31 Ağustos 2014 Pazar

Cihatçılara katılmak isterken gözaltına alındı

Fransız polisi, Nice havaalanında düzenlediği operasyonda, Suriye'deki iç savaşa katılmak için adam toplayan 22 yaşındaki Çeçen kökenli bir kişi ile yine bu şahsın yol biletini satın aldığı 16 yaşındaki bir kızı gözaltına aldı.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, söz konusu kişilerin dün polis tarafından gözaltına alındıkları ve sorgularının sürdüğü bildirildi. Yine aynı açıklamada, ailesinden habersiz yola çıkan genç kızın, Türkiye üzerinden Suriye'ye gitmek için hazırlık yaptığı bildirildi.

AA'nın haberine göre, İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve, yaptığı yazılı açıklamada, havaalanındaki operasyonu düzenleyen güvenlik güçlerini tebrik etti ve bu konuda ailelerin de daha duyarlı olmasını istedi.

İçişleri Bakanlığı, son aylarda, Suriye'ye savaşmak için giden gençlerin artması üzerine internet ve telefon üzerinde ihbar hattı oluşturmuştu. İhbar hattına, şu ana kadar 300 civarında şikayet geldiği bildirildi. Yine İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre bu ihbarların yüzde 25'i yaşı küçükler için, yüzde 45 ise genç kadınlar için geldi.

Hükümet son olarak, yurt dışındaki iç savaşlara ve silahlı kamplara gidenlere ceza verilmesi için yasal düzenleme girişiminde bulunmuştu.

Cumhurbaşkanı François Hollande, daha önce yaptığı bir açıklamada, Fransa'dan Suriye'ye savaşmak için giden gençlerin sayısının 700 civarında olduğunu söylemişti. İçişleri Bakanı Manuel Valls da Suriye'ye savaşmak için giden gençlerden 20'sinin öldüğünü tahmin ettiklerini bildirmişti.

Komünist komutan Kemal Yazar yoldaşı andık ve yazılamalar yapıldı!

31 Ağustos - Pazar günü 18 yıl önce MLKP önderliğince katledilen Kemal Yazar yoldaş imar Bloklarında bulunan mezarı başında andık. Bundan tam 19 yıl önce 21 Ağustos 1995 yılında komünist hareketi yeniden ayakları üzerine dikmek için bir grup yoldaşıyla öne atılan Kemal Yazar yoldaş, gecesini gündüzüne katarak KP-İÖ’yü geliştirip, ete - kemiğe büründürmek için göğe hücum etti. Neki devrim ve sosyalizm daha fazla katkı sunacağı bir dönemde , 27 Ağustos 1996 yılında Almanya’nın Duisburg kentinde, MLKP’lilerin kurdukları pusuda bedenine onlarca kurşun yağdırılarak katledildi.

Katledilmesinin 18 Yılında düşmanın korkulu rüyası Kemal Yazar yoldaşı anmak için, Halkın Birliği okurları mezarı başında bir araya geldiler. Mezar etkinliği, bir yoldaşın saygı duruşuna davet eden sesiyle başladı ve saygı duruşunda bir yoldaş şiir okudu. Başka bir yoldaşta Kemal yoldaşın direnişini anlatan şiir ardında bir yoldaş, Kemal yoldaşı anma ve ondan öğrenmenin ne anlama geldiği üzerine bir konuşma yaptı. Konuşmacı yoldaş özetle şunlara değindi:

Biliyoruz ki Kemal yoldaş komünist harekette silikleşen önderlik değerlerin dirilişidir. Birileri kabul etmese de, içinde Kemal yoldaşın temsil ettiği devrim, sosyalizm, soyluluk, özgürlük, sevgi ve isyan vardır. Hem devrim, sosyalizm hem yaşam, hem isyan, hem sevda olarak. Soylu değerlerini yitiren insanlar tanrılar yarattılar. Sonra da kendi cüceliklerini görüp onlara taptılar.

Korktular, korkuttular, yedi kat göklere çıkarırken bir nefes kadar yakına oturttular. Gerçek kurtuluşun kendi içlerinde saklı olduğunu bilmeden...

Veya bildiği halde onu açığa çıkarmaya cesaret etmeden. Sen de diyorsun ya: "Devrim ve sosyalizmde ısrar etmeliyiz, emekçilerin kurtuluşunun başka yolu yoktur”, "İşte bu herkesin içinde gizlenmiş kurtuluşunu özellikleridir. Bilinçle yoğrulur, isyanla canlanır, azimle yaratılır bu. Cahilliğin, korkunun ve yılgınlığın ötesindedir. Ve ötesi önder yoldaş Kemaldir..."

Umudun adı oldun Kemal yoldaş, isyanımız da, sevdamız da, özlemlerimiz dede ve devrim yürüyüşümüzde daima olacaksın. Eridiğin toprağı hissediyor, tutuğun havayı soluyoruz. Özlemlerini özlemlerimiz bilerek yaşatacağız seni. Senden aldığımız güçle direnecek, azimle mücadele edeceğiz. İnsan taslaklarına, kan tacirlerine, tatlı su devrimcilerine geçit vermeyeceğiz. Soylu yaşamasını bileni, noktayı, virgülü nerede koyması gerektiğini bilen önderin Kaypakkaya - İrfan yoldaşlar gibi her daima kavgamızda olacaksın ve seni anacağız.

Biliyoruz ki kemal yoldaşı anmak, umudu ve özgürlüğü bir bayrak gibi dalgalandırmak, yığınların içine dalmak, devrimci görevlere daha sıkıca sarılmak ve devrim ve sosyalizm için İnşamız saflarında yer almak demektir.

Dahası, Halkın Birliği okurları olarak, Kemal Yazar yoldaştan öğrenip, onun eksik ve yetmezliklerini ortaya çıkarıp ileri taşımaya çalışarak, Kemal yoldaşın komünist çizgisini geliştirip yükseklere taşıdık. Bugünde, komünistler olarak küçük burjuva sosyalizmi ve devrimciliği ile arasındaki ayrım' çizgisini daha da derinleştirecek, teorik - politik - örgütsel varoluşumuza güçlü çekiç darbeleriyle ve incelikle nakşederek, devrim ve sosyalizm yolunda yürüyeceğiz. Buda Kemal yoldaştan öğrenip, onun teori ile pratiğin birliği arasındaki ilişkiyi kurmadaki meziyetini pratiğe geçirme de kararlılıkla yürümemiz gerektiğini emreder. O halde tüm emekçileri ve yoldaşları Kemal’in bize miras bırakmış olduğu direngen çizgiye sahip çıkarak, Halkın Birliği saflarında birleşmeye ve mücadele denizine atılmaya çağırıyoruz.

"Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelemiz!” sözlerinin ardından Kemal Yazar yoldaşı anma etkinliği son buldu.

Kemal Yazar yoldaş ölümsüzdür!
Devrim ve komünizm şehitleri ölümsüzdür!
Kahrolsun faşist diktatörlük!
İstanbul'dan bir grup Halkın Birliği okuru

3 Eylül Çarşamba 09.00 Ankara Adliyesi!

Ethem yoldaş, mücadelenin tam orta yerinde ayaklanmanın kendisi oldu. Kavganın eğer alevli bir rüzgarı varsa o şimdi Ethem'de temsil olunmaktadır...

Kadıköy'de polis ablukasında 1 Eylül!

1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle bugün Kadıköy'de gerçekleştirilecek olan ‘Barış Şöleni’ polis ablukası altında yapıldı.

1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle bugün İstanbul’daki ‘Barış Şöleni’ öncesinde Kadıköy polis ablukası altına alındı.

Ortadoğu'daki savaş ve saldırganlığa dikkat çekmek amacıyla "Ortadoğu halkları barış istiyor!" şiarıyla DİSK, KESK, TMMOB, İstanbul Tabip Odası, HDP/HDK bileşenleri ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinin içerisinde bulunduğu tertip komitesi tarafından örgütlenen 1 Eylül mitingi dün İstanbul Valiliği tarafından yasaklanmıştı. Fakat Tertip Komitesi ise valiliğin yasağını tanımadığını ifade ederek eylem programlarını her koşulda hayata geçireceklerini duyurmuştu.

Yasaklanmadan dolayı sabah saatlerinden itibaren Kadıköy polis ablukasına alındı. Fakat miting başlangıç saatinden önce pazarlık sonucu 1 saatlik etkinlik için izin verildi. Kitle hem Altıyol’daki Boğa Heykeli önünde hem de eylemin yapılacağı Haldun Taner Tiyatrosu önünde toplanmaya başladı. Boğa heykelindeki kitle flamalarıyla birlikte sloganlarla alana yürürken alanda toplanan kitle de halaylarla ve sloganlarla bekleyişini sürdürdü.

"Yaşasın halkların kardeşliği!", "Katil IŞİD, işbirlikçi AKP!" sloganları kitle tarafından sıkça atılırken  kitlenin en önünde yer alanlar, Şengal ve Rojava'daki katliamlardan fotoğrafları taşıdılar. Alanda "Şengal'den Gazze'ye halklarla dayanışmaya!" şiarlı pankart yer aldı.

Kitlenin toplanmasıyla birlikte miting programına geçildi.

“İnsanca, eşit, özgür ve kardeşçe bir dünya kendi ellerimizde”
Mitingi örgütleyen kurumların temsilcileri hep birlikte ses aracının üzerine çıkarak kitleyi selamladı. Tertip Komitesi adına Türk Tabipler Birliği’nden Dr. Deniz Mardin basın açıklamasını okudu.

1 Eylül’ün ortaya çıkışının anlatılmasıyla başlayan açıklamada Nazilerin gerçekleştirdiği katliamlara değinildi. Aradan geçen 70 yıla rağmen her yıl barış günü kutlamalarında emperyalistlerin savaş ve katliamlarının devam ettiği ifade edildi.

Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta, Rojava’da, Şengal’de katliamlar yaşanırken emperyalist güçlerin olaya petrol gözüyle bakması teşhir edildi. IŞİD eliyle Ortadoğu’da gerçekleştirilen katliamların teşhir edildiği açıklamada, AKP hükümetinin Kürtlerin Rojava’da kazanımlarına yönelik saldırı içerisinde olduğu söylendi. İktidarın IŞİD çetesiyle olan ilişkisine dikkat çekilerek Türkiye’ye göç eden mültecilerin açlık ve kölelik koşullarında çalışmak zorunda bırakıldığı ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Biz işçiler, emekçiler, her dilden, her inançtan, her kimlikten halklar, biz bu coğrafyada yakıp yıkılan tüm değerleri yaratırken savaşta ve barışta ölenler/öldürülenler olarak, iktidardan ve sermayeden barış, özgürlük, eşitlik beklenmeyeceğinin farkındayız.

Tüm halkların eşit, özgür, insanca ve kardeşçe yaşayacağı bir dünyayı kendi ellerimizle kuracağız.”

Açıklamanın ardından Rojava ve Şengal’de katledilenler için saygı duruşuyla program devam etti.

Filistin intifadasından Gezi direnişçilerine bin selam!
Program, FHKC adına Nicolay Saafin'in kitleye seslenmesiyle devam etti. FHKC temsilcisi “Filistin halkının intifadasından Gezi direnişçilerine bin selam” diyerek Filistin halkının selamlarını iletti. Kürt halkının mücadelesini de selamladı. Filistin'de İsrail'in katliamlarına karşı direnişin 25 yıldır sürdüğünü belirtti. “Emperyalistlerin barışı değil gerçek barış için” bedenlerini feda ederek mücadeleyi sürdüklerini söyledi. Emperyalist müdahalelerden kurtulma çağrısı yapan FHKC temsilcisi, Türkiye'nin İsrail ile olan ilişkilerini teşhir etti. Filistin mücadelesi adına kitleyi selamlayarak konuşmasını sonlandırdı.

Alevi dernekleri adına söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Baki Düzgün, AKP'nin gerici politikalarını teşhir etti. Emperyalistlerle birlikte besledikleri gerici çetelerin halklara uyguladığı katliamlara dikkat çekti. Bütün halkların kardeş olduğunu söyleyerek halklarla dayanışmanın süreceğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu Milletvekili Feleknas Uca konuştu. Uca konuşmasına 1 Eylül eylemlerinin bir çok yerde yapılırken İstanbul’da yasaklı olmasına dikkat çekerek başladı. “Bu yasakları kabul etmiyoruz” diyen Uca Ezidilerin yaşadıkları katliam ve baskıyı anlattı. 500 bin kişinin göç etmek zorunda kaldığını, 150 bini aşkın Ezidi’nin Rojava'ya geçtiğini söyleyen Uca, "Demokratım" diyen Avrupa ülkelerinin Şengal'de yaşanan katliamlara gözlerini kapadığını belirtti.

Kadınların çetelerin eline geçmemek için dağlara çıkarak intihar etmeye çalıştıklarını söyleyerek, yaşadıklarının Dersim Katliamı'nı hatırlattığını söyledi.

Ardından, HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel söz aldı. Mitingin yasaklanmasını kınayan Tuncel, Ortadoğu'da yaşananlarda Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yürüttüğü politikaların payı olduğunu belirtti.

Tuncel'in konuşmasının ardından program sona erdi.

KESK, DİSK, TMMOB'nin temsili düzeyde katıldığı mitinge Yeldeğirmeni Dayanışması, EHP, Halkevleri, MBP, HDP, TÖP, Genç Sen, Bilinç Fanzin, TKP1920, KÖZ Kaldıraç kendi flamalarıyla katıldı.

Kaynak: Kızıl Bayrak 

Polis bir çocuğu ağır yaraladı

Nusaybin’de akşam saatlerinde 9 yaşındaki bir çocuk polisin attığı gaz bombasıyla yaralandı. Akşam saatlerinde, Ahmet Kaya Köprüsü çocukların bir araya gelerek slogan atmasını bahane ederek çocuklara gaz bombasıyla saldıran polis, Hakan Erçik isimli bir çocuğun ağır yaralanmasına sebep oldu. 

Olayı görenler tarafından Nusaybin Devlet Hastane'sine kaldırılan Erçik, ambulansla Mêrdîn Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. 

Erçik ailesi, çocuklarının kapı önünde oyun oynarken polis tarafından hedef Qgözetilerek vurulduğunu belirtti.

Gün el verme günüdür

IŞİD’in Şengal’de yaptığı katliamın ardından, göç eden Êzidiler için Adana Demirspor taraftarları da anlamlı bir yardım kampanyası başlattı. “Halkın takımı, Şengal halkının yanında” şiarıyla yardım kampanyası başlatan taraftarlar, para yardımı kabul etmezken, kuru gıda malzemeleri, giysiler, çocuk bezleri ve yolculuk sırasında kırılmayıp, bozulmayacak eşya yardımını alıyor. Bütün spor kulübü taraftarlarını bu kampanyaya destek vermeye çağıran taraftar grubu, yardımların 0545 509 76 76 irtibat numarası üzerinden kendilerine ulaştırılabileceğini belirttiler.

‘HERKES DESTEK VERMELİ’
Çocukların ayakkabısız binlerce kilometre zulümden kaçması ve Êzidilerin Şengal Dağı’nda açlıktan ve susuzluktan yaşamlarını yitirmesine sessiz kalamadıkları için böyle bir kampanya başlatma gereği duyduklarını belirten Adana Demirspor taraftarı ve kampanyanın yürütücüsü olan Erhan Alcan, kendilerini en çok etkileyen olayın ise IŞİD saldırıları sonucunda Şengalli kadınların onurları için canlarından vazgeçmesi olduğunu söyledi.

Adana Demirspor taraftarı olarak Şengal’de yaşanan sıkıntıları bir nebze dindirebilmenin kendilerini mutlu edeceğini belirten Alcan, başlatmış oldukları yardım kampanyasına içinde insanlık duygusu ölmemiş bütün insanların destek vermelerini beklediklerini söyledi. Birkaç gündür başlatmış oldukları kampanya ile birlikte şimdiden bir çok kişiye ulaştıklarını ve yardımları toplamaya başladıklarına dikkat çeken Alcan, yardım etmek isteyen yurttaşların kendilerini aramasının yeterli olduğunu ve kendilerinin gidip yardımları elden alacaklarını söyledi. Bütün halklara, yurttaşlara ve özelikle Ultraslan, Çarşı, Gençfb ve Büyük Şimşekler gibi taraftar gruplara çağrıda bulunan Alcan, herkesi bu kampanyaya destek vermeye çağırdı.

FARK GÖZETMEDEN...
Yüreğinde insanlık adına bir şeyler olduğunu düşünen her insanın bu kampanyaya sessiz kalmaması gerektiğini söyleyen kampanyanın bir diğer yürütücüsü ve Adana Demir Spor taraftarı Fırat Karataş ise, Şengal’deki halkın ne halde olduklarını az da olsa yaşamak ve hissetmek için böyle bir kampanya yürüttüklerini söyledi. “Êzidilere yapılan zulüm bize de yapılmıştır” diyerek katliam karşısında tepkisini dile getiren Karataş, kampanyaya din, dil, ırk farkı gözetilmeksizin herkesin elini uzatması gerektiğini ifade etti. Önümüzün kış olması nedeniyle gönderilecek malzemelerinin kış şartlarına uygun olması gerektiğini belirten Karataş, orada katliama ve sürgüne maruz kalan halkın acılarını herkesin paylaşması gerektiğini belirterek, “Gün el verme günüdür. Birbirimize ne kadar elimizi uzatırsak o kadar insana ulaşmış oluruz” dedi.

‘Amerikan rüyasına’ inanan kalmadı

Son kamuoyu araştırmalarına göre ABD halkının yüzde 60’ı, ne anlama gelirse gelsin Amerikan rüyasının ulaşılamaz olduğunu düşünüyor.

Amerikan rüyası, sosyal durumu ne olursa olsun bir kişinin çok çalışması koşuluyla başarı, refah ve şöhret yakalanabileceği fikrini savunan bir düşünce biçimi. Ancak finansal kriz, emlak piyasasındaki çöküş ve “büyük durgunluğun” ardından Amerikan rüyası, birçok kişi için ulaşılamaz bir hayale dönüşmüştü.

USA Today gazetesinin gerçekleştirdiği bir araştırma, söz konusu idealin hayata geçirilmesinin, dört kişilik ortalama bir aile içi yıllık 130 bin dolara mal olacağını gösteriyor. Bu miktarda parayı, 2013’te sadece 8 kişiden biri kazanmayı başarmıştı, yani ABD nüfusunun yüzde 13’ünden daha azı.

Son kamuoyu araştırmalarına göre ABD sakinlerinin yüzde 60’ı, ne anlama gelirse gelsin Amerikan rüyasının ulaşılamaz olduğunu düşünüyor. Öte yandan Amerikalıların büyük bir kısmı, çocuklarını daha zor bir hayatın beklediğini düşünüyor.

American Jobs Alliance sivil toplum örgütünün icra müdürü Curtis Ellis, “Çok sayıda ABD vatandaşının Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye yardımcı olan iyi bir iş yeri, ya kayboldu ya da artık dolu. Yerini, yüksek beceri talep etmeyen ve sosyal ödemelerle emeklilik konusunda hiçbir garanti vermeyen düşük ücretli bir iş aldı. Bu nedenle insanlar, işine günden güne daha fazla zaman ayırarak hayatını bu iş için harcıyor” diye açıkladı.

ABD’de bir tek serbest piyasacı ekonomistler umudunu yitirmemiş.  Bu ekonomistler Amerikan rüyasının çöküşünden hükümeti suçluyor. Ekonomi uzmanı ve Ludwig von Mises Enstitüsü kurucusu Lew Rockwell, “Her şey, serbest piyasa ekonomisi şartlarında yaşamadığımızdan kaynaklanıyor. Biz, faşist bir ekonomiye sahip korporatif bir devlette yaşıyoruz. Dev şirketlerin hükümete bağlı olduğu bir ülkede. Bu, özellikle büyük bankalarla ilgilidir” diyor.

Ukrayna'da taraflar geri adım atmıyor, Putin: Rusya kenarda durup bekleyemez

Ukrayna topraklarında esir edilen Rus askerleri ile Rusya yanlısı milislerin elindeki 63 Ukrayna askeri takas edildi. Esir değişimine rağmen Ukrayna'da taraflar arasında gerilim artıyor. Putin; 'Rusya kenarda durup bekleyemez' açıklaması yaptı.
Rus haber ajansı RIA’nın, bir Rusya yanlısı milis komutanı ve bir Rus generale dayandırdığı habere göre geçen hafta milislerin eline geçen 63 Ukrayna askeri ile Ukrayna topraklarında yakalanan Rus ordusuna bağlı 10 paraşütçü asker takas edildi.
Rusya paraşütçü birlikleri komutanı Tümgeneral Alkesi Ragozin de takası doğruladı ve ajansa yaptığı açıklamada Milis komutanı takas müzakerelerinin çetin ve uzun sürdüğünü söyledi.
Ukrayna ele geçirilen paraşütçülerin, Rusya’nın ayrılıkçıların safında savaştıklarının kanıtı olduğunu açıklamış, Rusya ise askerlerinin yanlışlıkla sınırı geçtiğini savunmuştu.
Esir Ukrayna askerlerinin 24 Ağustos Bağımsızlık Günü'nde Donetsk şehrinde teşhir edilmesinin ardından, Ukrayna da elindeki Rus askerlerin görüntüsünü yayınlamıştı.
'Rusya kenarda durup bekleyemez'
Gerilim tarafların yaptığı tavizsiz açıklamalarla tırmanıyor. Rus devlet televizyonuna konuşan Putin ülkesinin Ukrayna krizi konusunda taviz vermeyeceğini şu sözlerle ifade etti;
"Şunu herkes aklında tutmalı; insanlar neredeyse yakın mesafeden vurulup öldürülürken Rusya kenarda durup bekleyemez."
Putin resmi haber ajansının “Krizin ne zaman sonuçlanacağını biliyor musunuz?” sorusuna ise “Hayır bilmiyorum. Bu tamamen Ukrayna makamlarının siyasi iradesine bağlı” yanıtını verdi.

'Irak’ta Sünni isyancılar IŞİD'e karşı savaşabilir'

Irak’taki Şii ağırlıklı hükümete karşı savaşan Sünni isyancıların, Sünnilerin haklarının güvence altına alınması karşılığında IŞİD militanlarına karşı savaşabileceği öne sürüldü.
Bir süredir Irak’taki Şii ağırlıklı hükümete karşı savaşan Sünni isyancılar ABD’nin Irak Hükümeti’ne siyasi baskı yapması ve Sünnilerin haklarının güvence altına alınması karşılığında IŞİD militanlarına karşı savaşabileceği öne sürüldü.
BBC’de Jim Muir imzasıyla yayımlanan makalede, çoğunlukla Sünni aşiret milisleri ve eski Irak ordusu askerlerinden oluşan milisler Irak’ta Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) yeni adıyla İslam Devleti'nin (İD) ilerleyişi başladığında örgütle birlikte hükümete karşı savaşmış ve örgütün Sünni yoğunluklu bölgeleri ele geçirmesine ya da bu bölgelerdeki gücünün artmasına yardımcı olmuşlardı.
Ancak ID'in kazandığı güç Sünni isyancıları da bir çıkmaza itti. Bu çıkmazın nedenlerinden biri İD'in güç tekelini elde ettikçe kendi dışındaki Sünni isyancıları örgüte katılmayı ya da silah bırakmayı seçmeye zorlamaya başlaması. Bir diğer neden ise İD’e karşı oluşan koalisyonun kendilerini de dışlaması olasılığının ortaya çıkması ve ABD ordusunun desteğini alan Peşmerge ve Irak ordusu kuvvetlerinin özellikle de Irak ordusunun etkisizliği nedeniyle silahlandırılan Şii milislerin, hedeflerinin İD militanı olduğu konusunda pek de ayrım yapmayacaklarını düşünmeleri.
'İD'e karşı savaş Sünnileri kuşatır' görüşü
Sünni isyancılar bu durumdan çıkış için ABD ve diğer uluslarası güçlerin garanti altına aldığı ve Irak’ta güç paylaşımını yeniden düzenleyen bir anlaşma karşılığında güçlerinin İD’e karşı savaşmasını bir çözüm olarak görüyorlar ve İD ile Şii milisler dışında Irak’taki tüm kesimlerin katılacağı bir ulusal uzlaşı konferansı toplanmasını öneriyorlar.
İsyancılar Irak’taki Sünni aşiretlerin %90’ını harekete geçirebileceklerini ve alacakları yardımla birlikte ancak kendilerinin İD ilerleyişine engel olabileceklerini iddia ediyorlar. Ancak Muir'in görüştüğü isyancı aşiret liderlerinden Ebu Muhammed El Zubai, isyancıların Maliki'nin yerine gelen Abadi’nin kuracağı hükümete de güvenmediklerini söylüyor.
Zubai’nin söylediğine göre ülkede güç paylaşımı yeniden düzenlenmeden ve kendi hakları garanti altına alınmadan oluşacak İD karşıtı bir koalisyon Sünnilerin kendilerini kuşatılmış hissetmelerine neden olacak ve bu durum Sünni gençlerin İD saflarına itilmesine neden olabilir. Zubai “Batı, kendi ülkelerinde İD bayrağını sallayabilecek milyonlarca Müslüman genç olduğunun farkına varmalı” diyor.

Yeşil sahadan Erdoğan'a kutlama: 'Seninleyiz'

Spor Toto Süper Lig'de sezon açıldı. Sezonun ilk haftasında öne çıkan İstanbul Başakşehir-Kasımpaşa maçı oldu. Nedeni ise "Sporda siyaseti engelleyeceğiz" diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için yapılan propaganda oldu.
Spor Toto Süper Lig'de sezon açıldı ve ilk maçlar oynanmaya başladı. Bu maçlardan öne çıkan ise İstanbul Başakşehir-Kasımpaşa maçı oldu. İstanbul Başakşehir ile Kasımpaşa dün Başakşehir Fatih Terim Stadyumu'nun ilk resmi maçında karşı karşıya geldi. Maç 1-1 sonuçlanırken karşılaşmaya 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için yapılanlar damga vurdu.
Karşılaşmaya İstanbul Başakşehirli futbolcular "12 numaranın sonsuza kadar yanındayız", Kasımpaşalı futbolcular ise "Semtin gururu, milletin Reisicumhuru hayırlı olsun" yazılı pankartlarla çıktı. İstanbul Başakşehir Kulübü, Recep Tayyip Erdoğan'ın Başakşehir Fatih Terim Stadyumu açılışında yapılan özel maçta giydiği 12 numaralı formayı kulüp müzesine kaldırdığını duyurdu. Ayrıca kulüp yönetimi tarafından tribüne, "12 numaralı formamız, sonsuza kadar Cumhurbaşkanımız için ayrılmıştır" yazılı bir pankart asıldı.
Açılışı Erdoğan yapmıştı
Bilindiği üzere İstanbul Başakşehir-Kasımpaşa maçının oynandığı Başakşehir Fatih Terim Stadyumu geçtiğimiz Temmuz ayında açılmıştı. Açılışı gerçekleştiren Erdoğan, "Bizim Türkiye olarak, sporda da eski Türkiye'nin tartışmalarını geride bırakıp, yeni Türkiye'nin vizyonuna uygun bir yaklaşım ortaya koymamız gerekiyor. Son 1 yıl içinde spora bulaştırılan siyaset ve ideoloji, aynı şekilde sporumuzda yaralar açtı. O yüzden spora siyasetin, ideolojinin bulaşmasını engellemek durumundayız" konuşması yapmıştı. Erdoğan, açılışın ardından stattaki ilk özel maçta oynamak üzere sahaya çıkmış, Bilal Erdoğan, Yıldırım Demirören, Acun Ilıcalı ve Yılmaz Erdoğan gibi isimler de Erdoğan'a eşlik etmişti.

Kaynak: soL

Der Spiegel: ABD ve İngiltere de Türkiye'yi dinledi

Alman Der Spiegel dergisine göre, ABD, yaptığı dinlemelerle hükümet hakkında bilgi toplarken, İngiltere ise enerji sektörüyle ilgileniyor.

Alman Der Spiegel dergisi, "ABD ve İngiltere de Türkiye’yi dinledi. Washington’daki Türk Büyükelçiliği de dinlenen kurumlar arasında" dedi.

Der Spiegel'de yer alan haberde, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA'in Ankara'daki Türk hükümeti hakkında bilgi topladığını yazdı.

Kaynak olarak ise ABD eski gizli servis çalışanı Edward Snowden'ın ifşa ettiği 2007 yılına ait çok gizli NSA belgeleri gösterildi.

Dergide, Washington'daki Türk Büyükelçiliği ve New York'ta bulunan BM nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği'nin de dinlendiği kaydedildi.

İngiltere'nin ise ülkenin enerji sektörüyle ilgilendiği ifade edildi.

ABD ile ortaklık 
Öte yandan, Türkiye'nin ABD ile ortak izleme faaliyetlerinde bulunduğu da yazıldı. Buna göre, Amerikalılar Türkiye'ye PKK ile mücadelede bilgi sağladı.

Der Spiegel bu bilgi akışının sayısız PKK yöneticisinin öldürülmesini ya da tutuklanmasını sağladığını belirtti. Türkiye'nin ise bunun karşılığında Rusya ve Ukrayna'ya yönelik bilgi verdiği yazıldı.

Snowden belgelerinden: ABD, Türkiye’de üst düzey siyasi liderlerin bilgisayarlarına 6 ayda girdi

Der Spiegel: ABD, bilgileri Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’yla paylaştı.

Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanan “Snowden belgeleri”nde, ABD’nin Ankara’yı daimi bir ‘gözetim‘ altında tuttuğu öne sürüldü. Edward Snowden’ın sızdırdığı belgelere göre ABD, ‘model ortaklık‘ ilişkisine rağmen Türkiye’nin ‘en üst düzey’ liderlerinin bilgisayarlarına kadar sızdı. Diken.com.tr’de yer alan habere göre, NSA, 2006′da bir dizi biriminin ortak çalışmasıyla Türkiye’nin en üst düzey siyasi liderlerinin bilgisayarlarına sızmayı hedefleyen geniş çaplı bir izleme programı başlattı. NSA içinde ‘Türkiye’ye Yüklenme Planı’ adı verilen girişim, hedefine sadece altı ayda ulaştı.

Alman dergisi Der Spiegel, eski NSA ajanı Edward Snowden’ın sızdırdığı, ABD ve İngiltere’nin-Türkiye’yi dinlediği iddialarıyla ilgili belgeleri yayımladı. Belgelerde, ABD’nin Türkiye’deki siyasi liderleri dinlediği öne sürüldü.

Der Spiegel’de yer alan iddialar şöyle:
NSA Türkiyeli yetkililerin bilgisi dahilindeki irtibat bürosunun yanı sıra hem Ankara’da hem İstanbul’da iki gizli dinleme istasyonu kurdu.

Türkiye’nin ne boyutta dinlendiği, ‘Ulusal İstihbarat Önceliklerinin Çerçevesi’ (NIPF) başlıklı belgede ortaya konuluyor. Altı ayda bir güncellenip başkana sunulan belgede, her ülkenin Amerikan perspektifinden nasıl göründüğü anlaşılıyor.

Spiegel’in yayımladığı Nisan 2013 tarihli NIPF belgesindeyse, Türkiye Amerikan istihbarat birimlerinin en çok hedef aldığı ülkelerden biri olarak görünüyor. Öyle ki, Amerikan istihbarat servisleri tam 19 alanda bilgi toplamakla görevlendirilmiş. Bu alanlar arasında, Türkiye’de ‘liderlerin niyetlerini’ anlamak gibi başlıklar da bulunuyor.

Spiegel, Alman istihbarat servisi BND’nin de Türkiye’yi dinlediğini hatırlatarak, ”Bu, BND’nin Ankara hükümetini gözetleyen tek istihbarat servisi olmadığını gösteriyor’‘ ifadesini kullandı.

Önceliklerin sıralandığı belgede, Türkiye hükümetinin ‘liderlik niyeti’ başlığı istihabarat önemi sıralamasına ikinci sıradan girmiş. Üçüncü en çok önem verilen alanlarsa, ordu ve altyapısı, dış politika amaçları ve enerji güvenliği olarak sıralanıyor. Aynı çerçeve belgesinde PKK da istihbarat hedefi olarak yer almış ama sıralamadaki yeri çok daha düşük.

NSA bilgisayarlara altı ayda girdi
Belgeye göre, NSA 2006′da bir dizi biriminin ortak çalışmasıyla Türkiye’nin en üst düzey siyasi liderlerinin bilgisayarlarına sızmayı hedefleyen geniş çaplı bir izleme programı başlattı. NSA içinde ‘Türkiye’ye Yüklenme Planı’ adı verilen girişim, hedefine sadece altı ayda ulaştı. Bir belgede, ‘kazanan şifre’nin bulunması şu ifadelerle adeta kutlanıyor: ”Bir bilgisayar ağını kırma yönündeki ilk başarılarını Türkiye liderliğine karşı elde ettiler!’‘

Diplomatları ‘Pudra’yla izlediler
Türkiye’nin ABD’deki diplomatları da dinlendi. 2010 tarihli bir gizli belgeden, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nin ‘Pudra’ kod adı verilen bir programla izlendiği anlaşılıyor. Buna göre, NSA çalışanları Elçilik binasındaji telefon sistemlerine erişebiliyor ve bilgisayarlardan da doğrudan bilgi alabiliyordu.

NSA, Türkiye’nin Washington Elçiliği’nde diplomatların kullandığı bilgisayarlara casus yazılımlar ekledi.

Dört ülkeyle paylaşıldı
Belgeye göre NSA, Türkiye hakkında ediğindiği bilgileri istihbarat paylaşımı konusunda ‘Beş Göz’ adı verilen bir anlaşma içinde olduğu Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’yla da paylaştı.

Spiegel, ‘Beş Göz’ grubu içindeki İngiliz istihbaratı GCHQ’nun Türkiye’de siyasi hedefleri ve enerji sektörünü zaten kendi başına izlediği notunu da düştü.

Diken.com.tr'de yer alan haberin tamamını okumak için tıklayın!

Vali Kadıköy'ü yasakladı polis ablukaya aldı

"Ortadoğu halkları barış istiyor" şiarıyla Kadıköy İskele Meydanı'nda düzenlenmesi planlanan 1 Eylül mitinginin Valilik kararıyla yasaklanmasının ardından polis Kadıköy'ü ablukaya aldı.

Aralarında HDP, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'nin de olduğu emek örgütleri ve siyasi partiler tarafından, "Ortadoğu halkları barış istiyor" şiarıyla Kadıköy İskele Meydanı'nda düzenlenmesi planlanan fakat İstanbul Valiliği tarafından "araç trafiğinin engellenmesi" gerekçesiyle yasaklanan 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingi öncesi Kadıköy polis ablukasına alındı.

Kadıköy Altıyol Meydanı'ndan, İskele Meydanı'na kadar tüm sokaklar çevik kuvvet polisleri ve polise ait zırhlı araçlarla tutulurken, Altıyol Meydanı'ndaki boğa heykeli etrafı da polis ablukasına alındı.

Öte yandan mitingin tertip komitesi valiliğin kararını tanımayacaklarını ve bugün Kadıköy'de olacaklarını açıklamıştı. Tertip komitesinde yer alan siyasi parti ve meslek odası temsilcilerinin engellenen miting saatinde Kadıköy İskele Meydanı'nda yapacakları basın açıklamasıyla yasağı protesto etmesi bekleniyor.

'Savaş dışında görüşmeyeceğiz'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını yakından ilgilendiren savaş ve benzeri durumlar hariç Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmeyeceklerini açıkladı.

Kılıçdaroğlu, “Hayati bir konuysa, Türkiye’nin çıkarlarıyla ilgiliyse mesela savaş hali söz konusuysa elbette görüşeceğiz. Onun dışında Erdoğan ile bir görüşme arayışımız olmayacak” dedi.

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’e konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, Köşk’le gelecekteki ilişkisini anlattı. Cumhuriyet’te “Savaş dışında görüşmeyiz” başlığıyla yayımlanan röportaj şöyle:

‘SAVAŞ DIŞINDA GÖRÜŞMEYECEĞİZ' 
Kılıçdaroğlu, ulusal çıkar konuları hariç Erdoğan’la biraraya gelmeyeceğini söyledi.

Dün bütün gün televizyon kanalları Hipodrom’da yapılan törenlerde Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun tokalaşmamasının görüntüsünü verdi kamuoyuna. CHP liderine bu soruyu sorduğumuzda, aslında dün aralarında bir el sıkışma yaşandığını öğrendik. Kılıçdaroğlu, “Anıtkabir’de, Aslanlı Yol’un başında herkesin tokalaştığı gibi tokalaştık kendisiyle” dedi.

‘EN SON DEMİRTAŞ ALKIŞLAMALIYDI' 
CHP’lilerin yemin töreni sırasındaki tavrını eleştirenler arasında HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da vardı. CHP’lilerin yaptığını siyasi nezakete aykırı bulduğunu açıklayan Demirtaş’ın Erdoğan’ı alkışlaması da sosyal medyada ilgi görmüştü. Kılıçdaroğlu ile o günü konuşurken Demirtaş’a tepkisini gizlemedi:

“Biz nezaketin ne olduğunu ailelerimizden öğrendik. Eli kanlı, aile boyu gırtlaklarına kadar yolsuzluğa bulaşmış kişilere saygı göstermememizi de ailelerimiz bize öğretti. Roboski’de 34 kişinin öldürülme talimatını veren bir başbakan, cumhurbaşkanı olunca onu en son alkışlaması gereken Selahattin Demirtaş’tır. Oysa CHP, Roboski’nin hesabını hep sordu ve sormaya da devam edecek. Sayın Demirtaş’ın gırtlağına kadar yolsuzluğa bulaşan bir aileye hangi gerekçeyle saygı gösterdiğini ben merak ediyorum.”

BERKİN'E VE ANNESİNE HAKARET 
“Ayrıca Berkin Elvan’ın annesini yuhalatan bir insanı alkışlamak o anneye de, Berkin’e de yapılmış en büyük hakarettir. Demirtaş, parlamentodaki tavrıyla Berkin’i ve ailesini kendi siyasal amaçları için kullandığını göstermiş oldu.”

‘GÜL YOLSUZLUK DOSYALARINI KAPATMAZDI' 
Kılıçdaroğlu, Erdoğan ile görüşmeyecek ancak yolsuzluk dosyalarını yakından takip edecek. Bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bütün yolsuzluk dosyalarının takipçisi olacağız. Davutoğlu’nu seçtirmesinin nedeni yolsuzluk dosyalarını kapattırmak. Abdullah Gül olsa bu dosyaları kapattırmazdı. ‘Gitsinler Yüce Divan’da hesap versinler’ diyecekti. Ama şimdi Erdoğan’ın Davutoğlu’na talimatı ‘Kapatacaksınız’ olacak. Zaman bunu hepimize gösterecek. Ama o dosyaların hiçbiri kapanmayacak. Kapattırmayacağız. Zaten bunun paniğini yaşıyorlar. HSYK ile ilgili açıklamalar hep aynı panikten.”

O karar Erdoğan’a mesaj Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hakkındaki ‘Kayıp Trilyon’ davasıyla ilgili mahkemeye başvurma kararını da CHP lideri şöyle yorumladı:

“Kendisine yakışanı yapıyor. Aynı zamanda Erdoğan’a çok güçlü bir mesaj da veriyor. Çünkü Erdoğan yolsuzluk dosyalarından kaçtı. Anayasaya göre milletvekilliği düştüğü halde, Resmi Gazete’de YSK kararını yayımlatmayarak dokunulmazlık süresini yasadışı olarak uzattı. Bu hep korkunun eseridir.”

‘SAVAŞ DIŞINDA GÖRÜŞMEYİZ' 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını yakından ilgilendiren savaş ve benzeri durumlar hariç Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmeyeceklerini açıkladı. Kılıçdaroğlu, “Bundan sonra muhatabımız hükümettir, Başbakan Ahmet Davutoğlu’dur” dedi. Kamuoyunun merakla izlediği Erdoğan-Kılıçdaroğlu tokalaşmasının ise dün Anıtkabir’deki tören sırasında yaşandığı öğrenildi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu dün 30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerinin ardından, 5-6 Eylül tarihleri arasında yapılacak olağanüstü kurultaya hazırlanmak için Genel Merkez’deki makamına geçti. Hipodrom’daki törenlerden sonra yaptığımız kısa görüşmede Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ve yeni kurulan Ahmet Davutoğlu kabinesi konusunda şu değerlendirmeleri yaptı:

‘ÖZEL TEMAS OLMAYACAK' 
Erdoğan ile görüşmeler konusuna genel bakışım şudur: Bundan sonra zorunlu olmadıkça özel temas kurmayacağız. Bunun sebepleri de gayet açık: Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşanan adaletsiz yarış, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet dosyaları, Cumhurbaşkanı seçim sonucuna ilişkin YSK kararının yayımlanmaması ve uygulanmaması. Bunun için Resmi Gazete’ye ambargo uygulanması, yasama organının, yürütmenin tümüyle emrine girmiş olması. Bir kişiye göre devletin kurallarının tümüyle altüst edilerek yeni gelenekler oluşturulması.”

“Tüm bu söylediklerimiz hukuk devleti ilkelerine ve bizim devlet ve millet anlayışımıza çok terstir. O nedenle cumhurbaşkanı ile ilişkiler minimumda tutulacak. Resmi törenlerin dışında özel ilişki kurma çabamız olmayacaktır. (‘O çağırırsa ne yapacaksınız’ sorusu üzerine) Hayati bir konuysa, Türkiye’nin çıkarlarıyla ilgiliyse mesela savaş hali söz konusuysa elbette görüşeceğiz. Onun dışında Erdoğan ile bir görüşme arayışımız olmayacak.”

‘MUHATABIMIZ HÜKÜMET' 
“Türkiye parlamenter sistemle yönetilen bir ülke. Bu yüzden bundan sonra bizim işimiz hükümetle. Ahmet Davutoğlu ile. Erdoğan’ın yetkilerini aşmasına da izin vermeyeceğiz. Gelecek hafta kurultayımız var. Bizim bütün derdimiz Türkiye’nin meseleleridir. Ve tabii ki muhatabımız da hükümet olacaktır.”

‘ERDOĞAN'IN MEMURU GİBİ' 
Yemin töreninde Cemil Çiçek Meclis Başkanı gibi değil, Erdoğan’ın memuru gibi davrandı. Grup başkanvekilimiz elini kaldırarak söz istedi. Başkanın tutumu hakkında. Kendisi buna izin vermeyeceğini, geleneklerin de buna uygun olmadığını söyledi.

Yazılı kurallar, içtüzük varsa orada gelenek çalışmaz. Gelenek, yazılı olmayan kurallar demektir. Meclis Başkanı kendi tutumu hakkında söz istenince sözü vermek zorunda. İçtüzük böyle emrediyor.

Engin Altay şu soruyu soracaktı. ‘Siz TBMM’nin Resmi Gazete’de YSK kararı yayımlanmadan önce hangi gerekçeyle toplantıya çağırıyorsunuz. O zaman siz TBMM Başkanı olarak değil, Erdoğan’dan aldığınız talimata göre yönetiyorsunuz ve tarafsız değilsiniz’ diyecekti. Çiçek, ‘İsterseniz dışarı çıkın’ diyor. Orası babasının malı değil. Meclis. Milletvekili arzu ettiği zaman girer, arzu ettiği zaman çıkar. O koltuklarda onun gibi talimat dinleyen değil, özgür iradeli CHP milletvekilleri oturuyor.”

‘ALTAY 'MEŞRU MÜDAFAA' YAPTI'
“(‘CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e içtüzük kitapçığını fırlatmasını nasıl değerlendiriyorsunuz’ sorusu ile ilgili) Ceza hukukunda meşru müdafaa diye bir kavram var. Cinayet suçtur ama meşru müdafaa halinde işlerseniz bu suç değildir. İçtüzüğe göre söz istiyorsunuz. Size söz vermiyor. Gelenek diye kendi kafasına göre bir şey uyduruyor. İstiyorsanız dışarı çıkın, diyor. O yapılan da bunlara karşı meşru müdafaadır.”

‘DAVUTOĞLU'NUN CEBİNE LİSTE KOYDU' 
Kılıçdaroğlu’yla AKP’de genel başkanlık devir tesliminin yapıldığı olağanüstü kongre ile yeni kurulan kabineyi de konuştuk:

“Biliyorsunuz Erdoğan, kongre öncesinde ‘Ahmet Davutoğlu genel başkan ve başbakan olacaktır’ diye bir açıklama yaptı. Bu açıklama bile AKP kongresinin sadece usulden toplandığını, kongre delegelerinin bir iradesi olmadığını gösterdi. Davutoğlu’nun kukla başbakan olduğunu Erdoğan bizzat kendisi ilan etti. Havuz medyasında ‘jet kabine’ diye haberler var. Bakanlar Kurulu listesinin Erdoğan tarafından hazırlanıp Davutoğlu’nun cebine konduğunu gösteriyor o başlıklar.”

‘KUZEY KORE GİBİ TALİMATLI KONGRE' 
“AKP kongresi Kuzey Kore’de yapılan törenlere benziyordu. Orada devlet başkanı öldüğü zaman insanlar talimatla ağlıyor veya talimatla gülüyorlar. Arena’daki kongre de buna benziyor. Talimatla alkış, slogan ve talimatla genel başkan seçtiler. Şu anlama geliyor: Kongre delegelerinin iradeleri olmadığı ve bir otoriteye dayandıkları anlamına geliyor.”

Mahmud Abbas ve Hamas'tan, bağımsız Filistin Devleti planı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Hamas lideri Halid Meşal'in, bağımsız Filistin Devleti için bir plan üzerinde anlaşmaya vardığı iddia edildi.

Suudi Arabistan'da yayınlanan Asharq al-Awsat isimli gazete, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Hamas'ın bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına imkan veren üç aşamalı bir plan üzerinde mutabakata vardığını söyledi.

Gazete, Ramallah'taki Filistinli kaynaklara dayandırdığı haberinde, uzlaşı çerçevesinde ABD'ye Filistin devletinin sınırlarının çizilmesi için 4 ay süre verildiğini ve İsrail'in tanınacağını duyurdu.

Kaynaklar iki tarafın da anlaşmayı kabul ettiği durumda, İsrail'in talep ettiği sınırları sunacağı bir müzakerenin ivedilikle başlayacağını iddia etti.

Öte yandan planın reddedilmesi halinde Filistin ve diğer Arap ülkeleri, İsrail'in Filistin topraklarından tahliye edilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne gidecek.

Bu hareketin de bir sonuç getirmemesi durumunda, Filistinli liderler üçüncü bir seçenek olarak İsrailli liderlere karşın savaş suçu işledikleri iddiasıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvuracak.

Filistin Kurtuluş Örgütü kaynaklarına göre; geçtiğimiz hafta Katar'da buluşan Mahmud Abbas ve Hamas lideri Halid Meşal belirtilen plan üzerinde anlaştı. Abbas'ın ilgili planı ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'e sunmak üzere, Saeb Erekat ve Mecid Faraj'ı aracı olarak göndereceği belirtiliyor.

Geçtiğimiz hafta Mahmud Abbas, sorunun çözümü için "diplomatik ve siyasi bir sürpriz" planladıklarını söylemişti.

Irak Ordusu, IŞİD'in kuşattığı Türkmen kasabasına girdi

80 gündür IŞİD'in kuşatması altında bulunan 15 bin nüfuslu Türkmen kasabası Ömerli'ye, Irak ordu birlikleri ulaştı.
BBC, IŞİD kuşatması altındaki Türkmen kasabası Ömerli'ye Irak Ordusu'nun ulaştığını duyurdu.
Irak ordusu sözcüsü General Kassam Atta Fransız Haber Ajansı (AFP)'ye "Güçlerimiz Ömerli'ye girdi ve kuşatmayı kırdı" dedi.
Askeri kaynaklar 15 IŞİD üyesinin de yakalandığını söyledi.
Ömerli kentinde IŞİD'e karşı savaşan Nihad el Bayati ve yakınlardaki başka bir bölgeden sorumlu olan Talib El Bayati isimli kişi de Irak askerlerinin kente girişini doğruladı.
El Irakiyye televizyonuna konuşan Irak Gençlik ve Spor Bakanı Casim Muhammed Cafer de Ömerli'ye girişi doğrularken, civar köylerdeki IŞİD kuşatmasının da kırıldığını söyledi. Bakan; "Halk askerleri sevinçle karşıladı" dedi.
2 aydır IŞİD kuşatması altındaki bölgede 15 bin Şii Türkmen sivil mahsur durumdaydı. Kentin etrafındaki kuşatmayı kırabilmek için Irak ordusu askerleri, Peşmerge ve Şii milisler ortak operasyon yürütüyordu.

'IŞİD Ezidi kadınları Suriye'ye götürüp üyeleriyle evlendirdi'

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından yapılan açıklamada, Şengal’e saldıran IŞİD'in en az 27 Ezidi kadını Suriye’ye kaçırdığı ve IŞİD üyeleriyle ‘evlendirdiği’ni duyuruldu.

Gözlemevi’nin açıklamasında, şimdiye kadar belgelenen 27 vakanın olduğu belirtti. Gözlemevinin bildirdiğine göre, kaçırılan kadınlar için IŞİD kendi üyelerinden bin dolar istiyor.

Açıklamada, Irak’taki çatışmaların başlangıcından bu yana yaklaşık 300 kadın ve genç kızın ‘savaş ganimeti’ olarak Suriye’ye kaçırıldığı ve akıbetleri hakkında bilgi sahibi olunmadığı belirtildi.

Gözlemevi’nin açıklamasına göre, IŞİD tarafından esir alınan kadınlar önce İslam dinine geçmeye zorlandılar. Açıklamada, Suriye’deki bazı Arap ve Kürtlerin, çetelerce kaçırılan kadınlar için istenen parayı verdiği ve sonrasında serbest bıraktığı bilgisi de verildi. Ancak bunu fark eden çeteler, kadınları sadece IŞİD üyeleri için 'satmaya' karar verdiler.

Şengal’de 3 Ağustos’ta başlayan IŞİD saldırısı sonrası yüzlerce Ezidi kadının kaçırıldığı yerel kaynaklarca duyurulmuştu. Kadınların köle pazarlarında satıldığı ve birçoğunun öncesinde din değiştirmeye zorlandığı bilgisi de alınmıştı.

Ezidi kadınlara yönelik kaçırma ve katliamlar.

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Halkımıza çağrımızdır...

Tüm işçileri; emekçileri, devrimcileri, yoldaşları, dostları 27 Ağustos 1996 yılında katledilen Kemal Yazar yoldaşı anmaya davet ediyoruz!

31 Ağustos 2014 Pazar günü 
Buluşma saati: 14:00

Adres: Merkez Mahallesi Çukur Çeşme Caddesi No: 27 Kat: 4 
Gaziosmanpaşa- İstanbul- Halkın Birliği dergi temsilciği

Cam işçileri: Uyanışa ve değişime ihtiyaç var

Kristal-İş Sendikası’nın işçilerin tepkisine rağmen sözleşmeye imza atmasına tepkiler sürüyor. Mersin cam işçileri, yaşananlardan hem patronun hem de sendikacıların kaybettiğini belirterek “Uyanışa, değişime ihtiyaç var” dediler.

Sendika yöneticilerinin işveren teklifini referandumla onaylatma çabasına tepki olarak 1350 cam işçisinin 874’ü sandığa gitmezken, oy kullananların da 281 evet 162 hayır oyu kullandı. Yaşanan gelişmeleri konuştuğumuz işçiler, “Bu sonuçlara bakarak tek şey söylenebilir sendikacılarda patronlarda kaybetti. Çünkü işçi oyuna gelmedi” dediler. Yüksek hakemle korkutarak sözleşmeye onay vermelerinin istendiğini anlatan işçiler “Bizi Yüksek hakem kurulu ile korkutanlar işçinin tavrını oylamada gördüler. Sendikacılar süreci geçiştirmeye çalışıyor. Sanki grevi ertelenen, baskı gören, temsilcisi işten atılan bir sendika değilmiş gibi 60 gün hiçbir şey yapmadılar. Fazla mesai yapmama kararı bile doğru düzgün uygulanmadı. Sendikacılar eylem kırıcılığına engel olmadılar” diye konuştular. Referandum sonuçlarının sendikacılara bir mesaj olduğunu dile getiren işçiler “Bizde bir yere gelmek zordur, görevde kalmak ve  kendilerine oy kullanacak eş dostun işe alınması için iş veren desteğine güvenerek sendikacı oluyorlar ve görevde kaldıkları içinde diyet borcunu ödüyorlar. Ama artık ya sendikacılar politikalarını değiştirmeli ya da sendikacılar değişmelidir” dediler.

İŞÇİ DUR DEMELİ
Sendikacıların “sınıf bilinçsiz, sınıf geri” diyerek sorumluluklarını sınıfın üzerine yıktıklarına dikkat çeken işçiler, “Oysaki cam işçisi bütünü olmasa bile büyük çoğunluğu sınıf bilincinde de mücadelede de ileridedir” dediler. İşçiler imzalanan sözleşmeye ilişkin ise şunları söylediler: “Uyanışa, değişime ihtiyaç var. Evet demek merkezi desteklemek demekti. Patrona boyun eğmek demekti, biz bunu kabul etmedik. Sendikacıların şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım. Cam işçisi de bu durumu iyi değerlendirmelidir. Sendikacılar bu halleriyle işçinin gerisinde kalmak bir yana işverene hizmet ediyorlar.” Henüz Soma’daki gibi işveren temsilcilerinin sendikacı olmadığını ifade eden işçiler, böyle giderse bunun da olacağını bu nedenle işçinin bu duruma dur demesi gerektiğini söylediler.

Haber: Sedat Başkavak - Evrensel

Barış için direnişe

Hegemon güçler ve taşeronlarının katliam cenderesinde tuttuğu Ortadoğu, Dünya Barış Günü’nü trajedi ve direnişle karşılıyor. Türkiye ve Kürdistan’da ‘savaşa ve katliama dur’ demek için alanlara çıkacak yüzbinlere katliamdan kurtulan Ezîdiler de katılacak.

1 Eylül Dünya Barış Günü, dünya ve Ortadoğu’da savaşın ve katliamın gölgesinde karşılanıyor. IŞİD’in Êzidî Kürtlere yönelik soykırım saldırısı altında girilen Barış Günü için alana çıkacak olan yüzbinler, savaş sistemi kapitalizme ve ölüm çetelerine karşı direnişi ve yeni yaşamı savunacak.

Bugün İstanbul’da onbinler barış için buluşacak. Yarın ise başta Amed olmak üzere Kürdistan’da büyük eylemler için buluşacak olan halklar, Rovaja sınırında da insan zinciri oluşturacak. Halklar, AKP hükümetine “Barışa adım at” uyarısı yapacak, IŞİD katil çetesine ise insanlığın direniş iradesini gösterecek.

Bariş için diren
Savaşlar, emperyalist işgal politikaları döngüsü içindeki Ortadoğu ve dünya halkları 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü karşılıyor. Farklı milliyetlerden ve mezheplerden halkların birbirine karşı düşman edilmeye çalışıldığı bir süreçte 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde halklar ve inançlar bir kez daha huzurlu, demokratik ve özgür bir yaşama için Türkiye’de ve Kürdistan’da alanlara çıkacak.

Bu kapsamda alanlara çıkan kentlerden biri de Wan. Wan Demokrasi Platformu Dünya Barış Günü için düzenlenecek yürüyüşün hazırlıklarına hız verdi. Etkinliklerin ilki bu akşam “Aydınlık bir gelecek ve barış için” Feqîyê Teyran Parkı’nda yüzlerce kişinin katılımı ile mum ve fenerler yakılarak, barış talepleri haykırılacak. 1 Eylül günü ise Ortadoğu’daki savaşa dikkat çekmek ve Türkiye yürütülen müzakere sürecine sahip çıkmak amacıyla yürüyüş gerçekleştirilecek.

Sokağa çıkıyoruz
Etkinliklerine ilişkin bilgi veren KESK Wan Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Latif Tül, “Bölgemizde yıllarca oluk oluk kan aktı. Filistin’de, Rojava’da, Irak’ta ve Şengal’da insanlık yok edilmeye çalışılıyor. Bizler var olan savaşlara ve yaşanacak savaşların önüne geçmek için 1 Eylül’de sokağa çıkıyoruz” dedi. “Savaşlara dur demek için sokakta olacağız” diyen Tül, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “30 yıllık savaş müzakereyle sonuçlanmak üzere” sözlerini hatırlatarak, barışa inanan tüm kesimlerin Öcalan’ın sözleri üzerine heyecanlandığını, bu nedenle de barışa sahip çıkmak için Wan sokaklarını dolduracaklarını dile getirdi. Sendikalardan, sivil toplum örgütlerine ve siyasi partilere kadar 1 Eylül’de barışı haykıracaklarını vurgu yapan Tül, “Bizler barışa susamış halklar olarak, kundaktaki çocuk ve 70 yaşındaki anneye kadar hepimiz bugünlerin, yarınların barış ve huzur içinde geçmesi için tek cephede yürüyeceğiz” dedi. Barışı isteyen herkesi 3 koldan düzenleyecekleri yürüyüşe davet eden Tül, “1 Eylül sabahında Feqîyê Teyran Parkı’’na çıkan 3 yoldan yürüyüş yapacağız. Siyasi partilerden, kadın ve geçliğe, emek örgütleri ile memurlara kadar herkes tek yürek olup Feqîyê Teyran Parkı’na kadar yürüyüş düzenleyeceğiz. Herkesi sesimize ses olmaya ve Şengal ve Rojava’daki vahşete dur demeye çağırıyorum” dedi.

Eşitlik için el ele verelim
Mêrdîn’de de KESK, DİSK, TMMOB ve TTB şubelerince 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Nisêbîn ile Qamişlo sınır hattında “Barış zinciri” oluşturduktan sonra IŞİD’in yaptığı kanlı katliamlara karşı Mittani Kültür Merkezi önünde miting düzenleyecek. KESK Mêrdîn Dönem Sözcüsü Mustafa Benli, “Yurdun her yerinde savaşa karşı barışın barikatını kuracağız! Gelin insanlık büyük bir sınavdan geçerken barış için, kardeşlik için, özgürlük için, eşitlik için el ele verelim!” çağrısında bulundu.

Barış zinciri oluşturulacak
KESK, TMMOB, DİSK ve TTB 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde sınır kentleri olan Riha, Hatay, Kilis, Mêrdîn’de halklar arasında barış zinciri kuracak.

Bugün Kadıköy’deyiz
HDP, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin olduğu emek örgütleri ve siyasi partiler tarafından,”Ortadoğu halkları barış istiyor” şiarıyla bugün Kadıköy İskele Meydanı’nda düzenlenecek 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine izin verilmedi. Valiliğin karara gerekçe olarak “araç trafiğinin engellenmesi”nin gösterildiği öğrenildi. Mitingi düzenleyecek kurumlar ise Valiliğin kararını tanımayacaklarını ve tüm engellemelere rağmen yarın saat 17.00’da Kadıköy’de olacaklarını vurguladı.

Êzidî aileler de katılacak
Ankara’da 1 Eylül tarihinde yapılacak olan “1 Eylül barış mitingi”ne IŞİD katliamlarına maruz kalarak Ankara’ya gelen mülteci aileler de katılacak. Miting Tertip Komitesi üyesi Harun Çakmak, yapacakları mitingde, Şengalli anneler, Gezi eylemlerinde hayatını kaybedenlerin anneleri, barış annelerini bir araya getirerek, “Annelerin bir arada duran” yaklaşımını ortaya çıkaracaklarını belirtti.

Zeybekçi'den açıklama: "Dinletmeyecek, dinleyeceksin"

Almanya'nın Türkiye'yi dinlediği iddialarını değerlendiren Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, "Eğer Alman istihbaratı Türk istihbaratını dinliyorsa, Türk istihbaratının da işi onu dinletmemektir. Karşılığında da onları dinlemektir" dedi.
30 Ağustos Zafer Bayramı törenine katılan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, daha sonra valiliği ziyarette gazetecilere açıklamalarda bulundu. Almanya'nın Türkiye'yi dinlediğinin ortaya çıkmasıyla ilgili konuşan Zeybekci: "Eğer Alman istihbaratı Türk istihbaratını dinliyorsa, Türk istihbaratının da işi onu dinletmemektir. Karşılığında da onları dinlemektir. Her ne kadar müttefik, dost olsak da bu konudaki anlayışım budur. Ama eğer Türk hükümetini, başbakanını, dinlemek gibi bir talimatla bu işler yapıldıysa bu dostluğa ve müttefikliğe asla yakışır şey değildir. Benim anlayışım bu şekilde, yani dinletmeyeceksin." dedi.
ABD'nin Almanya'yı dinlediğinin ortaya çıkması iki ülke arasında büyük bir diplomatik krize neden olmuşken, Türkiye'nin Almanya'ya ciddi bir tepki vermemesi ve ciddiyetsiz açıklamalarda bulunması dikkat çekiyor. Zeybekçi'nin dinleme skandalı karşısında Alman hükümetini değil de kendi istihbaratçılarını sorumlu tutarak "Biz de onları dinlemeliyiz" tepkisiyse ancak bir başka diplomatik gaf olarak yorumlanabilir.

Barış için dövüşmeliyiz

Umut demek umutsuz kaldığın anda umut ışığını görmek için çaba göstermektir. 

Savaşın yaratıcı ve sürdürücüsü emperyalist kapitalist sisteme ve onun uşaklarına karşı örgütlü bir devrimci savaşım içinde olmadan, ne dünyada ve nede Türkiye Kuzey Kürdistan'a barış gelmeyecektir. dünyanın her yerinde emperyalistler daha çok silah satmak ve egemenliklerini sürdürmek için savaş çıkarıyor, kışkırtıyor, halklarını bir birine kırdırarak sömürü - zulüm düzenlerini sürdürüyorlar. Biliyoruz ki, savaşın kaynağı ve barışın baş düşmanı emperyalist kapitalist sistemdir. Bu köhnemiş ücretli kölelik sistemi yıkılmadan ne halklar eşitliğe ve ne özgürlüğe, ve nede dünya barışa kavuşacaktır. Barış için savaşmadan ne barış gelir ve nede savaşlar yok edilir. Eşitliği, özgürlüğün, adaletin ve barışın egemen olduğu bir dünyayı yaratmak, barış için dövüşmeliyiz. 1 Eylül barış gününde her yerde alanlara çıkarak barış savaşımına omuz verelim.

Emperyalist kapitalizme ölüm!
Egemen sınıflara savaş halklara hemen barış!

Buda sendika Hak-İş ‘barış’tan anlamıyor

AKP’nin sendikal alandaki ileri karakolu görevini üstlenen Hak-İş, ırkçı ve ayrımcı açıklamalarına bir yenisini ekledi.

İşçi sınıfını ilgilendiren sorunlara karşı sermaye ve AKP’nin yanında saf tutan Hak-İş’in Başkanı Mahmut Arslan, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla akıllara zarar bir açıklama yaptı.

1 Eylül açıklamasında, “Ortadoğu’da; Filistin ve Gazze’de, Mısır ve Suriye’de, Doğu Türkistan’da bombalar patlamakta” olduğunu dile getiren Hak-İş, Şengal’de IŞİD çeteleri tarafından katledilen Ezidiler ile Rojava’da gerici çetelerin saldırılarına maruz kalan Kürt halkının adını anmayarak ırkçı-şoven çizgisini açığa vurdu.

AKP’nin Suriye ve Ortadoğu’ya yönelik savaş ve saldırganlık politikalarını es geçen Hak-İş, açıklamasında, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde mazlum halkların katledilmesine yönelik eylem ve etkinlikleri de karalamaya kalktı. Hak-İş’in açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Yıllardır çatışmaların ortasında kalan ve savaş yorgunu halk, acilen barış istemektedir. Bölgemizin ve dünyanın barışa her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Barışın hem ülkemizde hem de tüm dünyada egemen kılınması, demokratikleşme ile insan hak ve özgürlüklerinin mikro düzeyden makro düzeye kadar insanların ve toplumların hayatlarına hakim kılınması ve herkes için ekonomik açıdan asgari yaşam standardının garanti edilmesiyle sağlanabilecektir.

Dünyada olmayan bir ‘barışın’ kutlandığı bugün Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşların görevi, savaşları izlemek değil, kalıcı bir barışı tesis etmektir.

Başta çalışanlar olmak üzere ülkemiz ve dünya için barış özlemimizi bir kez daha dile getiriyor, silah seslerinin yeryüzünden ebediyen silinmesi dileklerimizle Dünya Barış Günü’nü kutluyoruz.”

Ayrımcılık karşıtı panelde ABD eleştirisi

Ferguson'da polisin siyahi bir genci öldürmesinin yankıları sürerken, Birleşmiş Milletler'e bağlı bir komitenin panelinde polislerin azınlıkları hedef alan şiddeti eleştirildi. Panelde ABD polisine azınlıklara karşı aşırı güç kullanımını durdurma çağrısı yapıldı.

Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığını Yok Etme Komitesi (CERD) tarafından gerçekleştirilen uluslararası panelde Başkan Yardımcısı Dr. Nurettin Amir, başta siyahlar olmak üzere ülkedeki azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığını belirterek sorunun özellikle eğitim, sağlık ve konut hizmetlerine erişimde ayrımcılığa dikkat çekti.

Amir komitenin yaklaşımlarını açıklarken ABD polisine aşırı güç kullanımını durdurma çağrısı yaptı.

Amir, ABD'de azınlıkları hedef alan polis cinayetlerinin sürekliliğine işaret ederek “Emniyet güçleri tarafından azınlıklara yönelik aşırı güç kullanımı, Michael Brown olayında da görüldüğü gibi devam eden bir sorun” dedi.

ABD heyetinden "demokrasi" iddiası
Panelde ABD’yi temsil eden heyet adına konuşan ABD Büyükelçisi Keith Harper ise önceki resmi açıklamalara paralel bir hat çizdi. “Demokrat” maskesi takan Harper, ülkesinin ırk ayrımcılığına karşı çok yol kat ettiğini ancak halen yapılacak çok şey olduğunu savundu.

177 ülkenin imzasıyla oluşturulan BM Irk Ayrımcılığını Yok Etme Komitesi panelinde, ABD’nin 22 eyaletinde geçerli olan “nefsi müdafaa (Stand Your Ground) kanunu”nun üzerinde duruldu.

Polisin ve özel güvenlik birimlerinin bu kanunu istismar etmemesi ve mecbur kalmadıkça ölümcül müdahalede bulunulmaması çağrısı yapıldı.

Panelde Amerikan Sivil Hakları Birliği adına konuşan Jamil Dakwar “ABD, yurt dışında insan hakları konusunda verdiği vaazı, ülke içinde kendisi de uygulamalıdır” diyerek ikiyüzlü tutumu teşhir etti.

Çocuklarını polis saldırılarında kaybeden bazı Amerikalılar da panelde söz aldı.

Florida Eyaleti'nde yüksek sesle müzik dinlediği için başlayan tartışmada ölen 17 yaşındaki Jordan Davis’in babası ve mahallede gece bekçiliği yapan özel güvenlik tarafınfan katledilen Trayvon Martin’in annesi de panelde tepkilerini dile getirdi.

Irak’ta IŞİD içindeki 3 MİT üyesi tutuklandı

Irak Türkmen Cephesi milislerinden olduğunu söyleyen Nihat Yalnız adlı bir kişi, IŞİD çetelerinin içinden üç MİT ajanını tutukladıklarını duyurdu.

Twitter’da Ahmet Davutoğlu ve Abdullah Gül’e mesajlar yazan ve Türkmen milisi olduğunu söyleyen kişinin iddiasına göre tutuklanan MİT ajanlarının adları şöyle:

Mahmut Yıldırım, İbrahim Çelik ve Kazım Şimşek. Nihat Yalnız; Twitter’da Kazım Şimşek adlı MİT ajanının fotoğraflarını da yayınladı.

Amerli cephesinde savaştığını söyleyen Yalnız; 23 Ağustos’ta IŞİD teröristlerinin arasında Mahmut Yıldırım adlı kişiyi tutukladıklarını yazdı. 

Mahmut Yıldırım’ın 33 yaşında olduğunu ve uzun boylu olduğunu da belirten Nihat Yalnız Davutğlu’na şunları söylemiş:

“IŞİD’li teröristlerle birlikte Türkmenlere kurşun sıkan yakaladığımız Mahmut Yıldırım adlı MİT ajanı başınıza bela olacak.”

Yıldırım adlı MİT ajanını ve itiraflarını Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne göndereceklerini söyleyen Nihat Yalnız; Mahmut Yıldırım adlı kişinin üzerinden kırmızı pasaport çıktığını da iddia etti.

Türkiye’nin Göktürk2 uydusundan aldıkları Irak ordusunun harekatını IŞİD’e bildirildiğini söyleyen Yalnız; bu bilgiyi ele geçirdikleri MİT ajanından öğrendiklerini öne sürdü.

Ayrıca; Türkiye’nin IŞİD’den varili 30 dolara petrol alıp karşılığında silah ve tıbbi malzeme, yiyecek verdiği de iddialarının arasında yer aldı. IŞİD’çilerin cihat yapmadığını, asıl cihadın zalime karşı, kötüye karşı, namussuza karşı, tecavüzcüye karşı yapılan olduğunu söyleyen Yalnız ilerleyen günlerdeki mesajlarında 2 MİT ajanını daha yakalayacaklarını yazdı.

Türkiye’nin Türkmenlere hiçbir zaman yardım etmediğini de söyleyen Nihat Yalnız, birkaç 25 Ağustos’ta da yakaladıkları MİT ajanının üzerinden Abdullah Gül’ün telefon numarasının çıktığını öne sürdü ve bunu Gül’e de Twitter’dan yazdı.

Zaman zaman cephede olduğu için mesajlarına ara verdiğini söyleyen Nihat Yalnız; Amerli civarında 3 Türkmen milisinin hayatını kaybettiğini de belirtti.

Tıkrit’te Irak ordusundan kaçan 100′e yakan kişinin Amerli’de IŞİD çetelerine katıldığını da söyleyen Yalnız’ın bir gün sonraki mesajları ise şöyle:

“Amerli’de IŞİD’in arasındaki ikinci MİT ajanını yaralı yakladık. Adı İbrahim Çelik.

İşte bu da IŞİD’çilerin arasında yakaladığımız Arapça, Kürtçe,  İngilizce bilen üçüncü MİT’çi Kazım Şimşek. MİT tarafından Irak7a MİT ajanlarına talimat vermek için gönderildi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan MİT'e şok talimat

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Köşk'e çıkarken ilk icraatının MİT'e "MHP'yi içeriden karıştırın" talimatı verdiği iddia edildi.

Edinilen bilgiye göre MHP'den duyduğu rahatsızlığı her fırsatta dile getiren Erdoğan, MİT Başkanı Hakan Fidan'a "MHP içinde klik ve kaos oluşturmak üzere harekete geçin!" emri verdi. 

Ortadoğu gazetesinde yer alan habere göre; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Köşk'e çıkarken ilk icraatının MİT'e MHP'yi içeriden karıştırma talimatı vermek olduğu öne sürüldü. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre Erdoğan, MİT Başkanı Hakan Fidan'a "MHP içinde klik ve kaos oluşturmak üzere harekete geçin!" emri verdi. Erdoğan Köşke çıkmadan bir gün önce de yakışıksız ve asılsız iddialarda bulunarak, MHP'yi hedefe koymuştu. 

MHP, bir süre önce Meclis'ten geçirilen düzenleme ile MİT'in Erdoğan'ın çiftliği haline getirdiğine dikkati çekmiş, "ülke Mill” İstihbarat Cumhuriyeti'ne dönüşmekte, yeni bir paralel devlet ihdas edilmiş olmaktadır. Kişisel verileri, özel hayatın gizliliğini, iletişim ve basın özgürlüğünü koruyan diğer kanunlardaki hükümler MİT için geçersiz kalmıştır. Temel hak ve hürriyetleri hedef alan teklifi de Anayasa'ya aykırı hükümler bulunmaktadır" itirazında bulunmuştu. 

MHP KORKUSU 
Tayyip Erdoğan'ın MİT'e verdiği ileri sürülen talimat, AKP'ye ve kurmak istediği tek adam düzenine karşı en büyük engel olarak MHP'yi gördüğü şeklinde değerlendirildi. Erdoğan, hiç yeri ve lüzumu yokken Çankaya Köşkü'ne çıkmadan bir gün önce MHP'yi terörden ve şehit cenazelerinden nemalanmak gibi asılsız ve yakışıksız bir iddiayla suçladı. Erdoğan, "MHP yönetimi, Türkiye'nin hiçbir meselesine eğilmemiş, şehit cenazelerini istismar etmiş, terörün varlığını adeta kendi varlığına endekslemiştir.

Ancak terörün devamıyla var olabilen bir parti hiç kuşkusuz çözüm süreciyle de varlık zeminini kaybedecektir. MHP yönetiminin çözüm, sürecine, terörün sona erdirilmesine karşı çıkmasının sebebi de budur. Bu muhalefet tarzının da Türkiye'ye hiçbir faydasının olmadığı açıktır" sözleriyle daha Çankaya'ya çıkmadan gerginliği, çatışmayı ve bölünmeyi körüklemiş ve MHP'yi siyaset dışı bırakmak için her şeyi yapabileceğini göstermişti. 

Erdoğan bir gün sonra da tarafsız olacağı, Anayasa, hukukun üstünlüğü ve demokrasiye bağlı kalacağına şerefi ve namusu üzerine yemin etti. Bu çelişkilerErdoğan'ın ettiği yemine bağlılığı konusunda daha ilk günden büyük ve derin endişeler oluşturdu. MHP kaynakları; bölücü hainlerle şeref masaları kurmakla övünen Erdoğan'ın MHP'den rahatsızlığının şaşırtıcı olmadığını ve bu durumun doğru yolda olduklarını açık biçimde ortaya koyduğunu belirtiyorlar. 

MHP, OLACAKLARI BİLİYORDU 
MHP yönetimi, bir süre önce MİT yasasında yapılan değişikliğe karşı çıkmış ve bu düzenlemenin MİT'i Erdoğan'ın çiftliği haine getireceğini söylemişti. MHP, "MİT'e olağanüstü yetkiler tanıyan, her maddesi ayrı arızalı ve sorunlu olan bu teklif yasalaştığı takdirde, Başbakan Erdoğan'ın dikta rejimi tesis etme çabalarında önemli bir adım atılmış olacaktır. Görüldüğü gibi, kendini devletin yerine koyan AKP tarafından birçok devlet kurumuna yapıldığı gibi MİT de dönüştürülerek tamamen Başbakan'a bağlanmakta, teşkilat devlet içinde devlet mertebesine çıkarılmaktadır. Böylece Türkiye'nin en hayat” kurumlarından biri, siyaset aracı ve Erdoğan'ın çiftliği haline getirilmektedir.

MİT Müsteşarı, Başbakan'ın ve çiftliğin kahyası, MİT mensupları da ırgat, rençber ve yanaşma durumuna sokulmaktadır. Yeni teklif, MİT Kanunu'nu diğer yasalardan daha üstün kılmakta, ona bütün yasaların üzerinde, adeta anayasal bir konum kazandırmaktadır. MİT, Mill” İstihbarat Cumhuriyeti'ne dönüşmekte, yeni bir paralel devlet ihdas edilmiş olmaktadır. Teklifte yer alan 'Bu kanun ile diğer kanunlarda aynı konuyu düzenleyen farklı hükümler bulunması h‰linde bu kanun hükümleri uygulanır'şeklindeki ibare; kişisel verileri, özel hayatın gizliliğini, iletişim ve basın özgürlüğünü koruyan diğer kanunlardaki hükümleri MİT için geçersiz kılacaktır.

Temel hak ve hürriyetleri hedef alan teklifin hemen her yerinde Anayasa'ya aykırı hükümler bulunmaktadır. Teklifte yer alan hükümler; bağımsız mahkemeler ve yargıya müdahale etmekte, hakim güvencesini yok ederek yargı erkinin Anayasa teminatı altındaki bağımsızlığını ortadan kaldırmaktadır. Eşitlik, özel hayatın gizliliği, temel hak ve hürriyetlerin korunması gibi ilkeleri çiğnemektedir. Teklif ayrıca haberleşme ve basın hürriyetine aykırı hükümler, ağır cezalar getirmektedir. Tek adamlık özlemi içindeki Erdoğan'ın elinde bu MİT Yasası ile hiçbir vatandaşın, kurum ve kuruluşun demokratik güvencesi kalmayacak, vatandaşlarımız temel hak ve hürriyetlerinden mahrum bırakılmış olacaktır. Yeni teklif yasalaştığı takdirde Erdoğan'ın keyf” yönetimi başlayacak." eleştirilerinde bulunmuştu. 

ÇOK SIKINTILI BİR DÖNEM BAŞLADI 
Devletin güvenliğiyle ilgili istihbarat toplamak ve ilgili makamları bundan haberdar etmekle yükümlü olan MİT'in, Erdoğan tarafından şimdiden millet iradesini temsil eden MHP'yi sindirmek için vasıta olarak kullanmak istemesi Türkiye'de fiilen demokrasinin rafa kaldırıldığının göstergesi olarak değerlendirildi. 

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers