31 Ocak 2015 Cumartesi

Grev yasağına tepki yağıyor

DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nın, 10’u Kocaeli’nde bulunan, Türkiye genelinde 10 ildeki 22 fabrikada başlattığı grevin, Bursa’da sona erdiği, Koaceli bölgesinde ise devam ettirileceği belirtildi.

Bakanlar Kurulu’nun aldığı 60 gün süreyle grevleri erteleme kararının ardından, Gebze’de grev uygulanan 10 fabrikada yetkili olan Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze Şube Başkanı Necmettin Aydın, “Yasal olarak işbaşı yapmamız gerekiyor belki ama biz hükümetin aldığı kararı antidemokratik görüyoruz. Genel merkezimiz de bu şekilde karar almıştır. Grev devam ediyor” dedi.

Sendika yöneticileri, pazartesi gününe kadar işbaşı yapmayacaklarını, pazartesi gününden sonrası için Başkanlar Kurulu’nun bugün yapacağı toplantıda alınacak karara göre hareket edileceğini söyledi.

Greve devam edeceklerini dile getiren işçiler görüşlerini, “İşbaşı yapmadık, bugün de yapmıyoruz. Yarın da yapmayacağız. 

Gelişmelere göre pazartesi günü işbaşı yapacağız. Bugün sendikamızın Başkanlar Kurulu toplantısı var. Pazartesi gününden sonrası için Başkanlar Kurulu’nun alacağı karara göre hareket edilecek. Biz sendika olarak haklı taleplerimizde ısrarcıyız. Dayatılan sözleşmeyi kabul etmeyeceğiz. İstekler yerine getirilmediği sürece bu durum devam eder” şeklinde açıkladı.

Destek yağıyor
Grevin yasaklanmasına karşı tepkiler ve destek eylemleri ile açıklamaları ise artarak devam ediyor. Türk-İş’e bağlı sendikaların oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu, metal grevinin yasaklanmasına tepki gösterdi.

Türk-İş’e bağlı Basın-İş, Belediye-İş, DERİTEKS, Kristal-İş, Petrol-İş, Tek Gıdaİş, Tez Koop-İş, TÜMTİS ve TGS’nin oluşturduğu platform, Bakanlar Kurulu’nun grevi “Milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu” iddiasıyla yasakladığına dikkat çekti, “Kendini sermayenin hizmetine adamış olan hükümet, bir kez daha grev yasaklama yoluna başvurdu” diye belirtti.

AKP hükümetinin işçi sınıfının bütün kazanımlarını hedef tahtasına koyduğunu belirten Platform, “AKP hükümeti, bazen torba yasalarla yasak kapsamını genişleterek bazen katılımı engellemek için doğrudan işçileri tehdit ederek ya da erteleme adı altında yasaklayarak işçi sınıfının grev hakkını gasp ediyor” diye kaydetti. Bakanlar Kurulu kararının keyfi, hukuksuz ve antidemokratik olduğunu belirten platform, “Grev hakkı temel insan haklarından biridir. İşçi sınıfı bu hakkı uzun mücadeleler sonucunda bedel ödeyerek kazanmıştır” ifadelerini kullandı.

Umut-Sen Kolektifi, tüm sendikaları ve emekten yana tavır alan siyasi parti üyelerini, grev kararı ertelenen Birleşik Metalİş’le dayanışmaya çağırırken Ankara’da da zincirli eylem yapıldı. Birleşik Metal-İş Sendikası’na bağlı 15 bin işçinin grevinin hükümet tarafından ertelenmesine tepki gösteren SDP üyeleri zincirli eylem yaparak Kızılay’ı trafiğe kapattı.

İşçilere destek vermek isteyen SDP üyeleri dün sabah saatlerinde Kızılay’a geldi. Birleşik Metal-İş Sendikası’nın grevinin ertelenmesine tepki gösteren grup, kendilerini birbirlerine zincirleyerek yolu trafiğe kapattı. Olay yerine çok sayıda çevik kuvvet polisi gönderildi. İkisi kadın 8 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan SDP üyeleri araçlara bindirilerek emniyete götürüldü. Eylemin ardından Kızılay kavşağı yeniden trafiğe açıldı. Öğle saatlerinde de bir grup Yüksel Caddesi’nde toplanarak grevin ertelenmesini protesto etti.

DİSK'ten grev yasağı açıklaması

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, AKP'nin grev yasağına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Beko, "İşçi sınıfına yapılan bu darbeye karşı gün birlik, mücadele ve dayanışma günüdür" dedi.

Metal grevinin yasaklanmasına ilişkin DİSK Yönetim Kurulu adına DİSK Genel Başkanı Kani Beko, yazılı bir açıklama yaptı.

Türkiye'de grev hakkının olmadığının belirtildiği açıklamada, "DİSK üyesi tüm sendikalar, Birleşik Metal-İş sendikamızın aldığı işyerlerinde ve sokakta meşru mücadele kararının yanında olacaklardır! DİSK Metal İşçileriyle Dayanışma Komitesi, Birleşik Metal-İş sendikamız ile eşgüdüm halinde sokaklarda ve işyerlerinde sürdürülecek mücadeleyi planlayacaktır" ifadeleri kullanıldı.

Açıklama şöyle:

İŞÇİ SINIFINA YAPILAN BU DARBEYE KARŞI GÜN BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜDÜR!
Türkiye'de grev hakkı yoktur! 30 Ocak günü Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile bu gerçek bir kez daha ilan edilmiştir. İşçilerin grev sandıklarında, grev meydanlarında ortaya çıkan iradesine karşı Bakanlar Kurulu'nun aldığı karar, sadece metal işçilerine değil işçi sınıfına karşı bir darbedir! Adına erteleme dense de fiilen yasaklama anlamına gelen bir hak gaspıdır.

Bu ülkede işçilerin grev hakkı tamamen yok edilmek istenmektedir. 12 Eylül darbecilerinin hukuku, grev hakkını sadece toplu sözleşme görüşmelerinde uyuşmazlık olması halinde tanımakta ve bunun dışındaki tüm grev türlerini yasaklamaktayken, AKP döneminde toplu sözleşme uyuşmazlıklarında bile grev hakkının kullanılması engellenmektedir.

Örgütlenmenin önündeki engeller, iş kolu barajları ve hükümetin kontrolündeki yetki sistemi nedeniyle Türkiye'de kayıtlı işçilerin sadece yüzde 5'i toplu sözleşme hakkından faydalanabilmektedir. Bu yüzde 5'lik kesimin de grev hakkını kullanabilmesi, giderek zorlaştırılan ciddi bürokratik engellerle karşılaşmaktadır. Tüm bu engelleri aşıp "grev” kararı alan işçilerin bu iradeleri ise bu kez Bakanlar Kurulu kararları ile gasp edilmiştir.

2003'de lastik ve cam, 2004'de yine lastik ve cam, 2005'te maden, 2014'te cam ve maden, bugün de metal grevlerini engellemeye yönelik kararlara imza atan AKP iktidarı, işçi sınıfının bu hakkına tahammülü olmadığını açıkça göstermektedir.

MESS grevini yasaklarken de "milli güvenlik” gerekçesini öne süren AKP iktidarı için işçilerin kitlesel ölümü değil kitlesel grevi "güvenlik” sorunudur. Kendi iktidarı döneminde 15 bin işçi ölürken "fıtrat”/”kader” söylemiyle sorunu geçiştirenler, konu işverenlerin çıkarları olunca Bakanlar Kurulu'nun toplandığı Pazartesi gününü bile bekleyememiştir.

Birleşik Metal-İş sendikamızın açıklamasında da belirtildiği gibi "Bakanlar Kurulu'nun bu kararı 'milli güvenlik' denilen şeyin gerçekte sermayenin güvenliğinden başka bir şey olmadığını ve Bakanlar Kurulu'nun gerçekte sermayenin bir kurulu olarak hizmet verdiğini açıkça kanıtlamıştır.”

Evet, onların dert ettiği tek güvenlik sermayenin, MESS'in, servetlerinin, hanlarının, hamamlarının, saraylarının, sarı/yandaş sendikalarının güvenliğidir! İşçilerin ekmeğinin, aşının büyümesi, insanca çalışması "tehdit” olarak görülmüştür. Önümüzdeki günlerde çıkarılması planlanan "iç güvenlik yasası” da bu tehdit algısına uygun olarak hazırlanmaktadır.

Hükümet, MESS ve sarı sendikalar, DİSK/Birleşik Metal-İş üyesi metal işçisinden korkmakta haksız değildir. Metal grevleri başladığı anda 5 işletmenin 8 fabrikası MESS'ten kopmuştur. Sarı sendikaların esaretindeki işçiler için umut verici gelişmeler yaşanmıştır. Grev sürseydi bunun devamı gelecekti. Yani AKP iktidarı MESS'i ve sarı sendikaları kurtarmayı hedeflemiştir.

Korkuyorlar, çünkü DİSK'li işçiler, 1970'lerde MESS'i dize getiren, sınıf kardeşleriyle beraber DGM'leri ezen metal işçilerinin ve Kurucu Genel Başkanımız Kemal Türkler'in emanet ettiği bayrağı hakkıyla taşımaktadır! Ve işçiden korkanlar unutmasın ki, tarihin çöp tenekesi, kendi işçisini, kendi halkını düşman olarak gören iktidar ve hükümetlerle doludur.            

İktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş olacaktır! DİSK üyesi tüm sendikalar, Birleşik Metal-İş sendikamızın aldığı işyerlerinde ve sokakta meşru mücadele kararının yanında olacaklardır! DİSK Metal İşçileriyle Dayanışma Komitesi, Birleşik Metal-İş sendikamız ile eşgüdüm halinde sokaklarda ve işyerlerinde sürdürülecek mücadeleyi planlayacaktır.

İşçi sınıfına yapılan bu darbeye karşı gün birlik, mücadele ve dayanışma günüdür!

SYRIZA dopingi: Podemos’dan Madrid’de gövde gösterisi

Yunanistan’daki seçimlerin ardından gözlerin çevrildiği İspanya’da, tıpkı SYRIZA gibi kemer sıkma politikalarına karşıtlığıyla bilinen Podemos (Yapabiliriz) Madrid mitinginde gövde gösterisi yaptı.

Madrid’in Puerta del Sol Meydanı’nda yapılan ‘Değişim Yürüşü‘ne on binlerce kişi katıldı.

‘Yapabiriz‘ ve ‘Tik Tak Tik Tak‘ slogan atan Podemos destekçileri, ‘Değişim Şimdi‘ yazan pankartların yanı sıra Yunanistan bayrakları da taşıdı.

Değişim rüzgarı
Mitingde bir konuşma yapan Podemos’un 38 yaşındaki lideri Pablo Iglesias,  Avrupa’da değişim rüzgarlarının esmeye başladığını söyledi.

Iglesias, Yunanistan’daki erken genel seçimlerden galibiyetler çıkan SYRIZA’yı da tebrik etti.

Destek yüzde 30
Parti, sadece bir yıl içinde İspanya’da 32 yıldır iktidarı aralarında değişen Halk Partisi ve Sosyalist Parti’ye meydan okumayı başardı. Aralık 2015’te erken genel seçime gidecek İspanya’da, yapılan son anketkere göre Podemos’a verilen destek yüzde 30’a ulaştı.

Podemos’un lideri Iglesias da tıpkı SYRIZA’nın lideri ve Yunanistan’ın yeni başbakanı Aleksis Çipras gibi iktidara gelmesi halinde, İspanya’nın borcunun bir kısmının silinmesi için çalışacaklarını söylüyor.

Birleşik Metal-İş Sendikası Başkanlar Kurulu Sonuç Bildirgesi açıklandı

Birleşik Metal-İş Sendikası'nın grev yasağı üzerine toplandığı Başkanlar Kurulu, sonuç bildirgesini açıkladı.

Sermaye hükümetinin grev yasağının ardından gündeme getirilen Başkan Kurulu toplantısı bugün gerçekleştirildi. 

Saat 14.00'te başlayan toplantının ardındın sonuç bildirgesi yayınlandı. Genel Yönetim Kurulu imzasıyla yayınlanan sonuç bildirgesi şöyle:

"İşçi sınıfı ve sendikacılık hareketinin içinde bulunduğu kötü koşullardan çıkışı için büyük önem taşıyan 2015 Metal grevlerinin yasaklanması ve sermaye egemenliğinin tahkim edilmesi kararının ardından toplanan Başkanlar Kurulumuz mücadelenin daha yoğun, daha kitlesel ve her türlü platforma taşınarak sürdürülmesi kararlığındadır.

Mücadelenin bu yeni evresinin en önemli koşulu sınıf bilinci ve sendikal disiplin içinde hareket edilmesi, sendikamız kurul kararları dışında hiç bir kararın tartışılmaması, uygulanmaması ve dışlanmasıdır.

Tüm dayanışma gösteren kurum ve kuruluşların da bu temel ilkeyi gözetmelerini kendilerinden bekliyoruz.

Başkanlar Kurulu’muz, Genel Yönetim Kurulu’muzun 30 Ocak 2015 tarihli açıklamasının arkasında durmaktadır.

Grev hakkımızı yasaklayan, sermayenin sömürü düzenini güvence altına alanlarla ve bu sürecin gerçek sorumlusu sermaye örgütü MESS ile aynı masaya oturmayacağız.

Arabulucu değil, metal işçilerinin haklarını istiyoruz!

Arabulucu değil, grev hakkımızın iadesini istiyoruz!

Metal işçilerinin mücadelesinin amacını bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Birincisi, özgür toplu pazarlık düzeni istiyoruz.

Anayasa’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı uluslararası sözleşmelerde yer alan sözleşme özgürlüğünün varlığı, tarafların kendi özgür iradeleriyle sözleşme yapabilmelerine bağlıdır. Grup toplu iş sözleşmesi iki işbirlikçinin anlaştığı koşulların tüm metal işçilerine dayatıldığı bir yapıdır. İşbirlikçi ve dayatmacı bu yapıya karşı mücadele ediyoruz.

İkincisi, insan onuruna yakışır bir ücret, insan onuruna yakışır çalışma koşulları için mücadele ediyoruz.

Sarı sendikanın imzaladığı sözleşme özgür bir sendikal düzen ve toplu pazarlık sistemi olsa idi hiç bir şekilde bağıtlanamazdı. Özgür ve gerçek sendikacılığın olduğu yerde MESS’in tekliflerinin kapsam dışı personel dahil olmak üzere çalışanlardan büyük tepki görmesi ve sözleşmenin metal işçilerine grev yasakları ve YHK yoluyla kabul ettirilmeye çalışılması baskının, dayatmanın ve darbenin en açık kanıtıdır.

Üçüncüsü, yasaklanan grev hakkımızı geri almak için mücadele ediyoruz.

Bakanlar Kurulu grevleri erteleyerek, milli güvenliğin sermayenin sömürüsünü ve işçilerin köleliğini güvence altına almak olduğu bir kez daha göstermiştir. Metal işçileri şimdi ücret zammı taleplerinde daha da kararlıdırlar. Milli güvenliği sağlayan ürünler üretiyor isek ücretlerimiz ve sosyal haklarımızın daha yükseltilmesi gerekir, demektedirler.

Bu amaçlarımızın altını bir kez daha çizdik çünkü mücadelemizin başka amaçlar taşıdığı yalanı bugün ve önümüzdeki günlerde sıklıkta dillendirilecektir.

Biz her siyasal partiden işçinin üye olduğu bir sınıf sendikasıyız. Kararlarımızı üyelerimizi temsil eden kurullarımız aracılığıyla alırız. Metal işçisinin benimsemediği hiçbir karar Birleşik Metal-İş’in kararı değildir. Birleşik Metal-İş, metal işçisinin iradesinin dışında hiçbir iradeyi tanımaz. Bizimle aynı çizgiye yaklaşanlar varsa seviniriz, bizim çizgimizi anti-demokratik yöntemlerle değiştirmeye kalkanlara gerekli yanıtı vermesini de biliriz.

Başkanlar Kurulu’muz başta işverenler olmak üzere, sermaye örgütünün ve sermaye hükümetinin uyarılmasına karar vermiştir.

İşverenler, grevlerin yasaklanması ile sorunun bitmediğini 2 Şubat Pazartesi gününden itibaren yaşayarak görecekler. Geçtikleri sadece bir deredir. Metal işçilerinin denizinde boğulmak istemiyorlar ise MESS’ten ayrılır, taleplerimizi karşılarlar. Sadece 60 gün değil, yıllarca sürecek bir mücadeleden söz ediyoruz.

Sermaye örgütünü uyarıyoruz! Dayatmalarınızı, ne devlet zoruyla, ne YHK kararıyla ne de başka bir biçimde kabul ettiremeyeceksiniz. Zalimler için yaşasın cehennem! Var olan beceriksiz ve işçi düşmanı yöneticilerinizle bu süreci yönetemediniz ve yönetemeyeceksiniz.

AKP hükümetini uyarıyoruz! Grevimizi yasaklamakla metal işçilerinin mücadelesini 38 fabrikanın kapısından kent meydanlarına, başta sizinki olmak üzere siyasi parti binalarının önlerine, mahkeme salonlarına, uluslararası platformlara ama hepsinden önemlisi fabrikaların içine taşıdınız. Sonuçlarından siz ve hizmetinde olduğunuz sermayedar sınıf örgütü sorumludur.

Başkanlar Kurulumuz son olarak yiğit ve onurlu metal işçilerine seslenmeyi bir görev bilir!

Kardeşlerimiz!

Sizlerle birlikte çıktığımız yolu yürümekten vazgeçmedik! Vazgeçmeyeceğiz!

Asla teslim olmayacağız!

Asla yılgınlığa kapılmayacağız!

Biz kazanacağız! Çünkü haklıyız! Çünkü sömürülüyoruz! Çünkü çocuklarımız için yaşıyor ve çalışıyoruz!

Büyük bir kavganın neferleriyiz!

Sendikal disiplinimizi hiç bir şekilde bozmadan, kurul kararlarını harfiyen uygulayarak GÜVEN, BİRLİK VE İNAT!

YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLİĞİ!
YAŞASIN DİSK!
YAŞASIN BİRLEŞİK METAL-İŞ!

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI
Genel Yönetim Kurulu"

Taksim saldırısını DHKP-C üstlendi

Taksim Meydanı'nda polis noktasına yapılan saldırıyı DHKP-C üstlendi.

Cuma günü öğleden sonra Taksim Meydanı'ndaki polis noktasına uzun namlulu silahla saldırı düzenlendi. Saldırıda ölen ve yaralanan olmazken, saldırıyı gerçekleştiren kadın kaçtı.

Saldırıyı üstlenen DHKP-C'nin açıklaması örgüte yakınlığıyla bilinen halkınsesitv sitesinde yayınlandı.

DHKP-C yaptığı açıklamada, "30 Ocak 2015 Cuma günü saat 14.30 civarında Berkin Elvan’ın katillerinin yargılanması için Taksim Meydanı’ndaki halk düşmanı, işkenceci polislerin TOMA’larla, zırhlı araçlarla karargâh kurduğu bekleme noktasına bir Cephe savaşçısı tarafından silahlı saldırı gerçekleştirilmiştir" dedi.

Devletin‬ Alevisi olmayacağız!

Milyonlarca Aleviyi de tutuklayın!

Emevilerin ardılı, Muaviye ile Yezit zihniyetinin temsilcisi iktidarın Alevi tahammülsüzlüğü Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Erzincan Şube yöneticisi Hasan Sınırtaş’ın gözaltına alınıp tutuklanmasıyla zirve yaptı.

Yüzlerce yıldan bu yana kin, kan ve intikam üzerine kurulu bir düzeni sürdüren Emevi zihniyetli Selçuklular, Osmanlılar ve günümüzdeki iktidarlar, harami saltanatlarına karşı yükselen her sesi, her muhalif duruşu, her farklı kimliği, farklı inancı, baskı, sindirme, işkence yaparak, ya da zindanlara doldurarak, zaman zaman da öldürerek ortadan kaldırmak istediler. Son oniki yılda iktidarda olan AKP de aynı dindar ve kindar zihniyeti, özellikle de din ve dindarlık argümanını kullanarak sürdürüyor. Bu dönemde iktidarın inancından ve siyasi düşüncesinden olmayan tüm kişi, kurum ve toplumlar her türlü baskı, sindirme ve asimilasyon politikalarıyla işlevsizleştirilmeye çalışılıyor.

Aykırı seslerin, biat etmeyenlerin, en temel demokratik hal ve talebi dile getirenlerin yaşama hakkının olmadığı bir süreçten geçiyoruz. Cumhurbaşkanından, Başbakanına, Bakanlarından kamu görevlilerine kadar bu zihniyetin tüm temsilcileri, kendilerinin inancından olmayan, kendileri gibi düşünmeyen herkese ayrımcılığı ve her türlü baskıyı uygulamaya devam ediyorlar. Kendilerine biat etmeyen Hüseyin’in kılıçtan geçirilmesine benzeyen, biat etmeyenin ekonomik, siyasal, toplumsal, hukuksal ve fiziksel olarak ortadan kaldırılmasını çağrıştıran, karanlık bir süreçtir içinden geçtiğimiz süreç.

Son olarak Erzincan PSAKD yöneticisi Hasan Sınırtaş, yasadışı eylemlere katılmakla suçlandı ve gözaltına alınıp tutuklandı. Oysa Sınırtaş’ın katıldığı tüm eylemler, yasal ve ülke genelinde 83 şubesi olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin eylemleriydi. Bilinmelidir ki, bugüne kadar Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bir tek yasal olmayan eylem tertiplememiştir.

Derneğimiz kurulduğu günden bugüne kadar, özelde Alevilikle ilgili, Alevilerin eşit yurttaşlık hakları ve inanç sorunlarıyla ilgili olarak, genelde ise demokrasi, emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesi taleplerini yasalara uygun bir tarzda dile getirmiş ve bu eksende mücadele etmiştir.

Ancak bizler çok iyi biliyoruz ki, geçtiğimiz aylardan beri Pir Sultan Abdal örgütlülüğünün Zorunlu Din Dersinin kaldırılması, Eğitimde Hak Eşitliği ve Alevilikle ilgili çeşitli taleplerini başta İstanbul olmak üzere, Ankara, İzmir, Adana, Malatya ve Erzincan illerindeki Oturma Eylemleriyle kamuoyu gündeminde canlı tutması asimilasyoncu, Emevi zihniyetli iktidarın hiç hoşuna gitmemiştir. Hasan Sınırtaş canımız da tam da bu sürece ve eylemliliğe denk düşen bir süreçte gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.

AKP iktidarıyla birlikte Aleviler üzerindeki nefret ve ayrımcılık uygulamaları yaygınlaşmıştır. Hasan’ın sudan gerekçelerle gözaltına alınıp tutuklanmasıyla Alevilere, Alevi örgütlerine bir kez daha gözdağı verilmek istenmiş ve Muaviye, Yezit zihniyetli Emevi anlayışın, Alevilere de, Aleviliğe de, sol, sosyalist kişi ve kurumlara da asla tahammülü olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır.

Buradan Hasan'ı tutuklayan savcılara ve hâkimlere Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin bir yöneticisi ve bir Alevi olarak açık çağrıda bulunuyorum.

Bizler milyonlarca Aleviyiz! Milyonlarca Hasanız! Hepimiz Hasanız, Hasan Sınırtaş'ız. Bizler de Hasan’ın işlediği tüm suçları işledik, işliyoruz ve işlemeye de devam edeceğiz. Yürekleriniz yetiyorsa milyonlarca Alevi’yi, Alevi dostlarını da, bizleri de tutuklayın. Pirimiz Pir Sultan’ın ecdadınız olan padişahlara, ihanetçi Hınzır paşalara haykırdığı gibi seslenerek bitiriyoruz.

“Kadılar müftüler fetva yazarsa / İşte kement, işte boynum asarsa / İşte hançer, işte başım keserse / Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.”

Milyonlarca yürek hep birlikte haykırıyoruz. Hangi gerekçeyle, hangi yöntemlerle, nerede, nasıl saldırırsanız saldırın. İster gözaltına alın, ister tutuklayın, isterse zindanlara doldurun. Bu sözlerimizi tarihe not düşün…

Tarih şahidimiz olsun.

Ve tarihe sözümüzdür!

Harami saltanatınızı er geç yıkacağız!

Erdal Yıldırım

AKP 12 Eylül rejimine rahmet okuttu: 7 kez grev yasaklandı

Binlerce metal işçisinin 29 Ocak sabahı 10 kentte başlattığı grev sermaye sınıfını korkuttu. Metal patronlarının örgütü MESS’in imdadına ise AKP yetişti.

Bakanlar Kurulu kararıyla metal grevi yasaklandı. Resmi Gazete'de yayınlanan kararda grevin "milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu" öne sürülerek 60 gün süreyle ertelendiği, yani yasaklandığı duyuruldu.

Bu yasak, 12 Eylül askeri faşist darbesinin izinden giden AKP’nin uygulamaya koyduğu ilk yasak değil. Dinci-gerici AKP’nin hükümet koltuğuna oturduğu 2002 seçimlerinden bu yana farklı sektörlerde 7 kez grev yasağına başvuruldu.

'Hava işkolunda grev yasağı' öngören yasa teklifi ise 2012 yılında önce TBMM’den geçirildi. İşkolundaki grev yasağı daha sonra kaldırıldı.

Patronların talimatıyla alınan grev yasakları metal grevinde olduğu gibi "Milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu” denilerek gerekçelendirildi.

Lastik işçisine grev yasak
2002 seçimlerinin ardından hükümet koltuğuna oturan AKP’nin yasak koyduğu ilk grev 1 Temmuz 2003’teki Petlas grevi oldu. Petrol-İş Sendikası'nın örgütlü olduğu Petlas’taki grev "milli güvenlik" gerekçesiyle yasaklandı. Grev uygulamasının günden bir gün önce lastik işçilerinin grevi yasaklandı.

Grev yasağından DİSK/Lastik-İş Sendikası üyesi binlerce lastik işçisi de payına düşeni aldı. Lastik-İş’in Goodyear, Türk Pirelli ve Brisa’nin Kocaeli ve Adapazarı’nda kurulu lastik fabrikalarında binlerce işçinin grevi 21 Mart 2004’te engellendi. Karar yine aynıydı: “Milli güvenlik bozuluyor”

Grev yasakları cam işçisini vurdu
AKP döneminde grev yasakları en çok cam işçisini vurdu. Cam işkolundaki ilk grev yasağı 8 Aralık 2003 tarihinde Şişecam grevine getirildi. Grev uygulama tarihinden bir gün önce verilen grev yasağına karşı Kristal-İş Sendikası’nın açtığı dava sonucunda Danıştay yürütmeyi durdurma kararı aldı. Bu kararın ardından 30 Ocak 2004 tarihinde Şişecam'ın ülke genelindeki fabrikalarında yeniden başlayan grev Bakanlar Kurulu kararıyla 14 Şubat 2004 tarihinde ikinci kez yasaklandı. İkinci yasağın yanına ikinci bir gerekçe de getirildi: “Genel sağlık”

2014 yılına gelindiğinde ise AKP iktidarı gücünü pekiştirmiş ve gemi azıya almıştı. Şişecam’ın ülke genelindeki 10 fabrikasında 6 bine yakın işçinin başlattığı grevin 8. gününde (27 Haziran 2014) Kristal-İş Sendikası üyesi işçilerin grevi "genel sağlık ve milli güvenlik" gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı. 60 günlük grev erteleme süresinin ardından cam işçileri fabrikalarda referanduma giderek “greve devam” kararı aldı. Ancak, tabanın iradesini çiğneyen Kristal-İş Sendikası yönetimi satış sözleşmesini imzaladı.

Türkiye Maden-İş Sendikası'nın örgütlü olduğu Erdemir Madencilik AŞ’de 2005 yılında işçilerin toplu sözleşme sürecinde anlaşma sağlanamaması nedeniyle grev kararı almasının ardından Bakanlar Kurulu kararıyla 1 Eylül 2005’te grev yasaklandı.

Son grev yasağı ise metal grevinin başlamasından bir gün sonra MESS’in talimatıyla alındı. 15 bin metal işçisinin grevi Bakanlar Kurulu tarafından 30 Ocak’ta yasaklandı.

Erdoğan’ın başkanlık sistemi kriteri: Muhalefet istemiyorsa doğrudur, bu kadar basit

Başkanlık sistemi ve yeni anayasa gündemiyle seçim çalışmalarına hızlı başlayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Muhalefet başkanlık sistemini istiyor mu? İstemiyor. İstemiyorsa çok doğru bir iştir bu. Bu kadar basit” diye konuştu.

Gülen Cemaati’ne MOSSAD’la işbirliği suçlaması
Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜMSİAD) 6’ncı Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, ‘paralel’ olarak adlandırdığı Gülen Cemaati’ni MOSSAD’la işbirliği yapmakla suçlayan Erdoğan, “Birileri hala çıkıp bu paralel yapıyla kol kola iş tutuyorsa, onlara da yazıklar olsun” dedi.

‘Beni muhatap görsen ne yazar, görmesen ne yazar’
TÜSİAD’ın eski başkanı Başkanı Haluk Dinçer’in ”Muhatabımız cumhurbaşkanı değil, hükümettir” sözlerini hatırlatan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü. “Muhatapları cumhurbaşkanı değilmiş. Sen kimsin ya? Bu fakiri milleti muhatap görmüş. Sen beni muhatap görsen ne yazar, görmesen ne yazar. ‘Ben bir paralel devlet görmüyorum’ dedi. Aslında bal gibi görüyor da bunu söylemek işine gelmiyor. Kim bilir belki onun da bir montajı vardır. Belki onunla ilgili de bir şantaj vardır. Bunların huyu bu.”

400’ü alan yeni anayasayı yazar
Kırşehir’de dün katıldığı toplu açılış töreninde, yurttaşlardan 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde iradelerini güçlü bir şekilde ortaya koymalarını ve ‘Yeni Türkiye’nin önünü açmalarını isteyen Erdoğan, bugün de yeni anayasa ve başkanlık sistemi için sandık vurgusu yaptı.

“Seçimlerde 400’ü alan iktidar, yeni anayasayı da kuracaktır, yeni Türkiye’nin de temel taşlarını döşeyecektir” diyen Erdoğan, yeni bir anayasanın, yeni bir idare sisteminin, siyasetin ve ekonominin üzerindeki tüm yükleri kaldıracağını savundu.

Muhalefet istemiyorsa doğrudur
Bu sürecin daha fazla ertelenmemesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “Muhalefet başkanlık sistemini istiyor mu? İstemiyor. İstemiyorsa çok doğru bir iştir bu. Bu kadar basit” dedi.

Davutoğlu’nun ‘kale’ problemi: ‘İzmir kimsenin kalesi değildir’ diye başlayıp, ‘AK Parti’nin kalesidir’ diye bitirdi

İzmir’de partisinin il kongresine katılan Başbakan Ahmet Davutoğlu, ‘CHP’nin kalesi’ olarak adlandırılan kentin hiç kimsenin kalesi olmadığını savunduğu cümlesini, “İzmir Ak Parti’nin kalesidir” sözleriyle tamamladı.

‘İstikbalimizin teminatı olan AK Parti’nin kalesidir’
Kongrenin gerçekleştirildiği Halkapınar Spor Salonu’ndan sahneye ‘bilge adam’ anonsuyla davet edilen Davutoğlu şöyle konuştu: “Bugün İzmir’le bir başka gurur duyuyoruz. İzmir bugün diyor ki hiç kimsenin kalesi değildir. İzmir milletimizin kalesidir. İstiklalimin kalesidir, İstikbalimizin teminatı olan AK Parti’nin kalesidir.”

Haziran seçimlerinde İzmir’i AK Parti’nin kalesi yapacak mıyız?
İzmir’de ‘başbakanlık ofisi’ açacağını ve ayda birkaç gününü burada geçireceğini söyleyen Davutoğlu, “Bununla tüm ülkeye şunu ilan edeceğim. İzmir bizim için sembol şehirdir siyasetin de merkez şehridir” dedi.

Davutoğlu kongreye katılan partililere, “Haziran seçimlerinde İzmir’i AK Parti’nin kalesi yapacak mıyız. İzmir bizim kalemizdir ne yapsak oy alırız diyenlere ders verecek miyiz? Yapacak mıyız?” diye seslendi.

Kılıçdaroğlu ÖDP liderini CHP’ye davet etti

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun sürpriz bir biçimde ÖDP Eşgenel Başkanı Alper Taş ile makamında bir araya geldiği öğrenildi.

Milliyet'ten Meriç Trafolar'ın haberine göre yaklaşık bir saat süren görüşmede Taş, bileşeni oldukları Birleşik Haziran Hareketi hakkında Kılıçdaroğlu'na bilgi verdi. Görüşmede Taş, CHP'nin Cumhuriyeti kuran parti olarak tarihi bir sorumluluğu olduğu, Kürt hareketini de kapsayan bir seçim ittifakının gerçekleştirilebilir olduğunu iletti. Kılıçdaroğlu ise "Eski CHP değiliz, daha cesuruz, daha devrimciyiz, seçim sürecinde bunları daha fazla anlatacağız" diye konuştu. Taş, kısa bir süre önce kurulan BHH hakkında da Kılıçdaroğlu'na bilgi verdi.

'2-3 İSİM OLABİLİR'
Alınan bilgilere göre görüşmede ittifak konusu gündeme gelmese de, Kılıçdaroğlu yakın çevresine Taş'ın da aralarında olduğu bazı Birleşik Haziran Hareketi temsilcilerini milletvekili adayı olarak parlamentoya taşıma konusuna sıcak baktığını anlattı. CHP kulislerinde iki ya da üç BHH temsilcisinin seçilebilir sıralardan kontenjan kullanılarak vekil adayı yapılacağı konuşuluyor.

BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ NEDİR?
Birleşik Haziran Hareketi (BHH), gezi parkı'nı temel alarak yola çıkan bir oluşumdur. 2014 yılında çeşitli toplantılarla organize olmaya başlayan BHH'de çok sayıda akademisyen, bazı siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin yanı sıra, bağımsız vatandaşlar yer alıyor. Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Komünist Parti, Sosyal Demokrasi Vakfı gibi kurumlar ile CHP'li milletvekilleri Gökhan Günaydın, İlhan Cihaner ve hüseyin aygün de harekete destek verenler arasında. BHH, 27-28 Aralık'ta 46 il, 137 meclisten gelen 1500 delegeyle Ankara'da 1. Haziran Türkiye Meclisi toplantısını yaparak Yürütme Kurulu'nu belirlemiştir.

SGBP: Grev yasaklanamaz!

Türk-İş’e bağlı Basın-İş, Belediye-İş, DERİTEKS, Kristal-İş, Tek Gıda-İş, Tez Koop-İş, TÜMTİS, TGS, Petrol-İş sendikalarının oluşturduğu SGBP, grevin yasaklanamayacağını belirterek metal işçisinin yanında olduğunu duyurdu.

SGBP adına TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk tarafından yapılan açıklamada, hükümet ve sermayenin gündemindeki hak gasplarına dikkat çekildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İşçi sınıfının bütün kazanımlarını hedef tahtasına koyan, mezarda emeklilik uygulamasından sonra ‘Bireysel fon hesabı’ kandırmacası ile kıdem tazminatı hakkına da göz diken ve işçi sınıfının haklarını gasp etmek için yasal düzenlemeler yapan hükümet, işçi sınıfının hak alma araçlarını da işlevsizleştirmek, yasaklamak için elinden geleni ardına koymuyor. AKP Hükümeti, bazen torba yasalarla yasak kapsamını genişleterek, bazen katılımı engellemek için doğrudan işçileri tehdit ederek yada erteleme adı altında yasaklayarak işçi sınıfının grev hakkını gasp ediyor.”      

Çalışma koşullarının düzeltilmesi ve ücretlerin iyileştirilmesi için mücadele veren metal işçilerinin grevinin de Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklanmasını son derece keyfi, hukuksuz ve anti demokratik bulduğunu belirten SGBP, grev hakkının temel insan haklarından biri olduğunun altını çizdi. Grevin ertelenmesi kararının açık bir insan hakkı ihlali olduğu ifade edildi.

Daha önce Çaykur ve THY grevlerine baskı uygulayan, Şişecam grevine yasak getiren AKP hükümetinin, metal grevi karşısında da geleneğini bozmayarak tarihsel rolünü oynadığına dikkat çekilen açıklama şu sözlerle sona erdi.

“Hükümet, bu yasaklama kararı ile temel insan haklarından biri olan grev hakkına ve işçilerin toplu sözleşme hakkına açıkça müdahale etmiş, işçi ve emekçilere karşı sermayenin hizmetinde olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Taleplerini görmezden geldiği 15 bin metal işçisini, en önemli hak alma aracı olan grev hakkını yasaklayıp, adeta elini kolunu bağlayıp sermayenin insafsızlığı ile baş başa bırakmıştır.

Metal grevine getirilen yasak tüm işçi sınıfını ve emekçileri hedeflemekte; işçilerin hak ve kazanımlarını tehdit etmektedir. İşçi sınıfı ve emekçiler grev hakkına yönelik bu saldırıyı boşa çıkarmak için sendika ve konfederasyon ayrımı gözetmeksizin omuz omuza mücadele etmelidir. Hükümet, işçi sınıfının kazanımlarına ve haklarına yönelik bu tutumundan bir an önce vazgeçmelidir.  

Bu haksız ve hukuksuz yasaklama kararını protesto ediyor; metal işçilerinin haklı ve meşru grevinin yanında olduğumuzu belirtiyoruz.”

Polis Nihat Kazanhan’ı zimmetli av tüfeğiyle öldürülmüş

Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde 14 Ocak günü öldürülen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan öldürülmesi ile ilgili başlatılan soruşturma kapsamında Laboratuara gönderilen olay yerindeki boş mermi kovanlarının önceki gün tutuklanan Hayri B. isimli polisin üzerinde zimmetli olan av tüfeğine ait olduğu belirlendi.

Olayla ilgili Cizre Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, Kazanhan’ın öldürüldüğü mermilerin boş kovanları Malatya Emniyet Müdürlüğü Kriminal Laboratuarı’na gönderildi. Yapılan incelemede merminin önceki gün tutuklanan polisin üzerinde zimmetli olan av tüfeğinden çıktığı tespit edildiği belirtildi.

Ne olmuştu?
Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde 14 Ocak’ta polis tarafından öldürülen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan’la ilgili yürütülen soruşturmaya savcılık tarafından gizlilik kararı konulmuştu. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kazanhan’ın ölümünden bir gün sonra, 15 Ocak’ta İçişleri Bakanı’ndan bilgi aldığını ve Kazanhan’ın ölümünde emniyet görevlilerinin herhangi bir sorumluluğu olmadığını açıklamıştı. İçişleri Bakanlığı’ndan 20 Ocak’ta yapılan yazılı açıklamada ise “Bazı güvenlik görevlileri kusurlu olabilir” denilmişti.

Kazanhan’ın vurulma anına ait görüntüler 28 Ocak’ta ortaya çıktı. Kazanhan öldürülmesi ile ilgili başlatılan soruşturma kapsamında 29 Ocak’ta bir polis tutuklandı. 

30 Ocak 2015 Cuma

Birleşik Metal İş'ten grev yasağına dair açıklama

Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu: Kurullarımızı yarın toplayacağız, planlamaları yapacağız. Uygulamalarımızı belirlerdiğimiz ölçüde sürdüreceğiz. Şimdilik beklemeye devam edin. Diğer işyerleriyle de görüşeceğiz. Pazartesiye kadar metal patronlarına zaman veriyoruz. Ya MESS'ten istifa ederler ya da uzun bir mücadeleye hazır olurlar.

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI AÇIKLAMA YAPTI
Birleşik Metal İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu, metal grevinin Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklanmasına dair açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:  

"Bakanlar Kurulu bugün almış olduğu işçilerin grev hakkının ortadan kaldırılması kararıyla bir kez daha sermaye ile işçiler arasında kimden yana olduğunu ortaya koymuştur.

Bakanlar Kurulunun bu kararı “milli güvenlik” denilen şeyin gerçekte sermayenin güvenliğinden başka bir şey olmadığını ve Bakanlar Kurulunun gerçekte sermayenin bir kurulu olarak hizmet verdiğini açıkça kanıtlamıştır.

Kendilerine dayatılan ücret zamlarını ve çalışma koşullarını kabul etmeyen on binlerce metal işçisinin grev yolu ile hak arayışı ertelenmemiş ortadan kaldırılmıştır.

Bakanlar Kurulunun kararı, Danıştay tarafından iptal edilmedikçe yeniden grev başlayamaz. Bu nedenle erteleme değil hak gaspı söz konusudur.

Bugüne kadar sermaye ve sarı sendikanın işbirliği yolu ile mücadeleleri engellenmeye çalışılan metal işçilerin mücadelesi, bu kez de hükümetin bu ikiliye verdiği destekle ezilmeye çalışılmaktadır. 

Birleşik Metal-İş Sendikası ve üyeleri grev kararı aldıkları zaman bir şeyin altını kalın çizgilerle çizmişlerdir: Bedeli ne olursa olsun onu ödemeye hazırız!

28 Ocak tarihinde ÇSGB’da “taraflar anlaşarak YHK’ı özel hakem belirlesinler” teklifi sendikamız tarafından “arabulucu istemiyoruz, hakkımızı istiyoruz” diye yanıtlandığından şimdi bunu grevin kaldırılması kararıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

Biz her türlü olasılığı düşünerek grev kararımızı aldık.

Bakanlar Kurulu kararının yasal sonucu 60 gün boyunca ile arabuluculuk kurumu devreye girecektir.

Açık ve net söylüyoruz: Grev hakkını gasbeden bir hükümetin belirleyeceği hiçbir arabulucuyla ve işçilerin hak mücadelesine saygı göstermeyi öğrenemeyen sermaye örgütüyle bu süreçte aynı masaya oturmayacağız.

Grevin durdurulması kararının işçilerin mücadelesini engelleyerek işyerlerine barış getireceğini sananlar yanılıyorlar. 

Aksine bu karar mücadele azmimizi bilemiştir.

Bir kez daha söylüyoruz. Arabulucu değil hakkımızı istiyoruz. Alıncaya kadar üretimden gelen gücümüz de dahil meşru mücadele yöntemlerini kullanmaya devam edeceğiz. 

Bu karar bizi rahatsız ettiği gibi, bu kararla rahatlamayı umanları da rahatsız edecek. 

Üstelik misliyle!

Sadece işyerlerinde değil, sokaklarda da!

Sonuçlardan biz sorumlu değiliz. Sorumlu olanlar hakkımızı gasbedenler yani AKP iktidarı ve dağılmaya başlayan sermaye örgütü MESS’tir.

MESS üyesi işverenler şunu iyi anlasınlar: İşbirlikçi ve dayatmacı düzen ortadan kalkmadıkça bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz."

1 yılda 19 bin 614 hak ihlali

İHD Amed Şubesi, Kürdistan kentlerinde 2014 yılı içerisinde yaşanılan hak ihlallerine ilişkin hazırladığı raporu, dernek binasında yapılan basın toplantısıyla açıkladı. İHD'nin 2014 yılı içerisinde Kürdistan kentlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin hazırladığı rapora göre, geçtiğimiz yıl içerisinde toplam 19 bin 614 hak ihlali yaşandı. Hak ihlalindeki artışın nedeni olarak, bir önceki yıl başlatılan çözüm sürecinin gereklerinin yerine getirilmemesi ve işlenen suçlarla ilgili polis ve askerlere yönelik "cezasızlık" politikasının devam etmesi gösterildi.  İHD MYK üyesi ve Doğu-Güneydoğu Anadolu Bölge Temsilcisi Abdulsselam İnceören tarafından 2014 yılına hak ihlalleri bilançosu paylaşıldı.

Bilançodaki hak ihlallerine ilişkin veriler şu şekilde:

Çatışmalarda yaşamını yitiren-yaralanan PKK militanı: 9 ölü, 1 yaralı.

Çatışmalarda yaşamını yitiren-yaralanan güvenlik güçleri: 14 ölü, 10 yaralı.

Faili meçhul cinayet, yargısız infaz, çatışmalardaki sivil ölümler: 56 ölü, 103 yaralı.

Resmi hata ve ihmal sonucu ölüm/yaralanmalar: 22 ölü, 1 yaralı.

Kadın intiharları: 29 intihar, 7 yaralı.

Erkek intiharları: 29 intihar, 6 yaralı.

Çocuk intiharları: 12 intihar.

Asker/Polis intiharları: 4 intihar, 2 yaralı.

Namus cinayetleri: 4 ölü.

Gözaltına alınanlar: 3840.

Tutuklananlar: 669.

İşkence ve kötü muamele: 1480.

Toplumsal olaylara müdahale: 1106 yaralanma/darp.

Soruşturma, dava ve cezalara maruz kalan kişi sayısı: 1493.

Cezaevlerinde yaşanan ihlaller: 406.

Ekonomik ve sosyal haklara yönelik ihlaller: 8161.

Diğer ihlaller: 1890.

Toplam ihlaller: 19 bin 614.

‘Atina duvarı‘ yıkıldı

Yunanistan’da yeni göreve başlayan SYRIZA hükümeti vakit kaybetmeden “halkçı” kararlar almaya başladı. Dün büyük bir özelleştirme planını iptal eden hükümet aynı zamanda sembolik olarak önem taşıyan bir yeniliğe de imza attı. Başkent Atina’da bulunan Yunan Parlamentosu’nun önündeki demir parmaklıklar kaldırıldı.

Parlamento önünde bulunan Meçhul Asker anıtı yanındaki demir parmaklıklar Vatandaşı Koruma ve Kamu Düzeni Bakan Yardımcısı Yannis Panusis’in önerisi sonrası kaldırıldı. Hükümet cephesinde konuyla ilgili yapılan yorumlarda “Demir parmaklıklar memorandum hükümetlerinin otoriter rejimini sembolize ediyordu ve hükümeti halktan ayırıyordu” ifadelerine yer verilirken “Memorandumlarla birlikte Yunanlıları bugüne kadar ayıran ne varsa gidiyor” yorumları yapıldı. SYRIZA lideri Aleksis Çipras Avrupa Birliği ve onun finans kurumlarına karşı başkaldırıyı simgelerken halk ile hükümet arasındaki engellerin kaldırılması yönünde “sosyalist” bir politikayı savunuyor.

İlk İcraatlar
Aleksis Çipras, ilk Bakanlar Kurulu toplantısında ‘Bize verilen güç bize değil halka ait. Diyalog ve konsensus ile çalışacağız. Kimseyi hayal kırıklığına uğratamayız’ dedi. Kibire karşı sıfır tolerans göstereceklerini belirterek hükümetin 4 önceliği olacağını ilan etti:

1) Yunanistan’a itibarını geri kazandırmak.
2) Ekonomiye tam destek.
3) Borçların yeniden müzakeresi.
4) Yolsuzlukla mücadele.

Yeni kurulan kabinenin ‘Ulusal kurtuluş hükümeti’ olduğunu ilan eden Aleksis Çipras, ‘Yunan halkının umutlarını kırma hakkımız yok’ diyerek bakanlardan çok çalışmalarını istedi. Genç başbakan bakanlıklara da kendi alanlarında görülmemiş bir serbesti sundu. Çipras, Syriza parti programına sadık kalmak şartıyla bakan olarak atanan kişilerin kendi görev alanlarında kararlar almak konusunda serbest olduğunu ilan etti.

Jet eğitim reformu
Eğitim Bakanlığı, bu alanda ilk uygulamayı yapan bakanlık oldu. Yeni Eğitim Bakanı, bir dizi kararla ülkedeki eğitim sistemini baştan sona değiştirdi. Buna göre,

– Lise 1 ve 2’nci sınıflarda yapılan toplu sınavlar iptal edildi.

– Üniversite affı geldi. Ne gerekçeyle olursa olsun okulla ilişiği kesilenler geri dönebilecek. Süre kısıtlaması olmaksızın eğitimlerini sürdürecekler.

– Eğitim müfredatı ve kitaplar tamamen yeniden yazılacak. Kitaplar yetişmezse elektronik ortamdan öğrencilere sunulacak.

– Tüm üniversitelerin rektörleri görevden alındı. Hepsi için değerlendirme yapılacak.

Temizlikçiler geri döndü
Eski Başbakan Antonis Samaras’ın bakanlıklardaki 595 temizlik işçisinin görevine ‘tasarruf’ için son vermesi infiale sebep olmuş, bu kadınların Atina’da ellerinde eldiven ve süpürgelerle yaptığı eylemler sembol haline gelmişti. Syriza’nın ilk icraatlarından biri de kadın işçileri görevlerine iade etmek oldu.

Cumhurbaşkanı adayı Karamanlis
Sağ seçmenin de gönlünü kazanmak isteyen Çipras, Cumhurbaşkanlığı için eski Başbakan Kostas Karamanlis’e teklif götürecek. Yeni meclisin ilk işi Papulyas’tan sonraki cumhurbaşkanını seçmek olacak. Erdoğan’ın kızına nikah şahitliği de yapan Karamanlis’in döneminde Türkiye ile Yunanistan arasında sıcak ilişkiler yaşanmıştı. Ancak yakın çevresi, Karamanlis’in görevi kabul etmeyeceğini düşünüyor.

Pire Limanı özelleşmeyecek
hükümetin ilk icraatlarından biri, ülkenin en büyük limanı olan Pire Limanı’nın özelleştirmesini durdurmak oldu. Türkiye’den Limak Holding’in talip olduğu, Doğuş Grubu’nun da ilgilendiğinin belirtildiği limanın yüzde 67 hissesi için açılan ihalede, Çinli COSCO Grubu’nun başı çektiği 5 firmadan teklif geldiği söyleniyordu. Yeni hükümet, özelleştirme anlaşmalarını da tekrar masaya yatıracak.

Vogue’dan first lady’ye öneriler
Dünyanın en çok tanınan Moda dergisi Vogue, Yunan First Lady’sine giyim tavsiyelerinde bulundu. İnternet sitesinden yayınlanan makalede, Tsipras’ın çocukluk aşkı ve iki çocuğunun annesi olan nikahsız partneri Peristera Batziana için kıyafet örneklerinin fotoğrafları da yer aldı.

Kadın meclis başkanı
Syriza Meclis Bakanlığı’na bir kadın getiriyor. 1976 doğumlu hukukçu milletvekili Zoe Konstantopoulou, Syriza’nın meclis başkanı adayı olacak. Ulusal, Avrupa ve Uluslararası ceza hukuku konusunda uzman olan Konstantopoulou aynı zamanda insan hakları konusunda da uzmanlığı ile biliniyor.

Fatura soygununa tepkiler sürüyor: ‘CLK soyuyor, AKP koruyor’

İstanbullular, Yargıtay’ın kararına rağmen hukuksuz bir şekilde tahsil etmeye çalışılan kayıp-kaçak bedellerini BEDAŞ Genel Müdürlüğü önünde protesto etti.

Elektrikteki kayıp-kaçağın halktan tahsil edilemeyeceğine dair verilen Yargıtay kararına rağmen hukuksuz tahsilat devam ederken İstanbul halkı bu durumu protesto etti. Halkevleri’nin çağrısıyla bugün (30 Ocak) Talimhane Metro çıkışında toplanan İstanbullular CLK’nın (Cengiz Limak Kolin Gayrimenkul Ortaklığı) sahip olduğu BEDAŞ Genel Müdürlüğüne yürüdü. Yürüyüşte sık sık güvenceli ve güvenli iş haklarına sahip çıktıkları için BEDAŞ’taki işlerinden atılan Enerji-Sen üyesi  işçilere destek sloganları da atıldı. Yürüyüşte CLK’ya gönderme yapan “Faturanın CıLKı çıktı” yazan dövizler taşındı.

“CLK’nın soygununun teminatı AKP”
Yürüyüşe çevreden yoğun destek verilirken BEDAŞ Genel Müdürlüğü önüne gelindiğinde işten atıldıkları için 170 gündür direnen BEDAŞ işçileri sloganlar ile eyleme destek verdi. BEDAŞ önünde ilk olarak Politeknik Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Hocaoğulları kayıp-kaçak sorununun teknik ayrıntılarını anlattı. Hocaoğulları “Dağıtım şirketleri elektrik faturalarına dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, iletim bedeli, sayaç okuma, enerji fonu gibi birçok ücret ekliyor ve bütün bu bedeller halktan tahsil ediliyor. AKP hükümeti dağıtım şirketlerini koruyor. AKP’nin resmi yayın organı haline gelen, halkın elektrik faturalarıyla bütçesi oluşan TRT’ye kesilen pay, Belediye Tüketim vergisi ve tüm bedellerin yeniden vergisi alınarak toplam tutara %18 KDV ekleniyor.” ifadelerini kullandı. Elektrik faturalarının her türlü hizmet bedeli eklenerek 3 katına çıkarıldığını, bu paraların AKP’nin havuz şirketlerinin cebine gittiğini belirten Hocaoğulları “AKP hükümeti bu soygunun teminatı oluyor. Bu soyguna dur deme zamanı. Enerji hakkı mücadelesini büyütme zamanı.” dedi.

“Halkı soyanlar işçilere ölümü reva görüyor”
Daha sonra sözü alan Enerji-Sen Genel Başkanı Ali Duman günlerdir direndiklerini belirterek “Bizim direnişimiz sadece kendimiz için değil, aynı zaman da halkın enerji hakkı içindir. Bir şirket düşünün hem işçi düşmanı, hem yaşamın düşmanı hem de soyguncu. İşte CLK gerçeği işte AKP’nin havuz şirketlerinin gerçeği. Kayıp-kaçak bedelinden sorumlu olanlar aynı zamanda bizi iş güvenliği tedbirleri alınsın dediğimiz için işten attılar. Çadırımızda direnişimiz sürüyor, sürecek ve en sonunda direnen bizler kazanacağız” şeklinde konuştu.

Son olarak Halkevleri Genel Sekreteri Nuri Günay basın açıklaması gerçekleştirdi. 2001 krizinden itibaren enerji piyasası oluşturulmaya çalışıldığını ifade eden Günay enerji hizmetlerinin özelleştirildiğini ve buna yönelik kanunlar çıkarıldığını belirtti.

Günay “Aydınlatmadan, ısınmaya kadar en temel yaşamsal ihtiyacımız olan elektrik bir hak olmaktan çıkartılıp, dağıtım şirketlerinin büyük karlar elde ettiği bir alan dönüşmüştür” diyerek faturanın ödenememesi durumunda elektrikten mahrum bırakıldığını belirtti. AKP Yargıtay  kararının uygulanmaması için yasa hazırlığı içerisine giriştiğini söyleyen Günay “Eğer bu yasa çıkartılırsa; kayıp-kaçak bedellerini geri alınması, bu sebeple dava açılması engelleniyor. Hatta bu sebeple süren davalarında direkt düşürülmesi sağlanacak” dedi.

Basın açıklaması sonrasında bir heyet faturalardaki keyfi alınan bedellerin iade edilmesi, Yargıtay kararının derhal uygulanması için BEDAŞ’a girerek dilekçe verdi.

Suriye hükümeti ile muhalefet arasında 8 maddelik anlaşma

Suriye hükümetinin muhalefet ile yaptığı görüşmelerde karşılıklı olarak Moskova İlkeleri’nde karar kılındı.

Moskova’da gerçekleşen görüşmeler sonuçlandı. Kendi arasında uzlaşma sağladıktan sonra hükümetle görüşmelere başlayan Suriyeli muhalifler, hükümetle de Moskova İlkeleri üzerinde anlaşma sağladı.

Anlaşma sonrası yapılan açıklamada Suriye’de on binlerce insanın terör yüzünden öldüğü söylenirken milyonlarca insanın da acı çektiği belirtildi. Tüm dünyadan teröristlerin ve radikallerin Suriye’ye yeni bir yaşam tarzı dayatmak için yollandığı söylenirken, hükümet ve beş muhalefet partisinin kabul ettiği ilkeler ise şöyle;

1. Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğinin, birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması

2. Terörizmin her çeşidiyle savaş ve Suriye toprağındaki teröristler ve radikallerle mücadele için işbirliği

3. 30 Haziran 2012’de kararlaştırılan Cenevre Bildirisi temelinde krizin barışçıl çözümü

4. Suriye’nin geleceğinin ifade özgürlüğü ve demokrasi üzerine kurulması

5. Suriye iç işlerine tüm yabancı müdahaleyi reddetmek

6. Orduyu ve silahlı kuvvetleri ulusal birliğin sembolü olarak korumak ve devletin kurumlarını muhafaza etmek

7. Hukukun egemenliğini korumak, yurttaşlık ilkesine saygı ve tüm yurttaşların yasalar önünde eşit olduğu ilkesinin korunması

8. Suriye hükümetinin onayı olmayan durumlarda her tür yabancı kuvvetin Suriye topraklarındaki varlığını reddetmek

Suriye hükümeti ise muhalefeti Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin ülkedeki yıkıcı ve komplocu rolüne atıfta bulunmadıkları için suçladı. Resmi Suriye delegasyonu ayrıca muhalefeti İsrail’in siyasi arenadaki rolünden bahsetmedikleri için de eleştirdi.

Muhalefetle hükümet arasında moderatörlük yapan Vitali Naumkin, tarafların yine Moskova'da bir görüşme daha yapmayı kabul ettiklerini ancak tarihin henüz belirlenmediğini söyledi.

Pir Sultan yöneticisi 'TKP-ML üyeliği' suçlamasıyla tutuklandı, dernek açlık grevinde!

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerinden Hasan Sınırtaş, katıldığı dernek eylemlerinin 'yasadışı örgüt faaliyeti' olduğu gerekçesiyle tutuklandıktan sonra PSAKD üyeleri, Sınırtaş'ın serbest bırakılması için açlık grevine başladı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Erzincan yöneticilerinden Hasan Sınırtaş’ın evi ve işyerine sabah baskın yapıldı. Hakkında  41 sayfalık iddianame hazırlanan Sınırtaş’ın katıldığı bütün dernek eylemleri suç sayıldı. 'Yasadışı örgüt üyeliği', 'TKP-ML adına eylemler düzenlemek' suçlamasıyla nöbetçi mahkemeye çıkarılan Sınırtaş, tutuklanarak cezaevine gönderildi.

İlerihaber'den Rıfat Doğan'ın haberine göre Sınırtaş’ın evi ve işyeri, dün sabah 07.00 sıralarında polis tarafından baskına uğradı. CD’lere el konulduktan ve arabası arandıktan sonra emniyete götürülen ve hakkında 41 sayfalık bir “suç listesi” hazırlanan Sınırtaş’ın neredeyse katıldığı bütün PSAKD eylemleri o suç listesinde yer aldı. 

'SINIRTAŞ SUÇLUYSA ALEVİLER OLARAK HEPİMİZİ CEZAEVİNE KOYUN'
PSAKD Malatya Şube binasında basın toplantısı gerçekleştiren şube başkanı Songül Tunçdemir, Sınırtaş'ın katıldığı demokratik eylemler gerekçe gösterilerek tutuklandığını belirtti. Yargılamanın hukuk dışı olduğunu kaydeden Tunçdemir, yargılamanın kişisel olarak Hasan Sınırtaş'a yapılmadığını, Alevi halkının taleplerine yapıldığını söyledi. Sınırtaş'ın serbest bırakılmasını isteyen Tunçdemir, Sınırtaş'ın savunduklarının suç olarak kabul edilmesi halinde tüm Alevilerin de cezaevine konulması gerektiğini dile getirdi.

PSAKD Erzincan Şube yöneticisi Mustafa Dağdelen, Sınırtaş'ın tutuklanmasının hiç bir hukuki dayanağı bulunmadığını belirterek, açlık grevi başlattıklarını söyledi. Dağdelen, Sınırtaş serbest bırakılıncaya kadar açlık grevinin devam edeceğini kaydetti.

ÖNCEDEN DE 'ERDOĞAN'A HAKARET' DAVASI AÇILMIŞ
Akşam 17.00’a kadar emniyette bekletilen Sınırtaş çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklanarak Erzincan T Tipi Cezaevine gönderildi. Hakkında iddianamenin hazırlanmasının 3 ile 6 ay sürebileceği belirtilen Sınırtaş hakkında daha önce de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Facebook üzerinden yaptığı bir paylaşım nedeniyle hakaret davası açıldığı öğrenildi.

Gericilerin Cumhurbaşkanı meydanlara çıktı, ‘Yeni Türkiye’ için oy istedi

Kırşehir’de toplu açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Haziran’da yapılacak genel seçimlere de değindi.

Bu seçimlerin 2023 hedefi için önemli olduğunu belirten Erdoğan, şunları söyledi:

“2023 hedeflerine giderken Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hatırlıyorsanız bir şey söylemiştim; Yeni Türkiye. Bir de yeni kalan bir şey vardı. Başaramadık. Yeni Anayasa. Yeni Türkiye, yeni Anayasa için iradenizi tam olarak ortaya koymalısınız. İnanıyorum ki, gerekli olan tavrı koyacak yeni Anayasa’yı kuracak olan gücü ortaya koyacak ve yeni Türkiye’nin temellerini atacaksınız.”

Levon Ekmekçiyan: Halkımı, vatanımı ve tarihimi anamı sevdiğim gibi sevdim

32 yıllık bir suskunluğun ardından Levon Ekmekçiyan ile aynı dönemde aynı hapishanede birbirine yakın hücrelerde kalan Şanlıbey Alabay adlı devrimcinin onunla yaşadıklarına dair anlatımlarını yayınlıyoruz…

Ermeni devrimci Levon Ekmekçiyan’ın anısına saygıyla.

Şanlıbey Alabay

Ülkemizde sokakların Yemen türküsüne dönüştüğü, bir tek ceylanın su başına inemediği bir suskunlukta… Çok çok uzaklarda bir-iki çoban ateşi görülüyorsa da, halkların çiçekleri faşizmin ayakları altında çiğneniyordu. Kendilerini güçlü sanan insan korkuluğu beş general ülke yönetimine el koymuştu. Zulümler boy boy yağıyor, zindanlar ‘başka bir dünyanın var olduğuna inanan’ insanlarla dolup-taşıyordu. Sesimize ses vermiyordu lâkin taş duvarlar!

İşte tam da bu noktada, iki Ermeni yiğit her şeye hakim olduklarını sanan cunta yönetimine karşı “Faşizmin ayakları altında ezilen, işgal edilmiş bu topraklar bizim de anavatanımızdır, bizim de baba yurdumuzdur, bu döngüyü kırmalıyız” diyerek sesimize ses katmıştı.

Ankara Esenboğa havaalanı askeri eyleminin etkisi ve sonuçları o kadar büyüktü ki, 50 No’lu hücrede ellerim bağlı olduğu halde, yapılandan haberimiz olmasın kaygısıyla günlerce gazete verilmemişti.

Eylemi, sadece kendi imkânlarımızla, mahpusane askerlerinden öğrenmiştik. Onlar, askeri eylemi gerçekleştirenlerden faşizme ağır yaralı olarak tutsak düşen Levon Ekmekçiyan ölmeyip yaşaması halinde yanımıza getirileceğini söylüyorlardı. Ve öyle de oldu… birgün, bir bölük asker ve subay tarafından itile-kalkıla getirilerek, 34 No’lu hücreye konan oydu.

Üstü açık, lambası sadece dışardan açılıp-kapanan, tek ranzalı ve çaputtan bir yatağı olan bu hücreye idam edilecekler konuluyordu. Anladık ki, Levon için ölüm kararı daha en başından verilmişti!…

Mahpusaneye getirildiği o günden, idam sephasına çıktığı güne kadar, hastahane, mahkeme, emniyete götürüldüğümüzde ve havalandırmaya çıktığımız her gün onun hücresinin önünden geçiyorduk.

Bugün, o günlerden 32 küsür yıl sonra geriye dönerek baktığımda, kendi Ermeni kimliğiyle, bir hücrede, tek başına olmanın ne kadar zor olduğunu çok daha iyi anlıyorum. Ermeni olmanın zaten sırf hakarete layık suç sayıldığı bir yerde, psikolojik ve her türlü fiziki işkence edilirken, Levon’u düşünmek çok zor ve zor olduğu kadar da yürekli olmayı gerektiren bir şeydi!

Devletin koyduğu hiç bir kuralı kabul etmememe rağmen, benim, bizlerin çektiğinin kat be katını Levon’un da çektiğinden hiç kuşku duymuyorum. Kafayı bulmuş subayından tut, canı sıkkın bir nöbetçi gardiyan, kendi ırkçı duygularını tatmin etmek için Levon’u hedef alıyor, kapısını dövüyor, NEFRET DUYGULARINI ona döküyor, hırslarını Levon’dan alıyorlardı. Her seferinde iki asker koltuğuna girmiş halde hücresine getiriliyordu.

Kendisine ‘muhalif devrimciyim’ diyen sol cenahtan birçok örgüt üyesi, Levon’un kendi ulusal davası ve inandığı değerler için ortaya koyduğu ‘mangal gibi yürek isteyen’ tavrını görmezden gelip, Ermeni ulusuna karşı var olagelmiş ve şimdi de süregelen nefret suçunun birer ortakları, İttihad ve Terakki’nin mirasçı torunları olduklarını belli ediyorlardı. Bundan dolayı da Ermeni devrimci Levon’dan nefret ediyorlardı. Bugün bile onu devrimci görmeyen zihniyetin temsilcileri, Mamak’ta düşmana kolayca teslim olmuş ve bu suçlarını sırtlayagelip, şimdiye kadar da taşıyanlardır aslında!

Bugün de, aynı dedeleri gibi İttihad ve Terakki geleneğinden gelen bu solun yandaşları, yanı başlarındaki Kürtleri de fark edip göremeyen, 1915 Ermeni soykırımını görmezden gelen anlayışın asıl mirasçılarıdır.

Onların bu tavrının nedeni ise, “Levon’un ağzından yazılmış” 10 sayfalık bir öğüt ve pişmanlık dilekçesinin mahpusane tutuklularına sunulmasıydı (!) Acaip olan, “kim tarafından yazıldığı belli olmayan” bu metnin bizlere günde iki saat “Bir teröristin pişmanlığı” adı altında zorunlu bir ders olarak okutulmasıydı.

Ben, Levon arkadaşın hücresinden 14 hücre ötedeydim, ama altı ay boyunca onunla defalarca karşılaştım ve imkânsız denecek kadar zor olsa da, dost olan dedelerimizin iki çocuğu olarak onunla konuşmaya çalıştım. Bu teşebbüsüm nedeniyle defalarca ağır hakaretlere uğrayıp, insafsızca dövüldüm, ancak birçok kez ağır cezalara mazur kaldıktan da çok sonra, önemli bir tarihe tanıklık ettiğimi anladım. Bu da benim ve Levon’un çektiği acıların üstesinden gelerek, hiç ama hiç pişmanlık duymadığımızın resmiydi.

Bir gün, el yazılarımla ilgili olarak davamın görüldüğü mahkeme tarafından çağrılmıştım. Beklemede, benden başka duvara dönük biri daha vardı ve o gün ikimizi birlikte kelepçeyip ring aracına bindirdiler. Kelepçe ortağım, yoldaşım Levon Ekmekçiyan’dı. O gün, farkında olmadan belki de bir tarihe tanıklık ediyordum. Hal-hatır sorduk birbirimize.. Nereli olduğunu sordum. O, iri siyah gözlerini bana dikerek “Adanalıyık” dedi. Ben de Karslı ve dede dostu olduğumuzu söyledim. Elimi sıkıca sıktı ve bana Ani’yi sordu. Safça, davasının ne aşamada olduğunu sordum. Gözlerini yüzüme dikerek “Bunlar beni asacaklar arkadaş, niyetleri bu!” dedi. Ben de ona saf-saf uluslararası ilişkilerden, bu cezanın ertelenebileceğinden vs. bahsettim. Beni dinledikten sonra, kendi tarihine sahip çıkma bilinciyle şunları söyledi: “Şanlıbey, olur da yaşarsan ve birgün sana beni soran olursa, onlara benim yaşadıklarımı, bana verdiğin selamın insani değerini ve anamı, bacımı ne kadar sevdim ve seviyorsam, halkımı, vatanımı ve tarihimi de o kadar sevdiğimi söyle soranlara !… Zaten bunun için buradayım ve İDAMI bekliyorum!..”

Aramızda uzun, bir tarih kadar uzun bir sessizlik oldu. Kısık bir sesle “Söz Levon, yaşarsam halkına ve akrabalarına seni, seninle yaşadıklarımı anlatacağım” dedim, usulca ellerimi tutarak gözlerime baktı. Aslında bu, yüz yüze konuştuğumuz ikinci görüşmemizdi.

İlk görüşmemiz doktor kontrolü için revire götürüldüğümüz gündü. Betona oturmuş, başımız önümüze eğik, duvara bakar durumdayken, gözaltından yanıma baktığımda hemen yanımdakinin Levon olduğunu fark ettim ve nöbetçi duymasın diye kısık sesle hal-hatır sorduktan sonra, “Aileden bir dede dostu olarak, kendisine çok kızgın olduğumu” söyleyerek, aklımdaki soruyu ona bir solukta sordum. “Sana çok kızgınız, bunca büyük bir şehir gerilla eylemine imza atmış biriyken, neden bizlere okutulan böyle bir pişmanlık dilekçesi yazdın, bu yüzden sana selam bile vermek istemiyoruz” dedim. Sözümü hiç kesmeden beni sabırla dinledi, ama tam o esnada onunla konuştuğumu fark eden nöbetçi hırsla yanımıza gelip konuştuğumuzu gördüğünü söyleyerek “açın ellerinizi” dedi, o zamana kadar ellerimi faşizmin askerlerine hiç uzatmamıştım, ama o anda ‘olur da uzatmasam onun subayını çağıracağını ve Levon’un yanıtını duyamayacağımı’ düşünerek, Levon’a göz kırpıp öne geçtim ve ellerimi askere uzattım. Her elimize 9’ar cop vurdu… ellerimiz kara tarla hagosu gibi şişse de, yere oturmamızdan sonra Levon’un yanıtını dinledim. “Arkadaş, ben ne doğru-dürüst Türkçe, ne de okuma-yazmayı bilirim. Onlar kendi yazdıklarını sizlere okutuyorlar demek” dedi. Ondan özür diledim ve bunu arkadaşlarıma söyleyeceğimi söyledim, dağlar onun olmuştu.

Bunu kim anlayabilir ki şimdi?!..

Revirden 50 No’lu hücreme dönünce, Raşit Batan ve Ali Alfatlı arkadaşlara Levon’un söylediklerini anlattım. Onlar da bunu Dev-Yol davasından tutuklu olanlarla tartışıp, konuştular. Ali arkadaş hatta, ona hak vererek, diğerlerine “bu ülkede Ermeni olmanın ne kadar zor olduğunu” anlatmıştı. Her havalandırmaya, mahkeme, emniyet, revir ve benzeri yerlere gittiğimizde, onun 34 No’lu hücresinin önünde bekletilir, orada aranır-taranır, orada kelepçelenirdik. Hiç ama hiç kimseyle görüştürülmeyen Levon bizleri görür görmez, iki eliyle hemen hücresinin demir parmaklıklarına sarılarak, sanki o uzak, yasaklı ülkesinden ona haber getirmişiz gibi, gülecen gözlerle bizlere gülümser, başıyla selam verirdi. Bugün de iyi biliyorum ki, ben ne zaman oraya gelsem, sırf bana selam vermek ve benden selam alma hali, hem onun, hem de benim için bulunmaz bir değerdi. Şimdi bu anlattıklarımı herkesin anlayacağını da sanmıyorum zaten. Bu, sadece insan olma bilinciyle ve yürek-yüreğe yaşanan bir değerdir. Sonucu hep dayak ve falakaya yatırılmak da olsa, ona her seferinde, inadına selam verdim. O da her seferinde selamımı alıp, onaylayıp, gülen gözleriyle karşılık verdi hep. Bir gün de bana “Bana her selam verdiğinde, hep dayak yiyorsun” demişti de, ona “olsun, sana selam vermek, tarihsel bir komşuluktan geldiği gibi, bir yoldaş selamıdır da” dediydim.

Levon’un her selamını 50 No’lu hücreme taşıyarak, dedemin bana Ermenice öğretmeye çalıştığı çocukluğuma gittim ve ondan dinleyerek büyüdüğüm güzelim hikâyeleri anımsayarak, aynı duyguları yeniden yaşadım.

O’nun hücresinin üstü açık, lambasının yakılması ve traş jileti dahi, dışarıdaki askerin iznine bağlıydı. İzin alsa bile, onun başkalarıyla konuşması yasaktı. O, daha mahkeme kararı olmaksızın idama mahkûmdu ve bunu herkes biliyordu zaten.

Levon’un idam kararının Danışma Meclisi’nde onaylandığı gün, onunla ilgili gazetelerde çıkan haberler bize ulaşmasın diye bizlere gazete verilmesi yasaklanmıştı yine. Ama biz durumu anlamıştık ve benle Raşit arkadaş onu darağacına götürdüklerine tanık olalım diye nöbet tutuyorduk. O kahrolası gece, Raşit beni hızla sarsarak uyandırdı ve “Kalk, Levon’u götürüyorlar” dedi. Sessizce hücre kapısına kulak koyup, uzaktan gelen sesleri dinlemeye çalıştık. O meşhur işkenceci, Mamak cezaevi müdürü Raci Tetik ve eşliğinde bir bölük askerle istihbaratçı Tuna Yüzbaşı gelip, Levon’un hücresini usulca açarak, onu neredeyse bir baba şefkatıyla uyandırdılar.

Aralarında şöyle konuşmalar geçti;

Levon – Hayırdır, gece gece geldiniz, dedi.

Raci – Yetkililer seni çağırıyor Levon, görüşeceklermiş, diye cevapladı.

Gece karanlığının olanca sessizliği çökmüştü ortalığa…

Levon – Biliyorum, beni asmaya götürüyorsunuz komutan, elbiselerimi giyeyim bari, bir de bacım ve aileme yazdığım mektuplarım var, onları yanıma alayım diyerek, bir yandan giyinerek, mektuplarını bulmaya çalışır.

O’nun yavaş yavaş giyindiğini Raci celladının “Haydi, çabuk ol, yetkililer bekliyor” deyişinden anladık. On-onbeş dakika sürdü Levon’un hazırlığı ve son sözünde “Biliyorum, sonuna geldik, sizin devletiniz asacak beni, pişmanlık duymuyorum, bu mektubumu bacıma, aileme verin!” dedi. Aralarında başka konuşmalar da geçse de, onun ayaklarıyla, ellerine vurulan zincir şakırtılarından ne söylendiğini iyice duyamadık. Bunun akabinde istihbaratçı subayın, Ermeni devrimci Levon Ekmekçiyan’ın ölüm sehpasına doğru teredüt etmeden yürüyüşüne eşlik ettiğini farkettik. Altı aydan beri idamını bekleyen Levon ölüme yürüyüp, bizleri öksüz bıraktığında, artık kime selam vereceğimi bilemez durumdaydım.”

Kaynak: Sarkis Hatspanian

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers