31 Temmuz 2015 Cuma

Victor Jara’nın katilleri 42 yıl sonra yargılanıyor

Şilili şarkıcı, tiyatro yönetmeni ve Komünist Parti üyesi Víctor Jara’yı 1973 darbesi sırasında işkence ederek öldüren 10 subay yargılanacak. Şüphelilerden dördü, kendi istekleriyle teslim oldu, diğerlerinin de tutuklanması bekleniyor.

Şili’de, 11 Eylül 1973’de General Augusto Pinochet tarafından gerçekleştirilen CIA destekli askeri darbe sırasında seçilmiş devlet başkanı Salvador Allende öldürülmüş, binlerce sol görüşlü ve sosyalist de, işkence edilerek öldürülmüş ve kaybolmuştu. Darbe sırasında tutuklanan ve stadyuma toplanan sol görüşlüler içerisinde olan Víctor Jara’nın bileği ve eli, işkenceciler tarafından kırıldı. Rus ruleti oynamaya zorlandıktan sonra 44 kurşun ile infaz edildi.

Jara, Şili darbesinin adı en çok bilinen kurbanlarındandı ama kurbanların çoğunu akıbeti, hâlâ bilinmiyor. Şili’de, hâlâ gömüldükleri yerlerde, darbe kurbanlarının kalıntıları bulunuyor. Şili Hakikat ve Adalet Komisyonu, 1973-1990 arasındaki Pinochet diktatörlüğü sırasında, 3095 kişinin öldürüldüğünü, bunların 1000’inin kayıp olduğunu açıkladı.

Jara’nın eşi “Bir umut mesajı”
Jara’nın eşi Joan Turner Jara, işkenceci subaylara yöneltilen suçlamaların, nihayet “Bir umut mesajı” olduğunu ifade ederken, Victor için beliren umudun, darbenin diğer kurbanları için de adalet getireceğini umduğunu belirtti.

Cesetleri morgdan alarak yakmak isteyen kalabalık Adana'yı karıştırdı!

Adana'nın Pozantı ilçesinde PKK'li olduğu iddia edilen 2 kişinin cesetlerini morgdan alarak yakmak isteyen kalabalık bir grup lastik yakarak karayolunu trafiğe kapattı. Polis kalabalığa karşı gaz kullandı, havaya ateş açtı. Adana- Ankara karayolunu kapatan kalabalık, Pozantı Devlet Hastanesi yolundaki tomrukları da ateşe verdi. Tomruklar TOMA'larla söndürüldü. Tomrukların altında kalan bir uzman çavuş da yaralandı. 

Kaynak: BirGün

Demirtaş: Hepsinin çocuğu çürük raporu almış, ölen yoksulların çocuğu

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Beyoğlu’nda bir otelde bazı medya temsilcileri ve bazı İslami kanaat önderleriyle bir araya gelmeden önce basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun son operasyonlara ‘Huzur ve Demokrasi’ adını verdiğinin hatırlatılması üzerine Demirtaş, “Sayın Başbakan kendisini vicdanlı, inançlı bir insan olarak tanımlıyor. Ülkemizde buna benzer, bundan daha ağır çatışmaları çok yaşadık. Ölümler gördük, acılar yaşadık. Bu vicdanlı ve inançlı sayın Başbakana şunu sormak istiyorum. Adına huzur, bilmem ne operasyonu dediğiniz operasyon kapsamında tam 5 gündür, 50 derece sıcağın altında Habur sınır kapısında, 13 YPG’linin cenazesi sizin emriniz ve talimatıyla bekletiliyor” dedi.

Cenazelerin IŞİD’e karşı savaşırken yaşamını yitiren Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına ait olduğunu söyleyen Demirtaş, “Aileleri 5 gündür, o cenazeleri soğuk hava tesisatlı bir Tır Korsesinde Türkiye’ye almak için bekliyorlar. 5 gündür sizin emrinizle 13 cenazeye hakaret ediliyor, işkence ediliyor. Bu mudur sizin huzur operasyonlarınız? Evet evlatlarımız ölüyor. Evet, acılar çekiyoruz. Bütün acıları yüreğimizde hissediyoruz. Ama cenazelere hakaret edecek, cenazelere işkence yapacak kadar vicdanınızı yitirmemiş olmanızı temenni ediyorum. ‘Biz bu savaşı sonuna kadar sürdüreceğiz’ şeklinde tavrınız devam etse de bizim de tutumumuz nettir. Biz bu ülkede size savaş yaptırmayacağız. Sizin saltanatınız için, iktidarınız için evlatlarımızın ölümüne izin vermeyeceğiz”diye konuştu.

Ortada bir vatan savunması olmadığını belirten Demirtaş sözlerini şöyle sürdürdü:

Saray savunmasıdır, iktidar savunmasıdır bu. Sen kimin evladını, kendi iktidarın için ölüme gönderiyorsun? Bu evlatlar kolay mı yetişiyor? “Efendim, biz evlatlarımızı gerekirse feda ederiz.” Edin bakalım evlatlarınızı, hepsi çürük raporu almışlar. Hepsinin evinde para sayma makinaları. Bak yoksulun evladı bayraklara sarılıp geliyor. Hanginiz evladınızı feda ediyorsunuz? Biz size savaş yaptırmayacağız. Hükümet aklını başına almalı. Bu ülke barış istiyor. PKK açıklama yaptı. ‘Masaya oturmaya hazırız’ diye. Bizim çağırımıza karşılık verdi. ‘Elimizi tetikten çekmeye hazırız’ diye. Ülkenin başbakanı buna mutlaka sağduyulu bir cevap vermek durumundadır. Geçici başbakansın. Ülkeyi böyle paldır küldür savaşa sokamazsınız. Seçim kaybettiniz. İktidardan düştünüz, kendinize gelin. Bu millet, bu devlet, bu toplum sizin malınız, mülkünüz değil. Kendinize gelin. Yenildiniz seçimde. Yenildiniz. Sandığın sonucuna önce bir saygı duyun, ondan sonra ülkede çözülmeyecek hiçbir sorun kalmaz. Ülkeyi savaşa sürüklemelerinin nedeni, 7 Haziran’da aldıkları yenilgidir. Bunu kendileri de ifade ediyorlar.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunduklarının hatırlatılması üzerine de Demirtaş, “Yargıyı yönlendirme, sayın Cumhurbaşkanı’nın, sayın Başbakan’ın talimatıyla olmuştur. Yargı eğer onların talimatıyla çalışmışsa, suç işlemiştir. Biz o nedenle sayın Cumhurbaşkanı ve sayın Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunduk. Yargı siyasetçilerin talimatıyla, emriyle çalışmaz, çalışamaz. Ortada yargıya güven kalmazsa devletin temeli sarsılmış olur. Yargı mensuplarının da buna azami dikkat etmesi lazım” diye konuştu.

Remzi Kartal: Diyalog başlarsa, PKK masaya yeniden oturmaya hazırdır

Çözüm sürecinin dönüm noktalarından birini aştığımızı sanıyorduk. Diyalog dönemi bitmişti, müzakere başlamak üzereydi. Hükümet HDP ile yan yana oturdu, Öcalan’ın mektubu okundu. Artık sürece gözlemciler ve parlamento dahil edilecekti. Öcalan PKK’ye silah bırakmanın tartışılması için kongre toplama çağrısı yapmıştı. PKK bunu kabul ettiğini ve Mayıs ayı gibi kongreyi toplamak üzere hazırlıklara başladığını açıklamıştı. Ne haldeyiz şimdi? Her gün bir şehit haberi geliyor, öte yandan sistematik olarak her gün bombalanan kamplarda 190 PKK’linin öldüğü belirtiliyor. Ne haldeyiz sorusunun cevabı… Aynı acı, ölüm ve şiddet sarmalına geri döndük. Niye böyle olduğunu anlamak, düzeltmenin de başlangıcıdır diye düşünerek sürecin aktörleriyle görüşüyorum. HDP kanadından Demirtaş’ı dinledik. Sürecin önemli yürütücülerinden iki üst düzey AKP’liye ulaştım, onları da dinlememiz gerektiğini söyledim. Maalesef kabul etmediler. Bugün sizi PKK örgütünün Avrupa'daki üst düzey yöneticilerinden Kongra-Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal’la baş başa bırakıyorum. Kartal, “PKK’nin savaşmak istemediğini, siyasi çözümden yana olduğunu ve geri dönülmez bir noktada olmadığımızı” söylüyor. 

Önceki röportajlarımızdan birinde ‘Çözüm süreci masasından kalkan taraf kaybeder, bu tarihi bir fırsat’ demiştiniz. PKK polisleri öldürerek bu fırsatı artık umursamadığını göstermiş olmadı mı?
-Suruç’taki olayların hemen ardından patlak vermesi PKK’nin merkezi bir talimatı ve kararı olmadığını gösteriyor bu ölümlerin. Oradaki yerel girişimlerle ortaya çıktı. O yerel girişimler kimdir, neyin nesidir bu konuda bir bilgim yok.

Yani şimdi PKK bu infazları tamamen üstlenmeme noktasına mı geldi, anlayamadım?
-Evet. PKK’nin dış ilişkiler komitesinden bir açıklama da yapıldı. “Bizim böyle bir eylemimiz yok, bizim adımıza verilmiş bir talimat yok, yereldeki inisiyatif ile ortaya çıkmıştır” denildi. Bu provokatif bir eylem midir yoksa oradaki bazı gençlerin kendilerini örgütleyerek yaptığı bir şey mi şu anda net değil.

PKK’nin çözüm sürecine bakışı nedir şu anda?
-Çözüm süreci ile ilgili bizim stratejik yaklaşımımız bellidir. Biz Kürt sorununun siyasi müzakereyle çözülmesini istiyor, stratejimizi buna endeksliyoruz. Diyalog ve müzakere sözkonusu olduğu sürece bütün şiddet durdurulmalıdır. Ki süreç 2013’ten bu yana kadar da böyle oldu. Süreci belirleyen, çözüm süreciyle ilgili stratejik yöntemi belirleyen devlettir. İşin başından beri böyledir. Yani 100 yıldır sistem böyle işler, Kürtlerle ilgili stratejik çerçeve devlet tarafından çizilir. Ne zaman ki devlet diyaloga girmiştir, o zaman çatışmasızlık olmuştur. En sonuncusu 2013’te başlayan çözüm süreciydi. Şimdi Erdoğan diyor ki “Milli beraberliğimize kastedenlerle konuşamayız, çözüm süreci bitti.” Görüldüğü üzere diyalogu bitiren ve savaşa karar veren yine devlet.

Ama hayır… Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamasından da Kandil’in bombalanmasından da önce o polisler öldürüldü…
-Şimdi bakın bu hiçbir kimsenin mantığına uymaz. İki polise karşı yapılan eylem nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devleti eğer stratejik olarak kararlı ise süreci bitirmezdi. Bu ölümleri küçümsediğim zannedilmesin sakın. Onu kastetmiyorum. Sadece devlet mekaniği böyle işlemez diyorum. Ayrıca seçimlerden önce Kürt siyasi hareketine karşı birçok baskı ve şiddet eylemi de yapıldı. IŞİD politikası, Rojava ve Kobane’de izlenen politikalar ateşkes sürecini ortadan kaldıracak cinstendi. Meseleyi polisler öldürüldü, süreç bitti çerçevesine kilitlemek hiç doğru değil. Erdoğan’ın kişisel hırsları nedeniyle bu noktaya gelindi.

Kilitleme kilitlememe meselesi değil. Bizim vatandaşlar olarak bu hayati sürecin niye bittiğine dair tüm detayları bilmeye hakkımız var. Madem devletin stratejisi belirliyor çerçeveyi, madem Erdoğan’ın hırsları bugünlere getirdi, öyleyse PKK de bu oyunu bozsaydı, HDP’nin seçim başarısını gölgelemeseydi, yeniden şiddete başvurarak daima eleştirdiği devlet stratejisinden ne farkı kaldı?
-HDP’nin geniş ve farklı kitlelerden aldığı oy çok önemli ve şunu gösteriyor: Türkiye halkı çözüm istiyor, çatışma değil. Fakat şimdi savaşa yeniden dönülüyorsa, Erdoğan bastırarak sindirerek tüm güvenlik güçlerini kullanarak ilerlemek istiyorsa, PKK’nin kendisini ve halkını koruması zorunluluğu vardır. Geri çekilen, sinen, bekleyen, gökyüzünden inen tonlarca bombalara hiçbir cevap vermeyen bir konumda duramaz. Çok açık ve net ifade etmek istiyorum Türkiye kamuoyuna… Bize dayatılan çatışmadır. Devlet bunları yapıyor ama PKK niye sesini çıkarıyor yaklaşımı doğru değildir. Herkesin bu şiddet politikalarına karşı çıkması gerekir ki kriz derinleşmesin.

PKK yönetimi şunu görmüyor mu: Türkiye halkının Kürt sorununa bakışı çok genişledi. Ama şiddet ortamında, polis, asker cenazesi geldiği vakit kimsenin bunu anlaması mümkün değil. Dolayısıyla sizin talep ettiğiniz karşı duruşun da gösterilmesi çok zor. PKK kendini artık bu şekilde Türkiye’ye anlatamadığını ama silahların sustuğu bir ortamda sözlerinin çok daha kıymetli ve duyulur olduğunu görmüyor mu?
-Sizi anlıyorum. Türkiye kamuoyunun ruh halini anlıyorum. Halkların demokrasiden barıştan sivillikten yana tercihini kullandığını anlıyorum. Fakat bir şey daha var. Çatışmanın kendine göre bir askeri mantığı var. Bir yerde askeri güç karşısında kendini savunmak savaşın doğal mantığında vardır. Bir askeri müdahale karşısında bize “Siz durun, sessiz kalın biz demokratik alanda bunları mahkum edelim” denmesini anlıyorum ama askeri mantıkta maalesef yeri yok. Sivil siyasette sesini yükseltme noktasında sizin ortaya koyduğunuz şeyi insan anlıyor ama askeri anlamda kendisini yok etmeye çalışan konsepti boşa çıkarmaya çalışmak doğaldır. Bir savaş başladığında, sadece bir tarafa “Siz durun” demek gerçekten çok yerinde çok isabetli bir şey değil. Yapılacak şey topyekûn savaş politikasına karşı çıkmaktır. Bakın artık 90’larda değiliz. İnsanlar bazı şeyleri görüyor. Üstelik o zamanlar Türkiye'nin baskıcı Kürt politikasına uluslararası güçler tam destek veriyordu. Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesiyle ilgili Türkiye içinde ve dışında ciddi bir kamuoyu yoktu.

İşte ben de diyorum ki şimdi var ve şiddet bu ‘anlamaya çalışan’ kamuoyunu büyük riske atıyor…
-Şu anda öyle görünmese de, bence bu kamuoyu sayesinde Türkiye kalıcı bir barış sürecine gidecek. Bu konuda en büyük rol HDP ve CHP’ye düşüyor. Savaş eksenli politikalara karşı kamuoyu oluşturmalı, geniş bir savaş karşıtı blokla Türkiye’yi savaştan çıkarıp barışa evrilen bir sürece sokmak için uğraşmalılar.

Öcalan ‘Silahlı mücadelenin sonuna gelindiğini’ açıkladı hatırlayacaksınız. PKK bunu benimsedi mi benimsemedi mi?
-Stratejik olarak benimsedi elbette. PKK, Önder Apo’nun ‘Kürt sorunu silahla değil, siyasetle çözülsün’ sözüne ‘Evet’ demiştir. Silahı tekrar gündeme getiren örgüt değildir. Silah örgüte bir biçimde dayatılmıştır. Yani PKK’nin süreç boyunca takındığı tavır stratejiktir ve elbette hala geçerlidir. Siyasi olarak meselenin tartışılmasının önü açılırsa PKK silahı toptan gündemden çıkartmaya hazırdır. Nitekim Sayın Demirtaş’ın da sizin röportajınızda ifade ettiği gibi, örgüt silah bırakma kongresini toplamak üzereydi. Hazırlıklarını yapmıştır. Eğer herşey yolunda gitseydi, Öcalan Türkiye heyetinin ve HDP heyetinin karşısında PKK’ye Türkiye’ye karşı silah bırak çağrısı yapacaktı. Yakaladığımız tarihsel fırsatın önü tıkandı maalesef.

Masayı yeniden ayağa kaldırmanın yolu nedir? Geri dönülmez bir noktada mıyız?
-Hayır geri dönülmez bir noktada değiliz. Kürt sorununun tek çözüm yolu vardır, siyaset. Bu ne zaman olur bilmiyorum ama Kürt sorunu mutlak surette anayasal ve demokratik bir zeminde çözülecektir. Silahlar susacak ve tamamen devreden çıkacak. Bunun başka hiçbir yolu yok. Ama bugün yarın ne zaman olacak, ben bilemem. Şu anda şüphesiz ki güçlü bir demokratik savaş karşıtı muhalefet yükselirse –ki bu artık HDP ile de sınırlı olmamalı, tüm siyasi partiler katılmalı- her zaman geri dönüş söz konusudur.

Yani PKK yeniden masaya oturur diyorsunuz?
-Elbette. Bunda hiçbir şüphe olmamalı. PKK’nin amacı savaşmak değil ki. Amacı siyasi çözümdür, barıştır, özgürlüktür. Barış istiyor, çözüm istiyor. Ne zaman ki masaya dönmenin imkanları yaratılır, PKK hazırdır. Bombalamanın durması, Öcalan’ın üstündeki tecritin kalkması gibi şartlar yerine gelirse masaya dönmek mümkündür. Bakınız Türkiye bu bombalamaları çok yaptı. Hiçbir şey değişmiyor, değişmeyecek. Sadece insanları kaybediyoruz ama çözüme yaklaşmıyoruz bu şekilde. Türkiye toplumu barış beklerken neden bu hale geldi, meclis irade alıp araştırma yapmalıydı. Ama olmuyor çünkü mecliste AKP-MHP çoğunluğu var.

Ezgi Başaran - Radikal

Demirtaş: PKK, 'Elimizi tetikten çekmeye hazırız' dedi, Başbakan buna sağduyulu cevap vermeli

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İstanbul'da bir grup gazeteci ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile bir araya geldi. Taksim'de bulunan Elit World Otel'de düzenlenen toplantıya, Zaman Gazetesi köşe yazarı Ali Bulaç, Levent Gültekin, MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal gibi isimlerin yanı sıra HDP milletvekilleri Ayhan Bilgen, Altan Tan, Nimetullah Erdoğmuş da katıldı.

Demirtaş, toplantı öncesi gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.

Devam eden operasyonlara ve hükümetin PKK'ye dönük "silah bırakırlarsa süreç devam eder" yönündeki açıklamalarına ilişkin görüşleri sorulan Demirtaş, 13 YPG'linin cenazesinin Başbakan'ın talimatı ile Habur Sınır Kapısı'nda bekletilmesine tepki göstererek sözlerine başladı. 13 cenazenin Türkiye vatandaşı olduğunu ve DAİŞ'e karşı mücadelede yaşamını yitirdiğini hatırlatan Demirtaş, Başbakan'a "Sayın Başbakan'a şunu sormak istiyorum: Adına huzur dediğiniz bu operasyon kapsamında tam 5 gündür 50 derece sıcağın altında Habur Sınır Kapısı'nda 13 YPG/YPJ ve HPG'linin cenazesi sizin talimatınızla bekletiliyor. Bu çocuklar IŞİD'e karşı savaşta yaşamını yitirdi. Ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdırlar. Anneleri babaları tam 5 gündür o cenazeleri bir TIR dorsesinde Türkiye'ye almak için bekliyorlar. 5 gündür sizin emriniz nedeniyle 13 cenazeye tabiri caizse hakaret ediliyor, işkence ediliyor. Bu mudur sizin huzur operasyonlarınız? Evet, evlatlarımız ölüyor acılar çekiyoruz. Tüm acıları yüreğimizde hissediyoruz. Ama cenazelere hakaret edecek, cenazelere işkence edecek kadar vicdanınızı yitirmemiş olmanızı temenni ediyorum" diyerek tepki gösterdi.

'ORTADA VATAN SAVUNMASI DEĞİL SARAY SAVUNMASI VAR'
Hükümetin "savaşı sonuna kadar devam ettireceğiz" tavrına karşı HDP'nin tavrının da net olduğunu belirten Demirtaş, "Biz bu ülkede size savaş yaptırmayacağız. Sizin saltanatınız ve iktidarınız için evlatlarımızın ölümüne izin vermeyeceğiz" dedi.

Ortada "vatan savunması" olmadığını yaşananların "saray savunması" olduğunu kaydeden Demirtaş, şöyle devam etti: "Sen kimin evladını iktidar için ölüme gönderiyorsun? Bu evlatlar kolay mı yetişiyor. Efendim 'gerekirse biz evlatlarımızı da feda ederiz' diyorlar. Edin bakalım. Hepsi çürük raporu almışlar. Hepsinin evinde para sayma makineleri. Bak yoksulun evladı bayraklara sarılıp geliyor. Hanginiz evladınızı feda ediyorsunuz. Ülkeyi savaşa sürüklemelerinin nedeni 7 Haziran'da aldıkları yenilgidir."

"PKK 'ELİMİZİ TETİKTEN ÇEKMEYE HAZIRIZ' DEDİ, BAŞBAKAN BUNA SAĞDUYULU CEVAP VERMELİ"
Toplumun barış istediğini vurgulayan Demirtaş, PKK'den gelen "masaya oturmaya hazırız" açıklamasına da değinerek, "Hükümet aklını başına almalı bu ülke barış istiyor. PKK masaya oturmaya hazırız diye açıklama yaptı. Bizim çağrımıza karşılık verdi. Elimizi tetikten çekmeye hazırız diye. Ülkenin Başbakan'ı buna mutlaka sağduyulu cevap vermek zorundadır. Geçici Başbakan'sın. Ülkeyi böyle paldır küldür savaşa sokamazsın. Seçimi kaybettiniz, iktidardan düştünüz. Bu toplum sizin malınız mülkünüz değil. Kendinize gelin. Yenildiniz, seçimde yenildiniz. Sandığın sonucuna saygı duyun ondan sonra ülkede çözülmeyecek sorun kalmaz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu hakkında yargıyı etkiledikleri gerekçesiyle bulundukları suç duyurusuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Demirtaş, "Yargıyı yönlendirme sayın Başbakan'ın Cumhurbaşkanı'nın talimatıyla olmuştur. Yargı onların talimatıyla işliyorsa suç işlemiştir. O nedenle Başbakan ve Cumhurbaşkanı hakkında suç duyurusunda bulunduk. Yargı seçilmişlerin talimatıyla çalışamaz. Ortada yargıya güven kalmazsa devletin temeli sarsılmış olur. Soruşturma geçen yıl başlamıştı. Bu yıl yeni başlatılmış bir soruşturma değil. Ortada beni suçlayacak en ufak bir şey varsa dokunulmazlığımın kaldırılmasını ben kendim istedim. Biz dokunulmazlık zırhına sığınacak insanlar değiliz. 550 milletvekili ve Cumhurbaşkanı dahil hepimizin dokunulmazlığı kalksın. Kim ne halt işlemiş çıkalım yargı karşısına beraber hesap verelim. Bize hepimize sorsunlar. Cenazelerden kim sorumlu, talimatları kim verdi, bizim verecek cevaplarımız var. Ama aynı zamanda sorsunlar paraları kim çaldı, devleti kim soydu? Bunları da sorsunlar, bizim yine verecek hesabımız var. Korkmuyorlarsa buyursunlar hep birlikte dokunulmazlıklarımızı kaldıralım, biz buna hazırız" dedi.

Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın HDP'yi hedef gösteremeye devam ettiğine dikkat çeken Demirtaş, "Kandil'e operasyon yapılıyor. Sözde IŞİD'e operasyonlar yapılıyor. Allah aşkına bir Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ı dinleyin. Ağzını açıyorlar HDP'yi kapatıyorlar. Zannedersinizki bütün bu operasyonları HDP yapıyor. Buradan da niyetleri anlaşılıyor. Amaçları siyasi bir sonuç elde etmek. Siyasi bir operasyondur bu. PKK'yi ağzına bile almıyorlar. Çünkü PKK masadaydı ve çözüme hazırdı. Ama her şeyden HDP'yi sorumlu tutuyorlar" şeklinde konuştu.

'PKK İLE BARIŞ IŞİD'E KARŞI BİRLİKTE ORTAK DURUŞ GEREKİYOR'
"Türkiye'nin hala IŞİD'e destek yaftasından kurtulamamıştır" diyen Demirtaş, dönemin "PKK ile barış, Suriye ve Irak'ta IŞİD'e karşı ortak bir duruş" dönemi olduğunu söyledi. Demirtaş, "Keşke kurtulabilse keşke bunun hakkını verebilse. Keşke bundan sonra ortak operasyonların içinde olsa. PKK'yle barış ve birlikte özellikle Suriye ile Irak'ta IŞİD'e karşı ortak bir duruş gerekiyor. Umut ediyorum ki aklI selim hakim olur" dedi.

'TEHDİTLE OY ALDILAR' İDDİALARINA YANIT
Bir gazetecinin hükümet yetkililerinin HDP'yi "sandıklardan tehditle oy aldılar" yönündeki iddialarını sorması üzerine Demirtaş, rakamlarla yanıt verdi. HDP için full çıkan sandıklardaki oy sayısının 154 bin olduğunu bu rakamın AKP için ise 87 bin oy olduğunu kaydeden Demirtaş, şunları aktardı: "AKP de 87 bin oy ful almış sandıklardan. Eğer ful oy çıkarmak tehditle oluyorsa AKP de demek ki tehdit etmiş. Böyle saçmalık olur mu? Bakın 6 milyon oy içerisinde 150 bin küsurat oy ful çıkmış, tümünü inceledik. Bunlara itirazları varsa, gerçekten tehdit olduklarını düşünüyorlarsa sandık başı görevlileri dahil olmak üzere, AKP'nin görevlendirdiği resmi sandık kurulu görevlisi sandığın başında değil miydi? Oradaydı. O bile bize oy vermiş. Bizim suçumuz mu? HDP'ye oy vermek gerektiğine o da inanmış. Tehdit varsa 5 kişilik sandık kurulu görevlisi var. Niye bunlar itiraz etmemiş de aradan aylar geçiyor, bunlar durumu çarpıtmaya çalışıyorlar. Buna hiçbir zaman tenezzül etmedik."

'ABD İLE NE KARŞILIĞINDA UZLAŞMAYA GİRİLDİ?'
İncirlik üssünün açılması ve ABD ile ilişkilere dair yorumu sorulan Demirtaş, bu konuda da, "İncirlik üssünü ABD'nin talep ettiği uzun süredir biliniyor. Tam olarak ne karşılığında böyle bir uzlaşmaya girildi veya ABD'nin kullanımına açıldı, bunu tam olarak bilmiyoruz. Fakat zannedersem Türkiye İŞİD'e karşı daha aktif olma taahhüdünde bulunmuş olmalı. En azından görünen o. Eğer İŞİD'e karşı daha aktif bir mücadele yürütülecekse, ortak bir mücadele yürütülecekse İŞİD'in sahada karşılaştığı en dirençli güç PYD ve onun etrafından örgütlenmiş güçlerdir. O halde mantıklı olan şey PYD ile koordineli ve Türkiye'de de iç barışı garanti altına alacak bir süreci hep birlikte yürütmeleridir. Bizde izliyoruz, bütün bunlar sahada planlandığı gibi mi olacak? Yoksa yine aldatmaca, kandırmaca üzerine mi ilişkiler kuruluyor? Bunu önümüzdeki günlerde net olarak göreceğiz" değerlendirmesinde bulundu.

Ağrı'da ev baskınında 3 kişiye polis infazı

Ağrı'da bir eve baskın düzenleyen özel harekat timleri, Sezai Yaşar, kardeşi Ahmet Yaşar ve Mirzettin Görtürk isimli kişileri infaz etti. 

Ağrı'nın Sıtkiye Mahallesi'ni ablukaya alan yüzlerce özel harekat timi ve sivil polis, iki katlı bir eve baskın düzenledi. Mahalleye giriş ve çıkışlara izin vermeyen polisler, evdekilere ateş açarken silah sesleri uzun bir süre susmadı. Baskın sonucu infaz edilen kişilerin Ağrı Diyadin nüfusuna kayıtlı Sezai Yaşar (26), kardeşi Ahmet Yaşar ve Mirzettin Görtürk olduğu öğrenildi. Cenazeler halen infazın yapıldığı evde bekletilirken, haberin alınması üzerine yüzlerce yurttaş Ağrı Devlet Hastanesi'ne akın etti. Yurttaşlar ile polisler arasında zaman zaman gerginlik yaşanıyor.

Yüksekdağ sözünün arkasında: Ben barbarlığa karşı çıkan halka sırtımı dayadım, iktidar IŞİD’e

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve hükümet yetkililerinin partisinin ‘teröre destek verdiğinin göstergesi’ olarak sunduğu “Biz sırtımızı YPG’ye yaslıyoruz” sözlerinin arkasında olduğunu açıkladı.

‘Siz de yaslayın, Türkiye’nin sırtı sağlam olsun’
Yüksekdağ, sözlerinin çarpıtıldığını belirterek, “Söylediğim sözlerin arkasındayım. Ben o gün, ‘Biz sırtımızı PYD’ye YPG’ye YPJ’ye dayıyoruz’ dedim. Ne demek bu? IŞİD’e karşı mücadele eden bir güce yaslıyoruz. Bu, teröre sırtını yaslamak değildir. Bir barbarlığa karşı mücadele eden halk iradesine yaslamak demektir” dedi.

Yüksekdağ, hükümetin sırtını IŞİD’e yasladığını öne sürerek, eleştirilere karşı da şu çağrıyı yaptı: ”Gelin siz de sırtınızı PYD’ye yaslayın. Türkiye’nin sırtı sağlam olsun.’ Kobani’ye ve Rojava’ya sırtını yaslayan Türkiye’nin sırtı sağlam olur. Sırtınızı IŞİD’e yaslamayın. Yıllar boyunca siyasi iktidar sırtını IŞİD adı verilen terör örgütüne yasladı. Hala bu durumu değiştiren bir gelişme yaşanmamıştır. Ben söylediğim sözlerimin arkasındayım.”

‘Soruşturma hükümsüzdür’
Yüksekdağ, hakkında açılan soruşturmaya da değindiği konuşmasında, bu kararın hükümsüz olduğunu belirtti. “Soruşturma dokunulmazlık konusunun bizim nezdimizde değeri yoktur, hükümsüzdür. Meşru olmayan geçici bir hükümet döneminde alınıyor bu karar o yüzden hükümsüzdür” diyen Yüksekdağ, “Daha önce partilerimiz, kapatıldı dokunulmazlıklar kaldırıldı, biz çok şükür çok daha güçlü geldik” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’tan Erdoğan ve Davutoğlu hakkında suç duyurusu: Yargı yönlendiriliyor

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, kendisi ve partinin diğer eş genel başkan Figen Yüksekdağ’ı hedef alan soruşturmaların ardından, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında suç duyurusunda bulundu.

Partinin resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada, suç duyurusuna gerekçe olarak Erdoğan ve Davutoğlu’nun yargı bağımsızlığını etkilemesi ve yargıyı yönlendirmesi gösterildi.

İşareti Erdoğan vermişti
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hükümet kanadının hedef tahtasına oturttuğu HDP’nin kapatılmasına karşı olduğunu ancak parti yöneticilerinin bedel ödemesi gerektiğine dair açıklamasıyla Demirtaş ve Yüksekdağ’ı işaret etmişti.

Başbakan Davutoğlu da Suruç’ta 31 kişinin yaşamını yitirdiği IŞİD saldırısının ardından Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi ve devamında yaşanan şiddet olaylarının faturasını HDP’ye kesmişti.

Bu açıklamaların ardından Demirtaş, ‘halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, tahrik etmek’le suçlanmış, Yüksekdağ hakkında da ‘terör örgütünün propagandasını yapmak’ suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.

Bahçeli'den koalisyon için umutlanan AKP'ye yeni şart: Kur'an'a el basın

Devlet Bahçeli, yeniden gündeme gelen AKP ile koalisyon için ileri sürdüğü şartlarına bir yenisini daha ekledi. Daha önce açıkladığı 5 şartın kabul edilmesini yeter bulmayan MHP lideri, Kur'an-ı Kerim'e milletin önünde el basılmasını istedi.

Genişletilmiş il istişare toplantılarına Tokat, Sivas ve Yozgat'la devam eden MHP lideri Devlet Bahçeli, basına kapalı gerçekleştirilen toplantılarda önemli açıklamalarda bulundu. 

Edinilen bilgiye göre, CHP'nin verdiği terör önergesine karşı AKP ile birlikte hareket etmelerinin ardından yeniden konuşulan AKP-MHP koalisyonu seçeneğini değerlendirdi. Bahçeli, bu yorumlara değinirken önce şartlarını sıraladı: “1- Anayasanın ilk dört maddesinden taviz yok. 2- Terör örgütü PKK ile Türkiye'nin her yerinde mücadele edilecek. 3- PKK, kendini lağvedecek. Silahlarıyla birlikte teslim olacak. Silahlar, envantere kaydedilecek. 4- 17-25 Aralık dosyası yeniden açılacak. Hırsızlardan hesap sorulması için Bilal oğlan dahil herkes yargıya gidecek. 5- Çözüm süreci çöpe atılacak.” Ardından, iktidar partisine şöyle seslendi: “Tekliflerimizi kabul ediyorsanız, bir protokole bağlıyorsanız taşın altına gövdemizi bile koyarız. AKP, şartlarımızı kabul ederse milletin huzurunda Kur'an'a el basar mısınız? MHP, basacaktır. Diyanet İşleri Başkanı'nı da çağıralım. O da hazır bulunsun. Ellerimizi bastıktan sonra ertesi gün de hükümeti kuralım.” dedi.   

Bahçeli, Meclis Başkanlık Divanı'nın MHP'li üyelerinin tam kadro Saray'a çıkmasını eleştiren CHP'ye ise Deniz Baykal'ın Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi hatırlattı ve şu cevabı verdi: “Sana ne, giderse gider. Senin eski genel başkanın bir telefonla Erdoğan'ın ayağına kadar giderken sesin çıkmıyor da, MHP'nin Başkanlık Divanı üyelerinin gitmesini niye yadırgıyorsun? Divan üyeleri, diğer partilerin de oylarıyla seçiliyor. Onlar artık MHP'li olmakla birlikte divan üyesidir. Başkanlık Divanı, başka bir müessesedir ve gitmek zorundadır. Bunda devlet geleneğinin bir özelliğini aramak lazımdır.”

CHP'nin terör olaylarının araştırılmasına ilişkin komisyon kurulması teklifine neden destek vermediklerini de izah eden Bahçeli, “AKP ile MHP'nin aynı yönde oy kullandığını gören medya, CHP ile HDP'nin ihanet işbirliğinden niye bahsetmiyorsun? Biz, CHP'nin bu önerinin zamansız olduğuna inanıyoruz. Komisyonla zaman kaybına gerek yok. ‘Devlet, teröre karşı zaman kaybetmeden gereğini yapmalıdır' diyoruz.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan yine ateistlere çıkıştı: Ülkemde terörist, ateist grupları destekleyenler var

Muhaliflerine seçim meydanlarında ‘Bunlar ateist’ demesi unutulmayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir kez daha ‘ateistler’e çıkıştı.

Endonezya’nın başkenti Cakarta’da Milli Güvenlik Akademisi’nde yaptığı konuşmada, mezhep farklılıklarından doğan çatışmalara değinen Erdoğan,  “Terörist ama aynı zamanda ateist olan grupları mezhep farklılıkların dolayı savunanları görüyoruz” dedi.

Terörle kaynağına bakmaksızın mücadele edilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, “Mezhep farklılıklarını bir kenara bırakmalıyız. Bizim tek derdimiz var: İslam, İslam, İslam… İslam’a gölge düşürülmesini kabul edemeyiz. Terörü kaynağına ve kimliğine bakmaksızın reddetme iradesini hep birlikte göstermek mecburiyetindeyiz” diye konuştu.

Bu noktada, mezhep farklılıklarının çatışmayı körüklediğini anlatmaya çalışsa da Türkiye’de terörist örgütlerin aynı zamanda ateist olduklarını vurgulama yoluna giden Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Bakıyorsunuz şu anda, Müslüman olduğunu söyleyen, fakat farklı mezhepten olduğu için, ülkemdeki terör mücadelesinde ateist olanları dahi savunanların olduğunu gördüğümüz bir dünya var. Böyle bir yaklaşım tarzını görüyoruz. Ama lafa geldiği zaman “Müslümanız” diyorlar. Ama öbür tarafta terörist, aynı zamanda ateist olan örgütleri bu mezhep farklılığından dolayı savunanları görüyoruz. Öyleyse bunlara karşı uyanık olmak zorundayız.

Halkın Hukuk Bürosu: “Polis yeni infaz hazırlıkları yapıyor!"

Halkın Hukuk Bürosu, dün yaptığı basın toplantısında polisin yeni infazlar peşinde olduğunu belirtti. MİT’in bilgisi, onayı ve desteği dahilinde Suruç’ta 31 kişinin katledildiği belirtilen açıklamada daha sonra IŞID’e operasyon görüntüsü altında tüm sola, toplumsal muhalefetin önemli bileşenlerine, devrimcilere, sosyalistlere, yurtseverlere yönelik saldırılar yapıldığı vurgulandı.

Erdoğan’ın “Bu bir başlangıçtır, ilk adımdır, her türlü tedbiri kararlılıkla uygulayacağız” şeklindeki açıklamasının halka karşı açık savaş politikasının yeniden etkili biçimde uygulanmaya başladığı belirtilen açıklamada Günay Özarslan’ın infaz edilmesine ilişkin şunlar söylendi:

“Tayyip Erdoğan’ın sözünü ettiği ilk adımlardan, kararlılıkla uygulanacağını söylediği tedbirlerden biri de Günay Özarslan’ın katledilmesidir. Günay Özarslan isimli müvekkilimizin 24 Temmuz günü İstanbul Bağcılar’da kaldığı evde polislerce infaz edilmiş, bu açık infaz “çatışma çıktı”, “canlı bomba olarak aranıyordu” vb. yalanlarla gizlenmeye çalışılmıştı. Ancak gerçeğin böyle olmadığı, Günay’ın yalnızca “size teslim olmayacağım” dediği için infaz edildiği soruşturma dosyasındaki tutanaklara bile yansımıştı. Ve bugün herkes Günay Özarslan’ın öldürülmesinin bir infaz olduğunu biliyor.”

“Arama-yakalama kararı yok”
Açıklamada AKP’nin polisleri aynı yöntemle yeni infazlar peşinde olduğuna dikkat çekilerek şunlar kaydedildi:

“Şimdi de Gazi mahallesinde ikamet eden, sıradan-günlük yaşamlarına devam eden, haklarındaki adli kontrol kararı nedeniyle düzenli olarak karakola giderek imza veren, hatta birisi daha geçen hafta gözaltına alınıp bırakılmış olan müvekkillerimizin adlarının ve fotoğraflarının yer aldığı bir infaz listesi yayınlandı. “Bomba yüklü ve silahlı şüpheli araç plakaları” başlığıyla bazı araç plakalarının ve “aranan teröristler” başlığıyla müvekkillerimizin isimlerinin ve fotoğraflarının yer aldığı bu liste bir haftadır İstanbul’un değişik yerlerinde, AVM’lerde, metro, metrobüs ve otobüs duraklarında teşhir ediliyor. Bu listenin yayınlanması ve İstanbul genelinde resmi polislerce tüm AVM’lere, metro, metrobüs ve otobüs duraklarına asılmaya devam edilmesi müvekkillerimize yönelik yeni bir infaz hazırlığının göstergesidir. Müvekkillerimiz aranan kişiler değildir. Bu kocaman bir yalandır. Haklarında verilmiş hiçbir arama kararı yoktur. Aranan kişiler olarak teşhir edilen müvekkillerimizden Volkan PAMUK, Gazi Mahallesinde ikamet etmekte olup hakkında verilen adli kontrol kararı nedeniyle düzenli olarak karakola gidip imza vermektedir. İlker Altundal ise 15 Temmuz 2015 günü gözaltına alınıp adli kontrol kararıyla serbest bırakılmıştır. İsimleri ve fotoğraflarıyla birlikte teşhir edilen diğer müvekkillerimiz hakkında da herhangi bir arama/yakalama kararı yoktur. Yani polis yine yalan söylemekte, dahası suç işlemekte, müvekkillerimize yönelik infaz hazırlığı yapmaktadır.”

İnfaz edip ‘aranıyordu’ denilecek
Hasan Selim Gönen’in de benzer şekilde katledildiği belirtilen açıklamada “Asıl amaçları elbette ki, devrimci, sosyalist, yurtsever güçler cephesinde korku ve panik havası yaratmak, sindirmek, gözdağı vermektir. Bunu yapamadıklarında da daha önce bu listelerde teşhir ettikleri, hedef gösterdikleri bu kişileri infaz edip “canlı bomba olarak aranıyordu”, “aranan teröristlerdendi” vb. yalanlarla infazın üstünü örtmek, gerçekleri karartmaktır” denildi.

Açıklama şu sözlerle sona erdi:

“AKP’ye ve onun polisine bir kez daha sesleniyoruz: Müvekkillerimizi infaz etmenize seyirci kalmayacak, yalanlarınızla gerçeklerin üstünü örtmenize müsaade etmeyeceğiz. Müvekkillerimizi infaz etmenize izin vermeyeceğiz.

Hayalet Tugay’dan dayanışma mesajı

Donbass’ta Ukrayna rejimi ve neo-nazi milislere karşı savaşan Hayalet Tugay, Suruç’taki katliam vesilesiyle ‘Türk ve Kürt yoldaşları’ için dayanışma mesajı yayımladı. 

Redstaroverdonbass.blogspot.com adresindeki blog sayfasında, 'Hayalet Tugayı Türk ve Kürt yoldaşlarıyla dayanışma içinde' başlıklı bir video yayımlandı. Videoda, Ukraynalı Marksist-Leninist Borotba hareketi üyesi ve eski bir siyasi tutuklu olduğu belirtilen Vlad Wojciechowskiy, dayanışma mesajını iletti.

“No pasaran!”
Mesajda şu ifadeler yer aldı: “'Hayalet Tugayı'nda savaşan komünistler adına, IŞİD'in Suruç'ta gerçekleştirdiği terör saldırısında ölenlerin yakınlarına taziye dileklerimi iletiyorum. Verdiğiniz mücadeleyi uzun zamandan beri izliyoruz. Sizlerle dayanışma içindeyiz. Büyük sermayenin amaçlarına ulaşabilmek için olabilecek en gerici güçleri kullandığını biliyoruz. Bu güçlerin Ukrayna'daki karşılığı, Sağ Sektör ve diğer faşist örgütler. Ortadoğu'daki karşılığı da IŞİD militanları. Kapitalizm, uluslararası bir olgudur. O nedenle de (kapitalizmle) sadece birleşik bir işçi hareketiyle mücadele edilebilir. Yaşasın Lugansk ve Donetsk'ten İstanbul ile Kobanê'ye uzanan birleşik anti-faşist cephe! No pasaran!''

Economist: Türkiye Orta Doğu'daki kaosu artırıyor

Türkiye'nin Kürt hedefleri bombalayarak Orta Doğu'daki kaosu artırdığı yorumunun yapıldığı makale, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştirerek başlıyor:

"Türkiye'nin Batılı müttefikleri ülkenin aksi cumhurbaşkanından giderek daha da fazla rahatsızlık duyuyorlar. İçeride otoriterleşen Erdoğan anayasayı değiştirerek elinde daha da fazla güç toplamak istiyor. Dışarıda ise, savaşmak için Suriye'ye giden militanların ülkesinden geçişine hoşgörülü davrandı. IŞİD'e karşı kurulan uluslararası koalisyonun, ülkedeki hava üslerini kullanmasına da izin vermedi." Türkiye'nin 20 Temmuz'da Suruç'ta 32 kişinin öldürüldüğü saldırının ardından IŞİD'i bombaladaığını ve hava üslerini ABD uçaklarına açtığını belirten dergi, "bunun ardından birçokları Erdoğan'ın sonunda IŞİD tehdidinin farkına varmış olduğunu umdu" diyor.

Türkiye'nin şu ana kadar daha çok Kürt hedefleri vurduğuna dikkat çeken dergiye göre, Erdoğan bu operasyonlarla 'sadece bölgedeki savaşın kasvetini artırdı': "PKK, Türkiye'nin Suruç saldırısında parmağı olduğu varsayımıyla, intikam olarak iki yıldır süren ateşkesi bozdu, asker ve polisleri öldürdü. Ancak Erdoğan da dikkatsizce davranıyor. Milliyetçileri Kürt karşıtı hava ile hareketlendirerek, Kürt sorununa kalıcı çözüm şansını tehlikeye atıyor ve IŞİD'e yönelik savaşı zayıflatıyor".

'IŞİD'i bozguna uğratmak kimsenin önceliği değil'
Economist, ABD öncülüğündeki koalisyonun hava saldırılarıyla IŞİD'in şu ana kadar tamamen geri çekilmiş olması gerektiğine; ancak bazı çatlaklar da olsa örgütün hala varlığını sürdürdüğüne dikkat çekiyor ve bunun nedenini açıklarken "Asında hiçbir ülkenin önceliği IŞİD'i yenmek değil" diyor.

Dergiye göre ABD'nin önceliği Orta Doğu'daki askeri yükümlülüğünü azaltmak. Suudi Arabistan ve Körfez monarşileri için en büyük tehdit ise İran. İran'ın ana misyonu ise Suriye'deki Esad yönetimine destek olmak. Bölgedeki en güçlü orduya sahip olduğuna dikkat çekilen Türkiye'nin öncelikleri ise şöyle sıralanıyor: "Erdoğan'ın kişisel olarak ana hedefi [Suriye lideri] Esad'dan kurtulmak; ikinci olarak ise Kürtlerin kazanımlarını artrmalarını engellemek istiyor." Dergi Türkiye'nin ABD ile Suriye sınırları içinde kurmak üzere uzlaştığı güvenlikli bölgenin de görünüşe göre "IŞİD'siz bölgedense Kürtsüz bölge" olarak tasarlandığı yorumunu yapıyor.

'Erdoğan krizi siyasi kazanç için kullanıyor'
Economist, birçoklarının Erdoğan'ın krizi ülke içinde kendi siyasi avantajı için kullandığından şüphelendiğini aktarıyor. 'AKP 2002 yılında göreve geldiğinde Erdoğan'ın bir reformist olduğunu ve Kürtlerle anlaşma yoluna gittiğini' belirten dergi, Haziran ayındaki seçimlerde HDP'nin aldığı oylar nedeniyle AKP'nin parlamentoda çoğunluğu kazanamamasının ardından, Erdoğan'ın da Kürt karşıtı kartı kullanmaya başladığını yazıyor.

Cumhurbaşkanının PKK'yı vurarak, olası bir erken seçimde HDP'nin oylarını AKP'ye kaydırmayı ve anayasa değişikliği için gerekli çoğunluğu kazanmayı hedefliyor olabileceği belirtiliyor.
Erdoğan'ı "aşırı derecede kendini beğenmiş" olarak niteleyen dergi, Cumhurbaşkanı'nın bu gururu nedeniyle Türkiye'yi de Orta Doğu'daki ateşe atabileceği yorumunu yapıyor.

Dergiye göre yapılması gerekenler şöyle: "AKP, cumhurbaşkanının entrikacılığını dikkate almayarak merkezdeki bir partiyle koalisyon kurmalı ve Kürtlerle barış müzakerelerine devam etmeli. PKK da yeniden ateşkes ilan etmeli."

Economist'in yazısı "Eğer Türkler ve Kürtler silahlarını birbirleri yerine IŞİD'e doğrulturlarsa, bu Türkiye, Orta Doğu ve dünya için daha iyi olur" ifadesiyle son buluyor.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Yıldızlara asılı bir önder Münir Dışkaya

“Kanadık toprak olduk / çekildik bayrak olduk / döküldük yaprak olduk / geldik bugüne.”

36. yıl önce Adana da bir kaza sonucu kaybettiğimiz TKP-ML Hareketi’nin MK üyesi Münir Dışkaya yoldaş yaşamı ve mücadelesiyle yıldızlara asılan öykünün adıdır. Yazıldıkça sonsuzluğa doğru uzayıp giden, bağrında ateş yürekli çocukların aşkını taşıyan, ruhunda en dokunulmaz erdemleri taşıyan, yüreğimizi soluksuz bırakan bir öyküdür o. Her halkın kurtuluşu için mücadele yürüten öncülerinin nice öyküleri vardır. Acımasız bir çağda kendisi olmanın mücadelesini veren bir halkın kurtuluş öyküsüdür Münir yoldaşın kısa ama mücadele dolu devrimci yaşamı.

Öyküler vardır bir zamansızlıkta yaşarlar. Öyküler vardır, sonsuzca unutulmaz, hep hatırlanır, dilden dile söylenir, yürekten yüreğe bir nebze sevda olur akarlar. Öyküler vardır; aydınlığı taşır içinde, yıldızlara asılıp, güneşin koynuna girer, dağ koyaklarında demlenerek vadilere iner, tütsülenip tüm coğrafyaları dolaşır sınırları hiçe sayarak. Öyküler vardır; devrim ruhunun inceliğini taşır, , sevgi olur, özgürlük olur insanların hayallerini donatır. İşte bu anlatacağımız Münir yoldaşın öyküsü de bunlardan bir tanesidir.

Devrimin zafere taşınması yürüyüşünde nice kahramanlıklara tanık olduk. Her devrim savaşçısının yaşamı bir öykü olur düşlerimizde ve dokunulamaz sevinçlerimizde. Onları böyle yaşatırız sonsuzca, onlarla yaşarız her anımızı. Çünkü onlardır bizi geleceğimize taşıran, bizi biz eden, kendimizle buluşturan. Onlar gerçek yaşamın hayallerimize sunduğu ateş yürekli devrim kahramanlarıdır. Yaratarak, yaşayarak ve milyonlarca insanın gönlüne taht kurarlar sonsuzca. Onlarsız bir günümüz dahi geçemez olur böylece. En onurlu, en kardeşçe, en adaletli yaşamı onların öykülerinden öğrenerek büyürüz hepimiz. İşte Münir Dışkaya yoldaş da mücadelemizde yıldızlara asılı kalan böylesi devrim kahramanlarının öykülerinden birisidir.

36. yıl önce Adana da bir kaza sonucu kaybettiğimiz Münir yoldaş, komünist harekete katkısı ve bugünkü savaşıma miras olarak bıraktığı en belirgin özelliği, militan önderliği ve yaratıcı örgütçülüğüydü.


O'nun çizdiği militan önder tipi ve örgütçülüğü; faşist canilerle kavga sürecinde, Hareket'imizin, devrimci yükselişin öne sürdürdüğü önderlik görevlerine yetişme çalışması içinde ve örgütümüzün, sağcı hatalarıyla mücadele ederek daha bir militan düzeye çıkarma çalışmasında oluştu ve gelişti.

Münir yoldaş 1959 yılında Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı Kürecik nahiyesinin Harunuşağı köyünde Kürt emekçisi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.12 Mart faşizmi döneminde daha ortaokul öğrencisiyken, komünist hareket'in sempatizanı olarak başladığı devrimci yaşamını, 1974'lerdeki devrimci atılım döneminde, Malatya Turan Emeksiz Lisesi'nde sürdürdü. Bu dönemde, faşist canilerle sayısız kavgaya ve çatışmaya girdi, liseli gençliğin anti-faşist kavgasının belli başlı önderleri arasında yer aldı. Yine faşist canilerin, provokasyon düzenleyerek kendi yerel liderlerinden Hamido'yu öldürmeleri üzerine şehir çapında başlattıkları faşist katliama karşı direnişin öncü örgütleyicilerinden biriydi.

Bilindiği gibi, MC faşizmi, MHP'li katillerin tek tek devrimcileri katletme saldırılarıyla devrimci hareketi sindiremeyince, yine MHP'li faşist katiller, kontr-gerilla, polis ve yerel devlet yöneticilerinin koordine iş birliğiyle kitlesel katliamlar düzenledi. Malatya'da Hamido provokasyonuyla düzenlenen saldırı, Erzincan, Maraş ve Çorum'daki saldırıların bir parçasıydı. Malatya'daki faşist kitle katliamı girişimine karşı direniş, devrimci savaşımın başarısı açısından önemli bir yere sahipti. Münir yoldaş, faşist saldırılara karşı savaşçı öncü niteliğini bu direnişte daha da geliştirdi.

Münir yoldaşın komünist devrimci savaşımı, bir yandan anti-faşist kavga içindeyken, diğer yandan Hareketimizin bir militanı olarak gençlik içinde ve doğduğu köy olan Harunuşağı ve Kürecik'in diğer köylerindeki örgütsel çalışma içinde gelişti. Liseli gençlik ve şehir çalışması içinde, görece az bir kitleyi oluşturan taraftarlarımızdan pek çok kadro çıkarmada, Münir yoldaşın, örgütleyici yeteneğinin önemli bir rolü oldu.

Haziran '77’de İleri Militanlar Toplantısı'na katıldıktan sonra Hareket'imizin üyesi olarak, Kürdistan Bölge Komitesi'ne bağlı olarak Elbistan-Kürecik-Malatya Alt Bölge Komitesi içinde, örgütsel çalışmalarımızın geliştirilmesi ve militanlaştırılmasına bir yönetici olarak katıldı. Bu dönemde, yoldaşlarında yardımıyla bölgede en hızlı gelişen, dinamik yönetici kadromuz oldu. Aynı dönemde, çalıştığı bölgede bağımsız kitle eylemleri geliştirmemizde önemli rol oynadı. Düzenlenen kampanyaların yöneticilerinden biri, yorulmak bilmeyen çalışmasıyla Münir yoldaş'tı. Bu çalışmalardan bir örnek verirsek, Münir yoldaşın örgütçülüğünü daha iyi kavramamıza yardımcı olur. '78 Elbistan 1 Mayıs mitingine hareketimizin 10 bin kişilik bir kitleyle katılımının yönetici örgütçülerinden biri Münir yoldaştı.

Münir yoldaşın dinamik ve yaratıcı örgütçülüğü, '78 sonundan itibaren Marmara Bölge Komitesi üyesi olarak İstanbul'da da devam etti. '78 hizbinin en çok kayıp verdirdiği ve güvensizlik yarattığı İstanbul'da var olan hastalıklara ve engellere karşı, sabırlı ve militan yönetici bir çalışmayla kısa sürede çalışmanın en sevilen yöneticisi oldu. İstanbul örgütünün, sağcı hatalarının, dağınıklığının ve kendi gücüne güven eksikliğinin giderilmesinde, militanlaştırılmasında en öndeki pay O'na aitti.Güven verici ve ikna edici tutumuyla, eğiticiliğiyle, örgütü militan bir çalışmada ilerletme kararlılığıyla, kadro ve taraftarları örgütsel çalışmaya ve pratiğe seferber ediyordu.

Münir Yoldaş, bu yaratıcı ve militan örgütçü yeteneklerini hareket'imizin merkezi çalışmalarına ilişkin olarak da gösterdiği dönemde Hareket'imizin önderliğini oluşturan KK'ın sağcı hatalarına, önderlik yetersizliğine ve önderliği güçlendirmedeki kendiliğindenci ve kadrolara güven eksikliği şeklindeki hatalarına karşı savaşım verdi. Bölge Komiteleri Toplantısı ve '79 Nisan Konferansı'nda bu savaşı sürdürdü. '79 Nisan Konferansı'nda MK üyeliğine seçildi. Yeni önderliğin oluşturulmasında, militan örgütçü öğelerle, fikir oluşturmada yetenekli öğelerin birleştirilmesi görüşünü savundu ve Konferans'ı bu yönde etkilemeye çalıştı. Gerek Konferans öncesi ve gerekse Konferans'taki savaşımıyla gelişen devrimci savaşın büyüyen önderlik görevlerine yetişebilecek kararlılık ve özellikte komünist bir önderliğin oluşturulmasına çalıştı.

“Komünistlerin birliği” sorununda, o dönemde kendi gücüne güven eksikliği ve sağcı hatalara karşı cepheden mücadele yürüten ve dışımızda güç arama çabası içinde olan eğilimlere karşı inatla ve ısrarla mücadele eden Münir yoldaş , komünist hareketin kendi gücüne dayanarak ve militan bir hatta yürüyerek başarıya el uzatacağına inanlardandı. Sorunun özünün işçileri ve emekçileri devrime kazanmak ve komünist hareketi pratik savaşım içinde büyütmek olarak gördü ve Nisan Konferansında ,dışımızda komünist gruplar yoktur kararının alınmasında aktif rol oynayanlardandı.

Münir Yoldaş'ı '79 Nisan Konferans'ından sonra MK Örgüt Büro üyesi olarak, Hareketimizi geliştirme coşkulu çalışmasını daha başındayken, 30 Temmuz '79'da, Adana'da sulama kanalındaki talihsiz bir kaza sonucu yitirmemíz, komünist hareketin, hızla gelişmesine devam edecek örgütçü militan bir önderden yoksun bıraktı.

Yüreğini halkının özgürlüğüne adayan bir sevda çığlığıdır Münir yoldaş. Coşkunun, kararlılığın, zorluklarda yılmamanın ve sevincin ağız dolu gülüşüdür O. Ne kadar sevsek onuru Münir’i o kadar sevmiş oluruz. Onurluca yaşadı her devrim ve sosyalizmin öncü savaşçısı gibi. Doyasıya ve ağız dolusu bir gülüşle yaşadı O. Dopdolu bir yaşama sevinci ve mücadele aşkı bıraktı ardında yoldaşlarına. Ne zaman düşsek yalnızlığa ve acıya, biliriz ki Münir yoldaş yine bize moral veren bir yol gösterici önderdi yanı başımızda. O, yüreğimizin sırra erdiği bir zamanın baş konuğudur. "Uzun" derdik Münir yoldaşa, esmer güzeliydi ve halkın umudu bir özgürlük savaşçısıydı. Dahası Münir yoldaş, yoldaşlığın, kardeşçe sevmenin ve ölümü hiçe sayan bir militanlık içinde ileriye atılmanın adıydı. Bireysel yabancılaşmaya karşı devrim ve sosyalizm için ikircimsizce kendini adayan bir insandı Münir yoldaş. Kolektif düşünme ve yaşamanın, ilkeli ve uzlaşmaz bir savaşım içinde olmanın timsali olan Münir yoldaş yıldızlara asılı duran bir öyküydü. Türkiye Kuzey Kürdistan devrim mücadelesinde sonsuza dek yanacak meşale olan Münir yoldaş, kısa ama mücadele dolu yaşam öyküsü ile gelecek güzel günler için bir an bile durmadan çalışan, yaratan yoldaş olarak anılacaktır.

Elbette devrim için yaşamlarını ortaya koymaktan geri kalmayan devrim ve komünizm şehitlerinin öyküleri hep ayrılıkla bitmez. Tarihte sevgilerine kavuşamayan aşklar olmuştur Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı ve daha niceleri! Ama bu kader olamaz. Bizim devrim aşkımızın sonunda kavuşamamak yok. Çünkü siz sizden sonrakiler için iyi ve güzel olanları gösterdiniz geride kalanlara. Yaşamınızı çekinmeden ortaya koyduğunuz halkların özgürlüğü ve sosyalizm için, makûs talihi yıkarak yeni, özgür günlere ulaşmanın yolunu açtınız, en önde yürüyerek yıldızlara asılı kaldınız. Ama kendiniz için değil. Hiç tanımadıklarınız ve doğmamış çocukların geleceği ve halkların kurtuluşu için yaptınız bütün bu fedakârlıklar!

Tabii ki bu öykü bitmedi, bitmeyecek, bitemez. Bu öykü sürecek her daima, bizler, yoldaşlarınız ve emekçi halklar var oldukça.

Ama Münir yoldaş seni kaybedeli 36 yıl olmasına rağmen sensizliğe alışmak zor. Yüreğinin izinde giden, gittiği yere umut eken, cesaretin sembolü önder yoldaştın. Bir çok yoldaşa, ilk öğretmen, ilk yoldaş, ilk eylem arkadaşı; sende bir çok yoldaş bir çok şeyin ilkini tattı. Kara gözlü fedakâr, esmer tenli mütevazı insan. Örgütünü önderlik konumuna getirmek için, devrim ve sosyalizm uğruna, ülkesini boydan boya kat eden, yoldaşları ve insanları incitmekten kaçınan, her gittiği yere sevgi taşıyan yüreği büyük Münir yoldaş. Yoldaşlarının eksikliklerimiz hoş görüp aşması için canla başla çalışan, her olaya karşı sabırlı olmayı bilen ve bunu yoldaşlarına öğreten önder yoldaştın. Seninle heyecanlandık, kavga alanlarında seninle cesaretlendik ve seninle güldük. Onca yıkıma ve zorluğa rağmen elini taşın altına sokmaktan asla geri kalmadın ve yıkılan, dağılanı gördükçe umutsuzluğa sürüklenenlere, sen hep umudu taşıdın ve adın umut oldu.

Böylece sende bir umut yolcusuydun Münir yolda.. Umut yolcuları böyle kolay gitmemelidir. Söz vermiştin hep birlikte görecektik başarıları, birlikte sarılacaktık doyasıya, komünist hareketi büyütme kavgasına. Ama biliyoruz bu umut yolculuğu hep sürecek. Nerede ve nasıl olursa olsun umut yolculuğumuzdan asla vazgeçmek yok. Ta ki halklarımız özgür olana veya bayrağımızda, herkesten emeğine ve herkese ihtiyacına kadar yazana dek sürecek. Biz olmazsak dahi o günü duyumsayacağız olduğumuz yerlerden. Sen olsan bu umudu hiçbir zaman, hiçbir koşulda yitirmezdin. Umutlu olmak gerektiğini söylerdin, heyecan duyardın bunları konuşurken her zamanki gibi. Bizde şimdi senin bu heyecanının duyumsayarak yaşayacağız ve inanacağız o günün geleceğine.

Ama bir tek senin bir kaza ile kanalda boğulmanı içimize sindiremeyiz Münir yoldaş. Sen yıllarca en zorlu yerlerde inatla ve ısrarla mücadele eden bir derim savaşçısı iken bir kaza ile aramızda ayrılmanı asla kabullenemedik. Belki bu gidiş hepimiz için bir ihtimal, ama böylesi bir gidiş yüreğimizde daha derin acılar bıraktı yoldaş. Senin sevgi dolu gülüşünü bir kaza kesebilir miydi yoldaş seni bizden alabilir miydi? Sen ki mücadeleden ustalaşan biriydin, sen ki öyle kolay kolay gitmeyeceğini söylerdin. Ama artık ne kazanın anlamsızlığını düşünerek, ne ağlayarak ne de kendi kendimize kahrederek layık olamayız bu gidişine. Buna yüreğimizi alıştırmayacağız, acınızı her zaman içimizde taşıyarak senin ardından yürümek bize kalan tek yaşam gerekçesidir.

Komünist hareketi yeni bir atılıma kavuşturma, çalışmaların niteliğini geliştirme ve komünist partiye doğru yürüme savaşımında, Münir yoldaş militan yaratıcı önder özelliklerine ihtiyaç çok daha yakıcı olarak, her günkü çalışmalarımızda kendisini gösteriyor. Komünist 'yönetici ve örgütçüler, O'nun devrimci yaşamını ve yaratıcı ve militan örgütçülüğünü örnek olarak, çalışmalarını geliştirmelidir.

Kadınlardan yine yeniden Arınç’a tepki: Bir kadın olarak susmayacağız

HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, “Öldürülen subayın IŞİD tarafından öldürüldüğünü niye ifade etmiyorsunuz” diye sorması üzerine, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Bir kadın olarak sus” demesi kadınlar tarafından tepki topladı. Arınç’ın cinsiyetçi söylemini kabul etmediklerini belirten kadınlar, “Bir kadın olarak susmayacağız” dedi.

HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “Gerici ve otoriter bir zihniyetin 7 Haziran’ın sonuçlarını hazmedemediğini görüyoruz. Kadınların bedeni, kimliği ve emeğine yönelik müdahaleler bu zihniyet tarafından uzun yıllardır sürdürülüyor. Kadınların çalışmaması, çalışırsa da esnek çalışması, kendi gelecekleri hakkında söz söylememesi isteniyor. Oysa kadınlara karşı ciddi cinsel saldırılar var ve kadınlar bu saldırılara karşı mücadele ediyor. Yine SeraPool işçisi kadınlar gibi emekleri için mücadele eden kadınlar da var. Arınç zihniyeti bu sesleri susturmak istiyor ama biz mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi. 

CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan da “Her zamanki Arınç. Toplumsal cinsiyet eşitliğini bozan ve ırkçı ifadeler ile ilgili yasal düzenleme gerektiğine inanıyorum. Bu konuda Meclis iç tüzüğinde değişiklik yapılmasını önereceğim. Kadınların söz söylemesine, siyaset yapmasına olanak sağlamak için Meclisteyiz. ‘Kadınlar evde otursun, erkekler de onların kaderini tayin etsin’ anlayışını kabul etmiyoruz. AKP’li kadın vekil arkadaşlarımızdan da Arınç’ın sözlerine tepki gösterenler var” dedi.

‘TAHAKKÜMCÜ DİL’
Eşitiz Kadın Grubu’ndan Avukat Hülya Gülbahar,  “Arınç, daha önce de Mecliste kendi görev alanıyla ilgili eleştiri getiren CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka’ya ‘Kürsü’de konuşurken bana bakmayın. Mahcup oluyorum’ diyerek kadınlara bir bakış sansürü uygulamak istemişti. Dün yaşanan olay ise Arınç’ın kadınlara yönelik tahakkümcü erkek dilinin son örneklerinden biri oldu. Arınç’ın sözlerini hükmedici, küçümseyici ses tonu ve yüz ifadesiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. ‘Bir kadın olarak sus’ cümlesiyle beraber aslında siyaset alanında kadın varlığına tahammülsüzlük derecesinin ne kadar yüksek olduğu gösterilmiş oldu. Zaten Başbakan Davutoğlu, seçimden önce AKP’li kadın milletvekilleri adaylarıyla yaptığı toplantıda aslolanın aile olduğunu, siyasetin geçici olduğunu ifade etmişti. Arınç’ın ‘kadınların araba kullanması, cep telefonuyla konuşması, kahkaha atması, erkeklerle konuşurken boynunu büküp, gözlerini kaçırıp, yanaklarının kızarması’ şeklinde tüm kadınlara hayatın her alanında davranış kuralları belirlemeye çalışan IŞİD zihniyetinin bir uzantısı olarak görüyoruz. Meclis disiplinini sağlamak gerekçesi ile Arınç zihniyetinin kadınları hayatın her alanında ‘disipline etme’ derdi ve iddiası olduğu anlaşılıyor. Ve biz bir kadın olarak susmayacağız” dedi. 

‘SESİMİZ DAHA GÜR ÇIKACAK’
Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA-DER) Yönetim Kurulu da Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın açıklamasına tepki göstererek yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Kadına yönelik sözlü şiddet konusunda ‘sabıkalı’ Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ‘kadın düşmanı, ayrımcı, cinsiyetçi, aşağılayıcı, ötekileştirici’ söylemlerine ‘istikrarlı’ şekilde devam ediyor. Arınç yalnız değildir! Kadının sözünü, bedenini, giyim tarzını, yaşam biçimini, kısaca, kadının siyasette ve toplumda var oluşunu sorgulayan, kadınları kendi yaşam tarzının ve ideolojisinin kalıpları içine sokmaya çalışan ‘zihniyetin’ temsilcisi ve sözcülerinden biridir. Bu zihniyet, kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin de temel nedenlerindendir. Arınç, hem HDP Milletvekili Nursel Aydoğan’dan hem de tüm kadınlardan ‘derhal’ özür dilemelidir. Ne Arınç ne de temsil ettiği zihniyet kadınları susturamaz! Bugüne kadar susmadık, bundan sonra da susmayacağız, ne dediğimiz anlaşılıncaya kadar sesimizi daha fazla, daha gür çıkaracağız” ifadelerine yer verildi. 

‘BİR KADIN TİPİ İSTİYORLAR’
Kayseri Kadın Dayanışma Derneği’nden Belkız Karabulut da “Arınç’ın ağzından çıkan sözler AKP’nin hayata geçirmek istediği kadın tipinin yansımasıdır. Evinde oturup 3 çocuğa bakan bir kadın modeli fikrini savunuyorlar. Hakkını aramayan, itiraz etmeyen ‘şükreden’ kadınlar istiyorlar. Meclis barış gibi kadınları yakından ilgilendiren bir konuda olağanüstü toplanmışken, bir kadının fikrininin itirazına kulak verilmemesi, fikirlerinin dinlenmemesi ve kadınların susturulmaya çalışmasını kabul etmiyoruz” dedi.  

Sosyalist Feminist Kolektifi’nden Diren Cevahir Şen, “Bülent Arınç’ın kadına yönelik cinsiyetçi ve ayrımcı dilinden vazgeçmiyor. Mecliste ‘sus’ diyerek kadının pasif bir hayat sürmesi anlaşıyının önünü açıyor. ‘Kadınlara düşen susmaktır, biat etmektir’ anlayışına karşı biz yıllardır mücadele ediyoruz ve susmuyoruz. Bu anlayış bize ‘hayatın içinde var olmayın’ diyor ve erkek devlet şiddeti bunu öngörüyor. Biz buna itiraz ediyoruz. Hayatımıza yapılan her türlü müdahaleye karşı mücade edeceğiz ve susmayacağız” dedi.  

‘ÖZÜR DİLE ARINÇ’
Cinsiyetçilik karşıtı online platform Erktolia, hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın “Bir kadın olarak sus” sözlerinin ardından imza kampanyası başlattı. Arınç’ın tüm kadınlardan özür dilemesini talep eden kampanyayı iki saat içinde 13 bin kişi imzaladı. İmzacıların sayısı 38 bin 538’e ulaştı. Kampanyaya imza atan kadınlar, “Susmuyoruz. Arınç’tan korkmuyoruz, Arınç’a itaat etmiyoruz!” dedi.

‘BİR KADIN OLARAK SUS’ DIŞ BASINDA
Arınç’ın, HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’a, “Hanımefendi sus, bir kadın olarak sus” demesi dış basınında geniş yer buldu.

Almanya’da yayın yapan Focus, “Başbakan Yardımcısı Arınç’ın cinsel ayrımcı ifadeleri kızgınlık yarattı” başlığı ile verilen haber, Focus dergisinin internet sayfasında en çok okunan haber oldu. Arınç’ın ilk kez bu ‘kadın karşıtı’ tarzda konuşmadığına dikkat çekildi. Haberde, CHP ve HDP’nin Arınç’ın sözleri dolayısıyla özür dilemesini istedikleri yer aldı.

Stern dergisi Arınç’ın kadınlara yönelik ifade şeklinin ilk vakası olmadığını vurgulayıp, Arınç’ın yaklaşık bir yıl önce kadınların ortalıkta yüksek sesle gülmemeleri gerektiği ifadesine yer verdi.

Almanya’nın en çok okunan gazetesi Bild ise “Türk başbakan yardımcısından maço ifadeler” başlığıyla verdiği haberde, Arınç’ın sözleri “sözlü raydan çıkma” olarak nitelendirildi.

Münchener Merkür gazetesi de tepkilere geniş yer verdi. Gazete, politikacıların tepkilerinin yanı sıra, Twitter’da “Bir kadın olarak susmayacağız” etiketiyle atılan mesajlarla kadınların da tepkilerini dile getirdiklerini bildirdi.

İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Telegraph gazetesi, “‘Bir kadın olarak sus’ diyen Türk Başbakan Yardımcısı yeni bir cinsel ayrımcılık tartışmasına bulaştı” başlığı ile haberi duyurdu. Haberde, Arınç’ın bu sözlerini “saldırgan” olarak niteledi. 

ARINÇ İLK DEFA YAPMIYOR
Bülent Arınç daha önce de cinsiyetçi söylemlerle gündeme gelmişti. İşte Arınç’ın daha önce söyledikleri:

* “Kadın iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacaksın.”

*  Vajina kelimesini kullanan CHP’li Aylin Nazlıaka’ya: “Kürtaj meselesi konuşulurken siz öyle bir söz sarfettiniz ki benim yüzüm kıpkırmızı oldu. Bir evli, bir bayan, çocuğu olan milletvekili kendisi ile ilgili bir organını nasıl böyle açıkca konuşabilir” dedi.

*  “Taksim’de her şey oldu, ama sonunda bir kadın geldi, afedersiniz üstünde ne varsa bir kenara attı, iç çamaşırlarıyla oynamaya başladı. Ben kendimi zor tutuyorum bir şey söylememek için.”

*  “Kocasını bırakıp sevgilisiyle tatile çıkanlar direği gördüğünde dayanamayıp direğe çıkanlar...”

'Beyaz Kürt' durağı mı? Soldan sağa, ovadan dağa 'Cihangir solcuları' tartışması

Hükümet adına çözüm sürecinde görev alan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, katıldığı Anadolu Ajansı’nın editör masasında HDP’nin süreçteki tavrını eleştirirken “HDP Diyarbakır'dan Cihangir'e eksen kayması yaşadı” dedi.

Son olarak Akdoğan’ın işaret ettiği "Cihangir solcuğu", Türkiye’nin siyasi tartışma/atışma literatürüne yakın zamanda eklemlendi. Ekonomik olarak "üst veya üst orta sınıf mensubu", ideolojik olarak "liberal sol görüşe yakın" olarak konumlandırılan "Cihangir solcuları" söylemi, kestirme bir atışma lisanı olarak bu iki pozisyonun yan yana gelişine bir tezat da atfederken bir tür "kötülük koalisyonu" efektiyle telaffuz ediliyor.

Prof. Murat Belge, eleştirinin muhatabı kesimi ironik bir yaklaşımla şöyle tarif ediyor:

“İstanbul’un Cihangir’inde oturan, hayat tarzları ‘çoğunluğun’ tarzına uymayan, arada bir de ‘Gezi’ gibi olaylar yaratan birileri bu ‘marjinaller’. Yani, bir zaman önce de ‘liberaller’ diyerek aşağıladıklarımızla aşağı yukarı aynı güruh. Hani bunlar Boğaz’a bakarak viskilerini ya da rakılarını yudumlarlar...”(30 Ağustos 2014, Taraf)

Kanuni Sultan Süleyman’ın ölen oğlu adına Mimar Sinan’a yaptırdığı camiden ismini alan semt, son sakinleri arasındaki yazar, oyuncu, müzisyen ve ressamlar nedeniyle “sanatçı muhiti” veya “enteller semti” olarak da anılabiliyor. Yakın geçmişte entelektüelliğe ilişkin tartışmaların muhatabı kabul edilen semt, son dönemde Kürt siyasi hareketi ile ilişkilendiriliyor.

Cihangir sandıkta ne yapıyor?
Yüksek Seçim Kurulu’nun verilerine göre, 2015 Genel Seçimi’nde 2 bin 772 kayıtlı seçmeni olan “Cihangir Mahallesi”nden CHP 1041, HDP 623, AKP 311 oy aldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Recep Tayyip Erdoğan 284, Selahattin Demirtaş 345 ve Ekmeleddin İhsanoğlu 1130 oy aldı.

Sandıkta ağırlıklı olarak CHP’ye yönelen bir semt olmasına rağmen Cihangir’in adı Kürt siyasetiyle de anılmaya 2013’te başladı. Abdullah Öcalan’ın Mart, 2013’te geri çekilme çağrısı yaptığı Newroz mektubunda kullandığı “Türkler ve Kürtler İslam bayrağı altında 1000 yıl birlikte yaşadı” ifadelerine yönelik eleştirilere yanıt verirken HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, şunları söyledi:

"Bunlar Türklerle Kürtlerin ilk kez Cihangir’de mi karşılaştığını düşünüyorlar?”

Balıkçı 2013: Kürt siyasi hareketi Cihangir kuşatması altında
Demirtaş’ın açıklamasından sonra, bu kez Kürt siyasi hareketini etkilediği iddiasıyla Cihangir’i işaret eden kişi, kamuoyunun “Balıkçı” mahlasıyla tanıştığı ve PKK ile devlet arasındaki arabuluculuk haberlerinde adı geçen İlhami Işık oldu. Işık, 22 Temmuz 2013’te Star’dan Fadime Özkan’a verdiği söyleşide şu ifadeleri kullandı:

“Kürt siyasi hareketi açıkça Cihangir kuşatması altında. PKK soğuk savaş döneminde şekillenmiş sol bir örgüt. Yani iktidarların silahla yıkılmasını düşünen bir yapı. Zamanla dönüştürdü kendisini, evrimleştirdi. Artık silahı hak arayışında kullanacağı bir araç olmaktan çıkarmaya doğru giden, bunun teorisini kuran, pratiğini hayata geçirmek için zamana ihtiyacı olan bir örgüt. Ama Türkiye sol hareketi hâlâ o düşüncede. Türkiye sol hareketinin PKK’den ayrılan ana hattı bu. PKK’ye ve Öcalan’a yönelik ciddi manada bir kırgınlıkları kızgınları nefretleri var. Çünkü onlar açısından devlet açısından en zayıf halka Kürt meselesi ve bu mesele şiddetle yoğrulursa süreğini üretir ve iktidarın devrilmesi sonucu doğurur. O yüzden bu onlar için bir hazine. Türkiye sol hareketi bu açıdan Kürtlerin her zaman savaşçı dostları olmuştur, barışçı dostları olmamıştır. Kürtlerin bir talihsizliği de budur.”

Simgenin yolculuğu: ‘Türkiye solu’ndan ‘Batı’ya
Cihangir’le simgeleştirdiği Türkiye solunun PKK’nın silahı bırakmasına karşı olduğunu savunan Işık’tan yaklaşık bir yıl sonra, 2015 seçiminde AKP’den milletvekili olan eski Vatan yazarı Hüseyin Yayman benzer çerçevede bir yazı kaleme aldı. 17 Temmuz 2014’te yayımlanan “Demirtaş: Cizre-Cihangir, Artılar-Eksiler” başlıklı yazısında Yayman, Cumhurbaşkanlığı için yarışan Demirtaş’ın “yeniden başkan olmasıyla sola açılmanın ve HDP projesinin tutmadığını belgelediğini” savundu. Yayman, yazısının devamında İlhami Işık’ın Türkiye solu ile eşleştirdiği Cihangir’i “Batı”yı işaret etmekte kullandı ve şunları söyledi:

“HDP’li siyasetçilerin Cihangir/Nişantaşı cemaatiyle ilişkisi stratejik bir işbirliğinden çok taktik bir uzlaşmayı içeriyor. Demirtaş bir anlamda Kürtlerin oyunu garanti görüp, mesajlarını Batı’ya vermek istiyor. (..) Demirtaş’ın, Cizre’deki tabanı tatmin edecek mesajlar verirken, Cihangir’i de ikna etmesi gerekiyor. Bunun başarılması HDP’nin sahici bir siyasete evrilmesini sağlayacaktır.”

Bayık: HDP, Beyoğlu’ndaki marjinallerden kurtulmalı
Kürt hareketinden “Cihangir solculuğu” algısı kapsamında yapılan en önemli eleştirilerden biri KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’tan geldi. 10 Ağustos’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından o dönem Vatan’da yazan Ruşen Çakır’a konuşan Bayık, “HDP bazı marjinal yaklaşımlardan kendisini kurtarmalı. Mesela Beyoğlu'ndan bir grup var” dedi. Çakır, Bayık’ın sözleri üzerine “Cihangir’de…” dedikten sonra aldığı yanıt “İsmini vermek istemiyorum. Herhalde anlaşılıyor” oldu.

Önder: Cihangir’i kimseye yedirmem
Bayık’ın kimleri kast ettiği tartışma konusu olurken gözler Cihangir’de yaşayan HDP’li Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’ye döndü. Şirin Payzın’ın CNN Türk’te konuk ettiği Önder de konuya dair şunları paylaştı:  

"Cemil Bayık'ın sözleriyle beni kastetmiş olmasını dilerdim ama değil. Seçim sonuçları ortaya çıktı ki bu marjinaller sonuçları ikiye katlamış. Bayık'ın sözleri açıkçası beni yaralayan bir tespit oldu. Buradan kim kastettiğini bilmiyorum. Beni kastetmiş olmasını dilerim. Ben marjinalliğe değil, ama kurtulmak kelimesine takıldım. Bizim bileşenler için kullandığımız bir terim değildir. Ben bu partinin ilk dört kurucusundan biriyim. Herkesin burun kıvırdığı zaman buna inanan insanlardan birisiyim. Bütün bileşenlerimizi bu çatı altına çağırma girişimlerinde bulundum. Siyasi alt yapısını hazırlayanlardan biriyim. Emeğim var, bunu çürütmem. Son güne kadar emek verenlerle birlikte gideceğiz. Bütün marjinal kardeşlerime diyorum ki, biz bu yola birlikte çıktı, sonuna kadar da birlikte gideceğiz. En büyük marjinal olarak kendimi görüyorum. Siyaseti bırakırsam Cihangir'de muhtarlığa aday olurum. Cihangir'i kimseye yedirmem.”

‘Tartışmayı üzerime alıyorum’
Partinin eski eş başkanlarından olan Kürkçü, Twitter’dan Bayık’ın sözleri üzerine şunları yazdı:

“Bir eski eş başkan ve HDP Onursal Başkanı olarak buradan doğacak tartışmayı üzerime almak zorundayım. Bayık'ın HDP için öngördüğü genişleme ufkunun ‘Alevileri, demokrat Müslümanları, solu, liberalleri’ kapsadığı göz önüne alınırsa uyarısıyla herhangi bir sol politik kümeyi ima etmediği anlaşılabilir. Burada daha çok bir toplumsal/kültürel yakınlığın kastedildiğini düşünebiliriz. HDP herhalde bu tartışmayı değerlendirecek ve bir sonuca ulaştıracaktır."

Markar Esayan: Marjinal yaklaşım zarar verir
Bayık’ın sözlerini pek çok yazar köşesine taşıdı. 7 Haziran 2015 seçiminde AKP’den milletvekili adayı olan Yeni Şafak yazarı Markar Esayan, Kürkçü’nün açıklamaları hakkında “Bayık’ın sözlerini üzerine almakla doğru yapmış” dediği 25 Ağustos 2014 tarihli yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Bu marjinal yaklaşımların barışa ve HDP’nin siyaseten güçlenmesine zarar vereceğine dair sıkça yazdım ki Bayık da bu riskin altını çiziyor. Zaten Demirtaş oyları bu semtlerden değil, Bayık’ın işaret ettiği dindar Kürtlerden (şimdilik bir seferliğine) aldı. Ertuğrul Kürkçü, Bayık’ın sözlerini üzerine almakla doğru yapmış ama bu mesele Kürkçü’nün eforik ve tarih dışı kalmış boşluğundan daha derin bir konu. En nihayetinde onlar da daha geniş bir mahallenin baskısı altındalar.”

‘Demirtaş, Nişantaşı-Cihangir hattındaki beyaz Türklerin Kürdü’
Cihangir adı bazı köşelerde “beyaz Türklerin” semti olarak gösterilen, lüks tüketimin adreslerinden Nişantaşı ile de anıldı. 20 Mart 2015’ye TGRT Haber’e konuk olan AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Selahattin Demirtaş’ı eleştirirken şu ifadeleri kullandı:

"Ben Selahattin Demirtaş'ın kimin Kürt’ü olduğunu biliyorum. Kimin Kürt’ü... Erdoğan'a diktatör diyen üst akıl var ya, Erdoğan'ı devirmek için gezi de vandalizm yapanlar var ya, Nişantaşı-Cihangir hattındaki o beyaz Türkler var ya, liberal sol geçinen sabah akşam Erdoğan'a küfretmeyi marifet bilen aynı şekilde Öcalan'ı da Kürtlere ihanet etti diye suçlayan o bir avuç, eski Türkiye artıklarının Kürt’üdür.”

‘Cihangir’de Hobbes’u oynayabilirsiniz ama biz sizi Stalin olarak tanıdık’
HDP’nin 22 Nisan 2015’te açıklanan seçim bildirgesi de “Cihangirlileşme” ile eleştirildi. LGBT (Lezbiyen, gey, biseksüel, trans) bireylere verdiği yer nedeniyle de bazı muhafazakârlarca eleştirilen bildirge hakkında Milat gazetesinden Bayram Zilan, Cihangir semtini “Beyaz Türkler” ifadesinin bir sembolü olarak kullanarak 24 Nisan 2015’te köşesinde şunları yazdı:  

“Bildirgenin tam adı ‘Yaşam Bildirgesi’ ama içeriğine bakınca, adı keşke ‘Cihangir Bildirgesi’ olsaydı demeden edemiyor insan. Zira bildirge tamamen Nişantaşı/Cihangir hattında izole hayat yaşayan lümpen beyaz Türklerin gözüne girmek ve onlardan takdir toplamak için kaleme alınmış. (...) HDP’nin ‘Beyaz Türk Bildirgesi’nde 8 kez ‘kreş’ kelimesi geçiyor ama buna karşın ‘Kürt’ kelimesi 7 kez geçiyor. Bildirgede ‘LGBT’ kelimesi bile 9 kez geçiyor. (..) Cihangir’de Rousseau’yu, Locke’u, Hobbes’u oynayabilirsiniz. Hatta piyesini, ideolojisi batan geminin ideolojisi olan Hasan Cemal, Altan Kardeşler ve Cengiz Çandar’ın yazdığı tiyatro oyununu oynamakta alabildiğince özgürsünüz. Ancak biz sizi Kürdistan coğrafyasında hep Stalinolarak tanıdık ve hâlâ öylesiniz bizim için…”

Aslı Aydıntaşbaş: HDP, Cihangir’i bırakıp Kürtlere yönelmeli
Muhafazakâr kanat dışında HDP’nin odağını Cihangir’den kaydırmasını savunan isimler arasında eski Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş da yer aldı. 7 Haziran seçimleri öncesinde “HDP’nin Batı’daki seçmenden alacağı oyu büyük ölçüde aldığını” savunan Aydıntaşbaş, “HDP Frankfurt’la, Cihangir’le uğraşacağına seçim günü en yüksek oy aldığı 16 ildeki seçmenin sandığa gitmesini sağlamalı” dedi. Aslı Aydıntaşbaş’ın ilgili yazısının bir kısmı şöyle:

“Selçuk Şirin’in rakamlarına göre, nüfusu bu 16 ilde olup da bu 16 il dışında yaşayan 5 milyon seçmen var. Bunların 2,2 milyona yakını İstanbul’da. Çoğunluğu Cihangir ve Etiler değil; Bağcılar, Sultanbeyli, Ümraniye’de yaşıyor. HDP bu kitleye ulaşmanın yolunu bulmalı.”

SETA direktörlerinden Yanık: Cihangir Türkleri ve Doğan Medya...
7 Haziran 2015 Genel Seçimi’nde HDP, barajı geçerek yüzde 13,1 oranında oy aldı. HDP’nin artan oylarının kaynağı tartışılırken Star’da çıkan yazısında SETA İstanbul Toplum ve Kültür Direktörü Medaim Yanık, nedenlerden biri olarak “Cihangir Türkleri”ni gösterdi. Bu kesimin “HDP-PKK ilişkisini örterek HDP’ye meşruiyet sağladığını” savunan Yanık’ın 11 Temmuz 2015 tarihli yazısı şöyle:

“Kürt oylarının Cumhurbaşkanının ‘Kürt sorunu yoktur’ demesinden dolayı veya Davutoğlu’nun Türklük vurgusu yüksek seçim konuşmaları dolayısıyla AK Parti’den HDP’ye kaymadı. Esas neden bizzat Kürtlerin kendi dinamiklerinden kaynaklandı. AK Parti’ye oy veren Kürtlerin HDP’ye kaymasının sebepleri şunlar: ‘Kobani olayları’, ‘pankürdizmin yükselişi’, ‘HDP’de Meclis’te temsil edilsin isteği’, ‘HDP barajı geçmezse şiddetin olacağı düşüncesi’, ‘HDP Meclis’e girsin AK Parti iktidar olsun düşünüşü’, ‘Doğan medyası ve Cihangir Türkleri’nin HDP PKK ilişkisini örterek HDP’ye meşruiyet sağlamaları’ ve ‘Demirtaş’ın performansı’. Bu etkenler bir araya gelerek dinamik bir psikoloji oluşturdu. Oluşan psikolojide Kürt seçmenin oy verme davranışını etkiledi.”

‘Nişantaşı/Cihangir sosyetesi PKK’lılaştı’
7 Haziran seçiminde AKP milletvekili olan Markar Esayan, 20 Temmuz 2015’te 32 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Suruç katliamı ardından yazdığı yazıda “Nişantaşı/Cihangir sosyetesinin PKK’lılaştığını” iddia etti. Esayan’ın 23 Temmuz 2015’te Yeni Şafak’taki köşesinde yayımlanan yazısının ilgili bölümü şöyle:

“DAİŞ’in son Kobani saldırısı gibi, son katliamda da HDP’li eşbaşkanların aldıkları tutum, sosyalist yazarların PKK’ya savaş başlatması için ‘Şimdi değilse ne zaman’ içerikli yazıları, Nişantaşı/Cihangir sosyetesinin PKK’lılaşması Türkiye’deki hayatın olağan akışına uygun değil. Topluma yumuşak kapsayıcı, ama üst yapılara kararlı bir tutum sergilemek, çok hassas bir stratejiyi gerektirdiği gibi, ortak fayda altında toplumu birleştirmek adına medyanın, STK’ların yardıma gelmesi gerekiyor. Hani şimdi değilse ne zaman?”

Prof. Aktay’dan tartışılan retweet: TSK, Cihangir’de F16 gezdirsin
7 Haziran’da AKP’den milletvekili seçilen bir diğer Yeni Şafak yazarı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Yasin Aktay, “TSK, üç F16'yı Cihangir üzerinden gece gece alçak uçuş yaptırsın, vallahi Kandil’i bombalamaktan daha etkili olur” yazan bir tweeti takipçileriyle paylaştı. Retweeti tartışma yaratınca Aktay, “yüzde yüz mizah” diyerek şunları söyledi:

"Bu bir espri. Bu ülkede mizah özgürlüğü var. Kimse bunu ciddiye alacak değil. Eğer ciddiye alınacaksa nasıl bir ülke olduğumuzu sorgulamamız gerekir. Tamamen mizah. Yüzde yüz mizah. Millet gülsün, eğlensin; bazıları da düşünsün, ibret alsın, diye söyledim”

'HDP Diyarbakır'dan Cihangir'e eksen kayması yaşadı'
Bu derlemenin yapılmasına vesile olan açıklama 29 Temmuz 2015’te Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’dan geldi. Anadolu Ajansı’nın Editör Masası’na katılan ve konuşması haber kanallarında canlı verilen Akdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Demirtaş, (seçim sürecinde) kendi PR’ını yaptı, kendi imajını oluşturdu. Sürece ne olursa olsun, İmralı anlamsızlaşırsa anlamsızlaşsın. Kendi PR’ını yaptı, el bebek gül bebek bir çiçek çocuk olarak, bir imaj imalatına dönüştü ve bugün yaşadığımız şeyler. HDP Diyarbakır'dan Cihangir'e eksen kayması yaşadı. Şimdi kıvranıyorlar. Ne olacak bu süreç?”

Damla Uğantaş, T24

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers