11 Eylül 2015 Cuma

Saray'ın paramiliter gücü: Osmanlı Ocakları

Efkan Ala ve Ağrı Valisi Musa Işın'ın Ses Kaydı

Baydar: Cizre Osmanlı dönemindeki kuşatma altında

12 EYLÜL AKP ELİYLE DEVAM EDİYOR


12 Eylül askeri faşist darbesinin üzerinden 35 yıl geçti, 12 Eylül ruhu AKP eliyle pervasızca tırmanarak devam ediyor.
AKP bu ülke halklarının değerlerini hiçe sayarak, kongresini 12 Eylül gününe, seçimleri de hilafetin kaldırılış günü olan 1 Kasım tarihine ayarlayarak kendi tabanına mesaj verirken, iki taraflı başlatılan barış sürecini tek taraflı bozarak, sarayın iktidarı uğruna savaşı daha şiddetli ve kirli bir şekilde yeniden hayata geçiriyor.
12 Eylül askeri faşist darbesinin 35. Yılında bu kirli savaşa ve onun ürünü olan AKP faşizmine karşı, barışı amasız ve ancaksız savunmak hepimizin ortak hedefi olmalıdır.
Bu ülkenin tarihi toplu katliamlarla dolu. Bu katliamlarla yüzleşmemiş olmak ve katliamların cezasız kalması, sokağa taşan ırkçı nefreti çoğaltmaktadır. Olağanüstü dönemlerden geçtiğimiz bu günlerde 12 Eylül askeri faşist darbesini aratacak dayatmalarla karşı karşıyayız.
12 Eylül dönemindeki güdümlü hukukun yerini AKP iktidarı döneminde örgütlenmiş hukuk alarak, işareti verilen herkese ve her kuruma davalar açtırılmaktadır.
12 Eylül askeri faşist darbesiyle yetinmeyen AKP, 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu ile sivil darbe yaparak, faşizmi daha da derinleştirip hayata geçirmiştir. 12 Eylül döneminde yargılanarak infaz edilenler bu gün yargısız infaz edilmektedirler. AKP iktidarı, Meclisten çıkardığı İç Güvenlik Yasasıyla, Güvenlik kuvvetlerine olağanüstü yetkiler tanıyarak yargısız infazları yasal hale getirmiştir. Bununla da yetinmeye aynı AKP, toplumu iyice kutuplaştırmak için önceden altyapısını oluşturduğu İç Güvenlik Yasasına bir madde daha ekleyerek, komşuların birbirlerini ihbar etmelerinin yasal zeminini oluşturmuştur. 12 Eylül faşist darbesi günlerinde olduğu gibi, bu gün de ihbarcıların sıraya girmesi beklenmektedir.
12 Eylül askeri faşist darbesinde can güvenliği yoktu. 12 Eylül döneminde yapılan infazlar ve işkenceler cezasız kaldı. 12 Eylül’ün devamı olan AKP döneminde de güvenlik görevlileri eliyle işlenen cinayetler cezasız kalmakta, kısaca devlet kendini koruyanları korumaya devam etmektedir.
12 Eylül askeri faşizmi emek örgütlerini dağıtıp, malvarlıklarına el koyarak emek örgütlerinin önderlerini idam cezasıyla yargılamıştı. Emek örgütlerine olan düşmanlık bu gün AKP eliyle devam ediyor. Kendi iktidarını pekiştirmek için yarattığı güdümlü sendikaların dışında kalanlara sebepsiz davalar açarak yöneticilerini tutuklayıp yıldırmaya çalışıyor. 12 Eylül döneminde bile cesaret edilemeyen taşeronlaştırmaya ve güvencesiz çalışmaya yasal zeminler hazırlıyor, mevsimlik tarım işçilerini ise görmezden gelerek yok sayıyor.
AKP, kendi varlık nedeni olan 12 Eylül Anayasasını bile rafa kaldırıp, yapılan seçimleri hiçe sayıp, gayri meşru bir dayatmayla olağanüstü haller ilan ederek, içi boşaltılmış siyasi partiler ve % 10 seçim barajı yasasıylaülkeyi tekrar seçime götürüp, diktatörlüğünü ilan etmeye hazırlanıyor.
Son günlerde yaşadığımız olaylar bize 12 Eylül günlerindeki faşist cinayet şebekelerini hatırlatıyor. Güvenlik görevlilerinin göz yumduğu ırkçı nefret sokağa taşarak orta çağ karanlığında olduğu gibi parti binalarını, kitapevlerini ve işyerlerini yakarak insanları linç ediyor. 12 Eylül’ün yetiştirdiği cinayet şebekelrinin yerini bu gün AKP nin yetiştirdiği gerici faşistler güçler alıyor.
Biz bu ülkede insani değerlerini ve vicdanlarını yitirmeyenlerle birlikte 12 Eylül’le hesaplaşmaya, onun devamı olan AKP faşizmi ile onurumuzla mücadele etmeye devam edeceğiz, ülkeyi ortaçağ karanlığına teslim etmeyeceğiz, insanlığı sahillerden kıyıya vurdurmayacağız.

Cizre'de Allah yok, peygamber izinde!!!

Cizre'de Allah yok, peygamber izinde!!!
Not: 90'ların Gayrettepe Emniyet İşkencehanesinin duvarlarında yazılı bir sözdü "burada Allah yok, peygamber izinde"
‪#‎CizreyeSesVer‬
‪#‎CizredeDevletTerörüVar‬


Bu görüntüler Cizre'de çekildi... Polis halka bakın nasıl seslendi!

Aydınlardan çağrı: Devlet operasyonları durdurulmalı, PKK tek taraflı ateşkes ilan etmeli

Aralarında Aydın Çubukçu, Tarık Akan, Fazıl Say, Levent Üzümcü gibi isimlerin bulunduğu 33 aydın, “Ülkemiz, hızla iç savaş ortamına sürüklenmektedir” diyerek PKK ve Devlet’e çağrı yaptı. Yapılan çağrıda şu ifadeler yer aldı:
“1. Öncelikle ve derhal, PKK eylemlerine son vermeli, tek taraflı ateşkes ilan etmelidir.
2. Özellikle sivillerin büyük zarar gördüğü,  ağır can kayıplarına yol açan ve kent merkezlerine kadar yayılan Devlet operasyonları durdurulmalıdır.
3. Müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için elverişli koşullar yaratılmalı, barış sürecinin önü açılmalıdır.”
Hiçbir mazeret, “ama, ancak” kelimeleriyle devam eden hiçbir açıklama için artık zaman ve sabır kalmamıştır.
Çağrıcı isimlerin tamamı ise şöyle:
Tarık Akan
Üstün Akmen
Orhan Alkaya
Barış Atay
Enver Aysever
Pelin Batu
Cengiz Bektaş
Gülsüm Cengiz
Aydın Çubukçu
Pakrat Estukyan
Şebnem Korur Fincancı
Mahir Günşiray
Defne Halman
Kadir İnanır
küçük İskender
Mahsun Kırmızıgül
Macit Koper
Jülide Kural
Akif Kurtuluş
Tamer Levent
Kuvvet Lordoğlu
Ali Nesin
Yılmaz Odabaşı
İzzettin Önder
Aslı Öngören
Can Öz
Adnan Özyalçıner
Ahmet Say
Fazıl Say
Sennur Sezer
Deniz Türkali
Rıza Türmen
Levent Üzümcü

Şehidin amcası: Dün işyerimize saldırmaya çalıştılar, bugün oğlumuz şehit oldu

Şehidin amcası: Dün işyerimize saldırmaya çalıştılar, bugün oğlumuz şehit olduRADİKAL - Hatay sınırında devriye görevi sırasında Suriye tarafından açılan ateşleyaralanan piyade er Gökhan Çakır, kaldırıldığı hastanede şehit oldu.
İzmir ’in Aliağa ilçesinde yaşayan ailesine Gökhan Çakır’ın şehit olduğu haberi verildi.

Şehit haberinin duyulmasının ardından Çakır ailesinin evine Türk bayrağı asılırken, komşuları ve yakınları da aileye destek olmaya geldi.
KÜRTÇE AĞITLAR YÜKSELDİ
Muş kütüğüne kayıtlı olduğu öğrenilen şehit Gökhan Çakır’ın evinden Kürtçe ağıtlar yakıldı.

Şehidin amcası Kutbettin Çakır, Kürt kökenli olduklarını bildirerek, yeğeninin bir hafta önce asker kıyafetleriyle çekildiği fotoğrafı gönderdiğini ve “Ben vatanın namusunu koruyorum” dediğini söyledi.

Kürt oldukları için dün işyerlerine saldırı girişiminde bulunulduğunu ifade eden Çakır, “Dün işyerlerimize Kürt olduğumuz gerekçesiyle saldırı girişiminde bulundular. Bugün ise oğlumuzun şehit olduğunun haberi geldi, Ocağımız yıkıldı. Biz Kürdüz ama hain değiliz. Benim bir yeğenim de Dağlıca da asker. Benim soy ismimi taşıyan şu anda 7 tane daha askerim var” diye konuştu.
Hatay’da şehit olan Gökhan Çakır’ın terhisine 1 ay kaldığı öğrenildi.

Cizre’de katliam var: Fotoğraflarla kentin 7 günü

Cizre 7 gündür kolluk kuvvetlerinin ablukası altında. Saldırılar sırasında çekilen fotoğraflar ise yıkımın boyutlarını ortaya koyuyor
Cizre’ye yönelik polis ve asker ablukası ve mahallelere yönelik saldırılar devam ediyor. 40 milletvekili ve 2 bakanın bulunduğu HDP heyetinin Cizre’ye girişi polis ve asker tarafından engellendi.
Polis ve askerlerin saldırısında aralarında çocukların bulunduğu 17 kişi hayatını kaybetti. Ahmet Davutoğlu ise Cizre’de sivillerin öldürülmediğini iddia ederek, oylarının yükseldiğini belirtti.
İçişleri Bakanı Selami Altınok ise Cizre’de katledilen anne ve çocukları dahi terörist olarak nitelendirerek ilçeye yönelik operasyonlarda 30-32 kişinin hayatını kaybettiğini iddia etti. Bakan HDP heyetinin de ilçeye ulaşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.
Kentte 7 gündür yaşanan katliam girişimleri egemen medya tarafından görülmüyor.
İlçede 35 günlük bir bebeğin de içinde olduğu birçok çocuk hayatını kaybetti. Sivil halk keskin nişancı ateşi sonucu sokağa çıkamadığını belirtiyor. Çıkanlar ise her an vurulma tehdidi altında. Cenazelerin kaldırılamaması nedeniyle cenazeler buzlarla korunmaya çalışılıyor. Halk vurulmamak için beyaz bayraklar taşıyor.
İlçede insani kriz yaşanıyor. Binlerce kişinin yaşadığı kentte çöpler günlerdir toplanamıyor. Elektrik ve su sık sık kesiliyor.
cizre
Cizre’de çatışmalar süresince kentin üzerinde kara dumanlar yükseldi
cizre
cizre
Cizre’de yoğun patlamalar gerçekleşti.
Keskin nişancı ateşine karşı sokaklara perde gerildi.
Keskin nişancı ateşine karşı sokaklara perde gerildi.
cizre
Çatışmalar sokak sokak devam ediyor
cizre
Patlamalar evleri bu hale getirdi
Cizreli bir anne...
Cizreli bir anne…
Çatışmalar nedeniyle birçok ev yandı
Çatışmalar nedeniyle birçok ev yandı
Cizre'de hayat çatışmalar nedeniyle durdu. Sık sık su ve elektrik kesintileri yaşandı. Kentin dört bir yanında çöpler yığıldı.
Cizre’de hayat çatışmalar nedeniyle durdu. Sık sık su ve elektrik kesintileri yaşandı. Kentin dört bir yanında çöpler yığıldı.
cizre
Çatışmalarda kolluk güçleri sivillerin can güvenliğini gözetmezken, çok sayıda ev mermilere hedef oldu.
cizre
11216831_560628000757433_6047521209211616674_n
cizre
cizre


cizre

AKP’de ‘Yıldırım’ çarpması..Saray ‘Binali’ dedi, Davutoğlu öyle bir şey yaptı ki!

Flaş…Flaş…AKP’de ‘Yıldırım’ çarpması..Saray ‘Binali’ dedi, Davutoğlu öyle bir şey yaptı ki!AKP’nin yarın yapılacak kongresi öncesi MKYK’de kimlerin yer alacağı konusu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında büyük bir krize yol açtı. Davutoğlu, önceki gece Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda görüştüğü Erdoğan’ın kendisine sunduğu MKYK listesine itiraz etti. Bunun üzerine Erdoğan, danışmanı Binali Yıldırım’ın genel başkan adaylığı için delegelerden imza toplanması talimatı verdi. Sabah saatlerinden itibaren Yıldırım için bine yakın imza toplanırken, öğle saatlerine doğru Davutoğlu’nun MKYK listesi üzerindeki itirazlarını kaldırması üzerine kriz aşıldı. Erdoğan’ın milletvekili aday listesinin de Saray’ın onayı alınmadan YSK’ye teslim edilmemesini istediği öğrenildi.
KRİZ YARATAN GÖRÜŞME
Erdoğan, kurucular kurulu üyeleriyle yaptığı görüşmenin ardından gece saatlerinde Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya geldi. Gece saat 10.00’da başlayan görüşmede ikili arasında yarın yapılacak kongrede seçilecek yeni MKYK listesi konusunda kriz çıktı. Davutoğlu’nun Erdoğan’ın MKYK listesine itiraz ettiği kaydedildi. Kulislerde, Erdoğan’ın Davutoğlu’ndan 31 Ağustos’a kadar MKYK listesini hazırlayıp kendisine getirmesini istediği, ancak bu tarihe kadar getirmemesi nedeniyle rahatsız olduğu dile getirildi.
ERDOĞAN’IN KOZU
İkili arasında MKYK’ye girecek isimler konusunda anlaşma sağlanamaması üzerine görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve AKP Genel Merkezi’nde büyük bir hareketlilik yaşandı. Erdoğan, Davutoğlu ile anlaşamayınca Binali Yıldırım’ın genel başkan adayı olması için harekete geçti. Erdoğan’ın yakın ekibi, gece yarısı milletvekillerini arayarak “Genel başkan adayımız Binali Yıldırım. Adaylık için delegelerden imza toplayın” talimatı verdi.
ERTELEMEYİ DÜŞÜNDÜ
Sabah saatlerinden itibaren Yıldırım’ın adaylığı için delegelerden imza toplanmaya başlandı. Bine yakın imza toplandığı öğrenildi.Saray’ın Yıldırım kozunu öne sürmesi üzerine Davutoğlu ekibinin, kongreyi ertelemeyi değerlendirdiği ileri sürüldü. Kongre kartlarını teslim alan delege ve milletvekillerinden, haziran defteri için imza alınırken üst yazısı olmayan bir kâğıda da imza atmaları istendiği kaydedildi. Bu kâğıda imza vermeyen bazı milletvekilleri, durumu “Kongrenin ertelenmesine yönelik bir çalışma olduğunu duyduk. Bizden istenen ek imzanın da bu olduğunu düşünüyoruz” diye değerlendirdi.
Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki kriz, dün öğle saatlerinde aşılabildi. Davutoğlu’nun itirazlarından vazgeçmesi üzerine Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan milletvekillerine “Anlaşma sağlandı, sıkıntı yok. İmza toplamanıza gerek kalmadı” mesajı gönderildi.
ATV’DEKİ CANLI YAYINI ERTELEDİ
Davutoğlu’nun, krizin yaşandığı saatlerde ATV’de saat 12.00’de yapacağı canlı yayın programını ertelemesi dikkat çekti.
Akşam saatlerinde de Davutoğlu, Kurucular Kurulu ve MKYK üyeleriyle yemekte bir araya geldi.
LİSTEYE SARAY KOŞULU
AKP kulislerinde, Erdoğan’ın 1 Kasım seçiminde milletvekili adayı olacak isimlerle ilgili olarak da Davutoğlu’na koşul koyduğu belirtiliyor. Erdoğan’ın, Binali Yıldırım, Bekir Bozdağ ve Nurettin Canikli’nin onayı olmadan milletvekili aday listesinin YSK’ya sunulmamasını istediği kaydediliyor.
Haber:Emine Kaplan/Cumhuriyet

Cizre’den kaçan doktordan inanılmaz iddiaalar…’Top atılıyor top…Tv’lere inanmayın’

Flaş..Flaş…Cizre’den kaçan doktordan inanılmaz iddiaalar…’Top atılıyor top…Tv’lere inanmayın’
Cizreli olan Şırnak Tabip Odası Başkanı Azad Karagöz, önceki gece 2 çocuğu ve hamile eşiyle birlikte Cizre’den gizlice kaçtıklarını kaydetti. Olaylardan önce buğday hasadı yapıldığını ve insanların buğdayları kaynatıp yediğini söyleyen Karagöz, “İçecek ve su yok. Olan az miktardaki su da bebeklere içiriliyor. İnsanlar susuzluktan kırılmak üzere. Evler arasında dayanışma da sağlanamıyor. Çünkü kimse kimsenin yanına gidip gelemiyor” dedi. “Bir çatışma değil, toplar atılıyor, hiçbir şey televizyonlarda anlatıldığı gibi değil, sesimizi duyurun” diye isyan eden Karagöz, 20’nin üzerinde sivil ölümün olduğunu kaydetti. Sokağa değil, balkon ve pencereye çıkmanın yasak olduğunu söyleyen Karagöz, “Ben Cizre’de 90’ları yaşadım. Böyle bir eziyet görmedim. Böyle devam ederse onarılamaz şeyler olacak” diye konuştu.
Kaynak:Cumhuriyet

Kontr-gerilla Cizre de 10.yaşındaki Çocuğu Başında Vurdu...!

Cudi Mahallesi'nde 10 yaşındaki Selman Ağar, sokakta keskin nişancıların açtığı ateş sonucu kafasından vuruldu

10 Eylül 2015 Perşembe

Alın Size Faşizmin Gerçek Yüz Kürt Çocukları Bayrağa Sarılarak Korkutulmaya Sindirilmeye Çalışılıyor…!


Bunu yapanlara insan demek olanaksızdır.  Zaten faşizmi insanlıktan çıkmanın halidir.  Çünkü ırkçılık  kendi dışında herkesi düşman görmenin adıdır. Bir yerde  psikolojik bir hastalıktır Fakat Kürt diye 11 yaşındaki çocuğu dövüp bayrak sarmak da ne demek? Alçaklığın dibe vurması demektir. Zoraki Atatürk büstü öptürmek, Türk bayrağın sardırmak Kürt çocuklarının  daha fazla bilenerek yetişmesi dışında hiç bir şeye yaramayacaktır.   Korkutulup-sindirilmiş çocuklar, faşizme karşı direnerek büyüyorlar, Hesap sormak için dağlara  çıkıyorlar.
Faşizmin yaratmak istediği umutsuzluğu ve korku duvarını direnişle,  inançla- umutla saracak ve halkların kardeşliğini mutlaka yakalayacağız..

Kırşehir'de yakılan Gül Kitabevi'nin sahibi Akıllı: Madımak'ı yaşadık

RADİKAL - Kırşehir'de, PKK 'yı protesto gösterileri sırasında yakılan yerlerinden biri de, yaklaşık otuz yıldır şehirde faaliyet gösteren Gül Kitabevi oldu. Komünist Parti Kırşehir İl Yönetim Kurulu Üyesi Sait Akıllı'ya ait kitabevinin iki katlı binası, HDP'ye yönelik saldırıdan dönen onlarca kişi tarafından yakıldı. Saldırganlar 38 yaşında, bir çocuk babası Akıllı'yı da döverek kaçtı. Polisin müdahale etmediği saldırı sırasında Akıllı ve o sırada kitabevinde bulunan ikisi kadın dört kişi, kendi imkanlarıyla arka pencereden kaçtı. Radikal'e konuşan Sait Akıllı, "Yarım saat daha geç kalsaydık, biz kendimiz tahliye etmeseydik, ikinci bir Madımak Vakası olması işten bile değildi. 22 yıl önce Madımak'ta hayatını kaybeden insanların neler yaşadığını anladık" dedi. Akıllı şunları söyledi:
İLK SALDIRI HDP'YE OLDU: Olaylar sırasında dükkandaydım. Bizim karşımızda, 50-60 metre mesafede HDP il binası var. Saldırı merkezi orasıydı. Orası uzun süre taşlandı. Tabelasını söktüler ve üst katına bayrak asıp içeriye girdiler. Verebildikleri kadar zarar verdiler. Akşam altı sularıydı. Bizler belli noktalara saldırı olacağı noktasında duyum almıştık. Ama ne olur; bizim belki camlar kırılır, çerçeveler indirilir ve biter diye düşündük.
İKİNCİ MADIMAK: Önce orada bulunan kitle bizi taşlamaya başladı. Camlarımızı kırdılar. Belki 300-500 kişilik bir topluluktu. Kitle içinde birilerinin yönlendirmesiyle bizim kitabevine yönelmişlerdi. Taşlamayı bitirdikten sonra işletmenin dışında teşhirde bulunan çantalar ve malzemeler yakıldı. Muhtemelen benzin döküp yakarak içeriye attılar. Biz içeride, ikisi kadın olmak üzere beş kişiydik. Çalışan arkadaşlarımızı üst kata aldık. Alevler yükseldi ve üst katta artık dumandan soluk alamaz hale geldik. Taşlamalar ve sloganlar sürüyordu. Üst kata iki tane molotof kokteyli atıldığını söylüyorlar. Üst kat da hızlı biçimde tutuştu. Ben alt kata inmiştim. İçeriye giren üç kişi bana saldırdı. Tanımıyorum. Daha önce zaten taş darbesiyle burnum kırılmıştı. Sonra da bu üç kişinin saldırısına uğradım. Kafama darbe aldım. Sert cisimle vurulduğunu düşünüyorum. Kafam yarıldı, üç dikiş atıldı. Üst katta mahsur kalan arkadaşlarımızın yanına çıktım. Arkadaşlarımızı dayımın da yardımıyla arka taraftan camdan tahliye ettik. Onları camdan indirdik. Aşağıdan iki kişi tuttu, biz de aşağıya sarkıttık. Tam bir can pazarıydı. Biz yarım saat daha geç kalsaydık, kendimiz tahliye etmeseydik, ikinci bir Madımak vakası olması işten bile değildi. Korkunç bir psikolojiydi. 22 yıl önce Madımak'ta hayatını kaybeden insanları neler yaşadığını anladık.
POLİS SEYİRCİ KALDI: Korkunç bir güvenlik zafiyeti vardı. Zaten HDP'ye saldırılırken, olayın büyüyeceğini fark ettik. Çok yetersiz bir Çevik Kuvvet vardı. Olayları engelleyecek kadar polis yoktu, parmakla sayılacak kadar vardı. Birkaç gaz fişeğiyle dağıtılabilirdi grup. Bence o gün bu plan uygulandı. Bize yönelik saldırı bir saat kadar sürdü. Bu sürede güvenlik güçleri tarafından kitleyi dağıtmak veya içerideki insanların güvenliğini sağlamak için müdahalede bulunulmadı. İçeriye de polis gelmedi. Dışarıdakileri dağıtmak için bir şey de yapmadı. O sürecin tamamlanması için seyirci kaldı. Kendi imkanlarımızla canımızı kurtardık.
HEDEF KÜRTLERDİ: Ben Türk'üm. Alevi de değilim. KP üyesiyim. Bizim kitabevimizin bir misyonu var. Bunlar bir faşist saldırı için yeterli nedenler. Sol kimliğimizle tanınıyoruz. Bizim dışımızda başka işletmeler de yakılıp yıkıldı. İşin merkezinde Kürt yurttaşların iş yerleri vardı. Tamamı olmasa da bilinen ve evveliyatı 30 yıla dayanan birçok iş yeri... Onların bir kısmı yakıldı, bir kısmı yağmalandı ve tahrip edildi. Beş iş yeri yakıldı. 12 tane de tahrip edilen var. Kırşehir'de daha önce yaşamadık böyle bir şey. Buranın kendi özel koşulları var. Bence burası pilot bölge seçildi. Buranın 200 yıla dayanan yerleşik Kürt nüfusu var. HDP'nin 8-9 bin oyu var. Prova bu nedenle başladı. İnsanlar hazırlıksızdı. Yoksa karşı çıkılırdı.
YENİDEN AÇACAĞIZ: Kendi adımıza hukuki süreci başlattık, suç duyurusunda bulunduk. Buradan ayrılmayacağım. Bilakis işletmeyi olduğu yerde yeniden ayağa kaldıracağız. Bu sadece bir kitabevine saldırı ve insanları linç etmeye yönelik bir eylem değil; aynı zamanda kitabevinin taşıdığı misyona ve aydınlanmacı yüzüne karşı bir saldırı. Aynı yerde yenisini yaparak devam edeceğiz. Bu tabloyu tersine çevirmek zorundayız.

Kim bu Osmanlı Ocakları?

Kim bu Osmanlı Ocakları?
RADİKAL - MHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Bülent Karataş, “Hürriyet’e alçakça ve şerefsizce saldırı olmuştur. Bu saldırıları da AKP ’nin kurdurttuğu Osmanlı Ocakları üzerinden yaptıklarını düşünüyoruz" derken, CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin ise partilerinin Sincan İlçe Başkanlığı'na saldıran kişilerin, kendilerini 'Osmanlı Ocakları' üyesi olarak tanıttıklarını iddia etti. Peki kim bu Osmanlı Ocakları?
Sorunun yanıtı, NOKTA Dergisi'nden Ertuğrul Erbaş'ın, derginin 24 Ağustos'ta yayınlanan sayısı için Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat ile yaptığı röportajda...

İŞTE O RÖPORTAJ:
“Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyorum. Osmanlı Ocaklarını ona borçluyuz. O olmasaydı, şimdi bizler olmazdık…” (Kadir Canpolat, 6 Nisan 2015, Isparta)
Yeni Türkiye konseptinin içindeki ‘Yeni Osmanlıcılık’ fikri, ağırlığını sürekli artırıyor… Erdoğan bu fikrin önemli isimlerinden Ahmet Davutoğlu’nu veliaht seçiyor…
‘Saray’ kavramı yeniden siyasi literatüre girerken Erdoğan Saray’ın merdivenlerine dizilen Osmanlı askerleri arasından ihtişamla iniyor… Osmanlı simgeleri toplumsal hayatımızda daha sık görülmeye başlıyor… Okullarda Osmanlıca dersi zorunlu yapılıyor… Osmanlıspor diye bir takım aniden Süper Lig’e yükseliyor…
Ülkü Ocakları ve Alperen Ocakları’nı hatırlatan bu yeni oluşum, çok hızlı biçimde örgütlenerek Türkiye’nin tüm illerine yayıldı. Takım elbiseli, bıçkın delikanlılardan oluşan Osmanlı Ocakları’nın her bir şubesi görenlerde Kurtlar Vadisi seti duygusu uyandırıyor.
Osmanlı Ocakları’nın resmi internet sitesi “ Recep Tayyip Erdoğan namusumuzdur!” sloganı ile yapının genetiği hakkında bilgi veriyor. Durumu Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat’ın sözleri pekiştiriyor: “Recep Tayyip Erdoğan’ın askerleriyiz!”
DEVLETİN TANIDIĞI BİR İSİM
Kadir Canpolat, açık kaynaklara bakıldığında, geçmişte devletin radarına takılmış bir isim. Papa 16. Benedictus’un 30 Kasım 2006 tarihli Türkiye ziyareti öncesi ‘silahlı eylem’ yapacakları iddiasıyla gözaltına alınan altı kişiden biri de o. Gözaltına alındığında 26 yaşında olan Kadir Canpolat, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmış.
Onunla birlikte gözaltına alınan kişilerden biri de Trabzon Alperen Ocakları eski Başkanı Mustafa Öztürk. Eylem için kendisinden silah istendiğini söyleyen Mustafa Öztürk’e polis Kadir Canpolat’ı da soruyor. Öztürk, Canpolat’ı Alperen Ocakları’ndan tanıdığını söylüyor. Mustafa Öztürk, daha sonra Hrant Dink Cinayeti soruşturmasında karşımıza çıkan ve tutuklanan isimlerden biri…
Başkan Kadir Canpolat’ın Erdoğan’lı fotoğraflarının ardından Ocak kısa sürede tüm Türkiye’de örgütlendi. Osmanlı Ocakları bu haliyle bazı çevreler tarafından Gezi gençliğinin karşısına dikilen ‘proje gençlik’ girişimi olarak görülüyor. İddiaya göre, Osmanlı Ocakları devletle içli dışlı olan ya da olmak isteyen gençlerin tercih ettiği bir adres.
O gençlerden biri de Furkan Gök. Osmanlı Ocakları İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Furkan Gök, Suruç’ta 32 sosyalist gencin öldürüldüğü katliamı gerçekleştiren IŞİD’li için twitter’daki kişisel hesabından “canlı bomba ya rahmet ve yakınlarına sabır diliyorum…” mesajını paylaşmıştı.
Yaşanan tepkiler üzerine Furkan Gök, hesabının ele geçirildiğini iddia etti. Ama peşi sıra yaptığı paylaşımlar yüzünden bu savunması inandırıcı bulunmadı. Tepkiler üzerine istifa etti ama istifası da kabul edilmedi. Furkan Gök şuan twitter hesabından “Avrupa Birliği, zamanın en büyük kerhanesidir”, “Türkiye’de sol din düşmanıdır” gibi paylaşımlar yapmaya devam ediyor.
ALPEREN OCAKLARI YENİDEN Mİ SÜRÜLÜYOR?
Karanlık bir helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Bizim tarlayı sürmüşler… haberimiz olmadan…” sözleri Hrant Dink suikasti sürecinde sıklıkla konuşulmuştu. Alperen Ocakları yakın dönemde bir kez daha sürüldü ve büyük güç kaybetti.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde büyük birlik partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, çatı aday Ekmelettin İhsanoğlu’na desteğini açıkladı. Alperen Ocakları Genel Başkanı Serkan Tüzün, milliyetçi camia içinde görülmemiş bir çıkış yaptı ve lideri Destici’ye karşı deklarasyon yayınladı. Destici, Tüzün’ü görevden aldı. Hızla bir dernek kuran Tüzün, Alperen Ocakları’nı böldü.
İddia o ki; kendisi de Alperen Ocakları’ndan yetişen Osmanlı Ocakları Başkanı Kadir Canpolat’ın önü böylece açıldı. Çalkantılar içindeki Alperen Ocakları’nın tabanı Osmanlı Ocakları’na yöneldi. Maddi sıkıntılarla boğuşan ‘kimi’ Alperenler plaza katlarındaki Osmanlı Ocakları’nı daha cazip buldu. Benzeri bir hareketlenme spor dünyasında da yaşandı.
OSMANLISPOR’UN ÖNLENEMEYEN YÜKSELİŞİ
Ankaragücü… Devletle tanışması 12 Eylül dönemine dayanan Başkent’in sarı-lacivertlileri. Kenan Evren’in emriyle bir gecede 1. Lig’e çıkartılan takımın düşürülmesi de yıllar sonra devlet eliyle oldu.
Ankaragücü ve Gençlerbirliği ikilisi başkenti temsil ediyorlardı ki aniden Ankaraspor da potaya girdi… Büyükşehir Belediyesi’nin desteklediği Ankaraspor büyük transferlerle Süper Lig’e kadar yükseldi. Tek eksikleri ateşli bir taraftar grubuydu… Böylece gözünü Ankaragücü’nün ateşli taraftarına dikti. Özellikle de ‘gecekondu’ denilen taraftar grubuna…
‘Netekim’ Ankaragücü’nün başına türlü badire geldi. Gelir kaynakları bir bir elinden alındı, maddi sıkıntılar nedeniyle transfer paraları ödenemedi… UEFA takıma transfer yasağı koydu… Sonuçta takım Süper Lig’den düştü… Kulüp adeta parçalandı.. Parçalardan “taraftar” kısmının Ankaraspor’a geçeceği hesaplandı. Büyükşehir Belediyesi’nin desteğini alan Ankaraspor’un maddi imkanları daha iyiydi.
Ancak, bir hesap hatası yapıldı. Ankaraspor – Ankaragücü yönetimleri arasındaki ‘geçişkenlik’ tespit edildi. Ankaraspor federasyon kararıyla ligden düşürüldü. Birkaç sezon alt liglerde idare eden Ankaraspor, ‘Yeni Türkiye’ konseptine uygun olarak adını aniden Osmanlıspor olarak değiştirdi. Adı ‘Osmanlı’ olan benzerleri gibi Osmanlıspor da derhal hızlı yükselişe geçti.
Bu sezon Süper Lig’in iddialı takımlarından biri haline gelen Osmanlıspor, otopark, hafriyat gibi pek çok ‘belediyesel’ gelirle güçlü bir mali yapıya kavuşturulmuş durumda. Ancak tıpkı Osmanlı Ocakları’nda olduğu gibi doğal taraftar kitlesine kavuşabilmiş değil. Taraftarların çoğu belediye işçisi ya da memuru… Gözü ise hala Ankaragücü’nün taraftarında.
OSMANLI OCAKLARI KARARGAHI’NDAYIZ
Osmanlı Ocakları Genel Merkezi; Ankara’da iktidar medyası karargahının hemen yanı başında gösterişli bir bina olan 15 katlı Ata Plaza’da.
Giriş gayet mütevazi. Ama içeriye adımınızı atar atmaz bir semboller hücumu başlıyor. Duvarlardaki, masalardaki, sehpalardaki armalar, padişah resimleri, tuğlar, bayraklar kafanıza kafanıza vuruyor: “Biz Osmanlıyız ha!”
Metrekareye neredeyse üç Osmanlı arması düşüyor. Bir süre sonra teslim bayrağını çekiyorsunuz: “Tamam sizden Osmanlısı yok!”...
Erdoğan sevgisi ocağın her yanından adeta fışkırıyor.
Genel Başkan henüz yok… Teşkilat başkanı Emine Dağ hanımefendinin odasında bekliyoruz. Kendisi AKP’de aktif görev almış hatta milletvekili aday adayı olmuş bir isim. Başkan’ın da teyzesi… Hali hazırda Elmadağ Belediyesi’nde AKP meclis üyesi. “Görev tevdi edilince bu makama oturdum” diyor.
Telefonu susmuyor. Memleketin dört bir yanından arayan ‘sevdalılar’ “bize de temsilcilik” telefonları yağdırıyor. Bizzat gelenler de var… Bir doğu vilayetinden gelen iki ‘sevdalı’ Milli Görüş çizgisinden geldiklerini, bu yola baş koyduklarını, eğer fırsat verilirse Osmanlı Ocakları’nın bir neferi olarak mücadeleye omuz vereceklerini söylüyor. (Sonradan öğrendiğimize göre bir AKP milletvekili referansıyla gelen bu arkadaşlar 73. İl Başkanlığı için mazbatalarını almışlar. Hayırlı olsun. EE.)
Masalarda bolca Osmanlı Ocakları dergisi var. Derginin malzemesi gayet kaliteli. Selefon kaplı kapak… Sayfalar kalın kuşe kağıt… Derginin malzemesi iyi ama içeriğinin her halinden aceleye getirildiği belli oluyor. Nerede basılmış diye künyeye bakıyoruz. Allah Allah! Böyle bir matbaa yok. Anlıyoruz ki, matbaa ismi bile aceleden yanlış basılmış.
Aceleye gelen içerik, daha çok Erdoğan… 66 sayfalık dergide 21 Erdoğan fotoğrafı sayıyoruz. Erdoğan hakkındaki yazıların büyük çoğunluğu tahmin edebileceğiniz üzere ‘övgü’ mahiyetinde. Dergideki fotoğraflar düzgün traşlı, takım elbiseli AK gençlik ile dolu.
Teşbihte hata olmaz; kâh bir açılışta, kâh bir yürüyüşte objektife gülümseyen tipler bir döneme damga vuran Ferrari pastalı ‘Titan’ saadet zinciri fotoğraflarını hatırlatıyor. Bu düşüncelere dalmışken odaya giren kibar bir beyefendi uyarıyor: “Sayın başkanımız geldiler.” Bir saatlik bir bekleyişin ardından nihayet huzurdayız…
Sembollerin hücumu makamda çarpı iki! Otuz beş yaşındaki genç başkan Kadir Canpolat,  ‘Erdoğan ceketi’nin biraz koyusu ile karşılıyor bizi. Hani bir ara meşhur olan o mavi kareli, şelşepik ceket… Erdoğan sevgisi makam odasında ‘pik’ yapmış vaziyette. Her yer onun fotoğrafları ile dolu. Bir sehpanın üzerindeki çiçeklerin ve plaketlerin ardına sığıştırılmış Atatürk portresi kendine yer bulabildiği için oldukça şanslı…
Kendi anlatımına göre Canpolat Başkan bir paşa torunu. Şu satırlar ocağın dergisinden: “Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat; Osmanlı Paşalarının sürgün edilmesiyle başlayan, Konya’ya buradan da Rize’ye sürgün edilmiş olan Paşa Ali’nin evlatlarından Molla Mevlüt’ün öz torunudur.” Ama bu Paşa Ali kimdir? Necidir? Hangi padişahın kuludur? Nerede yaşamıştır? Bu soruların cevabı biraz flu… Şeceresini görmüş değilim. Canpolat Başkan “Paşa torunuyum” diyor da aksini iddia eden varsa belgesi ortaya koyar.
Yiğidi öldür hakkını ver. Muhalif çizgisiyle öne çıkan NOKTA’ya röportaj vermek sonuçta riskli bir iş. Ya yanlış bir şey söylersem? Ya cımbızla çekerlerse? Yalan yok, Canpolat Başkan bu cesareti gösterdi ve NOKTA’ya kapılarını açtı.
– Plaza ve ocak! Ocak kültürüne, ruhuna ters değil mi bu? Plazada ocak mı olurmuş?
Plaza derken sadece bir daire burası. Ülkü Ocakları Genel Merkezi buradan daha lüks bir plazada. Onların ocak merkezleri devasa! Başka ocaklara sahip çıkan partiler var. Bizim ocağımıza sadece yönetimdeki arkadaşlar sahip çıkıyor. Mütevazi bir ocağız biz…
Canpolat Başkan, Osmanlı Ocakları’nın yeni olmadığını söylüyor. 2005 yılında önce dergi kurulmuş. Dört yıl sonra da dernek. Canpolat Başkan derneği kurarken hiç kimseden talimat almadığını söylüyor. Üstüne basa basa vurguluyor: “Proje değiliz. Herhangi bir siyasi parti altında çalışırsak o Osmanlıya hakarettir. Siyasi vesayet ocağın ruhuna hakarettir!” Ancak Canpolat Başkan’ın bu sözü ile ocak merkezinde gördüklerimizi kıyaslayınca biraz kafamız karışıyor.
– Vesayet yok diyorsunuz ama ocak merkezi sanki Erdoğanseverler Derneği ya da AKP il başkanlığı gibi. Bu bir çelişki değil mi?
Bakın siz bir Horozcular derneği başkanı olsanız… Horozları seven, horozlara önem veren birisi gelse… Siz onu başınızın üstüne koymaz mısınız?
İşte Canpolat Başkan mutlak ‘Erdoğanizm’i böyle açıklıyor. Ona göre Erdoğan en büyük ‘horozsever’.  Erdoğan, altı asırlık Osmanlı medeniyetinin topluma hizmet ve siyasi hoşgörü anlayışının bir temsilcisi. Hemen ardından ekliyor: “Zaten şimdiye kadar Erdoğan’dan başka hiç kimseden hoşgörü görmedik.”
– Tamam size hoşgörülü… Ama ya başkaları? Aksini söyleyen çok insan var.
Onlar siyasi konuşuyor! Hoşgörü bizim olmazsa olmazlarımızdan… Erdoğan, din, dil mezhep ayrımcılığı yapmıyor. Biz de yapmıyoruz.
– İstanbul teşkilatınızın bir mensubu, 32 kişiyi katleden terörist hakkında “canlı bombaya rahmet ve yakınlarına sabır diliyorum…” tweet’i atıyor. Bu nasıl hoşgörü?
Kastettiğiniz kişi Furkan Gök… Benim İstanbul İl Gençlik Kolları başkanım. Üç ay öncesinden “twitter hesabıma saldırı var  başkanım” demişti. Bunu üç ay önce bildirdi.  Hesabı ele geçirilmiş… Zaten böyle bir dili asla tasvip etmiyoruz. Terörü kınıyoruz. Tasvip eden varsa ihraç edilir. Furkan Gök’ün tweet’ine çakanlar Selahattin Demirtaş’ı niye destekliyor? Genç kardeşimiz. 16-17 yaşında. Biz kendisini kontrol etmeye çalışıyoruz.
Çokça dillendirilen bir iddiaya göre Osmanlı Ocakları’nın AKP’ye angajmanı sadece duvarlardaki Erdoğan fotoğraflarından ibaret değil. İddia o ki, ocağın logosu bile AKP’den apartma…
Kadir bey ya ocağın logosu? Basbayağı AKP’nin ampülü işte?
Evet başta biraz benziyordu. AK Parti’ye her ne kadar oy versek de artık kopartmak istiyoruz. Zaten Ak Parti Genel Merkezi ile anlaşamadığımız hususlar var. Bizi Ak Parti ile ilişkilendirmeye çalışanlara prim veriyorlar. Ama biz hiçbir partinin güdümünde kalmayı benimsemiyoruz. Hiç kimsenin talimatları ile yönetilen bir ocak olmak istemiyoruz.
İçinde bulunduğumuz dönem şüphesiz bir Erdoğan dönemi. Erdoğan denilince akan sular duruyor. Erdoğan denilince açılmaz kapılar ardına kadar açılıyor. Tıpkı bir tılsım gibi, Erdoğan kelimesi olmazları olur ediveriyor. Bu tılsımın Osmanlı Ocakları’na faydası olmuş mu?
– Erdoğan fotoğraflarını hiç kullandınız mı? Ne bileyim ihale falan?
Asla! Hiçbir talebimiz olmadı.
– Hiç kimse gelmedi mi peki bize şöyle yardımcı ol böyle yardımcı ol diye?
Kapıların ardındayım. Görmüyorlar bizi. Görseler belki tavassut olabilir.
– Sizden çekiniyorlar mı?
Bizi Erdoğan kurdurmadı niye çekinsinler?. Erdoğan’la bir kahve içmişliğimiz bile yok. Faaliyetlerine katılıyoruz sadece. Milli İradeye Saygı mitinglerinin tümüne katıldım. Zaman gazetesini bile sadece biz protesto ettik. AK Parti değil. Ama hiçbir çıkarım yok!
Plazada ocak… Memleketin 73 vilayetinde teşkilat, temsilcilik… Pahalı bir dergi… Peki değirmenin suyu nereden? Öyle ya Başkan Canpolat ‘vesayet’ iddialarını kabul etmiyor, “kimseden kuruş yardım alınmıyor” diyor. Söylediğine göre ocağın yegane geliri yöneticilerin verdiği aidatlar, bağışlar… Bir de son sayısında 50 bin adet basılan Osmanlı Ocakları dergisi.
– Hepsini sattınız mı dergilerin?
İl başkanları talep ediyorlar. Satmak için değil. Gelir elde etmek için değil. Satış için dergi çıkarmıyoruz. Teşkilatlarımız… Herkes kendi yağıyla kavruluyor. Öylesine inanmışlar ki… Taşın altına elini değil gövdesini koyuyor.
– İnanmış insanlara lafımı yok. Ama rüzgardan nemalanmak isteyenler? Hiç mi yok?
Tabi ki var. Nemalanmak isteyen var… ‘Başkan desinler’ diyen var… Böyle adamlar gelince arkasını görüyorum. Hemen yol veriyorum. (Not: Osmanlı Ocakları sitesinde yer alan bir bilgiye göre Canpolat Başkan vakti zamanında kendi kardeşi Emin Canpolat’a bile yol vermiş…)
Başkan’ın adamları arasında en ünlüleri ‘kefenli sevdalılar’ şüphesiz. Hani Erdoğan’ı, bir seçim zaferi sonrası İstanbul’da perdeden, çarşaftan bozma kefenlerle karşılayan grup. Şu söz bizzat Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Kadir Canpolat’a ait: “Biz kefen giymiş liderin kefen giymiş askerleriyiz!” Ülkücülerin ‘dantelli kefenliler’ diye ‘ti’ye aldığı bu grup sosyal medyada “madem bu kadar kefen giymeye meraklısınız hadi buyurun Hakkari’ye Şırnak’a” paylaşımlarıyla yine gündemde.
Aslında, ‘kefen giymek’ Osmanlı Ocakları üyesi olmanın da bir şartı. Bunu biz söylemiyoruz. Derneğin internet sitesinde yer alan 18 Ocak 2015 tarihli bir duyuruda; “Osmanlı Ocaklarında görev alacak olan kişilerde aranan başlıca özellikler” başlığı altında aynen şöyle bir madde bulunuyor: “Kefenli liderin kefenli askeri olmak.”
Ocak Başkanı Canpolat’ın manifestosunun bitiş cümlesi de şöyle: “Halkına hizmet için kefen giyinmiş bir lider; Sayın Cumhurbaşkanımız RECEP TAYYİP ERDOĞAN, Osmanlı Ocaklarının NAMUSU olduğunu da herkes bilmesi gerekir.”
– Kadir bey ortalık sakinken adamlarınız kefen giyiyordu. Ortalık toz dumanken kefenden bahseden yok. Nerede bu kefenliler?
İnsan sadece öldürmek için kefen giymez. Öldürmek için kılıç alır. Kefenle vermek istediğimiz mesaj şuydu: Devletimizin milletimizin güvenliği için birileri kefen giymeli. Ha bu illa biz olacağız diye bir şey yok. Şehirde anarşi varsa bunu çözecek olan polis. Dağ başında terör varsa bunu bitirecek olan Türk Silahlı Kuvvetleridir.
Canpolat Başkan ‘kefen’ mevzusundan pek hazzetmiyor olsa gerek kısa kesiyor. Kısa kesmek istemediği şey ise ‘paralel’ mevzular. Yaklaşık bir saat süren röportaj boyunca Canpolat Başkan sıklıkla ‘paralel’e atıflar yapıyor. Ama yeterli görmemiş olacak ki, “teşekkür ederiz” deyip ayaklandığımızda “en önemli husus!” diyerek lafı tekrar ‘paralel’e getiriyor:
“Bakın biz liderimiz için (Tabi ki Erdoğan’ı kastediyor) iki yüz bin Fetih süresi okuttuk Erzurum’da… Bir milyon da Diyarbakır’da okuttuk… Devletimizin bekası için okuttuk. Bizim duadan başka seansımız yok. Onlar (paralel yapı) beddualarla bizi parçalamayı istiyor. Şu an terör faaliyetlerinin ardında hep onların imzası var.
Sayın Erdoğan ‘kandım’ diyor. Paralel yapıyla hep beraber mücadele edeceğiz! Said Nursi ne diyor öz kaynaklarında? Nemalarda… Nemalarda… (doğrusu Lemalar olacak. Muhtemelen Başkan Canpolat’ın dili sürçtü. Yoksa bizzat odasında tuttuğu bu kitabın adını bilmeme ihtimali oldukça uzak. EE.)  ‘Hizmet etmek istiyorsan önce kendi ülkemize hizmet etmeliyiz. Amerika’da da olsam çıkıp gelirim! Hizmeti önce kendi insanına edeceksin. Aranızdan biri çıkacak eserlerimi kendi eserleri gibi söyleyecek.’ İşte bu Said Nursi’nin kerameti!”
Canpolat Başkan’ın Said Nursi’ye atfettiği bu sözler bir ilçe konferansında ‘sevdalıları’ tarafından belki tartışmasız kabul görebilir. Ama bir gazetecilik refleksiyle internette, Said Nursi’nin Lemalar’ında ‘Amerika’ kelimesini aratınca karşımıza sadece 69’ncu ve 157’nci sayfalardaki iki sonuç geliyor. Ancak her iki sayfada da Başkan Canpolat’ın bahsettiğine benzer bir keramet yok.
Başkan Canpolat’ın cesur, girişimci ve gayet zeki bir ‘lider’ olduğuna şüphe yok. Memleketin 73 vilayetine yayılan ve sayıları giderek artan teşkilatı bunun kanıtı...
Gerek internet sitesinde, gerek ise Osmanlı Ocakları dergisinde boy boy yayınlanan her Erdoğan fotoğrafı Başkan Canpolat’ın yelkenlerine rüzgar taşımaya devam ediyor. Hal böyle olunca “Osmanlı bahane, Erdoğan şahane!” iddiaları ayyuka çıkıyor. Bu tezi destekleyen en ciddi donelerden biri de Osmanlı Ocakları Andı’nın -bizatihi- kendisi…
Aşağıdaki ‘And’ birebir Osmanlı Ocakları dergisinden alınma:
“Uhut’ta okcu’yuz biz, bırakıp ta kaçmayız biz.
Karada Fatih’iz biz bırakıp ta kaçmayız biz.
Türk’de biziz Kürt’te biz,
Zaza’da biziz Laz’da biz.
Alevi’de biziz Sünni’de biz. Yavuz’un torunu.
OsmanlI’yız biz, Fatih’in torunu OsmanlI’yız biz.
Peygamber sancağı Osmanlı’nın bayrağı
Yeşil üç hilalci ulu batlı Hasan’ız biz.
Ümmet-i Muhammed’in bekçisiyiz biz.
Kara devirdeki AK OsmanlI’yız biz.
Annımız secdede elimizde virt dilimizde dua
Duacıyız biz.
Sözümüzde dua duacıyız biz.
Zikrimizde dua, duacıyız biz.
Kefenli liderin kefenli askerleri,
İhlaslı Osmanlı Ocakları’yız biz.
Ahlaklı Osmanlı Ocaklarıyız biz.
Şuurlu Osmanlı Ocaklarıyız biz.
İmanlı Osmanlı Ocakları’vız biz…”
Neredeyse her mısrasında imla hatası olan Osmanlı Ocakları Andı, bağrından Divan edebiyatını çıkarmış Osmanlı’yı ne kadar temsil ediyor? Dergiyle birlikte ‘sevdalılar’a gönderilen ve ezberlenmesi istenen bu and -ister istemez- “Osmanlı Ocakları ne kadar Osmanlı?” sorusuna muhatap oluyor.
Canpolat Başkan’ın kısa kestiği sorular
– Osmanlıspor?
İsminden dolayı benzerlik kuruluyor. Alakamız yok.
– IŞİD?
Terör örgütü…
– Sedat Peker?
Bir tanışıklığımız yok. Bir bağlantımız. Ben söylemlerini takip ediyorum. Takdir ettiğim yorumları var.
– Osmanlı’da ‘ocak’ denilince akla yeniçeri ocağı, yeniçeri ocağı denilince de ‘kazan kaldırmak’ gelir. Gün gelir de kazan kaldırır mısınız?
Asla!
– Osmanlı Ocakları tüzüğü, uyulması gereken genel temel kurallar, madde bir: Harama bakmamak ve haram yememek! Üzerine alınan oldu mu?
Hayır olmadı.
OSMANLI OCAKLARI KATILIM ŞARTLARI
*Bulunduğu ülkenin vatandaşı olmak.
*Devletine ve toplumuna karşı yüz kızartıcı suç işlememiş olmak.
*Bağlı olduğu dinin gereklerini yerine getirmek.
*Osmanlıca bilmek ya da Osmanlıca dersi alıyor olmak.
*Kavga ve şiddete asla başvurmamak.
*Daha önce Osmanlı Ocakları’ndan ihraç edilmemiş olmak.
*Ekonomik ve zaman serbestisi olmak.
*Paralel yapı ve benzeri herhangi bir bölücü örgüte üye olmamış olmak.
*Kefenli liderin kefenli askeri olmak.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers