8 Eylül 2015 Salı

AKP’yle münakaşa; Sen de dinle Türk Ulusu!



“O dağlar o teröristlerden temizlenecek. Bu kadar.” Zaman ve yer mefhumunu yitiren Başbakan’ın devletin önüne koyduğu bu hedefin saçmalığını Türkiye’de yaşayan herkes biliyor.

O dağlardaki “o teröristler”in 17 milyonluk bir halkın “siyasi temsilcisi” olduğunu, “Kürt tarafı” olduğunu bu devlet 2007’den beri kabul ediyor. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin aldığı 6 milyon oy da “o teröristlerin” arkasındaki halk desteğinin bir başka kanıtı; bunu da herkes biliyor. Herkesin bildiği başka şeyler de var: AKP iktidarının başat rol oynadığı Suriye iç savaşı, KCK’yi Suriye Kürdistanı’nda “savaşan bir devlet”e dönüştürdü. Savaşan bir devlet, yani ordusu olan, uluslararası politika sahnesinde kürsüsü olan, silah alımı ve dış ticaret yapabilen, vergi toplayabilen ve bütün bunları dış saldırılara karşı savaş halinde sürdürebilen bir devlet. Kobane direnişi PKK’nin savaşçı kapasitesini çok kısa bir süre içerisinde muazzam boyutlara sıçrattı; Türkiye’deki bütün Kürt şehirlerinde iyi donatılmış bir milis yarattı. ABD’nin Suriye ve İran’ı hedef alan saldırganlığı İran’la PKK (PJAK) arasında, yeni dengelere de uyum gösteren bir ateşkesi doğurdu. PKK, Güney’de ve Doğu’da güvenlik koşulları oluşturmuş, Batı’da devlet haline gelmiş, Kuzey’de ise muazzam bir halk desteğine ve 35 yılın en yüksek savaş kapasitesine sahip bir “askeri-siyasi-diplomatik gerçek” artık.

Bugün PKK’ye açılan savaş bu gerçeğe karşı açılan bir savaş. Dünya, böylesi bir gerçek güç oluşturan, nüfusları binlerle ölçülen etnisite veya dinsel grupların dahi savaşla yenilemediğini gösteren örneklerle doluyken, PKK’yi, yani silahlanmış ve topyekün bir ulusal direniş duygusuna sürüklenmiş Kürt halkını “yenmenin” mümkün olmadığını bilmemek, anlamamak mümkün değildir.

Ortadoğu’nun bugünkü fiili haritası da, Türkiye Kürtlerinin bugünkü siyasi haritası da aklı başında bir “devlet yönetimi”ne tek bir şey söylüyor: Kürt sorununun çözümünden kaçamazsınız ve Kürt sorununu artık yalnızca PKK’yle çözebilirsiniz. Hangi savaşı çıkarırsanız çıkarın; ister Kürt kentlerini bombalayarak, ister Türkiye’de Kürt-Türk iç savaşını başlatarak, ister Kandil’i uçaklarla vurarak, isterseniz hepsini birden yapıp yanına başka savaş usulleri de katarak savaşın, herhangi bir savaş tekniğiyle alt edilemez bir gerçekle karşı karşıyasınız.

Cizre’deki kuşatmanın Diyarbakır’da, Van’da, hatta Esenyurt’ta, Bağcılar’da, Sultanbeyli’de, Halkalı’da, Ümraniye’de IŞİD’in Kobene kuşatmasından daha hafif hissedileceğini ve Kürdün yaşadığı her yere yayılan bir ayaklanmayı ateşlemeyeceğini düşünebilmek akıl kârı mıdır? Böyle bir Kürt ayaklanmasıyla nasıl baş edeceksiniz; etnik soykırımla mı? Emin misiniz? 17 milyon Kürdü bire kadar kırabileceğinizi ve sizin tek telinize zarar gelmeyeceğini mi sanıyorsunuz?

Çıkartacağınız bir Kürt-Türk iç savaşının başta İstanbul olmak üzere her yerde devleti dinci-ırkçı faşist çetelerin oyuncağı haline getireceğini ve bu çetelerin Türkiye’de Kürtlerin koloni halinde yaşadığı ve ilerici demokratik Türk muhalefetiyle kaynaştığı her yerde yenilgiye uğrayacağını bilmiyor musunuz? 1978-80’de faşist terörü yenilgiye uğratan anti-faşist direnişin bu halkın hafızasından silindiğini mi sanıyorsunuz?

Zap’tan Kandil’e dağı taşı bombalayarak hiçbir askeri ilerleme kaydedilemediğini defalarca görmediniz mi? Gerilla’yı hava saldırılarıyla yok edebilen bir devlet gördünüz mü?

Kürtsüz bir Türkiye nasıl mümkün değilse, PKK’siz bir Türkiye de artık mümkün değildir. Türkiye’nin barışa ulaşabilmesi için “devlet aklı”nın bu gerçekle barışması zorunludur.

Bu gerçekle barışmanın akla uygun iki biçimi vardır: Birincisi, Kürtleri siyasi sisteminizin dışına çıkarmak; yani tıpkı Suriye Kürdistanı’nda olduğu gibi Kürtlerin kendi ana vatanlarında kendi devletlerini kurmalarını sineye çekmek ve onunla barışmak (bunun için de doğal sınırlarına çekilmiş Türkiye’de kalmayı tercih eden Kürtlerin ulusal-kültürel varlığıyla barışık bir “kültürel demokrasi”yi benimsemek). İkincisi, Türkiye’nin siyasi rejimini, PKK’yi de içine alacak ve “düzene sokacak” yeni demokratik bir Anayasal sistem oluşturmak.

Peki siz ne yapıyorsunuz? PKK’yi, bütün Kürt siyasi tarihinin gördüğü en güçlü siyasi Kürt örgütünü gücünün, birliğinin, silahlanmasının, halkla kaynaşmasının en yüksek noktasında yok etmeye kalkışıyorsunuz! Daha önceki “askeri çözüm” politikalarının aptallığı, sizin bu aptallığınızın yanında “çocuk saflığı” gibi duruyor!

Ama hiç de saf değilsiniz! İktidarınızı kaybetmenin öfkesiyle delirmiş ve bütün bir Türkiye toplumunu delirtmek üzere olabilirsiniz. Ama hiç de saf değilsiniz! PKK’yi yok etmek, Kürtleri ezmek ve susturmak için savaşmıyorsunuz! Türkleri ezmek ve kendinize mecbur etmek için bu savaşı çıkardınız! Kürtler tepelerine yağdırdığınız bombalara, keskin nişancılara, kuşatmalara karşı direnebilir ve direnecek. Ve siz Türkleri ezmeyi ve kendinize mecbur etmeyi başardığınız zaman Kürtlerle yeniden masaya oturacaksınız. Yani Kürtlere karşı savaşınız, Türkleri yendiğiniz zaman bitecek! Türkleri yenmeniz için yoksul Türk çocuklarını Kürt isyancılarına kitleler halinde öldürtmeyi yol olarak bellediğiniz anlaşılıyor.

Kısacası sorun, Kürtlerin yenilip yenilmeyeceği değil; Türklerin AKP’ye, mezhepçi ve ırkçı faşizme yenilip yenilmeyeceğidir!

Savaş açtığınız Türkler, Haziran 2013’te ayaklanan ve Haziran 2015’te “mezhepçi-muhafazakâr Türkiye” hayalinize sandıkta son veren Türklerdir. Çıkardığınız savaşla işte o Türkleri zapt-u rapt altına alacak resmi ve sivil faşist terör devletinin kanatları altına sığınmak istiyorsunuz. Selefiniz Türkeş, devrimciler faşist terör şebekelerini sokaklardan süpürürken askeri imdada çağırıyor, “sıkıyönetim” çığlıkları atıyordu. 12 Eylül geldiğinde yardımcısı, “fikrimiz iktidarda biz hapisteyiz” demişti. Şimdi de siz, “fikrinizi” iktidarda tutabilmek için saray cuntanızla Türkiye’yi adım adım askeri bir darbeye doğru götürüyorsunuz. Bir askeri darbe rejiminin size muhtaç olacağını, tıpkı 12 Eylülcülerin MHP’ye ve MSP’ye yaptığı gibi sizi de “derinden derine” kollayacağını düşünüyorsunuz. Sağın sizin şahsınızdaki siyasi ölümünün önüne geçmeye ve bu yolla ikbalinizi korumaya çalışıyorsunuz.

Ama Türkler de Kürtler gibi onurlu bir halktır ve karakol beslemesi çakalların sahte kabadayılığından, goygoyculuğundan etkilenerek sizin osuruklu kucağınıza sığınmayı reddedecektir!

Gün PKK’ye silah bırakma çağrısı yapma günü değildir. Gün, bu çakallar, bu hırsızlar cuntasını yıkma günüdür.

Kanın durması için tek bir çözüm vardır:

Saray cuntası yıkılmalıdır! Saray cuntası yıkılmalıdır! Saray cuntası yıkılmalıdır!
Ferda Koç

Ferda Koç

Ferda Koç

sendika.org

 

Subscribe to our Newsletter

Contact our Support

Email us: Support@templateism.com

Our Team Memebers