31 Ekim 2014 Cuma

İşten atılan enerji işçileri ‘Yaşamaya Dair’ demek için sizleri çağırıyor

İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadığı için gün de ortalam en beş işçinin ölümle yüz yüze geliyor. Ölümlü iş kollarından biri olan enerji sektöründe bir biri ardına iş kazları yaşanıyorken, BEDAŞ iş yerinde can güvenliği istediği için 26 işçi işten atıldı. 80 gündür direnişte olan Enerji-Sen üyesi işçiler dayanışma etkinliği düzenleyerek Genco Erkal ve Tülay Günal ile birlikte “Yaşamaya Dair” diyor.

Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in ‘İşçiler çalışma ortamında kendisini güvende hissetmiyorsa, iş bırakma hakkı vardır’ dediği ve ilgi mevzuatlarda da geçen bu hakkı kullandıkları için BEDAŞ’ta Enerji-Sen 26 işçi işten çıkartıldı.

Avcılar BEDAŞ işletmesinde çalışırken işten çıkartılan 26 enerji işçisi, 80 gündür talepleri için direnişte. Dayanışma etkinliği düzenleyen direnişçiler Dostlar Tiyatrosu ile birlikte 3 Kasım Pazartesi günü 20.30’da Şişli Kent Kültür Merkezi’nde müzikli gösterisi düzenliyor.

Enerji-Sen üyesi işçilerin etkinlik çağrısı ise şöyle:

Avcılar BEDAŞ direnişimizin 82. gününde Genco Erkal ve Tülay Günal ile birlikte “Yaşamaya Dair” diyoruz!

Ülke genlinde elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sonrası Cengiz-Kolin- Limak şirketler grubunun devraldığı BEDAŞ’ta artan iş kazalarına ve iş cinayetlerine karşın, güvenli ve güvenceli çalışma koşulları için yaklaşık 4 senedir mücadele ediyoruz. Bu mücadele sürecinde, geçtiğimiz Temmuz ve Ağustos ayları içerisinde Avcılar BEDAŞ’ta elektrik işçisi olarak çalışırken işçi sağlığı ve iş güvenliği talep ettiğimiz için 26 elektrik işçisi olarak işten çıkarıldık. İşten çıkarıldığımız 13 Ağustos’ta çadırımızı Avcılar BEDAŞ’ın önüne kurduk. Bugüne kadar direnişimizi sürdürüyoruz.

Direnişin güncesi…
BEDAŞ’ta uzun bir işçisağlığı ve iş güvenliği mücadelesi sonrası işten atılmaların başladığı 24 Temmuz günü kendi iş yerine girmek isterken BEDAŞ’ın özel güvenlikleri tarafından darp edilen üyemiz Recep Garipgazioğlu kalp krizi geçirdi. Güvenliklere tepki için toplanan üyelerimize ise polis biber gazlı müdahale etti. 13 Ağustos’ta içinde kalp krizi geçiren üyemizin de bulunduğu ikinci bir grubun da işten çıkarılmasıyla toplam 26 üyemizle Avcılar BEDAŞ önünde bir direniş başlattık.

21 Ağustos Direnişimizin 9. Gününde Taksim BEDAŞ merkezinin karşısındaki çatıda bir günlük nöbet kararlılığını gösterdik.

28 Ağustos Beşiktaş Belediyesi’nin önünde zabıtaların müdahale ettiği direnen BELTAŞ işçilerinin yanındaydık.

4 Eylül “Uluslararası Petrol ve Doğalgaz Arenası”nın kapısında Tarabya oteli direnişçiler olarak karadan ve denizden kuşattık.

10 Eylül Torunlar inşaat faciasından sonra artık yeter demek için Beyoğlu SGK’yı işgal ettik. Pankart sloganımız “İnşaatta, madende, enerjide Yeni Türkiye Sermayesi öldürüyor!”

17 Eylül Temsili bir tabutla BEDAŞ’a yürüdük. “Sermayenin hırsı için bu tabuta girmeyeceğiz” diyerek, üstünde BEDAŞ’ta son günlerde yaşanan iş kazalarının tek tek yazdığı tabutu BEDAŞ’a teslim ettik.

24 Eylül Enerji bakanı Taner Yıldız’ın, EPDK başkanının katılacağı ve Limak’ın sponsor olduğu “All Energy Turkey” etkinliğinin önüne bir basın açıklaması koyduk. Enerji Bakanı ve EPDK başkanı son anda programını değiştirdi.

22 Ekim Soma’nın Yırca köyünde hunharca ağaç katliamı yapan Kolin firmasının Levent’teki binasının önünde Kuzey Ormanları Savunması ile birlikte bir saatlik oturma eylemindeydik.

Bugün direnişimizin 76. günü. Direnişimiz sonsuz kararlılığımızla devam ederken; Genco Erkal ve Tülay Günal’ın oynayacağı “Yaşamaya Dair” müzikli gösterisine direnişimizin 82. gününde; 3 Kasım Pazartesi günü saat 20.30’da bütün dostlarımızı davet ediyoruz.

Bilet satış noktaları:

AVRUPA YAKASI
DİSK Enerjisen Genel Merkezi
Aksaray-Yusufpaşa Tel:212-533-77-19
Direniş Çadırı
Avcılar-Bedaş önü Tel:542-275-34-47
Kelepir Kitabevi
Şişli-Cevahir Avm karşışı Tel:212-246-58-81
Arjin Cafe
Taksim-İstiklal caddesi Katip Mustafa Çelebi Mahallesi, Tel Sokak, No 28/1-2, BeyoğluTel:212-243-81-96
ANADOLU YAKASI
Nadir Kitapevi
Kadıköy-Akmar Pasajı Tel:216-449-97-88

1 Kasım'da enternasyonal dayanışmayı yükselt Kobane'ye ses ver...

Kobanê ve Şengal’deki direnişle Uluslararası Dayanışma Günü. Başta Türkiye ve Avrupa olmak üzere pek çok yerde dayanışma gösterileri düzenlenecek. Bunların bir kısmı sembolik, bir kısmı kitlesel olacak.

Aralarında değişik ülkelerden çok sayıda değerli aydın ve sanatçının olduğu inisiyatif tarafından çağrısı yapılan, savaşa ve işgallere karşı örgüt ve kurumlarca desteklenen 1 Kasım Kobanê ve Şengal ile Uluslararası Dayanışma Günü, bir bakıma bugüne kadar tek tek ülkelerde ve kentlerde yapılan dayanışmanın birleşmesi anlamına gelecek.

Derelerin birleşerek ırmağa dönüşmesi gibi...

Böylece Kobanê’yle, Rojava’yla ve Kürt halkıyla enternasyonal dayanışmanın, İslamicı terör örgütü IŞİD’e ve onun arkasındaki güçlere de tepkinin ne kadar güçlü ve büyük olduğu bir kez daha görülmüş olacak.

Denilebilir ki; son bir kaç on yıldır Kürt halkıyla en büyük enternasyonal dayanışma Kobanê vesilesiyle örüldü. Hiç bir Kürt’ün yaşamadığı kent ve kasabalarda dahi dayanışma etkinlikler yapıldı. Hayatta hiç bir Kürt tanıdığı olmayanlar ellerini ceplerine atarak maddi destek kampanyasında bulundular.

Dahası, Kobanê direnişi bu “Kürt Baharı”nın unutulmaz, keskin virajlardan birisi olduğu kuşku götürmez. Ve bu direniş bütün ezberleri bozmuş, kağıt üzerindeki planları çöp sepetine atmıştır.

Öyle anlaşılıyor ki; bölgenin oyun kurucuları Kürtlerin Kobanê’de nice bedelleriyle analarının ak sütü gibi hak ettiği “zaferi” gölgelemenin uğraşı içindeler.

Ama nereden bakılırsa bakılsın; insanlık düşmanı terör örgütünü durdurma ve püskürtme şerefi, bir aydan sonra bombalama emri veren Obama’nın, 44 gün sonra Peşmerge gönderen Barzani’nin değil, Kobanê sokaklarında bedenlerini yoldaşlarına siper eden Kürt gençlerine, kadınlarına, yüreği yaralı ana-babalara aittir.

Bu saatten sonra Kobanê’nin düşmesi, kanlı terör örgütünün eline geçirmesi sadece bir hayalden ibarettir. Bu nedenle 1 Kasım artık aynı zamanda Kobanê’nın kurtulduğu, Kürt halkının zaferinin ilan edildiği gün olarak da tarihe geçilebilir.

Dolayısıyla 1 Kasım aynı zamanda bölgenin bütün barbarlarına, faşist-gerici güçlerine karşı “zafer günü” olarak da dünyanın bütün sokaklarında kutlanmayı hak ediyor.

Türkiye’nin en zengin listesi

Ekonomist Dergisi, Türkiye’nin en zengin isimlerini açıkladı. Listede yolsuzluk tapelerinde ‘milletin anasını belleyeceğiz’ diyen Mehmet Cengiz’in de sahibi olduğu Cengiz İnşaat da bulunuyor.

2004′ten beri düzenlenen Ekonomist’in En Zengin 100 listesinin ilk üçünde yer alan aileler değişmedi. Koç Ailesi’nin serveti 10 yılda 4 kat artarak 8 milyar doları aşarken, Sabancı ve Şahenk ailelerinin serveti de 7 milyar doları aştı.

CENGİZ İNŞAAT 14 SIRA YÜKSELDİ
17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu’nda internete düşen ses kayıtlarında ‘milletin anasını belleyeceğiz’ diyen Mehmet Cengiz’in sahibi olduğu Cengiz İnşaat da listeye tekrar girdi. Geçen yıl 78. olan şirket bu yı 58. sırada listedeki yerini aldı. 1 yıl önce 72. sırada olan Cengiz Holding 600 milyon dolarla listeye girmişti. Ancak 1 sene içerisinde şirketin değeri 400 milyon dolar arttı.

‘Milletin AMK’lara bir kıyak daha
Bir ‘anasını’ haberi: TÜRGEV için arsa pazarlığı Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Milletin anasını belleyenlerin adayı “Milletin a…. koyacağız” diyen Mehmet Cengiz’in inşaatını millet durdurdu.

Cengiz arsaları bir bir topluyor
Millete küfür eden Mehmet Cengiz’e satılan tarihi koruda yangın millete küfüre takipsizlik kararı.

Koruyu küfredene bedavaya satmışlardı
“Bu milletin a… koyacağız” dedi, ismi İlahiyat Fakültesi’ne verildi!

‘Bu milletin a… koyacağız’ diyen işadamı konuştu.

Türkiye ekonomisi son 10 yılda iki kattan fazla büyürken, en zenginlerin serveti 4 kat arttı. Ekonomist Dergisi’nin 2004 yılından bu yana ‘En Zengin 100’ araştırmasına göre, son 10 yıldır Türkiye’nin en zengin ailelerinin serveti 2 milyar dolar seviyesinden 8 milyar dolar seviyesine ulaştı. 2004 yılında 1 milyar doların üzerinde serveti olan 24 aile varken, bugün bu sayı 57’ye yükseldi. 2004 yılında 390 milyar dolar olan Türkiye’nin milli geliri ise 10 yılda iki kattan fazla artarak 820 milyar dolar seviyesine yükseldi. Ekonomist’in araştırmasına göre Türkiye’den daha hızlı büyüyen ailelerin başında Koç, Sabancı ve Şahenk geliyor.

Koç liderliği hiç kaptırmadı
En Zengin 100 listesinde yer alan zenginlerin bir bölümünü, Türk iş dünyasının köklü aileleri oluşturuyor. Bunların içinde 3-4 kuşaktır sağlanan geçmiş yıllara ait büyümeden, yatırımlardan kaynaklanan birikimi olan aileler var. Bunun başını da şu an üçüncü kuşak temsilcisi Mustafa Koç’un başkanlığını yürüttüğü Koç Holding’in sahibi olan Koç Ailesi çekiyor. 2004 yılında 2 milyar dolarla Türkiye’nin en zengin ailesi olan Koç Ailesi, aradan geçen 10 yılda listedeki yerini korurken, serveti 8 milyar dolara ulaştı.

Şahenk Ailesi Sabancı’yı geçti
Son yıllarda Tüpraş başta olmak üzere enerji alanındaki yatırımlarıyla ve Yapı Kredi’yi satın alarak farkı daha da açtı. Holdingin yönetiminde üçüncü kuşak temsilcisi Mustafa Koç’un 2003’te görevi devralmasının ardından Koç’taki değişim ve büyüme trendinin daha da hızlandığını söyleyebiliriz. Koç’tan sonra 2004’te 2 milyar dolarla ikinci ve üçüncü sırada olan Sabancı Ailesi ve Şahenk Ailesi sıralamada yer değiştirirken servetleri de yine 3 kattan fazla arttı.

Sakıp Sabancı’nın vefatından sonra ailede bölünme yaşansa da aile mensuplar 6-7 milyar dolarlık servetleriyle listenin 3, 4 ve 5’inci sırasında yer alıyorlar. Sabancıların bölünmesiyle birlikte daha önce üçüncü olarak listelerde yer alan, yönetim kurulu başkanlığını Ferit Şahenk’in yaptığı Doğuş Holding (Şahenk Ailesi) ikinci konuma yükseldi. Ferit Şahenk, Tansaş’ı Koç Grubu’na sattı. Garanti Bankası’nda önce General Elektrik ile ortaklık yaptı. Bugün ise İspanyol sermayeli BBVA ile ortaklık yürütüyor. Öte yandan En Zengin 100 listesinde yer alan Türkiye’nin köklü aileleri arasında Şarık Tara, Anadolu Grubu’nun ortakları Yazıcı Ailesi ve Özilhan Ailesi, Eczacıbaşı Ailesi, Yıldız Holding’in kardeş ortakları Murat Ülker ve Ahsen Özokur, Dinçkökler, Doğan Ailesi, Zorlu Ailesi, Kocabıyık Ailesi, Alarko Holding’in ortakları Garih ve Alaton aileleri var.

İŞTE TAM LİSTE
1- Koç Ailesi – Koç Holding (Serveti 8 milyar dolar üstü)
2- Şahenk Ailesi- Doğuş Holding (Serveti 7-8 milyar dolar)
3- Şevket Sabancı ve Ailesi – Esas Holding (Serveti 6-7 milyar dolar)
4- Erol Sabancı ve Ailesi – Sabancı Holding (Serveti 6-7 milyar dolar)
5- Türkan Sabancı ve Ailesi – S. Sabancı Holding (Serveti 6-7 milyar dolar)
6- Tara Ailesi – Enka Holding (Serveti 6-7 milyar dolar)
7- Eczacıbaşı Ailesi – Eczacıbaşı Holding (Serveti 5-6 milyar dolar)
8- Yazıcı Ailesi – Anadolu Grubu (Serveti 5-6 milyar dolar)
9- Hüsnü Özyeğin – Fiba Holding (Serveti 4-5 milyar dolar)
10- Doğan Ailesi – Doğan Holding (Serveti 4-5 milyar dolar)
11- Özilhan Ailesi – Anadolu Grubu (Serveti 4-5 milyar dolar)
12- Zorlu Ailesi – Zorlu Holding (Serveti 4-5 milyar dolar)
13-Murat Ülker – Kökler Holding (Serveti 3-4 milyar dolar)
14- Ahsen – Orhan Özokur – Üs Holding (Serveti 3-4 milyar dolar)
15- Mehmet Başaran – Habaş Holding (Serveti 3-4 milyar dolar)
16- Çolakoğlu Ailesi – Çolakoğlu Grubu (Serveti 3-4 milyar dolar)
17- Boydak Ailesi – Boydak Grubu (Serveti 3-4 milyar dolar)
18- Konukoğlu Ailesi – Sanko Holding (Serveti 3-4 milyar dolar)
19- Dinçkök Ailesi – Akkök Grubu (Serveti 3-4 milyar dolar)
20- Kocabıyık Ailesi – Borusan Holding (Serveti 2-3 milyar dolar)
21- Sevda – Serra Sabancı – Sabancı Holding (Serveti 2-3 milyar dolar)
22- Ömer Sabancı – Densa Holding (Serveti 2-3 milyar dolar)
23- Demir Sabancı – Sedes Grubu (Serveti 2-3 milyar dolar)
24- Demet Sabancı Çetindoğan – Demsa Group (Serveti 2-3 milyar dolar)
25- Gülçelik Ailesi – Enka Holding (Serveti 2-3 milyar dolar)
26- Kibar Ailesi – Kibar Holding (Serveti 1,5-2 milyar dolar)
27- Turgay Ciner – Ciner Grubu (Serveti 1,5-2 milyar dolar)
28- Topbaş Ailesi – BİM (Serveti 1,5-2 milyar dolar)
29- Çarmıklı Ailesi – Nurol Holding (Serveti 1,5-2 milyar dolar)
30- Ali Ağaoğlu – Ağaoğlu Holding (Serveti 1,5-2 milyar dolar)
31- Eren Ailesi – Eren Grubu (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
32- Mehmet E. Karamehmet – Çukurova Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
33- Lucıen Arkas – Arkas Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
34- Torun Ailesi – Torunlar Grubu (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
35- Feyyaz Berker – Tekfen Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
36- Nihat Gökyiğit – Tekfen Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
37- Akçağlılar Ailesi – Tekfen Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
38- Nihat Özdemir – Limak İnşaat (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
39- Sezai Bacaksız – Limak İnşaat (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
40 – İdris Yamantürk – Güriş Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
41- Necati Kurmel – Saray Halı (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
42- Gürsel Ailesi – Kiska Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
43- Hamdi Akın – Akfen Grubu (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
44- Mehmet Ali Aydınlar – Acıbadem Grubu (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
45- Ahmet Çalık – Çalık Grubu (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
46- Zafer Yıldırım – Orjin Grubu (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
47- Zafer Kurşun – Orjin Grubu (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
48- Erdemoğlu Ailesi – Erdemoğlu Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
49- İpek Ailesi – İpek Grubu (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
50- İshak Ailesi – Alarko Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
51- Garih Ailesi – Alarko Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
52- Erdoğan Demirören – Demirören Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
53- Altınbaş Ailesi – Altınbaş Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
54- İnan Kıraç -Kıraça Holding (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
55- Nezih Barut – Abdi İbrahim İlaç (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
56- Esirtgen Ailesi – Abdi İbrahim İlaç (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
57- Lodrik Ailesi – Enboy Tekstil (Serveti 1-1,5 milyar dolar)
58- Mehmet Cengiz – Cengiz İnşaat (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
59- Bodur Ailesi – Kale Grubu (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
60- Erman Ilıcak – Rönesans Grubu (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
61- Yalçın Sabancı – Yasa Holding (Serveti 750 milyon -1 milyar dolar)
62- Boyner Ailesi – Boyner Holding (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
63- Bayram Aslan – İçdaş (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
64- Kazancı Ailesi – Aksa Enerji (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
65- Orhan Ailesi – Orhan Holding (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
66- Kanatlı Ailesi – Eti Grubu (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
67 – Nuri Özaltın – Özaltın Grubu (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
68- Umur Üstünberk – Üstünberk Holding (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
69- Fettah Tamince – Rixos (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
70- Avni Çelik – Sinpaş Holding (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
71- Pak Ailesi – Pakmaya (Serveti 750 milyon -1 milyar dolar)
72- Hüseyin Özdilek – Özdilek Grubu (serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
73- Küçük Ailesi – Lc Waikiki Grubu (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
74- İsfendiyar Zülfikari – Zülfikarlar Grubu (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
75- Yaşar Ailesi – Yaşar Holding (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
76- Yıldırım Ailesi – Yıldırım Holding (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
77- Cevahir Ailesi – Cevahir Grubu (Serveti 750 milyon – 1 milyar dolar)
78- İbrahim Çeçen- Ic Holding (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
79- Ethem Sancak – Hedef Grubu (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
80- Karamancı Ailesi – Orta Anadolu Tekstil (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
81- M. Nazif Günal -MNG Holding (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
82- Çiftçi Ailesi – Çiftçiler Holding (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
83- Erdal Aksoy – Turcas Grubu (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
84- Öztürk Ailesi – Opet (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
85- Yahya Kiğılı – Hayat Holding (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
86- Kurdoğlu Ailesi – Ata Holding (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
87- Tosyalı Ailesi – Tosyalı Holding (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
88- Doğramacı Ailesi – Bilkent Holding (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
89- Yazıcı Ailesi – Diler Grubu (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
90- Yolbulan Ailesi – Kroman Çelik (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
91- Abalıoğlu Ailesi – Erbakır (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
92- Erikoğlu Ailesi – Erbakır (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
93- Nakiboğlu Ailesi – Naksan Grubu (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
94- Ünal Aysal – Unimar (Serveti 500 – 750 milyon dolar)
95- Cemal Armağan – Özgörkey Holding (Serveti 300 – 500 milyon dolar)
96- Kazım Türker – Türkerler Holding (Serveti 300 – 500 milyon dolar)
97- İhsan Kalkavan -Kalkavan Denizcilik (Serveti 300 – 500 milyon dolar)
98- Toksöz Ailesi – Sanovel (Serveti 300 – 500 milyon dolar)
99- Yılmaz Ailesi – Sütaş (Serveti 300 – 500 milyon dolar)
100- Bayraktar Ailesi – Bayraktar Group (Serveti 300 – 500 milyon dolar)

Rojavalı kadınlardan dayanışma çağrısı

Kobanê Halk Meclisi Eş Başkanı Ayşe Efendi, Kobanê Kadın Meclisinden Narin Temu, HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Gazeteci Pınar Öğünç ve Yazar Hüda Kaya’nın konuşmacı olarak katıldığı panelde IŞİD’e karşı Rojavalı kadınların direnişiyle dayanışma gündem oldu.

Kobanê’den Türkiye’ye gelen Kobanê Kadın Meclisinden Narin Temu, tüm dünyada kadın sorunlarının aynı olduğunu belirtti. Rojava ve Kobanê’nin kendi mücadelesiyle bir kadın sistemi yarattığını aktaran Temu, kadınların hakim olduğu toplumlarda eşitliğin olduğuna vurgu yaptı. Erkeğin baskı gücünü kullanmasıyla cinsiyet ayrımcılığının ortaya çıktığını söyleyen Temu, “Bütün kadınlar artık köleliği reddediyor. Rosa Luxemburg gibi kadınlar bu dünyadan geçti. Kadınlar fabrikalarda yakıldı. Bunlar kadının özgürlük mücadelesini ateşleyen kıvılcımlar oldu. Bunlara rağmen kadınlar Avrupa’da da Türkiye’de de bu yüzyılda hâlâ baskı altında. Devletler sistemlerinde kadın özgürlüğünü kurmalıdırlar” diye konuştu.

Rojavalı kadınlarla dayanışmanın yetersiz kaldığı eleştirisi yapan Temu, “Dünya kadınları kapitalist sistemde bir şekilden ibaret görülüyor. Kadınlar buna karşı durmalıdır. Biz bunun için savaşıyoruz. YPJ kadının kendi iradesi olduğunu gösterdi” dedi.

‘TÜM KADINLARINA ÖRNEK OLACAK’
HDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de, kadınların bu sistemi değiştirmesi gerektiğini belirterek, kadınların durdukları yerden, bu sistem içinde tamamen özgürleşmesinin mümkün olmadığını söyledi. Rojava kadın devriminin sadece kadın devrimi olmadığını vurgulayan Tuncel, “Bu bütün bir halkın yaşamın tüm alanlarında verdiği özgürlük mücadelesidir. Rojava kadın devrimine böyle bakmak gerekir. Erkek egemen yaşamın yok edilmesiyle eşit, özgür, birlikte bir yaşamın kurulmasıdır” dedi.

AKP Hükümetinin bu devrimi yok etmeye çalışan IŞİD’e apaçık destek verdiğini dile getiren Tuncel, aslında AKP’nin Kürt özgürlük mücadelesinden, kadınların özgürlük mücadelesinden korktuğunu ifade etti. Ayrıca, IŞİD’in de kadınları bedenleri üzerinde yıpratmaya çalıştığını belirten Tuncel, “Bu zihniyeti, bu vahşeti de AB, ABD ve Türkiye besledi ve büyüttü. Ancak Rojava’da, Kürdistan’da kadınların mücadelesi bu karanlık zihniyeti yenecek ve kadınların direnişi tüm dünya kadınlarına örnek olacaktır” diye konuştu. 

Kadınlar neden örgütlenmelidir?

Bu memlekette doğup büyüyen herkesin “örgüt” kelimesi ile karşılaşmasının iki ana yolu vardır. Birincisi, hepimizin malumu, hemen her gün televizyonda ya da iktidar ve askeri yöneticilerin açıklamalarında karşılaştığımız “yasadışı örgüt”, “terör örgütü” gibi korkutucu çağrışımlar yapan söylemlerdir. Özellikle 12 Eylül darbesinden bu yana, memleketi yönetenlerin ağzından “örgüt” kelimesinin kullanıldığı tek bir olumlu laf bile çıkmamıştır. Korkutuluruz; bir örgüt gelip bindiğimiz otobüsü bombalayacaktır ya da evimize saldıracaktır. Gerçek hayatta hiç karşılaşmadığımız ya da çok az karşılaştığımız bu gibi durumlar sanki etrafımızı sarıp sarmalayan, ne olduğunu tam kestiremediğimiz bir görünmez bir güç tarafından sürekli yaşatılıyormuş hissine kaptırıverirler bizi. 

Bir de bazen işyerimizde bazen mahallemizde, sokağımızda “baskıya ve sömürüye karşı örgütlenelim” gibi çağrılar yapıp bildiriler dağıtan insanlar vardır. Dedikleri aklımıza yatar aslında. Mesela günde 8-10 saat çalışmamızın karşılığında aldığımız ücret hiçbir şeye yetmez. Kimseye yüz eğmeden onurlu bir insan gibi yaşayabileceğimiz bir ücret isteriz; hakkımız olan budur çünkü. Patrona gidip tek başımıza zam istemekten korkarız ama. Sonunda işten atılmak vardır, biliriz. İşyerindeki herkesle birlikte, hep beraber çıkıp istesek vermek zorunda kalır, diye düşünürüz. Etrafımıza bakarız, “kime nasıl güveneyim ki” deriz. Biri çıkar, “Arkadaşlar hepimiz birlik olmalıyız, örgütlenip hakkımızı aramalıyız” der. Zaten kimseye güvenemediğimiz bir ortamda bir de o korkutucu kelimeyle karşılaşırız. İyice kabuğumuza çekiliriz. 

Ya da kocamızın, babamızın, ağabeyimizin şiddet tehdidi altında yaşıyoruzdur. Aile ve arkadaşlarımızdan yardım istemek bile utandırıcı gelir; istesek de yapabilecekleri sınırlıdır. Daha güçlü, daha güvenilir, sadece “o an”ı kurtaracak değil de sürekliliği olan bir çözüme ihtiyaç duyarız. Tanıdığımız, tanımadığımız bir kadın çıkagelir, “Ataerkine, erkek egemenliğine karşı kadın dayanışmasını örgütlemeliyiz” der. Yine aklımıza yatar ama bir çekince kaplar içimizi.

KADINLAR BAĞIMSIZ ÖRGÜTLENMELİDİR
Peki, nedir bu her yerde ucube gibi karşımıza çıkarılan kelimenin anlamı? En basitinden, insanların ortak bir amacı hayata geçirmek için birlik olması, birlikte hareket etmesidir. Böyle söyleyince kulağa o kadar da korkutucu gelmiyor, değil mi? Peki, biz kadınların örgütlenmesi ne demektir? Ortak amacımız nedir, ne olabilir? Kimimiz avukat, kimimiz işçi… Kimimiz Türk, kimimiz Kürt… Bazılarımız Sünni, bazılarımız Alevi…

Bu kadar farklıyken bizi birleştiren ortak amaç ne olabilir? Bu soruya yanıt vermek için önce başka bir soru sormak gerek: Hepimizin yaşadığı ortak sorun nedir? Mesela işyerinde, evde ve sokakta gördüğümüz ayrımcılık, eşitsizlik, şiddet. Bunları yaşamanın yoksulu, zengini, orta hallisi yok; Sunnisi Alevisi yok; Türkü Kürdü yok. Bütün kadınlar buna maruz kalıyorsa; bu, kadınlar olarak bizim ortak sorunumuz.

Ve bu sorun o kadar köklü ki; kadını köle olarak alıp sattıkları zamanın da, insan yerine koymayıp eve hapsettikleri zamanın da, aynı işi yapmasına rağmen daha az ücret ödedikleri zamanın da ortak sorunu. Mesela, kürtajın yasaklanmaya çalışılması. Evet, herkesin kendi meşrebince farklı deneyimlediği ancak her kadının hayatını zorlaştıracak bir yasak. Ya da savaş, hatta ülkemizdeki savaş. 30 yıldır Türkiye coğrafyasında süren iç savaş. Kürt oldukları için anadillerini konuşmak, özgürlük ve demokrasi istedikleri için örgütlenen Kürt kadınlarının “onurlu ve eşitliğe dayanan bir barış” çağrıları yankısını bulsaydı bu kadar uzun sürmeyecek bir savaş.

Bir bütün olarak insanlığın yaşadığı tüm haksızlıkların, eşitsizliklerin, acıların ve sömürünün kadınlar tarafından iki kat daha fazla ve farklı biçimlerde yaşandığı hepimizin malumu. Biz bunu, bir silah ve savaş stratejisi olarak kullanılan toplu tecavüzlerden biliyoruz, her gün 5 kadının “sevdim, kıskandım, vurdum” bahaneleriyle öldürüldüğü ülkemizden biliyoruz, hepimizi kuluçka makinası olarak görüp “en az 3 çocuk” isteyen cumhurbaşkanından biliyoruz. 

Tam da bu yüzden bütün kadınlar, sınıf, ulus, dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin, ataerkiye, erkek egemenliğine, sözde “eşitlikçi” yasalarla üstü kapatılan cinsiyet eşitsizliğine karşı omuz omuza vermek, birbirine güvenmek, dayanışmak ve bağımsız olarak örgütlenmek zorunda. Bugün elimizde henüz istenilen olgunluğa erişmemiş de olsa, “Barış İçin Kadın Girişimi”, “Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Eylem Grubu” ya da farklı illerde farklı adlarla bir araya gelmiş kadın platformları güçlendirilmek, daha fazla kadını kapsamak ve en önemlisi daha örgütlü davranmak zorunda.

EMEKÇİ KADINLAR ÖZEL ÖRGÜTLENMELİDİR
Ne var ki bu platformlar hem kapsadıkları kadınlar bakımından hem de köklü bir değişim yaratmak bakımından yetersiz. Örgütlü hareket içerisindeki kadınlar, asıl kitlesel ve dönüştürücü gücü elinde bulunduran işçi ve emekçi kadınlara ulaşma ihtiyacının farkına varıyor. Ne var ki emekçi kadınlara erişim bu platformlarda zaman zaman yer alan temsili bir sendikacı kadın katılımının ötesine geçemiyor. Kökeninde aynı derdi yaşayan akademisyen, avukat, mühendis ya da doktor kadınla ev işçisi, fabrika işçisi ya da ev eksenli çalışan işçi kadın bir araya gelemiyor, aynı dili konuşamıyor. Dünyayı bütün çirkinliklerini ortadan kaldıracak şekilde değiştirip dönüştürme iddiası olan, bunun için yoksul ve emekçiler arasında örgütlenmeye çalışan örgütler ya bu sorunu gündemlerine almıyor ya da alsa bile çok sınırlı bir şekilde, tali bir sıkıntı olarak ele alıyor.

Şüphesiz ki bu, yine bu örgütler içerisinde mücadele eden kadınların güçlenmesi ve güçlendirilmesiyle aşılacak bir sorun. Ama illa ki işçi ve emekçi kadınların bizzat her gün yaşadıkları sıkıntıları bilmeden, derinlemesine düşünmeden ve tek tek her bir yerde yaşadıkları sıkıntıların ayrıntılarına varana kadar düşünülerek planlanmış örgütlenme yolları, biçimleri olmadan olmaz. 

İşyerinde yaşanan cinsel taciz gündemine almayan, özellikle kadınları gerektiğinde harcanabilir, kolayca işten çıkarılıp işe alınabilir bir ucuz emek olan gören patron tutumuna karşı kararlı bir duruş sergilemeyen, kendi sektörü dahilinde (örneğin tekstilde) parça başı ev eksenli çalışan kadınları “işçi” olarak değil, “ev hanımı” olarak gören, kısacası “işçi sınıfının bir yarısının kadın olmaktan kaynaklı özel sorunları ve talepleri olan kadın işçilerden oluştuğu” gerçeğini görmezden gelen sendikaların üyelerinin yüzde kaçının kadın olduğuna bakın. Patron yanlısı ve bürokratik sendikacılığın yıkılıp gerçekten mücadeleci bir sendikacılık anlayışının, biz kadınların, işçi kadınların katılımı ve örgütlülüğü olmadan yerleşemeyeceği açık.

Diğer yandan, emekçi kadınlar “eve katkı sunan bir hane üyesi” değil, bizzat hayatı üreten, üretirken ömrünü tüketen birer işçi olduklarının bilincine varmadan tüm bu söylenenler “beylik” laflar olarak kalır. Kuşkusuz, işçilerin örgütlenmesini en kolaylaştıran şey bir arada yaşamak, yan yana çalışmak. Ne var ki geçtiğimiz on beş yirmi yıllık dönemde işyerlerinin kayıt dışı ve esnek çalışmayı kolaylaştıran küçük parçalara ayrıldığı, hatta tek tek evlere dağıtıldığı bir süreçten geçtik, geçiyoruz. İstihdamın en güvencesiz, en hor görülen kısımlarına da biz kadınlar itiliyoruz. Uzun lafın kısası bir araya gelerek örgütlenmenin en zor olduğu yerlerde biz çalışıyoruz. Bu durum, bir yandan patron düzeninin bizi sömürmesini kolaylaştırıyor, öte yandan sendikaların bizi “gözden kaçırmasına” çanak tutuyor. Ayrıca, hala çok küçük parçalara ayrılmamış, yoğun üretim yapan ve haliyle ülke ekonomisi ve patronlar için öncelikli büyük işyerlerinde çalışan kadın işçilerin örgütlenmesini her zamankinden daha önemli bir hale getiriyor. Çünkü sendikal örgütlenme olanakları, dolayısıyla sendikaları gerçekten mücadeleci bir şekilde dönüştürme olanakları daha gelişkindir ve daha ucuza, esnek koşullarda kayıt dışı çalışan kadınların örgütlenebilmesinin yolunu da açabilme olanaklarına sahip olacaktır. Deminden beri yazdıklarımızı tek bir cümlede özetleyecek olursak: Emekçi kadınlar özel örgütlenmelidir.

KADINLAR SOSYALİZME ÖRGÜTLENMELİDİR
Yukarıda uğruna mücadele edecek bir dizi şey saymış olduk. Gerçek cinsiyet eşitliği, adalet, sömürü ve baskının ortadan kalktığı, savaşın olmadığı bir hayat. Bu biz kadınların ortak amacı değil mi? Her ne kadar bize unutturulmaya çalışılsa da bu amacın gerçekleştirildiği bir deneyimimiz var tarihte, 97 yıl önce tam da bugünlerde. İlan edildiğinin ertesi günü kadınlara koşulsuz boşanma hakkı tanıyan, şiddete karşı kağıt üzerinde değil bizzat evde ve sokakta korunma sağlayan, 10 yıl içerisinde tüm kadınları okuryazar yapan, tüm kadınlara her iş kolunda erkeklerle eşit, insanca ve onurlu bir çalışma hakkı tanıyan, her köyde ve mahallede kadın ve çocuklar için özel sağlık ve eğitim birimleri kuran, binlerce yıldır kadınların üstüne yıkılmış olan ev işi angaryasını onların sırtından alıp kadın erkek herkesin sorumluluğu haline getiren Büyük Ekim Devrimi… 

Sadece son bir iki yıl içerisinde yaşadıklarımıza bakalım. Gezi direnişinde, baskıya karşı demokrasi talebiyle ayaklanan gençlerin sokaklarda takır takır nasıl tarandığını, öldürüldüğünü gördük. Yolsuzluk operasyonunda halkın ürettiği, halk için kullanılması gereken, halka ait kaynakların iktidar ve yandaşları tarafından ne kadar utanmaz arlanmaz bir şekilde ayakkabı kutularına aktarıldığına tanık olduk. Soma katliamında, ekmeğini topraktan çıkaran köylülerin tarımdan koparılıp yoksullaştırılarak adına maden denilen ölüm çukurlarına mecbur bırakılıp öldürüldüğünü gördük. Bugün, Ortadoğu coğrafyasını yeniden şekillendirmeye çalışan büyük güçlerin planlarından pay kapmaya çalışan AKP hükümetinin palazlandırdığı IŞİD vahşetinin kadınlara reva gördüğü vahşeti, barbarlığı izliyoruz. Kısacası ülke, neresinden tutsanız dökülüyor, pislik saçıyor. Bu pislik ancak her şeyi yerinden oynatıp, doğru yerine koymakla, devrimle temizlenebilir. İşte tam da bu yüzden kadınlar sosyalizme örgütlenmelidir. 

Örgütün, örgütlenmenin gerçek anlamı dayanışmadır, güvendir, birlik olmaktır. Hiçbir kadının dayak yemediği, öldürülmediği, ayrımcılığa maruz kalmadığı bir dünya için bir araya gelip mücadele etmektir, güçlenmektir.

Bu, yeri gelir mahallemizde kurulan bir dayanışma derneğinde, yeri gelir kadın hakları ve gerçek eşitlik için mücadele eden bir kadın örgütünde; yeri gelir “eşdeğer işe eşit ücret” için ya da taşeronlaştırmaya, kayıt dışılığa karşı mücadele eden bir sendikada; yeri gelir adaletsizliği ortadan kaldırmak için gerçekten samimi bir şekilde bu köhnemiş düzeni değiştirip adil, eşit bir dünya kurmak için mücadele eden bir siyasi partide yer almayı gerektirir. İçinde yaşadığımız şiddet, eşitsizlik, yoksulluk koşulları bize başka bir seçenek bırakmıyor çünkü. Ya her gün dayak yeme, işten atılma, işyerinde tacize uğrama, cinayete kurban gitme ve bir gün yoksulluk yüzünden ölüp gitme korkusuyla yaşayacağız, buna ne kadar yaşamak denirse… Ya da mahallemizdeki, işyerimizdeki, okulumuzdaki kadınlarla bu köhnemişliği ortadan kaldırmak için bir araya geleceğiz, örgütleneceğiz!

Fulya Alikoç - Ekmek ve Gül

Mahkeme YPG'yi 'terör örgütü' ilan etti

Rojava'da geçtiğimiz yıl yaralanan ve tedavi için getirildiği Mardin'de YPG'li olduğu iddiasıyla tutuklanan Rojavalı İsmail Sadık'a suçlamaları reddetmesine rağmen Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından "Silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlamasıyla 7 yıl 6 ay ceza verildi. Karar, "terör örgütü" listesinde yer almayan YPG'ye dair Türkiye mahkemelerinde verilen ilk yargı kararı oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, IŞİD çeteleri ile eş tuttuğu YPG'ye dair yaklaşım, mahkeme salonlarına da yansıdı. Rojava'nın Derik kenti doğumlu olan İsmail Sadık, geçtiğimiz yıl Rojava'ya yönelik gerçekleştirilen saldırılarda yaralanması sonrası tedavi için getirildiği Mardin'de, tedavisine yardımcı olan 3 kişiyle birlikte 8 Kasım 2013 tarihinde gözaltına alınıp, tutuklandı.

Haklarında "Silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlamasıyla hazırlanan iddianamenin gönderildiği Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin "görevsizlik ve yetkisizlik kararı" vermesi üzerine dava dosyası Mardin 2 Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.

Ceza daha ilk duruşmada geldi
Dosyaya bakan mahkeme, ilk duruşmada sanıklar hakkında hükmünü verdi. Rojavalı İsmail Sadık'a örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezası verirken İsmail ile birlikte yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan Z.A hakkında ise 5 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme yargılanan diğer iki kişi hakkında ise beraat kararı verdi. Verilen karar Türkiye'de "terör örgütleri" listesinde yer almayan YPG'nin "suç örgütü" olarak tanımlanıp, ceza konusu haline getirildiği ilk karar oldu.

YPG'ye ilişkin böyle bir karara varan mahkeme, karara bağladığı dava dosyasına ilişkin hazırladığı gerekçeli kararında da YPG'yi, PKK/KCK ile bağlantılı olarak saydı. Gerekçeli kararda buna ilişkin olarak ise şu değerlendirmelerde bulunuldu:

"Örgüte yakın kaynaklarca Rojava olarak tabir edilen ve bahsi geçen devlet kurma planına ilişkin coğrafyanın batısında kalan Suriye ülkesindeki topraklardan da 'Batı Kürdistan' olarak bahsedildiği bilindiğinden, bölücü terör örgütünün PKK/KCK adı altında ülkemizde yürüttüğü kanlı faaliyetlerini Suriye ülkesi topraklarında da YPG olarak yürüttüğü anlaşılmaktadır. Örgüt mensuplarının ülkemiz topraklarında PKK/KCK mensubu olarak faaliyet yürütürken, aynı kişilerin sınırın diğer tarafında Suriye topraklarında aynı amaç uğruna yürüttüğü faaliyetler YPG adı altında görülmektedir. Tüm bu hususlar dahilinde YPG ve YPJ adlı yapılanmaların bölücü terör örgütü PKK/KCK ile birbirine fikri ve organik bağlarla örülü bulundukları, aynı yapının ve ideolojinin ürünü durumunda oldukları anlaşılmaktadır."

'PYD'ye ilişkin TCK'da hukuki tanımla yokken ceza verildi'
Mahkemenin verdiği kararı ve buna dair hazırlanan gerekçeli kararı değerlendiren İsmail Sadık'ın avukatı Ali Kahraman ise müvekkilin, YPG üyesi olmadığını söylemesine rağmen hukuksuz bir şekilde yargılanmasının devletin Kürtlere olan hukuk tanımazlığını ortaya çıktığını söyledi.

Henüz ilk duruşmasında hiçbir araştırma, delil toplama işlime yapılmadan mahkemenin 'gelinen aşama' diyerek tüm taleplerini reddettiğini ifade eden Kahraman, "Mahkemenin bu tutumu amacı yargılama yapmadan Rojavalı bir Kürde düşmanca ceza vermek olduğunu göstermiştir. Nitekim İsmail Sadık, Türkiye sınırlarında herhangi bir suç işleme eylemi olmadığı halde, TCK'da bile PYD'ye ilişkin hiçbir hukuki tanımla olmazken mahkemenin kendince varsayımlarla Sadık'a ceza vermiştir" dedi.

Türkiye ekonomisi işçilerin ölü bedenleri üzerinde yükseliyor

Soma`daki işçilerin acısı dinmemişken, Şırnak`ta, İstanbul`da, Ermenek`te ve son olarak bugün Isparta`da öldürülen ve hala kurtarılamayan işçilerin haberlerini duymaktayız. Onlarca işçi alınmayan önlemler ve yapılmayan denetimler sonucunda cinayetlere kurban verilmektedir. İş cinayetlerinde dünya birincisi olan Türkiye`de işverenler katil, devlet ise cinayetlerin bir numaralı teşvik mekanizmasıdır. Artık emekçilerin ölü bedenleri ile zenginleşen bu sisteme dur deme vakti gelmiştir. Herkes madenlerde, inşaatlarda, tarlalarda can veren emekçilerin yasını alanlara çıkarak tutmalı, bugün Ermenek`te timsah gözyaşları döken katillerden hesap sormalıdır.

Türkiye ekonomisi biz öldükçe büyümekte (?), biz yaralandıkça grafikler yükselmektedir. İş güvenliği önlemleri fazladan maliyet olarak değerlendirildiği sürece her gün yeni kayıplar verilmeye devam edecektir. Meclis`te bu sıralarda yapılan merkezi bütçe görüşmelerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı`na ayrılan bütçenin düşürülmesi zaten yapılmayan denetimlerin önümüzdeki dönemde iyice azalacağını göstermektedir. AKP hükümeti mevsimlik tarım işçileri, inşaat işçileri, ev eksenli çalışan işçiler ve madenlerde çalışan işçilerle ilgili uluslararası sözleşmeleri imzalamamakta, cinayetleri kaderci mantıkla açıklamaya devam etmektedir. Dün Ermenek`te kameralara şov yapan bakanlar madenci ailelerini azarlayacak kadar densizleşmiştir. Bugün Isparta`nın Yalvaç ilçesi yakınlarında bahçeden elma toplayarak geçinen mevsimlik tarım işçisi çoğu kadın 15 kişi trafik kazasında feci şekilde can vermiştir. Dün aileleri azarlayan Başbakan ve kabinesinin bugün ‘trafik kazası bu işin fıtratında var` demesi muhtemeldir.

Bizler Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak toplumsal emeğin sahip olduğumuz en değerli şey olduğunun farkındayız. Bu yüzden emek alanında yaşanan her ölümün bütün değerlerimizi bizden almak için işleyen devlet ve sermaye işbirliğinde gerçekleştiğini biliyoruz. Okullarda ve üniversitelerde katledilen işçilerin çocuklarını yetiştiren biz emekçilerin; artık yeni cinayet haberleri duymaya tahammülü yok. Madende yaşayabildiği sürece çalışan ama çocuklarının başını okşayacak vakti kalmayan, inşaatta çalışmak için hiç tanımadığı memleketlere giden, kendi toprakları işgal altında olduğundan başkalarının tarlalarında çalışan anneleri ve babaları sinsice katleden bu sistemde bizlerin öğretecek tek bir şeyi kalmıştır. O da direnmek. Her koşulda, her yerde bu sistemi kabullenmemek ve direnmek. Zaten ders verme işini devlet ve sermaye gayet iyi yapmaktadır. Öğrencilerimizin ailelerini ellerinden alarak verdikleri ders ömrümüz boyunca unutulmayacaktır. Bizler ise çocuklarımıza sadece direnmeyi anlatmayı bugün en büyük insanlık görevi olarak görüyoruz. 

Sendikamız hiçbir katliamın ve cinayetin yanında yer almayan onurlu insanların emek örgütüdür. Bu ülkenin geleceği olan çocuklarımıza sınıflarda pembe hayaller kurdurmayı ve yalanlarla onları kandırmayı reddediyoruz. Her gün yeni canlarımızı alarak büyüyen ekonomide isimlerimizi değil sayılarımızın ölçülmesine izin vermeyeceğiz. 19. yüzyılda madenlerde yaşanan toplu ölümleri, Bağcılar`da, Adıyaman`da ve Bursa`da katledilen kadın işçileri ve daha onlarca kaybımızı unutmuyor, unutturmuyoruz. Herkesi yaşanan katliamlara karşı ses çıkarmaya çağırıyor; bugün Isparta`da katledilen işçilerin ailelerine baş sağlığı diliyor, yaralıların bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını umut ediyoruz. 

Eğitim-Sen

Engin Alap yoldaş kavgamızda yaşıyor!

Bir dönem Halkın Birliği yazı işleri müdürlüğüne de yapmış olan Engin Alap uzun yıllar devrimci savaşım içinde oldu. Kültür-sanat faaliyetlerinde yer alan Engin Alap erkence aramızda ayrıldı. Kendisini ölüm yıl dönümün de saygıyla anıyoruz. 

"Bir kere öleceğim!
Cenazemi emekçiler omuzlayacak. 
Şenlik alanına dönmeli mezarım
Halaylar çekilmeli, şarkılar söylenmeli
Bilinmeli ki devrimcilerin ölmesi bile
Bir şenlik olmalı yüreklerde
Bilinmeli ki hainler gibi defalarca
İhanet içinde ölüp dirilmiş değil
Devrimci gibi ölmüş olacağım
Yürekleriniz de sonsuz yaşıyacağım
Bilinmeli ki yaşlı yüreğim 
Devrim aşkıyla çarpan yorgun 
Ama bir okadar diri yüreğim
Duracak bir gün...

Ve bir devrimci gibi öleceğim. 
Faili meçhul bir terkedilişle
Yazgılanan F tipi hasretimle 
Gireceğim bir tohum gibi
Kara toprağın bağrına
Binlerce Nur-anı sevdalı
Bir o kadar da devrime sevdalı
Çiçekler açacak yürekleriniz de
Devrimin sarp yamaçlarından
Uçurum düşüşleri yaşamadan
Onurumla öleceğim bir gün...

Acılarımı söndürdüğüm tablam, 
Yazılarımı yazdığım kalemim, 
Ve ihanete bulaşmamış sevdam
Kitaplarım şiirlerim, senaryolarım
Uğruna direndiğim partim
Miras kalacak sizlere
O zaman öldüğüm de
Binlerce, milyonlarca 
Bir devrimci gibi doğacağım."

Engin Alap

Kafe Kafka ve Alkım Kitabevi işçileri maaşlarını alamadıkları için eylemde

Alkım Kitabevi ve Kafe Kafka işçileri, bugün sabah saatlerinde, maaşlarının yatmadığını söyleyerek iş durdurma kararı aldı.

Saat 11.00 sularında Alkım Kitabevi'nin teras katında bulunan Kafe Kafka'da "Maaşımı alamıyorum, hizmeti durduruyorum" t-shirtleri giyen işçiler, servis yapmadılar. Bunun üzerine, işçileri kafeden çıkarmak için, özel güvenlik görevlileri ve sivil polisler teras katına çıktı. İnsan Kaynakları, Muhsebe ve Kafka Kafe Müdürleri direnişe geçen işçilere, işten çıkarıldıklarını ve kafeden uzaklaşmalarını belirtti. İşçiler, iş durdurma eylemini sürdüreceklerini, iş akitlerinin sonlandığına dair belgeyi ve alacaklarının verildiği ana dek direnişlerini sürdüreceklerini belirtti.

İşçilerin direnişe geçtiği haberi duyulunca, bina dışında da işçilerle dayanışmak için eski kafe ve kitabevi çalışanlarıyla toplandı. Sloganlarla bina dışında bekleyişini sürdüren kalabalıkla, işçiler basın açıklaması için buluştu. Diğer kitabevi çalışanlarının da arkadaşlarına destek vermek için işi bırakmasıyla Alkım Kitabevi kepenklerini indirdi.

Basın açıklaması yapan işçiler, maaşların zamanında yatırılmadığını, 2 aylık ücretlerinin içeride olduğunu belirterek, mücadelelerine devam edeceklerini söyledi.

Washington Post: ‘Ak Saray’ Erdoğan’ın kendini sultan olarak gördüğüne delalet

Tayyip Erdoğan’ın ‘Ak Saray’ı dünya basınının da ilgisini çekmeye devam ediyor. Alman basınının megalomaniye yorup hukuksuzluğuna vurgu yaptığı saray, ABD’den Washington Post’a da Erdoğan’a ‘sultan‘ benzetmesiyle konu oldu.

Ishaan Tharoor’un kaleme aldığı ‘Beyaz Saray, Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanlığı sarayının ancak minik bir kanadı olabilir’ başlıklı makalede Ak Saray’ın 350 milyon dolara mâl olduğu ve 300 bin metrekarelik arsaya sahip olduğuna dikkat çekildi.

CHP’li milletvekili Umut Oran’ın, “Kremlin Sarayı Ak Saray’ın müştemilatı sayılır” sözlerine yer verilen makalede, Beyaz Saray’ın beş katı büyüklüğündeki sarayın, kullanım alanı hesaplandığında farkın 50 kata çıktığı ifade edildi.

Atatürk’ten bu yana ilk kez!
Atatürk Orman Çiftliği’nde kesilen ağaçların tepkilere neden olduğunu belirten Tharoor, “Mustafa Kemal Atatürk’ten beri ilk kez bir cumhurbaşkanı Çankaya Köşkü’nden başka bir yerde kalacak. Muhtemelen Atatürk’ten bu yana hiçbir lider ülke siyasetine bu kadar hükmetmemişti” yorumunu yaptı.

Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye‘sinde cumhurbaşkanının temsili rolünün kalkacağının anlaşıldığını belirten Washington Post yazarı, Türkiye’deki laik kesimin Erdoğan’ı ülkeyi ‘İslamlaştırdığına’ dair eleştirdiğini de ekledi.

Kendini sultan olarak gördüğü düşünülüyor
Erdoğan’ın “Osmanlı geçmişine sahip çıkmamak Türkiye için kendini inkar etmek sayılır” sözlerine de yer veren Tharoor, yazısını “Erdoğan’ın yeni evi kendisini Türkiye’nin yeni sultanı olarak gördüğüne dair kuşkuları gidermeyecek” sözleriyle bitirdi.

Bir ‘Yeni Türkiye’ geleneği olarak yayın yasağı: Nerde ‘karanlık’ bir olay orda karartma!

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde üç askerin öldürüldüğü silahlı saldırıya ilişkin görüntülere getirilen yayın yasağı, ‘kamu düzeni’ gerekçe gösterilerek ‘genişletildi.’

Olayla ilgili internet siteleri dahil tüm yayın organlarına ses, görüntü ve bilgi paylaşımı yasağı getiren bu yeni karar, geçmişte hükümetin talebi üzerine yargı veya RTÜK eliyle medyaya getirilen yasakları hatırlattı.

zaman.com.tr’den Erhan Çaçan, son dönemde yazılması, çizilmesi hatta konuşulması istenmeyen olayları derledi:

Bingöl suikasti
Kobani eylemleri sırasında 9 Ekim’de Bingöl Emniyet Müdürü Atalay Ürker ve beraberindeki polislere yönelik iki polisin hayatını kaybettiği silahlı saldırıya ilişkin soruşturmada gizlilik kararı alındı, olayla ilgili yayın yasağı getirildi.

17 Aralık soruşturması
İstanbul 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi, dört bakanın istifa etmek zorunda kaldığı yolsuzluk ve rüşvet  soruşturmasının kilit ismi Rıza Sarraf’ın başvurusu üzerine operasyonla ilgili yayın yasağı getirdi.

Musul Başkonsolosluğu baskını
Ankara 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, IŞİD tarafından rehin alınan Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nda görevli yurttaşların güvenliklerinin sağlanması için soruşturma tamamlanıncaya kadar, her türlü yazılı, görsel basın ve internette yayın yasağı konulmasına karar verdi.

Böcek soruşturması
Erdoğan’ın başbakanlığı dönemindeki çalışma ofisine ve Keçiören’deki evine dinleme cihazı (böcek) konulduğu iddiası üzerine başlatılan soruşturma da yayın yasağına uğradı. Karara gerekçe olarak haberlerin soruşturmanın sağlıklı yürümesine ‘ciddi tehlike teşkil edeceği’ gösterildi.

Soma faciası
Radyo Televizyon Üst Kurulu, Soma’da 301 madencinin yaşamını yitirdiği faciaya ilişkin  tüm radyo ve televizyon kuruluşlarını, bölgeden haber aktarırken insanların üzüntüleri konusunda gereken hassasiyeti göstermeleri, ayrıca yayın akışlarında gerekli düzenlemeleri yapmaları konusunda uyardı.

Reyhanlı katliamı
Reyhanlı Sulh Ceza Mahkemesi, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 52 yurttaşın yaşamını yitirdiği bombalı saldırıya ilişkin yayın yasağı kararı aldı.

Suriye kayıtları
Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi’ne operasyon planlandığına dair ses kaydına ilişkin haberlere yayın yasağı getirdi.

Kurul, yayın yasağını RTÜK yasasının ‘olağanüstü dönemlerde yayınlar’ı düzenleyen 7’nci maddesine dayandırdı.

Söz konusu maddede, ‘millî güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hâllerde’ başbakan veya görevlendireceği bakanın ‘geçici yayın yasağı’ getirebileceği vurgulanırken, yasak kararı hakkında açılacak iptal davaları için Danıştay adres gösteriliyor.

MİT tırları
Adana ve Hatay’da Suriye’ye silah taşıdığı ihbarı üzerine durdurulan ve bazılarının MİT’e ait olduğu ortaya çıkan TIR’lara ilişkin soruşturmaya, soruşturma tamamlanıncaya kadar yayın yasağı konuldu.

Terörle Mücadele Yasası’nın (TMK) 10’uncu maddesiyle görevli nöbetçi mahkeme kararında, soruşturma dosyalarında devlet sırrı niteliğinde bilgi ve belge bulunduğu hatırlatıldı

‘Şike’ soruşturması
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 3 Temmuz 2011’de 15 ilde eş zamanlı başlatılan ‘şike’ operasyonunda gözaltına alınan Bülent Uygun’un avukatının başvurusu üzerine İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi yayın yasağı kararı verdi.

Roboski katliamı
Şırnak’ın Uludere ilçesi Roboski (Güyazı) köyünde savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 34 yurttaşın yaşamını yitirdiği katliama ilişkin haberlere de yayın yasağı getirildi.

Aktütün saldırısı
Taraf gazetesinin 14 Ekim 2008 tarihli ‘Aktütün’ü itiraf edin demiştik… Biz açıklıyoruz’ başlıklı haberine yayın yasağı getiren Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, karara gerekçe olarak  ‘devletin güvenliğine ilişkin bilgileri açıklamak suçuna vücut verebilme ihtimali’ni gösterdi.

Emine Ülker Tarhan CHP'den istifa etti

CHP Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan partisinden istifa etti.
CHP Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan partisinden istifa etti. Tarhan istifa açıklamasında "Türkiye’nin iç ve dış tehditlerle karşı karşıya olduğu, iş ve terör cinayetleri ile sarsıldığı bu çok kritik dönemde sorumsuz çağrılar, tutarsız tezkere söylemleri, belirsiz politikalar ile halkımızın duyarlılıklarından kopuk muhalefet anlayışında ısrar edeceği anlaşılan CHP yönetiminin olası vahim tercihlerini değiştiremeyeceğimi anladığımdan, iktidar umudu da hedefi de bulunmayan yanlış ve zayıf politikaların parçası olmamak için büyük umutlarla geldiğim CHP’ den istifa ediyorum" ifadelerini kullandı.
Tarhan açıklamasında şunları söyledi:
"Ülkemizin içinde bulunduğu savaş tehlikesini de içeren koşullar nedeniyle çocuklarımızın geleceği açısından olağanüstü önem kazanan 2015 genel seçimleri öncesi partide demokrasinin işletilmesi, seçim yenilgileri ve özellikle de cumhurbaşkanlığını ilk turda iktidara teslim eden hatalardan dersler çıkartılıp, ciddiyetle yol haritası çizilmesi için yaptığım çağrıyı görmezden gelerek, kurultayı bir koltuk kapma yarışına çeviren;
Kurucusunun büyük fedakarlıklarla inşa ettiği devletin yıkılıp, diktiği ağaçların sökülüp, yerine, adına “ak” denilen ucube sarayda somutlaşan otoriter bir devletin kurulması girişimini ve cumhuriyetin köşkünün, hanedan sarayına dönüştürülmesini sessizce izleyen;
Türkiye’nin iç ve dış tehditlerle karşı karşıya olduğu, iş ve terör cinayetleri ile sarsıldığı bu çok kritik dönemde sorumsuz çağrılar, tutarsız tezkere söylemleri, belirsiz politikalar ile halkımızın duyarlılıklarından kopuk muhalefet anlayışında ısrar edeceği anlaşılan CHP yönetiminin olası vahim tercihlerini değiştiremeyeceğimi anladığımdan, iktidar umudu da hedefi de bulunmayan yanlış ve zayıf politikaların parçası olmamak için büyük umutlarla geldiğim CHP’ den istifa ediyorum.
Emine Ülker TARHAN
Ankara Milletvekili"

Nestle'de işçi direnişi büyüyor

Toplu sözleme sürecinde işten atılan Nestle işçileri, işten atılmalarının 120. Gününü geride bırakırken, direnişlerini yükselteceklerini söylediler.

Bursa Karacabey’de kurulu Nestle fabrikasında çalışan 28 işçi, Öz Gıda-İş Sendikası’na üye iken toplu iş sözleşmesi sürecinde işten atıldılar. Fabrika yönetimi işten atma gerekçesi olarak sosyal medyada yapılan paylaşımlar gösterdi.

İşten atılan işçiler ise yetkili sendika Öz Gıda İş’in kendilerine sahip çıkmadığını iddia ediyor. İşten atılmalarının ardından Tek Gıda-İş’e üye olan işçiler 120. gününde fabrika önünde başlattıkları direnişi yükseltme kararı aldılar. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’daki İsviçre Başkonsolosluğu önünde yapılan eylemin ardından girilen yeni süreci sosyal medyada paylaşan Tek Gıda-İş Sendikası temsilcisi Suat Karlıkaya şöyle dedi:

“Nestle işyerinde tek talebimiz haksız yere işten atılan 28 arkadaşımızın tekrar işbaşı yapmasıdır. Eylem takvimimiz bellidir. Perşembe, Cuma günü fabrikanın önündeyiz. 19 Kasım Çarşamba günü İstanbul Nestle genel müdürlüğü önündeyiz. 10 Aralık Çarşamba günü Ankara İsviçre büyük elçiliği önündeyiz. Bu tarih itibarı ile arkadaşlarımız işbaşı yapmamış olurlarsa artık bedenlerimizi yatıracağımız yer bellidir. Bu arkadaşlarımız haksız yere işten atıldıkları bellidir ve bu haklılık duygusu ile mücadelelerine devam etmektedirler.”

Bilindiği gibi Nestle ile aynı bölgede üretim yapan Sütaş’tan atılan işçilerin fabrika önünde gerçekleştirdikleri direnişleri 200. gününe giriyor. Hakları engellenen ve işten atılan işçilerin direnişi aynı yerde üretim yapan iki komşu fabrikada hüküm süren kölelik koşullarını da açığa çıkartıyor.

soL

Ak Saray'ın iskan izni 'devlet sırrı'ymış!

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisine yapılan 'Ak Saray'a ilişkin iskan (oturma) izninin olmadığını ifade etmişti. Oda, Büyükşehir'den sonra bu kez de Başbakanlık'a iskanı sordu. Verilen cevap: İskan işlemleri tamamlandı ama 'devlet sırrı'...

Mimarlar Odası Ankara Şubesi Atatürk Orman Çiftliği’nde yapılan Kaçak Saray’a ilişkin iskan (oturma) izninin olmadığını ifade etmişti. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Büyükşehir'den sonra bu kez de Başbakanlığa iskanı sordu. Aynı gün gelen cevap mimarları şaşırttı. İskan işlemlerinin tamamlandığının ifade edildiği yazıda, iskanın "devlet sırrı" olduğu gerekçesiyle verilemeyeceği açıklandı. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, "Devlet'in sırrı kaçak bir yapının iskanından ibaretse, vay o devletin haline" dedi.

Candan “Atatürk Orman Çiftliği'nde inşaa edilen kaçak sarayın güvenliğini tehdit edecek kaçış noktalarını ve sığınıkların yerini gösteren detay projelerini değil, bir A4 kağıttan ibaret olan iskan belgesini istedik, bunun için bile devlet sırrı diyorlarsa, ortada iskan yok demektir. Belgeyi vermeyerek hukuk yollarını tıkamaya çalışıyorlar, bu yazı üzerinden,kaçak yapıya verildiği ifade edilen devlet sırrı belgesinin iptali için, yargıya başvuracağız, o belgeyi düzenleyenler hakkında da suç duyurusunda bulunacağız.Yöneticilerin tapeleri internet ortamında, devletin zirvesi, yabancı ülkeler tarafından dinlendiği ortaya çıkıyor. Hangi güvenlik , hangi devlet, hangi sırdan bahsediliyor anlamak imkansız. Devlet'in sırrı kaçak bir yapının iskanından ibaretse, vay o devletin haline" dedi.

Bu bina alelade bir kaçak yapı değildir diyen Candan, şöyle devam etti: "Bu simgesel yapı her haliyle kaçaktır, halkından kaçırılmıştır, hukuktan kaçırılmıştır, 1 katrilyonluk bütçesi ile cebimizden kaçırılmıştır, baskıcı otoriter tavrıyla demokrasiden kaçırılmıştır, İşçilerin kanının karıştığı temellerinde işçilerin hakkından kaçırılmıştır...Bu nedenle de Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil edecek bir yapı değildir. Hükümetin kaçaklığı bu yapı ile tescil edilmiştir."

'Atatürk adını çıkarttılar'
İskan ile ilgili yazdığı yazıda Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) Atatürk Orman Çiftliği’ni resmi yazıda Yeni Mahalle İlçesi “ Orman Çiftliği” yaptı. Mimarlar Odası Ankara Şubesi’ne iletilen yazıya ilişkin değerlendirmede bulunan Candan, TOKİ’ye yüklendi. Candan, “Atatürk Orman Çiftliği adını belli ki değiştirmişler, Atatürk'ün adını çıkartmışlar, Büyükşehir Belediyesinin meclis kararlarında da böyle geçiyorsa bu yazım tarzı tesadüfi değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurumları Atatürk adını kullanmıyor. Bir sonraki emre kadar da kullanmayacaklar anlaşılan. Ama bunu açıkça ilan edemiyorlar... Baskıcı iktidarınızla bütün güçleri elinizde toplayacaksınız ve Atatürk Orman Çiftliği'nden Atatürk adını çıkarttığınızı açıkça topluma söylemekten çekineceksiniz, işte bu açık açık ifade edememeye neden olunan hal, bu ülkenin geleceğinin karartılamayacağının sigortasıdır" dedi.

soL

ABD'nin 'iyi İslamcısı' Suudi Arabistan

Yemen'de Nimr Bakır El-Nimr için yapılan bir eylem.
El Kaide ve IŞİD terörünün fikirsel kaynağının iktidarda olduğu Suudi Arabistan'da, Şii bir din adamı idama mahkum edildi. İslamcı terörün merkezinde yer almasına rağmen, Suudi Arabistan ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden.

Şii din adamı Nimr Bakır El-Nimr 15 Eim'de Suudi Arabistan özel mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılmiştı. Bu kararın ülkede yaşayan Şii azınlık için tam bir provakasyon niteliği taşıdığı belirtiliyor. Karar sonrasında, Şii nüfusun yoğun olarak yaşadığı ülkenin doğusunda petrol rafinelerine saldırı olabileceği uyarıları geliyor.

İktidardaki Vahabi kliğe göre, kendi inançları dışındaki hiçbir mezhep ve anlayış, ''hakiki müslüman'' değil. Çünkü inançlarında Allah'a ''şirk'' ögesi barınıyor. Bundan dolayı da ''küfr'' içindeler. Bu politikanın sonucu olarak İsveç, Avusturalya ve ABD'de sürgünde yaşamak zorunda bırakılan pek çok muhalif var.

Şiiler ikinci sınıf vatandaş
Şiiler ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 15'ini teşkil ediyor. Buna karşın kendi camilerini açmak için özel müsaade almak zorundalar. Hukuk, ordu ve yönetim organlarında meslek edinme hakları bulunmuyor. Aynı işyerinde çalışsalar dahi, eşit ücret alamıyorlar. ABD'li bir düşünce kuruluşu ''Institute for Gulf Affairs'' üyesi Bayan Perozzo, Suudi Arabistan üzerine hazırlanan bir araştırma raporunda, ''Suudi Arabistan'da yaşayan Şiiler sosyal, siyasal ve dini açıdan ikinci sınıf vatandaş gruplaması içinde yaşıyorlar'' diye yazıyor.

Ateizmi savunmak suç ve cezası ölüm
Suudi Arbistan'da gasp, cinayet, terör suçları yanı sıra, ''eşcinsellik'', ''büyücülük'', ''zoofili'', ''aileye zarar'', ''dinden dönme'' ve ''ateizm propagandası yapmak'' gibi 'suç'lar da yasa kapsamında ölümle cezalandırılıyor.

Ceza infazları kamuya açık alanda, kırbaçlama, taşlama ve kafa kesme şekillerinde uygulanıyor. Uluslararsı Af Örgütü bölge direktörü Said Boumedouha'nın bildirdiğine göre, istinad edilen suçun kanıtlanmasında sanığa işkence uygulaması çok yaygın bir uygulama. 'İtiraflar' genelde işkence altında alınıyor. En son örnek: 'Büyücülük' yaptığı gerekçesiyle Bakir El-Alawi Riyad'da kafası kesilerek infaz edildi.

Batı için iyi bir işbirlikçi
Batı açısından ise Suudi Arabistan iyi bir işbirlikçi. ABD ve Almanya Suudi Arabistan'a düzenli olarak silah satıyorlar.

540 milyon ton petrol üretimiyle Suudi Arabistan dünyanın en büyük üreticisi. Bunu 525 milyon tonla Rusya ve 440 milyon tonla da ABD izliyor. Suudi Arabistan Almanya'nın silah sattığı Türkiye, Güney Afrika ve Yunanistan'dan sonra dördüncü ülke.

IŞİD terörünün en büyük mali desteği Suudilerden geliyor. Irak hükümeti Suudi Arabistan'ı IŞİD'ı mali olarak desteklediği için Temmuz ayında resmen kınamıştı.

Alman güvenlik kurumlarının verdiği bilgiye göre, IŞİD içinde savaşan 10 binin üzerindeki Irak ve Suriyeli olmayan teröristin büyük çoğunluğu Suudi Arabistan'dan. Spiegel Online 2013 Mart'ında, ''Suriye'deki muhalefet güçleri Ürdün, Katar ve Suudi Arabistan'dan geririlen silahları 2012 Kasım'ından beri düzenli olarak Türkiye üzerinden ülkeye soktular'' diye yazmıştı.

Buna karşın, Alman başbakanı Angele Merkel basına şu demeci veriyordu: ''Suudi Arabistan ile teröre karşı da işbirliği içindeyiz.''

soL

Gerici ve faşist çeteler Hopa’da üniversitelilere saldırdı

Artvin Çoruh Üniversitesi Hopa Yerleşkesi’nde, Menzil Tarikatı’na bağlı Semerkand Tv’nin açtığı standın kaldırılmasını isteyen üniversitelilere gerici ve faşist çeteler saldırdı.

Artvin Çoruh Üniversitesi Hopa Yerleşkesi’nde, üniversitenin yemekhanesinde Menzil tarikarına bağlı Semerkant TV için açılan stant “Üniversitede gerici çetelerin işi yok; üniversiteler bilimin üretildiği, özgür düşüncenin ifade edildiği yerlerdir” üniversiteliler tarafından kaldırıldı.

Faşist ve gerici çeteler kolkola
Okul yemekhanesinde açılan Semerkant TV’nin standını kaldıran üniversitelilere bu sırada fakültede yuvalanan faşistler saldırdı. Üniversite içerisinde saldırıyı püskürten üniversitelilere karşı birkaç saat içerisinde toplanan grup okulun girişinde bekleyerek taş ve sopalarla saldırmaya çalıştı. Bu sırada 2 üniversiteli kendilerine isabet eden taşlar sebebiyle yaralandı. Olay yerine gelen çevik kuvvet ekipleri ise saldırgan grubu dağıtmak yerine üniversite kapılarını kapattı. Saldırının ardından Hopa’da bir kafede oturan üniversitelilere tekrardan saldıran faşist çeteler Hopa sokaklarından da geri püskürtüldü.

27 yıllık iktidar darbeyle son buldu

27 yıldır iktidarda olan Devlet Başkanı Compaoré'nin bir kez daha aday olabilmesine izin veren yasa tasarısı Burkina Faso'yu karıştırdı. Hükümet karşıtlarının meclis binasını ateşe verdiği olaylı gösterilerin ardından ordu yönetime el koydu.
Batı Afrika ülkesi Burkina Faso'da hükümet karşıtı eylemcilerin meclis binasını ateşe vermesinin ardından önce sokağa çıkma yasağı ilan edildi ardından gece saatlerinde ordu yönetime el koyduğunu açıkladı. Yapılan darbeyle birlikte, kendisi de 1987 yılında darbeyle başa geçen Devlet Başkanı Blaise Compaoré’nin 27 yıllık iktidarı son bulmuş oldu.
Ülkedeki protestolar, 2015’te yapılacak yerel seçimlerde Compaoré’nin yeniden aday olmasına izin verecek bir yasa tasarısının meclis gündemine alınmasıyla başladı. Compaoré’nin iktidarda yeterince kaldığını belirten hükümet karşıtları bunun üzerine büyük protesto gösterileri başlattı. Dün meclis binasını basarak ateşe veren göstericiler, ayrıca devlet televizyonunu ve iktidar partisinin binalarını da bastı. Çıkan çatışmalarda en az üç kişi hayatını kaybetti.
Burkina Faso Genelkurmay Başkanı Honoré Traoré yaptığı açıklamada, yaşanan sıkıntıların mecliste çözümlenememesi sonucu bir yıl sürmesi öngörülen geçiş hükümeti kurulacağını söyledi. General Traoré, geçiş hükÜmeti ile beraber tekrar yasal düzenlemelerin yapılacağını belirtti.

Burhan Kuzu HDP'yi terör örgütü ilan etti

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Kobani için 1 Kasım'da eylem çağrısı yapan HDP için terör örgütü benzetmesi yaptı.

HDP 1 Kasım'da, Kobani için sokağa çıkmaya ve 'Demokratik eylemliliği yükseltmeye'çağırmıştı.

Parti tarafından yapılan açıklamada Türkiye'nin IŞİD'e destek vermeye devam ettiği belirtilerek“Halklarımızı 1 Kasım’da bir kez daha sokağa çıkarak küresel eyleme güç vermeye çalışıyoruz” ifadesi kullanılmıştı.

HDP'nin bu çağrısına Twitter'dan tepki gösteren Burhan Kuzu, "HDP, 1 Kasım günü Kobani'ye destek adı altında Kürtleri sokağa dökme çağırısı yaptı. Bu tam bir akıl tutulmasıdır. Bunu bir terör örgütü yapar" diye yazdı.

Macaristan’da sokak, internet vergisini geri çektirdi

Macaristan’da iktidarın internetten vergi alma tasarısı on binlerin sokağa çıkmasının ardından geri çekildi.

Macaristan’da neoliberal muhafazakar iktidar biçiminin bir başka örneği olan Viktor Orban liderliğindeki Fidesz Partisi’nin, internet kullanımını vergiye bağlayacak yasa tasarısına karşı yükselen toplumsal tepki geri adım attırdı.

28 Ekim günü ülkenin başkent Budapeşte başta olmak üzere ülkenin pek çok kentinde eş zamanlı düzenlenen eylemlere on binlerce kişinin katılmasının ardından hükümet düzenlemeyi tekrar görüştü. 

Görüşme sonrası bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Viktor Orban, tasarının mevcut haliyle yasalaşmayacağını söyledi. Orban, düzenlemenin ocak ayında ilgili tarafların katılımıyla düzenlenecek bir “ulusal zirve”de değerlendirileceğini belirtti ancak bu görüşmeye katılacaklara ilişkin de net bir bilgi vermekten kaçındı.

Fidesz’in hazırladığı yasa tasarısında internette kullanılan her 1 GB için 150 Macar forinti, yani 0,49 avro alınması öngörülüyordu.

İranlı işçiler özelleştirmeye karşı

Son aylara İran Hükümetini ve İran Devlet Başkanı Hasan Rohani’yi hedef alan işçi grevlerinin sayısı arttı. Ücretlerin ödenmemesi başta olmak üzere işçiler bir çok nedenden dolayı greve gidiyorlar.

Haft-Tappe Şeker Fabrikası, Bandar Imam Petrokimya fabrikası, Gile Fayans Fabrikası ve Assaluyeh Gaz Fabrikası olmak üzere pek çok fabrikada grevler gerçekleşti. Madenciler özel bir nedenden dolayı da Bafgh madeninde greve gittiler.

Bafgh’ta 5 bin maden işçisi iki kez grev yaptı. Grev esnasında bazı işçiler tutuklandılar. Polisin grevlere müdahalesi ise bu grevlerin hükümet tarafından bir tehdit olarak algılandığının göstergesidir. Bu grevler aynı zamanda işçilerin özelleştirme korkusunu da ortaya çıkarıyor.

Madenciler, madenlerin yüzde 28’inin özel sektöre transferi sonucu 17 Mayıs’ta greve gittiler. Bu transfer; Sanayi, Maden Ve Ticaret Bakanı Mohammadreza Nimetzade’nin madenlerin işletmesini giderek özel sektöre kaydırılacağı açıklamasından sonra geldi. 2000 yılından bu yana madenlerin yüzde 70’i özel sektöre devredildi. Kalan yüzde 28’inin özel sektöre devredilmesi işçiler arasında öfke patlamasına neden oldu. Grev, hükümetin bu kararını yeniden gözden geçirmesi için 2 ay ültimatom kararıyla 24 Haziran’da sona erdi.

Ancak ağustos ayı sonuna doğru, ültimatom süresinin bitiminden önce, 18 işçi gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı. 19 Ağustos günü, madenciler kendi yoldaşları, Ali Sabri ve Amirhossein Kargaran’ın tutuklanmasını protesto etmek için ikinci bir grev yaptı.

İstihbarat Servisi Bafgh şehir yönetimden 6 kişiyi tutuklamak istedi fakat başarılı olamadı. Ertesi gün işçiler ve polis arasındaki ipler iyice gerildi. Grevin devam etmesiyle birlikte özel görevlendirilmiş polisler madenden ayrıldılar fakat 5 gün sonra Şehir Konseyi Başkanı  Hossein Tashakkori dahil 5 kişi tutuklandı.

Tutuklanmaların ardından protestolar devam etti ve tutuklananların aileleri Bafgh idari büroları önünde kitlesel eylemler düzenledi.

Son olarak, 31 Ağustos tarihinde, hükümeti temsilen istihbarat Bafgh’ta işçilerle bir görüşme gerçekleştirdi. Üç gün sonra, tutuklanan işçilerin serbest bırakılması ve madenlerin özel sektöre devredilmesinin iptal edilmesinden sonra, grev sona erdi. Grev şehir konseyi hatta Cuma İmamı dahil pek çok kesim tarafından desteklendi. Kitlesel destek grevin başarıya ulaşması için hayati bir öneme sahipti.

Fakat soru hâlâ yerinde duruyor: İşçiler neden özelleştirmeye karşı çıktılar? Özelleştirme İran’da yeni değil. İran’da özelleştirmenin tarihi Ayetullah Haşimi Rafsancani yönetimine kadar gidiyor ve o zamandan beri her yönetimin bir parçası oldu. Hatta Mahmud Ahmedinecad yönetimi de bir istisna değildi.

Belediye Ulaşım Şirketi İşçileri yönetim kurulunun üyelerinden biri olan Davud Razavi, İran’da özelleştirmenin ‘nepotizasyona’ benzediğini söyledi. Razavi “Özelleştirme hükümetin maliyetlerini azaltır ve bu maliyeti işçilerin üzerine yıkıyor. İranlı işçiler genellikle özelleştirmeyle ilgili kötü bir anısı var. Birçok kez, fabrikaların özelleştirilmesinden sonra, yeni sahibi arazileri küçük parçalara bölerek arazileri sattı. Bu durumda genelde fabrikaların kapatılmasına ve işçilerin iş kaybına yol açmıştır. Buna ek olarak, iş güvenliği özel sektörde tamamen kayboldu. Bugün, işçilerle uzun vadeli sözleşme yapılmıyor.”

Razavi, Bafgh maden grevinin çok şaşırtıcı olduğunu söylüyor. Çünkü Razavi’ye göre bu zamana kadar yapılan grevlerin çoğu geç ödenen ücretlere karşı yapılmıştı. Fakat maden grevinde işçiler özelleştirmeye karşı greve çıktılar.

İşçi hakları uzmanı Hamid Haj-Esmaili, bir röportajda özelleştirmenin  işçilerin haklarına karşı olmaması gerektiğini iddia etti. Esmaili “Gelişmiş ülkelerde, işçi sendikaları güçlü ve özel sektör de çok mevcut” dedi. “Ama biz burada şimdiye kadar bizim özelleştirme yöntemlerini açıklamakta başarısız olduk” diye konuştu. Bu argüman işçi hakları aktivisti tarafından reddedildi. Razavi, “Bu argümanlar dikkatlerin ana konudan sapmasına yol açar” dedi.

Yolsuzluk ve önceki yönetimlerde işçi haklarında yaşanan düşüşe ek olarak, fabrika işçileri birçok zorluklarla karşı karşıya. İran, Çin’den yaptığı ithalatla sadece belirli insanlar için ekonomik refah yarattı. Bir çok söz verilmesine rağmen hükümet işçilerin yoksullaşmasına yol açan yerli üretimi desteklemiyor.

Mohammed Pourabdollah

*Al Monitor’den çeviren: Özlem Temena

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers