31 Ağustos 2015 Pazartesi

‘Bir kez oy vermedik çocuklarımız ölüyor’

Yayınlanma tarihi: 31 Ağustos 2015 Pazartesi

CHP Mersin Milletvekili Fikri Sağlar ile İstanbul Milletvekili Ali Şeker ve Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın, çatışma haberlerinin eksilmediği Yüksekova, Hakkâri ve Van’da 4 günlük inceleme gezisi yaptı. Vekiller, temaslarından çıkan izlenimleri ve çözüm önerilerini önümüzdeki günlerde raporlaştıracak. Ancak Fikri Sağlar, ilk izlenimlerini Cumhuriyet’le paylaştı:
* Yüksekova’da çok ciddi bir gerginlik var. Sokakta konuştuğunuz hemen herkes bu kirli çatışmanın bir merkezden çıkarıldığı kanısında. Van’dan başlayarak karşılaştığımız her insan bu ortamın müsebbibinin Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söylüyor.
* Konuştuğumuz insanlar, “Tayyip Erdoğan’a 3 defa oy verdik, 1 kere oy vermeyince o da bizi öldürmeye kalkıyor” diyorlar. Yurttaşların üzerinde durdukları tek bir şey var o da “Biz barış istiyoruz. Barışı yok eden Erdoğan. 7 Haziran’a kadar hiçbir şey yoktu. Hepimiz bir birimizle kucaklaşıyordık. Ne oldu da biz bugün savaşıyoruz ve kimin için savaşıyoruz?” diye soruyorlar.
‘Her Kürt PKK’li’
* Bölgede kamu otoritesi tek bir merkeze bağlanmış, talimatı doğrudan Erdoğan’dan alır konumundalar. Tek merkezden yönetilen kamu görevlisi, “her Kürt PKK’lidir” diyor.
* Gençler arasında işsizlik yüzde 60’a yaklaşıyor. Ekonomi durmuş, esnaf perişan, sadece kamunun verdiği ihalelerle iş yapanlar var.
* Yüksekova’da bir sivil ölmüş, kamu görevlileri “sivil değil” diyor ama orada konuştuğumuz halk “herkesin tanıdığı bir terzi, terzihanesi var” diyor. Sonradan terörist olmadığı ama canlı kalkan olduğu söyleniyor.
* Devletin çok ciddi bir istihbarat zaafiyeti var. Ya istihbarat alınamıyor ya da alınan bilgi sumen altı ediliyor.
‘Her Kürt PKK’li’
* Örgüt, mahallelerde baskı yapıyor. Yurttaş bundan da çok şikayetçi. Devlet şikayeti önlemek isteyince şiddet ortaya çıkıyor.
* Hakkâri’deyken, çatışmaların yaşandığı hafta boyunca 2 bin kişinin şehri terkettiği, Batı’daki akrabalarının yanına gittikleri söylendi. Aynı şekilde Van bir yandan nüfus verirken, bir yandan da çatışma olan bölgelerden gelen insanlar nedeniyle ciddi bir nüfus hareketliliği yaşıyor.
* Van’da söz verilmesine rağmen vergi terki yapılmıyor. Maliye Bakanı engelliyor. Depremden sonra 18 bin konut verilmiş ama, bugün ekonomi durmuş.
* Temaslarımız süresince tek bir AKP’liye rastlamadık. Örneğin Van’da 2 gün kaldık, 4 gün boyunca 3 yerleşim yerinde dolaştık ama AKP’lileri göremedik.

Başkan Olsaydı Kaos Yaşanmazdı...

Barışın önündeki engelleri kaldırın

Barışın önündeki engelleri kaldırınAKP ve onun Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Kürtleri imha amacıyla başlattığı savaşına karşı barış çağrıları artarak devam ediyor. Emek ve meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri ve birçok siyasi parti bileşeni olan Barış Bloku bugün, “Saray’ın savaşına karşı acil barış, acil demokrasi” sloganıyla 30 ilde miting düzenliyor. 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle düzenlenen mitinglere bir destek de aydınlardan geldi. Aralarında Jülide Kural, Barış Pirhasan, Celal Başlangıç, Ece Temelkuran, Kadir İnanır, Hasan Cemal gibi isimlerin de bulunduğu 200’e yakın aydın “Barış istiyorum. Barış Bloku’nu destekliyorum” açıklaması yaptı.
Müzakereyi başlatın
Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak ve Fırat Anlı da 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle yayınladıkları mesajda, toplumsal barışın önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, yeniden diyalog ve müzakerenin başlatılmasını istediler. Mesajda, şöyle denildi: “Demokratik ve özgür bir gelecek umuduyla, halklarımızın 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutluyor, yitirdiğimiz tüm insanlarımızı saygıyla, rahmetle anıyoruz. Toplumsal barışımızın önündeki tüm engellerin kaldırılmasını ve yeniden diyalog ve müzakerenin başlatılmasını temenni ediyoruz.”
Wan Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Hatice Çoban ve Bekir Kaya da yayımladıkları mesajda, “bu şiddet sarmalı, bu acımasız uygulamalar, savaş dili ve insanların ölümüne yol açan politikalara bir an önce son verilmelidir” dedi.
Bir hafta sürecek
Ankara Barış Bloku, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü 31 Ağustos’tan 6 Eylül’deki mitinge kadar süren 1 haftalık etkinlikler yapacak. Panellerden forumlara, film gösterimlerinden yürüyüşlere kadar pek çok etkinlik 1 hafta boyunca barışa adanacak. Sivas Halkevi Dünya Barış Günü kapsamında önceki gün “Barışa yolculuk uçurtma şenliği” düzenledi. Şenlikte ülkede ve Kürdistan’da yaratılan savaş ortamına dikkat çekilirken şenliğin temasına uygun olarak “Barış” talebi yükseltildi.
Biz barış istiyoruz
Wan Westan (Gevaş) Demokrasi Platformu, barış talebiyle Esnaf ve Sanatkarlar Odası önünden Şelale Meydanı’na kadar yürüdü. HDP Milletvekili Adem Geveri’nin de katıldığı yürüyüşte sık sık “Em aşitî dixwazin”, “Biz barış istiyoruz” sloganları atıldı. Demokrasi Platformu adına basın açıklamasını okuyan Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanvekili Naif Salık, müzakerelere dönülmesini istedi.
Kop’ta barış şöleni
Kürdistan’da artan gözaltı, tutuklama, katliamlara karşı Mûş’un Kop (Bulanık) ilçesinde “Barış Şöleni” yapıldı. DBP ve HDP ilçe örgütlerinin düzenlediği şölende, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü talep edildi. “Operasyonlara hayır. Barış hemen şimdi” ve “Ekin Wan yoldaş çıplak onurumuzdur” yazılı pankartların asıldığı şölende, sık sık “Bijî Serok Apo” sloganı atıld

200’e Yakın Aydın ve Sanatçıdan Barış Blokuna Destek...!


200’e aydın ve sanatçı Barış Bloku’nun 1 Eylül Dünya Barış Günü için düzenlediği kampanyaya destek vererek “Barış istiyorum Barış Bloku’nu destekliyorum” dedi.
1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Barış Bloku tarafından düzenlenen kampanya çerçevesinde aralarında Jülide Kural, Barış Pirhasan, Ece Temelkuran, Kadir İnanır, Hasan Cemal gibi isimlerin de bulunduğu 200’e yakın aydın “Barış istiyorum Barış Bloku’nu destekliyorum” dedi.
Kampanyaya destek verenlerin isimleri şöyle:
A. Haluk Ünal, Abdullah Ercan, Adalet Ağaoğlu, Adalı Aksoy,Adnan Gerger, Adnan Özyalçıner, Ahmet Dindar, Ahmet İnsel, Ahmet Ümit, Akif Kurtuluş, Ali Akdeniz, Ali Uçansu, Alp Selek, Ara Güler, Aslı Uluşahin, Atilla Dirim, Aydın Çubukçu, Aydın Engin,Aydın Orak, Ayşe Erzan, Ayşe Hür, Ayşegül Devecioğlu, Ayşegül Tözeren, Ayşenur Kolivar, Aziz Çelik, Bahri Belen, Baran Seyhan,Barış Pirhasan, Baskın Oran, Baybars Tekin, Behçet Çelik, Belma Fırat, Bilal Babaoğlu, Bülent Usta, Burhan Şeşen, Burhan Sönmez,C. Hakkı Zariç, Cafer Solgun, Can Öz, Celal Başlangıç, Cem Erciyes, Ceyda Karan, Chris Stephenson, Cihat Aral, Cüneyt Uzunlar, Deniz Faruk Zeren, Deniz Türkali, Derya Karakoçan, Doç. Dr. Ayşegül Altınay, Doç. Dr. Ayşen Candaş, Doç. Dr. Ceren Sözeri, Doç. Dr. Hakan Güneş, Doç. Dr. Kemal İnal, Doç. Dr. Maya Arakon, Doç. Dr. Murat Birdal, Doç. Dr. Sinan Birdal, Doç. Dr. Yüksel Taşkın, Doç. Nihan Yıldırım, Doç. Ozan Erözden, Dr. Ali Özyurt, Dr. Saime Tuğrul, Dr. Savaş Çoban, Ece Temelkuran, Elif Dağdeviren, Emel İrtem, Emel Kurma, Emine Algan, Emine Uşaklıgil, Emir Ali Yağan, Emrah Serbes, Erdal Tüşünel Erdem Yörük, Erkan Çakmakçı, Erol Mintaş,Ersin Damarsadı, Ertan Mısırlı, Ertuğrul Mavioğlu, Evren Ergeç, Ezel Akay, Fethiye Çetin ,Figen Şakacı,Fikret İlkiz, Fırat Ceweri, Füsun Demirel, Gaye Boralıoğlu, Genco Erkal, Gökhan Atılmış, Görkem Yeltan, Gülseren Onanç, Gülten Kaya, Hacer Ansal,  Hacer Eroğlu, Hakan Aksay, Hasan Cemal, Harun Tekin (Mor ve Ötesi), Hatice Meryem, Haydar Ergülen, Hicri İzgören, Hüsamettin Onanç,Hüsnü Öndül, İbrahim Betil, İbrahim Sediyani, İnci Aralık, Işın Eliçin, Jaklin Çelik, Janset Paçal, Jülide Kural, Kadir İnanır, Kadir Rengel, Kerem Fırtına, Kristin Özbey, Lale Mansur, Latife Tekin,Ludmilla Büğüm, Mahir Mete Günşıray, Mebuse Tekay, Mehmet Altıoklar, Mehmet Dağ, Mehmet Demir, Mehmet Turguttekin, Melek Ulagay Taylan, Mesut Yeğen, Mücella Yapıcı, Müge İplikçi,Murat Çelikkan, Murat Özyaşar, Murat Sabuncu, Murat Uyurkulak, Mustafa Dok, N. Ufuk Özdemir,Nadire Mater, Nazar Büğüm, Necmiye Alpay, Nehir Erdoğan, Neşe Erdilek, Neşe Şen, Neşe Yaşın,Nil Mutluer, Nilgün Öneş, Nuray Mert, Ömer Marda, Önder İnce, Orhan Aklaya, Orhan Silier, Oya Baydar, Özay Şahin, Özcan Yurdalan, Özlem Dalkıran, Özün Süzen, Perihan Mağden, Prof Dr. Hakan Ongan, Prof. Dr. Ayla Zırh Gürsoy, Prof.Dr. Bekir Kocazeybek, Prof. Dr Betül Dortunç, Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Prof. Dr. Cengiz Aktar, Prof. Dr. Cihangir İslam, Prof. Dr. Fatmagül Berktay, Prof. Dr. Galip Yalman, Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Prof. Dr. Kuvvet Lordoğlu, Prof. Dr. Mehmet Türkay, Prof. Dr. Nilgün Toker, Prof. Dr. Raşit Tükel, Prof. Dr. Samim Akgönül, Prof. Dr. Selçuk Erez, Prof. Dr. Yakın Ertürk, Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, Prof. Dr.Metin Özuğurlu, Prof. Dr. E. Ahmet Tonak, Prof. Dr. Faruk Birtek, Prof. Dr. Feride Çiçekoğlu, Prof. Huri Özdoğan, Prof. Dr. Mete Tapan, Prof. Dr. Murat Belge, Prof. Murat Özbank, Prof. Dr. Nilüfer Tapan, Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu, Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Prof. Dr. Yeşim M. Atamer, Ragıp Duran, Ragıp Zarakolu, Recep Maraşlı, Reis Çelik, Rıza Sönmez, Rüstem Batum, Sami Evren, Şanar Yurdatapan, Selma Acuner, Sema Kaygusuz, Sennur Sezer, Serpil Güler, Serpil Güler, Seyda Selek, Sibel Oral, Sibel Öz, Sinan Biçici, Şirin Tekeli, Suna Aras,Taner Ziya Koçak, Tanıl Bora, Tarhan Erdem, Tayfun Mater, Tevfik Taş, Turgut Yasalar, Ümit Kıvanç, Vecdi Çıracıoğlu, Vecdi Sayar, Yasemin Göksu,Yrd. Doç. Dr Burak Çelik, Mehmet Karlı, Yrd. Doç. Murat Paker, Zehra Aral, Zeycan Alkış, Zeynep Tanbay.

Mumcu, Üçok, Kışlalı, Aksoy cinayetleri davası sanığı Star'a yazar oldu

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy cinayetlerini konu alan UMUT davası sanıklarından Selahaddin Eş, AKP'ye yakınlığıyla bilinen Star gazetesine yazar oldu.

Uzun yıllar yurt dışında bulunan ve Çakırgil soyadını alan Eş'in, geçen yıl Aralık ayında mahkemenin verdiği tutuklanmama güvencesi ile Türkiye'ye döndüğü ortaya çıktı. 

Mumcu, Üçok, Kışlalı, Aksoy cinayetleri davası sanığı Star'a yazar olduCummhuriyet gazetesinin haberine göre, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yurt dışına çıkıp, 35 yıl sonra dönen Selahaddin Eş Çakırgil, daha önce Vakit gazetesinde yazıyordu. 

Odatv’nin haberine göre Tevhid- Selam Kudüs Ordusu örgütünde “özel görevli olmak, sevk ve yönetiminde bulunmak”la suçlanan Selahaddin Eş ile Selahaddin Eş Çakırgil’in nüfus kaydının bire bir aynı olduğu gündeme gelmişti.

GÜVENCE VERİLMİŞ

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin özel yetkili mahkemeler kaldırıldıktan sonra kendisine devredilen dosyada Eş’e Türkiye’ye dönmesi için 12 Aralık 2014 tarihinde tutuklanmama güvencesi verdiği ortaya çıktı. Bu karar aynı zamanda Eş hakkında geçmişte çıkarılan kırmızı bültenin de kaldırıldığı anlamına geliyor. Bu karar sonrası Eş, Türkiye’ye döndü.

STAR'DAKİ İLK YAZI BİSMİLLAH İLE BAŞLIYOR
'İbrahîm’in tarafında olmak idrakiyle ‘Bismillah...’ başlığıyla ilk yazısını yazan Çakırgil, yazısını 'bitaraf olmayan bertaraf olur' sözleriyle bitiriyor.

Belediyeye Özel Harekattan Gaz Bombalı Saldırı

bibergazıDİHA’nın haberine göre, günlerdir polis ve asker saldırılarına karşı halkın direnişini sürdürdüğü Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde dün gece saatlerinde özel harekat timleri tarafından belediyeye gaz bombaları atıldı. İpek Yolu üzerinde bulunan belediye binasındaki konferans salonunun camlarını kırarak içeriye giren gaz kapsülleri, belediye binasında yoğun gaz bıraktı. Belediye çalışanları gazdan etkilenirken, binada temizlik yapıldığı belirtildi.
Geçtiğimiz günlerde Yüksekova’nın Orman, Mezarlık ve Kışla mahallelerinde düzenlenen operasyonlarda 4 kişi katledilmişti. Silahlarla taranan ve top atışları ile vurulan evlerde yangın çıkmıştı.
Yaralıları taşıyanlar vatandaşların üzerine zırhlı araçlardan ateş açılmış, yaralıların saatlerce hastaneye ulaşmasının engellendiği Yüksekova’ya giden HDP bölge vekilleri ve emek, meslek örgütü temsilcileri ise ilçeye alınmamıştı.
Konu kirli savaş olunca olimpik havuz boyutlarına erişen “havuz medyası”nın yaşanan katliamları “gerginlik” olarak yansıtması da tepki çekmişti.

Japonya’da Halk Savaş Yasalarına Karşı Sokağa Çıktı

Japonya’da halk ordunun ülke dışında konumlandırılmasına ve müdahalesine olanak sağlayan yasaya karşı sokağa çıktı. Mevcut anayasa hükümete sadece öz savunma durumlarında savaş durumuna geçme yetkisi veriyordu.

Pazar günü Tokyo’daki parlamento önünde toplanan binlerce kişi ordunun müdahale sınırlarını genişleten yeni yasa paketine karşı protesto eylemi gerçekleştirdi. Parlamentonun yasama organı olan avam kamarasından geçen yeni paket Japon ordusunun ülke dışında gerçekleşecek olan operasyonlara askeri destek sağlamasına olanak sağlıyor.

Savaş Yasalarına Hayır

BBC’nin haberine göre, on binlerce kişi Japonya Parlamentosu önünde toplanarak Başbakan Shinzo Abe’yi istifaya çağırırken, barışçıl anayasanın korunmasını talep etti. Eylem sırasında “Savaş bitti”, “Savaşa Hayır, Barışa Evet”, “Savaş Değil Barış” sloganları atıldı.
Yasaya karşı, tasarının yasama organından geçtiği Haziran ayından bu yana daha önce de bir çok protesto eylemi yapılmıştı. Pazar günü yapılan protesto eylemi son yılların en kitlesel eylemi olarak gösteriliyor. Eylemi organize edenler alanda 120 bin kişinin olduğunu söylerken, kolluk kuvvetleri 30 bin kişinin parlamento önüne ulaştığını ifade ediyor.
Yeni yasa paketi, Japon hükümetine parlamentoda karar alınmasına ya da özel yasaya gerek duymadan müttefiklerine destek sağlamak için savunma güçlerini ülke dışında görevlendirme yetkisi veriyor.

Samistal Yaylası’nda Çalışma Durdu Jandarma Geri Çekildi

Samistal Yaylası’nda devam eden Yeşil Yol çalışmaları durduruldu jandarma ve iş makineleri bölgeden çekildi.
Doğu Karadeniz’deki 8 ilin yaylalarını birleştireceği ileri sürülen ve toplan 2 bin 600 km olması planlanan ve yaklaşık bin 800 ile 2 bin 600 metre yükseklilerden geçen ve adına Yeşil Yol denen yol çalışmaları, bir kez daha jandarma eşliğindeki iş makinelerinin geri çekilmesiyle durduruldu.
Çamlıhemşin’in Samistal Yaylası’ndaki çalışmalara tepki gösteren köylüler ve yayla sakinleriyle birlikte yaşam savunucularının üzerine yaklaşık 2 ay içerisinde üçüncü kez durduruldu.
İlk tepkiler sonrasında Valilik talimatıyla durdurulduktan sonra geçen hafta sonu adeta gece baskınıyla başlayan ve gece-gündüz devam eden çalışmalar, geçen hafta sonu verilen 2 günlük aranın ardından, Pazartesi günü yaklaşık 100 jandarma korumasında yeniden başlatılmıştı.

Jandarma Geri Çekildi

Önceki gün, jandarma korumasında devam eden çalışmalar, yol yapımında çalışan dozerin arızalanması sonucu yeniden durdurulmuştu. İş makinesi onarılıp çalıştırıldıktan sonra yeniden yol yapım çalışmalarına başlanacağı beklenirken; Yaylada gece-gündüz nöbet tutan Fırtına İnisiyatifi üyeleri, Cumartesi günü iş makineleri ve ekipmanların bölgedeki jandarmalar eşliğinde toparlanarak, bölgeden ayrıldığını kaydetti.
Yol çalışmalarının neden ve nasıl veya hangi talimatla durdurulduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmazken; Fırtına İnisiyatifinin twitter hesabından yapılan açıklamada, “Güzel haber! 50 günlük amansız mücadelenin sonunda dozer ve jandarma Samistal’dan bugün itibariyle çekildi” denildi.

‘Yaylaya Ait Olmayanlar İndi’

Yayla sakinleri ne inisiyatif Avukatı Yakup Okumuşoğlu ise yaşanan gelişmenin sevincini, “İyi bir haber: Samistal Yaylası’ndan dozer, asker, polis ve bilumum oraya ait olmayanlar indi. 2 aydır atılan tek doğru adım” şeklindeki twitter mesajıyla paylaştı.
Yayladaki gelişmelerin kalıcı olmasını ve bir daha bu tür çalışmalar için yaylaya çıkılmamasını dilediklerini kaydeden Okumuşoğlu, yaptığı açıklamada şunları söyledi:
yesil_yol_rize_valilik“Artık gelmesinler. Ömürlerince görmedikleri ve hatta beklide hiç görmeyecekleri yaylada asker ve polis eşliğinde dozerle yol açılıyor. Geride kalan 2 aylık süreçteki tek olumlu gelişme ve atılan tek doğru adım bu oldu. Böylesine bir yaylada olmaması gereken dozer, asker ve polis yayladan indi. Umarız bu durum kalıcı olur ve bir daha gelmezler. Fırtına Vadisi ve bu yaylalar, hepimizin koruyup kollaması gereken doğal ve kültürel miraslarımız, değerlerimizdir ve tüm insanlığa aittir. Bunları korumak sadece bizim değil, tüm insanlığın görevidir. Bu askeri, polisi, dozeri buraya gönderenler ile talimatları verenlere yüklenmiştir bu görev ve sorumluluk”

Dağları Kanunsuz Biçimde Yıkıyorlar!

Jandarma eşliğinde yaylada yapılan çalışmalara tepki gösteren ve yaşanan gelişme sonrası endişeli sevinç yaşadıklarını kaydeden Fırtına İnisiyatif üyelerinden Özlem Erol ise,- şunları söyledi:
“Türkiye’nin doğusunda insan katlediliyor, Kaçkarlarda da tabiat… Dağları kanunsuz bir biçimde yıkıyorlar. İnsanların ve doğanın yaşam hakkını savunanlara işkence ediliyor. Devlet bize kararlılığını gösterdiğini söylüyor; biz de üç kişi bile olsak çocuklarımızın geleceğini açgözlülere teslim etmeyeceğiz”
Sendika.Org/Rize, Ömer Şan

Erdoğan Damat Adayını Beğenmemiş..

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Saray'da verilen 30 Ağustos resepsiyonunda basın mensuplarının sorularını cevapladı. Erdoğan "Aileniz hedef alınıyor kızınız Sümeyye hanımla ilgili bir süredir bir tartışma sürüyor bu sizi yaralıyor mu?" sorusuna şöyle yanıt verdi:
"Başta şahsım olmak üzere bütün ailemi tabiki bu yaralıyor, tedirgin ediyor, üzüyor. Bu yakıştırmalar çok çok çirkin. Affedersin bir tane manyağı bulmuşlar bu manyak üzerinden Türkiye’deki uzantısı da bakıyorsunuz o da kalkıp ona adeta bir taşeron oluyor. Ve bu şekilde böyle bir ahlaki olmayan yola başvuruyor. Bizim tabi başvurabileceğiz tek yol var, nedir? Hukuk... Onun içinde tabiki hukuki olarak tüm avukatlarımız bu konuda atılması gereken adımları atıyor. Ama burada tabi yazılı görsel medya olsun sosyal medya olsun hepsinde bu ahlaksızlık ne yazık ki var. Tabi bu bizim bir şeyimizi daha gösteriyor Tweeter konusundaki hassasiyetimin ne olduğu ortaya çok açık ve net çıkıyor. Benim kızımın başına gelenler aynı şekilde bir başkasının başına da geliyor. Bu konuda özellikle yazılı ve görsel medya olarak hatta sizler de sosyal medya içerisinde belli çalışmalarınız var hep birlikte bir dayanışma içerisinde biz ülkemizde bunu da tam çizgisine oturtmamız lazım."

EthemSarısülük’ün Katilini Serbet Bırakacak Mahkeme Arıyorlar!

page_ethem-sarisulukun-polis-kamerasindan-vurulma-ani_839351021
Twitter hesabından bir mesaj yayınlayan Bayraktar, şunları paylaştı: “Ethem Sarısülük’ün katilini serbest bırakacak hakim heyeti arıyorlar. Güvenlik bahanesiyle dava o heyetin bulunduğu ile gönderilecek”
Bir çok protesto ve muhalefete rağmen meclisten geçen “iç güvenlik paketi”nde yer alan ve polis şiddetine zemin hazırlayan düzenlemelerin, geriye dönük olarak işletilip işletilemeyeceği de bir başka tartışma konusu. Yasa gündeme geldiğinde başta katil polis Ahmet Şahbaz olmak üzere, katillerin serbest bırakılması için bir dayanak oluşturup oluşturulmayacağı da tartışma konusu olmuştu.
Daha önce katil polis Ahmet Şahbaz’ı kılık değiştirerek duruşma salonuna getirenler, şimdi de Şahbaz’a “zarar gelmesin” görüntüsü altında, onu serbest bırakacak bir mahkeme arayışını sürdürüyorlar. Konuyla ilgili talebin Ankara Valiliğinden gelmiş olması dikkat çekici. Duruşma 7 Eylül’de yapılacak. Ancak henüz yeri açıklanmadı.

Ankara’da Katilin Can Güvenliği Yokmuş!

Ankara Valiliği, Ethem Sarısülük davasının görüldüğü 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 14 Ağustos’ta yazı yazarak sanığın “can güvenliğinin olmadığı” gerekçesiyle dava yerinin değiştirilmesini istemişti.
Ankara Valiliği 14.08.2015 tarihinde Ankara 6. Ağır ceza Mahkemesine bir yazı yazarak “duruşma sırasında bazı marjinal gruplar tarafından şiddet uygulanabileceği adliye çevresinde yasa dışı gösteriler yapılabileceği, adliye binasına ve güvenlik kuvvetlerine karşı saldırıda bulunulabileceği, mahkeme heyetinin baskı altına alınabileceği, sanığın cezaevinde ve adliyede, cezaevinden adliyeye getirilip götürülmesi sırasında kargaşa çıkarılabileceği, saldırıya uğramasının, kaçırılmaya ve öldürülmeye çalışılmasının muhtemel olduğu, alınan güvenlik tedbirlerine rağmen öngörülemeyen ve kamu güvenliği ciddi olarak ihlal edebilecek infial yaratabilecek müessif olayların çıkabileceği” iddiasında bulunmuştu.
Bunun üzerine Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin nöbetçi heyeti pazartesi günü bir yazı yazarak: “Ankara Valiliğinin 14/08/2015 tarih ve 42860840/889-308 sayılı yazısı ile bildirildiğinden mahkememizin 2015/307 esas sayılı dosyasında görülmekte olan kamu davası dosyasının CMK 19/2 maddesi gereğince kovuşturmasının Yüksek Adalet Bakanlığınca uygun görülecek başka bir yerde yapılmasının daha sağlıklı olacağı değerlendirilmekle dava dosyası yazımız ekinde sunulmuştur. Bilgi ve gereği rica olunur. ” cevabını vermişti.

Hakverdi’den Soru Önergesi

Konuyla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi de Adalet Bakanı’nın cevaplaması talebiyle Meclis’e verdiği soru önergesinde, başkentte sağlanamayan güvenliğin başka illerde nasıl sağlanacağını sordu.
Hakverdi, “birçok ilde görülmesi gereken davaların güvenli olduğu için Ankara’ya nakledildiğini” de hatırlattı.
Hakverdi, bakanlığa şunları sordu:
* Ankara’ya güvenlik gerekçesiyle alınan kaç davada olay çıktı? Olay çıkmışsa hiçbir sanık öldürüldü mü?
* Ahmet Şahbaz’ın yargılandığı duruşmalarda kaç güvenlik görevlisi görevlendirildi?
* Vali’nin saldırı olacağı yönündeki görüşü hangi istihbarı bilgiye dayanıyor? Böylesine ciddi bir görüşü mahkeme heyetine ileten Ankara Valisi, Sarısülük ailesine destek olmak için gelenlere zulmetmek dışında ne önlem aldı?
* Diğer Gezi davalarında olduğu gibi bu davayı da başka ile nakledip, nakil sonrası Şahbaz’ı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile mi dinlemeyi düşünüyorsunuz?

28 Yıl Hapis Cezası Alan Katilin Cezası “İyi Hal”den 7 Yıl 9 Aya Düşürülmüştü

Gezi direnişine Ankara’da, 1 Haziran 2013’te 27 yaşındaki Ethem Sarısülük başından vuruldu. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Ethem, 14 Haziran’da yaşamını yitirdi.
23 Eylül 2014’te başlayan davada Ahmet Şahbaz “taksirle insan öldürmek” suçlamasıyla yargılandı.
3 Eylül 2014’te sonuçlanan davada Mahkeme heyeti, Sarısülük’ü vuran polis Ahmet Şahbaz’la ilgili önce “kasten öldürmeden” müebbet hapis cezası verdi, ancak ardından olası kastla öldürmek suçundan cezayı 21 yıla indirdi. Suç görev başında işlendiğinden cezada artırıma giderek 28 yıla çıkardı. Ancak dokuz yıl haksız tahrik indirimi, yaklaşık 2 yıl “iyi hal” indirimi ve takdiri indirimde bulundu. Katil Şahbaz’a verilen toplam ceza bu indirimlerle 7 yıl 9 ay 10 güne düşürüldü.

Aile Temyiz Etti, Yargıtay Az Buldu

Sarısülük ailesinin avukatları katile verilen kararı temyiz etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Ethem Sarısülük’ü vurarak öldüren polis memuru Ahmet Şahbaz’a verilen 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasını az bularak, kararın bozulmasını istedi.
Başsavcılığın, Sarısülük’ün öldürülmesine ilişkin davayla ilgili tebliğnamesinde, sanık polis Şahbaz’ın, “karşısındaki grubu görüp, hedef gözeterek ateş ettiğinin” anlaşılması karşısında, hakkında “kasten öldürme” suçundan hüküm kurulması gerekirken, “olası kastla öldürmek” suçundan hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu belirtildi.

Duruşma 7 Eylül’de

Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararı usulden bozarak, dosyayı yerel mahkemeye gönderdi. İlk duruşma tarihi 7 Eylül 2015 olarak belirlendi.

Zaytung ‘İhbarcıya Ödül’ü Böyle Gördü: Apartmanda Kaos! Komşular birbirini ihbar etti,82 Gözaltı

İçişleri Bakanlığı’nca yayınlanan genelgenin resmi gazetede yayınlanması ile birlikte , Komşusunu ihbar edenlere para ödülü verileceğinin duyurulması üzerine  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtarlara ajanlık teklif etmesinden sonra sıra şimdide bütün halkı ajanlaştırmaya geldi.
Gündemin neredeyse büyük bir kısmını yeni kanun değişikliği doldurur iken, 12 Eylül darbesi sonrasında birbirini ihbar eden ve hatta işi, sevmediği herkesi terörist diye ihbar edip cezalandırmaya çalışanlar ilk akla gelenler oldu.
Konu ile ilgili ”Dürüst, tarafsız, ahlaksız haber” ilkesiyle yayın hayatını sürdüren kara mizah sitesi Zaytung’da yayınlanan haber hiç de yaşanılmayacak cinsten değil. Bu kadar abartılı olmasa da darbe günlerinde benzerleri yaşanmış olduğundan tanıdık geliyor.

işte Zaytung tarafından , içişleri bakanlığının genelgesine gönderme yapılan ”haber”;Terörist İhbarına Para Ödülünün Ardından Petek Apartmanı’nda Kaos: Tüm komşular birbirini ihbar etti, 82 kişi gözaltında…

1
Resmi gazetede yayınlanan ve teröristleri ihbar edenlere para ödülü getiren yeni yönetmelik, tüm Türkiye’de heyecan yarattı. Emniyet birimlerine sadece bu sabah 74 bin ihbar gelirken, Ankara Aydınlıkevler’deki Petek Apartmanı’nda tüm komşular birbirinden şikayetçi oldu: 82 kişi gözaltında…
İçişleri Bakanlığı’nın onayı ile 4 milyon liraya kadar çıkabilecek astronomik ödül için seferber olan vatandaşlar, bu sabahtan itibaren emniyet müdürlüklerinin telefonlarını kitledi. Ödül için rekabetin kıyasıya yaşandığı bölgelerden biri olan Ankara Aydınlıklevler’de ise Petek Apartmanı sakinleri, birbirleri için yaptıkları toplam 172 telefon ihbarı ile bugün öğle saatlerinde topluca gözaltına alınmayı başardılar.
Apartman yöneticisinden ağır sözler
Polis ekipleri, sorgulama amacıyla apartmandaki 82 kişiyi Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürürken, ilk ifadelerinin ardından konuşan apartman yöneticisi Sami Devralan hem hakkındaki ithamları yanıtladı, hem de komşularına ağır suçlamalarda bulundu. “Çok şükür benim alnım açık, başım dik. Sırf kışın kaloriferi erken kapatıyorum diye terörle suçlanmam manasız ve yakışıksız ancak bu apartmandaki hain odaklar elbet bir bir ortaya çıkacak” diyerek çok sert söylemlerde bulunan Devralan, yıllardır yöneticisi olduğu apartmanda çok sayıda terörist olduğunu bir kez daha yineledi.
Şimdilik çok konuşmak istemediğini, öncelikle kendi apartmanı sonra da mahalledeki teröristler için sıkı bir asayiş uygulamasına geçeceklerini belirten deneyimli yönetici sözlerini sonlandırırken, mikrofonlara konuşan diğer Petek Apartmanı sakinlerinin demeçleri ise şu şekilde oldu:
Petek Apartmanı’nda sıcak saatler
Adem Ünsalcı: (13 Numara) Valla bizim hanım söyledi sabah uygulamayı. Üst kattaki Nedim bey, kaç senedir bi PKK’lı gibi gelirdi bana zaten. Evden de tıkırtılar gelince, tamam dedim bunlar özerklik peşinde. Derhal, tereddütsüz bir biçimde ihbarı yaptım. Ama işte o şerefsiz Nedim de maalesef bana DHKP-C’li deme gafletinde bulunmuş. Onla ayrıca hesaplaşıcaz…
Satılmış Akgör (Apartman Görevlisi): 3 numaradaki öğrenciler Bir Gün alıyor, elimde direkt kanıt var. 7 numara, 8 numara, 12 numara 30 Ağustos’ta hükümete karşı yasadışı Türk bayrağı astı, bütün mahalle gördü. 9 Numara aidatını geciktiriyor, nereye gidiyor o aidat? Yoksa örgüte aktarılıyor olmasın?? 5 numarada da Melek apla oturuyor, eve giren çıkan belli değil. Melek apla-Melek apla-Melek apla… Noldu söyleye söyleye? MLKP… İşte bu kadar…
Necmi Demirli (12 numara):  8 numaranın önünde geçen gün en az 25 çift ayakkabı vardı. Sordum ölü mü var diye, yok dediler… E ne o zaman bu? Abi evi mi burası? Örgüt evi mi? Bunun açıklığa kavuşturulması lazım…
İclal Kartal (3 Numara): Açıkçası ben giriş katında olduğum için bütün her şeye hakimim diyebilirim. Daha geçen gün üst kattakiler 4 tane ekmekle eve girdi. sen 3 kişilik çekirdek aile nerene yiyosun bi akşamda 4 ekmeği? Var o evde bir şey var var…
Burhan Tefenli: (4 Numara): 18 yıldır bu apartmandayım böyle bir rezillik görmedim. 200bin liralık ödül için komşu komşuyu satıyor. İşte teröristler böyledir, para görünce birbirlerini tanımazlar. Banka soymadı mı bunlar zamanında? Bizimki hariç 21 dairenin tamamı işte bu bataklığın içine çekilmiş. Yazık… Yazık…

HDP'Lİ BAKANLAR AKREDİTASYONU KALDIRDI

- Geçici seçim hükümetinde yer alan HDP'li bakanlar Müslüm Doğan ve Ali Haydar Konca, bakanlık düzeyinde basına dönük akredite uygulamasını kaldırdı. Her iki bakanın bugün bakanlık binalarında gerçekleştireceği toplantıda akreditasyon uygulaması, bakanlık düzeyinde ilk kez uygulanmayacak. Böylece yıllardır bakanlıklar düzeyinde özgür ve muhalif basına dönük uygulanan ambargo da kaldırılmış oldu.
Doğan ve Konca'nın bugün bakanlık binalarında gerçekleştireceği basın toplantılarını daha önce hiçbir şekilde alınmayan muhalif ve özgür basın, akredite uygulamasının kaldırılmasıyla birlikte toplantı ve açıklamaları takip edebilecek.

Suruç Katliamı’nı protesto eden 13 kamu çalışanı görevden uzaklaştırıldı

Suruç Katliamı’nı protesto eden 13 kamu çalışanı görevden uzaklaştırıldıSuruç katliamını protesto eden 13 memur savunmaları alınmadan görevden uzaklaştırıldı.
Ağrı Valiliği talimatıyla birçok üyesi sürgün edilen KESK bileşeni sendikaların üyeleri hakkında Suruç katliamı protestolarına katıldıkları gerekçesiyle geçen Cuma günü açılan soruşturmanın ardından jet hızıyla görevden uzaklaştırma cezaları verildi.
Soruşturma kapsamında bugün savunma vermek amacıyla Defterdarlık’a giden KESK’e bağlı SES, Tüm-Bel-Sen ve Tarım Orkam Sen yönetici ve üyelerinin aralarında bulunduğu 13 kamu emekçisi, Ağrı Valisi’nin talimatıyla görevden uzaklaştırıldıklarını öğrendi.
Yine de savunmaları alınan emekçilere, “Siz neden bu sendikalara üyesiniz?”, “Sizi kim topluyor?”, “Sendikada ne yapıyorsunuz?”, “Size haber veren kim?” gibi ilginç sorular yöneltildi. (DİHA)

Sri Lanka hakikaten ibretlik, lakin ‘kazınan kökler’ açısından değil

Memleket “aklı evvellerden” geçilmiyor. En trajikomik olanı da “kaş yaparken göz çıkaranları”. Türkiye’nin “eline düştüğü” siyasi heyetten birisi, en son PKK’ye karşı Sri Lanka örneğini vermiş, “Ya adamlar silah bırakıp teslim olacak ya da Sri Lanka’daki gibi kökü kazınıp bitecek bu iş” deyivermiş. Sri Lanka hakikaten ibretlik, lakin “kazınan kökler” açısından değil... 
İç savaşlar nasıl körüklenir; toplumsal sorunlar militarist yöntemlerle nasıl kördüğüm edilir; iktidar gaspı nasıl yapılır; aile derebeyliği nasıl kurulur; mega yolsuzluklara nasıl batılır; 10 yılın sonunda iktidardan nasıl olunur; savaş suçlarıyla nasıl karşı karşıya kalınır; bunlara yol açan “fıtrat” ne menem bir şeydir? 
Buyrun Sri Lanka’dan da yakın...
***
Sri Lanka dediğimiz, “Seylan” ismiyle de bildiğimiz çay diyarı... Hindistan’ın güneydoğusunda etnik ve dini çeşitliliğe sahip 20 milyon nüfuslu ada ülkesi. Budist Sinhallerin nüfusun yüzde 74’ünü oluşturduğu Sri Lanka’da Hindu Tamiller yüzde 11’le ikinci büyük azınlık. Portekiz, Hollanda ve Britanyalı sömürgecilerden miras Burgherler, Mağribiler, Malaylar ve yerli Veddalar da var.
***
Aslında Sri Lanka, Güney Asya’nın en eski demokrasisi. Britanya dominyonu olarak girdiği 20. yüzyılda 1948’deki bağımsızlık sonrasında Sinhal şovenizmi patlarken, 1956’da “Sadece Sinhalce” dil yasasının tetiklediği Tamil hareketi, ekonomik ve kültürel ayrımcılıkla birleşince militan ayrılıkçılığı yarattı. 1976’da Tamil Eelam Kaplanları sahneye çıktı. 1983’te Colombo’daki Tamil pogromu sonrası başlayan iç savaş 26 yıl sürdü, 100 bin cana mal oldu. 2000’lerde özerk yönetim de kuran Tamiller, intihar bombacısı kemerleri ve kadın bombacıların da “mucitleri”.
***
Dört kez kurulan barış masası her seferinde yıkıldı. Sonuncusu 2008’de çökerken, bir lider dünyaya “vahşetle ayrılıkçı örgüt çökertip toplumsal sorunu çözmemek” diye açımlanacak “Sri Lanka modelini” armağan etti: Mahinda Rajapaksa
İroni bu ya, Rajapaksa, 2005’te Fransa’dan esinli yarı başkanlık sisteminde seçildiğinde kendini “barış adamı” diye sunmuştu. Kaplanları, milliyetçilerle ittifak halinde 2009’un son haftalarında 40 bin sivilin öldürüldüğü askeri kampanyayla ezdi. Tamil sorunu baki. Tamil Ulusal İttifakı parlamentoda, 15 senedir federal yönetim ve ulus olarak tanınmak talebinde ısrarlı.
***
Ülkenin 10 yılına damga vuran “kahraman”ın hali ise acıklı. Rajapaksa 2010’da ikinci kez seçildikten sonra yetkilerini genişletti, kalkınma hamlesiyle yüzde 8’lik büyümeyi sağladı, duble yollar ve mega projelere imza attı. Bugün mega yolsuzluklarla anılıyor. Dünya, ailesiyle hortumladığı 18 milyar doları ve dört ülkedeki gizli hesaplarını konuşuyor. Foreign Policy’ye bakılırsa Washington’da lobilere akıtılan 6.5 milyon doların aracısı Pakistan asıllı fon yöneticisi Imaad Zuberi, Türkiye yönetimi ve MÜSİAD’la pek yakın. 
Rajapaksa, Ocak 2015’te üçüncü kez seçilme girişimini kişisel referanduma dönüştürdü. Kampanyasında hava kuvvetlerinin askeri uçaklarını dahi kullandı! Yenildi. Rivayet o ki, orduyu devreye soksun diye genelkurmay başkanını; olağanüstü hale hukuki kılıf uydursun diye başsavcıyı seferber etmeye kalkışıp reddedilince, yenilgiyi kabullendi. Siyasi hırsı 17 Ağustos’taki parlamento seçimlerinde bu kez başbakanlığa soyunmasına yol açtı. Yine yenildi.
Yerine seçilmiş rakibi, bugün başkanlık yetkilerini parlamentoya iade etmiş durumda. Tamil sivilerin kamplarını ziyaret edip savaş travmasının yaralarını sarmaya çabalıyor.
***
Dünya Rajapaksa’yı otoriterlik, nepotizm ve yolsuzlukla anıyor. Ülkesini Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 173 ülke arasında 165’inci sıraya düşürdü. WikiLeaks sızıntılarına da geçen Tamillere karşı savaş suçları, kuvvetle muhtemel ki eylülde yayımlanacak BM raporunda yerini alacak. Sri Lanka ise mega yolsuzlukların soruşturulması, sivil darbe girişimi, hukukun ve kamusal özgürlüklerin tesisi, Tamillerle uzlaşma, anayasal reformlarla cebelleşmekte. Daha ibretlik örnek mi olur...
Ceyda Karan: 
Cumhuriyet

BUNLARI YAZMAK CESARET İSTER DE, ANLAMAK İÇİN DE ADAM OLMAK LAZIM!

Bunları yazmak ..
Bunları yazmak ..
 Ve insan ”Kadın değil, Keçi boynuzuyuz! Sayelerinde çırılçıplak geziyoruz memlekette. Gözlerini, sözlerini eksik etmiyorlar çünkü üzerimizden. Ne kadar giyinsek de fark etmiyor, kafalarında hep çıplağız biz. Kıyafet özgürlüğümüz elimizden alındığı gibi, bedenimiz de bize ait değil.
Memelerimiz var mesela; ama bizimle alakaları yok. Başbaka’nın şiddetle tavsiye ettiği üzere, doğuracağımız üç çocuk için, kutsal ailenin yapıtaşı, kutsal süt ünitesi onlar. Emzirme sutyeniyle sıkı sıkı korunsun, uslu uslu otursunlar. O kadar! Olur da elbisemizin penceresinden aksilik yapıp görünmeye kalkarlarsa vay hallerine! Elinde kumanda, kanal kanal gezen iktidar partisinin genel başkan yardımcısı düzeyinde muhatap alınıp kovulurlar.
• • •
Vajinamız var mesela; ama vajina dememiz ayıp. Böbrek, dalak gibi bir organ ama Başbakan yardımcısı tarafından yüz kızartan sözcükler listesine alındı. Yumurtalar izin verdiği sürece ayda bir kanıyor, adına regl deniyor ama o da ayıp. Kısık sesle ‘halam geldi’ dememize izin var. Bu eşsiz benzetmenin çıkış noktasını bulmak için geleneklerimizin karanlık dehlizlerine dalmaya hiç niyetim yok. Ama bu regl öyle ayıp bir şey ki, ramazanda toplum içinde yemek yiyen başörtülü kadınlar böylece regl olduklarını ilan etmiş sayıldıkları için, elbette ki bir erkek tarafından kınandı. Başörtülü bir kadın ramazanda oruç tutmuyorsa vajinası kanıyordur çünkü, misal şeker hastası olma ihtimali bu kafa için fazla bilimsel.
• • •
Dudaklarımız var bizim. Kırmızı çok yakışıyor. Ama işte, erkek üzerinde bir kilo keçiboynuzu yemişcesine afrodizyak etkisi yaratabileceğinden, THY’de kurum düzeyinde tartışıldı. Hostes kırmızı ruju sürünce ne olacak, servis yaparken, demli çay isteyen yurdum erkeğinin aktive olan testosteronu, kalbinde meydana getirdiği ritim artışıyla bedenini titretip, sıcak bardağı üzerine dökmesine neden olacak! Kırmızı rujuyla, “içecek ne alırsınız efendim” diyen kadının dudaklarının arasındaki bu büyük tehlikeye “dur” demek elbette yine erkeklerin işi.
• • •
Özgürlüklerimiz için sokağa çıktığımızda, devletin polisi saçımızdan sürükleyip, vura vura kalçamızı kırdığında, adı hatırlanmayan, -aslına bakarsanız gerek de duyulmayan-, Başbakan tarafından “ bir tane ‘kız’ mıdır, ‘kadın’ mıdır artık bilemem” olarak seslendiği insanlarız biz. Ya üzerinden etiketi sökülmemiş yeni bir tişört, ya paketi açılmış eski bir hediye… Çok afedersiniz o yüz kızartan vajinanın içindeki zar da bizim değil elbet, erkeğe sunmakla yükümlü olduğumuz, bize emanet edilmiş hazine o.
• • •
Eşşek gibi çalışırız ama emeğimiz bizim değil. Merdiven altlarında, pencere pervazlarında güvencesiz, üç paraya çalıştırılıp görmezden geliniriz. Kadının yeri evi tabii de, mecburiyet olunca… Gerçi iki ucu kakalı çomak! Kadınlar iş aradığı için işsizliğin yüksek olduğu, bakan düzeyinde ciddiyetle öne sürülmüştü. En iyisi gözden ırak olsunlar, erkeklerin istemeyeceği işleri yapsınlar, bir de çok kazanıp şımarmasınlar. Mazallah kendimize güvenimiz falan gelir, başlarım böyle hayata deyip, çekip gideriz! Gerçi bu asiliğin de çaresine bakılmış. Sokak ortasında öldürülmemizin önünde pek bir engel yok. Cezası, ‘namus temizliği’ne davetiye… Tahrik indirimi memleketin erkeklik haklarının en iyi avukatı.
• • •
Biz varız ama, biz bize ait değiliz. Başbakan düzeyinde dillendirilen kürtaj yasağı, “anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, anası ölsün,” şeklinde başkent belediye başkanı düzeyinde ve “tecavüze uğrayan doğursun, devlet bakar,” şeklinde de bakan düzeyinde ele alınmış; ancak dibin dibi olarak tanımlanabilecek olan açıklama, görevi insanlığa karşı işlenmiş suçları araştırmak olarak belirlenmiş meclis insan hakları komisyonu başkanından gelmişti. “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur.”
• • •
Onlar, günde beş kadının öldürüldüğü, son on yılda kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığı memleketimizin iktidar temsilcileri. “Biz karısını kırk yerinden bıçakladıktan sonra sokak ortasında bırakan bir ahlaksız kocayı bu güne kadar duymamıştık” diye şaşıran Bülent Arınç’ın yol arkadaşları. Bugünlerde bir hayadır, iffettir almış yürüyor. Sıfırlanamayan paralarla, kirli ortaklıkla, özgürlüğü ve hayatı yalan dolanla elinden alınmış insanlarla, öldürülen çocuklarla, çekirdek gibi çitlenen işçilerle, tabutu bedeninden ağır çeken Berkin’le, onun acılı anasını yuhalatmakla falan ilgili değil. Mesele kahkaha; ama durum gülünç değil.
• • •
Kadınlar toplum içinde kahkaha atmasın, demek; kadın katillerinin “güldü, tahrik etti, vermedi, öldürdüm” savunmasının temelini oluşturuyor. Bu, komşumuz X efendinin ağzından dökülmüş bir saçmalık olsaydı, karşısına geçip katıla katıla güler, kapısını çalıp “kim o?” dediğinde, vajina der eğlenirdik. Ama değil… Bülent Arınç, AKP’nin kadına bakışını temsilen yaptığı konuşmayla gündemi değiştirmiyor, aksine on iki yıldır hiç değişmeyen kendi gündemlerini hatırlatıyor. Örtülü, örtüsüz bütün kadınların vücudunu, gözleri ve sözleriyle yıllardır çıplaklaştırmaları hiç gülünç değil, aksine çok korkutucu. Haramdan, kıyımdan değil de, vajinadan utanıp kahkahayla irkilen bir zihniyetten ve her gün kadınları hedef alan bu tacizden nasıl kurtulacağız? Asıl soru bu.”
Bunları yazmak cesaret ister de, anlamak için de adam olmak lazım!
Gözde Bedeloğlu
birgun.net

PKK yöneticisi Duran Kalkan HDP’nin yaptığı ‘hata’ları saydı, ‘özeleştiri’ye çağırdı

Özgür Gündem’de Adil Bayram mahlasıyla yazan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, HDP’ye yönelik eleştirilerini sürdürdü.
Parti yönetiminin 7 Haziran seçimleri sonrası yaptığı hataların HDP’yi siyaset yürütmede zayıf ve etkisiz hale getirdiğini savunan Kalkan,“Başta HDP olmak üzere tüm demokratik güçlerin seçim sonrası sürece özeleştiri temelinde yaklaşması ve gereken dersleri çıkarması şarttır” dedi.

Katliamları önleyemeyen bizleriz
duran kalkan

‘Özeleştiri başarının anahtarıdır’ başlıklı bugünkü yazısında çatışmalı süreçten sorumlu AKP ve MHP’yi sorumlu tutan Kalkan, şöyle devam etti: “Ama onları engelleyemeyen ve dolayısıyla mevcut katliamları önleyemeyenler de bizleriz. Bu gerçeği görerek hepimizin özeleştirel yaklaşım göstermemiz gerekir. Burada “Bizim ne suçumuz var, engel olamazdık” diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz. Eğer öyle dersek, bu zihniyet, bundan sonra da bir şey yapamayız anlamına gelir.”

‘Oylarımız emanet’ denmesi hatalıydı

Kalkan, HDP hakkındaki eleştirilerini ise şöyle sıraladı: “Örneğin, daha seçim gecesi HDP yönetiminin ‘Bazı oylarımız emanet’ demesi doğru değildi ve de hatalıydı. Doğru değildi, çünkü halkın emanet oyları diğer partilerdeydi ve HDP’nin onlardan alacağı daha milyonlarca ve hatta on milyonlarca oy vardı. Hatalıydı, çünkü bu değerlendirme seçim ardından çok önem taşıyan siyasal etkinliği zayıflatıyordu.

‘Toplum bize muhalefet görevi verdi’ belirlemesi doğru değildi

Yine HDP yönetiminin ‘Toplum bize muhalefet görevi verdi’ belirlemesi de doğru değildi ve hatalıydı. Aynı zamanda bu belirleme, ‘Seçimi HDP kazandı’ belirlemesiyle de çelişkiliydi. HDP seçimi kazandıysa, o halde yeni iktidar o demektir. Burada oyun ve vekil sayısının azlığı veya çokluğu önemli değildir, önemli olan siyasi etki ve gelişmenin yönüdür. Bunun da HDP’de olduğu açıktır.

AKP-CHP koalisyon göüşmelerine öncülük edilmeliydi

HDP yönetiminin, yine AKP ile seçim sonrası o denli karşıtlaşması ve ‘CHP-AKP hükümet kursun, biz destek verelim’ demesi de hatalıydı. HDP olmadan CHP ile AKP’nin bir hükümet kuramayacağı ve kursalar bile bu hükümetin demokratik değerinin olmayacağı açıktı. Yani CHP-AKP hükümet kurma çalışmalarının içinde HDP de olmalıydı ve de buna öncülük etmeliydi.”

Ders çıkarmak şart

Bu hataların seçimde çok başarılı olan  HDP’yi, seçim sonrası siyaset yürütmede zayıf ve etkisiz hale getirdiğini savunan Kalkan, “Bu nedenle, başta HDP olmak üzere tüm demokratik güçlerin seçim sonrası sürece özeleştiri temelinde yaklaşması ve gereken dersleri çıkarması şarttır” dedi.

Şırnak'ta özel timler tarafında işkence yapılan baba ve 3 oğlu hastaneye kaldırıldı

Şırnak'ta özel harekat timlerinin işkence yaparak gözaltına aldığı Mehmet Bilir (65) ile oğulları Lokman, Ali ve Mustafa'nın durumu kötüye gidince İl Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak, müşahede altına alındı.
Şırnak'ın Vakıfkent Mahallesi'nde, özel harekat timlerinin baskın sonucu işkence yaparak gözaltına aldığı Mehmet Bilir (65) ve oğulları Lokman (32), Ali (25) ve Mustafa'nın (30) durumu kötüye gidince hastaneye kaldırılarak, müşahede altına alındı. Baskın sonrası İl Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen baba ve 3 oğlu, özel harekat polisleri eşliğinde İl Devlet Hastanesi'ne getirildi. Hastanede müşahede altında tutulan 4 yurttaşın, işkenceye maruz kaldıkları ve vücutlarının çeşitli yerlerinde kırık ve ezilme izlerinin olduğu görüldü.

‘Ak Saray’ için ‘haramsaray’ diyen Özkes: Hz. Muhammed yaşasa saraya giderdi

Daha önce ‘Ak Saray’ olarak da bilinen yeni cumhurbaşkanlığı binasını ağır sözlerle eleştiren eski CHP’li, yeni bağımsız milletvekili İhsan Özkes fikrini değiştirdi. ‘Ak Saray’da düzenlenen 30 Ağustos resepsiyonuna katılan Özkes, “Peygamber yaşasaydı saraya gelirdi”dedi.
Fotoğraf: DHA

Geçen yıl yaptığı bir konuşmada, “Cumhurbaşkanı’nın Atatürk Orman Çiftliği’nde yaptırdığı ‘Ak Saray’ aslında ‘Haramsaray’dır’. Çünkü her bir köşesinde vatandaşın cebinden alınmış paraların izi vardır” sözleriyle ‘Ak Saray’ı eleştiren İhsan Özkes, “Hz. Muhammed yaşasaydı bu saraya girmezdi” demişti.
O günlerde hükümetin ahlaksız bir Müslüman tipi yetiştirdiğini savunan Özkes, dün gerçekleştirilen 30 Ağustos resepsiyonundan sonra fikrini değiştirdi.
Fotoğraf: DHA
Fotoğraf: DHA
Resepsiyona katılmasını Twitter üzerinden eleştirenlere cevap veren Özkes, “Hz. Muhammed yaşıyor olsa saraya girer miydi? Bu akşam hissettim kesinlikle girerdi. Çünkü orada sünnetten emareler çok” dedi. Özkes ayrıca, yaşasaydı Mustafa Kemal’in de saraya geleceğini iddia etti.
İhsan Özkes dün yaptığı açıklamada da, CHP’den istifa etmeden önce AKP’yi çok eleştirdiğini ve bundan üzüntü duyduğunu açıklamıştı.



7 Haziran seçimlerinden sonra İstanbul Milletvekili olarak Meclis’e girdiği CHP’den istifa eden emekli müftü İhsan Özkes, jet hızıyla hükümete yakın Yeni Şafak gazetesine de bir mülakat verdi.
“Dış ve iç odaklar şöyle bir şey kurguladılar; ‘HDP’yi yüksek bir şekilde barajı aştırırsanız AK Parti tek başına iktidar olamaz.’ CHP de bunun baş aktörü pozisyonundaydı” diyen Özkes, CHP’nin, AKP ile koalisyon kurmak istemediğini ve bu yüzden oluru olmayan şartlar öne sürdüğünü iddia etti.
Özkes’in mülakatından bazı satırbaşları şöyle:
Kimi CHP’liler de ülkeyi Sayın Erdoğan yönetmesin de kim yönetirse yönetsin diye düşünüyorlar. Hatta düşmanın bu ülkeyi işgal etmesini ve yönetmesini neredeyse Sayın Erdoğan’a tercih edecek durumdalar.
Elbette benim kültürümün, yaşantımın, kimliğimin en çok örtüştüğü taban AK Parti ve MHP tabanıdır.
Tayyip Erdoğan düşmanlığı, CHP’yi PKK dostluğuna götürüyorsa durup düşünmek gerekir. 7 Haziran’da HDP ile işbirliği yaparak AK Parti’yi sallayan CHP’yi ben de istifamla salladım.

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers