bir güçtür, tarihtir. Peşmerge olan kişi her zaman böyle düşünür ve vatanını korur." ifadelerini kullandı.

ABD, İsrail’i kınadıktan birkaç saat sonra silah satışını onayladı!

İsrail’in BM okuluna gerçekleştirdiği saldırı sonrası, kınama yayınlayan ABD, bir kaç saat sonra İsrail ordusuna askeri teçhizat satışını onayladı.

İsrail saldırıları 24. gününe girerken, gece boyunca devam eden saldırılarda 12 kişi öldü onlarcası da yaralandı. Dün 130 kişinin yaşamını yitirdiği bölgede toplam ölü sayısı 1375’e çıktı. Filistin Sağlık Bakanlığı yaralı sayısını 7680 olarak verdi.

İsrail, dün BM’nin mülteciler için sığınak olarak kullanılan okulu vurmuş ve en az 16 kişi yaşamını yitirmişti. Olay üzerine BM ve ABD dahil olmak üzere Batılı ülkelerden kınama geldi ancak İsrail’e yönelik fiili destek sürüyor.

ABD  Savunma Bakanlığı, İsrail ordusunun mühimmat desteği talebinde bulunduğunu doğruladı. Pentagon Sözcüsü John Kirby’nin yaptığı açıklamada “ABD, İsrail’in güvenliğini sağlama konusunda kararlıdır ve ABD’nin ulusal çıkarları için İsrail’i kendi güvenliğini sağlama konusunda desteklemek hayati önemdedir. Son silah satışı da bu amaçlarla paraleldir” dedi. 

Kirby’nin açıklamasında ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in İsrailli mevkidaşına, ABD’nin Gazze’de kötüye giden insani duruma ilişkin endişelerini ilettiği ve ateşkes çağrısı yaptığı da belirtildi. Açıklamada Hamas ve diğer direniş örgütleri “terörist gruplar” olarak nitelenerek silahsızlandırılmaları çağrısı yapıldı.

İSRAİL’DEN TÜNEL AÇIKLAMASI
Gazze’ye yönelik katliamlarını sürdüren İsrail, bölgedeki tünelleri tamamen yok etme hedeflerine yaklaştıklarını öne sürdü. Dün İsrail Başbakan Benyamin Netanyahu ve güvenlik kabinesinin yaptığı toplantı sonrası tünellerin tamamen yok edilmesi için birkaç güne daha ihtiyaç olduğu ifade edildi. Toplantıda İsrail ordusuna 16 bin yedek asker daha çağrılması kararlaştırıldı.

Toplantı sonrası konuşan İsrail Güvenlik Kabinesi Bakanı Gilad Erdan, “Bir ateşkes aramıyoruz ancak elbette askeri manevraları diplomatik manevralar takip eder. Ateşkesin İsrail’in  uzun dönem taleplerini karşılaması ve Gazze’yi silahsızlandırması gerekir” dedi.

İSRAİL 16 BİN YEDEK ASKERİ DAHA GÖREVE ÇAĞIRDI
İsrail ordusu Gazze harekâtına destek vermesi için 16 bin yedek askerin daha göreve çağrıldığını açıkladı. Çağrı, Gazze'deki İsrail saldırılarının yoğunlaştığı ve 116 Filistinlinin daha öldürüldüğü gün geldi. Böylece 23 gündür devam eden İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 1400'e yaklaştı. Şu ana kadar İsrail ordusundan ise 56 asker öldü. Son yedek asker çağrısıyla birlikte İsrail ordusunun Gazze harekâtının başlamasından bu yana silah altına aldığı yedek asker sayısı da 86 bine yükseldi.

OKULUN VURULMASI SORUŞTURULACAK
İsrail Bakanlar Kurulu’ndan dün sabaha karşı gerçekleşen saldırılarda vurulan Birleşmiş Milletler (BM) yönetimindeki okulun vurulması konusunun da soruşturulması kararı da çıktı.

Binlerce Gazzelinin sığınak olarak kullandığı BM okulu İsrail tankları tarafından vurulmuş ve saldırıda en az 16 kişi hayatını kaybetmişti. BBC'ye konuşan İsrail hükümeti sözcüsü Mark Regev, "Konu soruşturulacak. Eğer İsrail ordusunun açtığı sorumsuz bir ateş varsa özür dileyeceğiz" dedi. Regev, okulun İsrail tarafından açılan ateşle vurulup vurulmadığının hâlâ net olmadığını ifade etti.

BM Genel Sekreteri saldırıyı sert bir dille kınadı ve "Bu olayın hiçbir şekilde izahı olamaz. Sorumlular mutlaka hesap vermeli" dedi. Daha önce gelen açıklamalarda BM yetkilileri okulda sivillerin barındığı konusunda İsrail'i en az 17 kez uyardıklarını söylemişlerdi. Gazze'de BM kontrolündeki sivil barınakların koordinatları İsrail ordusu ile paylaşılıyor ve bu bölgelerin hedef alınmaması talep ediliyor.

BM GÜVENLİK KONSEYİ ACİL TOPLANIYOR
Gazze'de ölü sayısı artarken BM Güvenlik Konseyi Ürdün'ün talebiyle bugün acil bir toplantı yapacak. Toplantıda Ürdün'ün önerisi olan 'İsrail'in Gazze'den derhal geri çekilmesi' çağrısı görüşülecek. Hamas ve İsrail'in taleplerinin değişmemesi, Mısır'ın başkenti Kahire'deki ateşkes görüşmelerinin de tıkanmasına yol açmış durumda. Hamas, herhangi bir ateşkes için Gazze'deki ablukanın kalkacağına dair garanti verilmesini istiyor. İsrail ise, ateşkes ilan edilse dahi Gazze'deki tünellerin imhasına devam etmek istediğini belirtiyor.

Yurtta bayram trafiği bilançosu:109 ölü

Bayram tatili boyunca yurdun dört bir yanında meydana gelen trafik kazalarında toplam 109 kişi hayatını kaybetti, 852 kişi de yaralandı.
Trafik kazalarında bu bayram tatilinde de bilanço ağır oldu, yollar kan gölüne döndü. Yurt genelinde 6 günde meydana gelen kazalarda; hayatını kaybedenlerin sayısı 109 olurken, 852 yurttaş da yaralandı.
DHA'nın verilerine göre, tatil trafiğinin başladığı 25 Temmuz Cuma günü meydana gelen kazalarda 10 kişi öldü, 75 kişi yaralandı. 26 Temmuz Cumartesi günü ise bilanço daha da ağırlaştı, 17 kişi öldü, 107 kişi yaralandı.
Arife Günü olan 27 Temmuz Pazar günü meydana gelen, aralarında 4 kişinin yaşamını yitirdiği İstanbul'daki halk otobüsü yangınının da yer aldığı onlarca kazada ise 20 kişi öldü, 133 kişi yaralandı.
Ramazan Bayramı'nın 1., 2. ve 3. günlerindeyse 62 kişi yaşamını yitirirken, 537 kişi de çeşitli şekillerde yara aldı.

Bolivya İsrail'i 'terörist devlet' ilan etti

Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, İsrail'i Gazze'de süren işgal ve saldırılarından dolayı terörist bir devlet olarak gördüklerini ve İsrail vatandaşlarına Bolivya'ya girişlerinde bundan böyle vize şartı getireceklerini açıkladı.
Telesur'un haberine göre, Cochabamba'da basın mensuplarının sorularını cevaplayan Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, bakanlar kurulu toplantısında İsrail'e vize uygulaması kararının akındığını, çünkü İsrail'in İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Birleşmiş Milletler ilke ve amaçlarını tanımadığını söyledi.
Morales, "17 Ağustos 1972 yılında, Bolivya diktator bir rejim altındayken İsrail ile yapılan ve İsrail vatandaşlarına Bolivya'ya vizesiz giriş sağlayan anlaşmayı aldığımız kararla iptal ediyoruz" dedi. Morales, bu adımın, İsrail'i "terörist devlet" ilan etme anlamına da geldiğini vurguladı.
Morales bu karar ile İsrail'in vize uygulamasında 1. grup olan vizeden muaf ülkeler listesinden çıkartıldığını ve vizeye tabi tutulan ve göçmen dairesinin görev alanına giren 3. grup listeye dahil edildiğini açıkladı.
1. grup vizeden muaf ülkeler arasında, Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye ile birlikte diger Latin Amerika ülkeleri yer alıyor.
Morales'in başında oldugu Bolivya hükümeti 2009 yılında da İsrail'in Filistin'e yönelik saldırısından dolayı diplomatik ilişkileri dondurmustu.

ABD, İsrail'in yardımına koştu, ölü sayısı artıyor

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısı 3. haftasını doldururken, ABD İsrail'e mühimmat ikmali yapma kararı aldı. Saldırılarda ölen Filistinlilerin sayısı ise 1363'e yükseldi.
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısı hız kesmeden sürerken, ABD'den İsrail'e mühimmat desteği geldi.
Pentagon tarafından yapılan açıklamada, ABD'nin İsrail'in güvenliğine önem verdiğini, İsrail'in kendi kendini savunma kapasitesinin gelişmesi ve güçlenmesinin ABD'nin ulusal çıkarlarıyla uyuştuğu söylendi. İsrail'in azalan mühimmatına yapılacak ABD takviyesinin 1 milyar dolar değerinde olacağı belirtiliyor. İsrail, ABD'den ikmal talebini 20 Temmuz'da Pentagon'a iletmişti.
Öte yandan aynı ABD, İsrail Gazze'deki Cibaliye kampında bulunan Birleşmiş Milletler okulunu vurarak, aralarında çocukların da bulunduğu 15 kişinin öldürülmesini kınadı.
Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail'in dünkü saldırıları sonucunda ölü sayısının 1363, yaralı sayısının ise 7680 olduğunu açıkladı.

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi’nde çıplak arama işkencesi

Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Hapishanesi’nde tutulan devrimci tutsaklara yönelik baskılar giderek artıyor.   

Bu kez avukatlarla görüştükten sonra hücrelerine götürülen iki devrimci tutsak, gardiyanlar tarafından aranmak istendi. Aramanın gerekçesi olarak, tutsakların "örgütsel doküman taşıyabileceği" iddiası yer alırken, tutsaklar çıplak aramanın "insanlık dışı bir uygulama" olduğunu belirterek gardiyanlara tepki gösterdi. İki tutsak gardiyanların saldırısına uğramasının ardından çırılçıplak soyuldu.

‘Açlık grevi dahil çeşitli eylemler yapacağız’
Tutsaklardan Bilal Nargili de gardiyanların saldırısına maruz kaldı. Nargili, bir gardiyanın yanında bulunan arkadaşına hakaret etmesine tepki gösterirken, gardiyanlar tarafından darp edildi.   

Ailesi aracılığıyla hapishanede yaşanan baskıları aktaran tutsak Bilal Nargili, şunları söyledi: "Gardiyanların bize karşı tutumlarında büyük bir değişiklik söz konusu. Ayda bir yapılan aramalar, haftada bire düşürüldü. Aniden hücreler basılarak aramalar yapılıyor."

Nargili kendilerine yönelik baskıların devam etmesi durumunda açlık grevi dahil çeşitli eylemlere başlayacaklarını kaydederek devrimci demokratik kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı. 

Güney Afrika’da büyük grev kazanımlarla bitirildi

Geçen hafta sonu sona eren grevde irili-ufaklı çok sayıdaki işletmede çalışan 220 bin işçi yer aldı. Numsa Güney-Afrika Metal İşçileri Sendikası’nın üyeleri anlaşmayı onayladılar.

Anlaşmaya göre; birinci yıl için % 8-10, ikinci yıl için %7,5-10 ve üçüncü yıl için de % 7-10 oranında ücret artışları sağlanacak. Sendika üyesi ve en alt gelir grubunda olan işçilerin ücretlerinde ise her yıl %10 oranında ücret artışı sağlanacak.

Grevin bir başka ve önemli talebi olan taşeron işçiliğin yasaklanması talebinin kabul edilmesi yerine, taşeron işçiliğin minimize edilmesi gibi geri ve sınırları belirsiz bir anlaşma sağlandı. Anlaşmaya göre taşeron işçileri de daimi işçilerle aynı hak ve koşullara sahip olacaklar, kısa mesai fonlarına dahil olacaklar.

Sendika görevlilerinin sendikal çalışmaları için harcadıkları zamanda iş gününden sayılacak.

Yüzde 12 ila 15 ücret artışı yapılması, taşeron işçiliğin yasaklanması ve daha başka taleplerle başlayan ve dört hafta zorlu mücadelelere sahne olan grevle 220 bin metal işçisi kısmi başarılar elde etmiştir. En önemlisi de bu kavgada dost ve düşmanlarını somut olarak görerek tanıma olanağı elde etmiştir.

Maden işçilerinin grev ve direnişlerinin peşinden metal işçilerinin hareketlenmesi ve grevlerinin gelmesi, en önemlisi de devletin, ANC ve reformist-revizyonist güçlerin saldırı ve demagojik karalama kampanyalarına karşı mücadelelerini sürdürerek kısmi de olsa bir başarı elde etmeleri önemlidir. Bu hainlerin ihanetlerinin etkisini Türkiye işçi sınıfı da kendi öz tecrübesinden biliyor ve tanıyor.

Mücadele okullarından geçen, dost ve düşmanını tanıyan Güney-Afrika işçi sınıfı Apartheid rejimi gibi sermaye diktatörlüğünü de yıkmayı öğrenecektir. Kendi devrimci partisinden yoksun olan işçi sınıfı bu temel eksikliğini gidermeyi başardığı oranda zafere daha da yaklaşacaktır.

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Dersim’de festival zamanı

14. Munzur Kültür ve Doğa Festivali bugün başlıyor. “Dilimiz, Kültürümüz, Kimliğimiz ve İnancımızın Adı Dersim” şiarıyla düzenlenen festival, 3 Ağustos’ta sona erecek. Festival boyunca kent merkezi ve ilçelerde paneller, forumlar, konserler, dinletiler, tiyatro gösterimleri, sergiler düzenlenecek.

İl dışından gelen konukları, stantları, rengarenk pankartları ve kalabalığı ile Dersim, festival havasına bürünmüş bulunuyor. Dersim’de kitle örgütlerinin de katılımı ile oluşturulan festival programı bu yıl ilçelere ve mahallelere dağıtılması açısından farklılık gösteriyor. Bu çerçevede stadyum etkinlikleri dört günden iki güne indirildi, bunun yerine Seyit Rıza Meydanı, Ali Baba ve Gazik mahallelerinde çeşitli etkinlikler yapılacak.

Dersim Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Ali Bul, bu şekilde halkın festivale daha fazla katılımını sağlamak istediklerini söyledi. Bul, herkesi Seyit Rıza Meydanı’ndan Ana Fatma’ya halaya durarak barajlara, HES’lere, karakollara “hayır” demeye çağırdı.  Bul, Dersim halkına ve konuklara temizlik ve çevreyi koruma konusunda duyarlılık göstermeleri uyarısında da bulundu.

Festival programının halkın taleplerine odaklandığını belirten Dersim Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Tunç da festival boyunca Dersim’in doğasının tahrip edilmesi ve Alevi inancının asimilasyonu politikalarına vurgu yapılacağını ifade etti. Tunç, “Munzur’a ve bir bütün olarak Dersim’in doğasına yönelik azgın saldırılara karşı bir duruş olarak örgütleniyoruz” dedi.

HOZAT’TAKİ ETKİNLİKLER
Festival süresince il merkezi dışında Hozat, Ovacık gibi ilçelerde paneller, dinletiler gerçekleştirilecek. Festival boyunca kolektif bir yaşamı örmeye çalışacaklarını belirten Hozat Belediye Başkanı Celaleddin Polat, “Amacımız düşüncesi ile, dili ile, inancı ile bütün renklerin bir arada uyumunu sağlamak; bütün kültürleri yaşatmak, sorunlarımıza birlikte eğilmek ve birlikte çözüm üretmek” diye konuştu.

Festival kapsamında bugün Hozat’ta müzik ve şiir dinletileri, “Roboskî, Gezi, Soma” ve “Sistem Karşıtı Muhalefetten Yerel Yönetimlere Dersim’de Politik Deneyimler” konulu paneller düzenleniyor. 

Kaynak: Evrensel

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers